Konunun Yazdırılabilir Versiyonu

Konuyu orjinal formatında görmek için buraya tıklayın

Yedinci Gemi Forum _ Edebiyat _ Lordlar Kamarası

Gönderen: carlitos Apr 9 2008, 10:20 PM

ah.. bu başlıkta kendimi buldum diyor ve incilerimi döküyorum izninizle cool.gif


tanrı "kadını" yarattı

Ve tanrı “kadını” yarattı!

Zordu kadını yaratmak,
Cesaret isterdi,
Kapkara göz isterdi,
Delilik de lazımdı belki biraz,
Kararlı olmalıydı yaratan.
Tutku isterdi bir hamuru kadın olmaya ikna etmek,
Sanatkar inceliği ve bir filozof titizliği gerekliydi şekil vermek için,
Zira salt bir vücutla olunmazdı kadın,
Beynin ve kalbin mimarı da olmalıydı tanrı..

Ne çoktur değil mi kadının tanrıları?

Her bir tanrısına karşı dikkatli olmalı,
Dikkatli yaşamalıdır kadın.
Utanmalıdır hatta kimi zaman kadınlığından,
Ki kendisini kadın kılan bir başka kadın bile değildir.

Ne diyorduk efendim,
Zordur işte kadın olmaya karar vermek,
Bile bile lades demek.
Öyle garip, öyle zor ama o kadar çekicidir ki..
Sanırsınız ki o zamana kadar sizi alaya alan hayat,
O andan sonra sizi el üstünde tutacaktır.
Ya da, sanırsınız ki
O zamana kadar üstünüzde eğreti gördüğünüz rol
Tam da oturacaktır üstünüze istediğiniz gibi,
Kendi mizansenleriniz ve kendi kelimelerinizle..

Sonradan anlarsınız,
kimsenin bilmediği bir gerçeği
Ne kadar yaşayabilirsiniz ki?

Her fırsatta bir suçmuş gibi karşınıza çıkmaz mı kadınlığınız?
Tedirgin etmez mi sizi farkındalığınız,
Vücudunuzdan utanmaz mısınız,
Kadınlığınızın getirdiği zorunluluklardan bıkmaz mısınız?
Kişi, kendisi istediğinde olamıyor kadın işte,
“Hayat” nasıl uygun görüyorsa, ne zamansa o doğru zaman,
“işte”, diyor “şimdi kadın oldun, çocuk ne zaman?”

Nasıl da vakur oturur tanrı köşesinde,
Bilir de, görmek, yaşamak istemez yarattığı sorumluluğu,
Kaçaktır, korkaktır kimi zaman kadının yaratanı
Yapayalnız bırakır kadınını,
Acısını, geçtikten sonra paylaşır,
Yaşını, kuruduktan sonra dindirir,
Sözünü sustuktan sonra dinler..
Her tanrı, kadınını yaratana kadar tanrı,
Kadınını kadın ettikten sonra yavaş yavaş bir sanrıdır..

Yüktür kadın olmak,
Güç gibi gözükür ya,
Zordur tüm benliğinde
İçi düşünce dolu, gözyaşlarından bir kale taşımak.
Gariptir, eninde sonunda rutubet kokacak düşüncelerde yaşamak..

Kadınım, neredesin? diyor tanrı işi düştüğünde,
Cevap veriyor kadın: buradayım.
Tanrım! Neredesin? Diyor kadın acizliğinde,
Cevap bekliyor hala, "nerede kaldın?"

<12.03.07/ptsi/22:03-22:35>

Gönderen: carlitos Apr 9 2008, 10:50 PM

gül ile müsemma

Bekliyorum.
Oturmuş tek başıma,
Alıp düşüncelerimi yanıma
Karanlığın arasındaki ışıklarda
Kendimi arıyorum.
Döküyorum önüme ne varsa aklımda,
Teker teker çözmeye çalışıyorum.
Daha çok sormaya,
Daha az bulmaya başlıyorum..
Bekliyorum..
Burada öylece oturmuş bekliyorum,
Kalkıp sana gelmektir tek korkum ya
Ben de nafile bekliyorum..
Uzaktan gelen sesin var fonda.
Biraz yorgun, belki sıkkın
Ama canlı, emin.
Fonda müzik, ardında sesin…
Biliyorum ki “şu anda” kıvrıldı dudakların
Belki yere baktı gözlerin kaçamak
Ve gülümsedin.
Görmesem de her hücresiyle hareketlendi bedenim,
Tanıdım ya sesinden gülümsemeni,
İhtimaller sardı yine çevremi..
Her vazgeçişimden
Seni her gördüğümde tekrar vazgeçmem gibi,
Gülümsemelerle elim sende oynamak gibi..
Gülüşüm sende,
Aklım sende
Beni gülümseten şey sende.
Belki de gülüm sende,
Veriyorum her rengimi sana,
Her rengimden taç yapıyorum başına,
Yol yapıyorum yaprağından,
Her yaprakta ayrı kokuyorum,
Her dikenimi kendime batırıyorum,
Her damla kanımla besliyorum seni..
Gülden adam oluyorsun elinde olmadan,
Bir sen oluyorsun farkında olmayan..
Gül sürü anlam yüklüyorum sana,
Güneş her doğduğunda daha dik açıyorum,
Yeter ki bul beni..
Ben sadece bekliyorum,
Bundan gayrı gelmez elimden
Zira, ben geldiğimde sana gelmezsen bana
Korkarım bir daha olmaz gül adıyla müsemma..

29.11.05/Salı/23:21

------------------------------------------------------------------

Garip.. İlginç ve zavallı ya da.
Nereden başlayacağımı bilememek ve başlasam da, konudan ne kadar çok sapacağımı ve kendi içimde kaybolacağımı bile bile girdim şu işe.

Eleyebildiğim ya da elediğimi sandıklarım dışında önümde daha seçecek çok şey var. Yahut vazgeçecek.
Kendine acımasının insana fayda sağlamadığını biliyorum artık, en azından benim için geçerli değil. Kabullenmeli kişi, yapmaya çalıştığım gibi.
Her kabullendiğini sandığı anda yıkılmalı belki de benim gibi, aslında hiçbir zaman kabullenemediğini anladığında her şeyi; yaşamını..

X X X

Ah.. Büyüyorum.. ve aklım da büyüyor. Tanrım! Ne acı ama! Bir noktadan başlayarak, genişleyebildiği kadar genişliyor insanın düşünceleri. Ancak, bu sınırsız büyümenin bir yerinde, bizim olan şeyin, bizim bilmediğimiz ve dahi “herhangi” bir yerinde bir son belirleniyor ve orada her şey “puf”. Nereye kadar büyüyebileceğini kestirememek ne kötü. İlla büyüyeceğini bilmek ve bunu herhangi bir yerde durduramamak hayli enteresan..
En azından seçebilsek sonu, kendimiz için o zamanın da “en iyisini” bilebilsek. Belki erken olsa, belki geç ama her ikisinde de vazgeçmiş olsak bir şeylerden.. Nihayetinde “bizim” olsa ama…

---------------------------------------------------------------------------------------------

Gönderen: carlitos Apr 10 2008, 08:54 PM

Değil...

Boşluklar arasında
Çizgilere basarak,
Nispet edercesine boşluklara,
Çiğneyerek sınırları,
Sınırları sınayarak,
Sömürerek etrafında ne varsa,
Her yere temas edip,
Her şeyin içinde olarak,
Sınayarak sınırları,
Edep kuralları dışında,
İnsan olmanın çok ötesinde,
Var olmayı hak etmeden,
Başkalarının çizgilerinden
Yürümek..
Gitmek başka bedenlerin yolundan
Zorla,
Girmek yollarına,
Onlarla yürüyormuşçasına,
Çizgileri paylaşıyormuşçasına,
Hissettirmeden,
Ağır aksak,
Usulca tecavüz etmek bedenlere..
Her sınırda iz bırakmak
Kendin hiç tozlanmadan
Başka vücutlarda yaralar açmak..

Değil;
Her tecavüzden zevk almaz beden,
Yolları boşluklara değişmez her zaman,
Her seferinde zaferi olmaz acıtmanın…

Bekleyelim…
Görelim…

6.03.06/p.tesi/17:15

Gönderen: carlitos Apr 12 2008, 01:30 PM

Herneyse...

bazen içim acıyor,
tenin bana değse de değmese de,
yanımda olduğunu hissedersem;
tenim yanıyor,
içim acıyor konuşursak,
susarsak;
kanım durmuyor,
aldığım her nefes,
kokun da varsa içinde;
ağlatarak giriyor bedenime..

bazen yüreğim titriyor,
düşünmek, an geliyor, yoruyor,
zor geliyor kabul etmek,
değişsin istemek,
ama asla değiştirememek..
yüreğim titriyor bazen gelince yanıma sen,
ellerim buz kesiyor,
tırnaklarımdan sessiz kanlar akıyor,
içimden birileri çıkıyor
sıcağımı aldığında sen,
yapışıyor yakana,
haykırıyor yüzüne,
korkmadan sarsıyor..
biliyor, nafile belki ama
en azından ruhun görüyor..

içim titriyor,
üşüyorum,
hiç ısınamayacağım sanıyorum,
mosmor olmuş dudaklarım;
korkuyorum,
üşüdükçe, yanıyor bedenim
sıcak ve soğuk kavuşunca birbirine bedenimde
sen hem soğuğunla hem sıcağınla geldin diye,
paramparça oluyor içim,
tarifsiz acılarda bedenim,
kıvranıyorum gözler önünde
perişan haldeyim,
herkesin gördüğü,
herkesin sakladığı,
hiç konuşmadığı,
acılar içinde bir beden..
kanıyor,
üşüyor,
üşüdükçe; titriyor,
titredikçe; daha da kanıyor,
kanadıkça; acıyor,
acıdıkça; kana kana kanıyor..
heryerlerde, herkesin gözü önünde
birlerce beden,
binlerce parçaya bölünüyor,
kan gölü oluyor ortalık da;
kimse kendinden fazla umursamıyor...


27.02.06/ptsi/23:10-23:42

Gönderen: carlitos Apr 12 2008, 11:49 PM

Porno-Grafik


Kat kat derime rağmen üşüyorum,
Çıkardım kılıflarımı
Değmesinler tenime diye,
Tenime senden başkası dokunmasın diye,
Attım hepsini bir kenara;
Üşüyorum..
Ne ellerim ısınıyor,
Ne de ısıtabiliyor kollarımı..
Bacaklarım değdikçe birbirine,
Dudaklarım her kapandığında,
Göz kapaklarım düştüğünde
Bir titremedir alıyor bedenimi.
Ayıbım yok,
Yaprağa gerek duymaz tenim karanlıkta,
Aydınlıkta, kapanır sanmışım kendinden,
Daha da soyunmuş meğer
Meğer gece, beni güne satmış!

Gün, her ışığıyla değiyor bana,
Okşuyor,
Her kıvrımımda geziniyor,
En olmaz yerlere dokunuyor,
Aklımı başımdan alıyor,
Öyle acımasız ki
Bulduğu her delikten içeri giriyor
Hem zevk veriyor,
Hem acıtıyor..
İşi bitince yatırıyor yatağa,
Ayrılıyor bedenimden,
Isıtmıyor,
Dünyadan dahi gidiyor..

İntikam alıyor gece,
Güne sattığı yetmedi körpe bedenimi
Dışarı atıyor..
Çırılçıplak yürütüyor sokaklarda,
Ayaklarım delik deşik,
Kan revan içinde,
Bir kucak diletiyor.

Adamın biri,
Sıcağından vaad ediyor
Batıyor bedenime belki ama;
Üşütmüyor,
Seviyor da değil ama;
Okşamıyor,
Bakmıyor bile gözlerime,
Gecenin fahişesiyim ya,
Üstümde salyalarını bırakıyor,
Yıkamıyor,
Dönüp uyuyor;
Yer vermiyor yanında,
Yaralarım kapanmadan henüz
Tekrar sokağa atıyor..
Üzerimde, adamın biri,
Hiç unutmayayım diye salyalarını bırakıyor.
Hep izi kalsın diye bedenimde
Binlerce çocuğu ölüyor..

Şafak vakti,
Kanayacak yeri kalmamışken ayaklarımın,
Dermanı yokken bacaklarımın,
Kıvrılıyorum bir köşeye
Üzerimde kar tanelerinden mozaikler.
Gece, mesaisi sona eriyor
Gün ve gece yukarıdan
Bu küçük, çırılçıplak fahişeyi seyrediyor..
Canları çekiyor ama
Ruhsuz bir bedenle sevişmek
Günah sayılıyor..


25.01.06/Çarşamba/17:28-17:49

Gönderen: baronio Apr 13 2008, 12:02 AM

Sevgili Carlitos, tüm yazılarınızı büyük bir heyecan ve zevkle takip ediyorum. Dilerimhiç tükenmez kaleminiz. Yüreğinize sağlık. worshippy.gif

Gönderen: carlitos Apr 13 2008, 12:24 PM

QUOTE(baronio @ Apr 13 2008, 01:02 AM) *

Sevgili Carlitos, tüm yazılarınızı büyük bir heyecan ve zevkle takip ediyorum. Dilerimhiç tükenmez kaleminiz. Yüreğinize sağlık. worshippy.gif


Teşekkür ediyorum Sevgili Baronio, utandım biraz rolleyes.gif
Burada yazanları ben de takip ediyorum, biriktirip sevdiklerim için notlar düşecektim, önce davrandınız..
Neyse, toparlayamıyorum sanırım fool.gif , tekrar teşekkür ederim.

Gönderen: carlitos Apr 13 2008, 07:48 PM

Kar-ma; karışık..


Beyaz,
Kaybediyor içinde beni,
Alıyor gözümü çokluk,
Gözlerim; dayanamıyor beyaza,
Kalbim gözler olmadan devam etmiyor.

Kalmıyorum, bitiyorum..

Siyah,
Görmek istesem de göstermiyor,
Koskoca bir alanda
Harekete mahal vermeyecek gibi sıkıştırıyor sanki.
Sanki sadece onun olmamı istiyor,
Çektikçe çekiyor kendine
Çok seviyor, ama
Severken öldürüyor..

El sallıyorum kendime, uçuyorum..

Kırmızı,
Ne yapacağımı bilemez ediyor,
Hiç acımıyor,
Saç diplerimden, en edepsiz yerlerime kadar
Tırnaklarımdan, ruhuma kadar
Boyuyor.
Şeytan gibi, su gibi, kan gibi
Çoksa eğer; boğuyor..
Verdiği canla, can evinden yok ediyor..
Aşk oluyor bazen,
En güzelken en kötü oluyor, ama
Kan oluyor çoğu zaman
Bakamıyorum, midemi bulandırıyor.
Damarlarımda dolanıyor da;
Akmakla, çekip gitmekle tehdit ediyor..
Bu sefer ben gidiyorum,
Gurur belki de,
Küsüyorum kırmızıya..

Kan da tutuyor, aşk da;
Gidiyorum..

Mavi,
Gece,
Saat 10u biraz geçe,
Yukarıda, aşağıda,
Her yerde..
Beyaza rağmen tahtta,
Siyahın tehditlerine karşı ayakta..
Korkutmuyor siyah gibi,
İhtiyacın varsa yıldızlar yapıyor elleriyle,
Korkma diye sırf, ay istiyor beyazdan,
Gözlerini kapatıyor ki senin yerine
Ne istiyorsan yaşa..
Gözlerim kapandığında açılmak istemiyor,
Kendi gerçeğini yaşamak varken
Kandırılmak ağrıma gidiyor..

Madem öyle; susuyorum.
Hem de açmıyor gözlerimi
Sessizliğe gömülüyorum..


Her renkten tatmalı tenim,
Rengarenk olmalı yüreğim halbuki
Her kelimem boyamalı havayı kendi rengine,
Her düşüncemle değişmeli tenimin rengi,
Dokunduğum herkes huzur bulmalı rengimle..

Öptüğümde, rengini bana vermeli bir adam
Ve yardım etmeli bana
Her renkten, öldürmeyecek kadar koymalı,
Kokusuyla seyreltmeli,
Bir dokunmasıyla karıştırmalı tam kalbimden renklerimi…



25.01.06/Çarşamba/15:50-16:20

Gönderen: carlitos Apr 14 2008, 09:19 PM

YILDIZIN İNTİHARI

Sahil sessizliğinde
Gece yarısı karanlığında
Soğuk rüzgarların esmeye başladığı zamanda
Gökyüzünde,
Bulutların arasında bir yıldızım.
Sen bakarken tüm göğe
Ben yalnız seni görüyorum;
Sere serpe..
Belli ki canın sıkkın.
Yanında can dostunla
Uzanmış kumlara, sarılmış tulumuna
Geceye inat bir duman üflüyorsun
Anlıyorum,beni bekliyorsun.
Bir yıldız daha istiyorsun
Sadece sen göresin
Yine derman dileyesin, gerçek olsun diyorsun..
Ana avrat bir küfür savuruyorsun
Biliyorsun;
Çaresizliğini yüzüne vuruyorsun
Ve sıkıyorsun dişlerini
Akmaya can atan yaşına dur diyorsun;
Durduruyorsun.
Çekiyorsun,
Son dumanı çıkartıyor
Fırlatıyorsun uzaklara;
Söndürüyorsun.
Son yudumu da içiyor; tekmeliyorsun
Canın acıyor, hissediyorsun..
Ve atıyorsun
Buz gibi denizde, dibinde
Karanlıkta kalmaya çabalıyorsun
Korkuyorsun..
Çocuksun,
Yeniden, dönmüş gökyüzüne bakarken
Daha sıkı sarılmışken tulumuna
Ağlıyorsun..
Ben hala yukarıdayım
Yıldızım bir bulutun arkasında
Arada bir parlıyorum, görüyorum seni
Ve seviyorum seni daha fazla
Ama yardım gerek,
Biliyorum..
Haydi tut dileğini
Aşağı atlıyorum...

Gönderen: carlitos Apr 15 2008, 11:50 PM

Farklı İnsanlar

Farklı insanların ilginç hikayeleriydi okuduğum
Her hikayede değişik karakterde kahramanlar,
Her bölümde can yakan olaylar,
Her “nokta”dan sonra değişen duygular..
Doğumla başlayan, isteklerle semiren ve
“Aşk”la son bulan manik yaşamlar..

Farklı insanların dengesiz aşklarıydı yaşadıkları..
Birçok kez kırıp, daha çok kez kırılıp
kırıkları tükürükle kapayanların
bir tükürüklük aşkları…
Bir öpücüklük hasretleri,
Bir dokunuşluk istekleri,
Bir cümlelik özlemleri,
Bir kelimelik sevgileri…

İşte bu farklı insanların canlarını yakmak için,
Bencillik yapmak için, pişman olmak için,
Yalandan sevmek için, oyalanmak için,
Aldatmak için, ağlamak için
Oynadıkları oyundu aşkları..

Hayatları aşk temalı bir hikaye,
Hikayeleri; okunması yasak kitapları,
Ve yaşları aşklarıyla sınırlıydı..

Hataları, pişmanlıkları ve tüm kötülükleriyle
Kaçınılmaz sonlarını beklerdi
Aşk’ın arkasına saklanıp farklı insanlar,
Aşk’lı insanlar..

.. “Aşk avukatlık yaparken davalı insanlarına,
zaten mahkum etmişken
daha fazla ceza vermez onlara..
davacı tarafa acır en fazla
ve bir damla yaşını bırakır onlara
davalı taraf ağlamaz ama; aşk,
müvekkillerinin cezasını karşı tarafa öder yaşıyla…”



21.07.05….20:55-21:27

Gönderen: carlitos Apr 16 2008, 10:50 PM

Miz-an-sen

Dur!
Sakın konuşma, hatta mümkünse açma gözlerini,
Bakmasınlar bana her zamankinden farklı..
Hatta duyma beni sağır et kulaklarını.
Kalkma sakın yataktan,
Sakın yaklaşma yavaştan.
Çek!
uzatma ellerini,tutma öyle,titremesinler
Üşümesinler..
Bilirsin kıyamam sana konuşursan,
Hele bir de baktın mı bana konuşurken “Sen” gibi;
Yapamam..
Duyarsan beni konuşamam, konuşursam susamam
Susmazsam.. hiç sorma
Bir histeri anıdır bu, söylemeden, bağırmadan duramam
N’olur! Duyma beni;
Sana bağırırsam; geri alamam..
Kalkma, kalkma ki durma önümde öylece
Dayanamam, sarılırım sonra..
Ama farklıyız ya bu gün olmaz elimde, incitirim seni
Yapma! Yaklaşma bana lütfen
Bir seviş ister canım sonsuz..
Ama iterim var gücümle, düşersin
Kanarsın belki
Olmaz! Uzatma ellerini
Tutamam, iyi değilim, ısıtamam,
Durduramam titremesini
Geçtim, acıtırım canını belki.
Sus! Ağlama, durdur yaşını
Ağlayamam karşında,
Yapamam.
Eğer ağlarsan dayanamam
Ve ağlarsam,
Gidemem..
Unutamam değiştirdiğin dünyamı
Ama unutamam yaptıklarını..
Çünkü ben
Sağır edemedim kulaklarımı,
Kör edemedim gözlerimi,
Durduramadım isteğimi,
Zaten, sen de söylemedin ki..
Hep susardın sen bana
İsyan etmen gerekirdi,
Ama susardın..
Ne zaman ki kırıldık,
Konuştun..!
Ama sen değildin konuşan
Aşkım, bebeğim sen değildin
Sesini yükseltmiştin
Ama sen değildin, şarkı söylemiyordun bu sefer bana
Ve Gözlerin kaçmıştı uzaklara
Bana bakan onlar değildi,
Gözlerin nefret etmezdi bakarken
Ellerin bu kadar ağır olmazdı dokunurken, senin değildi ki,
Böyle sarılmazdın acıtarak,
Bu kadar soğuk olmazdın sen..
Dedim ya, zaten sen değildin..
Ama ben de senin değildim o halde!
SEN’i vururken yüzüme sevgilim
Düşünmedin beni eskisi gibi,
Tıkamadın kulaklarımı,
Kapatmadın gözlerimi,
Kanattın ellerimi,
Acıttın tenimi..
Pişman değilsin sevgiliim,
İstiyordun kırmayı,
Son öpücüğün yerine kanatarak ısırmayı
Peki, senin değilim artık
Madem sen benim değildin
Gittim..
Son sözlerimi ediyorum sana gitmeden önce
Sensiz olmadan önce
Sen pişmanlığını haykırmadan önce..
Ama inanamam artık sana
O yüzden
Dur!
Tıka kulaklarını sevgilim,
Kör et gözlerini,
Çek!
Olmasın ellerin,
Felç olsun bedenin
N’olur! Yapma! Olmaz! Sus!
Fark etme beni
Çünkü şu an bitiriyorum seni,
Dokunma bana, görme beni
Çünkü sadece aşk severdi tenlerimizi
Ve son kez de olsa duyma beni
Çünkü sadece şarkı yükseltirdi seslerimizi…


09.02.05/Çarşamba/17:16-18:00

Gönderen: carlitos Apr 17 2008, 11:02 PM

Gece-Ay-Sen&Ben

Gözlerim seni arıyor gecede.
Kokuna öyle hasret kalmışım ki,
Ve sevmişim ki seni o kadar,
Bağlamışım ki kendimi sımsıkı,
Öpememişim hani doyasıya..
Kalbim seni soruyor geceye
Geldi, bekledi ama gitti, diyor;
Rüzgarı susturdum gitmesin diye,
En parlak yıldızlarımı koydum biraz daha beklesin diye,
Attım aşağıya dilek tutsun, ümit etsin
Geleceğini bilsin diye..
Ama tutamadım onu, diyor.
Eğdi kafasını görmeyim diye akan yaşını,
Sıktı yumruklarını, susturdu isyanını,
Söylemeden hiçbir şey, bir tekme savurdu nafile
Ve gitti..
Ellerim seni arıyor gecede; nafile
Biliyor, her seferinde boşluğu sarıyor sen diye
Gitti, gelmeyecek diyemiyor ya kendine;
Gitmeden önce bıraktığın kokunu tutuyor sımsıkı,
Saklıyor içinde..
Gözlerim ağlıyor seni ararken gecede,
Bir damla yaşını buluyor,
Ama seni kaybediyor içinde,
Atmışsın ya kederlerinle birlikte benden de bir parça,
İşte o zaman kendini de yitiriyor gecede..
Gece bir rüzgar savuruyor yüzüme,
Ayaklandırıyor bütün kumları işgal etsinler diye bedenimi
İnce ince acıtırken kumlar her yerimi,
Gece beni soruyor bana,
Kaybettim diyorum.
Seni soruyor,
Gitti diyorum.
Arayacak mısın peki, diyor
Sonuna kadar diyorum..
Peki sen kendini bulamamışken henüz,
Kaybetmişken gecede,
Nasıl başkasını bulacaksın? Diyor,
Çaresizlikten ağlamaya başlıyorum,
Küçük bir kız gibi büzüyorum dudaklarımı hemde,
Hıçkırarak ağlıyorum..
Ama çocukların canı acımaz ağlarken,
İsyan etmezler, büyük olmak istemezler
Benim ağlarken çocuk olmak istediğim gibi..
Acıtmazlar canlarını..
Ay, canımın acımasına dayanamıyor sonunda
Sarsıyor şöyle bir, temizliyor beni kumlardan
Biraz su çarpıyor yüzüme,
Bulmuş beni bir yerlerden
Veriyor geriye, atıyor içime
Ve artık gitme vakti diyor,
İyi bir dostuma emanet ediyorum şimdi seni
Benim zamanım doldu, diyor.
İçim yavaş yavaş ısınırken,
Uzaklardan el sallıyor
Ve güneşi doğuruyor…


09.01.05/Pazar/19:35-20:25

Gönderen: carlitos Apr 18 2008, 11:14 PM

Tarifsiz

Haydi,
Dolaşsın ellerin tenimde
Sessizce
ve
Sevdikçe, yansın tenim arzu ile
Hissettikçe..
Öptükçe kıvransın duygular,
İstedikçe çeksin kendine,
Çektikçe saklasın kendinde,
Sakladıkça büyütsün içinde,
Büyüttükçe sevsin delice..
Çıkmayan sesimde olsun büyü
Acele sevişlerde kalsın gizi,
Bitmeyecek gibi öpsün dudaklar
Yetmeyecek gibi dokunsun
Gitmeyecek gibi baksın
Susmayacak gibi konuşsun
Sarılsın sadece, kokusu duyulsun.
Ve uykusu geldiğinde bebeğin,
Uyandırmamak için hiç kıpırdamamacasına,
Usuldan okşayarak uyutsun.
Her sıçradığında korkudan,
Daha sıkı sarsın,
Hiç bırakmasın
Ne olur gitmesin
Sadece baksın ama;
Yitmesin.
Öylece sarsın ama
Bitmesin,
Ninni söylesin belki de,
Beğenmese de sesini
Söylesin,
Uyandırmak pahasına da olsa
Öpsün,
Sarsın sımsıkı,
Söylesin aşkını,
Bıraksın kokusunu
Ama gitmesin..
Almasın sevgisini,
Öldürmesin..


19.09.05/ptsi/22:40-23-23

Gönderen: carlitos Apr 19 2008, 11:34 PM

Gri’nin Piçi

Siyah ve beyaz karışıyor içimde
Savaşıyorlar,
Olmak ya da olmamak adına,
Olamamak belki de.
Olmayı savunuyor beyaz;
Olamazsın diyor siyah..
Hiç olmama ihtimalinden korkarak beyaz
Kaçak dövüşüyor,
Umutlanmıyor asla..
Siyah, eriteceğini bile bile körpe bedeni
Savaşıyor bırakmadan..
Yerleştiği kıvrımları terk etmiyor kolay…

Yukarda güneşle ay sevişiyor
Savaşıyorlar aslında,
Biri sonsuz beyazın savaşını veriyor;
Diğeri siyahın içindeki minicik beyazın,
Denizler üstünde bıraktığı çocuklarının,
Gökte bıraktığı fahişelerinin savaşını..
Ademoğlu sevsin diye kendisini
Bir pezevenk gibi işletmemiş miydi onları?
Aşağı atmamış mıydı süsleyip püsleyip?

Ay, güneşe tutuluyor;
Güneş aya..
Ademoğlu, içlerinden biri alelade bir kaldırımda,
Olanca yağmurun altında,
Bir köpeğe sokulmuş uyurken çaresiz ve bir o kadar da pis,
Tahrik olabiliyor “güneşle ayın savaşı” pornosundan..

Siyah ve beyaz savaşarak sevişiyorlar içimde,
Acıtıyorlar olmayan renklerini,
Kanatıyorlar olmayan kırmızıyla,
Haykırıyorlar olmayan notalarda ve
Griye dönüyorlar..

Kendimi buluyorum,
Bir olup griye döndükçe siyahla beyaz
Kendime dönüyorum,
Ne beyazın safı olmak istiyorum ne siyahın orospusu..
Yeni renkler buluyorum
Yeni duygular keşfederken,
Yeni kokular duyarken,
Yeniden bir ben yaratıyorum,
Yeni bir sada oluyorum..


03.10.05/ptsi/19:25-20:01

Gönderen: carlitos Apr 22 2008, 12:33 AM

S-OLAN

Tüm içi kan içindeydi eve girdiğinde. Yok, eli yüzü değil, dedim ya, içi kan içindeydi, kanıyordu.
İçten kanıyor ve yaşama da gittikçe kandığını hissediyordu. Kandırmıştı hayat onu üzerine giydiği tüm renkleriyle, kendi gerçek rengini göstermeden.
Tecrübe dedikleri oyunlardan oynamıştı, cilve dedikleri tuzaklardan kurmuştu. Yormuştu. Dopdoluydu artık, yaşama kanmıştı. Yaşayacak bir güne daha tahammülü yoktu. Olmuştu.
Kendi gibi olmuştu ama “kendi” olmuş muydu?
Kalp kırıklıkları, dil bozuklukları, mantık hataları ile çevrelenmişti. İşte yine, kekremsi bir tat vardı aklında, aklının almadığı, kalbininse sevmediği..

Gözyaşlarıyla neredeyse çürüttüğü yastığına koydu başını, ağladı yine usulca. Ağladı yine acıya acıya, kendinden bir parça daha kopararak,yanarak,inleyerek ve sonunda bitkin düşeceğini bilerek.

Duyuyordu, tam göğsünün ortasında kocaman ve sıcak bir yük, boğazındaysa aşağı inmeyen bir yumru olarak hissediyordu. Kanıyordu. Kanadıkça ağlıyordu. Ne kanı bitiyordu, ne yaşı..

Sorguluyordu gecelerce, günlerce ve bulmaya çalışıyordu bir şeyler hayata ve yaşamaya dair. Ağır, zor, gereksiz, boş geliyordu yaşamak. Evet buna inanıyordu hem de tüm benliğiyle ve kendince biliyordu da böyle olduğunu. Belki inançsızlık, belki umutsuzluk, ümitsizlik, mutsuzluk, belki karamsarlık.. ne olursa olsun adı, anlayamıyordu yaşamasının gereğini, bulamıyordu gerekçesini.

Ve bilmiyordu neden zorla devam ettiğini. Neden kendisi için son ve kesin bir şey yapmadığını bir türlü anlayamıyordu. Dünya denen şey üzerindeki yaşama hakkından neden vazgeçmediğini bilmiyordu. Soruyordu ya, cevabını bulamıyordu.

Cesaretten yoksundu evet, yaşama sevincinden de yoksuldu.

Biliyordu, korkuları ve kalıpları vardı. Yüreği vardı, sevdikleri vardı.
Hissediyordu işte, gün geliyordu. Öyle veya böyle yaklaşıyordu.Varsa, yukarıdaki tanrı duyuyordu sesini belki, ya da cesaretleniyordu..

Oluyordu işte, yaşamın istediği gibi,
soluyordu…

Gönderen: siroguz Apr 22 2008, 10:43 AM

Kusura bakmayın araya girecceğim.
Bu duyguları böylesi bir şekilde yazıya dökmek çok zor. Elinize sağlık sevgili carlitos. Severek takip ediyorum.

Gönderen: carlitos Apr 22 2008, 09:08 PM

QUOTE(siroguz @ Apr 22 2008, 11:43 AM) *

Kusura bakmayın araya girecceğim.
Bu duyguları böylesi bir şekilde yazıya dökmek çok zor. Elinize sağlık sevgili carlitos. Severek takip ediyorum.



Teşekkür ederim siroguz, elimden, aklımdan kaçıveriyor işte.. Beğendiğinize de ayrıca sevindim.
Ama çok dereddüt ediyorum artık yazdıklarımı buraya koymakta çünkü başlık bana kaldı gibi geliyor confused1.gif

Gönderen: carlitos Apr 27 2008, 01:53 PM

AVCI

Ne yaptığımı bildiğimi
Söylemeden kimseye,
Kendime bile,
Atıyorum nereye gideceği
Belli olmayan
Adımlarımı uzaklara,
Belki de yakınlara.
Düşüyor ayağımın altından
Parçalar,
Ayak izlerimi buluyor avcılar,
Takip ediyorlar.
Bir kuruşluk kurşunla
Alıyorlar canımın birini.
“Adamın BİRİ” diyorum
bağırarak
ne hakla soluyor nefesimi,
ne hakla götürüyor canımın birini?
Ardından
Bir küfür tükürüyorum ağzımdan,
Cümleleri kirletiyorum
Ama ceza almıyorum;
Açık havada kahpelik ediyorum!!
Son kez bakmaya çalışırken
Avcımın ardından
Dizlerimin üstünden doğru
Savruk bedenimi,canımın birini
Seyrediyorum.
Avcı bilmiyor, kimse bilmiyor
Ama buruk bir gülüşle
Kalan parçalarımla ben
Derin bir nefes alıp,
Gözyaşlarımı haykırıp,
Anka kuşu misali
İyileştiriyorum açık,
Üç kuruşluk kurşun yaralarımı…


21.07.’04/çarşamba

Gönderen: carlitos Apr 27 2008, 06:18 PM

Efendim, http://forum.yedincigemi.com/index.php?s=&showtopic=285&view=findpost&p=20794'da siroguz'a da dile getirdiğim üzere, başlığı tekelime almışım gibi hissediyordum.

Bunu gören Yedinci Gemi moderatörlerinden BuRnOuT bana edebiyat bölümüde böyle bir konu açabileceğimi söyledi. Böylece ben kendimi daha iyi hissedeceğim hem.

Ne diyordum efendim, işte bu başlık altında, karaladığım şeyleri sizlerle paylaşacağım. Amaç madem paylaşmak, sizler de istediğiniz noktada yazdıklarıma yorumlarınızı yazabilirsiniz.

sevgiler diyor ve ekliyorum;



ÖZGÜRLÜĞÜN BEDELİ

Bir martıyım gökyüzünde
Gökler benimmiş gibi salınırken,
Süzülürken kanatlarımı açıp
Dedikleri gibi özgür olduğumu sandım..

Herkes toplanıp giderken bir yöne
Ben “özgürüm” dedim,
Kanatlarımla her yer benim dedim
Gitmedim, oraya gitmedim
Başka taraftı yönüm ama yinede uçtum.!
Kanat çırpmaktan yorulunca açtım kanatlarımı
“Gittiği kadar” dedim, uçtum
yanımda kimse yoktu ama
yalnız kaçtım..
Kaçtım, kaçmakmış meğer yaptığım
Sandığınız kadar özgür değilmişim
Gök ben çoğunluk olduğumda, büyük olduğumda benimmiş.

Uçtukça üşüdüm, üşüdükçe düştüm
Meğer,rotam varmış
Belliymiş yolum
Seçilmiş bile evim..
Buralarda hava soğuyormuş meğer,
Sıcaklar çekmeliymiş beni,
Başka seçenek yokmuş ki,
Soğuk öldürürmüş beni,
Yalnızsan eğer kabul etmiyorlarmış minik bedenini
Yalnızsan kimse kanatlarıyla ısıtmıyor seni
Saran olmuyor sıcacık..
Rüzgar da düşman oluyor
Esiyor inadına dön dercesine;
Yağmur okşamaktan vazgeçiyor
Acıtarak, kanatarak atıyor damlalarını.
Bulutlar bile kabul etmiyor ki tutunayım,
İzin vermiyorlar biraz soluklanayım..

Göklerin özgürlüğü de yalanmış yani.
Özgürlüğüm,
Sürünün peşinde, sınırsız sanılan gökyüzünde uçabilmekmiş sadece
Özgürlük kanatlarımmış,
Yerden yüksek olabilmek demişler özgürlüğe
İstediğin her yere gidebilmek..

Biliyor musun ki ayaklarını kestin mi yerden,
Çıktın mı gökyüzüne,
İstediğin yere de gitsen
Yukardan bakmaktır tek şansın..
Yere basmayı özlersin ama
Hatırla:
Sen teslim ettin ayaklarını..!

Sonunda,
Yorulduğunda kanat çırpmaktan
Bir nefeslik açtığında kanatlarını,
Süzülmeye bıraktığında kendini
Ölüyorsun çaresiz..
Bedenin ya bir uçağın penceresinde kalıyor
Yada bir kurşunla düşerken aşağıya,
Tüm umutlarını tüketmişken
Zaten yorulmuşken, hali yokken devam etmeye
Kanıyla suya karışarak
Veya
Tümden toprak olarak dönüyor yeryüzüne
Sadece,
Sadece yeniden
Yere değmeyi bekliyor..
İstiyor son kez,
Özlüyor, özlemişti ya, özlemine gidiyor
Göklerde olmanın sonu bile yerde geliyor..


26.09.04/Pazar/00:05-00:43

Gönderen: carlitos Apr 28 2008, 08:14 PM

ERİMEK ÇARESİZ

Ölüyorum..
Ama günahlarım çok fazla;
Acı çekiyorum..
Cezalarla bitiyor mahkum ömrüm.

Son görüş günlerini bekliyorum,
Görüş-emediklerimi istiyor yüreğim,
Bilmediklerimi arıyor benliğim,
Yapamadıklarımı istiyorum,
Yaşamak istediklerimi…
Bir mektup beklerken yardan,
Bir de ince türkü tutturmuşken hasretlik,
Cıgaram elimde;
Eriyorum…

Bekliyorum aslında, hazırım
Sevmiyorum ki yaşayayım,
İstemiyorum ki devam edeyim..
Ama can bir anda çıkmıyor,
Almıyorlar adamın canını hemen
Cezaysa ceza
Suçsa suç.
İşkence ediyorlar,
Gülüyorlar,
Bakıp gidiyorlar.
Yalnız, çaresiz, çocuk gibi bırakıyorlar
Üşütüyorlar;
Çırılçıplak soyuyorlar,
Yaralıyorlar ve
Karla kaplı, buzlu avluya bırakıyorlar..
Hani çok severdin ya kardan adam yapmayı
“al” diyorlar “kar”,
“kardan adam yap”..
“kan’dan adam” yapıyorsun çaresiz,
yaralarından sızan kan ile
kirletiyorsun, mahvediyorsun en sevdiğin şeyi..
yaralarına parmak basıp
kırmızıdan, kanından kaş-göz yapıyorsun..
hani en sevdiğin şey ya, dayanıver diyorsun.

Daha bitiremeden sokuyorlar içeri
Örtmüyorlar üstünü,
Koğuşuna atıyorlar sadece;
Çekip gidiyorlar..
Başını dayıyorlar cama zorla
Kandan adamını seyrettiriyorlar.
Ve sen izlerken acı içinde, yas içinde
Gözlerinin önünde bir tekme atıyorlar;
Yerle bir ediyorlar…

Ve üstüne basa basa gidiyorlar hayallerinin..

Korkutuyorlar,
Üşüdüğün yetmiyor, karanlıkta bırakıyorlar.
Korkularını hatırlarken zifiri karanlıkta
Bir su şapırtısı eşliğinde uyuyorsun..
Ve yetmezmiş gibi bir de
Deliriyorsun..
Hani susmazdın ya hiç
İşte daha çok şarkı söylüyorsun..
Hala üşüyorsun,
Hala korkuyorsun, ağlıyorsun
Hala bekliyorsun
Ama ölmüyorsun..
Ölemiyorsun ki..
Giyip üstüne bi parça şey
Yatıyorsun yatağına ve
Dilinde aynı hasretlik türkü
Hiç gelmeyeni bekliyorsun..
Bekliyorsun,
Gelsin istiyorsun,
Bitsin diyorsun
Ama zaman geçiyor ve sen
Eriyorsun…!



….16.10.2004cts/17-18

Gönderen: carlitos May 10 2008, 05:57 PM

İnsanlar büyüyünce hayalleri küçülür mü?

“insanlar büyüyünce hayalleri küçülür mü” diye sordu küçük deniz..

hayaller değildir belki küçülen. İnsan, kıra kıra hayallerini, artık içinde tutmayı, sımsıkı sarılmayı ama sanki yokmuş gibi davranmayı öğreniyordur belki..
benden yapılmış hayal kırıklarım (sizden yapılmış hayal kırıklarınız) batıyor içime.. ben batıyorum bana.. beni batırıyorlar bana.. küstürüyorlar can’ı can’a..
bir can diğerine küstü mü, yarım kalıyor insan, kişilikten çıkıyor. Gel, diyor; barışalım artık..
her can kanıyor kana kana, kırıklar acıtıyor daha da olmayınca yanında “ben”..

“biz büyümeyelim hiç, olur mu? Yüffen…” dedi küçük gül.


Sırf hayalleri uğruna büyümemeyi seçmek kimin işi ola ki? Değer mi senden başkasının bilemediği, söylesen de inanmayabileceği, söylesen de sesli olmayabilecek bir şey için? Gerçeğimiz, eğer, hayallerimiz, rüyalarımızsa nedendir zamanla kavgamız, nedendir yorgunluklarımız, nedendir canımızın acısı? Sonumuz belliyse eğer niyedir “boşa” çabamız..
Büyümek ellerimizde midir kaderin alnımızda olduğu gibi.. göremediğimiz ama kabul ettiğimiz. Sineye çektiğimiz..
Açıyorum ellerimi defalarca..
Seyrediyorum avuç içi çizgilerimi.
Kimi zaman da allah’a dua ediyorum açıp ellerimi.. düşünüyorum da, bu da mı bir tuzak yoksa? Ben her elimi açtığımda büyüyor muyum yoksa farkında olmadan? Hayaller ağızdan çıkınca yok mu oluyorlardır acaba? Karışabiliyor muyum yani havaya?

“büyümeyelim hiç bebeğim, hiç..” dedi küçük deniz..

ah.. bakıyorum, bakıyorum, arıyorum, yok! Damarlarını bile ezberledim kendiminkilerden bihaber. Ellerin ne de sıcak..
Her tuttuğumda elini büyüyoruz biz.. zamanla husumetimiz de yok ama hep bizden önde gidiyor kerata, yanımızdan yürümüyor asla.. geceleri veriyor bazen bize; yetmiyor..
Durmadıkça zaman, içimizden kaçıyor büyü-mek.. hayallerimiz?
Sonunu bildiğimiz için, günü kurtarmaya o kadar kaptırmışız ki kendimizi, hayallerimiz ağlıyor bir köşede.. oyuncak hayaller kuruyoruz bazen iki sandalyenin arasına, yemek vakti geliyor; bozuluyor.. biri hayallerimizin üstüne oturuyor..
kimi zaman bizi de kucağına alıyor birileri.. seviyor, okşuyor, gelişen bedenden dem vuruyor, küçüğüne hasret duyuyor.. günü geçtikçe bir şeylerin, yaşlandıkça o şeyler, insan küçüğünü arıyor, körpe halini, en canlı halini, ilk hallerini..
dayıyoruz burnumuzu boynuna; eskisi gibi kokmuyor..
hayallerle birlikte; kokular da kayboluyor.. insan kokusunu da mezara götürüyor..

“akıtmaktan yaşlarımı, görmez oldu gözlerim..” dedi küçük gül..

Hayli pusluydu etraf ve ıslaktı her yer. Sarsılıyordu dünya.. patlamadan önce direnir ya düdüklü tencere; sıkıyordu kendini öyle..
Deprem olmuştu herhalde ve dalgalar gelmişti her yere ve etraf yıkılmak üzereydi sanırım..
Bu yüzden ölüyordum her halde. Yok şöyle diyeyim.. canım acıyordu ve acımı dindirmenin yolu ölüm gibi görünüyordu.. her şey senaryoya uyuyordu, sanıyorum ölüm geliyordu..
Boğazımda bir yumruk oturmuş kalmıştı, nefes almamı engelliyordu ve göğsüm sıkışıyordu.. beynimde akan kanın damarlarda dolaşmasını izliyordum adeta, kalbim kafamın her yerinde atıyordu. Yeni yollar keşfediyordum dolaşırken kanımda. Canım daha yanıyordu çoğu zaman, küçücük olmuştu damarlar, etraf sarsılıyordu..
Sonunda buldum yolumu, iki seçenek vardı çıkmak için, böldüm ikiye, atladım aşağıya..
Kanım şeffaf olmuştu çıkarken dışarı.. “yaş” diyorlardı ama ben kanıyordum.. biliyordum, çünkü ben de akıyordum. Süzülürken tenimden ıslatarak her yeri, kokuları da alıyordum yanıma. Deniz kokusu vardı her yerde, okyanusa karışmak için daha da, daha da kanıyordum..
Ölmüyordum ama.. Başım, damarlar patlamak istiyorlardı ama olmuyordu..
Deprem benim depremimmiş, dalgalar oyuncak adeta. Sarsıla sarsıla kanıyordum.. Akıyordu yaşlarım her yerime, bulunduğum her yer şahit olmuştu yaşlarıma. Hem gülüyor katıla katıla, hem de ağlıyordum hıçkıra hıçkıra.. şahitler bakıyordu anlamsızca. “oh” diyorlardı, “sonunda”. Ekliyorlardı bir de “ama, neden”..
Sinirler, dans ediyorlardı var oldukları her yerde, onca şahidi bulmuşken ve hazır kendileri de iyice gevşemişken daha da abartıyorlardı, bir kere ele geçirmişlerdi ya; bırakmıyorlardı..
Ne diyordu “bedenim, benden itikam alıyordu”..

“..biz iyi miyiz peki?” diye sordu küçük deniz.

Nasıl da buluyordu kişiler birbirlerini.. yürekler değil hem de sadece, beyinler de seçiyordu eşlerini.. kişi karşısında “öteki” ni görünce ürküyor şöyle bir, büyüleniyor sanki, korkuyor kimi zaman, en gerçek orda oluyor, en güzel onunla gülüyor, onu yaşıyor, onunla kaybediyor kendini ağlayarak -sadece ona bırakıyor kendini, ondan başkası değmesin yaralarına diye, zayıf yerlerine bakmasın kimse diye, sınırdan geçmesin herkes mahremine diye-.. onunla oluyor işte, bir oluyorlar, “onlar” oluyorlar “biz” diyorlar.
Sürekli dalgalanma halindeki grafikleriyle, kimi zaman yorulsalar da (duygusal yorgunluk daha fazla bitkin düşürür insanı. Tenine merhem sürebilirsin de hem, ama aklına, yüreğine..?)
bilmek, güvenmek de diyorlar, inanmak da kimi zaman, iyi geliyor kişilere.. bu da yorgunluk mu canım? Diyorlar, geçiyorlar..
.
.
.
Ama iyiyiz biz.. aramızdaki dengeyi sağladığımız zaman daha da iyi olacağız.. sen bana eğileceksin konuşmak için, ben sana eğileceğim..
İyiyiz biz.. Arada ağlıyoruz ama ıslak kalmıyoruz, rutubet yapmıyoruz..
O kadar büyüğüz ki, kimi zaman heybetimizden korkuyoruz belki de.. hani devler gerçek değildir ya, inanamıyoruz belki de.. sürekli kanıtlamak istiyoruz, kim bilir..
Biz biliriz.. Bizi..


“sevgiyle” birleşti küçük deniz ve küçük gül.

Sora sora bulduk Bağdatımız’ı, soru işaretinden anahtar yaptık.. sevgimizle süsledik her yeri ve sevgimizden koktu her yer..
Sen varsan günler daha umutlu oluyor, acılar, korkular, göz yaşları daha anlamlı oluyor, farkındalığım artıyor sen varsan, varlığımı hissediyorum.. varsan.. varsak..

Yorgundum, ben de yıpranmıştım, aktı yaşlarım, bir depreme daha direndi bedenim.. sakinim. Konuşacağız sanırım birkaç kelime daha.. sonra..

Şimdi yatmaya gideceğim.. kokun var yatağımda.. içime çekip uyuyacağım. Ağlamayacağım..


“Seni seviyorum” dedi küçük gül..
“tuttum” dediğini duyar gibi oldu küçük denizin..




14.06.06-15.06.06/ 23:13-00:54/

Gönderen: carlitos May 11 2008, 11:50 AM

İÇ’TEN YAŞAMAK

Yok.
Karşılığı yok düşündüklerimin, düşlediklerimden başka.
Aklımdan geçtikleri gibi dökülmüyor kelimelere imgeler.
Anlatamadıkça kelimeler, yük oluyor gözlerime sesler,
Yaş oluyor gözlerime heceler.
Dökülüyor gözlerimden sessiz harfler,
Hıçkırıklarım tamamlıyor boşlukları,
Ağlarken ben, metinler yazıyorum sayfa sayfa,
Dökülürken ben, yaratıyorum içimi dışarıya,
Yırtıyorum içimi ağlarken,
Haykıramadıklarım çıkarken yaşlarımla dışarı,
Parçalanıyorum içimden içimden..

Ne düşünceler dökülebiliyor kelimelere,
Ne de hislerim vücut bulabiliyor kelimelerde..
Öylesine yok etmişim ki kelimelerimi,
Öyle yaşamışım ki her şeyi ta içimden,
İçimde bir ben büyütmüşüm görünenden ayrı.
Konuşmak gerekiyorsa o konuşuyor,
Haykırmam gerektiğinde o bağırıyor benim yerime,
Cümlelerimi o kuruyor,
Tepkilerimi o veriyor,
Kahkahamı o atıyor..
Ben, dışardan suskun görünüyorum işte sadece,
Aslında ben; içimden konuşuyorum.

İçime akıyor gözyaşlarım çoğu zaman,
Ben kendimi güçlü sanıyorum, onlar bana güçlü diyorlar..
İçimde yaşanıyor da zelzeleler,
Ben öyle sakin duruyorum, onlar bana olgun diyorlar,
Ölgün oluyorum, yılgın kalıyorum ben..

Görmek istediklerine inanıyor insanlar,
Ben, içime bakacak birini arıyorum,
Karanlığımdan ürkmeyecek,
Aydınlığımı kirletmeyecek,
Kanımdan tiksinmeyecek,
Yaralarımın üstüne basmayacak,
Düğümlerimi herhangi bir yerinden kesmeyecek,
Önce, beni sadece anlayacak, dinleyecek birini.
Gerekirse tıkayacak burnunu kokuma alışana kadar,
Hani tıpkı benim yaptığım gibi,
Sonra eli yüzü kan içinde, ben düğümlerimin içinde kaybolmuşken,
Bir çift yardımcı el olacak düğümlerimi çözen..
Havada kalmayacak ya da yerden aşağıda olmayacak;
Benimle ayakları yere basacak biri..
Gözleri, kulakları, elleri olan biri.
Gerçek biri.

Tanrım çok zor, yaşlarıma dışarı akın demek çok zor
Hakkını vererek ağlamak, yeni doğmuş bir bebeğin ciğerlerine aldığı hava gibi yakıyor canımı,
Kelimelerimi dudaklarımdan söylemek çok zor,
Seslerim var çünkü benim, kelimelerim yitirmiş kimliklerini,
Kendi dilimi yaratmışım kimse anlamayınca beni,
İçimde bir şey yaratmışım ben gibi,
Kenetliyor çenemi, konuşturmuyor beni, “sen istedin ya” diyor,
Kemiriyor beni…
Şimdi, kelimelerimi duyurmak istiyorum.
Ama o kadar inanmışım ki kelimelerin silah olduğuna
Ve o kadar acemiyim ki onları kullanmakta,
Korkuyorum cümlelerimden.
İçimden kitaplar yazıyorum da, dışarıya bir inilti çıkıyor sadece, bir gülümseme ya da..
Halbuki korkuyorum.
Korkumu anlatabilmek istiyorum, konuşmak istiyorum,
Sadece söylemek...



27.01.2007/ctsi/ 18:17-19:04

Gönderen: carlitos May 12 2008, 10:12 PM

Kara-r

Kararsızlıklarımın içinden bir karar bulmam gerek ve
kıvamında olmalı sanıyorum. Ya kulak memesi gibi ya da sütü iyi ayarlanmış kahve. Belki de yeterli miktarda ölüm olmalı içinde.
Ölümüne tutunarak ne kadar yaşayabilir ki insan? Şöyle diyelim ya da
insan, yaşayan değil midir zaten? Her gün, bir gün daha yaşamış olan.
Peki, her gün, bir gün daha ölen?
İnsan müsveddesi diyelim haydi ona da.
Şu halde, bir gül, insan müsveddesi olmaktan öteye gidemiyor desenize.
Bir karalama işte. Deneyip deneyip yanılma. Ama hep yanılma.
Tutunup tutunup düşmek. Ellerinden olmak her seferinde.
Hepsinde, tekrar tekrar yaşamak aynı acıyı. Sonunda ruhundan olmak.
Hel elsiz, hem ruhsuz kalmak işte.
Ya da; hem “el” hem “ruh” olmak. El gibi. Ruh gibi.
Es gibi. Boşluk gibi. Boş.

Kendine bile dokunamadan nereye kadar, söylesenize bana?
Ya da hep kendine dokunarak nasıl olacak bu yaşama sanatı?
Elleri olmadan nasıl dokunacak kendisine gül?
Ölçüyü kaçırıp acıtacak işte her seferinde kendisini.

“anlamsız” diyor ortaçgil. Desin. Ne de güzel desin.

Tüm gecesini ağlayarak geçirdi gül bir kez daha. Tekrar elinden oldu, ruhsuz kaldı.
Ruhu olmadan ağlayamaz da gül. Dikenlerini batırır sadece orasına burasına.
Yaşını sileyim derken gözlerine batar dikenleri. Sonra kanar tüm gece.
Kansız kalana kadar.
“insan” olmamayı becerebilene kadar.

“the woman in you” diyor Ben Harper. Desin varsın.

“even angels need love too”.


Kokmuyor bile yahu. Hayat kokmuyor bile. Kötü bile kokmuyır yani.
Nasıl hissedeceğim ben yaşadığımı?
Kandırma sanatı diyoruz galiba buna. Kendini sürekli kandırma sanatı.
Sonra, her seferinde kendinden daha da nefret etme hali.

Bir saatten sonra ağlanmıyor bile, ben söyleyeyim size. Salt kısık-kesik çığlıklar çıkıyor içinizden.
İçime kaçtı hayat galiba, ya da içimden kaçtı. Ve, ya geldi tam boğazıma oturdu ya da boğazımdaki, kocaman bir boşluk.
Ne demişti entelektüel birikim? Karar vermen lazım.
Haydi, karar verelim!
Haydi, bir gayret karanlık karar seçelim kararsızlıklarımızdan.
Bir de öyle görelim, bakalım nasıl olacak.

“black” diyor yahu Pearl Jam. “how can it be mine?”




14.12.07-Cuma-12.30-13-30


Gönderen: carlitos May 19 2008, 04:11 PM

diyecek çok bir şey yok, mutluyum.
yorucu ama çok güzel 4gün geçirdim.
finallerim bile canımı sıkamıyor şimdi(lik).
Pain Of Salvation da mükemmeldi ayrıca.
çok kibar, alçak gönüllülerdi. adeta bir nevi "kanka" . :)

Gönderen: carlitos May 19 2008, 04:30 PM



iyi geceler deyip
son kez bakıp
sonsuz uykuma dalmak..
sonsuz olduğunu bile bile,
belki de ilk defa huzurlu olmak..
aksak ritimler, kısır döngüler,
telaffuzu zor cümlelere inat
hissedebilmek.. bilmek..
çekip çıkarmak kalbini onca karışıklığın içinden,
ezbere bilmek duygularının tınısını,
yanındayken tanımak kalbinin atışlarını..
ve bilmek eninde sonunda yanında yatacağını,
bir çift kolun, sımsıcak bir tenin aşkla seni saracağını..
sen uyurken,
huzurlu diyardayken,
sadece sarılmışken,
sımsıkı,
sıcacık..


05/12/05/ptsi/01:09-01:17

Gönderen: carlitos May 22 2008, 06:15 PM

“Aşk körü”

Dakikaları saydım,
Minik parçalara böldüm,
Her parçayı canımı acıtana kadar küçülttüm,
Dünya’yı durdururum sandım belki,
Olmadı.
Küçük zaman dilimlerinde kesik kesik yaşadım..

Günleri saydım,
Toplanmasınlar, çoğalmasınlar diye sırf
Birbirlerinden uzağa koydum.
Ne hafta kaldı, ne ay, ne yıl..
Bir sürü gün sadece,
Kim bilir, belki “bir” gün?
Belki birgün…

Hayatı saydım..
Aşklı ve aşksıza ayırdım,
Günlere ve dakikalara böldüm,
Poşetlere doldurdum,
Dondurucuya koydum..

Kırıklarımı saydım,
Çatlaklarımın üzerinden geçtim,
Daha da derinleştiren yine aşk da olsa,
Temizledim hepsinden kirli kanı;
Aşka yer açtım..
Aşktan paramparça olmaktır bedenimin beklediği,
Beynim, ölümü aşktan olsun ister,
Aşksal hayatta, aslında ölü ama yarı-diri kalsın,
Çatlaklarından sızan kandan aşk buharlaşsın,
Sevgili koksun her yer,
Aşk, ateşini yaksın
Ve yansın bedenim,
Bir avuç küle dönsün parça parça bedenim,
Her nefesinde içine dolsun..

Seni saydım bugün,
Sayılacak kadar çoksun sende,
Lakin çokluğun kadar yoksun bende..
İstediğim zaman yoksun,
Beklesem de yoksun,
Varsın belki,
Belki korkak,
Uzak belki,
Belki yakın..
“Yak”ın..
Beni..


14.01.06/ctsi/21:32-22:00

Gönderen: carlitos May 26 2008, 09:43 PM

Anlamsız..

Uzanıp da tutamıyorsa elim
Ya da daha da beteri,
Tuttuğunu sanıp,
Var gücüyle sarılıp
Sonra boşluğu hissediyorsa;

Sözler acıtıyorsa,
Kılıç olmuş kesiyorsa,
Kanatıyorsa.
Sessizlik, öldürüyorsa.
Kelimeler kurallı cümleler yerine
En başta olma savaşı veriyorlarsa,

Hayaller hayal olarak kalıyor,
Gerçek gittikçe kurguya dönüşüyorsa.
Kurma bir oyuncağın ömrü kadarsa
Mutluluk.
Sevgi, meraktan içini açıp baktığımız için
Bozulduysa eğer,
Sevgi de yalancıktandıysa yani;

Sesler bir türlü bütünleşemiyor,
Melodi olamıyorsa,
Kulaklarımızı tırmalıyorsa eninde sonunda..
En güzel sandığımız notalar, sesler
Aslında yoksa,
Olmamışsa;

Sevgiyi, bir an önce uyusun diye
Ayağımızda sallıyorsak
Ya da nasılsa anlamıyor diye
Abuk subuk konuşuyorsak,
Başımızı ağrıtmasın diye,
Ağlamasın diye kandırıyorsak;

Gerçek olamıyorsak yani,
Sahip olamıyorsak,
Bakamıyorsak gözlerine,
Tutamıyorsak sıkıca ellerini,
İşte, nihayetinde “gerçek” olamıyorsak,
Anlamsız…

Sahip olunan her şey,
Yaşanılan dünya,
Etraftaki renkler,
En anlamlı kelimeler,
En hisli sözcükler,
En büyük yürekler,
Hepsi anlamsız..
Ve o kadar boş ki öyleyse,
Acıtıyor.
Boşluğun her zerresi
Tenlerimize batıyor.
Adını andığımız o boşluktaki her şey
Bir nefesle kayboluyor.
Bir rüzgarla yıkılıyor.


20li bir Nisan günü, 2008/ akşamüzeri

Gönderen: ggecim May 27 2008, 12:45 AM

carlitos, yazdıklarını, şiirlerini ben de severek takip ediyorum. Merak etme ve çekinme çünkü bence insanlar okuyor ama araya girmek istemiyor smile.gif . Üretime devam smile.gif

Gönderen: baronio May 27 2008, 12:47 AM

QUOTE(ggecim @ May 27 2008, 12:45 AM) *

Merak etme ve çekinme çünkü bence insanlar okuyor ama araya girmek istemiyor smile.gif . Üretime devam smile.gif


Hislerime tercüman olmuş ggecim. Bu başlığın en büyük hastalarından biriyim. Yüreğine sağlık dostum. flowers.gif

Gönderen: melisa hülya May 27 2008, 08:10 AM

Carlitos, şiirlerini okumak akşam serinliğinde denize nazır çay içip ısınmak gibi, çok başarılısın nazar değmesin diyorum.

Gönderen: carlitos May 27 2008, 04:44 PM

ggecim ve baronio, teşekkür ederim söyledikleriniz için ve sadece okuyup da kalmayıp, üşenmeden bir şeyler yazdığınız için.
beğendiğinize de mutlu olduğumu söylemek isterim.
elimden gelen, içimden gelen budur, bu kadardır dostlar.. sağolasınız

ah, unutmadan, melisa hülya'ya da teşekkür edeyim. değmesin nazar.

Gönderen: carlitos Jun 9 2008, 02:06 PM

Cesaret

Çırılçıplak karşımdasın,
Ve gece, dağınık ışıklarla beraber
Keskin ama şehvetli gölgeler olmuş bedenine
Bekliyor,
Beklediğini çağırıyor sessizce..
Teninden de çıplaksın karşımda.
Berraklığın şaşırtıyor,
İsteğin ürkütüyor,
Senin kadar saf olamamak, küstürüyor.

Akan yaşından daha temiz,
Gülüşünden daha sıcak,
Kurumuş dallarına inat
Bakıyorsun bana simsiyah.

Karanlığın titretiyor,
Susuzluğun korkutuyor,
Senin kadar güzel olamamak insanlığımı alıp götürüyor.

Titriyor sana yaklaşan her yerim,
Al yuvarlar en oynak danslarını ediyorlar senin şerefine,
Sen; şöyle bi bakıyorsun
Nasıl da istekli, ama ürkek
Ha gayret cesaretli, bir o kadar korkak
Karanlığının arasından ışıklar saçarak,
Kelimelerini gözlerinden konuşarak,
Sen şöyle bi bakıyorsun,
Baktığımı görüp,
Yanan tenimi hissedip,
Geldiğin yere dönüyorsun.

Biliyorum; istiyorsun
Gözlerini kapatıp buradan gitmek istiyorsun içimde,
Huzurla, güvenle kaybolmaktır arzun kollarımda..
Ah, biraz cesaret.
Haydi, şerefine kaldırıyorum kadehleri,
Sen diye içiyorum meyleri,
Dönerken başım,
Seni söylerken şarkılarım,
Kapattım gözlerimi,
Bekliyorum gelmeni;
Sessizce, sımsıcak,
Sanki hep benimmişsin gibi
Koynuma girmeni..


08.11.05/Salı/ 21:30-22:18

Gönderen: carlitos Jun 18 2008, 10:55 AM

...

Ne gibi biliyor musun?
Garip bir tat gibi ağzımda,
Herkes sevmez,
Garip bir zevk alırım ben,
Basitliğin güzelliği ıslanır ağzımda,
Dilim bir sürü parçaya bölünmüş,
Yutmadan ben tanımak ister onu..

Ya da hiç alakası yokken
Olmamalıyken,
Çeşit çeşit,
Belki de gaipten şeyler hatırlatan bir koku..
İçime çektiğim an her hücremi anılarla dolduran,
Kendi anılarımla, kendi beynimle beni zehirleyen bir katil..

Daha fazlası bir şarkı olabilir,
En küçüğü bir tını,
En büyüğü kocaman bir hayatı anlatabilecek bir müzikli öykü..
Şarkıdaki tek bir cümleden,
Geçtim, tek bir basit kelimeden,
Kulağımdan giren bir sesten
Gözlerime ulaşan yaşlar,
Burnumda bir sızı,
Ellerime gelen titrek ritimler,
Ve kalbimin tek kelimeyle savaşı..

Dahası yok maalesef..
Olsa olsa “biz”im gibi bir şey diyebilirim sana.
Nasıl anlatsam,
Sen olsan da olmasan da her hücremde hissetmem gibi seni.
Yanımdaysan hele;
Çığlıklar atmamak için,
Saatlerce ağlamamak,
Oraya buraya koşmamak,
Kahkahalar atmamak için,
Her sistemimin değişimine ayak uydurmak için
Kendimce gösterdiğim çaba gibi..
Senin gibi, benim gibi,
Buldum!
Belki bir çocuk gibi;
Parıl parıl gözleri, hevesi, cesareti,
Saflığı, heyecanı, oyunları gibi..
Ilıktan biraz daha sıcak gibi,
Soğuktan korkmamak gibi,
Görmemek
-görmek istememek-
ama bakmak gibi..
ben gibi işte,
sen ve ben gibi,
“biz” gibi,
aşkımız gibi,
aşkları gibi,
aşklar gibi
aşk gibi…



15.01.06/Pazar/20:32-20:51


Gönderen: carlitos Jun 18 2008, 06:22 PM

Ah...!

Ah.. çarpıyor kalbim
Her yerde seni arıyor gözlerim,
Dinliyor, ama seni duymayı bekliyor kulaklarım
Yürüyor ama sensiz gitmiyor ayaklarım…
Sen olmadıktan sonra hissetmiyor ellerim,
İsyan ediyor, çıkmıyor kelimelerim,
Düşünmüyor aklım,
Tatmıyor dilim;
Bir kere kokunu duydu ya,
Senden gayrı koku duymuyor içim..

Ah.. acıyor içim
Kalbim her çarptığında biraz daha aşınıyor göğüs kafesim,
Kırıldı, kırılacak kemiklerim..
Kalbim düşecek yerinden; tutamayacağım
Bir daha eskisi gibi hissedemeyeceğim,
Yavaş yavaş tükenecek tüm renklerim,
“Ben rengim”, tenimi morlaşan bir griye bırakacak
Dudaklarım kuruyacak, çatlayacak,
Soğuyacak bedenim,
Sen yoksun diye; çürüyecek..

Ah.. razıydım beni parça parça bölmene,
Narkozum aşktı benim,
Morfinim bir öpücük..
Şimdi üşüyecek bedenim,
Kanım kalmayacak, kırmızım olmayacak
Sen yoksun diye, üzerimde böcekler gezecek..

Ah.. “ah” bile diyemiyor dilim,
Kanım ah seslerinden boşluklarla dolu,
İçim, ah sesiyle inler,
Korkarım bu “ah” lar gün gelir beynime de gider;
Başlar ağlamaya beynim..
Akıtacak yaşı kalmayana,
Her zerremi yaşıyla doldurana kadar ağlar
Son yaşını akıtırken bile
Bitkileri hayat edinmişken kendine,
Senin aşkınla sular çiçeklerini,
Senin konunu çıkartır nefesinden;
Aldırmazsın.. bari çiçeklere can olsun aşkın…

Ah.. gel bana..
Çoğalalım her hücremde,
Batalım yeni güne her akşam,
Aşk yapalım, yakamoz olalım denizde,
Sonra doğalım, aydınlık olalım güneşle
Çocuklarımızı saçalım ışık yerine..

Ah.. n’olur bu sefer de sen gitme..


17.11.05/perş/17:35-18:06

Gönderen: ggecim Jun 19 2008, 03:42 AM


QUOTE
Ah.. çarpıyor kalbim
Her yerde seni arıyor gözlerim,
Dinliyor, ama seni duymayı bekliyor kulaklarım
Yürüyor ama sensiz gitmiyor ayaklarım…
Sen olmadıktan sonra hissetmiyor ellerim,
İsyan ediyor, çıkmıyor kelimelerim,
Düşünmüyor aklım,
Tatmıyor dilim;
Bir kere kokunu duydu ya,
Senden gayrı koku duymuyor içim..


Bu mükemmel ve hislerime tercüman olan anlatımın için teşekkürler sana carlitos.

Gönderen: carlitos Jun 19 2008, 12:32 PM

QUOTE(ggecim @ Jun 19 2008, 04:42 AM) *


Bu mükemmel ve hislerime tercüman olan anlatımın için teşekkürler sana carlitos.



okuduğun, beğendiğin ve yazdığın için sana teşekkürler ggecim.

Gönderen: carlitos Jun 20 2008, 07:07 PM


imkansız

Kalbim.. Çarpıyor;
duymazdan geliyorum.
Gözüm.. Görüyor;
kör dolaşıyorum.
Tenim.. Hissediyor;
"yanmıştım ben" diyorum.
Kokun,
nereye gitsem geliyor.
Bedenin,
her yerde karşıma çıkıyor..
En olmadık zamanda
sanki beni hissediyor,
geliyor,
yüzümü güldürüyor..
İçimden geçtiğin en imkansız anda
tanrı seni bana gönderiyor..
Ya haykırışlarımı cidden duyuyor
ya da isyanlarıma karşı büyük bir oyun oynuyor..
Hem de cezamı kendi ellerimle verdiriyor..
Kör oluyorum, hissiz kalıyorum,
kalpsiz oluyorum, koku bile almıyorum..
Ancak, korkarım iplerimden kurtulmaya başlıyorum...


01.12.05/perşembe/23:10-23:31



Gönderen: carlitos Jun 21 2008, 05:22 PM

Kül, olmadan önce kırmızıdan alevler saçar tehdit edercesine

Farklı bir dilde
İçimden gelenler;
İçimden, farklı farklı çıkıyor
Sesler..
Binbir türlü doğuyor çocuklarım;
Çocuklarım, bensiz büyüyor..
Bensiz; garip,
Garip; kimsesiz,
Kimsesiz; suskun,
Suskun; yoksun,
Yoksun…
“yok” sun,
Ben; sensiz
Hem sessiz hem renksiz,
Bazen siyah bazen beyaz
Ama en fazla gri..
Gri; hissiz
Bakmak için puslu;
Görmek için suçlu…
Suçlu; çaresiz,
Çaresiz hisleri kifayetsiz..
Parmaklıklar ardında titreyen elleri,
Dermandan yoksun dizleri,
Görmekten aciz gözleri,
Eski sevgilerden kokmuş yüreği;
Kokmuş yüreğinden korkmuş birileri..
Ve birer birer gittikçe sevdikleri,
Ruhundan koptukça “birileri”,
Birbirinin üstüne kapandıkça yaralar
‘Çok derinlerde bir tepede’
Küllerinden bir rüzgarlık kaleler yaptığı
Birileri oluyor..
Korkutuyor; nafile
Yalnız ölümü bekletiyor sessizce…!



18.10.05/Salı/16:20-17:10

Gönderen: melisa hülya Jun 21 2008, 05:41 PM

Güzel bir kitabın sayfalarını, bir güvertede martı sesleri dinlerken, serin bir akşamda okumak gibi ve ben bu kitabı yedincigemi'de okuyorum. Yeniden tebrikler, yine harika yazmışsın carlitos.

Gönderen: carlitos Jun 23 2008, 06:39 PM

@ melisa hülya teşekkür ederim okuduğunuz için ve beğenip sayfamda söylediğiniz için.





Ben, can ve sen


Gözlerimi kaçırıyorum senden,
Yetmiyor, yüzümü dönüyorum başka yana,
Olmuyor;
Sırtımı dönüyorum,
Kendimi saklıyorum senden,
Ruhumu buruşturup tıkıyorum bi kuytuya..
Parmak izlerimi yeniden çiziyorum,
Ben gibi kokmuyorum,
Göz bebeklerimi sabitliyorum,
Sana bakan rengini alıyorum gözlerimden..
Ama kaçırdıkça ben,
Yakalıyorsun en hassas yerden.
Ve değdikçe sen bana,
Canım yanıyor,
İçim acıyor.
Değdiğin yer neresiyse;
Can, orda kalıyor,
Kalp, orda atıyor...

Kendimi istiyorum senden,
Yardım et bana,
Güç ver; hayır güçlüyüm gerektiğince,
Şans ver bana, evet
İzin ver,
Önümü ben göreyim,
Ben göreyim bakınca,
Arkamdakini görmesem de
Bırak; güveneyim
Bırak, görmesem de hissetmesini bileyim..
Yardım et bana,
Seni yaşıyorum,
Seni, kendiminmiş gibi yaşıyorum madem
İzin ver ki seni benim yapabileyim..
Herkese "bakın, bu benim!" diyebileyim
Üzüntüm yapamadıklarım için değil,
Yapıp da tökezlediklerim için olsun
Kalmasın içimde hiçbir şey,
Her gözeneğine girebileyim,
Her yerinde nefes alabileyim..
Onlar sadece terlediğimde sırtıma havlu koysunlar,
Ben sokakta oynarken balkondan hiç ayrılmasınlar,
Endişelensinler, sevsinler, sahiplensinler
Ama güvensinler,
İnansınlar..
Beni benden fazla düşünmesinler,
Kocaman yumruklarıyla tıkamasınlar boğazımı,
Mutlu olmaya çalışırken ben,
Huzuru ararken,
Sadece kelimeleriyle,
Açıklaması bile olmayan kelimeleriyle
Almasınlar hayatımı benden..
Kaz tüyünden koltuklar varken,
Çivilere oturtmasınlar,
Yemesin yüreğimi haşereler..
Kelimeleri beynimde döndükçe,
Beni bana hapsetmesinler..

Yardım et bana!
Kısır dönüyorum her "yeni" sandığım başlangıcımda,
Aciz kalıyorum en acizlerin yanında..
İşte bu yüzden,
Gözlerimi kaçırıyorum, yüzümü göstermiyorum,
Sırtımı dönüyorum, kendimi saklıyorum senden,
Bambaşka biri oluyorum,
Başka birini yaşıyorum,
Yumurta kabuğundan hayallerimi kuruyorum hissettirmeden,
Kendimi alana kadar senden,
Soğuk kanlı katil misali
Başkalarında can buluyorum…
İşte bu yüzden her “ben” olmaya çalıştığımda ben,
Canımı yakıyorsun “sen”,
Saklayamadığım, ben olmaya can atan yerlerimden
Yürekler yaratıyorsun,
Yüreklerinden tutuyorsun her seferinde,
Ve her seferinde,
Bir canımı daha alıyorsun..!




03.11.05/Perşembe/12:05-13:10

Gönderen: melisa hülya Jun 23 2008, 07:07 PM

@ carlitos

Nasıl beğenmeyelim carlitos, sen hazine bulsan gözlerini kapatır mısın? gözümüz gönlümüz bayram ediyor sayende. Yüreğine sağlık.

Gönderen: carlitos Jun 24 2008, 12:59 PM



SAHNE

Ve perde açılır yavaşça..
Henüz toz kalkmamış bir sahne
Heyecanla, suskun durur öylece
Ve öylece başlar oyun
Bırakır kendini hayata,
Onu oynayanlara, hareketlendirenlere..

Ve gittikçe hareketlenir oyun
Sanki illa öyle olması gerekirmiş gibi,
İnsanın başka yolu yokmuş gibi
Sertleşir.

Ve acı,
Ve üzüntü,
Ve kopukluk girer oyuna
Sen dimdik oturmaya çalışırken koltuğunda,
Omuzlarını indirmeni gerektirir.
Belki karşı koyamazsın, kıramazsın belki de..
Oyuna direniş de girse, aşk da girse
Çok toz kalkmıştır bir kere sahnede,
Sahne aşınmıştır koşuşturmalardan.

Ve ayrılık girer sahneye
Belki doğru, belki yanlış bir kapanışı oynar yine
Ve yine perde kapanır ardından
Bir o kadar sessiz
O kadar rutin ve kayıtsız..
Ve kırmızısı o perdenin
Aydınlanmayı bekler
Yine,
Yeniden…


…/05.’04


Gönderen: carlitos Jun 25 2008, 11:57 AM




İstikrarsız caddelerin boş zamanlarını severim ben. Beni yoran kalabalıktan ziyade, o boşluk hissi tercihim oluyor, huzura dönüşüyor. Anlamlarımı, duygularımı yapıştırıyorum her yere. Böylece, her yer daha tanıdık oluyor, daha saf oluyor caddeler ve belki de daha fazla gösteriyor kirini..
Yıpranıyorum belki ama, kendime ait olmayan bu kirden dolayı yargılamıyorum kendimi kolay kolay, alışıyorum sonra. Çünkü ne caddeler benim, ne de sokakta yaşayan insanı anlayabilirim. Ben, işte sadece, kendi çapımda hülyalara dalıyorum boş görünce karmakarışık sokakları. Nasıl da büyüyorum bir bilseniz! Huzurlu gülümsemem eşlik ediyor bana, gönlümce yürüyorum.

Kalabalık caddelerde yoruluyorum ben genellikle. Üstüme üstüme geldikçe insanlar, boğuluyorum. Hızlı hızlı yürüyünce tükeniveriyorum işte. Sen sindikçe içine, inadına gelir ya insanlar, şöyle bir çarpar ya adama, laf bile edemezsin, bir özür bile duyamazsın hani. İşte, sevmiyorum onu yaşamayı. Başkalarına çarpmak bana göre değil. Gözümü karartıp yürürsem darmadağın, aldırmadan, üzülüyorum sonra.
Zor işte, onca kalabalığın içinde kendi adımlarınla yürümen, hele hele yara almadan yürümen zor..

İki kişi yürümeyi ise sormayın gitsin. Birbirini kaybediyor insan o yoğunlukta. Sımsıkı da kenetlesen ellerini, acelesi olan ya da yolunu şaşırmış biri geliveriyor, geçiveriyor aranızdan. İşte, ivedilikle birbirinizi ararken, kalabalıktan birileri oluyorsunuz bir süreliğine de olsa.
Bulduğunuzda ellerinizi ve gözlerinizi yeniden, eller tutmak için güçsüz, gözler bakmak için hayli kör oluyor. Kendi telaşesine düşüyor kişi birden. Hissetmediğini göremiyor, görmediğini de hissedemiyor işte.
Ayrı yürümeyi seçiyorlar çaresiz.akılları, yürekleri eksik belki ama hayat koşturmacasında devam ediyorlar zorunlu. Haber almak lüks, bir tenhayı bulup yürümek en güzel hayal oluyor.
Bir vakitte , bir tenhada çıkıyor karşılarına yeniden yürüme fırsatı. Lakin akıllar o kadar dolu ve o kadar tedirgin ve sevgi o kadar ayak altında ki..
Ne zaman dolar acaba cadde yeniden?

Sol el : Boşlukta gözüne gözüne girer dükkanlar insanların. Alınacak bir sürü şey beliriverir, ihtiyaçlar doğar, akıl dolar boş sokakta yürüdükçe. Tanıdıklar fark edersin ya da tanıyanlar seni fark eder boş sokakta yürürken el ele, onlarla konuşman gerektiğini, onlarla da yürümen gerektiğini fark edersin.
En boş, en tenha zamanında caddenin, aklın en dolu haline geliverir. Tez gitmek, yapmak istersin işlerini birden. Ve o anda fark edersin. Elindeki boşluğu hissedersin. Yanında yürüyenin eli kayıvermiştir elinden. Sen düşünmekten, doğru düzgün tutamadığın için ve o da sıkmaktan yorulduğu için ayrılmıştır eller. Bir panik, ardından görüverirsin yoldaşını. Elleri umarsızca sallanır ya da sımsıkı ceplerindedir, kontrolsüzce atar adımlarını, etrafına baka baka, derin nefesler ala ala, yüzünde garip bir gülümsemeyle, boş caddede yürüyordur.. Yorgunluğu belli ama son bir gayret dimdik. Boşveriyordur yoldaşın, anlarsın. Kırılmıştır da belki. E ama sen de insansın. Bir yerde, tek parça olamazsın. Düşünmeden yapamazsın. Bugünü, iki saat sonrasını, işlerini, kendini böldüğün parçalarını… Ses çıkarmazsın ama, bırakırsın yaşasın, gerekirse o söylesin istersin, “hayat” der geçersin. Ama o da biliyordur değil mi, zordur el ele iki kişi olarak yürümek? Biliyor mudur?
Neyse ne, cadde de dolmuştur zaten…

Sağ el : tedirgin olmamaya çalışarak yürürüm ben. Her zaman bulunmaz böyle zaman. Sımsıkı tutarım yoldaşımın elinden. İsterim ki beraber bakalım, beraber adım atalım, sindire sindire yürüyelim. Ama işte, ben ne kadar becerebilsem de sadece o anda ve o yolda olmayı, iki kişi yürüyorsan eğer, zordur aynı yerde olmak, bir olup yürüyebilmek. Sonunda, çabama karşılık bulamayınca, boş gözler ve elimi tutmayan bir el varsa elimde, boşveririm ben de. İçime atarım ve başlarım düğümlerimi koymaya etrafa sessizce. Bir deli oyunudur bu, yüzümde garip, yapmacıktan bir gülümseme; yaşlarımın tıpası. Döndürürüm başımı, yoldaşım fark etmiştir yokluğumu. Bir bakarım, dopdolu olmuştur işte, yeniden, beni alamayacak kadar dolu. Bense inadına boşalırım. “Hayat” derim en fazla. Kişiler farklı yürürler yolda, farklı adımlar atar, farklı şeyler görür, farklı taşlara takılıp tökezlerler. Yorulduğumu hissederim işte, içime dert olur bir de bu kadar ayrı olmak. Yorulurum da yolun bitmesidir korkum.
Heyhat, cadde dolmuştur bile yeniden. Haydi ara dur yoldaşının bir bakışını…


Halbuki nasıl da coşkuluydum ben. Ve nasıl da özlüyorum seni yanımda yokken.. Bir bilsen nasıl da kırıyor bakışların beni. Özlemi ne bakışlarında, ne sözlerinde, ne de dokunuşlarında bulamayınca nasıl da paramparça oluyorum, bomboş, anlamsız kalıyorum ben..
Ve bilirsin, nasıl da susuyorum ben…



15.01.07/ptsi/14:15-15:51

Gönderen: carlitos Jun 26 2008, 05:06 PM


diyalog

-Siyahın haşmetinde mi gizli
Yoksa beyazın şeffaflığına mı saklanmış dünyam?
İçimdeki siyahlarda mı kaybolmuş
Yoksa beyazımda görünmez mi olmuş duygularım?
Çok mu zor anlatmak?
İmkansız mı halletmek?
Şimdi de kaçış, sorular mı sormak?


Sorduğun sorulara veremediğin cevaplarda düşüncelerin,
Göğüs kafesine sıkıştırdığın yüreğinde hislerin,
Körü körüne teslim ettiğin aklında iplerin..
Aşk sözcüklerin tozlu, atılmış, kullanılmamaktan sararmış
Kelimelerin yarım kalmış,
Tam ortadan kırılmış,
Naftalin de yokmuş,
Bilememişsin,
Üç-beş güveye yem olmuş..
Şimdi ellerin yüzünde,
Ellerin kalbinde,
Ellerin ellerinde..

Hissedemedin mi kendini korkarsın,
Bir sızı kaplar içini,
Hissizlik doldurur yüreğini,
Yalnızlık sarar etrafını..
Kendine her şeyinmiş gibi dokunursun,
Özlediğin şeyleri yüklersin dokunuşlarına,
“Güvendesin” dersin.
Kıramazlar seni, üzemezler,
Yanındayım..
En azından ben, ne kadar kandırsan da beni,
Oyalasan da,
Bilirim, zorundasın “her şeye rağmen” yaşamaya..
Niye bu denli muhtaç,
Neye bu özlem,
Nedir engelleyen?
Haydi, gel etme,
Tüm arzuna rağmen başını öne eğme,
Bu sefer bari kabullenme,
Geçmişi görme,
Geleceğe güven..
İçinde biriktirmektense, susmaktansa kendine bile
Küsmektense her şeye,
Yaşamayı dene..

-Öyle zor ki denemek,
Yaşamayı sevmek,
Çok uzun zaman alır kelimelerimi tamir etmek..
Elimden tek gelen,
En kolayı da olsa, incitmeyen;
Beklemek..
Kalbimi daha da küstürmek uğruna
Beklemek..
Zira vardır elbet biri bir boşluk bulup yüreğime girecek,
Kelimelerime elleriyle şekil verecek,
Tenimle arama girecek,
Gerçek duygular verecek….




05/12/05/ptsi/21:30-23:27

Gönderen: carlitos Jun 30 2008, 03:06 PM




Minik minik cam kırıkları yağıyor bazen üzerime, ellerime batıyor, yüzümü sıyırıyorlar. Ellerim kanıyor, yüzüm çizik içinde kalıyor. Dokunamıyorum hiçbir şeye, kanadığını ilk defa gören biri gibi şaşkın kalıyorum öylece. Sonra durgunlaşıyorum acıyı hissedince ellerimde, bükmeye çalışıyorum ellerimi, daha da derine batıyor kırıklar. Gözümü kırptıkça, konuşmak istedikçe kanıyor yüzümdeki yaralar.
Öyle izliyorsun işte, kıpkırmızıyken ben karşında, suskunluğuma inat izliyorsun. Ben temizlemedikçe kırıkları ya da söylemedikçe canımın acıdığını, sen uzaklaşıyorsun sadece.
Halbuki elin elime değse kanım değil, aşkım olacak tenine bulaşan; gözlerin baksa bana ya da şöyle öpsen birkaç defa, kapanacak yaralarım daha fazla açılmadan.
Açıyorsun yaralarımı.. Sen de çıkartıyorsun malum dikenlerini ve ben cam kırıklı, sen dikenli olarak biz birleşince görmezden gelip tenlerimizi acı oluyoruz sadece içimize. Herkes görüyor da kanadığımızı, bir biz aldırmıyoruz.
Vereceğim cevaptan çekindiğin için mi, yoksa sormana gerek kalmadan söylemem gerektiğini düşündüğün için mi artık bilemiyorum, sormuyorsun da. Susuyoruz öylece. Dilsiz sanıyorlar bizi. Halbuki benim ağzım kan dolu. Halbuki ellerim acıyor.
Sonra gidiyorsun zaten.. Sen yolda uyuyorsun, ben yatağımda kanıyorum..


28.04.07/ctsi/00:04-00:36

Gönderen: carlitos Jul 1 2008, 11:28 PM

yol

Tam da düşüncemin
üstüne geldin,
çıktın karşıma.
Kızgınlığımın tam üstüne bastın
yağmur yağarken yollarımda..

Çekil yolumdan!

Yolun diğer ucunda
sen varmışsın,
bir ucunda ben,
yeniden.
Kulaklarım duymazmış,
gözlerim yerde..
Eğik dursaymış başım,
gözlerim yerde kalsalarmış
geçip gidecekmişim belki de yanından;
-belki de..?-

Lakin dürtmüş ya şeytan;
yerden yükselmiş gözlerim,
görmüşüm seni,
atlamış yüreğim bozuk yoluma,
-tam da önünde-
paramparça olmuş..
Sen karşımda,
Sen yolumda,
Ben önünde,
Kalbimin peşinde.
Bakmıyorum gözlerine,
eğiyorum gözlerimi yoluma,
kalbimi apar topar koyuyorum cebime,
Ne ellerim sana değsin,
Ne kalbim sana gidebilsin..

Hatayı ben yapmıyorum.
Madem parçalara bölüyorsun beni,
Görmüyorum seni..

Git yolumdan,
Ama basma kalbime..



16.01.06/ptsi/16:08-16:35


Gönderen: carlitos Jul 2 2008, 01:07 PM

Önüm-arkam-sağım-solum...


Hissedebildiğimden daha fazla,
dokunabildiğimden daha gerçek,
koklayabildiğimden daha yoğun,
duyumsadığımdan daha çok..
"Orada"ysa eğer
-ki nerede olduğu önemli değil-
-dedim ya düşündüğümden, düşümden daha fazla, düşünemediğim heryerde de..--
bulduğum,
dopdolu bir sessizlik içinde de olsa, huzur..
Kaygılardan, düşüncelerden uzak, huzur..
Belki ürkütüyor kimi zaman sessizlikteki huzur,
kaygılar mı sarıyor aklımızı nedir?
En sessiz anımızda, daha da sıkıyoruz ya ellerimizi;
acaba daha mı istiyoruz sevmeyi
Yoksa gitme ihtimaline mi meydan okuyoruz?
Düşünüyorum, öyleyse var!
En imkansız anda buram buram çekiyorum kokusunu içime;
öyleyse, var!
Gözbebeklerinden daha da içeri bakıyorum,
açıyor kapılarını bana;
öyleyse, ben de varım!
Elimden kaçıyor, dokunuyorum,
gözümden kaçıyor, -yeni görmüş gibi- bakıyorum,
elimden kaçıyor, sarıyorum sımsıkı,
içimden kaçıyor;
iyki kaçıyor, gidiyor, onu buluyor,
kesişiyorlar en güzel yerde,
hissediyorlar!
Hissetmek, güzel şey
güzel yeniden gerçek olmak,
nefes almak istediğin kokuyu duyarak içinde...

Buldum, sobe!
Saklanmayalım yine...



30.03.06/perşembe/15:15-15:37

Gönderen: carlitos Jul 2 2008, 08:19 PM


---

Bir yağmurlu sabah sonrasında,
Gri bulutlu gökyüzü altında,
Toprak kokusu sarmışken dört bir yanı,
Üşüten bir rüzgarın tecavüzüne uğramıştı..

Kendi halindeydi halbuki,
Akşam olmasını bekliyordu sadece,
Güneşinin doğmasını,
Düşünmeyi, yalnız kalmayı,
İnsan görmemeyi diliyordu
Ve belki biraz da sessizlik..

Müzik dinliyordu halbuki sadece,
Arada, yanından geçen tanıdık simalara gülümsüyor,
Yanında duranlarla iki çift laf ediyordu,
Masasına oturmuştu sonunda tanıdıklardan ince biri,
Laflamışlardı,
Hatırlamışlardı,
Yakın geçmişi,
Acımışlardı belki ama,
Gülümsemişlerdi..
Nasılsa güneş doğacaktı az sonra..

Nerden bilebilirdi ki hain rüzgarın onu izlediğini..
Kulağında müzik, yürüyordu halbuki.
Garip, hiç o kadar tenha gözükmemişti yürüdüğü yollar,
Bulutlar hiç bu kadar karartmıyordu etrafı
Ve rüzgar hiç sadece onun için esmemişti..
Hava sarmıştı etrafını, durmadan dönen bir hava,
Kollarından, yakasından sızan bir soğuk..
Birden kaybolmamıştı hiç daha önce
Rüzgarla yalnız kalmamıştı hiç,
Rüzgar, sızdığı her delikten soymaya başlamıştı onu,
Soğuk öpücükler konduruyordu her yerine,
Dudaklarına değmek istiyordu, boynunda geziniyordu,
Bacaklarında, kalçasında dolaşıyordu edepsizce,
Durmuyordu,
Durduramıyordu..
Ve olan oldu,
İçine girdi rüzgar,
Ilık, koyu bir his bıraktı içine,
Kusmak istedi; kusamadı,
Çığlık atmak istedi; ağzına hava doldu,
Bakmak istedi; karanlık gördü..

Kaybolarak geldiği yerden hiç kaybolmamıştı şimdiye dek,
Nasıldı bilmiyordu, ancak daha fazla hissetmiyordu,
Bitmiş olmalıydı işkence ve bu, öldüğü yer olmalıydı.

Yok olmak istiyordu halbuki sadece,
Rüzgarın ona her seferinde tecavüzü hatırlatmasındansa
Yitip gitmek..
Utanıyordu, kirli hissediyordu sanki
Ve kızgındı,
Güneşi doğacaktı halbuki,
Güneş, rüzgara izin vermezdi,
Güneş onu severdi,
Isıtırdı..
Üşümüştü o zaman da;
Güneş gecikmişti..

Dayanamadı sonunda,
Ruhunu azad etmeye karar verdi,
Yaşanmazdı içindekiyle,
Devam edemezdi hisleriyle..
Bir gece rüyasında görmüştü,
Izdırabının sebebini yaşamıştı tekrar,
Utanıyordu ve böyle yaşayamazdı..
Ve sessiz ve sakin bir uykuya dalmıştı,
Bir daha hatırlamamak üzere hiçbir şeyi..


Her şeyi unuttuğu olmamıştı ki hiç…




12.10.06/perş/20:40-21:17


Gönderen: carlitos Jul 6 2008, 09:39 PM

Sızı-


--yor ılık ılık vücudumdan hisler. Hep böyle acıtır oldu dilimden geçmeyenler. Hani kupkuru tenimi yarar da çıkışını bulur, akar durur, yakar durur..

--yor soğuk soğuk kelimeler dilimden. Ya benim dilim değil söyleyen, ya çok üşümüşüm ne dediğimi bilmiyorum, ya çok kızmışım, ya da kelimeler anlamlarından geçmiş, zamana uymuşlar..

--yor parmaklarımdan kelimeler. kalbimle iş birliği yapmışlar, karşı geliyorlar, zorla dökülüyorlar. Anlamıyorlar, acıyor parmaklarım yazarken. Bilmiyorlar, kaldıramaz minicik yüreğim aklın düşündüklerini. Bilmiyor kalbim açığa vurunca ne hallere düşecek bedenim.
Ben biliyorum, diğer yüreğim de aynısını yapmıştı. Bak, ruhum yok artık benim. Duygular sarardı onu, hep beraber gittiler.. Bir öğrenemediler alt tarafı "insan" olmayı.

--yor alenen bedenim düşünmekten. Hep yanlış olmalı mı bir yerlerde? yoksa doğru, zaten yanlış olanın içine girince yanlışlaşıyor mu?

--yor bir yerim. Adını bilmiyorum. Sızlıyor. Sızı-lı-yor. Acıyor. Acıtıyor. Uykumu bile ağrıtıyor. Yanıyor bu.



23 Ağustos, 2007 - 21:47

Gönderen: carlitos Jul 9 2008, 07:03 PM

Körebe..

İstiyor küçük kız,
Bir göz de ona baksın,
Bir el de onu okşasın,
Bir kalp de onu sevsin..
İstiyor küçük kız
Renkleri olsun sevdiği,
Resimler olsun beğendiği,
Kitaplar olsun okuduğu
Bir kucak olsun uyuyabildiği..

Üşüyor küçük kız,
Hava soğuk bu aralar,
Ve ıslak yerler
Ve pis taşlar..
Yerde ıslak ve pis taşlar,
Çıplak ayaklar,
Gögsün tam ortasında hissedilen acılar..
Hasta küçük kız,
Burnu akıyor, minik minik öksürüyor..
Burnunu, çocuk kollarına siliyor..

Gülüyor küçük kız,
Nasıl da yakışıyor gülmek,
Çocuk oluyor bazen,
Koşuyor, istiyor, soruyor,
Küsüyor, gidiyor..
Gidiyor çoğu zaman
Alamadığı cevaplardan, koşamadığı zamanlardan
Kaçıyor..
Korkuyor cevapların acımasızlığından
Ve koşarken düşmekten, kabuk bile bağlayamayan yarasının acımasından..

Hissediyor küçük kız,
Güneş terk ederken dünyayı
Issız bi soğuk kaplıyor etrafı,
Sessiz ve yorgun gidişler dolduruyor sokakları..

Bekliyor küçük kız..
Ne yapsın, bir gün görebilmeyi bekliyor..
Bir göz de ona baksın,
Bir el de onu okşasın,
Bir kalp de onu sevsin,
Renklerle yaşasın,
Üşümesin,
Kaçmasın, küsmesin
Gitmesin istiyor…
Ne yapsın küçük kız..?
Oturuyor soğuk taşa,
Açıyor minik ellerini
Ve görülmeyi bekliyor…

Belki.. bir gün…



07.10.2005/Cuma/ 18:15- 18:43

Gönderen: carlitos Jul 10 2008, 09:42 AM


Başka dünyaların şarkıları

Başka dünyaların şarkılarını söylüyorum,
Bambaşka topraklara değiyor ayaklarım,
Farklı bir yerde evim, barkım..

Aidiyetsizliklerimin tam da ortasında,
Aşk çıkıyor,
Hayat, birini çıkartıyor,
Aşk ve hayat
Beni dünyaya döndürüyor..
Sert bir iniş yapıyorum önce gerçeğe
Sonra bildik kokular geliyor burnuma,
Özlediğim şeyleri görüyor gözlerim,
Tanıdık kelimeler duyuyorum,
Bir an mutlu oluyorum..

Bir anlık mutluluğumu alıyorum yanıma
Aşkın bıraktığı izleri takip ediyorum,
Sonunu kestiremediğim bir patika var önümde;
Bilmediğim “biri” ne gidiyorum..
Tanımak, sevmek, güvenmek iliştirilmiş koltukaltıma,
Sıkı sıkı tutuyorum..
Birden sıcacık oluyor etraf,
Güven doluyor içim,
Tedirgin oluyor aklım,
Kalbim çarpıyor,
Dizlerim tutmuyor,
Dudaklarım bir yudum suya hasret sanki,
Ellerim titriyor,
Bir yorgunluk alıyor,
Heyecan sarıyor,
Ya ben çok mutluyum,
Ya da kıyamet kopuyor..

Ve biri kollarımı açıyor
“bırak göreyim kalbini rahatça,
İzin ver, dokunayım.” Diyor..
Elleriyle, yumuşacık elleriyle hemde
Usulca kapatıyor gözlerimi,
“bırak kendini” diyor,
Benimle güven oyunu oynuyor
Aklım, “neler oluyor?, dur, düşüneyim biraz” diyor
Kalbim, aşkı alıyor yanına “hadisene” diyor.
Aşk, bana alenen oyun oynuyor..

Biliyorum, bıraksam ölmeyeceğim,
En fazla incineceğim,
Taşla dolacak avuç içlerim..
Biliyorum, bıraksam, beni bir çift kol sarabilir
Sımsıkı tutabilir,
Yüreğinden verebilir,
Gözleri ilk kez görüyormuş gibi bakabilir,
Daha önce kimseye dokunmamış gibi dokunabilir,
Tüm cesaretiyle yanımda durup
Aslında tam da yanındakinden korkabilir,
Yanındaki;
Gerçek midir ki?

Başka dünyaların şarkılarından söylüyorum ben,
Karma karışık oluveriyorum her şeyimle
Eğer kollarını açmış,
Gözlerim kapalı güvenmemi bekleyen bir beden varsa karşımda..
Adımlarımı özlüyorum,
Hemen atılmak korkutuyor,
Birkaç adım ver bana,
Yaklaşalım önce,
Kokunu duyayım,
Sesini duyayım,
Hayal meyal göreyim seni,
Zira aşk güzel şey
Hele bir girdi mi benden içeri,
Gözlerimi atarım bedenimden,
Aklımı sökerim yerinden,
Zaten gelirim aşka ben..
Uçarız beraber,
Sımsıkı sarılırız,
Soğuk yaklaşamaz yanımıza,
Aynı şarkıyı söyleriz,
İki bedende ama birbirini arar,
Eşini özler halde dokunmayı bekleriz yeniden..
Yeniden,
Her seferinde daha da karışarak birbirine
Ruhumuzdan veririz..

Çabuk çabuk ama dikkatli yaklaş ne olur,
Korkutma beni,
Önce, sen gel,
Al beni,
Dur karşımda,
Bak kalbime,
Başlayalım zincirlerimizi örmeye..
Ben aşkı görmezden gelsem de,
Gelirse yanıma en duru haliyle,
Çelerse aklımı,
Bambaşka olurum..
Aşktan cesur, deliden deli
Kadından kadın olurum..
Kimse bilmez belki şarkılarımı ama,
Kalbime bir bakarsan eğer,
Beraber keşfederiz en imkansız notaları…




07.02.06/Salı/ 20:13-21:01

Gönderen: carlitos Jul 13 2008, 07:35 PM

Kah(ı)raman

Gözlerin de canı acır..
Görmek, bazen ölmektir.
Hele bir de duyuyorsa kulak,
Gördüğünü duymak ve anlamak
Kanamaktır içten içe
Ve kanadığını kusamamaktır;
Kulaklar da yara alır..

Zordur şahit olmak.
Gerçek bir yalanın
Tam da, en gerçek şahidi olmak..
Görmemiş, duymamış olmak istersin,
Kör de etsen gözlerini,
Sağır da olsa kulağın,
Ulu orta kanamaya başlar
artık özürlü kıldığın uzuvların.
Saklayamazsın.
Silmek istersin bulaştıkça üstüne;
Kanından utanamazsın.
Son çare,
Çaresiz, tadına bakarsın,
İyki kanamış gibi kanarsın.
Ulu orta,
Herkesin içinde, ama uğultulu bir boşlukta..

Gözlerin suçlu –ki gördüler,
Kulakların mahcup –ki duydular
Ve biliyorsun ki
Gözlerin acıdı,
Kulakların yaralandı,
Kanayarak öldü içinden bir şeyler..

Ve gidersin,
Acırsın ama gülersin..
Yalanın dolaylı kahramanı
Arkandan bakar,
Ne nefes alır,
Ne kalbi atar..
Sadece; elleri titrer,
Gözleri, kandan çizdiğin yolu takip eder
Hareketsiz;
Kulakları, ayak seslerini dinler
Sessiz..

Gitmen gerektiği için yürümek
Salt gitmek için
Ve
Kalması gerektiği için,
"sadece kalmak" bir yalanın içinde
Ve duyduğunu bildiğin için,
içinden içine bağırmak:
“Ne zaman hiç gitmeyeceksin?!”
“Ne zaman kalmak zorunda olmayacağım?!!” …



08.03.06/Çarşamba/14:55-15:25

Gönderen: carlitos Jul 14 2008, 05:09 PM


--

Renkli.. Ve çok daha berrak..
Umut dolu ve bir o kadar da duru…
Zamanın kendisiyle yarışmayı durmadan sürdürdüğü her “an”da,
Aklımın çalıştığı her zamanda,
Uyanıkken her daim mutluluk,
Rüyalarımda dahi huzur..
Gözlerim gözlerine değdiğinde; ışık,
“var” olduğunu bildiğimde içimde durmak bilmeyen aşk..
Anlatmaya yetmeyen kelimelerim,
Atmaktan yorulmayan kalbim,
Yanımdaysa; kırpmak istemediğim gözlerim,
Yaşamak istediğim, dahası; yaşadığım,
Daha da yaşayacağım…
Gel…
Zaten geldin ya..
Beklemekten yorulmayacağım varlığını..
Sar beni,
Bir kere hissetti ya tenim seni
Kokun olmadan eksik hissedeceğim kendimi.
Sev beni,
Kapattım gözlerimi, açtım kendimi
Salt atışında bile kalbinin, yaşıyor hissedeceğim benliğimi…



01.04.06/ctsi)18:30-18:45 beatles..



Gönderen: carlitos Jul 15 2008, 01:37 PM


Ayrılış

Şerefine içiyorum bu gece
aşkın şerefine,
kahpe kaderin ettiklerine..
Sana içiyorum bu gece,
evimin arkasındaki kuytuda,
bir kaç köpek öldüren yeter de artar
hali hazırda aşkından sarhoş bedenime..
Yapmasaydın be ketenhelvam,
bu sefer nedir sorun?
Dimdik durmak yerine karşımda,
kollarımda, her şeyinle; kalbimde,
dengesizliğine sığınmasaydın keşke ..

Almıyor aklım be bebeğim,
Neler ediyorsun sen bana?
Neler ediyorsun aşkımıza?
Nasıl olur da dönebiliyorsun arkanı,
kalbini nasıl parçalayabiliyorsun avuçlarında,
nasıl örtebiliyorsun aşkının üstünü?
Geçtim, rahat veriyor mu aşkım sana,
ve nasıl izin veriyor yüreğin beni bensiz yaşamana?

İçiyorum yudum yudum şarabı,
dudaklarım dudaklarını istiyor şaraptan sonra,
tenim seni hissetmek istiyor,
senin kokunu duymak istiyorum,
doldurmak istiyorum tüm hücrelerime,
eksik kalmış, bize karşı gelmiş,
yaşatılmamış her şeye inat,
hepsine bedel sarılmak istiyorum sana..

Alkol aşkınla beraber dolaşıyor kanımda sevgilim,
bir o aşkına merhem olabiliyor,
bir o içimdekileri söyletiyor,
sen duyamasan da; duymazdan da gelsen
haykırıyor yanlışını sana..
Sen kilit vurdukça diline, yüreğine
senin yerine o söylüyor aşkını bana..
Yudumlarca dilleniyor içimde,
hülyalarla değiyor dudaklarıma.

Kendinden geçiyor ya beden;
omuzlarım düşüyor,
ellerim titriyor ve
gözlerim, tüm isyanımı kusuyor..
Sensizliğimi atıyor içimden,
sessizliğimi kırıyor gecede,
zaafım oluyor, ayıbım oluyor,
akıyor, acıtıyor.
Seni getirmiyor ya;
yumruk oluyor boğazımda,
kesik oluyor damarlarımda,
nefes aldırmıyor, kanatıyor,
Öldürmüyor belki ama; halden düşürüyor..


Ah bebeğim,
Sen görmüyorsun ama,
ketenhelva,
kendine yasak ettiğin şehirde,
kalbi avuçlarının içinde,
paramparça, kan içinde
kadehini kaldırıyor gözyaşları içinde senin şerefine,
Bir yudum da su içiyor,
Mezeye ne hacet
İyi ki sevmişim diyor, gurur duyuyor sevgisiyle,
Kokunu hatırlıyor meze yerine…




…19.12.05/pazartesi/21:04-22:34

Gönderen: denizkemal Jul 17 2008, 02:17 PM

ben de yeni keşfettim bu bölümü(!!!) ne güzel yazıyormuşsunuz carlitos. tongue.gif

ellerinize sağlık , keyifle okuyorum yazdıklarınızı...

Gönderen: carlitos Jul 17 2008, 10:16 PM

@ Sevgili denizkemal

bunu da nerden çıkartıyorsunuz allah aşkına kuzum?! yazıyorum işte sadece, öylesine..
hem yeni keşfettiyseniz de aşkolsun size. zira aylardır yazıyorum buralarda. neyse, geç olsun güç olmasın demişler..

teşekkür ederim ayrıca, okuduğunuz, beğendiğiniz için... yaw oleyo2.gif

Gönderen: carlitos Jul 17 2008, 11:06 PM


Boya

Ağlıyorum kimi zaman. .
Tutamıyorum yani.
Öyle birikiyor ki, o kadar biriktiriyorum ki “dur!” da diyemiyorum.
Hıçkıra hıçkıra, gözüm görmeyene, yaşım akmayana kadar,
Sadece,
Ağlıyorum.
Aslında, acıyorum da bir yandan.
Canım yani, acıyor.
Taa içimde bir yer acıyor.
Canım
Ya-nı-yor.

Aramızda kalsın ama,
Ölüyorum da ben çoğu zaman.
Kimi zaman da başkalarını öldürüyorum.
Ama en çok ben ölmeyi becerebiliyorum!
Doğuyorum da sonra.
Ama kendi ölümden doğuyorum.
Çok da para etmiyorum yani.
Ayak islerimden kalıyor geçtiğim yerlerde.
En çok dolaştığım yerler simsiyah..
İçim,
Siyah.
Dışım,
Renksiz..
Boyanabiliyor çünkü.
Boyuyorum dışımı.
Simsiyah olduğu görünmesin içimin diye,
Ben, görmeyeyim
Görüp de ölmeyeyim tekrar diye
Boyanıyorum..

Tırnaklarımı boyuyorum mesela.
Tırmalamaktan pislenmiş içleri,
Tutunmaktan kanamış dipleri..
Gizliyorum işte..
Siyaha boyuyorum zaten çoğu zaman.
Kapatsın her şeyi diye.
Ya da kırmızıya boyuyorum
Kanımla kardeş diye..
En renkli o diye.

Ölürken ağlıyorum,
Ağlarken de ölüyorum çoğu zaman..
Kaç can birikmiş içimde,
Kaç canımdan olmuşum,
Kaç canım kalmış bir yerlerde,
Bilemiyorum..

Değemiyorum kendime.
Dokunamıyorum kendime.
Yanıyor tenim.
Acıyor içim.
Ta içinden acıyor bedenim.
Batıyor dikenlerim..
Kanıyor ellerim.
Kanıyor gözlerim.
Halsiz düşüyor dizlerim.
Bu son olsun istiyor yüreğim.
Kapanıyor gözlerim..
Bitiyor sözlerim..

Ağlıyor,
Susuyor,
Ölüyor..

Ölüyor işte.
Ben ölmüyorum.
Bir parçam daha ölüyor belki.
Ama,
Zaten artık benim değil ki!



18.07.08/Cuma/ 00.03



Gönderen: carlitos Aug 1 2008, 07:15 PM

Ko-Ku-nu-ko-ru-yo-rum

Hımmmmffff :
Kollarının arasındyaken çekiyorum kokunu içime ve tutuyorum nefesimi
1- gözlerim kapanıyor
2- mutlu olduğumu hissediyorum
3- huzur
4- kokunla beraber, kokunu ilk aldığım an geliyor aklıma
5- sonra, seni ilk doya doya kokladığım an
6- gece.. kaç kere..?
7- koltukta, alnımızı birbirlerine değdirip konuştuğumuz an,
8- kocaman bir gülümseme,
9- dünyanın en güzel öpücüğü,
10- beşiktaş dolmuşundaki sevinçten ne yaptığını şaşıran halim,
11- ortaköy – sarıyer yürüyüşümüz,
12- assos kumsal,
13- assos’ta felsefe,
14- ne kadar sıcaksın.. hep sıcaksın..
15- aşık ben
16- şımarık biz
17- konuşan biz
18- söyleyen biz
19- okuyan biz
20- oyun oyayan biz
21- paylaşan biz
22- ağlayan biz
23- ayrı kalan biz
24- büyüyen biz
25- ağlayan ben
26- seven biz
27- evimiz!
28- çok güzel!
29- çok değerli
30- kocaman!


Pffffff…. Gülümsemekten veriyorum nefesimi. Tutmuyorum nefesimi tekrar, dopdoluyum kokunla, yanyanayım seninle, saklandım kollarının arasına, başınla omzunun arasına..
Soğuk yine ellerim, sarıyorum seni, şöyle bir hareket ediyorsun, daha sıkı sarıyorsun, küçük öpüyorsun..

Nasıl da yerleşiyor anılar kokularla aklıma. Nasıl da güzel kokuyorsun sen. Ne güzel karıştı kokularımız birbirine..
Uyumadan gözlerimi ovuşturuyorum bazen misal, aniden irkiliyorum, geldin mi yoksa, yanımda mısın diye? Yok, öyle değil, sen kokmuş bileklerim, ellerim. Ne güzel olmuşum ben..

Uzaktayken sen, çekiyorum kokunu içime. Hımmmmmfff :

1- nasıl ağlamıştık ilk ayrı kalacağımızda,
2- nasıl sürpriz yapmıştım sana,
3- nasıl sarılmıştık
4- algidede
5- özledim
6- kocamansın
7- çok seviyorum
8- seni çok seviyorum
9- ben seni çok seviorum
10- bu, çok güzel
11- özledim
12- seviyorum
13- sevdiceğim
14- biriciğim
.
.
.
.



garip bir yaratığım ben…




ay doğduğunda burada, senden, güzel yüzünden haber getiriyor bana.
bebecik needeeee? yapıyorum, ellerimi açtığımda bembeyaz, kocaman tam karşımda oluyorsun. saklanmışsın ayın arkasına ama ben seni görebiliyorum...

buradasın..

oradayım...




..

Gönderen: carlitos Aug 7 2008, 09:31 PM

Yutkunuyorum; gitmiyor boğazımdaki yumru..

Gönderen: carlitos Aug 18 2008, 02:26 PM


mum

sakinim.
bir mum gibi karanlıkları aydınlatıyorum
ama sakince eriyorum..
usulca akıyor yaşlarım sağımdan solumdan
aşağılarda bir yerlerde birikiyorlar, kuruyorlar..
yorgunluğun sakinliği var üstümde,
üzüntünün halsizliği belki de
ya da yaşların yorgunluğu..

huzurla yanıyorum,
nur'umdan yakıyorum erirken,
sakince erirken biliyorum aslında
ne kıvrımlarım kalacak sonunda
ne de ışığım..
dümdüz kalacağım, karanlığımdan korkacağım,
sessizce ve sakince bitmiş olacağım.

bittiğimi karanlıkta kalınca anlayacak
ışığımdan aydınlananlar,
dümdüz olduğumu görünce pişman olacaklar
dokunmadıkları her yerim,
değmedikleri her kıvrımım için ayrı acı duyacaklar..
ben duygularının gerçek olup olmadıklarını bilemeyeceğim hiçbir zaman,
bilemeyeceğim nasıldır dokunulmak,
değilen her kıvrımından yeni ateşler yakmak,
yandıkça bittiğine inat,
erirken bile mutlu olmak..
bilemeyeceğim,
göremeyeceğim,
yapamayacağım,
hissedemeyeceğim,
söyleyemeyeceğim,
uyuyamayacağım,
uyanamayacağım,
susamayacağım bile..
sakinim.. uyuştum; böyle de kalacağım..
ben hep böyle olacağım,
en fazla, söndüğümde bir is haykıracağım yanık kokulu,
mum kokulu..



17.12.05/ctsi/22:57-23:40

Gönderen: carlitos Aug 19 2008, 12:34 PM


-

Hayal meyal işitilen seslerden ziyade,
Uykuyla uyanıklık arası değil;
Uyuma numarası yaparcasına,
Rüyada duymak istercesine
-ki yön verebilesin diye-
aklın gerisinden,
ama tam da kalbinden,
uzak ki yakın,
değişken ki anlamlı,
yüksek ama yormuyor,
tam da gerçek gerçek olmasına
ama hissedebildiğin kadar,
senin de söyleyebildiğin kadar,
gözlerini kapalı tutmayı başarabildiğin sürece…
Lakin,
hakimiyet ellerde değil
gözlerde olduğu sürece
ve gözler yalan da söyleyebileceği için,
çarçabuk bıraktığı için,
eninde sonunda kırpacağı için
ses, ne kadar senin?
Hayalin bile olsa;
Duyduğun, en fazla ne kadar dokunabildiğin?


“haydi, uyan görmeyi özlediğim,
gerçek olduğunda
“benim” hissedebildiğim..”


uyandığında, şaşsın imgelerin,
aklın karışsın,
başın dönsün,
titresin dizlerin,
kanın kaldığı yerden başlasın
tekrar keşfetmeye vücudunu,
kayıp kıtalardaki ruhunu..

“yeter ki aç gözlerini,
hayallerime de kırıldım,
bir de kaybetmeyeyim seni..
“buldum” demek zor belki ama
hiç olmazsa gerçekten
bir göreyim seni,
kulağımla duyayım,
tenime inandırayım, “hiç olmazsa varlığını”…





22.02.06/çarş/14:10-14-43


Gönderen: carlitos Aug 20 2008, 08:34 PM

suyundan da, oh!!

Nasıldı?
“Biliyorum, sevmeyeceksin beni.”
Ağızları bir karış açık, sanki kendi gözleri yokmuş gibi sadece yanındakin gördüğü kadarıyla yetinen; sadece yanındakinin konuştuklarıyla konuşan ve susan; kendi hareketleri yokmuş gibi sadece yanındakinin hareketlerini takip eden insanlardan (kız/erkek) haz etmemişimdir.

Platonik aşklarım oldu hep benim. Yani genelde hayatımda hep bir platon vardı. Bir b.k olduğu da yoktu aslında ama yine de kendini iyi hissederdin. Mr. Platon için giyinip okula giderdim mesela. En yakın arkadaşımla (ki genelde en son uzun süreden beri yanımda oturan/yanında oturduğum-oturtulduğum kız olurdu mecburiyetten çünkü “dışardan nakil gelen kız” idim. Hatta o çoook çalışkan çocukların! velileri bizi toplatıp ayrı sınıfa koydurtmuşlardı. Hehe. Dramatik.) bazen bu konu hakkında konuşurduk. Genelde onun da olurdu bir tane. Ya da bir çok. Zaten onun çok hayranı vardı. Neyse.
Süper gazlardık birbirimizi. “o-haaa kesssin sana baktı, çüş, inanamıyorum. Kızım sonunda farketti işte! Bence git konuş. Valla bak. Git söyle açık açık. Hayır derse nolayım. Hem istemeseydi gelip yanına oturur muydu? Kızım o kadar insan varken gelip sana sordu soruyu!”
Gazı alıp kimi zaman boyumuzun ölçüsünü alırdık kıpkırmızı suratımız ve saf yüreğimizle.
O zaman biz hala cinselliğin erkeklere makbul olduğunu sanır, bir onları mastürbasyon yapar bilirdik. Ki o zamanlar öyledi de. O zamanlar fantazimizin doruk noktası sevgilimizle bir odada başbaşa olabilme ihtimalimizdi. Gerisi yok. En fazla öpücük vardı. E bilmiyorduk ki gerisini yahu! Bu kadar ortada değildi yani.

Bizler, yani en azından benim çevremdekiler, şu zamana göre hayli yüksek bir çıtada saflığımızı uzunca süre inatla koruduk. (saflık eşit değildir bekaret).
Sevgililerimiz hakkında konuştuğumuz defterlerimiz vardı. Hayaller hep sen ben o ve o şurdaymışız, burdaymışız diye kuruluydu. Garipti işte. Güzeldi de. Şimdi düşününce bazen saçma gelse de güzeldi. İlklerdi. Onların üzerine kuruldu bir çok şey kişiliğimizde.
Yaşadıkça öğrendik diğerlerini, ilişkileri ve kendimizi.

Ha, ne diyorduk. Şapşal aşıklar. Anlayamaz, tiksinirdim resmen. Hala da çok anlayabiliyor değilim sorsanız. Yaş 22.

Sonracığıma, tepkisiz insanlara da sinir olurum ben. Ama bilseniz tepkisizlerin koşusunda en öndeyim! Yaş 22. Bekar.

Kendini ne kadar önemsersen, başkaları seni o kadar önemsiyor bunu öğrendim ben. Yaş 22. Bekar. Kadın.

Kendini önemsemediğini başkalarına söylersen, onlar seni zaten umursamıyorlar. Bir yere kadar yani. Onlar da haklı. Bunu da kendime ellerimle öğrettim ben. Yaş 22. Bekar. Kadın. Orta boylu.

Kendine güvenmekle bitmiyormuş işler. İlla karşındakine de güvenmeliymiş insan bunu da yazdım defterime. Yaş 22. Bekar. Kadın. Orta boylu. Son saç rengi: bakır.

Ne zaman kadın olacağına karar veremiyor bir kadın. Birden büyüyüveriyor. Tanrıları çoğalıyor. Bunu ezberledim zaten. Yaş 22. Bekar. Kadın. Orta boylu. Son saç rengi: bakır. Son görüldüğü kıyafet: siyah bluz, siyah renkli desenli etek, siyah bir çanta, spor ayakkabı.

Derler hani babana bile güvenme. Yok. Sen güven. Babana, annene güven. Gerisi yalan. Yaş 22. Bekar. Kadın. Orta boylu. Son saç rengi: bakır. Son görüldüğü kıyafet: siyah bluz, siyah renkli desenli etek, siyah bir çanta, spor ayakkabı. Ten rengi: esmer, güneş yanığı.

Kimse kendinden fazla umursamıyor seni. Ayağını yere bastığından emin ol. Havalarda gezmenin manası yok. Pat diye çakılırsın, canın acıyınca anlarsın. Yaş 22. Bekar. Kadın. Orta boylu. Son saç rengi: bakır. Son görüldüğü kıyafet: siyah bluz, siyah renkli desenli etek, siyah bir çanta, spor ayakkabı. Ten rengi: esmer, güneş yanığı. Kilo: annesine sorsanız manken manken.

Korktuğun şeyler başına gelir, en istemediğin şeyler hep olur, aklından çıkarma. Yaş 22. Bekar. Kadın. Orta boylu. Son saç rengi: bakır. Son görüldüğü kıyafet: siyah bluz, siyah renkli desenli etek, siyah bir çanta, spor ayakkabı. Ten rengi: esmer, güneş yanığı. Kilo: annesine sorsanız manken manken. Son görüldüğü yer: beşiktaş, üsküdar.

Oradan baktığında ufuk sonsuz gözüküyor değil mi? Yok canım. Üzgünüm. Sen al bakalım yolunu biraz. Yol aldıkça rotanın hem en ustası hem en acemisi olacaksın. Kara oralarda bir yerlerde, elbet göreceksin. Elbet. Yaş 22. Bekar. Kadın. Orta boylu. Son saç rengi: bakır. Son görüldüğü kıyafet: siyah bluz, siyah renkli desenli etek, siyah bir çanta, spor ayakkabı. Ten rengi: esmer, güneş yanığı. Kilo: annesine sorsanız manken manken. Son görüldüğü yer: beşiktaş, üsküdar. Ayrıntı: yüzde yaralar, ayak aksıyor.


Kayıp: Yaş 22. Bekar. Kadın. Orta boylu. Son saç rengi: bakır ve kıvırcık. Son görüldüğü kıyafet: siyah bluz, siyah renkli desenli etek, siyah bir çanta, spor ayakkabı. Ten rengi: esmer, güneş yanığı. Kilo: annesine sorsanız manken manken. Son görüldüğü yer: beşiktaş, üsküdar. Ayrıntı: yüzde yaralar, ayak aksıyor. Arkadaş: yok.


Aranıyor:Yaş 19. Kadın(cık). Orta boylu. Saç rengi: koyu kahve-siyaha yakın ve kıvırcık. Son görüldüğü kıyafet: siyah bluz, kahverengi pantolon, kırmızı-siyah sırt çantası. Ten rengi: buğday. Kilo: annesine sorsanız biraz verse süper olacak ama böyle de iyi. Son görüldüğü yer: gsü. Ayrıntı: burunda hızma, kalın kaş, çenede birkaç sivilce. Arkadaş: var.




20.08.08/çarş./20:15-21:31


.

Gönderen: gündüzdoğanay Aug 25 2008, 01:28 AM

Harikulade yazılar ve şiirler carlitos. Umarım mürekkebin hiç kurumaz ve hislerimize tercüman olmaya devam edersin flowers.gif

Gönderen: carlitos Aug 25 2008, 02:53 PM

QUOTE(gündüzdoğanay @ Aug 25 2008, 02:28 AM) *

Harikulade yazılar ve şiirler carlitos. Umarım mürekkebin hiç kurumaz ve hislerimize tercüman olmaya devam edersin flowers.gif


teşekkür ederim gündüzdoğanay.
Konu hisler olunca insan kendi hissettiklerinin yanından geçebiliyor mu kelimeleriyle bilemiyorum ama sanırım bir şeyler geçiyor buradan oraya. Doğruluğu-yanlışlığı bahis konusu bile değil. friends.gif

Gönderen: carlitos Aug 27 2008, 07:42 PM


İç'im

Yüreğimi sıkıyorlar..
Boğazımda yapış yapış bir sürü el.. maskeli pençe..
Ne sesim çıkıyor ne yaşım akıyor..
Söylediklerim, bambaşka dillerde;
Gözlerime pamuk tıkanmış..
Yanıyor,
Gözlerim..
İç’im sözgürültülü, görünmez yağışlı..
İç’im.. çok içimde..
İçimdekilerle, kara deliklerde..

Şimdi, yine söylen-e-memiş sözler aklımda dönüp duruyor.
Çözmek yerine defalarcasında yapıldığı gibi kesip atmak, kusurlu bırakmak..
Farkındalığım arttıkça canımı acıtıyor.. aklım; canıma kast ediyor..
Canım; laf dinlemiyor, burnunun dikine gidiyor..
Acıya merhemi bulmuş bir şekilde, tanıdık olsun diyor, ona gidiyor..
Aklıma bomboş bir meydan okuyor..
Aklım sağır, duymuyor..

İç’im dinelmiyor bir türlü..
Aklım, karışıklıklarımı tüm vücuduma taşıyor,
Kanım, daha karışık akıyor,
Kalbim düşünce süzerken kanımdan
Duygularıma yer kalmıyor..
Kalbim bile düşünüyor..
Attığını hissediyor sadece,
“evet, yaşatıyorum” diyor ama
Mutlu bile olamadan “bu senin görevin “diyor kendine.

Kalbim reddediyor..
Aklım yaşamımın –eninde sonunda da olsa- benim olacağına kendini inandırmış,
Sebepler bulup, sonuçlar çıkartıyor
“zaman” diyor hep sonunda.. “ihtiyaç, bu”
Kalbim istemiyor..
Zaman, kalbime ağır geliyor..
Zaman, kalbimden kanatarak geçiyor..

Yolumu veriyorlar bana kimi zaman,
“Al” diyorlar, “çiz yolunu, yürü bakalım”
özene bezene, heyecanla, hayallerle, şevkle, zevkle açarak gidiyorum yolumu
Önümü görüyorum sandığım anda
Tüm yolu sil baştan yürümem gerektiği buyuruluyor..

Tek başıma yürümüyorum hiçbir yolumdan..
Yanımda yolumu çizerken düşünmem gereken bir sürü “ben” den ayrı şey..
Zaten hep hatırımda olan ama her fırsatta bana kendini hatırlatan yoldaşlar..
Çoğu zaman “yük” olan yoldaşlar..
Sanki ben sırtımdaki onca yükün farkında değilmişim gibi,
Sorumsuzca açıyormuşum gibi yolumu,
Bir eşşeğe kalmış gibi rotam,
Sürekli kontrol, sürekli durdurma
Ve al sana sil baştan..
İşte, ne şevk kalıyor ne de özen..
“Alın” diyorum “çizin yolumu”
olmuyor..
Benden başka kimse nerede daha iyi yürüyebileceğimi bilmiyor,
Bilmiyor ama sormuyor,
Kendi yollarında yürütmek istiyor, orayı gösteriyor..

Ancak, elim ayağım düşmekten paramparça,
Sanki görmüyor, görmek istemiyor,
Yoluma bir merhem bırakıyor..
İşte yine zaman, kalbimi kanatırken içerden
Bari yaralarımı kapatıyor..

Gücüm tükeniyor sanki,
Daha çabuk kırılıyor bedenim,
Dokunsalar kanıyor tenim,
İçinde çığlık çığlığa bağırıyor da sesim,
Sessizliğe dönüşüyor kelimelerim söyleyeceği zaman dilim,
Ne yürüyebiliyor ayaklarım ne yürüyemediğini gösterebiliyor..
İç’im gidiyor sanki..
Uzaklaşıyor benden git gide..
Bu saatten sonra, benliğimin de farkında olduğu
Beceriksiz savaşıma, savaşamayışıma katlanamıyor
Kaçıyor, saklanıyor..
Biliyor, alışkındı nasıl olsa uzak olmaya
“Gidiveririm tekrar” diyor..
Gerçi evcilleşince gitmek zorlaşıyor ama
Kendini can çekişirken görmeye dayanamıyor..

Bitmeyecek sanki..
Aklım ve kalbim bir daha yan yana gelmeyecek,
Bedenim bir sürü parçada yönetilecek,
kendi içlerinde özerk cumhuriyetler
beni darmadağın edecekler.
Ve İçim çürüdükçe günden güne,
Bir oraya bir buraya
Yani, kim nereye isterse oraya giden bedenden ayrılmak kadar
Son bir cesaret bulacak “ben”..
İçindeki çöplüğe rağmen sakladığı kokusunu salıverecek giderken,
Daha kimse anlamlandıramadan duyumsadığı şeyi
Kanlarına karışmış olacak..
Bir çok kişide,
Usulca,
Son bulacak..



18.05.06/Cuma/23:06-00:07

Gönderen: carlitos Sep 1 2008, 10:50 AM

Gel, olalım..


seni görebildiğim,
seni hissettiğim,
varlığını bildiğim yerde,
o zamandadır huzur..

sıcak,
sen tenime değiyorsan sıcaktır,
soğuk,
gözlerin kaçıyorsa, ellerin uzaksa dondurur..

kalbim, kalbinle atıyorsa yaşıyorum,
kalplerimiz gör-ü-ş-ü-yor-lar-sa atıyor,
beden, öyle can buluyor..

can buluyor hayallerim,
puslarından arınıyor gözlerim,
söylemekten korkmuyor dilim,
değince çatlamıyor derim,
dokununca titremiyor ellerim,
hissederken çekinmiyor kalbim,
düşünürken aklım selim..

nasıl da özlüyor,
nasıl da susuyor,
hasret çekiyor insan..
acı oluyor hasret, yük oluyor yüreğine,
uyurken bile özlüyor sevgili,
görmeyi,
konuşmayı,
ellerini,
kalbini,
aklını,
aşkını..


gel, olalım..
gündüzün yanında gecelerimizi de kuralım..




14.09.06/perş/23:09-23:22


Gönderen: carlitos Sep 3 2008, 02:31 PM

**

Renkli değil benim dünam. Olmak zorunda mı bilemiyorum ama dünyama giren her renk acıtır beni.
Siyahımla öyle savaşır ki içimde, canım yanar.
Sanırım renklerle yaşamaktansa siyahımla ölmek daha kolay.

**

Her şey illa karışmalı mı birbirine? Bir yanım karışmalı diyor şeyler birbirleriyle. "Anlamak" budur çünkü diyor. Yanyana olmak. Olmak.
Bir yanım karışmamalı diyor. Saygı istiyor. Özgürlük istiyor. Yalnızlık diliyor.

Yerini bile bilmediğim aklımda, düşüncelerim yazabildiğimden çok, daha hızlı ürüyor. Yetişemiyorum.
Yoruluyorum. Kısa kesiyorum. Susuyorum.

**

Korkuyorum.
-yutkun-


02.09.08/19:40-20:00

Gönderen: carlitos Sep 5 2008, 03:33 PM

"neden"


“Yaşamak için bir neden söyle” Diyordu kitabın kapağında.. Dakikalarca kitapçıda gezinmişti de şimdi, çıkması gerekirken gözüne ilişmişti bu başlık.. Hani zaten düşmekte olan bir çizgi izliyor ya bu ara, çekiverdi kendine bu cümlenin belki de teenage bunalımı havası..
Aslında, daha fazlası saklıydı.. Yaşıyordu, yaşıyordu da, hayatı sorgulanmaktan sünmüştü. Hayatın altında hep nedenler aranmıştı şimdiye dek, hayatın altından çıkanlar; ölü böcekler, tozdan yumaklar ve rutubet..

Bulamıyordu, zorla bulmak da ne kadar sağlıklıydı bilinmez ama yoktu. O “neden” yoktu. Sadece yaşıyordu. Salt günlerini doldurmaktan ibaretti hayatı. Yalnız, kimi zaman yediremiyordu ya kendine bu denli kabullenmeyi, işte o zamanlarda, edindiği beceriler, ilgilendiği şeyler ve boşluğu bile anlayarak yaşamak, sonunu bile bilerek beklemek için edindiği birikim de ekleniyordu kendisine, merak etmek, yine de sorgulamak ile beraber eşlik ediyordu bu “devamına”..

Şimdi, birden bu basit cümle, daha önce düşündüğü, bulamadığı, sevgiliyle konuştuğu ve yine bulamadığı bir şeyi çıkarmıştı üstlere.. Aslında sırası değildi şimdi, sevgili alışverişini bitirmiş, bekliyordu gelmesini; o ise bir iki sayfa daha okumak istiyordu.. Yok, almayacaktı kitabı, biliyordu, ya da öyle sanıyordu ki beklentisini karşılayacak bir kitap değildi.. Ne düşünmesine yardımcı olacaktı ne de bir ışık yakacaktı, herhangi bir.. ışık..


Yok, düşünceleri de hiç elle tutulur değildi bu ara. Vapura bindiği zaman, kimi insanlarla ilgili şiddet içeren ve içinde kendisinin de olduğu senaryolar üretiyordu.. bindiği belediye otobüsünde bombalı birinin olmasını istiyordu (evet, bunu düşlemiyor, bunu istiyordu), kaza geçirmek istiyordu, uyumak, çok uzun.. ve insanları görebilmek istiyordu, onu sevdiklerini görmek, gerek varmış, sanki görmüyormuş gibi kanıtlamak.. Aklı kısa bir zaman diliminde birden çok şey düşünüyordu ve kahretsin neredeyse hepsi kapkara şeylerdi (hala neredeyse diyebiliyordu, yani umut vardı).. Yoruluyordu, hissediyordu işte. Aklı yine yoruyordu onu. Bunun bir sonraki evresi, sevdiklerine yüklenmek olacaktı. Sanki kimsenin bir derdi yokmuş gibi, hayatları ertelenebilirmiş gibi, o kişilerin kendisiyle, sadece onunla ilgilenmelerini heves etmek, onlara naz yapmak, onlara huzursuz olmak ve sonsuz anlayış beklemek.. ama genelde, hiç tatmin olmamak..


Akıl.. durmuyor ki…
Zaman.. nefes almıyor ki..
Zaman.. ölümlü değil ki..



Beyaz örtülü doktor sedyesine yattığında, çırılçıplak, terli, gergin, düşünceli..
Başında hamile bir kadın, mavi solopetli, beyaz önlüklü..
Titriyordu..
Bacakları kolları seğiriyordu. Kapattı gözlerini, derin nefes aldı, 8kerede vermeye çalıştı, 5kerede almaya, düşünmemeye çalıştı hiçbir şey, acısını yaşamaktı tek istediği kararınca, böyle gerginlikler arttırıyordu acıyı, hassasiyeti..
Sevgili aklındaydı, gözün hemen arkasında. Aklı, gözünün hemen arkasındaymış gibi düşünürdü hep. Çünkü gözünü kapattığında, oradaydı işte düşünceler, işte, tam orda..burada.
Sevgili, tenindeydi kokusuyla. Ve şimdi, o koku gitmekteydi yırtık bez parçalarıyla.. Düşündeydi sevgili, elleri geziniyordu pürüzsüz tende, soluğu titretiyordu bedeni, içi kamaşıyordu hani, dili değiyordu, dudağı öpüyordu, mahremde geziyordu sevgi. Hani sevgili nereye değerse orda atıyordu ya yürek, kocaman bedenden bir kalp olmuştu şimdi, çırpınıyordu beyaz masada, düşünde; beyaz karyolada…

Sevgili geliyordu, karyola gidiyordu, beyaz masa gerçek, sevgilide önlük, elinde neşter, kesiyordu, alıyordu bebeği.. ah.. durmuyordu beyni, hep olmayacaklar geliyordu aklına.. eninde sonunda el sallamak zorunda olduğu, o bu kadar düşündüğü sürece birlikte hayallerinin olmayacağı,.. nasıl da heveslendiği geliyordu aklında birdenbire bir sürü şeye. Ancak, hayat, gerçeği pat diye atıyordu insanının önüne.. bağıra bağıra söylüyordu, dans ediyordu önünde ve sağır ediyordu, ağlatıyordu sadece kendisinin eğlencesinde..
Titriyordu düşünden açtığında gözlerini, canı yanıyordu, teni kıpkırmızı.. Kızıyordu kendisine düşündükleri için.. aklının ürettiği senaryolardan sıkılmıştı artık.. daha doğrusu şu zamanda onlarla baş edemiyordu, yenemiyordu onları.. canı sıkılıyordu işte.. bir şeye daha!

Bana yaşamak için bir neden söyleyebilir misin? Diyordu kendi kendine.. belki de düşünmemeliydi..
Yaşıyordu işte, olup olacağı buydu en fazla..


Aklı, tüm hücrelerinde işliyorken ve günün sonunda bitap düşmüşken, yarına nasıl çıkacağını tedirginlikle bekliyorken hala istiyordu..
Hissettiklerini, bir kurban seçip sevgisizliğe yüklemişti, yalnız hissediyordu mesela.. Beklediği, ilgiydi, herkesten, sevdiği ve onu –böyle zamanlarda daha da- sevmesi gereken herkesten.. Söylenmesini istiyordu sevginin kendisine, belki defalarca.. belki sevgi yüzüne vurulmalıydı.. belki de ağlamalıydı sadece sevdiğine sarılıp. Aklındaki her şeyi, sonuna kadar söyleyip akıtmalıydı içindekileri..


Sevgiydi istediği, salt sevgi.. sevgilinin sevgisi.


Peki, insan hak ettiğini nerden bilebilirdi bir şeyi?


-----


02.10.06



Gönderen: carlitos Sep 11 2008, 10:46 PM


--


Aydan önce doğuyor,
Güneşten önce batıyorum.

Kayıp ruhlar şehrinde,
İşte, öylesine bir ruhum bir bedende.
Her doğumda acıyor canım ve
Her batışta, yanıbaşımda ölüm..
Bulutlar en önce beni kapatıyor
Yağmur, üstüme yağıyor,
Güneş tenimi yakıyor
Ve Azrail, ilk beni çağırıyor..

Kayıp ruhlar şehrinde
Bedenim, her bulduğunda ruhunu
Her defasında o güzel kavuşmanın,
Kaybediyor..

Hep mi bulur, ama hiç mi olamaz insan?
Ruhuyla yaşayamaz mı şöyle,
Dertleşemez mi,
Sevinemez mi kavuştuğuna,
Sımsıkı tutamaz mı yahu insan hiçbir şeyi,
Kişi kendisiyle kendisi olamaz mı hiç?

İşte bu yüzden ben, hep,
Aydan önce doğuyorum,
Güneşten önce batıyorum,
İşte, her seferinde karanlığa sarılıyorum,
Önce yıldızlar dostum karanlıkta.
Onlar da düşüyor aşağıya birer birer ama,
Gitgide daha da kararıyor gökyüzü,
Ne dostlarım kalıyor
Ne de karanlığa bir ışık..

Ey insanoğlu,
Rahat bırakın yıldızları,
Atmayın aşağıya dostları,
Siz, bi’habersiniz belki ama
Kayıp ruhlarınız kaynıyor sizin oraları.



25.10.06/çarş/19:57-20:13

Gönderen: carlitos Sep 18 2008, 12:08 AM



Yapayyalnız


Islak bir sokakta, neredeyse boş caddede bir çocuk..
Poposu ıslak,
Dudakları morarmış,
Üşüyor.
Ama üşümeye alışmış zaten,
Aldırmıyor.
Islık öttürüyor,
Belli ki en sevdiği şarkıyı söylüyor.
Karnının açlığını,
İnsansızlığını,
Sevgisizliğini pek de umursamıyor.
Kalkıyor, biraz dolaşıyor
Ayakları tekrar ıslanıyor..

Sokaktan insanlar geçiyor.
Tekil olmaktan korkarcasına çoğul,
Sessizlikten korkarcasına gürültülü..

Duyuyor kimisi çocuğun şarkısını,
Görüyorlar sonra kendisini,
Acıyorlar ardından,
Soruyorlar.
Ya da sormadan götürüyorlar,
Karnını doyurup tıka basa
Açlığını hatırlatıyorlar,
Üzerini giydirip sıcaklığı tattırıyorlar,
Yalnızlığını hatırlatıyorlar,
Güneşi gösteriyorlar..

Sonra, gitmeleri gerekiyor.
Şu köşede evleri,
Bu köşede işleri,
Yapmaları gereken şeyleri..

Gelmiyorlar geri.

Çocuk bu sefer farklı sokakta,
Yaşadıklarından uzak,
Olduğuna dönmeye hazır,
Yine yalnız,
Yine soğukta oturuyor.

Bu sefer biraz üşüyor,
En sevdiği şarkıyı bir türlü hatırlayamıyor,
Karnı acıkıyor.
Tüm korkulardan uzak uyuduğu taş yatağında bu sefer uyuyamıyor..
Güven duyamıyor.
Üşümeden duramıyor.
Korkmadan edemiyor.

İnsanlar geçiyor önünden,
Gündüzün çoğullarının aksine
Gecenin tekilleri,
Uykunun varisleri,
Evlerinin reisleri,
Prensleri,
Prensesleri..

Yağmur yağıyor..
Şimşek çakıyor bu gece.
Sanki normalde hiç olmazmış gibi korkuyor çocuk.
Ağlıyor,
Ağladıkça üşüyor,
Korkuyor,
Sokakların boşalmasına, yalnız kalmaya alışıktı aslında ama
Yağmur daha çok yağar da yapayalnız kalırsa ne yapar, bilemiyor..



18.09.08/perş/00:21-01:02

Gönderen: carlitos Sep 21 2008, 10:10 PM


Bir Varmış Bir Yokmuş

Bir varmış bir yokmuş..
Kadın-erkek ne kadar çoksa
Aşk, o kadar yokmuş..
Bir sürü kadın-bir sürü adam varmış
Aşk ile başlayıp, yarı yolda kalmış,
Aşk ile başlayıp, aşksız kalmış..

Bir kadın varmış yaralı
Ve bir adam varmış gözleri yaşlı..
Ahmak ıslatan yağmurun altında yürürken kadın,
Yaraları kanarken,
Bir yandan da ağlıyormuş..
Aynı ahmak ıslatan altında gözlerinin yaşını yağmurla birleştiren,
İçini karanlık yollara döken bi adam varmış,
Belli belirsiz hıçkırıklarla yürürken..
Bir kadın ve bir adam yürürken bir ahmak ıslatan altında,
Yanlarındaki yabancıyı görmeden
Yaşlarını akıtırlarken ellerinde olmadan
Bir olmuşlar damlalarca ağlarken..
Yağmur, birleştirmiş iki yabancının yaşını
Ve bir kadın ve bir adam iki yabancıyken yağmur altında
Çare olmuşlar yaralarına, birleşmişler yaşlarında..

Bir kadın varmış, yaralarını sarmaya çalışan
Ve silmeye çalışan bir adamın yaşlarını..
Ve bir adam varmış, yaralı bi kadına sevdalı,
Gözünün yaşıyla saran kadınının yaralarını…
Ve bir aşk varmış ahmak ıslatan yağmur altında
Gözyaşlarının sevişmesiyle başlayan
Yaralı yüreklerin, gözlerdeki yaşlarla iyileştirildiği..

Ama bir yürek varmış iyileştirilmek istenirken ıslak bırakılan,
Bozulmaya başlayan..
Başka bir yürek daha varmış ağlamaktan kuruyan..

Kurumuş bir yürek ve ıpıslak başka bir yürek varmış
Merhametli bir aşk için çarpan,
Yaraları yeni kapanmış..

Ancak bir de aşk’ın kendisi varmış
Gerçek olmadıkça eninde sonunda yürekleri terk eden..
Sonunda yaşlar bitince gözde
Ve kapanacak yara kalmayınca yürekte
Ve aşk akıp giderken gözlerden çaresizce
Ahmak ıslatan yağmur altında, bir başka caddede
Merhamet üstüne kurulu bir aşkı bitirmiş yağmur
Gözyaşlarını karıştırırken suyuna
Ve bir başka sokakta birleştirirken iki çaresiz gözyaşını…
Dedim ya.. bir varmış bir yokmuş
Kadın-erkek ne kadar yaralıysa
Aşk, o kadar yokmuş..



10,08,05 Çarşamba 21:13-22:50

Gönderen: carlitos Oct 4 2008, 11:30 PM



..nthr..

Dinle…
Dinle…
Duy, aldığın nefes nerelere gidiyor,
Nerelerden geçiyor, nelere dokunuyor..
Düşün..
Bir anda hiç düşünmediğin kadar düşün.
Bak bakalım bir anda neler düşünebiliyor aklın,
Dinle neler diyor düşündüklerin..
Şşşt açma! Kapat gözlerini.
Bırak içeriye aksın yaşların,
Bırak sende kalsın, yok olmasın son düşlerin.
Hisset.
Hisset.
Akıp giden düşüncelerinden seç bir tane.
Özle.
Ağla.
Nefret et.
Acısın canın.
Sev.
Kız.
Ağla.
Sevin.
Gülümse.
Kıskan.
Ağla.
söyle.
Sesli söyle.
Küfür et.
Bağır.
Bağır.
Hisset.
Ürper.
Hisset.
Kork.
Hisset.
Hepsini.
Hepsinden.
İlk kez.
Son kez.




05.10.08/Pazar/00:15-00:27

Gönderen: carlitos Oct 5 2008, 06:29 PM



Seni mi gördüm?

Gözlerinin içine bakıp
Güldüğüm zaman gibi,
Sesinin tonuyla, her kelimenle
Nefes aldığım gibi,
Her susuşunla, uzaklara gidişinle,
Gözlerinin, her sessizliğinde buğulanışında
Öldüğüm gibidir umut.

İçimin hep seni söylediği,
Beynimin seni haykırdığı,
Kalbimin senin şerefine attığı,
Gözlerimin her yerde seni gördüğü,
Zamanın sana aktığı dilimdedir umut..

Cesaretin korkularıma meydan okuduğu,
Eskiye arkamı döndüğüm,
Geleceğ(in)e inandığım,
Uçmayı tattığım,
Umutlarıma sarıldığım zamandadır aşk..

Ben.. seni alıyorum aklıma,
Koyuyorum kalbime, boyuyorum rengime
Ve bir sürü düşünce ile
Zaman ve mekanda tezahür ediyorum iradesizce..

Sen.. bilmiyorsun ama;
Bakıyorsun, gülüyorsun,
Dokunuyorsun bazen,
Konuşuyorsun, susuyorsun,
Varlığınla; umut oluyorsun,
Yanında aldığım her nefeste;
Aşk kokuyorsun…



17.11.05/perş/ 09:40-10:35

Gönderen: baronio Oct 10 2008, 09:48 PM

Bayagi biriktirmisim bu guzellikleri. Uzun sure sonra toplu halde vucuduma nufuz edince bir tuhaf oldum. Herbiri birbirinden muazzam. Ellerin dert gormesin sevgili dostum. flowers.gif

Gönderen: carlitos Oct 10 2008, 10:16 PM

QUOTE(baronio @ Oct 10 2008, 10:48 PM) *

Bayagi biriktirmisim bu guzellikleri. Uzun sure sonra toplu halde vucuduma nufuz edince bir tuhaf oldum. Herbiri birbirinden muazzam. Ellerin dert gormesin sevgili dostum. flowers.gif


Teşekkür ederim sevgili baronio, ne mutlu bana okuyor, beğeniyor ve yazıyorsun. Güzel tuhaflıkları hatırlatsın umarım bu dost dizeleri sana. rolleyes.gif

Gönderen: carlitos Oct 14 2008, 08:44 PM


.....

Tereddütlerle yaşamak zor..
Zor bazen kendinle kalmak..
Kalıvermek tek başına bir odada,
Loş, kırmızı biraz..

Aşksız kalmak zor,
Hissetmeyi özlemek..

Salt bir adam ya da bir kadın değil
Aşık olunan, özlenen,
Arzulanan, istenendir..
Hissedilmek istenendir..

Aşk, kendini özletir de özletir..
Öldürmez,
Düşüncelerle delirtir;
Kıymetini bilesin diye
Bilesin diye karşındaki ettendir; incinir
Çok uzaktan ses verir..
Koşarsın,
Boğazın yanar koşmaktan,
Ciğerlerin parçalanır,
Biri, su vereyim der görünce seni
Durursun,
Kalırsın da..
Aşk uzakta kalır ama,
Kafasını öne eğer, sallar sağa-sola
Kendi haline bırakır..
Bir bakarsın koşuyorsun yine
Ciğerlerin isyanda..
Bir nefeslik soluk alayım dersin bir handa,
Ömründen yersin..
Aşk açar ellerini iki yana,
Acı acı gülümser..

Kimse umursamıyordur,
Görmüyorsundur nerdeler,
Nerdedir dostun,
Nereye kayboldu aşkın?

Takatin yoktur,
Son bir nefes koşarsın aşka..
Ayağın takılır, düşersin..
Ve aşk, bir damla gözyaşıyla
Yanında boynu bükük bir aşıkla
El sallar sana..

Zordur yerde can acısıyla kalmak,
Kendinle hesaplaşmak zorunda kalmak ,
Kendin için ağlamak bitirir gözyaşlarını,
Sana yapılan her yanlış,
Yaptığın her hata küçültür kalbini,
Aklın zafer kazandıkça
Çelişir hislerin..
Tereddütler sarar kalbini,
Lakin zordur tereddütlerle yaşamak,
Bu saatten sonra aklına güvenmek,
Kalbini ise görememek…



08.02.06/Çarşamba/ 21:21-21:44

Gönderen: carlitos Oct 29 2008, 09:44 PM

----


Azdı, çok az;
Hiç yoktu ya da.
Görmek için gözlerimi kısmam gerekiyordu hayli,
Ya da yaklaşabilmek için koşmam.

Sus’tu, çok sessizdi ya da
Duymak için eğilmem, duyurmam için bağırmam gerekiyordu.

Yok’tu, çok silikti ya da.
Dokunmak zordu, imkansız hatta.
Belki çok özlenmiş bir zamanda, sadece bir defa..

Zordu, acıtıyordu üstelik.
Birikiyordu içimde, kalıyordu öylece.
Kalıyordu işte, katılaşıyordu git gide.

Az’dı ama içimdeydi bir kere,
Griden beyaza dönüyordu sessizce,
Kamburumdan dik duruyordu gizlice,
Hissediyordum, çoğalıyordu içimde..

Ama hassastı işte, ipince.
Karşılaştığında ne yapacağını bilemeyecek kadar ince,
Kendini koruyamayacak kadar korkak,
Ayakta duramayacak kadar güçsüz,
Yalnız kalamayacak kadar yalnız..

Çoğalıyordu ama sığamıyordu içime,
Durmuyor akıyordu beynime,
Sızıyordu düşüncelerime,
Katre oluyordu gözlerime,
İkiye bölüyor kalbimi,
Yük oluyordu iç’ime..

Beyazdı, beyazdı ama kararıyordu işte yine,
Yaklaşıyordu sinsice,
Soğutuyordu bedenimi iyice,
Yırtıyor, çıkmaya çalışıyor,
Yavaşça kaçıyordu içimden bir yerlere.

Tutmak istiyordum ben yine;
Ellerimi bulamıyordum.
Peşinden koşmak istiyordum;
Ayaklarımdan oluyordum.
Seslenmek, bağırmak istiyordum arkasından;
Sesimi ben bile duyamıyordum.

Geçmişti yani, geçmişteydi işte
Ben farketmeden gidivermiş, az kalıvermiş yine.
Saklamış kendini içimde en kuytu yerlere,
Yine gri renginde.
Ve korkak yine.
Sessiz, hareketsiz, gün ışığından habersiz,
Ağlıyor, ıslanıyor içimde.



29.10.08/çarş/21:02-21:39

Gönderen: carlitos Jan 14 2009, 12:20 PM

eksik şiir



Loş bir odada, kucağında buluyorum kendimi
Mayhoş bir tat var ağzımda, metal gibi.
Boş bir odada, ortasında buluyorum kendimi
Kucağında, metal tadı var ağzımda.
Kanamışım ya, kan tadıymış aldığım.

Soğuk bir odada, kollarında buluyorum kendimi,
Sıcaksın ya yine, ısıtıyorsun beni
Kurumuş kanlarım üstümde,
Göz yaşlarınla temizliyorsun her yerimi,
Sözlerinle sarıyorsun yokluğunla açılan yaralarımı.

Sıcak bir odada, göğsünde uyanıyorum
Farz edelim kalabilmişiz öyle,
Ürkek bakıyoruz birbirimize ya hayalse diye
Korkuyorum, titriyorum biraz..
.
.
.

Soğuk bir odada, kucağında görüyorum kendimi,
Yüzüm ellerinin arasında, yaşların üzerimde,
Yaşlarından medet umuyorsun,
Bilmiyorsun,
Biliyorsun da bilmiyorsun.
Söyleyemiyorsun işte,
Söyleyemiyorum bak ben de.
Olsun,
Sar sen beni,
Bırakalım tamamlasın yine başkaları..

Gönderen: carlitos Jan 28 2009, 12:51 PM


Ben

İşte.. Karşınızda.!!
Yine “BEN”.
Omuzlarım dimdik çoğu zaman,
Düşünceler her zerremi istila etse de,
Aklım karma karışık,
Zihnim düşünemez olsa da
Gözlerim buğulu,
Yüzümde bildik sıcaklıkla ben;
Hep “ben” .
Daha ben alışamamışken kendime,
Kendime yaptıklarımı bilmeden,
Size verdiğim oyuncak düşüncelerimle
Beni, benden iyi tanır oldunuz.
Her halimi anlayıp,
Klişe cümlelerinizle şaşalı girişler yapmaktı niyetiniz.
Yanınızda hep vardı bir tutam,
“çözüm” içeren “teselliler” .
En kolayını yaptınız
Beni duymak yerine;
Kendi sesinizle cümleler yarattınız.

İşte! Gözlerimi kapattığımda beliren ey “Ben” !
Yakıyorsun canımı,
Kırıyorsun kanadımı..
Meğer yine yanlış seçimlere giderken ben,
Tutuyorsun elimden,
Çocuk aklımı çeliyorsun.
Bir şeker uğruna yüzlerce adım atıyorum
Rehberim sen, sadece gidiyorum.

“kapat gözünü” diyorsun, “geldik!” .
kapatıyorum gözümü,
kalbim malum tempoda eşlik ederken coşkuma,
ellerim birbirini sarmışken heyecandan,
göz kapaklarım titrerken
hissediyorum, elinde hediyem,
geliyorsun.
Ah, öyle karanlık ki
Korkumu, her adımında aydınlığı düşünerek,
Mucizemi bekleyerek yeniyorum.
Açmıyorum gözümü asla,
Şeker sende, biliyorum..

Sonunda “aç” diyorsun ağzını,
Yakınımdasın iyice,
Dokunuyorsun bana, elin yaklaşıyor sevinç içinde ayrılırken dudaklarım
Ve uçuyorum!
Bir şekere bağlıymış meğer kanatlarım,
İyi ki kanmışım, yorulmuşum yürümekten..

Uçarken ben gözlerim kapalı
Ardımdan gittikçe kaybolan sesin yankılanıyor
“aç gözünü!”
ve bir ince kahkaha..
Anlıyorum, belli ki uçmamı görmek sevindirdi seni.
Yavaş yavaş açıyorum gözümü..
Rüzgarla dansımın ritmini bozmadan,
Sevdiğim en güzel şarkıyı düşünerek,
Gerçeğe dönüyorum.

Gördüğüm ne sonsuz gök,
Ne bulutlar,
Ne de kuşlar..
Okşadığını sandığım rüzgar,
Her dokunuşuyla derin yaralar açmış yüzümde, değdiği her yerimde.
Kanıyorum..
Ben… düşüyorum..!

Hemen kapatıyorum gözümü,
“Hayır, ben uçuyorum” diyorum
Sen, sen buralarda bir yerde beni alacaksın, biliyorum.
İçin elvermez bir parçanın acımasına, gözümden akan yaşa..

Ah! Şekerim! Evet. O gerçek!
Alıyorum tadını işte!
Hayır hayır, lütfen
Bunu bana yapmış olma
Paramparça olacağımı bile bile
Bir şekerle beni gerçekten kandırmış olma!
Çocukluğumu, saflığımı vurma yüzüme tekrar.

Evet, bir şekere giden yüzlerce adımda mutluluğum.
Evet ben, bir şekerlik anlarda daha da mutluyum..


Nafile.. açıyorum gözümü
Aşağıda saliselerce daha da yaklaşan toprak
Açmış kollarını, bekliyor beni.
Şekerim acıyor.. tadı ağzımı yakıyor,
Dilim kesiliyor,
Şekerim kırılıyor, parça parça batıyor
Eridikçe parçalar, acısı da gidiyor, bir yenisi batıyor.
Gözümden kanlar akıyor yaş yerine,
“Ben”in bana yaptığını düşünmek büyük parçalar koparıyor..

İstemek miydi sadece kabahatim,
Duvarlarımı yıkmak mı?
Gözlerimi yeniden açmak mı yanında,
Kalbime de söz vermek mi?
Biliyorum.. oynadın yine oyununu ,
Her defasında unuttuğuma inat, yine hatırlattın..

İşte.. yine öleceğim,
Kendime verdiğim cezalarla uslanana kadar
Tekrar tekrar düşeceğim.
Öyle acımasız oluyor ki uçurum,
Gittikçe öyle hızlanıyor ki beden
Başımı çevirip bana bakacak zamanım bile yok.
Evet.. yine biteceğim,
Kaderime gideceğim tekrar,
Paramparça olacak bedenim,
Toprakla sevişecek tenim,
Onun olacağım,
Kanımla suladığım yerden
Tekrar ben olacağım!

Yine..
Daha da kendiyle,
Başı önünde,
Gözünde perde,
Nasırlaşmış teniyle,
Korkak kalbiyle,
“bu sefer” lerle,
Durdurmaya hazır mantığıyla; yine..
Ürkek şarkılar eşliğinde…
İşte! Karşınızda…!
Yeni “Ben”, yeniden “ben” ..


02.12.05/Cuma/21:35-22:39

Gönderen: BuRnOut Jan 28 2009, 11:30 PM

Şiiri okurken aslında çok kısa gelmişti, ama sonra baktım gerçekten de uzun bir şiirmiş. Özellikle ilk paragraf çok tanıdık geldi. "Ben"in halleri, hüznü ve dışarıdan içeriyi görmeye çalışanların gördüklerini belli kalıplar içine alma çabaları, hatalı kurguları... Çok güzel yazıyorsunuz, yüreğinize sağlık..

Gönderen: carlitos Jan 30 2009, 02:09 PM

QUOTE(BuRnOut @ Jan 28 2009, 11:30 PM) *

Şiiri okurken aslında çok kısa gelmişti, ama sonra baktım gerçekten de uzun bir şiirmiş. Özellikle ilk paragraf çok tanıdık geldi. "Ben"in halleri, hüznü ve dışarıdan içeriyi görmeye çalışanların gördüklerini belli kalıplar içine alma çabaları, hatalı kurguları... Çok güzel yazıyorsunuz, yüreğinize sağlık..


Teşekkür ederim BuRnOut.

Keşke görmek o kadar kolay olsaydı bir insanın 'iç'ini.. İşin garibi, birisi karşınızda beylik laflar ederken sizin kaldığınız durum oluyor bence. "senin sorunun bence şu şu. Ayrıca bir de bu bu bu" diyor karşınızdaki, siz "hı hım hı hım, kim bilir, belki de" diyorsunuz dışınızdan..
Ama içinizden birisi katıla katıla gülüyor bu duruma, diğeri içinizden çıkıp boğazlamak istiyor ötekini.

Halbuki bazen insan kendine bile söyleyemez içinde neler hissettiğini.. Değil mi ama?

Gönderen: BuRnOut Jan 30 2009, 07:38 PM

İnsanın kendine bile söyleyememesi bir yana, insan her zaman kendini de anlayamaz. Bazı şeyleri anlamlandırmak için üzerinden uzunca bir süre geçmesi gerekir. Bu yüzden, her şeye bir anlam atfedilip, insanların belli kalıplar içine alınmaya çalışılması gerçekten trajikomik bir çaba. Kaldı ki, iyilik gözetilerek yapılan bu çabalar, bir de insanın üstüne o kalıpların, sıfatların ve bakış açılarının ağırlığını yüklüyor. İnsanı ezdikçe eziyor. Neyse, konu uzun, kuyruk acısı da var... Daha fazla yazıp, başlığınızı işgal etmiş gibi olmayayım. Okur saflarındaki yerimi yavaştan alayım. Mürekkebiniz hiç kurumasın..

Gönderen: carlitos Feb 1 2009, 11:09 PM

QUOTE(BuRnOut @ Jan 30 2009, 07:38 PM) *

İnsanın kendine bile söyleyememesi bir yana, insan her zaman kendini de anlayamaz. Bazı şeyleri anlamlandırmak için üzerinden uzunca bir süre geçmesi gerekir. Bu yüzden, her şeye bir anlam atfedilip, insanların belli kalıplar içine alınmaya çalışılması gerçekten trajikomik bir çaba. Kaldı ki, iyilik gözetilerek yapılan bu çabalar, bir de insanın üstüne o kalıpların, sıfatların ve bakış açılarının ağırlığını yüklüyor. İnsanı ezdikçe eziyor. Neyse, konu uzun, kuyruk acısı da var... Daha fazla yazıp, başlığınızı işgal etmiş gibi olmayayım. Okur saflarındaki yerimi yavaştan alayım. Mürekkebiniz hiç kurumasın..


Herhangi bir işgaliniz olduğunu düşünmüyorum BuRnOuT, bu başlık sayesinde sizlerle "paylaşıyorum" yazdıklarımı. Dilediğiniz sürece (herhangi biri de olabilir tabi) yazabilirsiniz yani. Tekrar teşekkür ederim.

Gönderen: carlitos Feb 2 2009, 12:14 AM


...

Onca sevimsizliğin içinde ben
Neşeydim,
O kadar büyüğün içinde inatla
Çocuktum.
Kavgalara, sarhoşlara, nefretlere rağmen
Kahkahaydım kocaman.
Direndim ama başaramadım;
Büyüdüm elimde olmadan…

Neşeme, çocukluğuma, kocaman kahkahama
Hayallerim eklendi.
Yeni beden, yeni duygular, yeni yerler verdiler
Sormadan.

Ama bu yeni hayat garip geldi bana.
Ben, uçurumlar arasında sırf onlar
Başkalarına atlayışlarımı konuşsun diye
Ölüme meydan okurken,
Onlar bana karşı geldi.
Hayatı aldılar arkalarına
Çoğunluk oldular,
Büyük oldular,
Dinlemediler;
Çocukluğuma hapsettiler beni,
Kendi karanlıklarına..

Önyargılarla yargıladılar,
İşkenceye karşı çıkıp tüm dünya karşısında,
Altın zincirlerle kırbaçladılar..
Ben hala, inatla korumaya çalışırken kendimi,
Ayaklarımın üstünde durmaya çalışırken
Bir gecede kestiler cezamı.

Gözyaşlarımı
Sert şarkılar, önyargılı kötü mekanlar ve
Dumanlar arasında
Düğümlerlerken boğazımda,
Hayallerimi elimden aldılar…



13.06.’04

Gönderen: carlitos Feb 3 2009, 12:16 AM


KADIN

Kalbimi emanet etmeseydim kendime
Ve
Kendimi emanet etmeseydim beynime
Sen,
Yalnızca sen olurdun aklımda.
Ne kafam karışırdı
Ne de aklım kayardı bir gitarın tınısına..
Konuşamamak ne kadar acıydıysa
Acıyı söyleyememek
İncinmeyesin daha fazla diye
O kadar
BİN o kadar daha acıydı
Kalbime, bedenime..

Görememek ne kadar zorduysa da
Özlediğini bile söyleyememek
Yine sen kahretme kendine diye
O kadar
BİN o kadar kör ediciydi
Seni yeni görmüş gözlerime.

Hayat bize ne kadar karşı durduysa da
Biz, evet ikimiz
Sen ve ben
Konuşamasak da göremesek de
Asalak dahi olsak
Birbirimize döndük
İnsanlara layık o hayvansal güdüyle.
İç güdümüz Aşk diyordu belki ama
Aşk mesafe tanımıyordu..
Tanımıyormuş;
Yıkabiliyormuş körpecik bir yüreği.

Aşk ne zaman ki baştan aşağıya sorumluluk olduysa
Mesafeler arasında,
Ne zaman dert olmaya başladıysa,
Ne zaman üzdüyse minik yürekleri
Ağlamaktan, ıslak kalmaktan rutubet yaptı,
Koktu, çürümeye yüz tuttu yürekler.

Cereyan az geldi onca araya rağmen;
Bir nefes istedi
İstemeyi beceremedi ki,
Kendini alabildiğine kocaman
Ama yapayalnız
Havada, boşlukta bulduğunda
Artık çok geçti
Arkadan gelen müziği duyabiliyordu yalnızca:
“Kadınım söyle” diyordu
“Mutlu oldun mu?”
“Bu deli adamı Unuttun mu?..”

Kadın, delisi olmadan nasıl mutlu olmaya çalıştıysa yine de
Unutamadığı adam yüzünden delirecekti neredeyse…





24.07.04/Cumartesi

Gönderen: carlitos Feb 6 2009, 03:17 PM



---

Sen kimsin bilmiyorum ama
Sensiz geçen her güne lanet ediyorum..
Kendimi de bulamıyorum
Ait olmadığım yerlerde benden gayrı bedenlerde
Avunuyorum..

Tanıyamadıkça kendimi ve olamadıkça kendim gibi
Bir sürüngen olmak istiyorum
Dipte kalmak tek arzum..

Körebe oynarken iğneli zincirlerle öyle sıkıyorum ki gözlerimi
Kanatıyorum,
Karanlıkta bir ışık arıyorum..
Ama karanlık o kadar soğuk ve ıslak ki
Üşüyorum,
Karanlıkla birlikte çürüyorum..

Belki bir sonsuzlukta belki de
Elimde olmadan seçimler yaptığım bir yolda
Karanlıkta,
Kendimi arıyorum, ışığı bekliyorum
Işık sensin; biliyorum..

Sen beni çek çıkar ki daha fazla çürümesin körpe bedenim
Biraz ışık ver ki kokmasın düşüncelerim..
Sen beni bul
Bul ki atayım kendimi kollarına, kucağına, dudağına
Öylece kalayım orda, ısınayım seninle
Geçmişken kendimden, beni yaşayayım biraz
Biraz sen kokayım
Biraz biz olalım..

Az olsun ama, tadı kalsın vücudumda
Son kez sana dokunayım ve sıkayım yumruklarımı,
Son nefesimi senin kokunla atıp içime
Gideyim, ayrılayım kokmuş bedenimden, kanlı gözlerimden..
Ve BEN olarak ayrılayım bu dünyadan;
Kimse bilmesin gerçekten kendim olduğumu
Kendilerinin sansınlar hala
Sadece yıkasınlar ılık suyla, sarsınlar sımsıkı
Ve “öldü” desinler….




24.11.04-Çarşamba-21:42

Gönderen: carlitos Mar 25 2009, 11:38 PM

--

Öyle, aktı birden işte.
Cıvıl cıvıl sanıyordum kendimi, mutlu hissediyordum aslında. Ama birden akıverdi yolun ortasında. Anlayamadım birden. Sanki ben değildim ağlayan. Bir kameradan bir başkasını izliyordum sanki, cidden, öyle gibiydi.
Anlam veremedim ağlıyor oluşuma. Elimde olmadan, aklımdan geçmezken, içimden gelmezken birden, caddenin en kalabalık yerinde ağlamak da nesi?

Kim bu kız yahu?
Niye ağlıyor?
Nereye bakıyor?
Neyi anlamıyor?
Niye birden gidiyor?
Neye gülüyor?


İçimde, derinde bir yerlerde bir hüzün var. Bir karanlık. Biliyorum. Bulamıyorum.
Kaçamıyorum da.

En olmadık zamanda, her yerimi sarıyor, sarsıyor beni.. Sarıyor ama korkuyor namuzsuz! Çıkmıyor ortaya kendisi! Göstermiyor yüzünü!

Gönderen: carlitos Jul 22 2009, 08:47 PM

Bazen özlüyorum burayı. O kadar çok zaman geçiriyordum ki burda! Şimdi o kadar zamanım yok. Halim de yok sanırım. Yorum yazacak halim yok bir şeylere.. Ama bir şey var burada.. Özletiyor kendini. Anlayamadım.

Gönderen: carlitos Aug 9 2009, 07:51 PM

Konuştukça batıyor; battıkça konuşyor aşk..
Biraz daha yüzeye çıkmak belki amacı,
biraz nefes almak..
Ama en kötü cümleleri kalmış geriye; batıyor işte.

Gönderen: carlitos Aug 11 2009, 10:39 AM

İclal Aydın'dan güzel bir yazı...



Kulağımın içi kaşınıyor.

Felaket.

Önce azar azar başlıyor kaşıntı, geceleri.

Sonra artıyor.

Kaşımak da bir zor ki kulağın içini.

Bir türlü geçmiyor.

'Ne yapsam acaba?' diyorum.

Günler geçtikçe daha da artıyor.

Doktora gitmeye karar veriyorum. Arkadaşlarıma soruyorum
'Tanıdığınız iyi bir kulak burun boğazcı var mı?' diye. 'N'oldu ki?' diye soruyor
arkadaşlarım.

'Kaşınıyor kulağım' diyorum. 'Uyuyamıyorum geceleri, kulak
kaşınmasından!' Bir doktorun adını söylüyor bir tanesi. 'Çok iyi
doktordur' diyor. 'Kimsenin çözemediğini çözer, iyileştiremediğini
iyileştirir.'

Gidiyorum doktora.

Gözlüklü, şirin bir amca.

Elinde bir büyüteç, kulağıma bakıyor.

Şaşırıyorum önce. 'İçinde kaşıntı var' diyorum. 'Öyle büyüteçle ne
anlayacaksınız ki?'

'Yok' diyor, 'Ben çoktan anladım ne olduğunu da, şimdi daha iyi
görmek için bakıyorum.'

'Nedir?' diyorum doktora.

'Eski sözler kaçmış kulağınıza' diyor.

'Nasıl yani?' diyorum.

'Kimin sözleri?'

'Bakacağız' diyor.

Sonra bir alet çantasından kocaman, ucu ince, cımbıza benzer bir alet
çıkarıyor.

'Yan durun. Kıpırdamayın' diyor bana. Biraz irkiliyorum.

'Eski sözler' diyorum, 'Ha?' Cımbızın ucu kulağıma giriyor, canımı

acıtmıyor nedense.

'Bir erkek sesi bu' diyor. Sanki bir uğultu duyuyorum.

Cımbızı çıkarıyor kulağımdan. 'Yalan kaçmış kulağınıza!' diyor doktor.

Yalana bakıyorum.

Küçücük bir şey gibi gözüküyor.

'Vay be! Günlerdir kulağımı kaşındıran bu muymuş? Hangi yalan peki?'
diyorum.

'Durun, bekleyin' diyor doktor. 'Dikkatli olmamız lazım. Tekrar kulağınıza
kaçabilir. Ö nce şu deney tüpünün içine koyalım. Sonra serbest bırakırız.'

Yalanı tüpün içine koyuyor.

Kapağını da kapıyor tüpün.

Serbest kalıyor yalan.

'Seni seviyorum' diye cılız bir ses geliyor tüpün içinden.

'Yalanmış ha?' diyorum.

Kulağım bile anlamış, kalbim hálá anlamıyor..





no offence

Gönderen: carlitos Aug 13 2009, 08:40 PM

Yine güzel bir yazı, bilmiyordum, Aziz Nesin'denmiş




Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya... En az erkekler kadar yani!
Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir.

Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe! -

İşte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. Gözleri buğulanır kadının sonra.

Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz işte.

Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. İnce ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli... Ve kadın ağlar; hem de çok!

Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir derstir çünkü. Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler.

Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler. İçlerindeki zehirdir onları öldüren! Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler yaralarındaki! Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları.Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar.

Zaman geçer sonra. Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı...

Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür. Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden. Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan...

İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar. Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar. Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman! Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların.

E.. o zaman niye sarılsınlar ki! Niye sarılalım ki!
Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur. Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır.
Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır.
Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır.

O da kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü!

AZİZ NESİN

Gönderen: carlitos Aug 23 2009, 05:15 PM

Bıraktım. Umut etmeyi bıraktım. Beklemeyi bıraktım. Uyumak için direnmeyi bıraktım. Konuşmayı bıraktım. Mücadeleyi bıraktım.

Etrafına bakınca hiçbir şey göremiyorsa insan, kör olmuştur. Kabul ediyorum, kör oldum.
Görmeyi, hissetmeyi denediysem de olmadı. Etraf boş. Bomboş.

Ve ben koşmak istedikçe, nefes almak istedikçe önce dizlerimin arkasına vuruyorlar bir sopayla. Yere çöküyorum. Bir de belime doğru vuruyorlar o haldeyken; yere kapaklanıyorum. Yığılıyorum.
Öyle kalıyorum. Üzerimde kurumuş kan, salya, sümük, çiş, bok...
Bir güç bulup kafamı öteki tarafa çevirsem de olmuyor. İnsan kendi kokusundan kaçamıyor.
Hem körüm, hem ayaklarım yok, hem ellerim yok.
Hepsinin olduğunu düşünelim:
halim, dermanım, gücüm yok. İsteğim yok, inancım yok, umudum yok.. Çok zor.
Ama böyle olmak zorunda değil. Niye kabullensin ki insan bunu? Nasıl?

İnsan, kaldırabildiği yere kadar yaşamalı.

Ya da kaldırabileceği kadar şey yaşayabilmesi için seçme şansı olmalı.

Bir hakkım var. Er ya da geç. Kullanmak istiyorum. Er olsun, erkenden olsun, şimdi olsun. Benim olsun.

Gönderen: carlitos Aug 24 2009, 12:06 PM

Aklımda yazamayacağım kadar çok şey var. Biliyorum, bu darmadağın bir yazabilme çabası olacak ve ben yine hiçbir şey anlatamamış olacağım. İstediğim gibi olmayacak işte. Sen, kendince bir şeyler anlayacaksın tabi, ama o değil canım. Başka. Sadece; anlatamıyorum işte..
Gereksiz ve belki de klasik sayılabilecek bir girişi bile oldu bak bu çabanın.. kendime gülüyorum aslında içten içten. Ağdalı gibi görünüyor cümlelerim, daha da anlatamayacakmışım gibi geliyor.
Aslında, tam olarak ne anlatmalıyım, onu da bilmiyorum. Ya da neden sana anlatmalıyım? Kendi içimde bulduğum sebeplerden dolayı, sana çok da fazla anlatmamam gerektiğini düşünüyorum aslında ama sözcüklerimin muhatabı sen oluyorsun hep bir şekilde. Sana dökülüyor kelimelerim yani. Sonra, parmaklarım yanıyor. Ya da dilim. Ha yüreğim, ha parmaklarım, ha dilim..
Anlatmak istediklerimin en anlatabileceğim hali bu olduğu için (aslında ben baktığımda her şeyi görsem de sen okuduğunda belki kafan karışacak) bu yazı bu kadar “kapalı”. Sansürlü?
Maksadım, belki de bencil bir şekilde sadece “söylemek”. Benden, içimden çıksın, gitsin misali.
Belki de yazsam sadece..
Ama sana kurulan cümleleri okumak hakkın değil mi? Hakkım değil mi içimdekilerin sana geçip geçmediğini senden öğrenmek?
Belki bu kaygıların hepsi boş. Dalga geçiyorum kendimle. Mazoşistim veya, kafamı allak bullak etmek hoşuma gidiyor?
Aslında ben sadece paylaşmak istiyorum seninle, paylaşabilmek istiyorum içimden geçenleri, sanki sana çıkacakmış gibi geliyordu en doğru kelimeler ağzımdan.. ama bilmiyorum. Öyle olmaması gerektiğini hissediyorum. Ne tatlı ikilem ama!

Neyse, çok açık ki seninle konuşmayı başarabildiğim şeyler kadar, içimde durmakta direnen şeyler de var..

Şu an neler oluyor bilemiyorum. Bu komik şey ne zaman sona erecek, sona erdiğinde ne değişecek, hiç olmasaydı ne olurdu, bittiğinde hayatıma daha anlamlı sarılıyor olabilecek miyim bunu yapmayı planlıyorken, ve tam da planladığım şeylerin asla gerçekleşmeyeceğini kendime söylediğimi doğrulayacak mıyım yine bir şeyler olmadığında tüm inançsızlığımla?
Sadece merak edebiliyorum acaba daha çok istediğim şeyleri yapacak mıyım diye, ama hiç sanmıyorum. O kadar özgür değilim. Ayaklarımı kullanabildiğim zamanlar, şu zamandan çok farklı değil. Şu an sadece mutsuz olmak ve sıkılmak için basbayağı somut bir nedenim var. Hazır bana mutsuzluğumu ortalığa dökme şansı verilmişken, geri çevirmiyorum. Nasıl olsa çok irdelenmeyecek. Nasıl olsa nedeni “apaçık!”. Her şeyin, her duygumun nedeni “ortada!”.
Herkes, tüm ailem nasıl da beni “anlıyor!”, “düşünüyor!”.

Kendimi ilerisi için o kadar güzel kaygılandırabiliyorum ki, bunu sen bana söylediğinde fark ettim ilk kez. Ama işin doğrusu bu gibi geliyor bana. Öyle tecrübe etmişim kendimce yaşamımda. Eninde sonunda aslında kaygılanmam gerektiği, zamanında düşünmem gerektiği çıkıyor ortaya. “Öngörebilseydim, bu kadar üzülmezdim” mesela. Ya da tüm bu süre boyunca her şeyin başka olacağını düşünüp sonra tıpatıp aynı kısır döngüye geri dönmek. Çok yıpratıcı!
Onun yerine, biraz hayal kurmak, ama ardından hemen düşündüklerine gülmek. Defalarca gülmek, kendine hayallerin gibi olmayacağını hatırlatmak. İnanana kadar! Pes edene dek!

Ya da yetinmek. Elindekilerle, daha doğrusu sana verilenlerle yetinmek. Başarmıştım aslında bunu, gerçekten. Kaçınılmazı beklemeye programlamıştım kendimi sadece. Madem sadece sonu seçebiliyorduk, onun istediğim şekilde olmasını düşlemeye başladım, ona odaklandım..
Ama neydi kural? Düşlemeyeceksin, olmaz! Olmadı hiçbir zaman.. asla istediğim zamanda ve istediğim şekilde olmadı. Anladığım o ki, olmayacak da. Sonunu da seçemiyorsun yani..

Neyse ne diyecektim ben? Ha, yetinmek diyordum. Komik geliyor artık şu yetinmek saçmalığı. Kimse, hiç kimse sen yetindikçe sana daha fazlasını ya da sadece sana yetecek kadarını bile vermiyor ki! Seninle, yaşadığımız şeyle, sana dokunmakla, seninle olmakla, seninle paylaşmakla, senden almakla ve sana vermekle ve çoğul olmakla beraber artık yetinme oyunum sona erdi. Tam da hak ettiğim şekilde yaşamak istiyordum ortaya çıkardığımız şeyi.. Sadece elimdekiyle yetinmek yerine, sınırları zorlamak istedim (de denebilir buna). Hatta sınırları kaldırmak. Bana çizilen sınırları yıkmak, sınırlarımı kendim çizmek.. Sanki, sanki ben istedikçe, olmadı gibi… Yani sen bana bir çok şeyin istediğim gibi olmuş olduğunu ( ya da en azından beni mutlu edecek şekilde, iyi yönde olduğunu ) söyleyebilirsin. Ama bana öyle değilmiş gibi geliyor. Senle saatlerce, günlerce konuşma yapsak, her konuşmanın sonunda inanmış olsam da, yastığa başımı koyunca inandıklarımın hepsi yalanlanacak. Biliyorum, çünkü böyle oluyor. (bunu biliyorum, çünkü Tylar da biliyor smile.gif ).

Şimdi de bir çok şey istiyorum mesela. Ama biliyorum ki olmayacaklar. Olmayacağını bile bile yine de istemek, olabilme ihtimalini düşünmek, hayalini kurmak: düpedüz aptallık!

Acaba yetinmeme olayını biraz abarttım mı ne? smile.gif

Şimdi kafamı kaşıyorum ve şaka gibi benimle aynı anda, sayfanın sağındaki ataç şeklindeki word yardımcısı da kafasını kaşıyor..

(......)

Belki farkındasın ya da değilsin ama, ben seninle kendimce çok önemli bulduğum şeyleri paylaşıyorum/paylaştım. Yani baya taa en içimde olan şeylerden bahsettim sana. Hiç hesap yapmadan. Kaygı duymadan. Konuşmaya da hazırdım onların üstüne sen isteseydin ama galiba sen böyle bir durumda olsaydın kendini rahatsız hissedeceğini düşündüğün için bana sormamayı tercih ettin.
Velhasıl, bana sütün sadece en lezzetli bulunan yerini, kaymağını veriyormuşsun gibi geliyor. Halbuki o kaymağın olması için o sütün çok kaynaması gerekiyor, sütten az şey kalıyor o kaymağa. Halbuki vitamin sütün kendisinde. Kaymakla yapılabilinecekler çok sınırlı, ama sütle?
Benimle paylaşmadığını düşünüyorum can, nedenini bulamadım ama böyle olduğuna inanıyorum. Çok kez sordum sana aslında içimden yanındayken, çıkmadı dışıma.. sen iste istedim belki de.
Yani, ben açıldıkça, sen kapandın gibime geliyor, çok fena arada kalıyorum sana verdiklerim ve içimde tuttuklarımla. Acaba benim de mi öyle olmam gerekiyor diye düşünüyorum. Belki de ben bu kadar çok anlattığım için genelde sorun yaşıyorum, Her şey senin için iyi giderken ben kendi kendime kıvranıyorum?

Şimdi fark ediyorum, şu sağdaki word yardımcısı kafasını zaten belli aralıklarla kaşıyor. Tanrının bana vermek istediği bir mesaj falan yok yani. Ya da evren beni şaşırtmak falan istemiyor.


(......)

Gönderen: carlitos Sep 11 2009, 03:14 PM

Deneysel..


Şöyle derin bir nefes çekiyorum… Deniz kokuyor..

Gözlerimi kapatıyorum, kışın ortası, yağmur yağmış çok, çamur her yer ama, denize girdiğimi hayal ediyorum. Deniz her tarafımda. Saç diplerimden, tırnaklarıma, en mahremime kadar. Hatta en iç’ime kadar.


It doesn't have to be like this


Önce yüzüyorum biraz, rutin kulaçlar atıyorum.. zaman geçiyor, deniz bana alışmış, ben denize alışmışım. Yavaş yavaş diplere bakmaya çalışıyorum. Denizin dibini görmeye. Yüzdükçe koyulaşıyor gerçi, deniz izin vermiyor en derinini görmeme.


All we need to do is make sure we keep talking


Deniyorum..
Dalıyorum yavaş yavaş. Balıklar var, insanların attığı taşlar, çöpler var diplerde, yosunlar var. Korkarım ben yosundan. Neyse ki ayağım değmiyor.
Bir kabuk görüyorum derinde bir yerde, yosunların arasında. Bir nefes alıyorum, dalıyorum dibe. Yosunların arasında gizlenmiş kabuk, büyükçe bir şey. Orada o kadar huzurluyum ki, korkmuyorum yosundan. Uzatıyorum elimi, zor oluyor ama çıkartıyorum kabuğu. İçini açıyorum sonra, sedefli, parlıyor bana..


There's a silence surrounding me


Yüzüyorum.. arada bir atmak istiyor beni içinden, dalgalarını yolluyor, su yutuyorum biraz, boğazım yanıyor. Kimi zaman da kocaman denizin içinde tek başıma gezinmekten yoruluyorum, korkuyorum, konuşmuyor benimle deniz, ben de onun anladığı dilden konuşuyorum, ağlıyorum..


I can't seem to think straight


Ne zamandır buradayım, parmaklarım buruş buruş olmuş sudan. Bir nefes alıyorum, alt tarafı hava, deniz kokmuyor. O kadar alışmışım ki, kokusu duyulmuyor..
O kadar uzun süre kalmışım ki suda, deniz de beni farketmiyor. Dönmüş herhalde içine, kendini seyrediyor..


I'll sit in the corner. No one can bother me


Hissediyorum.. kalamam burada. Buz gibi oldu. Dudaklarım morardı, titriyorum. Bazen bir akıntıyla, yanlışlıkla sıcak su değiyor ayağıma. Nasıl da seviniyorum! Çok arıyorum ama bulamıyorum.


I think I should speak now ___________ Why won't you talk to me


Son bir çare, diplerde kendime bir yer bulsam diyorum.. kopkoyu bir mavinin ortasındayım. Bir nefes alıyorum, dalıyorum..
Çok karanlık..
Gittikçe,
Daha da karanlık..
Korkuyorum.
Nefes..
Biraz daha inmeye çalışıyorum..
Olmuyor. Son gücümle yüzeye çıkıyorum. Yanıyor ciğerlerim.
Kalbim atıyor. Gümbür gümbür.
Çıkıyorum denizden.




I can't seem to speak now ____________ You never talk to me




Açıyorum gözlerimi. Bir nefes alıyorum derin.. gül kokuyor..


My words won't come out right ________ What are you thinking



Bir efsane vardır. Bir gül varmış, denize düşmüş. Açmış yapraklarını deniz gülün. Açmış gül, gülümsemiş denize, göğe..


I feel like I'm drowning _____________ What are you feeling


Bir deniz varmış, gül kokmuş.. Deniz gül kokar mı demişler, inanmamışlar. “Hadi canım, denizin gül koktuğu nerede görülmüş” demişler, “atar onu da dışarı bir iki güne, rüzgar uçurmuştur ya da insanın biri fırlatmıştır gülü denize.”


I'm feeling weak now _________________ You never talk to me


Öyle olmamış ama. Kimse de anlayamamış. Dalından koparıldığı için zaten sinirli, zaten mutsuz olan gül açmış yapraklarını denize, tomurcuklarından vermiş.. kokusundan vermiş.


But I can't show my weakness _________ What are you thinking


Deniz, yosunlarını feda etmiş gül için. Suyuyla beslemiş yapraklarını. Sarmış, her yanını sarmış, korumuş gülü.

Zamanla geçmişler iç içe. Karışmışlar birbirlerine. Kimsenin anlamadığı dilde konuşurlarmış. Dışarıdan güzel bir ezgi gibi duyulurmuş sadece. Öyle denir ya, kimse anlayamazmış..


I sometimes wonder ______________ What are you feeling


Bir gül varmış deniz kokulu; bir deniz varmış güle bulanmış.. kimse de bu sırrı anlayamamış..




Bir son bekliyorsunuz değil mi? Herkes beklemiş zaten bir son olsun diye.
Ama son yok. Kim, hangi kuvvet, hangi tanrı, hangi sabun, hangi ilaç çıkartabilir ki deniz kokusunu gül’den? Hangi koku bastırabilir ki deniz’deki gül kokusunu?

İşte son bu.




Now I tell you openly
You have my heart so don't hurt me
You're what I couldn't find
Totally amazing mind
So understanding and so kind
You're everything to me





11.09.2009

Gönderen: carlitos Sep 13 2009, 10:28 PM

chronicle


günlük tutmaya başlamıştım. hemen ertesi günü. baktım ki daha çok ağlatıyor; bıraktım.
Bugün gördüm.. Toparlarken.. Bizi..
Neler hissetmişim. Yine de iyimsermişim.
Benimkine de saflığı geçtim, aptallık deniyor herhalde.
Üzerimdeki yüke dayanamadım. Söyledim. Sordu. Ama devamını getiremedi. Üsteleyemedi. O da.
Hiçbir şey yokmuş gibi davrandık sonra..
Gerçekten de hiçbir şey yok.
O kadar çok şey var; ama hiçbir şey yok!

"İnsanlar büyüyünce hayalleri küçülür mü" diye sormuştu..
"biz büyümeyelim hiç, olur mu?" demişti.

biz büyüdük, dünya kirlendi, gök ağladı, yer kustu, zaman doldu..



ikimiz de, bambaşka yerlerde, çırpınıyoruz bizden gayrı.



- su dökün ne olur! acıyor bu!




- gül'ü gitti seda'sı kaldı şimdi.

Gönderen: carlitos Sep 14 2009, 09:58 PM


Sorup da bir şekilde cevabını alamadığım veya soramadığım soruların yanına panik anında ard arda gelen sorular biriktiyorum boş zamanlarımda. Ve malesef çok fazla boş zamanım var.

Bir dalga halinde, bir anda, tam da kendimi kandırdığımı sanmışken geliyor üzüntü. Zaten devamlı var olan hüzünden bahsetmiyorum ama. Görebildiğin bir duygu çünkü bu. Midemin üstünden, gözlerime gelene kadar her yerimi ısıtıyor ve gözlerimden yaş olarak akıyor, dudaklarımdan hıçkırık ve inleme olarak çıkıyor.. Evet, inliyorum. Uluyorum hatta.

Kopan nasıl bir parçaysa artık, ya da nasıl bir kor düştüyse göğsümün tam ortasına; engel olamıyorum. Canım yanıyor, boğulacak gibi oluyorum, bir uff çıkabiliyor belki son anda dudaklarımdan "yine mi yaa" demek istercesine ama yetmiyor; ağlıyorum. Sıcak sıcak damlalar düşüyor üzerime gözlerimden.
Bir sevişme sonrası uykusu istiyor canım. Canımın ta içi acıyor. Biraz huzur dindirir ya belki acımı, işte o yüzden canım uyku istiyor.

Ne diyorsun merak ediyorum sana sordukları zaman. Sebebini sordukları zaman yani. Merak ediyorum. O kadar muğlak ki çünkü, verdiğin cevabı bana da ver istiyorum.

Ablam kocaman bir "Neden?" dedi. "O mu istedi?". O kadar acı ki! Sanki herkes bir gün senin beni bırakacağından eminmiş. Nasıl olablir ki? "Sen de istedin mi peki" dedi ablam. "evet" dedim. "iyi de çok seviyorsun, gururundan mı istedin?" dedi. Geçiştirdim. "Tamam, o zaman madem sen de istedin, üzülme o zaman bak" dedi. "Görüyorum, üzülüyorsun, anlamıştım zaten ama üzülme" dedi. "Vücudundan çıkacak bak sonra bu kadar üzülürsen".

Sanırım benim dışımda (ve belki -umarım- senin dışında) herkese göre bu iyi karşılanması gereken bir şey. Hani meşhur "alt tarafı ..." olaylarından. "Ne var canım bu kadar ...." olaylarından. Ama benim aklım almıyor. Bu kadar basit değil çünkü. Madem bu kadar basit, neden böyle hissediyorum ve neden bu durumdayım?

Ne zaman geçer? Geçer mi ki? Sanırım geçecek.. Lütfen geçsin..

İşin garibi, kaybetmek istemiyorum seni. Dostluğunu. Ama nasıl olacak bilmiyorum. Daha zor olacak sanırım.. Ya da şimdi böyle geliyordur. Ah.. biraz sakinleşmem lazım. Az kaldı. Az kaldı. Az kaldı. Az kaldı. Az kaldı. Az kaldı. Az...




Çok ağladım...Bütün gün ağladım.. Uyudum. Uyandım.
Geçmemiş;
Yine ağladım...

Gönderen: carlitos Sep 16 2009, 01:56 AM

Çok enteresan, tam da ben bir şeylerin farkına varıyordum..

Yani senden istemektense, senden beklemektense kendimde bulmaya çalışıyordum çözümü.

Farkındaydım, sorunlar vardı. Kendi açımdan sorunların ne olduğunu gayet iyi biliyordum zaten ve hangilerini çözebileceğimi, hangilerinin canımı bu kadar sıkmasına gerek olmadığını.


İlişkimiz için adım atmaya hazırdım işte. O yüzden seninle konuşmak istiyordum. Konuşmaya başlıyordum. Ama asla iyi gitmiyordu konuşma, amacından sapıyordu. Bir şekilde kızgındın bana. Ne yapmıştım bilmiyordum ama, kızgındın ve engel olamıyordun kızgınlığına. Ben de asıl kızması gerekenin ben olduğumu düşünüyordum ve bir de üstüne bana gösterdiğin tepkiye üzülüyordum ve işin içinden hiç çıkamıyorduk. Çünkü ben de savunmaya geçiyordum.

(.....)

Birçok şeyin farkındayım can. Farkına varmıştım. Hayatım, aklım, duygularım adım atabilmem için bu kadar karışık olmasaydı, belki seni sarsıp kendine getirebilirdim. Ama o kadar yorgundum ki, bir de senin beni acımasızca eleştirmen dayanılmaz oldu. Sanki her şey boşa gitti. Sabretmene ihtiyacım vardı. Yanımda olmana ihtiyacım olduğunu anlamana, sorunumun sen olmadığını görmene ihtiyacım vardı. Ama sen sormuyordun bile. İlgilenmiyordun bile.

Ben, kendi adıma, ilişkimizde biraz daha büyümeye, olgunlaşmaya hazır olduğumu hissediyordum. Senin için de, kendim için de daha az yıpratıcı davranmaya hazır gibiydim. En azından farkındaydım artık. Kendimin de farkındaydım. Ama paylaşacak zamanımız olmadı. Ailem yüzünden o kadar yorgundum ki. Yorgunluğumu bile anlatamadım sana. Biraz zaman isteyemedim..

Neyse, olacağı buymuş. Meğersem sen dolmuşsun da taşıyormuşsun.. Ne demeliyim ki?

Canım yanıyor. Sadece bunun ikimiz için de iyi olacağına inanmak istiyorum. Boşu boşuna, bu kadar anlamlı bir şeyden vazgeçmiş olmak istemiyorum. Geriye bir adım bile atmadığın, kaskatı durduğun için sana kızmak istemiyorum. İyi olmak istiyorum. Yazık etmiş olmak istemiyorum. Bu kadar zorlanmak istemiyorum.


16.09.09/02:06-02:56

Gönderen: carlitos Sep 19 2009, 06:19 PM

charge


Denize giriyorum. İnanılmaz sıcak. Dışarısı pek yaz gibi değil ama. Daha ziyade mayıs-haziran. Ya da sadece eylül işte. Neden illa bir şeyleri başka bir şeye benzetmek, başkasıyla kıyaslamak ihtiyacındayız ki?

Assos’tayım. Babam da anormal. Etrafımı dengesizler ve dengesizlikler sarmış sarmalamış durumda. Şimdi sen yoksun ya, herkes seni soruyor. Babam dahil.

Beni geçtim, ablama bile sormuş. Ben bir şey dememiştim, ama ablam vermiş haberi. Üzülmüş babam! Şimdi arada bir herhangi bir bahaneyle ağzının ucuna kadar geliyor, bir şeyler sormak, benden de duymak istiyor ama başka şeyler söylüyor, bir seni soramıyor. “Niye bu kadar kilo verdin bakayım sen?” diye imalı imalı soruyor. Cevaplarımdan da tatmin olmuyor tabi ki smile.gif

Niye böyle tedbirsizlik yapmışım, niye kendimi bu kadar kaptırmışım, nasıl gafil avlanıp tozpembe görmüşüm her yeri de, her yere senden izler bırakmışım bilmem ki! Assos yolu o kadar çileliydi ki. Karanlıkken kolaydı bir anda gelen gözyaşlarımı saklamak. Gün ağırınca olmadı ama. Yaş çıkmayınca gerginliği kaldı üzerimde.. Neler düşünmüşüm meğer taa assos’a gelene kadar. Aklıma bakın siz hele, nasıl her birini tekrar düşündürdü bana, nasıl çıkarttı bulup, nasıl yaşattı bana yine hepsini, her zerresini. Neden bedenim bu kadar zorluyor beni?

Senden izler bırakmış aklım en olmadık yerlere bile.. Bir anda karşıma çıkınca o izler, kocaman bir tokat yiyorum suratıma ve göğsüme, kıpkırmızı oluyor yanaklarım, beş parmağın izi gibi.. Kalbim tekliyor bir süre yediği darbenin etkisiyle, nefesim düzensizleşiyor; yoluna giriyor sonra.
Yine seni soracaklar diye çıkamıyorum dışarı. Daha fazla tanıdık geliyor şimdi buraya. Benimse kimseyi göresim yok. (“Ay” ne kadar güzel bir şarkı ya! Uzun zamandır bu kadar etkilenmemiştim bir şarkıdan. Müziği, sözü, es’leri…)

Olmaya çalışıyorum işte yeniden. Olduğum gibi olmaya çalışıyorum. Asla eskisi gibi olamayacak olsam da, kendimi bulmaya çalışıyorum yalnız zamanlarımdan. Nasıldım, nasıl başarıyordum? Nasıl gidecek üzerimdeki bu koku? Kokun.



Zaman.. dostum ol.

Hayat.. gir içime. Can ver bana.



19.09.09

Gönderen: carlitos Sep 29 2009, 10:48 PM


ben




Nötr olmayan yazıları koymayacağım artık buraya. Gerek yok. Buhranla yazılan, (tam bana uygun şekilde) uç duygular içeren şeyler oluyorlar. Fazla "dobra" çoğu zaman, "pat" diye. Neyse..

Evet, üzüldüğüm şeyler var. Hem de şaşırtıcı derecede çok. Ve işin komiği aksilikler bitmiyor. Sanki devamlı sınanıyorum! Halbuki bence hiç gerek yok.

Bunların içinde sevgim de var. Sevgim, "benim" sevgim, hakediyor bunu. Yaşadığım seneler, canımın acıdığı zamanlar, mutlu olduğum zamanlar hakediyor. Ben, saygı duruşundayım şu an. Göçüp giden bir hikayenin ardından, çoğu zaman sinirli bir saygı duruşu. Ama dik.

Benim hayatım böyle bir şeyle son bulmaz. Sarsılır, yıkılır da belki biraz ama toz kondurmaz. Toplarım ben kendimi. Saçmasapan yazılar yazarım. İçimdeki aşkı yazarım. İçimdeki kızgınlığı kusarım. Yazarım. Dinlerim. Yazarım. Dinlerim. Okurum sonra. Yazdıklarımı okurum. Okudukça, hani ben öyleyimdir ya, dışarıdan bakmaya başlarım, yabancılaşırım. Sanki benim değilmiş, alakam yokmuş, hiç incitmemiş, değmemiş bile; teğet geçmiş gibi okurum, anlatırım.

Neler oluyor etrafta bir görsem.. Hele bir de daha fazlasını görsem, hiçbir önemi kalmayacak hiçbir şeyin aslında. İnsanlar ölüyor mesela.. Gencecik çocuklar. Gencecik insanlar, sevgililerini kaybediyor. Bir daha isteseler de göremeyecek olduklarına yanıyorlar. Lanet ediyorlar b.ktan bir feysbuk yüzünden kavga ettiklerine..
İnsanlar hastalanıyor sonra.. Annem hastalıklardan hastalık beğeniyor. İçim cız ediyor. Canım daha çok yanıyor. Babam desen ayrı dünyalarda daha da dengesizleşiyor. Faturalar bize kesiliyor. Canımız acıyor. İsyan ediyoruz.

İşte bu önemli. İşte bunlar önemli. Bunlar, bir ömür canımı yakmış benim. Daha da yakacaklar. Hiçbir şey değişmedi yani. 4 sene önce de ayaktaydım, devam ediyordum; şimdi de ediyorum. İte kaka da olsa ediyorum. Aklım başımdan gidiyor bazen, ama elbet geri geliyor. Canım acıyor ama nasılsa çok kişi görmüyor.

Sevgi, bir bonustu benim için. Sevgin, sevgi olduğu zaman güzel bir hediyeydi benim için. Sevgim, serinleten bir suydu yüreğime serpilen. Artık yok. Aklımdaki senin yeri ayrı hala. Bir yere gitmesi gerekmiyor da bence. Ama semsertim, dikenlerimi çıkardım ben. Kendime de batıracak bile olsam, nihayetinde bir gülüm ben sedalı. Birkaç yaprağım kırılmış. "üzülmüş" der anneannem. Üzülmüş yapraklarım. Ama ben buradayım. Önümü göremediğim için, bir türlü plan yapamadığım için, sürekli aksilik çıktığı için cesaretim kırık biraz. Ama devam ediyor hayat. Emin ol ediyor. Bir aşk var etmedi beni. Öyle ya da böyle vardım ben. Bir aşk da bitirmez herhalde. İnsanlar ölüyor. Annem hastalanıyor. Evet, üzülüyorum.

Evet büyüyorum. Tek başıma büyüyorum. Ben bir insanım. ve hala ölmedim. O halde, her türlü duyguyu kararınca yaşıyorum. Ben, kendimi biliyorum. Abarttığıma bakmayın. Şaşar kalırsınız. Nasıl yabancılaştığıma o kadar hayret edersiniz ki, hikaye benim değilmiş gibi dinlersiniz.

Sonra ben yine laf sokarım size. İçimden ilk geleni, doğru bulduğumu söylerim.

Sonra dünyanın en iyi dinleyicisi olurum.

Sonra kıkır kıkır güldürürüm.

Sonra bir laf eder kırarım belki.

Sonra şarkı bile söylerim seviyorsam sizi.

Sonra susarım gerekiyorsa.

Paylaşırım.

Sesi

Sessizliği.

İnsanlığı.

Mutluluğu.

Huzuru.

Hüzünü.

Kendimi.

Gül değil; sedayı.




29.09.09/22:46-23:46

Gönderen: carlitos Oct 7 2009, 12:02 AM

Kadın Olmak


Bu gece 11'e doğru bir vakit, evime dönüyorum.. Şansıma terzi açık, bir işi varmış, pantolonlarımı alabiliyorum. Karanlık yoldan gitmek değildi niyetim, korkmuştum çünkü nedensiz ama pantolonları almaya girince, bunun şerefine o yoldan devam edeyim dedim, korkuya ne hacet!!

Girdim, yürümeye başladım. Kulağımda müzik. Ama tetikteyim de. Arkamdan biri geliyor. Bir erkek. Telefonla konuşuyor. Ben solda kaldırımdayım, o sağdan geliyor, anlıyorum.
Bakmıyorum arkama.
Yaşlı değil. Orta yaş, belki de altı. Sonra arabalar geçmeye başlıyor aramızdan, o hala benden arkada.

Geçen arabaların her biri (önce normal bir araba -içinde babam yaşında adam-, sonra boş bir minibüs -orta yaşlı şöförü-, sonra bir ticari araç ve sonra yine bir taksi) yanıma geldiklerinde yavaşladılar, bana baktılar, duymadığım şeyler mırıldandılar (ben? oldukça sıradan eşofman ve boynuma kadar çektiğim fermuarlı bir üst. Cinsiyetimi ancak saçlarım belli ediyor).

Amaçları rahatsız etmekti, evet ve ettiler. Gerildim. Arkamdan yürüyen adamın da onlardan cesaret almasından endişelendim.

Arabalardan rahatsız olunca ve birkaçı üzerime sürünce yavaşladım haliyle. Arkamdaki adamla aynı hizaya geldil. Onunla ilgili iyi düşüncelerim yokken tam, sokağın en karanlık yerindeyken ve kuytu sokağa dönecekken adam (ki gençten olduğunu gördüm)

-pardon
dedi.
Kulaklığımı çıkartıp
-efendim?
dedim.
-afedersiniz bir şey söyleyeceğim, bayan olmak ne kadar zor ya şu memlekette
dedi.
Önce rahatsız oldum, sonu tatsız yerlere gidebilir diye. Tedirgin olduğumu anladı ama adam ve hemen devam etti;
- Yani az önce geçen arabaların size tavırlarından ben rahatsız oldum. Bu ne biçim iş yahu? Ne zor şeymiş bayan olmak.
dedi.
-evet. maalesef.
diyebildim sadece.
-Allah kolaylık versin bacım. Hayırlı akşamlar
dedi.
-hayırlı akşamlar
dedim.

Bir erkeğin, kendini benim yerime koyması, birinin beni anladığını görmek -tam da ben onun hakkında da senaryo yazarken- içimi ısıttı.

Belki de hala umut vardır.


07.10.09/ 00:45- 00:01

Gönderen: carlitos Oct 12 2009, 08:17 PM

İnsan olamadığımıza yanıyorum. Değil anlamak, anlamaya çalışmak için çaba sarfetmiyoruz bile. Kendi teşhislerimiz var, hop konduruyoruz insanların üzerine onlardan.. Hele bir şekilde kaybetmekten korkmayagörelim! Birisinin birazcık olsun bizden uzaklaştığını düşündüğümüz anda başlıyor en pis yanımız ortaya çıkmaya.
Hele ortada üçüncü bir şahıs varsa, bu mesafenin sebebi onun üzerine yıkılır ve üçüncü şahıs itinayla yerin dibine sokulur, dünyadan def edilir, kendisi ağzıyla kuş tutsa yine de nefret edilir.
Ta ki… eskiyene kadar. “Eski” olduğunda, “ex” olduğunda, üzerinden biraz da zaman geçince, ikinci şahıs tekrar “yakına” gelince sular durulur..
O üçüncü şahıs sana ne yapmıştı bilmiyorum gerçekten okuyucu. Tek yaptığı mutlu olmak ve mutlu etmekti. Sen kafanda senaryolar yazarken, iki sene sonra ortaya çıkıp birden gördüğün şeyden de korkunca, çirkin oldu birden her şey.
Sıcacık bir kucağı hak etmedi senin nezdinde o üçüncü şahıs, nedense ilk tanıştığında aynı yatakta yattığın kişiyi takmaz oldun, o üçüncü şahıs nedense bir türlü hak etmedi “belirli gün ve haftalar”da aranmayı, hatırlanmayı, iki hoş sözcük duymayı ve nihayetinde o üçüncü şahıs tüm saflığığıyla, canının acısıyla senden yardım istediğinde ey birinci şahıs, bir cümlelik geri dönüşü, “kusura bakma” denmesini bile hak etmedi değil mi?!

Neler yapmış bu üçüncü şahıs senin sevgili ikinci şahısına da senin bu kadar canın yanmış ey birinci şahıs?

Çok değil, gereken, sadece haddini bilmek, anlamaya çalışmaktı. İnsan olmaya çalışmak. Birine insan ötekine hayvan değil ama; herkese insan!

Gönderen: carlitos Oct 13 2009, 10:50 AM


şşşhh

Olmayınca olmuyordu; üzgündü.
İstemediğinden değil. Ancak onunla arasında o kadar çok şey vardı ki, hissedemiyordu onu.
Kat kat şeyler vardı aralarında. Kat kat kokular, kat kat düşünceler, dokunuşlar, sesler, sessizlikler..
O yüzdendi mesafe. Mümkün değildi yaklaşmak. Uzanıyordu, ama dokunamıyordu; dokunuyordu belki ama hissedemiyordu işte!

Belki, belki de hissettiklerinden kaçıyordu! Hissetmemesi gerektiğini düşündüğü şeylerden. İçinin kıpırtısı bir şekilde rahatsız ediyordu belki.

Kendisine yapılmasını istemediği şeyi, başkasına yapmak istemiyordu belki de sadece.

Ya da, saygı duyuyordu. Başkasına değil. Ona değil, sana da değil. Kendisine. Kendi hissettiklerine. Kaybolduğunu, güzel bir tortu bıraktığını, üzgünce dudak bükerek seyrettiği hislerine saygı..




13.10.09/Salı/11:18-11:46

Gönderen: carlitos Oct 19 2009, 09:37 PM


yama




Elleri ceplerinde olan,
Elleri, bir gıdım kalmış sevgilerini sıkı sıkı tutmak için,
Azıcık kalmış güvenlerini hissetmek için,
Kırgınlıklarını saklamak için,
Sevgilerini gizlemek için,
Ya da salt güvenli bir sıcaklık hissetmek için ceplerinde olan insanlar..
Yıpranmış, yırtık ve çoğu zaman yamalı kalpler
Ve onların taşıdığı yamalı sevgiler.
Yamalarının farkında olmayan yaralı sevgililer..

Bir dokunuşa hasret susmalar,
Bir nefese muhtaç konuşmalar,
Susamış bedenler,
Dopdolu özlemler,
Kanlı canlı yaralar,
Nihayetinde yeni dikişler, renkli yamalar..

Aynı renkten olsun, belli olmasın diye tendeki yaralar,
Bir başka teni dikmek üzerine,
Belli olmasın, geçsin izleri diye başka derileri yapıştırmak bedene
Doğru rengi aramak, doğru dokuyu bulmaya çalışmak,
Yine “tam” olmaya ulaşmak..

Canını acıta acıta dikmek kendi bedenini,
Kanırta kanırta kapatmaya çalışmak yaraları,
Bambaşka bir tenle, bambaşka gözeneklerle,
Amatör dikişlerin bıraktığı yeni izlerle,
Açtığı yeni deliklerle,
Yeni bedenlerine alışmaya çalışan,
Yeni görünüşleriyle yaşayan insanlar.
Kimisi deli kızın çeyizi gibi,
Bedeninde renk renk yamalar;
Kimisi daha özenli pek fark edilmiyor tonlar.
Lakin her halükarda açıldı işte yaralar,
Gitti bedenin özü açık deliklerden bir kere,
Uçtu bir şeyler,
Bozuldu tamlık.
Sev şimdi yamalarını,
Sev yaralarını,
Yaralarını örttüğün adamları, kadınları..
Haydi, sev şimdi kendini.
Sev yaralarını
Seviş belki de.
Barış kendinle.

Elleri ceplerinde olan,
Elleri, daha yeni açılmış yaralarına yepyeni buldukları yamayı sıkı sıkı tutmak için,
Onunla ne yapacaklarını bilmedikleri için ceplerinde tutan,
Bozmak istemedikleri için elleriyle tutan,
Elleri, korkularından ceplerinde olan insanlar.
Tüm tekil ve çoğul şahıslar.
İnsanlar.
Aşıklar.
Katiller.
Ölüler.
Öldüler.
Geldiler.
Gittiler.
Güzeldiler
Bittiler.
Kayboluyor elbet tüm
İzler.




19.10.09/pts/21:40-22:35

Gönderen: carlitos Oct 21 2009, 11:31 PM


es



Söz biter bazen.
Bir güzel esmer bakış kalır geriye,
Huzur kokan bir sessizlik,
Güzel bir iç çekiş..

O kadarla kalır bazen,
Tadı kalır yüreğinde,
Ta içinde durur sıcaklığı,
Susturur,
Gülümsetir.

Derin bir nefes alırsın,
Havadaki her hücreyi çekmek istersin içine,
Çekersin.
Hemen gider ya aslında,
Sen, tuttum sanırsın.

Kapatırsın gözlerini: bir çift kara göz
Devam edebilmek için, son bir kez
Dondurduğun sahneye bakarsın gözlerinden,
Bakarsın o güzelliğe, ısıtırsın içini,
Kabullenirsin sonra,
Derin bir nefes daha alırsın,
Verirsin.
Zaman akmaya başlar yeniden,
İçindeki sıcaklığı hissettirmeden kimseye,
Yürürsün,
Gidersin.





21.10.09/Çarş/18:10- ….

Gönderen: carlitos Oct 26 2009, 11:07 PM

bir an



Ne hissetmeliydi, bilmiyordu. Bu yaşadığı şey yeniydi, belki biraz tanıdıktı ama ilkti işte.
Bilmiyordu o yüzden, ne hissediyordu anlam veremiyordu.

Güzel bir heyecan vardı içinde, bambaşka bir sıcaklık, fazlaca hassaslık. Ne oldu bilinmez, bir anda karardı gözleri işte, koyverdi, gitti. Bir başka kokuyla karışmaya, başka insan olmaya işte böyle, bir anda karar verdi.

Sadece bir an… ve gözleri kapanmıştı. Ve dudakları aşkla tanışıyordu. Ve nefesi kesiliyordu. Duruyordu zaman. Gözlerini açıyordu; karşısında kapkara boncuk gözler.

Sadece bir an.. Ve Korku kaplıyordu içini. Ve kapatıyordu tekrar gözlerini. Dokunuyordu sadece.

Sadece bir an.. ve bir sessizlik.. ve ardından aynı anda iki kişinin derin derin aldığı bir nefes, iç çekiş.. Ve dışa vuruyorlardı hislerini, konuşuyorlardı. Korkuyorlardı. Ve korkularını konuşuyorlardı.

Sadece bir an.. Sözler bitince. Sözler artık anlatamayınca yani.. Ani bir karar. Bir cesaret belki. Aşk belki de.

Sadece küçük bir an ve daha önce hissetmediği bir şeyler hissediyordu işte. Nasıl da hassas. Nasıl da istekli.. Heyecan mı, arzu mu, zevk mi, acı mı, utanç mı seçemiyordu..

Sadece bir an.. ve özür diliyordu işte. Bilmediği bir şey için özür diliyordu. Ne olması gerektiğini bilmiyordu, sadece bir şeyler eksik gibi geliyordu. Özür diliyordu. “tamam” diyordu. “nasılsın”, “iyi misin”. Ve sonra bir anda “hıııık!” nefesi kesiliyordu. Neydi şimdi bu? Ne olmuştu, olmuş muydu? Acımış mıydı? Sevmiş miydi? Bilmiyordu ki..

Sadece bir an.. ve her yerde saçlar. Odada sıcak.. Kırmızı yanaklar. İlk dokunuşlar. İlk keşifler. Ne başını, ne de sonunu bildiği bir yol.. garip bir huzur. Bir rahatlama. Bir sevinç. Biraz utanç. Ve suçluluk. Ama sonuçta; mutluluk..

Sadece bir an.. ve “hadi” dendiğini duyuyor. Ne yapması gerekiyor? Onu da bilmiyor.. Son derece savunmasız. Çıplak. Bırakıyor kendisini. Rahat olmadığını anlatıyor.

Sadece bir an.. ve duruluyor her şey. Saçlardan açılmış yüzler, teri dinmiş tenler. Sadece nefes. Hızlı. Hızlı. Hızlı. Sonra. Gittikçe. Sakin. Sakin.

Ve yine bir an, ve bilmediği bir uyku uyuyor. Uykunun farkı mı olur? Yeni öğreniyor.. Ve uyanıyor birden. Ve her yer yine saç. Ve yine hızlı nefesler. Ne olduğunu, nasıl olacağını düşünemeden daha, uyku dolu ama yine de sevinç içinde.. O kadar farkında değil ki, iyi hissedemediğini fark ettiğinde bile ne düşüneceğini bilemiyor. O düşüne dursun, bedeninde bir şeyler oluyor..


. . .




Ne hissetmeliydi, bilmiyordu. Bu yaşadığı şey yeniydi, belki biraz tanıdıktı ama ilkti işte.
Bilmiyordu o yüzden, ne hissediyordu anlam veremiyordu.

Bir türlü anlam veremediği bir durumda, mekanik hisler yaşadığına kızıyor, bu kadar basit olmasına üzülüyordu. Nasıl olabilirdi ki bu?

Sadece bir an.. ve içinde bir sıcaklık. Dudağında bilmediği bir tat, tanıdık bir his. Bambaşka bir koku. Bambaşka bir boyut.

Sadece bir an. Ve içinde bir nefret. Kendisine, ona, ötekine, diğerine öfke. Durgunluk sonra. Düşünceler..

Sadece bir an. Ve bir dalga yayılıyor vücudunda. Tanıdık bir his. Özel olduğunu sandığı bir his. Halbuki bir mekanik. Acı. Gerçek. Koku. Islak. Direnç. Kabul. İstek. Nefret.

Sadece bir an. Derin bir dengesizlik vardı içinde. Ne oldu bilinmez, bir anda karardı gözleri işte, koyverdi, gitti. Bir başka kokuyla karışmaya, bambaşka insan olmaya, bir daha hissedememecesine hislerinden arınmaya işte böyle, bir anda karar verdi. “tak” etti.

Sadece bir an.. ve işinin ehli bir insan.

Sadece bir diğer an.. ve en amatör insan.

Bir an, zevk; diğer an hissizlik, hiçlik. Bir an, şevk; diğerinde öfke. Bir an, şarkı; diğer an feryat, çığlık..
Kendi gözünün karasıydı bu sefer gördüğü, salt kendisiydi mücadele ettiği, korktuğu.

Sadece bir an. Ve benzer bir dalga yayılıyordu içine. Bilmiyordu işte yine. Ne yapacağını bilmiyordu. Kavga vardı içinde, gürültü. Kendi derdine düşmüştü ya, duymuyordu çıkanı ağzından. Olması gerektiği gibi oluyordu. Sürüyordu. Sürdürüyordu. Anlam vermeye çalışırken birden “hııık!” nefesi kesiliyordu. Ve sancı giriyordu tüm vücuduna. Ve acı yayılıyordu içine. Ve bıçaklar saplanıyordu kalbine. Ateşler çıkıyordu kulaklarından.. ve tutuyordu nefesini. Tutuyordu. Bırakmak istemiyordu. İstemiyordu. İstemiyordu ki! İstiyor muydu? İstiyordu. İstemiyordu.

Sadece bir an.. ve öylece kalmıştı her şey. Ve garip bir uyuşukluk işte. Hissizlik. Boşluk. Bu muymuş? Allah kahretsin, BU MUYMUŞ?! Bu kadar basit miymiş? Derin değil miymiş? S..ktir!

Ne hissetmeliydi bilmiyordu işte. İlk, son, orta, yan, köşe. Ne farkeder ki? Farkeder mi ki? Bilmiyordu. Bir parça koparmıştı içinden. Bir parça “daha” belki de. Biliyordu, bundan sonra aynı olmayacaktı hiçbir şey.





26.10.09/ptsi/22:03-23:05


Gönderen: carlitos Dec 6 2009, 08:00 PM


Kolay



Bırakırsın; bırakmak kolay.
Açarsın sıktığın avuçlarını ve düşüverir,
Kayar gider ellerinden.

Unutursun; unutmak kolay.
Düşünmezsin hiç,
Silersin, atarsın hatırlatacak her şeyi.
Devam edersin, gidersin.

Yaşıyorum sanarsın,
Bıraktım, unuttum sanarsın.
Yanılmak kolay.

Kendini kandırmak kolay,
Korkmuş ve kaçmışsındır aslında
Kaçmak ne kolay!

Kaçtığını unuttum sanarsın,
Unuttuğunu sandığın anda,
Hiç ummadığın bir zamanda,
Bir gece rüyanda görürsün,
Dağılırsın..

Uyanırsın, yanında yatan düşmanındır sanki,
Nefret edersin, tiksinirsin.
Kokusu, dokusu, varlığı yabancıdır,
Kendine yüklenirsin, kirli hissedersin.
Akıtırsın kirini, geçti sanarsın.

Tekrar baştan başlar, unuttum sanarsın.
Korkmadım, cesaret işiydi yaptığım dersin.
Yiğitliğine sürmediğin boku, aslında her gün afiyetle yersin.

Bir dünya yaratırsın kendine kafanda,
Kanarsın işin kötüsü ona.
En kolayıdır kandırmak kendini yalanınla;
Yaşarsın, bitersin;
Yaşadım sanarsın.





6.12.09/Pazar/ 19:45-19:56

Gönderen: carlitos Dec 17 2009, 12:10 AM



öpücük



Bir öpücüktür bazen;
Bir anda gelen,
İnsana kendini sorgulatan..

Bir öpücüktür işte,
Karşı koymak istediğin,
Kendine yasak ettiğin,
Nedenini bilmediğin.

Bir öpücüktür misafir,
Kalmak isteyen dudaklarında.
Kapını çalan, izin isteyen ve soran,
Cevabını arayan:
“orada mısın? Kalabilir miyim?”

Öpücüktür işte, değmiştir tenine,
Salmıştır seni düşüncelere,
Dokunmuştur bir yere
Acıyan biraz, kaskatı kesen, susan çoğu yerde.

Öpücüktür nihayetinde
Öylesine, sessizce alınmış bir izinle
Dudağının ta ortasına konan.

Önce çekingen, sonra cesur
Önce kuru, sonra ıslak,
Önce kısa, sonra uzun,
Önce durgun, sonra çoşkun
Önce gri, sonra renkli bir öpücük.

Gelen, kalan, giden
Geçtiği her yerini karıştıran
Yüzünü kızartan, içini karartan
Yüzünü düşüren, içini kıpırdatan
Bir öpücüktür, bambaşka
Bildiğinden başka..

Dokusu gider, kokusu kalır sana;
Sonra kokusu geçer, tortusunu bırakır aklına..




16.12.09/ 00:47-01:04/ Bjk Motor

Gönderen: hasta Dec 17 2009, 01:03 AM

Garip akımının üç öncüsü dışında şiirden hiçbir zaman zevk alamamış bir düz yazı aşığı olarak son şiirin benim bile hoşuma gitti smile.gif Konuya dışarıdan yorumlar gelmiyor diye kimse takip etmiyor sanma. Benim gibi birçok kişinin takip ettiğine eminim. Güzel paylaşımlarını her zaman keyifle okuyoruz cheers.gif

Gönderen: carlitos Dec 17 2009, 01:19 AM

QUOTE(hasta @ Dec 17 2009, 01:03 AM) *

Garip akımının üç öncüsü dışında şiirden hiçbir zaman zevk alamamış bir düz yazı aşığı olarak son şiirin benim bile hoşuma gitti smile.gif Konuya dışarıdan yorumlar gelmiyor diye kimse takip etmiyor sanma. Benim gibi birçok kişinin takip ettiğine eminim. Güzel paylaşımlarını her zaman keyifle okuyoruz cheers.gif




sanırım mutlu oldum rolleyes.gif teşekkür ederim hasta drunk.gif

Gönderen: kurt_thewolf Dec 17 2009, 02:17 PM

QUOTE(hasta @ Dec 17 2009, 01:03 AM) *

Konuya dışarıdan yorumlar gelmiyor diye kimse takip etmiyor sanma. Benim gibi birçok kişinin takip ettiğine eminim. Güzel paylaşımlarını her zaman keyifle okuyoruz cheers.gif

Ben de her girişimde bakınıyorum biraz biraz. Okumayı pek sevmeyen biri olarak, her yazıyı okuma zoruma gitmesi gerekirken daha çok okumayı arzularken buluyorum kendimi. Yine de bu duygu selinin önünde duramayacağım için söz etmiyorum.

Güzel yazıların için teşekkürler, sevgili carlitos. flowers.gif

Gönderen: Roronoa Zoro Dec 17 2009, 02:42 PM

QUOTE(hasta @ Dec 17 2009, 01:03 AM) *

Garip akımının üç öncüsü dışında şiirden hiçbir zaman zevk alamamış bir düz yazı aşığı olarak son şiirin benim bile hoşuma gitti smile.gif Konuya dışarıdan yorumlar gelmiyor diye kimse takip etmiyor sanma. Benim gibi birçok kişinin takip ettiğine eminim. Güzel paylaşımlarını her zaman keyifle okuyoruz cheers.gif


hasta'nın da dediği gibi pek yorum gelmese de bütün yazdıklarınızı okudum....
Belki arada kaçan birkaç tanesi vardır.... fool.gif
Okuduğum zaman yorumlarımı pek yazıya dökemesem de büyük bir keyifle okuyorum yazılarınızı....

Kaleminiz hiç bitmesin mi derler???? tongue.gif

Yazılarınız için teşekkürler....

Gönderen: carlitos Dec 18 2009, 02:24 AM

QUOTE(Roronoa Zoro @ Dec 17 2009, 02:42 PM) *

QUOTE(hasta @ Dec 17 2009, 01:03 AM) *

Garip akımının üç öncüsü dışında şiirden hiçbir zaman zevk alamamış bir düz yazı aşığı olarak son şiirin benim bile hoşuma gitti smile.gif Konuya dışarıdan yorumlar gelmiyor diye kimse takip etmiyor sanma. Benim gibi birçok kişinin takip ettiğine eminim. Güzel paylaşımlarını her zaman keyifle okuyoruz cheers.gif


hasta'nın da dediği gibi pek yorum gelmese de bütün yazdıklarınızı okudum....
Belki arada kaçan birkaç tanesi vardır.... fool.gif
Okuduğum zaman yorumlarımı pek yazıya dökemesem de büyük bir keyifle okuyorum yazılarınızı....

Kaleminiz hiç bitmesin mi derler???? tongue.gif

Yazılarınız için teşekkürler....




rolleyes.gif çok teşekkür ederim takip ettiğin için. Paylaşmaktan keyif alıyorum ben de, beğenilirse bir de, ayrı oluyor tabi.
Tekrar teşekkür ederim, sevgiler.

Gönderen: carlitos Feb 10 2010, 03:29 PM

Mesafe


Gözümü açıyorum; sen.
En sevdiğim renklerden olmuş her yer,
Sen kokuyor, tadı sana benziyor,
Senin gibi özletiyor, senin gibi güldürüyor,
Sevdiriyor kendini, kandırıyor..

Gözümü açıyorum, bir müddet sonra; sen.
Hafif bir belirsizlik var sanki odada,
Hemen anlaşılmıyor tadı, çabuk gelmiyor kokusu,
Görünen, sevişmelerden kalmış biraz tortu, camlarda kalmış buğu..
Gittikçe daha tanıdık neyse ki,
Özletiyor hala, güldürüyor,
Sevdiriyor kendini, unutturuyor..

Gözümü açıyorum; yoksun.
Ama tanıdık bir koku, bildik renkler var burada,
Belli ki, sendin yanımda.
Hemen gözümün önünde olmasan da, işte, hemen solumda..
Korkmuş olsam da yokluğundan,
Hala sarılabiliyorum sana, dokunabiliyorum varlığına.
Sakinleşiyor neyse ki,
Bir çeşit huzur veriyor, iç çektiriyor derin,
Özletiyor kendini, gülümsetiyor,
Sevdiriyor kendini, “geçti” diyor.

Gözümü açıyorum; boşluk.
Renklerim değil gördüklerim,
Bu soğukta değil benim yerim,
Yanında üşümez bedenim..
Ama yok,
ne kokun, ne ellerin..
sağım, solum bomboş,
yanımda değil bedenin.
İdrak ediyor aklım.
Kalbim ağlamaya başlıyor.
Aklım kalbimi okşuyor, “gitti” diyor.




20.04.2009

Gönderen: carlitos Apr 29 2010, 03:23 PM

söz-cük


Bir sözdür,
Tek bir sözdür söylenen,
Yaş olup çıkan içinden.

Bir sözdür uzun süre söylenen,
Yerleşen kalbine,
İnandıran gerçekliğine.

Ve yazık, yine bir sözdür
yıkan tüm gerçekliği,
unutturan güzelliği,
acıtan, değil sadece kalbi; tüm bedeni.

binlerce yaştır tek bir sözün bedeli,
onlarca çığlıktır canın acısı,
iki büklüm kalmaktır akarken yaşlar,
gözünde yaşla uyuyakalmaktır,
sabaha yaşlar içinde uyanmaktır.

bir sözdür işte sebep her şeye
yalandır gerçekte
ve ağlatır gözde yaş bitene,
gözden boşluk süzülene dek...





28.04.2010/çarş/14.15-15:05

Gönderen: gündüzdoğanay Jan 29 2012, 02:10 AM

Bukowski

Buko buko buko!
Ne diyeyim senin hakkında bilmiyorum orospu çocuğu,
Resmini her gördüğümde
Ana avrat küfredesim geliyor.
Ama bir yandan
Sana karşı boynumu eğmekten geri kalmıyorum
Nedir bu ikilem
Bu çelişki!
Bir yandan başardıkların için mutluluk
Bir yandan ise acı duyuyorum
Az önce şişeninin dibine vurdum
Ve karşıma çıktın gene
İyi şeyleri kendimde
Kötüleri ise senden biliyorum
Sokayım Marksist diyalektiğe diyerek
Biramı yudumluyorum.
Gerçeklerden kaçmadan
Sana sığanarak…

Gönderen: carlitos Jan 30 2012, 11:51 AM

Ne kadar ihmail etmişim burayı.. Mailime notification düşünce çok şaşırdım! Vaktim oldukça yazacağım tekrar buraya.
Öyle işte :)

Gönderen: nano Feb 1 2012, 11:30 PM

Tüm yazdıklarınızı okuyanlardan biriyim. Hatta bazılarını iki - üç kez okumuşluğum var.
Paylaşımlarınız için çok teşekkür ederim. Yüreğinize, kaleminize sağlık carlitos. flowers.gif

Gönderen: carlitos May 6 2014, 11:01 AM

QUOTE(nano @ Feb 2 2012, 12:30 AM) *

Tüm yazdıklarınızı okuyanlardan biriyim. Hatta bazılarını iki - üç kez okumuşluğum var.
Paylaşımlarınız için çok teşekkür ederim. Yüreğinize, kaleminize sağlık carlitos. flowers.gif


1 seneden fazla süre geçmiş, eşek kafam ancak teşekkür etsin size o halde flaugh.gif


Gönderen: carlitos May 6 2014, 11:34 AM

bilsem..

**

Yanımda olmasan, içeride olsan. Bilsem ama ben işte “ah” desem, dokunmak istesem içeridesin sen.
İçeriyi sevsem.

Sarılmasak da, yanımda olsan. Nefesini duysam ama ben işte. Bazen ayağımla ayağına dokunsam.
Bilsem; İstesem, sağıma bir dönsem oradasın işte sen.
Sağ yanımı sevsem.

**

26.01.2014

Gönderen: gündüzdoğanay May 7 2014, 09:36 PM

Kalemine sağlık carlitos flowers.gif

Gönderen: gündüzdoğanay Jan 22 2021, 11:39 PM

Kelebek
şeffaf ve berrak
farkı anlamadan seni uçuran
içinde bir enerji patlaması ve duygu boşaltması yaşatan,
hani içini kıpır kıpır yapan.
ama bam teline dokunan
veya futuristik bir zamanda yaşatan!
her şey zihninde,
insanın düşünceyle yapamayacağı bir şey yoktur!
yeterki o aşkın konuma yükselmesin...
eski hataları düzeltebilir,
geleceğini planlayabilirdik...
ama keşke herşey zihinde olsaydı!?
devletleri yıkıp ütopya oluşturmak ne kadar kolay olurdu!
hayalgücüyle evreni keşfedebilirdik!
Fakat ayılınca insan gerçekle karşılaşır,
küçük hesaplarla başedemezdi...
basittik..
öngörüsü ve vizyonu olmayan yaratıklardık,
şu kısacık ömrümüzde.
bir kelebiğin yaşam döngüsü kadardık...

Powered by Invision Power Board (http://www.invisionboard.com)
© Invision Power Services (http://www.invisionpower.com)