IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

9 Sayfa V « < 5 6 7 8 9 >  
Reply to this topicStart new topic
> Lordlar Kamarası, carlitos'tan şiir ve düz yazı denemeleri
carlitos
mesaj Aug 13 2009, 08:40 PM
İleti #91


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 291
Katılım: 15-March 08
Üye No.: 2,601



Yine güzel bir yazı, bilmiyordum, Aziz Nesin'denmiş




Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya... En az erkekler kadar yani!
Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir.

Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe! -

İşte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. Gözleri buğulanır kadının sonra.

Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz işte.

Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. İnce ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli... Ve kadın ağlar; hem de çok!

Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir derstir çünkü. Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler.

Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler. İçlerindeki zehirdir onları öldüren! Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler yaralarındaki! Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları.Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar.

Zaman geçer sonra. Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı...

Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür. Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden. Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan...

İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar. Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar. Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman! Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların.

E.. o zaman niye sarılsınlar ki! Niye sarılalım ki!
Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur. Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır.
Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır.
Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır.

O da kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü!

AZİZ NESİN


--------------------
.

I got a million different tunes in my heart
And I am ready to show

.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
carlitos
mesaj Aug 23 2009, 05:15 PM
İleti #92


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 291
Katılım: 15-March 08
Üye No.: 2,601



Bıraktım. Umut etmeyi bıraktım. Beklemeyi bıraktım. Uyumak için direnmeyi bıraktım. Konuşmayı bıraktım. Mücadeleyi bıraktım.

Etrafına bakınca hiçbir şey göremiyorsa insan, kör olmuştur. Kabul ediyorum, kör oldum.
Görmeyi, hissetmeyi denediysem de olmadı. Etraf boş. Bomboş.

Ve ben koşmak istedikçe, nefes almak istedikçe önce dizlerimin arkasına vuruyorlar bir sopayla. Yere çöküyorum. Bir de belime doğru vuruyorlar o haldeyken; yere kapaklanıyorum. Yığılıyorum.
Öyle kalıyorum. Üzerimde kurumuş kan, salya, sümük, çiş, bok...
Bir güç bulup kafamı öteki tarafa çevirsem de olmuyor. İnsan kendi kokusundan kaçamıyor.
Hem körüm, hem ayaklarım yok, hem ellerim yok.
Hepsinin olduğunu düşünelim:
halim, dermanım, gücüm yok. İsteğim yok, inancım yok, umudum yok.. Çok zor.
Ama böyle olmak zorunda değil. Niye kabullensin ki insan bunu? Nasıl?

İnsan, kaldırabildiği yere kadar yaşamalı.

Ya da kaldırabileceği kadar şey yaşayabilmesi için seçme şansı olmalı.

Bir hakkım var. Er ya da geç. Kullanmak istiyorum. Er olsun, erkenden olsun, şimdi olsun. Benim olsun.


--------------------
.

I got a million different tunes in my heart
And I am ready to show

.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
carlitos
mesaj Aug 24 2009, 12:06 PM
İleti #93


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 291
Katılım: 15-March 08
Üye No.: 2,601



Aklımda yazamayacağım kadar çok şey var. Biliyorum, bu darmadağın bir yazabilme çabası olacak ve ben yine hiçbir şey anlatamamış olacağım. İstediğim gibi olmayacak işte. Sen, kendince bir şeyler anlayacaksın tabi, ama o değil canım. Başka. Sadece; anlatamıyorum işte..
Gereksiz ve belki de klasik sayılabilecek bir girişi bile oldu bak bu çabanın.. kendime gülüyorum aslında içten içten. Ağdalı gibi görünüyor cümlelerim, daha da anlatamayacakmışım gibi geliyor.
Aslında, tam olarak ne anlatmalıyım, onu da bilmiyorum. Ya da neden sana anlatmalıyım? Kendi içimde bulduğum sebeplerden dolayı, sana çok da fazla anlatmamam gerektiğini düşünüyorum aslında ama sözcüklerimin muhatabı sen oluyorsun hep bir şekilde. Sana dökülüyor kelimelerim yani. Sonra, parmaklarım yanıyor. Ya da dilim. Ha yüreğim, ha parmaklarım, ha dilim..
Anlatmak istediklerimin en anlatabileceğim hali bu olduğu için (aslında ben baktığımda her şeyi görsem de sen okuduğunda belki kafan karışacak) bu yazı bu kadar “kapalı”. Sansürlü?
Maksadım, belki de bencil bir şekilde sadece “söylemek”. Benden, içimden çıksın, gitsin misali.
Belki de yazsam sadece..
Ama sana kurulan cümleleri okumak hakkın değil mi? Hakkım değil mi içimdekilerin sana geçip geçmediğini senden öğrenmek?
Belki bu kaygıların hepsi boş. Dalga geçiyorum kendimle. Mazoşistim veya, kafamı allak bullak etmek hoşuma gidiyor?
Aslında ben sadece paylaşmak istiyorum seninle, paylaşabilmek istiyorum içimden geçenleri, sanki sana çıkacakmış gibi geliyordu en doğru kelimeler ağzımdan.. ama bilmiyorum. Öyle olmaması gerektiğini hissediyorum. Ne tatlı ikilem ama!

Neyse, çok açık ki seninle konuşmayı başarabildiğim şeyler kadar, içimde durmakta direnen şeyler de var..

Şu an neler oluyor bilemiyorum. Bu komik şey ne zaman sona erecek, sona erdiğinde ne değişecek, hiç olmasaydı ne olurdu, bittiğinde hayatıma daha anlamlı sarılıyor olabilecek miyim bunu yapmayı planlıyorken, ve tam da planladığım şeylerin asla gerçekleşmeyeceğini kendime söylediğimi doğrulayacak mıyım yine bir şeyler olmadığında tüm inançsızlığımla?
Sadece merak edebiliyorum acaba daha çok istediğim şeyleri yapacak mıyım diye, ama hiç sanmıyorum. O kadar özgür değilim. Ayaklarımı kullanabildiğim zamanlar, şu zamandan çok farklı değil. Şu an sadece mutsuz olmak ve sıkılmak için basbayağı somut bir nedenim var. Hazır bana mutsuzluğumu ortalığa dökme şansı verilmişken, geri çevirmiyorum. Nasıl olsa çok irdelenmeyecek. Nasıl olsa nedeni “apaçık!”. Her şeyin, her duygumun nedeni “ortada!”.
Herkes, tüm ailem nasıl da beni “anlıyor!”, “düşünüyor!”.

Kendimi ilerisi için o kadar güzel kaygılandırabiliyorum ki, bunu sen bana söylediğinde fark ettim ilk kez. Ama işin doğrusu bu gibi geliyor bana. Öyle tecrübe etmişim kendimce yaşamımda. Eninde sonunda aslında kaygılanmam gerektiği, zamanında düşünmem gerektiği çıkıyor ortaya. “Öngörebilseydim, bu kadar üzülmezdim” mesela. Ya da tüm bu süre boyunca her şeyin başka olacağını düşünüp sonra tıpatıp aynı kısır döngüye geri dönmek. Çok yıpratıcı!
Onun yerine, biraz hayal kurmak, ama ardından hemen düşündüklerine gülmek. Defalarca gülmek, kendine hayallerin gibi olmayacağını hatırlatmak. İnanana kadar! Pes edene dek!

Ya da yetinmek. Elindekilerle, daha doğrusu sana verilenlerle yetinmek. Başarmıştım aslında bunu, gerçekten. Kaçınılmazı beklemeye programlamıştım kendimi sadece. Madem sadece sonu seçebiliyorduk, onun istediğim şekilde olmasını düşlemeye başladım, ona odaklandım..
Ama neydi kural? Düşlemeyeceksin, olmaz! Olmadı hiçbir zaman.. asla istediğim zamanda ve istediğim şekilde olmadı. Anladığım o ki, olmayacak da. Sonunu da seçemiyorsun yani..

Neyse ne diyecektim ben? Ha, yetinmek diyordum. Komik geliyor artık şu yetinmek saçmalığı. Kimse, hiç kimse sen yetindikçe sana daha fazlasını ya da sadece sana yetecek kadarını bile vermiyor ki! Seninle, yaşadığımız şeyle, sana dokunmakla, seninle olmakla, seninle paylaşmakla, senden almakla ve sana vermekle ve çoğul olmakla beraber artık yetinme oyunum sona erdi. Tam da hak ettiğim şekilde yaşamak istiyordum ortaya çıkardığımız şeyi.. Sadece elimdekiyle yetinmek yerine, sınırları zorlamak istedim (de denebilir buna). Hatta sınırları kaldırmak. Bana çizilen sınırları yıkmak, sınırlarımı kendim çizmek.. Sanki, sanki ben istedikçe, olmadı gibi… Yani sen bana bir çok şeyin istediğim gibi olmuş olduğunu ( ya da en azından beni mutlu edecek şekilde, iyi yönde olduğunu ) söyleyebilirsin. Ama bana öyle değilmiş gibi geliyor. Senle saatlerce, günlerce konuşma yapsak, her konuşmanın sonunda inanmış olsam da, yastığa başımı koyunca inandıklarımın hepsi yalanlanacak. Biliyorum, çünkü böyle oluyor. (bunu biliyorum, çünkü Tylar da biliyor smile.gif ).

Şimdi de bir çok şey istiyorum mesela. Ama biliyorum ki olmayacaklar. Olmayacağını bile bile yine de istemek, olabilme ihtimalini düşünmek, hayalini kurmak: düpedüz aptallık!

Acaba yetinmeme olayını biraz abarttım mı ne? smile.gif

Şimdi kafamı kaşıyorum ve şaka gibi benimle aynı anda, sayfanın sağındaki ataç şeklindeki word yardımcısı da kafasını kaşıyor..

(......)

Belki farkındasın ya da değilsin ama, ben seninle kendimce çok önemli bulduğum şeyleri paylaşıyorum/paylaştım. Yani baya taa en içimde olan şeylerden bahsettim sana. Hiç hesap yapmadan. Kaygı duymadan. Konuşmaya da hazırdım onların üstüne sen isteseydin ama galiba sen böyle bir durumda olsaydın kendini rahatsız hissedeceğini düşündüğün için bana sormamayı tercih ettin.
Velhasıl, bana sütün sadece en lezzetli bulunan yerini, kaymağını veriyormuşsun gibi geliyor. Halbuki o kaymağın olması için o sütün çok kaynaması gerekiyor, sütten az şey kalıyor o kaymağa. Halbuki vitamin sütün kendisinde. Kaymakla yapılabilinecekler çok sınırlı, ama sütle?
Benimle paylaşmadığını düşünüyorum can, nedenini bulamadım ama böyle olduğuna inanıyorum. Çok kez sordum sana aslında içimden yanındayken, çıkmadı dışıma.. sen iste istedim belki de.
Yani, ben açıldıkça, sen kapandın gibime geliyor, çok fena arada kalıyorum sana verdiklerim ve içimde tuttuklarımla. Acaba benim de mi öyle olmam gerekiyor diye düşünüyorum. Belki de ben bu kadar çok anlattığım için genelde sorun yaşıyorum, Her şey senin için iyi giderken ben kendi kendime kıvranıyorum?

Şimdi fark ediyorum, şu sağdaki word yardımcısı kafasını zaten belli aralıklarla kaşıyor. Tanrının bana vermek istediği bir mesaj falan yok yani. Ya da evren beni şaşırtmak falan istemiyor.


(......)


--------------------
.

I got a million different tunes in my heart
And I am ready to show

.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
carlitos
mesaj Sep 11 2009, 03:14 PM
İleti #94


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 291
Katılım: 15-March 08
Üye No.: 2,601



Deneysel..


Şöyle derin bir nefes çekiyorum… Deniz kokuyor..

Gözlerimi kapatıyorum, kışın ortası, yağmur yağmış çok, çamur her yer ama, denize girdiğimi hayal ediyorum. Deniz her tarafımda. Saç diplerimden, tırnaklarıma, en mahremime kadar. Hatta en iç’ime kadar.


It doesn't have to be like this


Önce yüzüyorum biraz, rutin kulaçlar atıyorum.. zaman geçiyor, deniz bana alışmış, ben denize alışmışım. Yavaş yavaş diplere bakmaya çalışıyorum. Denizin dibini görmeye. Yüzdükçe koyulaşıyor gerçi, deniz izin vermiyor en derinini görmeme.


All we need to do is make sure we keep talking


Deniyorum..
Dalıyorum yavaş yavaş. Balıklar var, insanların attığı taşlar, çöpler var diplerde, yosunlar var. Korkarım ben yosundan. Neyse ki ayağım değmiyor.
Bir kabuk görüyorum derinde bir yerde, yosunların arasında. Bir nefes alıyorum, dalıyorum dibe. Yosunların arasında gizlenmiş kabuk, büyükçe bir şey. Orada o kadar huzurluyum ki, korkmuyorum yosundan. Uzatıyorum elimi, zor oluyor ama çıkartıyorum kabuğu. İçini açıyorum sonra, sedefli, parlıyor bana..


There's a silence surrounding me


Yüzüyorum.. arada bir atmak istiyor beni içinden, dalgalarını yolluyor, su yutuyorum biraz, boğazım yanıyor. Kimi zaman da kocaman denizin içinde tek başıma gezinmekten yoruluyorum, korkuyorum, konuşmuyor benimle deniz, ben de onun anladığı dilden konuşuyorum, ağlıyorum..


I can't seem to think straight


Ne zamandır buradayım, parmaklarım buruş buruş olmuş sudan. Bir nefes alıyorum, alt tarafı hava, deniz kokmuyor. O kadar alışmışım ki, kokusu duyulmuyor..
O kadar uzun süre kalmışım ki suda, deniz de beni farketmiyor. Dönmüş herhalde içine, kendini seyrediyor..


I'll sit in the corner. No one can bother me


Hissediyorum.. kalamam burada. Buz gibi oldu. Dudaklarım morardı, titriyorum. Bazen bir akıntıyla, yanlışlıkla sıcak su değiyor ayağıma. Nasıl da seviniyorum! Çok arıyorum ama bulamıyorum.


I think I should speak now ___________ Why won't you talk to me


Son bir çare, diplerde kendime bir yer bulsam diyorum.. kopkoyu bir mavinin ortasındayım. Bir nefes alıyorum, dalıyorum..
Çok karanlık..
Gittikçe,
Daha da karanlık..
Korkuyorum.
Nefes..
Biraz daha inmeye çalışıyorum..
Olmuyor. Son gücümle yüzeye çıkıyorum. Yanıyor ciğerlerim.
Kalbim atıyor. Gümbür gümbür.
Çıkıyorum denizden.




I can't seem to speak now ____________ You never talk to me




Açıyorum gözlerimi. Bir nefes alıyorum derin.. gül kokuyor..


My words won't come out right ________ What are you thinking



Bir efsane vardır. Bir gül varmış, denize düşmüş. Açmış yapraklarını deniz gülün. Açmış gül, gülümsemiş denize, göğe..


I feel like I'm drowning _____________ What are you feeling


Bir deniz varmış, gül kokmuş.. Deniz gül kokar mı demişler, inanmamışlar. “Hadi canım, denizin gül koktuğu nerede görülmüş” demişler, “atar onu da dışarı bir iki güne, rüzgar uçurmuştur ya da insanın biri fırlatmıştır gülü denize.”


I'm feeling weak now _________________ You never talk to me


Öyle olmamış ama. Kimse de anlayamamış. Dalından koparıldığı için zaten sinirli, zaten mutsuz olan gül açmış yapraklarını denize, tomurcuklarından vermiş.. kokusundan vermiş.


But I can't show my weakness _________ What are you thinking


Deniz, yosunlarını feda etmiş gül için. Suyuyla beslemiş yapraklarını. Sarmış, her yanını sarmış, korumuş gülü.

Zamanla geçmişler iç içe. Karışmışlar birbirlerine. Kimsenin anlamadığı dilde konuşurlarmış. Dışarıdan güzel bir ezgi gibi duyulurmuş sadece. Öyle denir ya, kimse anlayamazmış..


I sometimes wonder ______________ What are you feeling


Bir gül varmış deniz kokulu; bir deniz varmış güle bulanmış.. kimse de bu sırrı anlayamamış..




Bir son bekliyorsunuz değil mi? Herkes beklemiş zaten bir son olsun diye.
Ama son yok. Kim, hangi kuvvet, hangi tanrı, hangi sabun, hangi ilaç çıkartabilir ki deniz kokusunu gül’den? Hangi koku bastırabilir ki deniz’deki gül kokusunu?

İşte son bu.




Now I tell you openly
You have my heart so don't hurt me
You're what I couldn't find
Totally amazing mind
So understanding and so kind
You're everything to me





11.09.2009


--------------------
.

I got a million different tunes in my heart
And I am ready to show

.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
carlitos
mesaj Sep 13 2009, 10:28 PM
İleti #95


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 291
Katılım: 15-March 08
Üye No.: 2,601



chronicle


günlük tutmaya başlamıştım. hemen ertesi günü. baktım ki daha çok ağlatıyor; bıraktım.
Bugün gördüm.. Toparlarken.. Bizi..
Neler hissetmişim. Yine de iyimsermişim.
Benimkine de saflığı geçtim, aptallık deniyor herhalde.
Üzerimdeki yüke dayanamadım. Söyledim. Sordu. Ama devamını getiremedi. Üsteleyemedi. O da.
Hiçbir şey yokmuş gibi davrandık sonra..
Gerçekten de hiçbir şey yok.
O kadar çok şey var; ama hiçbir şey yok!

"İnsanlar büyüyünce hayalleri küçülür mü" diye sormuştu..
"biz büyümeyelim hiç, olur mu?" demişti.

biz büyüdük, dünya kirlendi, gök ağladı, yer kustu, zaman doldu..



ikimiz de, bambaşka yerlerde, çırpınıyoruz bizden gayrı.



- su dökün ne olur! acıyor bu!




- gül'ü gitti seda'sı kaldı şimdi.


--------------------
.

I got a million different tunes in my heart
And I am ready to show

.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
carlitos
mesaj Sep 14 2009, 09:58 PM
İleti #96


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 291
Katılım: 15-March 08
Üye No.: 2,601




Sorup da bir şekilde cevabını alamadığım veya soramadığım soruların yanına panik anında ard arda gelen sorular biriktiyorum boş zamanlarımda. Ve malesef çok fazla boş zamanım var.

Bir dalga halinde, bir anda, tam da kendimi kandırdığımı sanmışken geliyor üzüntü. Zaten devamlı var olan hüzünden bahsetmiyorum ama. Görebildiğin bir duygu çünkü bu. Midemin üstünden, gözlerime gelene kadar her yerimi ısıtıyor ve gözlerimden yaş olarak akıyor, dudaklarımdan hıçkırık ve inleme olarak çıkıyor.. Evet, inliyorum. Uluyorum hatta.

Kopan nasıl bir parçaysa artık, ya da nasıl bir kor düştüyse göğsümün tam ortasına; engel olamıyorum. Canım yanıyor, boğulacak gibi oluyorum, bir uff çıkabiliyor belki son anda dudaklarımdan "yine mi yaa" demek istercesine ama yetmiyor; ağlıyorum. Sıcak sıcak damlalar düşüyor üzerime gözlerimden.
Bir sevişme sonrası uykusu istiyor canım. Canımın ta içi acıyor. Biraz huzur dindirir ya belki acımı, işte o yüzden canım uyku istiyor.

Ne diyorsun merak ediyorum sana sordukları zaman. Sebebini sordukları zaman yani. Merak ediyorum. O kadar muğlak ki çünkü, verdiğin cevabı bana da ver istiyorum.

Ablam kocaman bir "Neden?" dedi. "O mu istedi?". O kadar acı ki! Sanki herkes bir gün senin beni bırakacağından eminmiş. Nasıl olablir ki? "Sen de istedin mi peki" dedi ablam. "evet" dedim. "iyi de çok seviyorsun, gururundan mı istedin?" dedi. Geçiştirdim. "Tamam, o zaman madem sen de istedin, üzülme o zaman bak" dedi. "Görüyorum, üzülüyorsun, anlamıştım zaten ama üzülme" dedi. "Vücudundan çıkacak bak sonra bu kadar üzülürsen".

Sanırım benim dışımda (ve belki -umarım- senin dışında) herkese göre bu iyi karşılanması gereken bir şey. Hani meşhur "alt tarafı ..." olaylarından. "Ne var canım bu kadar ...." olaylarından. Ama benim aklım almıyor. Bu kadar basit değil çünkü. Madem bu kadar basit, neden böyle hissediyorum ve neden bu durumdayım?

Ne zaman geçer? Geçer mi ki? Sanırım geçecek.. Lütfen geçsin..

İşin garibi, kaybetmek istemiyorum seni. Dostluğunu. Ama nasıl olacak bilmiyorum. Daha zor olacak sanırım.. Ya da şimdi böyle geliyordur. Ah.. biraz sakinleşmem lazım. Az kaldı. Az kaldı. Az kaldı. Az kaldı. Az kaldı. Az kaldı. Az...




Çok ağladım...Bütün gün ağladım.. Uyudum. Uyandım.
Geçmemiş;
Yine ağladım...


--------------------
.

I got a million different tunes in my heart
And I am ready to show

.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
carlitos
mesaj Sep 16 2009, 01:56 AM
İleti #97


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 291
Katılım: 15-March 08
Üye No.: 2,601



Çok enteresan, tam da ben bir şeylerin farkına varıyordum..

Yani senden istemektense, senden beklemektense kendimde bulmaya çalışıyordum çözümü.

Farkındaydım, sorunlar vardı. Kendi açımdan sorunların ne olduğunu gayet iyi biliyordum zaten ve hangilerini çözebileceğimi, hangilerinin canımı bu kadar sıkmasına gerek olmadığını.


İlişkimiz için adım atmaya hazırdım işte. O yüzden seninle konuşmak istiyordum. Konuşmaya başlıyordum. Ama asla iyi gitmiyordu konuşma, amacından sapıyordu. Bir şekilde kızgındın bana. Ne yapmıştım bilmiyordum ama, kızgındın ve engel olamıyordun kızgınlığına. Ben de asıl kızması gerekenin ben olduğumu düşünüyordum ve bir de üstüne bana gösterdiğin tepkiye üzülüyordum ve işin içinden hiç çıkamıyorduk. Çünkü ben de savunmaya geçiyordum.

(.....)

Birçok şeyin farkındayım can. Farkına varmıştım. Hayatım, aklım, duygularım adım atabilmem için bu kadar karışık olmasaydı, belki seni sarsıp kendine getirebilirdim. Ama o kadar yorgundum ki, bir de senin beni acımasızca eleştirmen dayanılmaz oldu. Sanki her şey boşa gitti. Sabretmene ihtiyacım vardı. Yanımda olmana ihtiyacım olduğunu anlamana, sorunumun sen olmadığını görmene ihtiyacım vardı. Ama sen sormuyordun bile. İlgilenmiyordun bile.

Ben, kendi adıma, ilişkimizde biraz daha büyümeye, olgunlaşmaya hazır olduğumu hissediyordum. Senin için de, kendim için de daha az yıpratıcı davranmaya hazır gibiydim. En azından farkındaydım artık. Kendimin de farkındaydım. Ama paylaşacak zamanımız olmadı. Ailem yüzünden o kadar yorgundum ki. Yorgunluğumu bile anlatamadım sana. Biraz zaman isteyemedim..

Neyse, olacağı buymuş. Meğersem sen dolmuşsun da taşıyormuşsun.. Ne demeliyim ki?

Canım yanıyor. Sadece bunun ikimiz için de iyi olacağına inanmak istiyorum. Boşu boşuna, bu kadar anlamlı bir şeyden vazgeçmiş olmak istemiyorum. Geriye bir adım bile atmadığın, kaskatı durduğun için sana kızmak istemiyorum. İyi olmak istiyorum. Yazık etmiş olmak istemiyorum. Bu kadar zorlanmak istemiyorum.


16.09.09/02:06-02:56


--------------------
.

I got a million different tunes in my heart
And I am ready to show

.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
carlitos
mesaj Sep 19 2009, 06:19 PM
İleti #98


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 291
Katılım: 15-March 08
Üye No.: 2,601



charge


Denize giriyorum. İnanılmaz sıcak. Dışarısı pek yaz gibi değil ama. Daha ziyade mayıs-haziran. Ya da sadece eylül işte. Neden illa bir şeyleri başka bir şeye benzetmek, başkasıyla kıyaslamak ihtiyacındayız ki?

Assos’tayım. Babam da anormal. Etrafımı dengesizler ve dengesizlikler sarmış sarmalamış durumda. Şimdi sen yoksun ya, herkes seni soruyor. Babam dahil.

Beni geçtim, ablama bile sormuş. Ben bir şey dememiştim, ama ablam vermiş haberi. Üzülmüş babam! Şimdi arada bir herhangi bir bahaneyle ağzının ucuna kadar geliyor, bir şeyler sormak, benden de duymak istiyor ama başka şeyler söylüyor, bir seni soramıyor. “Niye bu kadar kilo verdin bakayım sen?” diye imalı imalı soruyor. Cevaplarımdan da tatmin olmuyor tabi ki smile.gif

Niye böyle tedbirsizlik yapmışım, niye kendimi bu kadar kaptırmışım, nasıl gafil avlanıp tozpembe görmüşüm her yeri de, her yere senden izler bırakmışım bilmem ki! Assos yolu o kadar çileliydi ki. Karanlıkken kolaydı bir anda gelen gözyaşlarımı saklamak. Gün ağırınca olmadı ama. Yaş çıkmayınca gerginliği kaldı üzerimde.. Neler düşünmüşüm meğer taa assos’a gelene kadar. Aklıma bakın siz hele, nasıl her birini tekrar düşündürdü bana, nasıl çıkarttı bulup, nasıl yaşattı bana yine hepsini, her zerresini. Neden bedenim bu kadar zorluyor beni?

Senden izler bırakmış aklım en olmadık yerlere bile.. Bir anda karşıma çıkınca o izler, kocaman bir tokat yiyorum suratıma ve göğsüme, kıpkırmızı oluyor yanaklarım, beş parmağın izi gibi.. Kalbim tekliyor bir süre yediği darbenin etkisiyle, nefesim düzensizleşiyor; yoluna giriyor sonra.
Yine seni soracaklar diye çıkamıyorum dışarı. Daha fazla tanıdık geliyor şimdi buraya. Benimse kimseyi göresim yok. (“Ay” ne kadar güzel bir şarkı ya! Uzun zamandır bu kadar etkilenmemiştim bir şarkıdan. Müziği, sözü, es’leri…)

Olmaya çalışıyorum işte yeniden. Olduğum gibi olmaya çalışıyorum. Asla eskisi gibi olamayacak olsam da, kendimi bulmaya çalışıyorum yalnız zamanlarımdan. Nasıldım, nasıl başarıyordum? Nasıl gidecek üzerimdeki bu koku? Kokun.



Zaman.. dostum ol.

Hayat.. gir içime. Can ver bana.



19.09.09


--------------------
.

I got a million different tunes in my heart
And I am ready to show

.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
carlitos
mesaj Sep 29 2009, 10:48 PM
İleti #99


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 291
Katılım: 15-March 08
Üye No.: 2,601




ben




Nötr olmayan yazıları koymayacağım artık buraya. Gerek yok. Buhranla yazılan, (tam bana uygun şekilde) uç duygular içeren şeyler oluyorlar. Fazla "dobra" çoğu zaman, "pat" diye. Neyse..

Evet, üzüldüğüm şeyler var. Hem de şaşırtıcı derecede çok. Ve işin komiği aksilikler bitmiyor. Sanki devamlı sınanıyorum! Halbuki bence hiç gerek yok.

Bunların içinde sevgim de var. Sevgim, "benim" sevgim, hakediyor bunu. Yaşadığım seneler, canımın acıdığı zamanlar, mutlu olduğum zamanlar hakediyor. Ben, saygı duruşundayım şu an. Göçüp giden bir hikayenin ardından, çoğu zaman sinirli bir saygı duruşu. Ama dik.

Benim hayatım böyle bir şeyle son bulmaz. Sarsılır, yıkılır da belki biraz ama toz kondurmaz. Toplarım ben kendimi. Saçmasapan yazılar yazarım. İçimdeki aşkı yazarım. İçimdeki kızgınlığı kusarım. Yazarım. Dinlerim. Yazarım. Dinlerim. Okurum sonra. Yazdıklarımı okurum. Okudukça, hani ben öyleyimdir ya, dışarıdan bakmaya başlarım, yabancılaşırım. Sanki benim değilmiş, alakam yokmuş, hiç incitmemiş, değmemiş bile; teğet geçmiş gibi okurum, anlatırım.

Neler oluyor etrafta bir görsem.. Hele bir de daha fazlasını görsem, hiçbir önemi kalmayacak hiçbir şeyin aslında. İnsanlar ölüyor mesela.. Gencecik çocuklar. Gencecik insanlar, sevgililerini kaybediyor. Bir daha isteseler de göremeyecek olduklarına yanıyorlar. Lanet ediyorlar b.ktan bir feysbuk yüzünden kavga ettiklerine..
İnsanlar hastalanıyor sonra.. Annem hastalıklardan hastalık beğeniyor. İçim cız ediyor. Canım daha çok yanıyor. Babam desen ayrı dünyalarda daha da dengesizleşiyor. Faturalar bize kesiliyor. Canımız acıyor. İsyan ediyoruz.

İşte bu önemli. İşte bunlar önemli. Bunlar, bir ömür canımı yakmış benim. Daha da yakacaklar. Hiçbir şey değişmedi yani. 4 sene önce de ayaktaydım, devam ediyordum; şimdi de ediyorum. İte kaka da olsa ediyorum. Aklım başımdan gidiyor bazen, ama elbet geri geliyor. Canım acıyor ama nasılsa çok kişi görmüyor.

Sevgi, bir bonustu benim için. Sevgin, sevgi olduğu zaman güzel bir hediyeydi benim için. Sevgim, serinleten bir suydu yüreğime serpilen. Artık yok. Aklımdaki senin yeri ayrı hala. Bir yere gitmesi gerekmiyor da bence. Ama semsertim, dikenlerimi çıkardım ben. Kendime de batıracak bile olsam, nihayetinde bir gülüm ben sedalı. Birkaç yaprağım kırılmış. "üzülmüş" der anneannem. Üzülmüş yapraklarım. Ama ben buradayım. Önümü göremediğim için, bir türlü plan yapamadığım için, sürekli aksilik çıktığı için cesaretim kırık biraz. Ama devam ediyor hayat. Emin ol ediyor. Bir aşk var etmedi beni. Öyle ya da böyle vardım ben. Bir aşk da bitirmez herhalde. İnsanlar ölüyor. Annem hastalanıyor. Evet, üzülüyorum.

Evet büyüyorum. Tek başıma büyüyorum. Ben bir insanım. ve hala ölmedim. O halde, her türlü duyguyu kararınca yaşıyorum. Ben, kendimi biliyorum. Abarttığıma bakmayın. Şaşar kalırsınız. Nasıl yabancılaştığıma o kadar hayret edersiniz ki, hikaye benim değilmiş gibi dinlersiniz.

Sonra ben yine laf sokarım size. İçimden ilk geleni, doğru bulduğumu söylerim.

Sonra dünyanın en iyi dinleyicisi olurum.

Sonra kıkır kıkır güldürürüm.

Sonra bir laf eder kırarım belki.

Sonra şarkı bile söylerim seviyorsam sizi.

Sonra susarım gerekiyorsa.

Paylaşırım.

Sesi

Sessizliği.

İnsanlığı.

Mutluluğu.

Huzuru.

Hüzünü.

Kendimi.

Gül değil; sedayı.




29.09.09/22:46-23:46


--------------------
.

I got a million different tunes in my heart
And I am ready to show

.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
carlitos
mesaj Oct 7 2009, 12:02 AM
İleti #100


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 291
Katılım: 15-March 08
Üye No.: 2,601



Kadın Olmak


Bu gece 11'e doğru bir vakit, evime dönüyorum.. Şansıma terzi açık, bir işi varmış, pantolonlarımı alabiliyorum. Karanlık yoldan gitmek değildi niyetim, korkmuştum çünkü nedensiz ama pantolonları almaya girince, bunun şerefine o yoldan devam edeyim dedim, korkuya ne hacet!!

Girdim, yürümeye başladım. Kulağımda müzik. Ama tetikteyim de. Arkamdan biri geliyor. Bir erkek. Telefonla konuşuyor. Ben solda kaldırımdayım, o sağdan geliyor, anlıyorum.
Bakmıyorum arkama.
Yaşlı değil. Orta yaş, belki de altı. Sonra arabalar geçmeye başlıyor aramızdan, o hala benden arkada.

Geçen arabaların her biri (önce normal bir araba -içinde babam yaşında adam-, sonra boş bir minibüs -orta yaşlı şöförü-, sonra bir ticari araç ve sonra yine bir taksi) yanıma geldiklerinde yavaşladılar, bana baktılar, duymadığım şeyler mırıldandılar (ben? oldukça sıradan eşofman ve boynuma kadar çektiğim fermuarlı bir üst. Cinsiyetimi ancak saçlarım belli ediyor).

Amaçları rahatsız etmekti, evet ve ettiler. Gerildim. Arkamdan yürüyen adamın da onlardan cesaret almasından endişelendim.

Arabalardan rahatsız olunca ve birkaçı üzerime sürünce yavaşladım haliyle. Arkamdaki adamla aynı hizaya geldil. Onunla ilgili iyi düşüncelerim yokken tam, sokağın en karanlık yerindeyken ve kuytu sokağa dönecekken adam (ki gençten olduğunu gördüm)

-pardon
dedi.
Kulaklığımı çıkartıp
-efendim?
dedim.
-afedersiniz bir şey söyleyeceğim, bayan olmak ne kadar zor ya şu memlekette
dedi.
Önce rahatsız oldum, sonu tatsız yerlere gidebilir diye. Tedirgin olduğumu anladı ama adam ve hemen devam etti;
- Yani az önce geçen arabaların size tavırlarından ben rahatsız oldum. Bu ne biçim iş yahu? Ne zor şeymiş bayan olmak.
dedi.
-evet. maalesef.
diyebildim sadece.
-Allah kolaylık versin bacım. Hayırlı akşamlar
dedi.
-hayırlı akşamlar
dedim.

Bir erkeğin, kendini benim yerime koyması, birinin beni anladığını görmek -tam da ben onun hakkında da senaryo yazarken- içimi ısıttı.

Belki de hala umut vardır.


07.10.09/ 00:45- 00:01


--------------------
.

I got a million different tunes in my heart
And I am ready to show

.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
carlitos
mesaj Oct 12 2009, 08:17 PM
İleti #101


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 291
Katılım: 15-March 08
Üye No.: 2,601



İnsan olamadığımıza yanıyorum. Değil anlamak, anlamaya çalışmak için çaba sarfetmiyoruz bile. Kendi teşhislerimiz var, hop konduruyoruz insanların üzerine onlardan.. Hele bir şekilde kaybetmekten korkmayagörelim! Birisinin birazcık olsun bizden uzaklaştığını düşündüğümüz anda başlıyor en pis yanımız ortaya çıkmaya.
Hele ortada üçüncü bir şahıs varsa, bu mesafenin sebebi onun üzerine yıkılır ve üçüncü şahıs itinayla yerin dibine sokulur, dünyadan def edilir, kendisi ağzıyla kuş tutsa yine de nefret edilir.
Ta ki… eskiyene kadar. “Eski” olduğunda, “ex” olduğunda, üzerinden biraz da zaman geçince, ikinci şahıs tekrar “yakına” gelince sular durulur..
O üçüncü şahıs sana ne yapmıştı bilmiyorum gerçekten okuyucu. Tek yaptığı mutlu olmak ve mutlu etmekti. Sen kafanda senaryolar yazarken, iki sene sonra ortaya çıkıp birden gördüğün şeyden de korkunca, çirkin oldu birden her şey.
Sıcacık bir kucağı hak etmedi senin nezdinde o üçüncü şahıs, nedense ilk tanıştığında aynı yatakta yattığın kişiyi takmaz oldun, o üçüncü şahıs nedense bir türlü hak etmedi “belirli gün ve haftalar”da aranmayı, hatırlanmayı, iki hoş sözcük duymayı ve nihayetinde o üçüncü şahıs tüm saflığığıyla, canının acısıyla senden yardım istediğinde ey birinci şahıs, bir cümlelik geri dönüşü, “kusura bakma” denmesini bile hak etmedi değil mi?!

Neler yapmış bu üçüncü şahıs senin sevgili ikinci şahısına da senin bu kadar canın yanmış ey birinci şahıs?

Çok değil, gereken, sadece haddini bilmek, anlamaya çalışmaktı. İnsan olmaya çalışmak. Birine insan ötekine hayvan değil ama; herkese insan!

Bu ileti carlitos tarafından Oct 12 2009, 08:38 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
.

I got a million different tunes in my heart
And I am ready to show

.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
carlitos
mesaj Oct 13 2009, 10:50 AM
İleti #102


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 291
Katılım: 15-March 08
Üye No.: 2,601




şşşhh

Olmayınca olmuyordu; üzgündü.
İstemediğinden değil. Ancak onunla arasında o kadar çok şey vardı ki, hissedemiyordu onu.
Kat kat şeyler vardı aralarında. Kat kat kokular, kat kat düşünceler, dokunuşlar, sesler, sessizlikler..
O yüzdendi mesafe. Mümkün değildi yaklaşmak. Uzanıyordu, ama dokunamıyordu; dokunuyordu belki ama hissedemiyordu işte!

Belki, belki de hissettiklerinden kaçıyordu! Hissetmemesi gerektiğini düşündüğü şeylerden. İçinin kıpırtısı bir şekilde rahatsız ediyordu belki.

Kendisine yapılmasını istemediği şeyi, başkasına yapmak istemiyordu belki de sadece.

Ya da, saygı duyuyordu. Başkasına değil. Ona değil, sana da değil. Kendisine. Kendi hissettiklerine. Kaybolduğunu, güzel bir tortu bıraktığını, üzgünce dudak bükerek seyrettiği hislerine saygı..




13.10.09/Salı/11:18-11:46


--------------------
.

I got a million different tunes in my heart
And I am ready to show

.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
carlitos
mesaj Oct 19 2009, 09:37 PM
İleti #103


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 291
Katılım: 15-March 08
Üye No.: 2,601




yama




Elleri ceplerinde olan,
Elleri, bir gıdım kalmış sevgilerini sıkı sıkı tutmak için,
Azıcık kalmış güvenlerini hissetmek için,
Kırgınlıklarını saklamak için,
Sevgilerini gizlemek için,
Ya da salt güvenli bir sıcaklık hissetmek için ceplerinde olan insanlar..
Yıpranmış, yırtık ve çoğu zaman yamalı kalpler
Ve onların taşıdığı yamalı sevgiler.
Yamalarının farkında olmayan yaralı sevgililer..

Bir dokunuşa hasret susmalar,
Bir nefese muhtaç konuşmalar,
Susamış bedenler,
Dopdolu özlemler,
Kanlı canlı yaralar,
Nihayetinde yeni dikişler, renkli yamalar..

Aynı renkten olsun, belli olmasın diye tendeki yaralar,
Bir başka teni dikmek üzerine,
Belli olmasın, geçsin izleri diye başka derileri yapıştırmak bedene
Doğru rengi aramak, doğru dokuyu bulmaya çalışmak,
Yine “tam” olmaya ulaşmak..

Canını acıta acıta dikmek kendi bedenini,
Kanırta kanırta kapatmaya çalışmak yaraları,
Bambaşka bir tenle, bambaşka gözeneklerle,
Amatör dikişlerin bıraktığı yeni izlerle,
Açtığı yeni deliklerle,
Yeni bedenlerine alışmaya çalışan,
Yeni görünüşleriyle yaşayan insanlar.
Kimisi deli kızın çeyizi gibi,
Bedeninde renk renk yamalar;
Kimisi daha özenli pek fark edilmiyor tonlar.
Lakin her halükarda açıldı işte yaralar,
Gitti bedenin özü açık deliklerden bir kere,
Uçtu bir şeyler,
Bozuldu tamlık.
Sev şimdi yamalarını,
Sev yaralarını,
Yaralarını örttüğün adamları, kadınları..
Haydi, sev şimdi kendini.
Sev yaralarını
Seviş belki de.
Barış kendinle.

Elleri ceplerinde olan,
Elleri, daha yeni açılmış yaralarına yepyeni buldukları yamayı sıkı sıkı tutmak için,
Onunla ne yapacaklarını bilmedikleri için ceplerinde tutan,
Bozmak istemedikleri için elleriyle tutan,
Elleri, korkularından ceplerinde olan insanlar.
Tüm tekil ve çoğul şahıslar.
İnsanlar.
Aşıklar.
Katiller.
Ölüler.
Öldüler.
Geldiler.
Gittiler.
Güzeldiler
Bittiler.
Kayboluyor elbet tüm
İzler.




19.10.09/pts/21:40-22:35


--------------------
.

I got a million different tunes in my heart
And I am ready to show

.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
carlitos
mesaj Oct 21 2009, 11:31 PM
İleti #104


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 291
Katılım: 15-March 08
Üye No.: 2,601




es



Söz biter bazen.
Bir güzel esmer bakış kalır geriye,
Huzur kokan bir sessizlik,
Güzel bir iç çekiş..

O kadarla kalır bazen,
Tadı kalır yüreğinde,
Ta içinde durur sıcaklığı,
Susturur,
Gülümsetir.

Derin bir nefes alırsın,
Havadaki her hücreyi çekmek istersin içine,
Çekersin.
Hemen gider ya aslında,
Sen, tuttum sanırsın.

Kapatırsın gözlerini: bir çift kara göz
Devam edebilmek için, son bir kez
Dondurduğun sahneye bakarsın gözlerinden,
Bakarsın o güzelliğe, ısıtırsın içini,
Kabullenirsin sonra,
Derin bir nefes daha alırsın,
Verirsin.
Zaman akmaya başlar yeniden,
İçindeki sıcaklığı hissettirmeden kimseye,
Yürürsün,
Gidersin.





21.10.09/Çarş/18:10- ….


--------------------
.

I got a million different tunes in my heart
And I am ready to show

.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
carlitos
mesaj Oct 26 2009, 11:07 PM
İleti #105


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 291
Katılım: 15-March 08
Üye No.: 2,601



bir an



Ne hissetmeliydi, bilmiyordu. Bu yaşadığı şey yeniydi, belki biraz tanıdıktı ama ilkti işte.
Bilmiyordu o yüzden, ne hissediyordu anlam veremiyordu.

Güzel bir heyecan vardı içinde, bambaşka bir sıcaklık, fazlaca hassaslık. Ne oldu bilinmez, bir anda karardı gözleri işte, koyverdi, gitti. Bir başka kokuyla karışmaya, başka insan olmaya işte böyle, bir anda karar verdi.

Sadece bir an… ve gözleri kapanmıştı. Ve dudakları aşkla tanışıyordu. Ve nefesi kesiliyordu. Duruyordu zaman. Gözlerini açıyordu; karşısında kapkara boncuk gözler.

Sadece bir an.. Ve Korku kaplıyordu içini. Ve kapatıyordu tekrar gözlerini. Dokunuyordu sadece.

Sadece bir an.. ve bir sessizlik.. ve ardından aynı anda iki kişinin derin derin aldığı bir nefes, iç çekiş.. Ve dışa vuruyorlardı hislerini, konuşuyorlardı. Korkuyorlardı. Ve korkularını konuşuyorlardı.

Sadece bir an.. Sözler bitince. Sözler artık anlatamayınca yani.. Ani bir karar. Bir cesaret belki. Aşk belki de.

Sadece küçük bir an ve daha önce hissetmediği bir şeyler hissediyordu işte. Nasıl da hassas. Nasıl da istekli.. Heyecan mı, arzu mu, zevk mi, acı mı, utanç mı seçemiyordu..

Sadece bir an.. ve özür diliyordu işte. Bilmediği bir şey için özür diliyordu. Ne olması gerektiğini bilmiyordu, sadece bir şeyler eksik gibi geliyordu. Özür diliyordu. “tamam” diyordu. “nasılsın”, “iyi misin”. Ve sonra bir anda “hıııık!” nefesi kesiliyordu. Neydi şimdi bu? Ne olmuştu, olmuş muydu? Acımış mıydı? Sevmiş miydi? Bilmiyordu ki..

Sadece bir an.. ve her yerde saçlar. Odada sıcak.. Kırmızı yanaklar. İlk dokunuşlar. İlk keşifler. Ne başını, ne de sonunu bildiği bir yol.. garip bir huzur. Bir rahatlama. Bir sevinç. Biraz utanç. Ve suçluluk. Ama sonuçta; mutluluk..

Sadece bir an.. ve “hadi” dendiğini duyuyor. Ne yapması gerekiyor? Onu da bilmiyor.. Son derece savunmasız. Çıplak. Bırakıyor kendisini. Rahat olmadığını anlatıyor.

Sadece bir an.. ve duruluyor her şey. Saçlardan açılmış yüzler, teri dinmiş tenler. Sadece nefes. Hızlı. Hızlı. Hızlı. Sonra. Gittikçe. Sakin. Sakin.

Ve yine bir an, ve bilmediği bir uyku uyuyor. Uykunun farkı mı olur? Yeni öğreniyor.. Ve uyanıyor birden. Ve her yer yine saç. Ve yine hızlı nefesler. Ne olduğunu, nasıl olacağını düşünemeden daha, uyku dolu ama yine de sevinç içinde.. O kadar farkında değil ki, iyi hissedemediğini fark ettiğinde bile ne düşüneceğini bilemiyor. O düşüne dursun, bedeninde bir şeyler oluyor..


. . .




Ne hissetmeliydi, bilmiyordu. Bu yaşadığı şey yeniydi, belki biraz tanıdıktı ama ilkti işte.
Bilmiyordu o yüzden, ne hissediyordu anlam veremiyordu.

Bir türlü anlam veremediği bir durumda, mekanik hisler yaşadığına kızıyor, bu kadar basit olmasına üzülüyordu. Nasıl olabilirdi ki bu?

Sadece bir an.. ve içinde bir sıcaklık. Dudağında bilmediği bir tat, tanıdık bir his. Bambaşka bir koku. Bambaşka bir boyut.

Sadece bir an. Ve içinde bir nefret. Kendisine, ona, ötekine, diğerine öfke. Durgunluk sonra. Düşünceler..

Sadece bir an. Ve bir dalga yayılıyor vücudunda. Tanıdık bir his. Özel olduğunu sandığı bir his. Halbuki bir mekanik. Acı. Gerçek. Koku. Islak. Direnç. Kabul. İstek. Nefret.

Sadece bir an. Derin bir dengesizlik vardı içinde. Ne oldu bilinmez, bir anda karardı gözleri işte, koyverdi, gitti. Bir başka kokuyla karışmaya, bambaşka insan olmaya, bir daha hissedememecesine hislerinden arınmaya işte böyle, bir anda karar verdi. “tak” etti.

Sadece bir an.. ve işinin ehli bir insan.

Sadece bir diğer an.. ve en amatör insan.

Bir an, zevk; diğer an hissizlik, hiçlik. Bir an, şevk; diğerinde öfke. Bir an, şarkı; diğer an feryat, çığlık..
Kendi gözünün karasıydı bu sefer gördüğü, salt kendisiydi mücadele ettiği, korktuğu.

Sadece bir an. Ve benzer bir dalga yayılıyordu içine. Bilmiyordu işte yine. Ne yapacağını bilmiyordu. Kavga vardı içinde, gürültü. Kendi derdine düşmüştü ya, duymuyordu çıkanı ağzından. Olması gerektiği gibi oluyordu. Sürüyordu. Sürdürüyordu. Anlam vermeye çalışırken birden “hııık!” nefesi kesiliyordu. Ve sancı giriyordu tüm vücuduna. Ve acı yayılıyordu içine. Ve bıçaklar saplanıyordu kalbine. Ateşler çıkıyordu kulaklarından.. ve tutuyordu nefesini. Tutuyordu. Bırakmak istemiyordu. İstemiyordu. İstemiyordu ki! İstiyor muydu? İstiyordu. İstemiyordu.

Sadece bir an.. ve öylece kalmıştı her şey. Ve garip bir uyuşukluk işte. Hissizlik. Boşluk. Bu muymuş? Allah kahretsin, BU MUYMUŞ?! Bu kadar basit miymiş? Derin değil miymiş? S..ktir!

Ne hissetmeliydi bilmiyordu işte. İlk, son, orta, yan, köşe. Ne farkeder ki? Farkeder mi ki? Bilmiyordu. Bir parça koparmıştı içinden. Bir parça “daha” belki de. Biliyordu, bundan sonra aynı olmayacaktı hiçbir şey.





26.10.09/ptsi/22:03-23:05



--------------------
.

I got a million different tunes in my heart
And I am ready to show

.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

9 Sayfa V « < 5 6 7 8 9 >
Reply to this topicStart new topic
5 kullanıcı bu başlığı okuyor (5 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 30th June 2022 - 09:30 PM