Yardım - Arama - Üyeler - Takvim
Tam Forum Görünümü: Scaphandre et le Papillon, Le (2007)
Yedinci Gemi Forum > Sinema > ?nceleme
BuRnOut
forum resmi


IMDB
Scaphandre et le papillon, Le (2007)

Directed by: Julian Schnabel
Genre: Biography / Drama
Tagline: Let your imagination set you free
Plot Outline: The true story of Elle editor Jean-Dominique Bauby who suffers a stroke and has to live with an almost totally paralyzed body; only his left eye isn't paralyzed.
User Rating: 8.3 / 10 (3,456 votes)
Runtime: France:112 min
Awards: Nominated for 4 Oscars.
Cast: Mathieu Amalric, Emmanuelle Seigner, Marie-Josée Croze, Anne Consigny


Fransız Elle dergisinin baş editörü olan Jean-Dominique Bauby bir gün aniden rahatsızlanır ve vücudunda sol göz kapağı dışında hiçbir yerini hareket ettirmez. Çok ender görülen locked-in sendromuna yakalanan Bauby’in doktorları ve terapistleri onunla iletişim kurmak için yeni bir alfabe hazırlar ve Bauby bu sayede otobiyografik bir kitap hazırlar. Kitabı basıldıktan on gün sonra hayatını kaybeden Bauby’i anlatan Kelebek ve Dalgıç, Amerikalı yönetmen Julian Schnabel’in kamerası ve Mathieu Amalric’in oyunculuğuyla hayat bulurken, bizlere de didaktik bir dille azim ve başarı öyküsü anlatmıyor. Bunun yerine kişisel bir dramı gerçekçi olduğu kadarda estetik yansıtmayı seçiyor. Yönetmen, bu tercihini inanılmaz bir duyarlılık ve yetenekle beyazperdeye taşıyor. Bauby’in içinde bulunduğu duruma karşın zengin içsel dünyasından, hayallerinden, düş gücünden ve espri anlayışından bir şey kaybetmemesi ise filmin başka bir artısı. Geçirdiği ciddi rahatsızlığa karşın kendini kısa sürede toparlamaya çalışan ve hayatla barışan Bauby, düşleri sayesinde kendi içsel dünyasının sınırlarını zorlayarak, kendine çıkış alanları da yaratmayı başarıyor.

Bugün bütün yaşamımın bir başarısızlık dizisi olduğunu fark ettim. Sevemediğim kadınlar, elimden kaçırdığım fırsatlar, uçup havaya karışan mutlu anlar… (Jean-Dominique Bauby)

forum resmi


Yönetmen Schnabel’in bizi de Bauby’in dünyayı gördüğü şekilde görmeye zorlayan kamera açıları (kameranın Bauby’nin sol gözünden her şeyi izleyen bir göz konumu) sayesinde, bizde Bauby’in durumu ve bakış açısını daha iyi kavrıyoruz. Onun gözünün buğulanması, gözyaşlarına hakim olamayışı, etrafı tanımak için gözünü sürekli döndürüşü bizimde onun durumunu içselleştirmemizi sağladığı gibi, bir bedene hapsolmanın getirdiği dayanılmaz bunalımı da bizlere yaşatıyor. Biz bu duruma alışırken yönetmen yeniden bir hamle yapıyor ve Bauby’in hayatını düzensiz görüntüler eşliğinde bize tanıtmaya başlıyor. İçine yavaşça girdiğimiz ve içselleştirmek üzere olduğumuz bedenin zihnindeki anılarını ve geçmiş yaşantısını öğrendiğimizde ise, tam anlamıyla Bauby’le ortak bir farkındalığa kavuşuyoruz. Film bu şekilde Bauby’i hiçbir zaman azmin ve başarının canlı kanıtı gibi göstermiyor. Azmi, başarıyı, hayata olan bağlılığı, hayal gücünün insana yaptırabileceklerini ve anıların güzelliğini bizim kendi kendimize kavramamızı sağlıyor. Buna da en iyi Bauby’in zihninde çıktığımız yolculukla muktedir oluyoruz. Kaldı ki, Bauby’de hiçbir zaman öyle örnek alınacak ve kendinden bir kahraman yaratılacak karakterde biri de değil zaten. Üç çocuğuna rağmen karısını bırakışı ve başka bir kadınla ilişkiye girmesi, Tanrı’yı inkar edişi ve asi kişiliği onun örnek alınacak bir kişilik olmadığının da kanıtları gibi. Hoş, yönetmen hiçbir zaman bunlarla ilgilenmiyor. O yargılamıyor kimseyi, bize yargılamamız için fırsatta tanımıyor. Yavaş yavaş Bauby’i tanıtıyor bizlere. Acelesi yok Schnabel’in, Bauby’in alfabeyi öğrenişi gibi bizde zamanla Bauby’in zihnindekilere ortak oluyoruz. İşte ortak olduğumuz anda da onu herhangi bir şeyle yargılamanın yanlış olacağını fark ediyoruz. Artık bir Alexandre Dumas kitabının ya da bir Julian Schnabel filminin karakteri kadar basit değil. Yaşayan, nefes alan, sol gözüyle dünyayı algılayan, düşleri olan, kızan, öfkelenen, gülen ve güldürebilen bir birey. Schnabel’in bana göre en büyük başarısı da buradan kaynaklanıyor. Bauby’in otobiyografik kitabından yola çıkarak, Bauby’i canlı bir insan yapmayı başarıyor. Seyirciye, onun gibi dünyayı algılamayı, onun gibi düşünmeyi, onun gibi yazmayı ve yaşamayı öğretiyor. Schnabel gerçekten sihirli bir dokunuşla Bauby’i beyazperdede diriltiyor. Görüntü yönetmeni Janusz Kaminski’nin kamerasıyla ışık ve renk şiirsel bir uyumla birbirini tamamlarken, arka plandaki zihinlerde kapılar aralayan mekanlar ve kullanılan birbirinden güzel müziklerle de Bauby’in hayatı bir sinemasal şölene dönüşüyor.

forum resmi


Bu şölende Bauby’i canlandıran Mathieu Amalric başrolünün hakkını verirken, bir insanın sadece sol gözüyle aktarılabileceklerinin çok ötesine geçerek, bütün ruhuyla da canlandırdığı karakterin içsel dünyasına uyum sağladığını gösteriyor. Özellikle telefonda babasıyla konuştuğu ve eski karısının yanında sevgilisinin aradığı sahnelerde Amalric, hiç hareket etmeden bütün duygularını bizlere aktarıyor. Keder, üzüntü, moral bozukluğu, iç sıkıntısı, isteyip de yapamamanın getirdiği sinir krizleri ve daha nicesi onun inanılmaz kompozisyonuyla ekrana yansıyor. Bauby’in babası Papinou rolündeki Max Von Sydow’da Amalric’i aratmayacak kadar başarılı oynuyor. O da odasına hapsolmuş bir karakteri canlandırıyor ve iki karakterinde ortak noktaları bir yerden sonra yaşam şekilleri oluyor. Bauby’in eski eşi Celine’i canlandıran Emmanuelle Seigner’de eski eşine nasıl yaklaşacağını ve onunla nasıl iletişim kuracağını bilemeyen, sevse de sevdiğini yeterince gösteremeyen bir kadın rolünde oldukça iyi. Hem sinematografi çalışmasıyla hem de müzikleri ve oyunculuklarıyla Kelebek ve Dalgıç, her şeyi dört dörtlük filmler sınıfına girmeyi hak ediyor. Yönetmen, Bauby’in hayatını dalgıç kıyafeti içindeki adam metaforuyla izleyicilerin zihinlerine kazırken, onun çırpınışlarını belli ki bizim duymamızdan çok, bizimde o çırpınışları hissetmemizi istiyor. Bizimde dalgıç kıyafetini giyerek o muğlak derinliklere dalmamızı ve Bauby’in içinde bulunduğu durumu oradan izah etmeye çalışmamızı arzuluyor. Kitaplar dolduracak kadar zengin bir hayal gücünün evet için bir, hayır içinse iki kez göz kırpmakla sınırlanamayacağını, algılanan gerçekliğin ifade ediliş şekli ne olursa olsun hayatın içinde umudunda olduğunu gösteriyor. Evet, son sözü kitaba yapılan eleştirilerden birine bırakmakta fayda var: Kelebek ve Dalgıç; sessiz yalnızlığa dokunaklı bir ziyaret. Bauby’in sessiz dış dünyasına karşın, engin içsel dünyasını keşfetmek ve içinde insana dair pek çok ayrıntı bulmak isteyen sinemaseverlere şiddetle tavsiye olunur.


worshippy.gif Özel Not : Bu enfes filmin çevirisini dinleyerek yapan ve bizleri bu güzel filmden mahrum bırakmayan, o güzel insana da sonsuz teşekkürlerimi bir borç bilirim. Senin çevirilerinle nice film izledik böyle güzel, eminim daha da fazlasını izleyeceğiz. Emeğine sağlık sevgili Raskolnikov. İyi ki varsın. flowers.gif
Funkster
Doyurucu BuRnOut incelemesinde de bahsedildi?i gibi filmi d??ar?dan tipik bir “imkans?z ba?ar?” öyküsü olarak görmek mümkün. Aç?kças? konusunu okudu?um vakit bende yo?un biçimde My Left Foot ça?r???m? yapm??t?. Yanl?? olmas?n. O filmi çok be?enirim. Özellikle ?u s?ralar bir Oscar daha almak üzere olan Daniel Day Lewis’in ?air/yazar Christy Brown rolündeki insanüstü performans? yönünden. Fakat gerçek hayattan uyarlanm?? bu tip s?ra d??? ba?ar? hikayelerinde art?k belli bir ?ablon oturtuldu ve özürlü rolündeki oyuncunun bireysel performans? filmleri biraz gölgede b?rakt?. Mesela Mar Adentro’yu da bu kategoriye dahil etmek isterim. Yine yanl?? olmas?n, onu da çok severim. Ama büyük ölçüde t?pk? Lewis gibi Javier Bardem’in filmi s?rtlayan üstün oyunu sebebiyle… Le Scaphandre et le Papillon’un da Sol Aya??m-Sol Gözüm hikayesini and?ran vitrini beni birtak?m önyarg?lara gark etmi?ti. Öte yandan Julian Schnabel’in diraksiyonda bulunuyor olmas?, filmin o belli ?ablondan farkl? bir kuma?? olabilece?i inanc?n? da kuvvetlendirmiyor de?ildi. Ve evet, Le Scaphandre et le Papillon, ba?rol oyuncusuna s?rt?n? dayamayan kusursuz bir yönetmen filmi. Ba?rolde de her zaman oldu?u gibi Julian Schnabel var. Kamera denen makinenin do?ru ellerde ne kadar ki?ilik ve ruh kazand???n? görmek için harika bir ?ans. Uzun süre Jean-Dominique Bauby’nin sol gözünün görü? aç?s?ndan izledi?imiz film, güçlü dramatik iskeletiyle ilerledikçe zamanla çiçek gibi aç?yor, flashbacklerle, rüyalarla, imgelerle, seviyeli mizah anlay???yla temposunu çok iyi ayarl?yor. Elbette Bauby’yi merkeze alm?? bir film olarak bahsetti?im ?ablonun tersine, yan karakterlere de önemli görevler biçmi? bir yap?m.

A??k olunas? kad?nlar, uzun süredir görmeyi bekledi?im, filmlerinde neredeyse tüm dünya dillerini konu?mu? ola?anüstü bir Max von Sydow ve yine iki farkl? Bauby yorumu ile tecrübeli oyuncu Mathieu Amalric. Tüm handikaplar?na ra?men özel bir alfabe sayesinde sadece sol gözünü k?rparak yaz(d?r)d??? romandan ötürü, sadece bir hayat dersi ç?karma filmi olarak görülmeyi hiç hak etmiyor. Tabi ki o dersler bir ?ekilde filme yedirilmi?. Ama bu, “varl???m?n gerçek özünü görebilmem için elim aya??m tutmaz m? olmal?yd??” gibi ömre bedel bir pi?manl???n görkemli hüznünü ta??yan yo?unlukta sunulmu?. Christy Brown ile, Ramón Sampedro ile, burada da Jean-Dominique Bauby ile bir izleyici-karakter yak?nl??? kurmam?z son derece do?al ve böyle filmlerde olmas? gereken de zaten budur. Gösterdikleri azime, ya?ama tutunma h?rs?na ra?men bazen onlara ac?mam?z da beklenir. Ancak di?erlerinden farkl? olarak Bauby’ye ac?ma sebebimiz, bir özürlünün talihsiz dram?ndan çok, normal bir insanda da rahatl?kla görülebilecek, geçmi?te f?rsat? varken yapamad?klar?n?n pi?manl???n? vurguluyor olmas?. Yani esas söylemek istedi?ini özürlü-normal ay?r?m?ndan farkl? biçimde insan düzleminde dile getiriyor. Bauby’ye ac?yorsak e?er, sapasa?lam bir insana ac?yor gibi ac?yoruz sanki. Bunu s?ra d??? bir kamera kullan?m? ile, bizi o felçli vücuda sokarak ya da ondan pek farkl? olmayan a??r dalg?ç giysisinin sa?lad??? bo?lukta çaresiz as?l? kalman?n imgeselli?ini üzerimize giydirerek yap?yor.

forum resmi

Filmin müzikal vizyonuna da de?inmek isterim. Son zamanlarda Once, Juno ve I’m Not There ile birlikte beni etkileyen en iyi soundtrack diyebilirim. Charles Trenet’nin klasik olmu? ?ansonu La Mer ile aç?lan film beklenenin aksine insan?n içini s?kan ?ark?lardan ve temalardan ziyade, sahnelerin ruhuna birebir hükmetti?ini dü?ündü?üm nefis hüzün parçac?klar?ndan olu?uyor. Tom Waits (All The World Is Green), The Velvet Underground (Pale Blue Eyes), Joe Strummer and The Mescaleros (Ramshackle Day Parade) ve hareketli giri?ini duydu?umuz U2 (Ultra Violet) bunlardan baz?lar?. Ama özellikle bir ?ark? beni çok etkiledi. Bauby’nin, yatakta yan?na ç?r?lç?plak uzanm?? güzel sevgilisini son derece makul bir sebepten dolay? b?rak?p kendini Lourdes sokaklar?na vurdu?u gece fonda çalan Don't Kiss Me Goodbye ?ark?s?n?n sahibini buldum. Ultra Orange & EmmanuellePierre Emery ve Gil Lesage’dan kurulu Ultra Orange’?n Emmanuelle’i ise filmde Bauby’nin çocuklar?n?n annesi Céline’i canland?ran Emmanuelle Seigner’den ba?kas? de?il. Don't Kiss Me Goodbye’?n da bulundu?u kendi adlar?n? ta??yan albümleri çok canl? ve yo?un. Ba?ka parçalar?n? da filmde kullanabilirlermi? pekala. Ama en iyisini seçmi?ler.

forum resmi

Son olarak filmde çok k?sa görünen iki önemli ki?iden de söz etmek istiyorum. Bir flashback esnas?nda Elle dergisi çekimlerinin video klip h?z?yla geçilen görüntüleri içinde iki tan?d?k vard?: Üstte, bana göre Amerikan sinemas?n?n ad? san? pek bilinmeyen en s?k? kötü adamlar?ndan biri olan, Robin Hood: Prince Of Thieves, 1492: Conquest Of Paradise, The Crow, Dead Man, Strange Days, The Count Of Monte Cristo gibi filmleri izlemi? olanlar?n hat?rlayabilece?i Michael Wincott bulunuyor. Aktör, 1996’da Schnabel’in yönetti?i Basquiat’da da rol alm??t?. Altta ise tüm ihti?am?yla Lenny Kravitz, çekimleri ziyarete gelen dergi editörü Bauby’ye tekmil veriyorlar. Böyle büyük bir filmin arkas?nda çevirmen olarak yine büyük bir isim var: raskolnikov… Te?ekkür, sayg?, sevgi, minnet ne varsa hepsi onun hakk?… flowers.gif
Asıl içeriğin sadece basit bir görünümüdür. Resimlendirilmiş tam halini görüntülemek için lütfen, buraya tıklayınız.
Invision Power Board © 2001-2017 Invision Power Services, Inc.