IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> Wristcutters : A Love Story (2006)
BuRnOut
mesaj Aug 9 2007, 10:01 AM
İleti #1


Edilgen Bir Uyumsuz
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,851
Katılım: 31-May 07
Nereden: Düşler Ülkesi.
Üye No.: 8



forum resmi


IMDB
Wristcutters: A Love Story (2006)

Directed by: Goran Dukic
Genre: Comedy / Drama / Fantasy / Romance
Tagline: An Offbeat Comedy, A Love Story, A Road Movie - But Everybody's Dead!
Plot Outline: A film set in a strange afterlife way station that has been reserved for people who have committed suicide.
User Rating: 7.4 / 10 (658 votes)
Runtime: USA:91 min / Argentina:92 min (Mar del Plata Film...
Awards: 9 wins
Cast: Patrick Fugit, Shannyn Sossamon, Shea Whigham, Tom Waits


Wristcutters; günümüzde sıkça rastladığımız türlerin iç içe geçmesiyle yakalanan, türler üstü yapının vücut bulduğu filmlere güzel bir örnek. Melodramdan ayrı düşmeyen yapısı, yol filmi şeklinde ilerleyen kurgusu ve gerçeküstü hikayesiyle kolay kolay belirli bir türün içine dahil edemeyeceğimiz enerjik, romantik ve absürd bir havası var. Çağrıştırdığı anlam bakımından olumsuz, karamsar ve renksiz gibi görünen, amaçsız insanların bir araya toplandığı arka planın aslında tam tersi bir görünüme büründüğü film; esasen gücünü Etgar Keret’in kısa hikayesinden alıyor. Edebiyat dünyasının parlayan yıldızlarından, zekice olduğu kadar muzip ve melankolikte olabilen bu yazarın kendine has atmosferi filme de olduğu gibi nüfuz etmiş. Kimi filmler için Burtonesk bir dünya tabirini kullanıyorsak, bu film içinde yazarının sağladığı zengin imkanlar sayesinde bu ifadeyi kullanabiliriz. İnsan ilişkilerine yaklaşımı, absürde yaklaşan fakat altında buram buram melankolinin yattığı zengin duygusal tonların varlığını hissettirdiği ve içsel dünyasının zenginliğini açık eden anlatımıyla Tim Burton’la da yazınsal olarak akrabalığı olduğunu düşündüğüm kalemlerden. Bunun yanı sıra, ilginçtir ki; filmde Jean Paul Sartre’ın İş İşten Geçti adlı hikayesinin de önemli bir etkinliği var. Hikayesinde Sartre; ölümden sonraki yaşamda birbirine aşık olan ve yaşama dönmeleri için içtenlikle sevişmeleri gereken bir çiftin, gündelik yaşamın mekaniklerine heba ettikleri ilişkilerini anlatıyordu. Hikayenin geçtiği mekan, karakterler arasındaki duygusal yakınlık ve Wristcutters’ın finali bu hikayeyle aynı doğrultuda ilerliyor. Bu bir tesadüf mü, yoksa etkilenim mi bilemiyorum. Fakat, iki eser arasında derinden bir bağ olduğu açık.

forum resmi


Soldan Sağa; Zia, Eugene ve Mikal


Az önce göze karanlık görünen, kulağa depresif gelen arka plandan biraz bahsetmiştim. Filmin arka planını biraz tasvir etmek gerekirse; sadece intihar edenlerin yaşadığı, barlarda intihar eden şarkıcıların müziklerinin çalındığı, bar filozoflarının bolca bulunduğu, insan ilişkilerinin dış dünyadaki gibi olağanca mekanikliğiyle devam ettiği, kasvetli ve gri bir dünya… İşte Wristcutters’ın arka planının yüzeysel görünümü böyle… Deli dolu karakterleri tanımaya başladığımızda ise işler değişiyor ve film birden enerjisini gösteriyor. Ailecek buraya düşen Eugene karakterinin mizahı kendine göre yeni formlara taşıyışı, Zia’nın geldiği gerçek dünyadan kopmak istemeyen o akılcı ve konformist duruşu ve yanlışlıkla bu Tanrı’nın bile unuttuğu garip mekanda olduğuna inanan Mikal’ın diğerlerine aldırmaz tavırları filmin ana çatısını oluşturuyor. Bu üçlünün birleşerek bir çıkış yolu bulmak istemeleri ise; seyirciyi eğlenceli bir yol hikayesine davet ediyor. Bu karakterlere bir de Gogol Bordello ve Tom Waits’in şarkılarını kattığımızda kasvetli arka planımız birden bire form değiştiriyor. Çocuk kitaplarına özgü basit bir hikaye akışı olan ve sıradan bir arka plana sahip filmler yerine; Interstate 60’ın bilinmezliklerle dolu, gençlere olduğu kadar büyüklere de pek çok şey vaat eden eğlenceli olduğu kadar şaşırtıcı da olabilen evreniyle karşılaşıyoruz. Yolculuğumuz devam ederken, yönetmen bir ters köşe daha yapıyor ve karakterlerin içsel gelişimlerine yoğunlaşıyor. Fiziksel yolculuk içsel yolculukla birleşiyor ve karakterler birlikte yapılan bu yolculuktan farklı şekillerde ayrılıyor. Herkes kendi içinde fark edemediği bir şeyleri fark ediyor ve yazının başında andığım Sartre’ın hikayesindeki çift gibi, Zia ve Mikal’da içlerindeki gizli aşkı böylece keşfetmiş oluyor. Onat Kutlar tesadüfleri gümüş balıklarına benzeterek, derinlerde yaşayan bu balıkların ancak; “duyarlı bir göz, açılmaktan korkmayan bir yürek ve bilinmeyene olta savuracak bir bilek” ile yakalanabileceğini söylüyordu. Onun sözüne kulak asacak olursak; Zia ve Mikal’ın bu tesadüfü cesurca karşıladıklarını ve bilinmeyene doğru bir yolculuk yapmaktan çekinmediklerini görüyoruz. Onların bu ruhsal değişimleri minimalist çizgiler içerisinde gerçekleşirken, hiç eksik olmayan yol teması ve Tom Waits şarkıları da bir başka usta yönetmen Jim Jarmusch’a selam mahiyetinde.

Zia gerçek dünyadaki sevgilisini aramak için geldiği ölülerin dünyasında gerçek aşkını bulurken, bu dünyanın gizemi de bizim damaklarımızda tarifsiz tatlar bırakıyor. Sartre’ın hikayesinin romantize edilmiş biçimi, Keret’in zekası ve Gogol Bordello&Tom Waits ikilisinin güzel müzikleriyle unutulması zor bir evren yaratıyor Wristcutters. Melodramdan çokça beslendiği ve yeni bir şey sunmadığı muhakkak, ama sunduğu şeyleri de potasında eritirken başarılı olduğu aşikar. Modern dünyaya farklı bir açıdan bakan, hüzünle mizahı ortak bir tınıda yakalayan ve romantikler kadar macera severleri de cezbedebilecek şirin bir bağımsız.


--------------------
forum resmi

Zaman, hediye vermez insana
ve doğru diye bir şey yoktur onun kıyısında



User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 2nd April 2020 - 09:10 AM