IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> Lost In Translation (2003)
Funkster
mesaj Jul 26 2007, 01:41 AM
İleti #1


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

IMDB
Lost in Translation (2003)

Directed by: Sofia Coppola
Genre: Comedy / Drama / Romance
Tagline: Everyone wants to be found.
Plot Outline: A movie star with a sense of emptiness, and a neglected newlywed meet up as strangers in Tokyo, Japan and form an unlikely bond.
User Rating: 7.9 / 10 (89,899 votes)
Runtime: 102 min
Awards: Won Oscar.
Cast: Scarlett Johansson, Bill Murray, Akiko Takeshita, Kazuyoshi Minamimagoe

Bob Harris uluslarası alanda şöhrete sahip olmasına rağmen bir süredir düşüşe geçmiş bir film yıldızıdır. Rol bulmakta zorluk çektiğinden dolayı Tokyo'da bir viski reklamında oynaması için gelen teklifi kabul eder. Üniversiteden yeni mezun olan Charlotte ise fotoğrafçı eşinin yine Tokyo'da yapacaği bir çekim sebebiyle Japonya'da bulunmaktadır. Birbirinden tamamen farklı bu iki insan, çeşitli rastlantılar sonucu kaldıkları otelde tanışırlar. Önceleri zaman geçirmek için sohbet şeklinde olan ilişkileri giderek karşı koyamadıkları bir yakınlaşmayı beraberinde getirir.

Dingin, kırılgan, sevimli, hüzünlü yapısıyla Lost In Translation, Sofia Coppola’nın yazıp yönettiği gerçekten saygı duyulası bir film. Nedenleri çok. Bill Murray gibi dev bir oyuncunun, Scarlett Johansson gibi seksi-sevimli yeni nesil bir aktrisin tutturduğu gizemli kimya, melodram severleri ziyadesiyle memnun etmişti. Tokyo gibi dünyanın en kalabalık şehrinde duyulan yalnızlık atmosferinde filizlenen ikilinin dostlukları, aslında daha önce de benzerlerine rastlanan klişe hayat hikayelerinin buluşması gibi görülebilir. Yaşlanan Hollywood starının bir Japon reklamında oynaması veya ilgisiz kocanın yalnızlıktan bunalan genç ve güzel karısının arayış içine girmesi sinema izleyicilerinin hiç de yabancısı olmadığı konular. Belki buna benzer hikayeler daha çok işlenecek. Ama Lost In Translation’da olduğu gibi saf bir incelikle, yürek titreten bir duygusallıkla, hüzün takviyeli bir mizah anlayışı ile anlatıldığında bu basmakalıp görünen hikayeler bir anda insanı kucaklıyor.

Filmin merkezindeki yalnızlık teması için Tokyo’nun seçilmesindeki ironi, genç ve yaşlı iki insanın aynı frekansı yakalaması ironisi ile buluştuğunda Coppola’nın dışardan kişisel gibi görünen yazımının aslında ne kadar insana ait olduğu gerçeği, filmin hemen hemen her anına sinmiş durumda. Coppola’nın bu filmdeki atmosfer yaratma başarısı, filmin dünyada aldığı sayısız ödülün sebeplerinden sadece biri olması gerekir. Olması gerekenden fazla bir oyunculuk veya diyalog olmamasına rağmen, sadece kalabalık içindeki yalnızlık duygusunu izleyenin iliklerine işletebilmiş bir film her şeyden önce.. Filmde bu bunalım ve yalnızlık ortamı o kadar başarılı resmediliyor ki, sıkıcı bulanların olabilme ihtimali de yeterince ironik. Halbuki Tokyo hiç de dört duvar gibi gösterilmiyor, gündüzü, gecesi, sokakları, eğlence yerleri, televizyon programları ile yaşayan bir metropol. Ama kişi kendine ait, uğruna her türlü fedakarlığı göze alabileceği yalnızlığını, metropol yalnızlığına kurban edince, artık o yalnızlığını paylaşabileceği kişileri arıyor ve artık bulunmak istiyor ki bu da ironi fırtınasının başka bir esintisi..

forum resmi

Charlotte ve Bob, yani Johansson ve Murray arasındaki ilişki filmin omurgasını oluşturuyor. İkilinin adını koymakta zorlandığımız ilişkilerinde belki de tek emin olduğumuz şey, saf ve kırılgan bir sevgi.. Bir bakıma bireysel özgürlüklerin, sorumluluklara yenik düşmeme çabasını anlatan duygusal bir bağ. Bir metropolde, hatta o metropolün lisanında bile kaybolmanın çaresizliği karşısında düşmeyi umursamadan kendini bırakıverme. Filmin kendine has naif yapısının gücü sayesinde bu iki karakterin soğuk bakışları ve sakinliklerinin altında, yüreklerinde kopan fırtınaların farkına varmak çok da zor olmasa gerek. “Minimalist oyunculuk” sözü işin kolayına kaçmaktan başka bir şey değildir. Oyuncunun tepkisiz bir duruşunun da öncesi, o anı ve sonrası vardır ki bu aşamaların başarıyla geçildiği dikkatli bir izleyici tarafından fark edilebilir. Bill Murray’in reklam çekimi sırasındaki oyununa gülüyor, finaldeki duygu seline kendinizi kaptırabiliyorsanız, film ödüllerin en güzelini almış oluyor zaten. Kevin Shields, Squarepusher, Air, My Bloody Valentine şarkıları eşliğinde izlediğimiz genç Sofia Coppola’nın çağdaş melodramı, kırık kalbinize bir darbe daha vururken, sağlam kalbinizi sessiz sedasız kırıveriyor.

forum resmi

Soundtrack

1. Intro/Tokyo
2. City Girl - Kevin Shields
3. Fantino - Sebastian Tellier
4. Tommib - Squarepusher
5. Girls - Death In Vegas
6. Goodbye - Kevin Shields
7. Too Young - Phoenix
8. Kaze Wo Atsumete - Happy End
9. On The Subway - Brian Reitzell & Roger J Manning Jr.
10. Ikebana - Kevin Shields
11. Sometimes - My Bloody Valentine
12. Alone In Kyoto - Air
13. Shibuya - Brian Reitzell & Roger J Manning Jr.
14. Are You Awake? - Kevin Shields
15. Just Like Honey - The Jesus & Mary Chain


Bu ileti Funkster tarafından Jan 21 2008, 07:58 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
don quijote
mesaj Aug 1 2007, 12:42 PM
İleti #2


raskolnikov
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,077
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 4



Lost in Translation'u her izleyişimde ayrı bir tat alıyorum. İlk izleyişimde Coppola'nın yalnızlık tasvirine hayran kalmıştım; Harris ve Charlotte birbirilerinden tamamen farklı karakterlerde olup, ortak noktaları yalnızlıkta buluşmaları ve bu buluşma noktasını olgunluk ve sessizce paylaşıp yaşamaları beni filme hayran bırakmıştı. Konusunun çok da özgün olmaması önemli değildi, çünkü filmde gördüğüm ilişkiye önceden hiç rastlamamıştım: oradaki ikili gerçekten "yalnızlığı paylaşıyordu." Sonsuza dek yalnız kalacaklarını bilip de, buna bir şey yapamamanın verdiği hüznü içlerine atarak, neredeyse hiç konuşmayarak ifadelerle sessizliklerinin nedenlerini anlatmaları sinema tarihine geçer nitelikte. Bu ümitsiz suskunluğun içinde karaoke sahnesinde, Harris tarafından söylenen Roxy Music'in şarkısı ve alttaki kare, benim için, filmin doruk noktasıdır.

More than this - there is nothing
More than this - tell me one thing
More than this - there is nothing


forum resmi

Başka bir izleyişimde, Japonya'nın apayrı iki yüzüne şaşırarak baktım. Bir yandan dingin, sessiz, huzurlu ve mistik Japonya; diğer yandan gürültülü, hızlı, kalabalık ve modern Japonya. Hiroşima sonrası dünyanın en teknolojik topraklarına dönüşen Güneşin Ülkesi, Coppola kamerasında zıtlıkları barındıyor. Charlotte’ın içi buram buram "nintendo ve evrimi" kokan bir oyun salonundan geçmesi, metroda manga okuyan bir genci görmesi ve en sonunda Budistlerin ayin yaptığı bir tapınakta son bulduğu kısa yolculuk, bu zıtlıkların en doyurucusuydu. Filme ait okuduğum bazı yorumlarda bu zıtlıkların abartıldığı söyleniyordu; hatta Coppola'yı saldırganlıkla suçlayanlar bile bulunuyordu. Kendi gözlerimle Japonya'yı görmeden inanmam. smile.gif

Son olarak; hafızam beni yanıltmıyorsa film iki veya üç hafta gibi kısa bir sürede çekilmiş.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 2nd April 2020 - 07:19 AM