IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> Hannah and Her Sisters (1986)
Bob le Flambeur
mesaj Jun 10 2007, 11:57 AM
İleti #1


Kumarbaz Bob
Group Icon

Grup: Yönetici
İleti: 1,895
Katılım: 2-June 07
Üye No.: 24



Hannah and Her Sisters (1986)


forum resmi


Yönetmen: Woody Allen
Senaryo: Woody Allen
Görüntü Yönetmeni: Carlo Di Palma
Oyuncular: Woody Allen, Michael Caine, Max Von Sydow, Mia Farrow, Diane Wiest...
Süre: 103 Dakika


Woody Allen, 1986 yılında, o güne dek çektiği en iddialı filmlerden biri için kamera arkasına geçer. Kendi mütevazi rakamlarını aşan bir bütçe ve dev oyunculardan kurulu bir kadrodur bu kez söz konusu olan. Böylece bundan 20 yıl önce göze alınan bir risk, bugün Roger Ebert'dan Nick Davis'e, pek çok sinema eleştirmeninin en iyi Woody Allen filmi olarak işaret ettikleri Hannah and Her Sisters'ın temellerini atan bir girişime dönüşür.

İki yıllık bir zaman dilimi içinde geçen ve bir Şükran Günü yemeğinde başlayıp, yine bir Şükran Günü yemeğinde sona eren bu filminde Woody Allen, pek çok karakterin hikayesini 10'ar 15'er dakikalık parçalar halinde seyircisine sunar. Bu sayede bizim payımıza da, rahatsız edici derecede kusursuz bir kişiliğe sahip olan Hannah'nın etrafındaki insanlara yardımcı olma uğraşlarını; elindekiyle yetinmeyi bilmeyip, baldızı Lee'ye tutulan eşi Elliot'ın 'ne yardan geçerim ne serden' temalı çırpınışlarını; Lee'nin 'etrafında insanların olmasını istemediği' bir dönemden geçen arıza sevgilisi Frederick'in huysuzluklarını; uyuşturucu bağımlısı diğer kız kardeş Holly'nin umutsuzca hayata tutunma çabalarını; ve nihayet Hannah'nın eski kocası, hastalık hastası Mickey'nin hayatı sorgulayan isyanlarını izleyip, bir kez daha Woody Allen'ın dehası karşısında, şapka çıkarmak düşer.

forum resmi


Allen, yönetmenlik açısından tam anlamıyla döktürdüğü filminde, kendi oynadığı Mickey karakterini ise biraz daha geri planda tutmayı tercih eder. Bununla birlikte Michael Caine'in canlandırdığı ve filmin en çok dikkat çeken karakteri olan Elliot da aslında klasik Woody Allen tiplemelerinden çok da farklı sayılmaz. Yani Allen sanki kendi oynayacağı karakteri ikiye bölüp, yükün yarısını Michael Caine'e devretmiş gibidir. Hatta filmin bir sahnesinde Mickey, yeni kocası hakkında Hannah'ya şöyle der: "Sadece birkaç kez karşılaşmış olsak da iyi biri olduğunu düşünüyorum. Çünkü o da bir kaybeden. Sakar ve beceriksiz. Tıpkı benim gibi. Kendine güveni olmayan insanları hep sevmişimdir. Koca seçimi konusunda çok zevklisin."

Michael Caine ise baldızına deli divane aşık olan ama karısından ayrılmayı da bir türlü başaramayan şaşkın Elliot rolünde harikalar yaratır; göründüğü her sahneyi kahkaha krizleri eşliğinde izlettirirken, hiç kuşkusuz kariyerinin en iyi işlerinden birini çıkarır. Ama bu müthiş performansın karşılığını da fazlasıyla alır. Zira daha önceden üç defa adaylıkta kaldığı Oscar yarışında bu rolle mutlu sona ulaşarak, kariyerinin ilk Oscar ödülüne layık görülür. Bu ödülün en ironik yanı ise, çekimleri yüzünden ödül törenine katılamadığı Jaws: The Revenge filmi sayesinde bir yıl sonra en kötü oyuncu dalında Razzie ödülüne layık görülecek olmasıdır.

Filmde her ne kadar Michael Caine'in rolü biraz daha ön planda olsa da, diğer karakterler de kolay kolay unutulmaz niteliktedir. Özellikle Max Von Sydow, kısa sayılabilecek rolüne (ya da oyunculuğuna doyamadığım için bana öyle gelmiş de olabilir) somurtkan şirin kıvamında tavırlarıyla damgasını vurmayı başarır. Sözgelimi, kendisinden tablo almaya gelen rock yıldızına 'kodum mu oturturum' mesajı veren bakışlarının ya da "güreşleri takip eden bir zekânın düzeyini düşünebiliyor musun?" tarzı konuşmalarının, öyle bir seferde tadına varmak mümkün değildir.

Woody Allen, Michael Caine ve Max Von Sydow gibi üç dev ismin ve o dönem Woody Allen filmlerinin değişmez başrol oyuncusu Mia Farrow'un yanısıra bu filmdeki Holly rolüyle en iyi yardımcı kadın oyuncu dalında Oscar'a uzanan Dianna Wiest, 80'li yılların baştan çıkaran güzelliklerinden Barbara Hershey, ilk Star Wars üçlemesinin Prenses Leila'sı Carrie Fisher, bir zamanların ünlü Tarzan serisinin biricik Jane'i Maureen O'Sullivan ve bu filmin çekimlerinin hemen ardından hayata gözlerini yuman emektar aktör Lloyd Nolan'ın varlıklarıyla renklenen; Michael Caine ve Diane Wiest'in yanısıra Woody Allen'a da en iyi senaryo dalında Oscar kazandıran Hannah and Her Sisters başta da dediğim gibi, bugün pek çoklarının gözünde üstadın en iyi filmi olarak kabul edilen bir başyapıt ve Woody Allen'ın sinemaya olan aşkının belki de en güzel örneğidir. Öyle ya, başka hangi yönetmenin filminde intihar etmeye karar veren bir insanın kendisini bir Marx Kardeşler filminin büyüsüne kaptırıp "Boş versene! Her şey de can sıkıcı değil ki." diyerek intihardan vazgeçtiğine şahit olabilirsiniz ki?


forum resmi


Bu ileti Bob le Flambeur tarafından Jun 10 2007, 07:14 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
forum resmi
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Siyanure
mesaj Aug 15 2007, 10:29 AM
İleti #2


orada olmayan adam
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 493
Katılım: 6-July 07
Nereden: dark city
Üye No.: 149



Hangi Woody Allen filmini izlesem diye internette dolaşırken, birden Bob le Flambeur'un Woody Allen hayranlığı ve yazıları geldi aklıma. Biraz göz gezdirdim, sonunda Hannah and Her Sisters'da karar kıldım. Hem yol gösterici incelemeleriniz, hem de güzel çeviriniz için çok teşekkürler Bob le Flambeur. flowers.gif

Woody Allen'ın her zamanki şahane görüntü seçimleri ve müzik kullanımı filmi oldukça sürüklüyor. Bach'ın çift keman konçertosun tüyleri diken diken ediyor bir sahnede. Mickey ve Holly'nin önce rock bar'a, ordan klasik müzik dinlemeye gittiği anlarda, Allen leziz bir karşılaştırma sunuyor kurgusuyla, ikisine katılan insanlarla da inceden dalgasını geçiyor. Gözlem ve analiz yeteneği üst düzeyde olan yönetmen bu sefer sadece bir ikili ilişki etrafında değilde, ilişkiler yumağı ekseninde oluşturmuş hikayeyi, sanırım geçişler ani etki yaratıp bütünü bozmasın diye de roman tadında chapter'lara bölmüş. Hikayeyi geniş alana yaymak etkileyicilikten de biraz ödün vermek demektir; çünkü merkeze oturtulmuş bir ilişki hem daha derin analiz edilir, hem de izleyici kafası dağılmadan o kişilere konsantre olur. Dolayısıyla bir Annie Hall kadar meşhur olmamasını buna bağlıyorum; fakat böylesine oyuncu zenginliği olan bir kadroyu, üstelik kendisi de rol sahibi olmasına rağmen, geniş bir senaryo ekseninde, auteur özelliklerinden hiç ödün vermeden (yeri geldiğinde New York'unu gezdirip, roman,müzik,sinema alıntılarını rahatça filme yedirerek) kameraya alması büyük başarı.

Filmin adı her ne kadar Hannah'ı baş rol gibi göstermiş olsa da, Hannah rol olarak değil, kişilik olarak ana karakter. Diğerleri toplansa onun kadar irade ve güç sahibi olamayan insanlar. Hepsi varolmanın tadını arayan, oradan oraya sürüklenen hayatı pamuk ipliğine bağlı kişiler. Sığınılan, görüş istenen, güvenilen aynı zamanda da gururu ve sağlamlığıyla sinir bozan ise Hannah. Sonu tamamen iyimserlikle bağlanmış filmde Hannah için enteresan bir son bekledim ama biraz sönük geldi Caine-Farrow çiftinin finali. Woody Allen izleyenleri şaşkına çevirecek bitirme darbesini kendi karakterine indirmiş. Sonuçta ilişkilerin profesörü Allen'dan yine her anı dolu dolu, kendine has uslubuyla mizahi bir dram çıkmış.

Not: E.E. Cummings'in kitabından alıntılanan, Yeni Türkü'nün güzel bestesi "Yağmurun Elleri" ve Marx Kardeşler'in Duck Soup'u koltukta heyecandan zıplatıyor, her yönetmen sevdiği eserleri böyle güzel alıntılasa keşke...
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 28th January 2020 - 12:46 AM