IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

9 Sayfa V « < 2 3 4 5 6 > »   
Closed TopicStart new topic
> Funksterize
Funkster
mesaj Mar 18 2008, 12:49 AM
İleti #46


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

IMDB
Hitman (2007)

Directed by: Xavier Gens
Genre: Action | Crime | Thriller
User Rating: 6.3 / 10 (38,510 votes)
Runtime: 93 min
Awards: 1 win
Cast: Timothy Olyphant, Dougray Scott, Olga Kurylenko, Robert Knepper

Bir zamanlar Ajan 47 ile epey bir mesaimiz olmuştu bilgisayar başında. Öyle ki, Max Payne bile kesmemişti. Sonra oyunun üst versiyonları da çıktı fakat eski heves kalmamıştı. Aslında hiçbir oyuna heves kalmadı. Arada cila niyetine grafiği kuvvetli araba yarışları ile idare ediyoruz. Hitman oyununun bana göre farklı bir atmosferi vardı sanki. Karizması zaten malum. Ama bunun yanında çok dipten de olsa tek başına çalışan gizemli bir tetikçinin bir yerlerde saklı bir hikayesi olduğunu hissettiriyordu. Hayranı sayılmazdım ama Hitman adını duyduğum vakit bu gizemle karışık bir saygı besliyordum kendisine.

Yıllar sonra film olarak çekileceğini duyduğumda da karışık duygular içindeydim. Neticede bir vefa borcum var gibi hissettim. Bir sürü kel adamın adı dolaşırken Timothy Olyphant isimli gayet saçlı bir aktöre bu şeref bağışlanmış. Gayet de yakışmış, hiç sırıtmamış. Hatta 47'nin oyundaki o paytak paytak yürüyüşünü görür gibi oldum bazı sahnelerde. Çok hoşuma gitti. Lakin filmin öyle şerefle namusla falan alakası yok. Üçüncü sınıf bir aksiyondan prodüksyon sayesinde biraz elini yüzünü düzeltmiş oldukça sıradan bir iş olmuş. Bırakın Ajan 47'yi, normal bir aksiyon kahramanına bile böyle bir film yakışmaz. Yeni ve heyecanlı bir yönetmen yerine John Woo gibi bir ustanın işlemesi çok daha farklı olurdu kanaatindeyim. Senaryo zaten "bunu ben bile yazardım" demeye tenezzül edilmeyecek kadar kötüydü. Mesela Rusya'da bütün çıkışlar tutuldu diye bağırılırken, kahramanımızın birden İstanbul'da bir otel odasına ışınlanması, bu tür filmlerde bırakılan açık senaryo kapılarından bile haberdar olunmadğını gösteriyor. Zaten karizma icabı öyle casus numaralarına pas vermeyen 47, yakası kalkık pardösü, güneş gözlüğü hele hele de şapka gibi hiç itibar etmediği objelerle o tutulan sınırları nasıl geçiyor anlamak güç. Böyle şeyler bu tür aksiyonlarda anlaşılmasa da olur. Bari Hitman'e olmasaydı.

Bu ileti Funkster tarafından Nov 18 2008, 09:05 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Mar 23 2008, 02:18 AM
İleti #47


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

IMDB
Trade (2007)

Directed by: Marco Kreuzpaintner
Genre: Crime | Drama | Thriller
Tagline: You'll pay for this.
User Rating: 7.6 / 10 (5,224 votes)
Runtime: 120 min
Awards: 5 wins
Cast: Kevin Kline, Cesar Ramos, Alicja Bachleda-Curus, Paulina Gaitan

"Konumuz insan ticareti olunca aklımıza direk seks köleliği geliyor" kabilinden vasat bir dram kendisi. IMDB de insanı gereksiz yere böyle gaza getiriyor işte. Fakat prodüksyona ve kimi yerlerdeki görüntü yönetimine verilen önemi bir kenara koymak gerek. Yine de bunların sadece vitrin olduğu, esas meselenin gerçeklere dayalı kurmaca bir dram olduğu hesaba katıldığında ele avuca gelen sadece az miktardaki dram oyunculuğu (ki o da standartların getirdiği doğallığı aşmayan şekilde) ve finale doğru açık arttırma sonrası yaşanan gerilimin nasıl sonuçlanacağına yönelik izleyeni kilitleyebilme becerisi. Hoş, buna kilitleme ya da beceri denmesi de görece bir durumdan ibaret. Bende işe yaradı galiba. Lakin insan kendini böyle gergin finallerde birtakım beklentilere de kilitleyebiliyor. O kilidi açamayan bir final olunca, anahtar da işe yaramıyor. Gerçeğe oynayan bir filmin çok önemli dramatik hatalar yapması kabul edilir şey değil. Kızkardeşinizi kadın simsarlarına kaptırmış bir latin olarak size yardım elini uzatarak kötü adamların peşine düşen bir Amerikalı'nın arabasında espiri yapabiliyorsunuz mesela. Sinek küçüktür, ama mide bulandırır. Bence hiç abartmayın bu filmi. Çünkü sizi olmadığı bir şeye inandırma kurnazlığı taşıyor.

Bu ileti Funkster tarafından Nov 18 2008, 08:59 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Mar 25 2008, 12:43 AM
İleti #48


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

IMDB
Klopka (2007)

Directed by: Srdan Golubovic
Genre: Crime | Drama | Thriller
User Rating: 7.7 / 10 (1,327 votes)
Runtime: Germany:106 min (Berlin International Film Festiva...
Awards: 1 win
Cast: Nebojsa Glogovac, Natasa Ninkovic, Anica Dobra, Miki Manojlovic

Oğlunun hastalığına derman bulmaya çalışan bir baba, diğer insanlara karşı dürüst bir insan. Ne var ki devlete verdiği onca yıllık emeklerine rağmen ameliyat için gerekli parayı denkleştiremez. Çıkmazın içindeyken uzanan yardım eli onu bambaşka yollara sürükleyecektir. Kaçışı olmayan bir kapana kısılan adam iç dünyasında kendisiyle büyük bir hesaplaşmaya girecektir.

İçinden çıkılması güç bir durumdan alınabilecek en büyük hasar, kişinin yaptığı yanlış seçimler sonrası uğradığı vicdani yıkım olsa gerek. Klopka, belki zoraki mesaj kaygısı algılanabilecek (ve belki de bu yüzden itici gelebilecek) bu ikilem üzerine beklenen pekçok drama standartlarını kullanmış, fakat bana göre hiç de itici olmamış bir film. Süreç dahilinde kimi zaman işleyiş olarak Alacakaranlık Kuşağı entrika lezzeti bile almanız mümkün. Bu vicdan konusu sinemada çoğu zaman can sıkıcı olabiliyor, filmlerin istediğimiz gibi ilerlememesine ve sonuçlanmamasına sebep olabiliyor. Kimi zaman ciddi ikna sorunları yaşıyoruz. Ama Klopka, bu vicdanın resmini yaparken kör değil, tam tersi, insan hayatına verilen değeri o vicdanın karşı yakasına da bakmaya gayret ederek sorguluyor. Yapılan hatayı mazur gösterme çabaları gibi algılanması da mümkün. Zira karışık bir durum. Sevdiğiniz birinin hayatını kurtarmak için tanımadığınız birini öldürebilir misiniz? Evet ise sonrası sizin için ne ifade eder? Bu iki soruyu ele alarak binlerce film çekilebilir. İşte Klopka bu filmlerden biri ve de iyi olanlarından. Başarılı oyunculuklar, sürükleyici bir işleyiş ve ara sıra yapılan estetik kamera dokunuşları.

Bu ileti Funkster tarafından Nov 18 2008, 09:00 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Mar 28 2008, 12:02 AM
İleti #49


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

IMDB
Mongol (2007)

Directed by: Sergei Bodrov
Genre: Biography | Drama | Romance | War
Tagline: Greatness comes to those who take it.
User Rating: 7.5 / 10 (7,481 votes)
Runtime: 126 min
Awards: Nominated for Oscar.
Cast: Aliya, Tegen Ao, Tadanobu Asano, Ying Bai

Mongol ya da gösterimdeki adıyla Cengiz Han, En İyi Yabancı Film dalında Oscar adayı olmasının da getirdiği reklam sayesinde geniş kitlelere ulaştı. Epik dekora sahip tarihi filmlerin aydınlatıcı belgesel yönünü süzgeçten geçirerek görkemli kostümler, aksiyon sahneleri, entrikalar görmek isteyen izleyici kitlesi tarafından da oldukça beğenildi. Tabi nice film bu süzgeç yüzünden belli bir tarihi bilinç uyandıracak iken, tozu dumana katan aksiyon canavarları muamelesi gördü. Mongol için bu süzgeç yöntemi, filmden pek bir şey de götürmüyor açıkçası. Çünkü Cengiz Han’a objektif bakamayan, ya da bakmak istemeyen Rus yönetmen Sergei Bodrov, her yönden kusursuz ve örnek bir savaş adamı yaratmış. Bunu yaparken de tarihi gerçekleri kendi kitabına uydurmak suretiyle adeta yeniden yazmış. Tarihi gerçeklerden beslenip, sonra da kendi masalını yazmaya, kendi kahramanını yaratmaya koyulmuş. Araya da “Moğollar da çok bozuldu canım!” türü yüzeysel (öz)eleştiriler gizlemiş.

Filmin belli bir kalite çıtasını aştığı kesin. Özellikle tarihi dekor yönünden gerekli tüm sinematik unsurlar yerli yerinde. Uluorta harcamadığı aksiyon ve figürasyon disiplini, bütçesi kabarık bir Hollywood’lunun elinde olsa hiç düşünmeden iki saatlik nefes aldırmayan bir gümbürtü çekebilirdi. Oysa Mongol, aksiyon yeteneğini kendi akışına bırakmış ve bu sayede daha olgun bir duruş elde etmiş. Fakat özellikle Timuçin’in çocukluğu ile yetişkinliği, bir de hapisten kaçtıktan sonra bir anda tüm dünyaya hükmeden bir imparator olması arasında çok ciddi uçurumlar var. Acelecilikten öte, düpedüz atlama yaşanmış. Herhalde kurgu odasında bütçeden nasıl kısılabileceği yönünde bulunan bir çözümdü. Zira küçük bir çocuğun bir sonraki sahnede 30 yaşına fırlaması normal olsa da, Cengiz Han’ı anlatan bir filmin arada atladığı hayati şeyler mutlaka olacaktır. Ayrıca hapisten bir Hint fakiri gibi kaçtıktan bir sonraki sahnede kendisini muazzam ordusuna komutanlık eden bir kumandan olarak görünce iyice dağılıyor insan. Karısı Börte ile alakalı kaçırılma-kurtarma meselesini bu kadar uzatması da manasız geldi bana. Bodrov’un bir üçleme çekeceği söyleniyor. İyi de o zaman bu acele niye? Şayet arada atlanmış parçalar kalan iki filmde işlenecekse fena halde ekşi bir Moğol çorbası bizi bekliyor. Yukarıda sözünü ettiğim olumlu özellikleri yanında bence filmin en güzel yanı, Timuçin’in kan kardeşim dediği Jamukha’nın göründüğü sahnelerdi. Çinli oyuncu Honglei Sun’a Asya Film Ödülleri’nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülü getiren bu performans, bazı mafya yapımlarında yüzümüzde tebessüm uyandıran bilindik gangster triplerini sessiz ve derinden kendi coğrafyasına döndürmüş mühim bir oyunculuk tadı içeriyor. Jamukha, sempatik kötü adamlar kervanına (aslında filmde ganimet yönünden kendi adamlarına adil davranmayışı dışında aman aman bir kötülüğü de yok) rahatlıkla dahil edilebilen ve bence hem oyunu, hem karizmasıyla başroldeki Tadanobu Asano’yu ezen bir karakter. Genel olarak olumsuz elektrik yaymış gibi olsam da, tecrübe edilmesi gereken bir film Mongol

Bu ileti Funkster tarafından Nov 18 2008, 09:01 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Mar 30 2008, 12:49 AM
İleti #50


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

IMDB
À l'intérieur (2007)

Directed by: Alexandre Bustillo, Julien Maury
Genre: Horror | Thriller
User Rating: 7.1 / 10 (4,008 votes)
Runtime: 83 min | USA:75 min (R-rated cut)
Awards: 1 win
Cast: Béatrice Dalle, Alysson Paradis, Nathalie Roussel, François-Régis Marchasson

QUOTE
Hamileliği sırasında geçirdiği trafik kazasında eşini yitiren Sarah, henüz kocasının yasını tutmaktadır. Doğumuna bir gün kala kendisini tanıyan gizemli bir kadın ansızın kapısında belirir. Sarah’dan ne istediği belirsiz olan bu kadının ortaya çıkmasıyla kâbus dolu anlar başlar.

Yüzde 90’ı tek bir evde geçmesine rağmen, bunun dezavantajını avantaj haline getirebilmiş, her türlü kesici aletin, haliyle her türlü kan akışının bol olduğu, hatta gore sınırında bir Fransız gerilimi. Bu gore sınırı nerede başlar, nerede biter bilmem. O yüzden sınırı aşmış mı, yoksa geri mi kalmış konunun uzmanları daha iyi bilir. Yalnız şu var ki, çok kanlı olmasına rağmen À l'intérieur’u sırf iş olsun kabilinden Hostel mantığıyla bir tutmak da yanlış. Gayet estetiğe önem veren bir film aslında. Sadece film olma yolunda özgün bir konu sıkıntısı var. Filmin iki yönetmeni Alexandre Bustillo ve Julien Maury, başrolümüze dadanan, amacına ulaşmak adına yoluna çıkan herkesi harcayan, sonunda da bu yaptıklarını (kendince) makul bir gerekçeye dayayan sapık tiplemesi iş görür şeklinde bir inanışa sahip anlaşılan. Fakat son zamanlarda gördüğümüz birtakım Fransız gerilimlerinin farklı bir yanı da var. O da üslup. Her ne kadar hareket noktaları klişe olsa da. Gayet şık ışık/gölge oyunları, kanın neredeyse bir oyuncu gibi kullanımı, hele de tadı hala damağımda olan o fotoğraf makinesinin flaşı ile katili arama sahnesi gibi yaratıcı çabalardan söz ediyorum. Üstelik yıllandıkça vahşi cazibesi artan (ya da bana öyle gelen) Béatrice Dalle’i Uzakdoğu korkularındaki ürkünç kız çocuklarının büyümüş versiyonu şeklinde resmetmek de çok orijinal bir yaklaşım. Yoksa kim takar finalin tesadüfün iğne deliği bir intikama dayandırılan saçmalığını. Hoş, bu tip çıkışı olmayan finallere de sempatim vardır ama neticede çok gereksiz bir tesadüf yaratma çabası olarak gördüm. Keşke kadının amacını hiç açık etmeden öylece bitseymiş. Bu sayede üslup olarak klasını, konu ve final olarak da perçinlermiş bana göre.

Bu ileti Funkster tarafından Nov 18 2008, 09:02 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Apr 11 2008, 11:15 PM
İleti #51


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

IMDB
Frontière(s) (2007)

Directed by: Xavier Gens
Genre: Drama | Horror | Thriller
Tagline: What are your boundaries?
User Rating: 6.1 / 10 (3,336 votes)
Runtime: Canada:108 min (Toronto International Film Festiva...
Cast: Karina Testa, Aurélien Wiik, Patrick Ligardes, David Saracino

Fransa’daki göçmen ayaklanması sırasında polisten kaçan beş gençten biri ölüyor, diğerleri de iki araç ile sonradan kararlaştıracakları bir yerde buluşmak üzere ayrılıyorlar. İlk çift şehir dışında izbe bir motele sığınıyorlar. Ama dışarısı onlar için çok daha güvenli. Çünkü bu yer, üç kadın, üç erkek ve liderleri olan nazi eskisi babadan oluşan tuhaf ailenin insan mezbahası. İkinci çift ise birkaç aylık hamile Yasmine ile erkek arkadaşı Alex’ten oluşuyor. Ve onlar da arkadaşları hacamat olmadan evvel haberleştiklerinden aynı otelin yolunu tutuyorlar. Şimdi bu filmi ve Hitman’i yan yana koyunca her iki filmin de yönetmeni olan Xavier Gens’in isim benzerliği olan iki ayrı kişi olduğunu düşünesim geldi. Farklı bir şeyler çıkarmaya hevesli böylesi bağımsız yapımlarda iyi kötü iz bırakmayı başaran yönetmenlerin ruhunu satın alıp, işe yaramaz prodüksyonlarını çektiren yapımcıların ilk icraatı değil Hitman vakası. Halbuki Frontière(s) bir gerilimin en başta sahip olması gereken kasvet ortamını neredeyse kusursuzca görselleştirmiş. Öyle bir bitkin, yılgın, karanlık, kasavet ortamı hakim ki, filmin içeriğini vasatlaştıran klişeler resmi geçidi bile sürükleyiciliği pek fazla etkilemiyor. Tabi hamile Yasmine’in insanüstü gayreti başta olmak üzere mantıken fazla kafa yorulmaması gereken, ortalamanın biraz üzerinde bir gerilimden beklenen kan, revan, eziyetten zevk alanlar için keyifli bir izlence. Takdir ettiğim After Dark Horrorfest organizasyonunun motto olarak fazlaca abartılmış “8 Films To Die For” serisi içinde izlediklerim arasında en dişe dokunur olanıydı diyebilirim.

Özellikle Fransız gerilimlerinde iyice kendini belli eden hamile kadın meselesi (fobisi mi demeli!) de kasmaya başladı. Avrupa’nın genç nüfusa ihtiyacı olduğu bir dönemde, hamile kadınlara her türlü işkence ve eziyeti reva gören bir gerilim anlayışını neye yormalı bilemiyorum. (Ayrıca bkz. À l'intérieur). Hamilelik ile Fransa’nın göçmen sorunu arasında kurulan bağlantı bu iki filme sirayet etmiş. Akla birtakım yorumlar geliyor ama olayı başka mecralara kaydırmayalım. Tabi bir de şu manidar final var. “Siz misiniz şehirde araba kundaklayıp polisle çatışan” şeklinde dersini almış göçmen çocuklarının dönüp dolaşacağı yer karşı çıktıkları sistemin kucağı mı olacaktır? Sistemin kapsama alanına çıktığınızda sizi kurtlar mı kapar? Bu gençlerin günümüzde karşı olduğu faşizm olgusu, nazi döneminden bu yana ne gibi aşamalar kaydetmiştir? Bu ve buna benzer çeşitli soruları zihinlere tuzlayan Frontière(s) sonu başından belli, lakin işleyişi ve bana göre flu mesajıyla merak uyandıran bir film...

Bu ileti Funkster tarafından Nov 18 2008, 08:15 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Apr 13 2008, 12:46 AM
İleti #52


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

IMDB
Ri-teon (2007)

Directed by: Kyoo-man Lee
Genre: Drama | Thriller
User Rating: 5.6 / 10 (84 votes)
Runtime: 113 min
Cast: Yu-seok Jeong, Myeong-min Kim, Roe-ha Kim, Tae-woo Kim

Küçük Sang-u ameliyat olurken anestezik farkındalık, yani anestezi altında olmasına rağmen ameliyat acısını hissetme, ama acısını belli edememe durumu yaşıyor. 90’ların başında böyle bir durumdan haberdar olmayan doktorlar, acıyı hissettiğini söyleyen Sang-u’ya inanmıyorlar. Bu olayın üzerinde bıraktığı psikolojik etki aradan 25 yıl geçtikten sonra kendisine bu acıyı yaşatan doktorları, hatta onların çoluğunu çocuğunu öldürerek intikam alma noktasına getiriyor. Öte yandan başarılı doktor Ryu ise, bir ameliyat sonrası kaybettiği hastasının kocası tarafından sürekli tehdit ediliyor. Birbiriyle alakasız gibi görünen bu iki durum gittikçe başka karakterlerin de devreye girmesiyle medikal-polisiye-gerilim alanı dahilinde kesişmeye, başka yan kollara ayrılmaya, sonra yine kesişmeye başlıyor. Amerikan yapımı Awake’den sonra bu anestezik mevzuyla ilgilenen bir başka film Return… Hem tıbben, hem de polisiye açısından Awake’den çok daha zeki, donanımlı ve sürükleyici olduğunu düşünüyorum. Awake’in tek sürprizine ve kırılma noktasını oluşturan ters köşesine, çeşitli sürprizler ve birkaç kırılma noktasıyla cevap veriyor. Üstelik çok daha başarılı oyunculuklar, çok daha makul gerekçeler, ufacık da olsa tıbbi genel kültür içeriyor. Ryu’yu tehdit eden merhum hastanın kocası yanında, Ryu’nun Amerika’dan gelen gizemli kan kardeşi Uk-hwan, hastaneden yakın arkadaşı Jang, hipnoz konusunda uzman Dr. O gibi “katil kim” oynamaya son derece elverişli karakter bolluğunu başarılı biçimde yap-boz oynatabilen bir senaryosu da var. Hatta sonlara doğru tırmanan gerilim atmosferi içinde büyük bir risk alarak başrol babında şoför değiştirmesini de takdir etmek gerek. Yalnız şu başlatılan hipnozu telefonla sürdürme gibi birtakım hadiselerin psikoloji literatüründe yeri olup olmadığını bilmeden akıllara yatması zor görünse de, aynı senaryonun sürpriz(ler) yaratma becerisini gayet pozitif buldum. Neticede bir senaryo harikası değil, fakat elinden geleni en iyi biçimde sunma niyeti ve bahsettiğim şoför değiştirme olayından anlaşılabileceği üzere karakterlerini benimsetmeyi becerebilen bir film. Bunda başta Ryu’yu canlandıran Myeong-min Kim olmak üzere tüm oyuncuların kapasitesi etkili. Hele de Kim’in terastaki sahnesindeki performansı olağanın da üzerindeydi. Awake’i çekenler hiç boşa masraf etmeden az bekleyip neden bu filmi yeniden çekmediklerine hayıflanıyor olabilirler.

Bu ileti Funkster tarafından Nov 18 2008, 08:17 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Apr 14 2008, 10:52 PM
İleti #53


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

IMDB
Lobo, El (2004)

Directed by: Miguel Courtois
Genre: Thriller
User Rating: 7.0 / 10 (1,154 votes)
Runtime: 125 min | 134 min (extended version) | Argentina:...
Awards: 2 wins
Cast: Eduardo Noriega, José Coronado, Mélanie Doutey, Silvia Abascal

70’ li yılların başında ETA örgütüne sızan ve örgüte bağlı birçok kişinin yakalanmasına yardım eden Kurt lakaplı ajan Txema’nın hayatından önemli bir kesit. Film ETA’nın en güçlü zamanlarında yapılan “Kurt Operasyonu”nun içyüzünü hem devlet, hem de ETA’yı tarafsız biçimde eleştirmekten geri durmayan bir anlatımla perdeye taşıyor. Gerçek olaylara dayalı bir köstebek hikayesi olan El Lobo, 70'li yılların bu sıradışı kişiliği ve en mühimi o yılların fokurdayan siyasi ortamı hakkında bilgilendirici bir film olmuş. ETA'nın kendi iç disiplinine olduğu kadar, peşindeki otoriteye eleştiri oklarını çekinmeden fırlatabiliyor. Gayet cesur bir bakış atmayı başardığı kadar, dönem olarak 70'leri çok iyi yansıtan kıyafetler, saç şekilleri, arabalar ve ateşli siyaset yapan karakterler, dönem filmi unsurları olarak inandırıcı bir hava sağlamış. Tüm bunların yanında aşırı politik bir dili benimsemeyip sıkıcı olmadan, sinemasal kaygılarla düzeyli bir gerilim/aksiyon birlikteliği de barındırıyor. Tesis'den itibaren takip etmeye çalıştığım İspanyol oyuncu Eduardo Noriega, hem oyunculuk hem de fizik olarak ekranı doldurmayı iyi beceren bir aktör.

Bu ileti Funkster tarafından Nov 17 2008, 11:02 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Apr 14 2008, 10:58 PM
İleti #54


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

IMDB
2:37 (2006)

Directed by: Murali K. Thalluri
Genre: Drama
Tagline: It's only a matter of time.
Plot Outline: A contemporary, ensemble drama telling the complex tale of six high school students whose lives are...
User Rating: 6.9 / 10 (1,703 votes)
Runtime: Australia:95 min / USA:91 min / Japan:99 min
Awards: 4 nominations
Cast: Teresa Palmer, Frank Sweet, Sam Harris, Charles Baird

Altı lise öğrencisinin bir günlük rutin okul ve özel yaşamları etrafında vücut bulan 2:37, mercek altına aldığı kızlı erkekli bu grubun aslında hiç de göründüğü gibi olmadıklarını, göründüğü gibi hayatları ve ilişkileri olmadığını anlatan etkileyici bir bağımsız. Okullarında saat 2:37 itibariyle yaşanan trajik bir olaya varana dek parça parça kesitler izlediğimiz bu gençlerin yaşadıkları kimi zaman belgesel röportaj, çoğu zaman da dramatize edilmiş biçimde ele alınıyor. İletişimsizlik, dışlanma, popülarite, uyuşturucu, ensest, tecavüz, platonik duygular gibi sırf ergenlik ile bağdaştırılamayacak meseleleri bu altı karakteri aracılığıyla ve karma kurgusuyla sıkıcı olmadan sunabiliyor. Çoğu fazla deneyimli olmayan genç oyunculardan kurulu kadrosu, kendilerini benimsetmeyi başardıkları gibi, filmi yazan, yöneten, kurgulayan 1984 doğumlu Avustralyalı genç yönetmen Murali K. Thalluri’nin başarılı yönetiminin de etkisi olduğu belli çarpıcı anlar da yaşatıyorlar. Zaman zaman abartılı kaçsa da bu performanslar sayesinde filmin sahip olduklarına vakıf olabiliyoruz (veya olamıyoruz!). 2:37’nin tarz yönünden genel olarak Gus Van Sant’a, özel olarak da onun Elephant’ına çok fazla benzediği yönler var. Hatta bazı anlar, bu iki filmi de görmüş olanlar için deja vu yaratacak biçimde benzeşmekte. Tabi bu durumda şu film daha iyi demek pek doğru olmaz. Ama bu benzeşmeyi kabul etmek, dramatizasyon yönünden de 2:37’yi biraz daha üstün görmek mümkün. Üstelik o ana dek izlediğimiz bize anlamlı veya anlamsız gelen her sahneyi farklı bir gözle görmemizi sağlama gücüne sahip dillere destan final sekansından etkilenmeyen bir bünye için zaten filmin kalanından, şunundan, bunundan bahsetmenin de pek bir anlamı da yok.

7G Altyazı

Bu ileti Funkster tarafından Apr 15 2008, 02:48 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Apr 14 2008, 11:10 PM
İleti #55


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

IMDB
Enduring Love (2004)

Directed by: Roger Michell
Genre: Drama / Thriller
Tagline: An extraordinary event brought them together. A deadly obsession will tear them apart.
Plot Outline: Two strangers become dangerously close after witnessing a deadly accident.
User Rating: 6.5 / 10 (3,540 votes)
Runtime: 100 min
Awards: 4 wins
Cast: Daniel Craig, Samantha Morton, Bill Weston, Jeremy McCurdie

Ian McEwan'ın aynı adlı best-seller romanından Changing Lanes, The Mother, Notting Hill ve Venus filmlerinin yönetmeni Roger Michell'in yönettiği film, tuhaf bir balon kazasının ardından yolları kesişen bir yazar/üniversite hocası Joe (Daniel Craig) ile aynı kaza sonrası ona musallat olan garip bir serserinin olan Jed'in (Rhys Ifans) gerilimli hikayesini işliyor. Birkaç şok sahne barındıran film, kitaba ne kadar sadık kalıyor, kitabı okuyana sormalı. Ama anlatımda pek roman tadı yoktu. Kopukluklar yaşanması veya istenilen gerilimi hakkıyla verememesi filmi biraz zayıf göstermiş bence. Gizemin tırmandırdığı sürükleyici kalıbı nedeniyle uzunca bir Alacakaranlık Kuşağı tadı yakalanabilir. Çiçeği burnunda James Bond, Daniel Craig'in başrolündeki film, kendisinin oyunculuk yeteneği hakkında iyi bir fikir olabilir. Onun yanında Samantha Morton, Rhys Ifans, Bill Nighy gibi çok beğendiğim İngiliz oyunculardan kurulu kadroyu barındıran Enduring Love (bu arada neden Sonsuz Aşk, o da bende tam oturmuş değil!), yine de vasatın üstünde bir film olmuş bana göre. Şimdiye dek iki ödül kazanmış bir film: London Critics Circle film ödüllerinde Daniel Craig, yılın İngiliz aktörü seçilmiş. Ayrıca filmin başındaki nefis balon kazası sahnesi Empire Ödüllerinde yılın sahnesi ödülü almış. Adı geçen oyuncuları sevenler için atla deve olmasa da, izlendikten sonra geriye girişteki balon kazası ve finaldeki şok sahneler dışında birşeyler bırakmayacak olsa da Enduring Love tümüyle boş bir film de sayılmaz.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Apr 16 2008, 10:32 PM
İleti #56


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

IMDB
Ping guo (2007)

Directed by: Yu Li
Genre: Drama
User Rating: 6.9 / 10 (661 votes)
Runtime: Germany:112 min (Berlin International Film Festiva...
Awards: 1 win
Cast: Tony Leung Ka Fai, Bingbing Fan, Dawei Tong, Elaine Jin

Bir masaj salonunda çalışan Liu, kovulan iş arkadaşını teselli ettikten sonra sarhoş bir şekilde geldiği işyerinde patronu Lin’in tecavüzüne uğrayınca, temizlik işçisi kocası An Kun da dışarıda cam silerken olayı görüp yanlış anlayınca işler karışıyor. Daha ne kadar karışabilir derken Liu hamile kaldığını öğreniyor. Daha ne kadar karışabilir, bebek kocadan mı, patrondan mı derken zengin patronun karısı Wang Mei de Liu’nun kocasının adil bir intikam almasına izin veriyor. Çocukları olmayan Lin ve Wang Mei çifti, Liu’nun karnındaki bebeği satın almak için Liu ve An Kun ile anlaşma imzalıyorlar. Devamında da bebeğin gerçek babasının, gerçek ailesinin, gerçek sahibinin kim olduğu üzerine dramatik temellerini bana göre tam oturtamamış, zaman zaman gayri ciddi üslubu ile inanılırlık sorunları olan bir Çin filmi. Yine ismiyle kendisini bağdaştırma güçlüğü çekebileceğimiz film, dram türüne daha hakim bir senaristin ellerinde çok daha dokunaklı olabilirmiş sanki. Plot olarak sağlamlığını, Beijing’de kaybolma hissi ile yoğurmak suretiyle daha koyu renkte verebilir, bu tip karmaşık ilişkiler yumağının içinden çıkabilmek için karakterlerini daha ikna edici kılabilirdi. Şu olabilirdi, bu olabilirdi. Neticede olduğu şey, Lost In Beijing isminin altına girip, onu kaldıramayan, hayatın içinden bir hikaye olduğunu hissettirmesine rağmen o hikayenin hakkını tam manasıyla veremeyen nitelikte bana göre.

Bu ileti Funkster tarafından Nov 18 2008, 08:35 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Apr 16 2008, 10:46 PM
İleti #57


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

IMDB
Superbad (2007)

Directed by: Greg Mottola
Genre: Comedy / Romance
Tagline: Come and Get Some
Plot Outline: Two co-dependent high school seniors (Hill and Cera) are forced to deal with separation anxiety after their plan to stage a booze-soaked party goes awry.
User Rating: 7.9 / 10 (79,559 votes)
Runtime: 118 min (unrated version) / USA:114 min
Awards: 1 win
Cast: Jonah Hill, Michael Cera, Christopher Mintz-Plasse, Bill Hader

İki asosyal tip olan lise son sınıftaki Seth ve Evan, popüler bir partiye katılabilmek için içki alma işini üstleniyorlar. Yaşları tutmadığı için de bir sürü sorunla karşılaşıyorlar. Superbad’in konusu bu kadar. The 40 Year Old Virgin ile dikkatleri çeken Judd Apatow’un başı çektiği, Seth Rogen, Evan Goldberg, Paul Rudd, Jonah Hill gibi yeni isimlerin aralarında bulunduğu bir komedi çetesi, metine önem veren, müstehcen komediyi zekice işleyebilen, bu sayede bel altı-bel üstü arasında makul bir denge sağlayabilen filmler üretmeye başladı. Bu çeteyle ilgili söylenecek çok şey var aslında. Çekildiği yılın en iyi komedilerinden biri olduğunu düşündüğüm Knocked Up, şu ana dek bu çetenin en karakteristik ve başarılı filmi sayılabilir. Akıl dolu diyaloglar, espiriler, dokundurmalar maalesef Superbad’de fazla yer bulmuyor. Dişe dokunur bir konuya sahip olmadan da oldukça komik işler çıkarılabileceği potansiyeline sahip bu anlayış Superbad’de biraz sekteye uğramış sanki. İçki-kızlar-parti üçgenine gereksizce sadık kalarak, bittiğinde geride sadece ufak tefek şeyler bırakan bir gençlik komedisinden öteye geçememiş.Yine de tam olarak American Pie kulvarına sokulmayı hak etmeyen, “nerd kahraman” yaratma arzusunu biraz abartmış, bazı nitelikli bağımsız komedilerin bıraktığı tadı da bırakabilen bir film. Bende geride bıraktıklarıysa birkaç komik espiri dışında, içki mağazasında yaşananlar, sinir bozucu derecede komik Fogell tiplemesi ve Lyle Workman’in bayıldığım müzikleri oldu. Çok kaliteli bir soundtracki olduğunu da bu sayede keşfettim.

7G Altyazı


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Apr 21 2008, 10:55 PM
İleti #58


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

IMDB
Severance (2006)

Directed by: Christopher Smith
Genre: Comedy / Horror / Thriller
Tagline: Another bloody office outing.
Plot Outline: A team-building weekend in the mountains of Eastern Europe goes horribly wrong for the sales division...
User Rating: 6.8 / 10 (9,762 votes)
Runtime: 96 min / Canada:90 min (Toronto International Fil...
Awards: 4 wins
Cast: Toby Stephens, Claudie Blakley, Andy Nyman, Babou Ceesay

Bir Amerikan silah şirketinin İngiliz ofisinde çalışan bir grup insan, göstermiş oldukları başarılı performans nedeni ile şirket tarafindan ödüllendirilerek Macaristan ormanlarında bir paintball gezisine gönderilirler. Gezi, katil ruhlu yağmacılar tarafından sabote edilince hepsinin birden yaşamları tehlikeye girer. Ama iş dünyasının içinde barındırdığı kendine özgü acımasız koşullar, burada yerini bambaşka ve sadece çok akıllı olanın kazanabileceği bir ortama bırakacaktır.

Çok hoş espirilerin ve komik karakterlerin bulunduğu bir İngiliz filmiydi. Halbuki konu olarak gayet ağır ve acı gerçekleri işlemesi de filmin genel karakteri ile uyum sağlıyor. Silah endüstrisi için çalışan bir şirketin bünyesindeki çalışanların dinlenmeleri, paintball oynayıp moral depolamaları için Doğu Avrupa'da bir yere gönderilmeleri, daha sonra arka arkaya yaşanan aksikiliklerle ormana düşmeleri, buldukları tuhaf evin dışında garip olayların dönmeye başlaması ve yavaş yavaş ipini koparmaya başlayan kanlı bir gerilim. İş dünyası ile yaban hayatı arasındaki paralellikleri koklatmayı başarıyor. Bu olaylar zinciri kimi zaman öyle mizahi bir üslup barındırıyor ki, gülümsemek ile gerilmek arası bir ruh hali beliriyor. Özellikle şirket çalışanlarının kaldıkları tuhaf ev ile ilgili tahminler yürüttükleri bölüm çok ustaca çekilmiş. Bir de filmin son bölümlerine doğru bir sahne Jackie Brown'da Samuel L. Jackson ile Robert De Niro'nun TV'de izledikleri silah reklamlarını anımsattı. O reklamlara yapılan göndermesi de hoş bir zeka pırıltısıydı. Adım adım zıvanadan çıkarak Hostel sularında seyretmesine ve başlardaki mizah anlayışını terk eder görünmesine rağmen, gerilim klişeleriyle kafa bulan ve bıyık altından gülen tavrını sevdim. Ayrıca The Football Factory ve Mean Machine gibi çok sevdiğim iki filmde rol almış İngiliz oyuncu Danny Dyer’ın da bulunması ayrı bir renkti.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Apr 22 2008, 11:46 PM
İleti #59


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

IMDB
Reservation Road (2007)

Directed by: Terry George
Genre: Drama | Thriller
Tagline: To find the truth, you have to find who's hiding it.
User Rating: 6.7 / 10 (5,264 votes)
Runtime: 102 min
Cast: Joaquin Phoenix, Elle Fanning, Jennifer Connelly, Sean Curley

Üniversite profesörü Ethan Learner (Joaquin Phoenix), eşi Grace (Jennifer Connelly) küçük kızları Emma ile gece geç vakitte 10 yaşındaki oğulları Josh’ın çello resitalinden dönerlerken aynı saatlerde avukat Dwight (Mark Ruffalo) da oğlu Lucas ile beyzbol maçından çıkmıştır. Bir benzin istasyonunda duran Ethan ve ailesi, arabadan inen Josh’a hızla bir aracın çarpması ile büyük bir şok yaşar. Josh olay yerinde hayatını kaybeder. Ona çarpan ise, oğlunu boşandığı eşine götürmek için acele eden Dwight’dır. Kısa bir tereddüt geçiren Dwight kaçmayı seçer. Oğlunu acı içinde defneden Ethan’ın bu olayın peşini bırakmaya niyeti yoktur. Tesadüf eseri Ethan’ın hakkını aramak üzere başvurduğu avukatlık bürosunda olayı araştırma görevi, yaşadığı olayın şokunu atlatamamış olan Dwight’a verilmiştir.

In The Name Of The Father, The Boxer filmlerinin senaristi, Hotel Rwanda’nın yazar/yönetmeni Terry George filmi Reservation Road, kenarda kalmış ama önemli sosyal meselelerden biri olan vur-kaç kazalara dikkat çekmeye çalışan, trajik bir kaza sonrası huzuru kaçan ailelerin psikolojik durumu kadar, kazanın sorumlusuna da yakından bakan bir dram. Her iki tarafın da yaşadığı zorlukları ele almasına rağmen, neticede tuttuğumuz tarafı değiştirmeye çalışmıyor. Zaten bunu yapmaya ne hakkı, ne de gücü var. Kendi içinde bir yoğunluğu olmasına karşın, bittikten sonra filmin geneli üzerine düşünüldüğünde geriye pek bir şey bıraktığı söylenemez. Tabi Phoenix, Connelly ve Ruffalo’nun samimiyetleri yadsınamaz. Filmi güçlü kılan da, nereye gideceği az çok belli bir adalet-vicdan hesaplaşmasını orta düzey bir dram içinde anlatan örgüsünden ziyade, bu oyuncuların ışıkları oluyor. Yer yer In The Bedroom’u anımsatsa da, onun kalitesinden uzakta bir film.

Bu ileti Funkster tarafından Nov 18 2008, 08:12 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Apr 27 2008, 11:19 PM
İleti #60


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

IMDB
The Taking of Pelham One Two Three (1974)

The Taking of Pelham One Two Three (1974) PosteriYönetmen: Joseph Sargent
Tür: Crime | Drama | Thriller
Slogan: Before this train reaches the next station it will become the scene of the most spectacular hijack ever attempted
IMDB Notu: 7.7 / 10 (6,606 oy)
Süre: 104 min
Ödüller: Nominated for BAFTA Film Award.
Oyuncular: Walter Matthau, Robert Shaw, Martin Balsam, Hector Elizondo

Tony Scott’ın 1974’de çekilen ve kült kabul edilen yapımı yeniden çekeceğini duyar duymaz üzerine atladığım bir filmdi The Taking Of Pelham 1,2,3… Birbirlerine renklerle hitap eden (ki Reservoir Dogs’a ilham veren filmlerden biri olarak da kabul ediliyormuş) kılık değiştirmiş ve ağır silahlı dört soyguncunun bir metro vagonunu içindeki 18 yolcuyla birlikte 1 milyon dolar fidye için kaçırmalarını konu alan film, çok sürükleyici bir “heist”, yani soygun örneği. 70’lerin özgün suç yapımlarında aranan tüm özellikleri barındırdığı için bu kuşağa ait örnekleri fazla ihmal etmemek gerektiğini iyice hatırlattı. Çünkü bu dönem suç filmleri sinema tarihinde bir milat olduğu gibi, günümüzün başarılı örneklerinin de kaynağını oluşturmakta. John Godey romanından uyarlama filmin akıcı diyalogları, kısa da olsa politik eleştirisi, emir komuta zinciri arasındaki iletişimin hakikiliği ve genele yayılmış mizah duygusu hayranlık verici. Tabi yine 70’lerden kalma törpülenmiş aksiyon geleneği günümüz zevkine pek hitap etmiyor. Bir de finale doğru olaylar hızlandırılıp fazla aceleci davranılmış. Fakat tüm bunlar filmin saygıdeğer özelliklerine göle düşürmüyor. Başta özellikle başrolde o her zamanki soğukkanlı karizmasıyla Walter Matthau olmak üzere seçkin bir kadrosu var. David Shire’ın müzikleri olağanüstü. Tüm bunlar Tony Scott’ın önünde nasıl şekil alacak, az çok tahmin edilebilir. Zaten film izlendikten sonra yeniden çekim için Scott biraderlerden birinin düşünüldüğü söylense hiç şaşırmazdım. Söz konusu Tony Scott olunca iş daha da ilginçleşiyor. 2009 versiyonunda Denzel Washington ve John Travolta ikilisinden hangisinin iyi, hangisinin kötü adamı oynayacağını da varın siz tahmin edin artık.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

9 Sayfa V « < 2 3 4 5 6 > » 
Closed TopicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 6th December 2019 - 12:38 PM