IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

2 Sayfa V  1 2 >  
Reply to this topicStart new topic
> Herşey Sinemamız İçin, Türk Sineması, nasıldı, nasıl oldu,nasıl olacak,nasıl olmalı?
melisa hülya
mesaj Jun 27 2008, 06:31 PM
İleti #1


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 868
Katılım: 26-May 08
Üye No.: 3,886



Herkese merhaba. Başlığı açmaktaki amacım sinemamızın dünü, bugünü, yarını hakkında neler yapıldı, hakettiği yerde mi , izleyici beklentileri nelerdir.? Bu ve bunun gibi sorulara birlikte cevap bulmak. Unutmayın ki, yönetmenler, oyuncular ve sinemaya gönül veren herkes yazılarımızı okuyabilir, tavsiyeleriniz ya da sinemamızda görmek istedikleriniz, olumlu ya da olumsuz fikirleriniz onlara bu şekilde ulaşabilir. Hep birlikte sinemamızı daha iyi yerlere getireceğiz. Film yada yönetmen, oyuncularımız hakkında bu başlık altında tartışabilir, öneri yada görüşlerinizi sunabilirsiniz. Kısaca sinemamıza dair ne varsa burda konuşabilirsiniz. ( Görsel destek de olabilir ).İyi paylaşımlar...







--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
oscar1895
mesaj Jun 28 2008, 01:19 AM
İleti #2


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 369
Katılım: 6-January 08
Nereden: Capucines Bulvarı
Üye No.: 1,096



Sinemamızın dünü pek de iç açıcı değildi. Gerçi Sevmek Zamanı gibi, ya da Umut gibi bütün dünyayı kıskandıracak kadar başarılı başyapıtlar da vardı; fakat bunların sayısı çok da fazla değildi. Yavuz Turgul gibi, ya da Metin Erksan gibi gerçekten sinemaya aşık sinemacılar olsaydı eğer, sinemamız bugün olduğu konumdan çok farklı yerlerde olurdu bence. En azından zengin bir miras bırakmış olacaklardı ve sinemamızın kapılarını bütün dünyaya açacaklardı. Günümüz sinemacılarına da hem örnek teşkil edecek, hem de izlenecek sağlam bir yol bırakacaklardı. Her ne kadar eski filmlerimizi izlemeye bayılsam da ve gerçekten içinde harikulade başyapıtlar olsa da, durum bundan ibaret.

Sinemamızın bugününe baktığımızda umut ışığını görebiliyoruz. Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Semih Kaplanoğlu ve Reha Erdem gibi usta sinemacılar dünya sinemasını bile kıskandıracak yapımlara imza atıyorlar. Bu da bizi fazlasıyla mutlu ediyor. Uzaklara gidip, başkalarını taklit eden yapımlar ortaya koymaktansa; kendi zengin topraklarını fark edip, kendi öykülerini ustaca bir dille anlatan bu usta sinemacılar günümüz gençlerinin bir kısmını hayli etkilemekte. Ne var ki bu yönetmenlerin sinemasına yabancı olanlar da hayli fazla. Öyle ki, bu sinema aşıkları gişede kazanamayıp, sonraki eserlerini ortaya koymak için bütçe bulmakta hayli zorluk çekiyorlar. Bir - iki yıl önce Güneşe Yolculuk gibi harikulade bir filmin yönetmeni Yeşim Ustaoğlu’nun yeni filmini çekebilmek için finansal kaynak aradığını okumuştum. Muhtemelen hala da arıyordur… Ferzan Özpetek, Fatih Akın, ya da Kutluğ Ataman gibi sinemacılarımız ödülden ödüle koşarken, onların başarısını sahipleniriz ya; onlar bu ülkede sinema yapmaya kalksalardı, bugün buralara gelirler miydi, doğrusu bundan hayli kuşkuluyum.

Sinemamızın yarını ancak bu usta sinemacıların finansal kaynak sıkıntısı yaşamadan film çekmeleriyle ve bu usta yönetmenlerin artmasıyla mümkün olacaktır. Bu filmleri anla(ya)mayıp onlara çamur atanların varlığı, sadece sinemamıza zarar verir. Bu filmlere ‘’resim sineması’’ diyecek kadar (resim sineması nedir ki acep?) her tarafından zeka fışkıranların sayısının artması yine sadece sinemamıza zarar verir. Verdiğim örneklere bakıp sadece minimalist sinemanın başarılı olduğunu düşündüğüm aklınıza gelmesin. Mesela Ezop’u da başarılı buluyorum ben. Sonra Fasulye adlı başarılı kara komediyi çeken Bora Tekay, Küçük Kıyamet’le adeta harikalar yaratan Taylan Biraderler, dijital kamerayı eline alıp harikulade bir kurguyla harikalar yaratan Ümit Ünal ve adı şu an aklıma gelmeyen bir sürü yönetmen de var. Ne var ki, istisnaları çıkarırsak eğer, hepsi de gişede başarısız olan filmler.

Kelimesi kelimesine doğru hatırlamıyorum ama bizimkiler Luc Besson’la röportaj yapıyordu. Lafı dönüp dolaştırıp Türk Sineması’na getirmişlerdi. Besson: ‘’Türk Sineması mı?’’ deyip baya şaşırmıştı. Böyle bir sinemanın varlığından bile haberdar değildi belki de. Sonra : ‘’Yol bir Türk filmi miydi?...Bak ben o filme bayılırım.’’demişti ve eklemişti: ‘’hükümetiniz sinemaya destek vermeli. Bu, bir ülkenin kalkınması için gerçekten çok önemli. Beni duyuyor musunuz? Sinemaya destek verin!’’

Umuyorum ki Besson’ın sesine kulak verirler…

Aslında çok kapsamlı bir konu bu. Şimdilik noktayı koyalım, daha sonra kaldığımız yerden devam ederiz. smile.gif


--------------------
forum resmi
Tepemde CeLLat Zaman, ELim KoLum BağLı,
Koparsa Kopsun başım, Zaten Yerde AkLım!
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
oscar1895
mesaj Jun 28 2008, 01:40 AM
İleti #3


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 369
Katılım: 6-January 08
Nereden: Capucines Bulvarı
Üye No.: 1,096



Aklıma gelmişken, Semih Kaplanoğlu’nun Yumurta’sı Siyad ödüllerini topladığında, idam sehpasına götüreceklerdi Siyad üyelerini hatırlarsanız… Bu değerli şahıslar daha gösterime girer girmez topa tutmuştular filmi. Dolaysıyla Siyad gecesi, az çok olacakları tahmin etmiştim. Peki bir film, nasıl olur da bir gurubun hedefi haline gelebilir? Bu guruptakileri ve onları destekleyenleri göz önüne alırsak eğer, bunu tahmin etmek hiç de zor değil. Nitekim büyük deha Sinan Çetin’i ele alalım. Yumurta gösterime girer girmez aynen şunları söylemişti:

QUOTE
Bu ülkede Yılmaz Erdoğan'ın Vizontele'sinden, Cem Yılmaz'ın gora'sından alınan paralarla 'Yumurta' gibi filmler yapılıyor. Filmi seyrettikten sonra arkadan birisi dedi ki, "Ben dedim sana, ödüllü filme gitmeyelim, doğru dürüst bir filme gidelim, hele Antalya'dan ödül alana hiç gitmeyelim." Tabii böyle bir pazar var; Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan gibi beğendiğim filmlerin yönetmenleri var. O pazardan herkes yararlanamaz. Yazar, yönetmen ve artist olmak gerekir. Samimi olacaksın, içten olacaksın, kendi dünyanı koruyacaksın. Fakat o dünyaya özenmek bütün genç yönetmenlerin hoşuna giden bir şey. Daha kolay bir film. Az enerjiyle, basit, üç adam yürüyor, gidiyor...


Her şeyden önce Sinan Çetin bir eleştirmen değil, bir yönetmendir. Yönetmenliği ne kadar becerebildiği bile tartışılır. Sayın Çetin'in de çektiği filmler ortadadır; Semih Kaplanoğlu'nun da... Kaplanoğlu ne Propaganda'yı, ne de Romantik'i çekti. O 'Herkes Kendi Evinde' gibi ve sırf açılış sekansı bile sayın Çetin'in filmografisini darmadağın edebilecek kuvvette 'Meleğin Düşüşü'nü çekti. Yumurta'yı eleştirmek sayın Çetin'e kalmamıştır. Sayın Çetin kendince film hakkındaki görüşlerini dile getirmiş. Saygı duyarız; fakat ''Yılmaz Erdoğan'ın Vizontele'sinden, Cem Yılmaz'ın gora'sından alınan paralarla 'Yumurta' gibi filmler yapılıyor.'' demesi bir hakarettir. Herkes kendi yaptığı işten sorumludur. Kaplanoğlu ve kaplanoğlu gibiler filmlerini çekebilmek için elbetteki bir yerden finansal destek almak zorundadır. Buldukları finansal desteğin hesabını sormak sayın Çetin'e düşmemiştir. Para sayın Çetin'in cebinden çıkmamıştır. Sayın Çetin'in çektiği ve onun eserlerinin türevleri bir yılda 60-70 adet çekiliyor zaten. Kaplanoğlu ve Kaplanoğlu gibilerinin çektiği filmlerden dem vuruyorsa eğer, geri kalan 50-60 adet filmden birini tercih eder sinemaya gider ve cebinden parası da eksik olmaz. Onların filmlerini sahiplenecek birileri elbette mevcuttur. Şimdi merak ediyorum; kaç seyirci sayın Çetin'in filmlerinin orijinal dvd'sini alıp kolleksiyonuna koymuş; ya da kaç seyirci bundan yıllar sonra sayın Çetin'in filmlerini izleyip hatırlayacak?

‘’Hayvan terli’’ deyip noktayı koyalım, sonra devam ederiz. smile.gif


--------------------
forum resmi
Tepemde CeLLat Zaman, ELim KoLum BağLı,
Koparsa Kopsun başım, Zaten Yerde AkLım!
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Clint Eastwood
mesaj Jun 28 2008, 03:54 AM
İleti #4


Quick on the trigger
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,528
Katılım: 2-August 07
Nereden: Somewhere in Time...
Üye No.: 207



Bu Sinan Çetin'e zaten uyuz olurum ben. Çiçek Abbas gibi Şener Şen'in kült ettiği bir filmi, vasat bir yönetimle ilerletti diye ardından binbir türlü vasat, bir o kadar da kötü film yapmış bir insan. Eleştirsin saygı duyarım, ama insan dönüp bir de aynaya bakmalı.

Bu kadar da sığ eleştiri yapılmaz ki;
"Fakat o dünyaya özenmek bütün genç yönetmenlerin hoşuna giden bir şey. Daha kolay bir film. Az enerjiyle, basit, üç adam yürüyor, gidiyor..."

Öyle üç-beş adamın bir odada tıkılıp kaldığı öyle güzel filmler var ki, yok ille de abidik gubidik olacak. Çeksin o zaman güzel bir aksiyon filmi de izleyelim... Varsa yoksa komedi, o da şive komedisi falan filan... Bazı insanları güldürmek zorken, bazılarını güldürmek kolay diye mi bu? Az enerji asıl burada smile.gif

Hele bir program sunuyor ya, tam uyuz oldum ona. Yok masa oynıycakmış, yok saatler çalışacakmış...
Zaten daha önce milleti zorla ağlatarak, "yok terk eden kocan gelecek mi, gelmeyecek mi -- Ah gelmedi. Yazık oldu." diye program yapan bir zihniyet...

Bu arada Sinan Çetin dışında flaugh.gif
Acaba tür sinemasına mı kaymak gerek diye düşünüyorum arada sırada...

Bu ileti Clint Eastwood tarafından Jun 28 2008, 03:56 AM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
KLASİK FUTBOL

Öyküsü olmayan adam, Bufalo çayırındaki rüzgara benzer...

Moon Station Z

Sinema, edebiyat ve müzik üstüne bir blog.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
melisa hülya
mesaj Jun 28 2008, 09:20 AM
İleti #5


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 868
Katılım: 26-May 08
Üye No.: 3,886



Arkadaşlar,öncelikle tesbitleriniz fevkalade. Sinemamızın geçmişine baktığımda en çok gözüme batan şey sansür belası. Kaldı ki bilirsiniz, sansür sadece beyazperdede değil, basın ve medyada da ağırlığını hissettiriyordu geçmişte. hele ki siyasal içerikli sansür. Neresinden bakarsam bakayım en çok bunu hatırlıyorum.
Clint Eastwood arkadaşımızın tür sineması konusuna da ilave edeceğim şudur: Dram ağırlıklı bir işleyiş var beyazperde de. Bu konuda çok iyiyiz bu bir gerçek. Ancak tür seçimi konusunda gördüğüm kadarıyla biraz "müslüman mahallesinde salyangoz satmak" durumlarından kurtulma çabaları mevcut. Ama bu çabaların dışardan bakıldığında Uzakdoğu esintileri etki alanında kaldığı görünüyor ister istemez. Neden? Esinlenmek korkusu yüzünden çok özgün yapımlar çıkamıyor, korku gerilim türünde şu ana dek görüşüm Küçük Kıyamet filmi ile Taylan Biraderler'in " Okul" fiyaskosundan aklanırken, başka bir yönetmene ait" Musallat" sanki Dabbe ve Araf' 'la gelen hayalkırıklığını yoketmeye çalışıyor gibi. Gelen örnekler, diğerlerini unutturmaya çalışıyor sanki. Geniş çerçeveden baktığımda rekabetin dış piyasaya yönelik değil, kendi içimizde olduğunu görüyorum.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
melisa hülya
mesaj Jul 4 2008, 09:11 AM
İleti #6


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 868
Katılım: 26-May 08
Üye No.: 3,886



Sinemamızda küfür ve argo nereye kadar? Biraz bundan bahsedelim. Gözlemlediğimiz kadarıyla, özellikle son dönem Türk sinemasında argo kullanımının dozunda artışlar var, özellikle de komedi türünde. Sinemanın sadece eğlence unsuru değil, aynı zamanda ait olduğu ülkenin kültürünü de yansıttığını biliyoruz. Toplumumuzda psikolojik deşarjın malesef argo ve küfür kanalıyla da gerçekleştiği kabul. Olmamasını gönül istese de, özellikle eğitimsizliğin paralelinde kendini kabul ettirme yada güç statüsüne destek olarak alınabilen bir kavram "argo". Bu sözüme teyid açısından " Barda" filmini göstereceğim. Üzücü bir gerçek olaya dayanarak beyazperdeye aktarılan bu ( bence ) başarılı filmin ciddi anlamda psikolojik bozukluk gösteren arıza karakterlerinin güç unsurunu "şiddet ve küfür" ile sergilemesi ile eğitimsizlik arasında doğru orantı var. Şimdi, o filmde küfür ve argo kullanımı kesinlikle yalnış değil. Ancak " Kutsal Damacana" gibi bir filmde kabul edemediğim bir unsur bu. Sinemamızda rolün gerektirdiği, kahramanın kişiliğini yansıtan, izleyicinin kendisini özleştiremeyeceği yada özleştirmek istemeyeceği kişiliklerde kullanılmalı, aksi durumda en kötü ihtimal " az doz" da kullanılmalı. Elbette ki bu sadece naçizane görüşümdür.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
R0BlN
mesaj Jul 4 2008, 09:52 AM
İleti #7


Puck:Robin
Group Icon

Grup: Yönetici
İleti: 3,730
Katılım: 31-May 07
Nereden: İstanbul
Üye No.: 7



Çoğumuzun (biz derken Türk halkı anlamında) küfürlere güldüğü bir gerçek. Bu nedenle komedide argo ve küfür kullanımı gişe başarısını kolay yoldan garanti ediyor. Henüz sağlam bir finansal altyapısı olmayan sinemamız da çoğunlukla gişeye yöneliyor.

Küfürlere neden güleriz, işte bunun sosyolojik bir tahlilini yapmak lazım. Hoş geldin Burnout oleyo.gif


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
melisa hülya
mesaj Jul 4 2008, 09:57 AM
İleti #8


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 868
Katılım: 26-May 08
Üye No.: 3,886



Peki ya bize ait benzer bir filmi izleyen bir yabancı, sizce nasıl yaklaşır konuya? İzlediği film kendi dilinde altyazılı olursa hele? Sinema evrensel bir boyut, iyi yerlere gelecekse sinemamız bazı şeyleri derin düşünmeli yapımcı ya da yönetmenler. Haksız mıyım?


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
R0BlN
mesaj Jul 4 2008, 10:09 AM
İleti #9


Puck:Robin
Group Icon

Grup: Yönetici
İleti: 3,730
Katılım: 31-May 07
Nereden: İstanbul
Üye No.: 7



Bizdeki komedi filmlerindeki amaç ticari olduğu ve para da yurtiçindeki gösterimlerden geleceği için konular ve espriler bir hayli yerel. Bu nedenle yabancı seyirciye hiçbir şey ifade etmeyecektir. Ancak, ben böyle ticari filmlerin de gerekli olduğunu düşünüyorum, kazanılan para sinema sektörünün içinde kalmak kaydıyla. Bakarsınız Gökbakar kardeşler Recep İvedik'in yellenmesinden götürdükleri parayla tüm dünyaya hitap eden bir film yaparlar tongue.gif


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
melisa hülya
mesaj Jul 4 2008, 10:11 AM
İleti #10


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 868
Katılım: 26-May 08
Üye No.: 3,886



Robin , süpersin cheers.gif


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
melisa hülya
mesaj Jul 12 2008, 09:01 AM
İleti #11


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 868
Katılım: 26-May 08
Üye No.: 3,886




IMDB
Banyo (2005)

Directed by: Mustafa Altioklar
Genre: Array
User Rating: 3.9 / 10 (317 votes)
Cast: Demet Evgar, Janset, Arda Kural, Sermiyan Midyat

forum resmi
forum resmi

Filmi benimsemek mi, reddetmek mi, olumlu yada olumsuz eleştirmek mi şaşırtan , hayatın içinden, gerekçeli yada gerekçesiz ihanetin boyutlarını erotik-mizahi anlatımla sergileyen, tabuların bilinçaltı yargılamalarını sıradan hayatın içinden üç farklı banyoyu mekan olarak tutup sıradışı olaylar örgüsüyle yansıtan film Banyo. İhanetin gülünç anlatısı. Traji-komik demek ne derece doğru kararsızım açıkçası. Cesaret isteyen bir film. Geleneksel bakış açılarına, bakılmayan yada görülmeyen pencereden teğet uçuş gibi. Mekan olarak banyonun seçilmesi temaya oldukça orjinal destek veren unsurlar için önemli. Şayet farklı bir mekan, konuya özgün bir anlatımda destekleyici olamazdı kanımca. Mustafa Altıoklar çok da tasvip ettiğim bir yönetmen sayılmaz açıkçası. Her ne kadar "Beyza'nın kadınları" filmi ile Türk sinemasında ilk kez " çoğul kişilik sendromu" nu işlemiş olsa da ( kaldı ki orada bu konu psikiatri bilimine göre ne kadar doğrucul işlenmiş tartışılır ).
Film sinemamıza ne artısı ne de eksisi olmayan düz bir film. Kısaca genel başarı grafiğinde herhangi bir ivme etkisi yapmıyor.
Tvde yada sinemada gösterilen erotik içerikli sahnelerde ebeveynlerinin gözlerini kapattığı bir nesilden izleyici olarak, günümüzde artı 18 yaş haddi ile izlenmesi taraftarı olduğum film için notum, tüm kararsızlıklarımı da ekleyerek 5/10.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
olric
mesaj Jul 19 2008, 09:27 PM
İleti #12


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 51
Katılım: 27-June 08
Üye No.: 4,078



Mustafa Altıoklar, minimalsit bir film yaptığını söylemiş, banyo filmini kastederek.bu çok acı bir durum,bizim sinemacılarımız nasıl bir film çektiğinin bile farkında değiller. kameranın girip çıkmadığı yer yok,30 saniyelik bir plana rastlamak mümkün değil,oyunculuklar arjantin dizilerini aratmıyacak kadar abartılı,senaryonun çetrefilliliğinden bahsetmeye bile gerek yok,tek bir doğal ses,ışık vb filmi minimal kılacak öğeye rastlamak mümkün değil.Altıoklar'ın bu açıklamadan sonra kendi tanımına göre minimal sinema ne anlama geliyor onuda açıklasa güzel olurmuş.
ben bu açıklamada kasıt aradım açıkçası.kendisi türkiye sınırları dışında bir hiçken,Ceylan,Kaplanoğlu,,Erdem gibi isimler avrupada tanınır,takip edilir hale geldi.bu durumun verdiği bir haset(kompleks) yada bu yönetmenlerin yaptığı sinemayı gereçektende anlamadığı için bir küçümseme hissediyorum işin içinde."bakın sizin yaptığınız sinemayı bende yapabiliyorum,hem hiç emek harcamadım,hem komedisini yaptım,hemde sizden fazla izlenecek" der gibi.yarın karşımıza belkide Tarkovsky gibi bir film yaptım diyede çıkabilir bu adam,bu duruma şaşırmam..
bu yönetmen yıllar önce türk yönetmenlerin konuk olduğu bir siyaset meydanı programında éKarpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak" filminin yönetmeni Ahmet Uluçay'a biz onlar gibi düğün kamerasıyla film çekmiyoruz diye bir lakırtı etmişti. o günden beri Altıoklar'la aramıza bir şeyler girdi zaten..

birde filmde İnarritu'nun "21 Gram" filmine yapılan bir gönderme varki,böyle bir yönetmenle aynı ülkenin vatandaşı olmaktan utandırdı beni.Fatih Akın, Cannes'da ödül almış filmi "Yaşamın Kıyısında" hakkında konuşurken,21 Gram filmine olan hayranlığını dile getirmiş,çizgisel olmayan anlatımı açısından Yaşamın Kıyısında filmine yol gösterici olduğunu söylemiştir.iki tane 21 Gram'cı yönetmen ve aradaki filmi kullanış fark herşeyi anlatıyor bence..
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
melisa hülya
mesaj Jul 21 2008, 08:00 AM
İleti #13


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 868
Katılım: 26-May 08
Üye No.: 3,886



Beni en çok üzen de bazı yönetmenlerimizin bu tür tepeden bakma yaklaşımları . Entellektüel olmak anlaşılmaz konuşmak olmamalı. Tabi ki izleyici de reddetmeyi bilmeli bazen, kaliteli olacaksa sinemamız, "emeğe saygı" bir yere kadar. Herşeyi kabullenip susmak çözüm değil. Bardağın sadece dolu tarafını gördüğümüz sürece boş taraf hep boş kalacak. Zaten bu yüzden açtım başlığı. Eleştirip olumsuzlukları da görmemiz için. Katkıda bulunduğun için teşekkürler olric.

Bu ileti melisa hülya tarafından Jul 21 2008, 08:01 AM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Bob le Flambeur
mesaj Jul 24 2008, 11:51 PM
İleti #14


Kumarbaz Bob
Group Icon

Grup: Yönetici
İleti: 1,895
Katılım: 2-June 07
Üye No.: 24



21. yüzyıl Türkiye'sinde sinemanın, sanatın ve fikir özgürlüğünün sınırlarına dair çarpıcı bir örnek lac.gif :

QUOTE
Son Kumsal'a canlı sansür!

Bu yıl SİYAD'ın belgesel yarışmasının adayları arasında yer alan Son Kumsal, daha önce de bu sayfadan verdiğimiz habere göre Karadeniz turuna çıkmıştı. Ancak İnebolu'daki gösterimi sırasında, filmin içinde bulunan 'Recep Tayyip Erdoğan konuşması' bölümünden sonra Belediye Başkanı İdris Güleç, belgeseli durdurup yapımcısını salondan kovdu! Bu konuda Sinema Eserleri Meslekler Birliği'nin yayımladığı basın bültenini sunuyoruz.


Birliğimiz üyesi Rüya Arzu Köksal’ın yönetmenliğini yaptığı “Son Kumsal” isimli belgesel film Karadeniz sahillerinde birçok yerde gösterilmiş ve büyük ilgi ile karşılanmıştır. Aynı filmin 22 Temmuz 2008 tarihinde İnebolu’daki gösterimi ise, daha önce tüm izinler alınmış olmasına karşın, belediye başkanı Sn. İdris Güleç tarafından yarıda kesilmiş, yönetmen Rüya Arzu Köksal ve yapımcısı, görüntü yönetmeni Aydın Kudu’nun İnebolu’yu terk etmeleri istenmiştir.
Aynı olumsuz tutum bir gün sonra yine Abana’da da yaşanmış, hiçbir gerekçe gösterilmeden filmin gösterimi engellenmiştir.
Son derece zor koşullarda gerçekleştirilen belgesel filmlerimiz, bu ülkenin zenginliklerine sahip çıkılması, doğal varlıklarının korunması, tarihi birikiminin bozulmadan gelecek kuşaklara aktarılması, insanların, en doğal hakkı olan temel yaşam haklarından yararlanması için önemli çalışmalardır. Bugüne ve geleceğe tanıklık eden görsel ve sözel anlatılardır.
Ülkemizde hâlâ sürdürülmek istenen bu antidemokratik tutumların, yasal hiçbir gerekçe gösterilmeden, keyfi karşı çıkışlarla alışıldık hale getirilmesini, sanat ve sanatçıya saygı göstermek ve desteklemek yerine, karşılarına çağdışı engellerin konmasını protesto ediyor, tüm duyarlı kesimleri, sanatçı arkadaşlarımıza destek vermeye çağırıyoruz.
Üyemiz yönetmen Rüya Arzu Köksal ve yapımcısı, görüntü yönetmeni Aydın Kudu’nun olayla ilgili olarak yaptıkları açıklama şöyle:

"Bir haftadır yollara düştük ve Doğu Karadeniz sahillerinin otobana kurban edilişini Vakfıkebir kasabası özelinde anlatan “Son Kumsal” isimli belgeselimizi Batı Karadeniz sahillerini dolaşarak anlatmaya çalışıyoruz.
Kerpe, Akçakoca, Ereğli, Zonguldak, Bartın, İnkumu, ve Amasra’da yaptığımız gösterime ve söyleşilere katılım ve ilgi oldukça yoğundu. Paylaştık, tartıştık, duyarlılık yaratmak için yapılabileceklere dair karşılıklı önerilerde bulunduk. Amacımız açık ve basitti. Yola değil yolun deniz dolgusuyla yapılmasına karşıyız ve elimizde bunun ne büyük çevresel, beşeri ve tarihi bir yıkım olduğunu gösteren sahnelerden 3 yılda meydana getirilen Son Kumsal belgeselimiz var.
İnebolu’da da aynı etkinliği yapabilmek üzere İnebolu Belediyesi ile irtibata geçtik ve olumlu yanıt aldık. Belediyenin de desteğiyle film gösterimi için gerekli hazırlıklar yapıldı. 22 Temmuz 2008 tarihinde 21.45’de Belediye Başkanı’nın da katılımıyla gösterimi gerçekleştirmek üzere toplandık. Duru Park Havuzlu Bahçe’de iki yüz civarında izleyici toplanmıştı. Film gösterimin yedinci dakikasında yer alan Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın otoyol açılışında yaptığı konuşmasının olduğu bölümden hemen sonra filmin sesi kısıldı ve gösterim durduruldu. İnebolu Belediye Başkanı İdris Güleç, filmin yapımcısı ve görüntü yönetmeni Aydın Kudu’yu yanına çağırdı ve hakaret ederek derhal İnebolu’yu terk etmeleri tehdidinde bulundu.
Benzer durum 23 Temmuz’da daha sakin bir biçimde Abana’da da yaşandı. Belediye Başkanı Sn. Sevket Yazkan ile buluşulup film gösterimi için izin istendi ve İnebolu’daki olay hakkında da bilgi verildi. Bunun üzerine Sn. Yazkan filmi izledi ve herhangi bir tepki gösterilecek içeriğin olmadığını ve gösteriminin yapılmasına onay verdiğini söyleyerek başvurumuzu kabul edip Kaymakamlığa iletti. Ancak iki saat sonra Emniyet Müdürlüğünden çağrıldık ve kaymakamla görüşmemize fırsat bulamadan film gösterim izninin verilmediği tarafımıza tebliğ edildi. Bu bizim içim çok moral bozucu ama aynı anlamda ders niteliği taşıyan bir tutumdu.
Bir belediye başkanının izleyip onay verdiği ve kaymakama telefonla olur bilgisini verdiği bir ortamda kaymakamın filmi görmeden reddetmesinin bir açıklaması olamayacağını tebliğde yazılan nedenleri de kınadığımızı bildirerek Abana’dan ayrıldık.
Küçük yörelerdeki yöneticilerin merkezden veya bilinmeyen bir yerlerden duydukları korku ve telaşa birebir şahit olmak bizi çok üzmüştür. Bir olaya farklı bir bakış açısı yakalama şansının halka ulaşmasına çıkarılan engellerin nedenini anlamak ve kabul etmekte zorlanmaktayız."


http://www.siyad.org/article.php?id=914


--------------------
forum resmi
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
melisa hülya
mesaj Jul 25 2008, 08:13 AM
İleti #15


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 868
Katılım: 26-May 08
Üye No.: 3,886



İşte bu yüzden millet uzay çağında biz ortaçağda sanat yapacağız diye uğraşır dururuz hala!!!! Kınıyorum hem de en yüksek sesle düşünce balonlarımdan konuşarak !! ( hakkım o kadar ancak, nede olsa ülkemde sanatı sevmekle yetinmekten başka çarem yok )


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

2 Sayfa V  1 2 >
Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 1st April 2020 - 12:45 PM