IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> Watchmen (2009)
Azathoth
mesaj Mar 25 2009, 07:00 PM
İleti #1


Mutfak Masası Film Ekibi
**

Grup: Üyeler
İleti: 68
Katılım: 2-September 07
Nereden: İstanbul
Üye No.: 315



forum resmi


IMDB
Watchmen (2009)

Watchmen (2009) PosteriYönetmen: Zack Snyder
Tür: Action | Fantasy | Sci-Fi | Thriller
Slogan: This city is afraid of me. I've seen its true face.
IMDB Notu: 8.0 / 10 (58,835 oy)
Süre: 162 min
Oyuncular: Malin Akerman, Billy Crudup, Matthew Goode, Jackie Earle Haley


Senaryo kıtlığı çektiği her geçen yıl daha da fazla ortaya çıkan Hollywood, başarı kazanmış yabancı filmlerin yeniden çevrimleri ve çizgi roman uyarlamaları üzerinden ayakta durma çabasını sürdürüyor. Yeniden çevrimlerden pek hazzetmesek de, bazı çizgi roman uyarlamalarının keyifli saatler geçirmemizi sağladığı da bir gerçek.

Çizgi roman uyarlamalarında iki farklı yönelimle karşılaşıyoruz. Bunlardan biri, bol hayranı bulunan süper kahramanların hikayelerini popüler sinemanın kuralları içinde eriterek filmleştirmek. Bu uyarlamalar, çizgiromanın sadece konusunu alarak bu malzemeyi başarılı-başarısız sinema filmlerine dönüştürüyorlar. Görsel açıdan ve dramatik açıdan günümüz popüler sinemasının kanunlarına bağlı kalan bu yapımlar, sadece ne kadar iyi filmler haline geldikleriyle değerlendirilebiliyor. Geçen senenin bu konuda en fazla öne çıkan iki filmi, 'Kara Şövalye' ve 'Demir Adam'dı kuşkusuz. İki film de gayet başarılı olarak kotarılmış, sinema içi buluşlar da içeren, görsel açıdan tatmin edici yapımlardı.

'Watchmen'in de içinde bulunduğu diğer grup ise, çizgi romana sadece konu bakımından değil görsel düzenlemeler, dramatik yapı, diyalog yapısı ve kurgu bakımından da yakın durmaya çalışıyor. Ang Lee'nin 'Hulk'ı, 'Sin City', geçtiğimiz haftalarda vizyona giren 'Spirit' ve bu günden itibaren 'Watchmen' bu tarz uyarlamalar içinde ilk aklımıza gelenler...

'Watchmen' adlı çizgi roman, gerçek anlamda bir efsane. En prestijli fantastik-bilimkurgu edebiyat ödüllerinden biri olan Hugo Ödülü'nü alan ilk ve tek çizgi roman Watchmen... Yayınlanmasının üzerinden yirmiyi aşkın sene geçmesine rağmen halâ pek çok otorite tarafından en iyi çizgi roman olarak görülüyor. Gerçekten de yayınlandığı dönemin Amerika'sında var olan "soğuk savaş" nedenli paranoyayı büyük başarıyla içselleştirip yansıtabilen, olağanüstü bir olay örgüsünü ve çok katmanlı bir entrikayı ustalıkla kurgulamış bir eser elimizdeki. Alışılagelmiş süper kahramanlardan çok farklı, çok daha sorunlu ve 'insani' kahramanlarıyla da önemli bir fark yaratmış-yaratmakta.

Çok katmanlı yapısı nedeniyle sinemaya uyarlanması imkansız olarak gösterilen bu başyapıtı, '300 Spratalı' filmiyle tanıdığımız Zack Snyder filmleştirdi. Bunu da kaynak çizgi romana örneğine az rastlanılabilecek bir sadakatle gerçekleştirdi.

Filmin konusuna değinecek olursak;
QUOTE
film alternatif bir New York'ta, 1985 yılında geçiyor Bu alternatif evrende kostümlü süper kahramanlar gündelik toplum hayatının bir parçası haline gelmiş. ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki gerilim düzeyini ölçen Kıyamet Saati geceyarısına iyice yaklaşmış.

Yasalardan güç almadığı halde kamu düzenini sağlamayı kendisine görev edinmiş maskeli kahraman Rorschach’ın eski arkadaşlarından birisi öldürülür. Bu olay üzerine harekete geçen Rorschach, geçmişin ve bugünün süper kahramanlarını gözden düşürmek ve öldürmek için hazırlanmış bir komplo olduğundan şüphelenmektedir. Suça karşı birlikte mücadele verdiği eski arkadaşlarıyla yeniden bağlantı kurar. Genellikle emekli süper kahramanlardan oluşan bu grubun üyelerinden sadece bir tanesi gerçek güçlere sahiptir.


Watchmen, 163 dakikalık uzun süresine rağmen izleyiciyi sıkmayan, başarılı bir yapım olmuş. Gerçi durmak bilmeyen bir aksiyon göreceğini uman seyircilerde hayal kırıklığı yaratma ihtimali oldukça yüksek. Çizgi romanda olduğu gibi filmde de aksiyondan çok entrika, gizem ve akıl oyunları öne çıkıyor. Ama aksiyon seviyesi de tatmin edici düzeyde tutulmuş.

Filmin "güzel"i dışında oyunculuklar ortlama ve üstü seviyede, müzik kullanımı ise biraz zorlama da olsa keyif verici.

Filmin romana kölelik derecesinde bağlılığı, yapımda göze çarpan hem olumlu hem de olumsuz yönlerin nedeni aslında. Film gücünü de zayıflıklarını da bu 'bağlılıktan' alıyor.

Muazzam bir giriş sekansıyla balıyor film. Her ayrıntısının özene bezene hazırlandığı belli olan enfes jenerik, giriş sekansını izliyor. Bu jenerikle önceki nesil 'kahraman'ların akıbetleri hakkında da bilgi sahibi oluyoruz. Ve filmimiz başlıyor. Çizgiromanı okumuş olanların fısıltıları eşliğinde akıp gidiyor film. Çünkü salonda olduğunu unutup konuşmamak elde değil. Muazzam bir sanat yönetmenliği, çizgiroman karelerine birebire yakın bir sadaketle belirlenmiş kadrajları dolduruyor. Kamera hareketleri ise sinematografik bir tat katmanın ötesine geçmeden görselliği zenginleştiriyor ve hareketliliği sağlıyor. Bu durum film boyunca sürüyor.

Ama hikaye dallanıp budaklanmaya başlayınca, yani romanın asıl gücünü aldığı unsur belirleyiciliği eline alınca, sadakat olumsuz yönde işlemeye başlıyor. Çünkü elimizdeki eser Sin City değil. Dağınık bir dramatik yapı, ucundan kıyısından kesişen alakasız öyküler Sin City'nin doğası, ama Watchmen hikayesini anlatabilmek için sinema için hazırlanmış bir olay örgüsüne muhtaç. Grafik romanın anlatım özerllikleri ile popüler sinemanın anlatım ihtiyaçları çelişince, yönetmen tercihini romandan yana koymuş. Bu durumun farklı bir tat verdiği doğru ama bazı anlarda filmin çuvalladığını hissetmemek mümkün değil. Oldukça uzun süren filmde sanki izleyiciden önce filmin dikkati dağılıyormuş gibi geliyor insana. Görselliğin tadına varmaya devam ediyoruz ama, o 'tam olmamışlık' hissi bir türlü yakamızı bırakmıyor.

Peki ne yapılabilirdi?

Bunun cevabını vermek oldukça zor. Çünkü sadakat konusunda verilen her taviz, filme bir yönden güç katarken, diğer yönden onu eksiltecekti.

O zaman filmin tadını bu haliyle çıkarmakta fayda var. Oldukça başarılı olan bu cesur denemeyi alkışlamayı da unutmamak gerek.

Not: Filmin ideolojik yönünü spoiler kutuları içerisinde tartışabiliriz.
Not 2: Filmle ilgili çözümleme içeren bir inceleme hazırlıyorum. Umarım yakında onu da sizlele paylaşacağım.

Bu ileti Azathoth tarafından Mar 25 2009, 07:07 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
"Düşünce her zaman öndedir. Düşünce uzağı görür, şimdiki zamanı yaşayan bedene göre çok uzağı görür. Umudu ortadan kaldırmak, düşünceyi bedene indirgemektir. O zaman, beden çürümek zorunda kalır." Albert Camus
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Sep 11 2009, 11:47 PM
İleti #2


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



Beyaz perdeye uyarlanan çizgi roman uyarlamalarında ilk tartışılan konu, filmin orijinal çizgi romana ne kadar sadık kaldığı oluyor. Gerçi Superman, Spiderman, X-Men veya Fantastic Four’da böyle hararetli tartışmalar oldu mu pek hatırlamıyorum. Sinema filmi yapılmış çizgi roman sadakatini yerine göre anlamakla birlikte, genelde çok sıkıcı ve yersiz buluyorum. Orası farklı bir alan ve görselliğin çizgi roman sayfalarından daha boyutlu hale gelmesi kadar, gerektiğinde senaryo yönünden de birtakım değişikliklere gidilmesi (bazı hayati değişimler dışında) gayet normal. Mesela Watchmen filmini izledikten sonra çizgi roman finalini öğrendiğimde ağzım açık kaldı. Bu kadar uyduruk bir finali Snyder’ın doğrudan filme uyarladığını düşündüm de, görsel açıdan ne kadar ihtişamlı da olsa muhtemelen o finale dek çok beğendiğim filmin 2,5 saatini resmen kayıp sayardım. Bu tip müdahaleler orijinale ihanetten çok, sigorta şalteri işlevi görüyor bence. Çünkü çizgi roman mantığında tıkır tıkır işleyen kimi kurgu oyunları ve sürprizler, uzun metrajda her zaman aynı etkiyi uyandırmıyor. Elbette bazı kronolojik tutarsızlıklar (ki onların özrü de “alternatif” bir zaman / mekân tasarımı olsa gerek), 6 kahramanı bugüne kadar hiç Watchmen okumamış izleyicilere tanıtmak için gösterilen kimi hızlandırılmış çabalar ve yine bu altıya bölünmenin getirdiği bazı özdeşleşme sıkıntılarına rağmen Watchmen, bana göre şimdiye dek yapılmış en olgun, fantastik yapısı ile ironik biçimde ayakları en fazla yere basan süper kahraman yapımlarından biri.

Hayatımda gördüğüm en iyi jeneriklerden biriyle açılan Watchmen, bu girişle Nixon, Vietnam, Sovyetler Birliği, Soğuk Savaş paranoyası gibi Amerikan tarihinin o dönemine ait temel gerçeklerinden beslenen politik tavrını, geçmişten filmin şimdiki zamanına uzanan süreç içinde yaşanan tarihi kırılma noktalarını, aynı zamanda kahramanlar grubunun yükselişini, grup içi eleman değişimlerini ve kırılma noktalarını mükemmel bir özet şeklinde derleyip sunarak zamandan hatırı sayılır bir tasarruf yapıyor aslında. Peki 2,5 saati aşan süresi boyunca ne anlatıyor o zaman? Tabiî dünyayı kurtarmaları gerekeceğinden full aksiyon bir kaos ortamı ummak, her X-Men severin hakkıdır. X-Men’in de kendine has motivasyonları var. Fakat burada hikâyenin daha farklı, daha gerçekçi (bu sayede biraz daha mesaj kaygılı), bunun yanında daha kişisel amaçları olduğunu anlıyoruz. Zaten bu saydıklarım hemen her süper kahraman hikâyesinde olması arzu edilen şeyler. Yine de işin içinde ticari kaygılar girince verilen tavizlerden sonra geriye sadece popcorn seyircinin motivasyonlarını memnun etme endişesi kalıyor. İşte Watchmen’in farklı, gerçekçi ve kişisel özellikleri diğer kahramanlara nazaran daha kolay su yüzüne çıkabiliyor. Çünkü Watchmen, emekli olup artık kendi yollarına gitmiş, gözden düşmüş gözcülerin oyuna tekrar dönüp dünyayı kurtarmaları üzerine klişe bir omurga üzerine otursa da, bunu anlatmak için seçtiği hem hikâye, hem dönem, hem de sinema filmi yöntemleri açısından çağdaşlarından büyük ölçüde ayrı durmakta.

forum resmi

Süper kahramanın aslında bir anti-kahraman olduğuna dair kandırmacaları Superman, Spiderman, Hulk vs. uyarlamalarında hep yaşadık. Başlarına ne felaket gelirse gelsin doğruluktan şaşmayan, kötülerin karşısında zaman zaman şansı yaver gitmez gibi görünse de oyundan hiçbir zaman kopmayan, böylelikle hayranlarının yüreğini sürekli ferah tutan, kısaca anti olamayacak kadar doğrucu ve sıkıcı profillere sıkı bir ayar çekmek, herhalde sinemacı olarak ilk Christopher Nolan’ın aklına geldi. The Dark Knight ile önceki 100 tane Batman filmini radikal bir suç ve adalet anatomisi ile temize çekmesi, hatta sırf çekmeye cüret etmesi bile süper kahramanlar üzerindeki görünmez dokunulmazlığın istenirse kaldırılabileceğini gösterdi. Halbuki bu gerçekliği hepsinden evvel yıllar önce Watchmen çizgi romanı göstermişti. Nixon’un komutasında Vietnam’da savaşan, ülkesindeki savaş karşıtlarını döven, hamile sevgilisini gözünü kırpmadan öldüren, arkadaşına tecavüze yeltenen, yasaları değil kendi bireysel adaletini önde tutan, ama bunun yanında sevişen, ağlayan, tuzağa düşen maskeli kahramanları perdede görmek her zaman rastlanan şeyler değil. Watchmen’in “anti” duruşunda dünyayı kurtarmanın bile akıllara zarar sonuçları var. Laboratuar kazası, sorunlu çocukluk, bir refleks olarak iyilik yapmak gibi basmakalıp formüllerin Watchmen’de de karşılığı bulunmakta. Ama düz bir formülle, emekliye ayrılmış veya farklı alanlarda boy göstermeyi seçmiş gözcülerin Kaybedenler Kulübü çatısı altında tekrar bir araya gelerek ortalığı kasıp kavurmaları işlenmiyor bu defa. Öncelikle kendi aralarında ve kendi içleriyle halletmeleri gereken hesapları var. Birbirlerinden kopmuş bu ekibi tekrar bir araya getiren ve güdüleyenin gizemli bir cinayet olması, filmi göründüğünün aksine daha mütevazi bir zemine oturtuyor aslında. Üstelik zaman zaman dağılıp unuttursa da “katil kim” sorusunu filmin geneline tekno-noir atmosferle bir polisiye öykü olarak eklemesi, cevabı filmin sonuna dek taşıyabilmesi, cevabın altında yatanlarla o mütevaziliği devasa bir amaçla takas etme ustalığı da Watchmen’i farklı kılan unsurlardan biri. O unsurlardan o kadar çok var ki!

Dr. Manhattan’ın bir ex-insan olarak hayatın anlamını arayışındaki umursamaz naifliği, Ozymandias’ın Bruce Wayne-Tony Stark uzantısı gizemli hırsı, Silk Spectre’nin geçmişine ait sırlar ile geleceğinin belirsizliği arasındaki sıkışmışlığı, Comedian’ın hiç de komik olmayan arızalı duruşu, Dan Dreiberg / Nite Owl ikilemesinin Clark Kent / Superman örneği karşısındaki hüzünlü sahiciliği ve en derinlerine inilenlerden biri olarak Rorschach’in dostluğa ve kolektif huzura önem veren fakat tehlikeli boyutlara varabilen bireysel ahlâki hırçınlığı, bu filmden evvel Watchmen mefhumuna yabancı olanlara bile kimlik haritası çıkarabilecek ölçüde ele alınmakta. Bu analizlerin ne kadarının yerini bulduğu belli sınırlar dahilinde tartışılabilir. Fakat bana göre tartışılmayacak olan, pek çok eleştiride yer aldığı üzere Watchmen’in çağdaşlarına göre daha “insanî” altyapılara sahip olması. Bu da o çağdaşların bir çoğunun hâlâ çizgi roman sayfalarından çıkamadığını kanıtlar nitelikte. Üstelik bu insanî ağırlığı tek bir kahramanı işleyen filmlerde elde etmek daha kolayken Watchmen zoru başarıyor bir yerde. Çeşitli amaçlar dahilinde oluşturulmuş süper kahraman gruplarından, amacının sadece eğlendirmek olduğunu düşündüğüm Fantastic Four veya çabalar görünse de insanî olamayacak kadar “mutant” X-Men (ve muhtemelen 2010’da gösterime girecek The Avengers) oluşumlarına nazaran, en başta tavır olarak tüm bütçesine rağmen “bağımsız” ya da “alternatif” kalabilmiş bir kahraman grubunun filmi Watchmen

Watchmen'i filme alma dokunulmazlığını kaldırmaya cüret eden de Zack Snyder oldu. Tabiî bu cüretin bedelleri oluyor her zaman. Kabak nedense hep Snyder’ın başına patlıyor. 300’den sonra Watchmen ile de övgü kadar sövgü toplamasını bildi. Onun için Superman, Hulk, X-Men çekmek çok daha kolay olsa gerek. Oysa o, yeni The Dark Knight filmini yönetmeye talip olacak kadar sınırları zorlama peşinde bir yönetmen. Yenilikçi görsel ustalıkları yanında, birçoğu kurmaca Amerika tarihi fikri altında hırpalanarak günümüz semalarına sadece mesaj olarak düşmesine rağmen, o çok sözünü ettiğimiz çağdaşlarında olmayan veya eğreti duran siyasi argümanlara sahip bir film çekmiş. Böyle bir projede aksiyondan kısıp, bu argümanları yer yer film noir polisiye üsluplarıyla insanî temellerde dile getirmeye çalışan bir yapım olmayı tercih etmesi yeterince riskliydi. İşte kimileri buna risk der, kimileri de “visionary” veya “yenilikçi”…


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
sanyo
mesaj Sep 13 2010, 03:06 PM
İleti #3


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 34
Katılım: 9-September 10
Üye No.: 7,933



İzlediğim en güzel çizgi roman uyarlamalarından biriydi.İnceleme için emek veren arkadaşlara teşekkürler.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
RockeT
mesaj Dec 6 2010, 12:39 PM
İleti #4


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 242
Katılım: 6-December 10
Üye No.: 8,285



QUOTE(sanyo @ Sep 13 2010, 03:06 PM) *

İzlediğim en güzel çizgi roman uyarlamalarından biriydi.İnceleme için emek veren arkadaşlara teşekkürler.


Haklısın. Çizgi romanı okumadım. Filme gelirsek eksikleri vardı. Ya da gözden kaçırdığım kesik sahneleri. En çok hapisane sahlerini sevdim. flaugh.gif


--------------------
forum resmi
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 17th July 2019 - 06:28 PM