IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> Ben X (2007)
BuRnOut
mesaj Apr 20 2008, 07:25 PM
İleti #1


Edilgen Bir Uyumsuz
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,851
Katılım: 31-May 07
Nereden: Düşler Ülkesi.
Üye No.: 8



forum resmi


IMDB
Ben X (2007)

Directed by: Nic Balthazar
Genre: Drama
Tagline: Everything's dare
Plot Outline: As an alternative to getting bullied at school, an autistic teenager (Timmermans) retreats into the world of online role-playing games.
User Rating: 7.9 / 10 (857 votes)
Runtime: Belgium:93 min
Awards: 3 wins
Cast: Greg Timmermans, Laura Verlinden, Marijke Pinoy, Pol Goossen


Yaklaşık beş yıl önce Belçika’da otistik bir çocuk toplumun baskısına dayanamaz ve intihar eder. Bu olaydan çok etkilenen Nic Balthazar’da bu hikayeyi beyazperdeye taşımaya karar verir. Ben X, yönetmenin ve Ben’i canlandıran başrol oyuncusu Greg Timmermans’ın ilk sinema deneyimi olmasına karşın, ikili bu işin altından başarıyla kalkıyor. Bunda kuşkusuz yönetmen Balthazar’ın, Ben X’i sinemaya uyarlamadan önce kafasındaki hikayeyi çeşitli formlarda yeniden yaratması etkili olmuş. Hikayeden etkilenen yönetmen, önce hikayeyle ilgili bir kitap yazmış, daha sonra da bu kitabı tiyatro oyununa dönüştürmüş. Tiyatro oyununda da filmde kullanılan belgesel görüntülere yer veren yönetmen, zamanı geldiğini düşündüğünde de kendi eserini bilgisayar oyunundaki yapıya uygun bir biçimde sinemaya uyarlamış. Bilindik teması ve basit olay örgüsüne karşın, Ben X hem derin anlamlar taşıyan hem de sinemaya getirdiği yenilikçi anlatım formuyla da dikkat çeken bir çalışma.

Ben, Aspergas sendromuna yakalanan sıradan bir otistik genç. Sinemada daha önce pek çok örneğini gördüğümüz gibi, çoğu insanın zihninde tasavvur edemeyeceği şeyleri gerçekleştirebilen, insan beyninin pek çok fonksiyonunu normal birinden daha iyi kullanabilen, detaylara verdiği önemle şaşırtıcı sonuçlara ulaşabilen bu gençlerin en büyük problemi ise topluma uyum sağlayamamak. Her şeyi detaylar bazında değerlendiren ve bu değerlendirdikleri şeyleri parçalara bölmede oldukça başarılı olan bu gençlerin, geneli algılama seviyeleri ise tam tersi şekilde başarısızlıkla sonuçlanıyor. Bu gençler tek tek olayların parçalarını değerlendirebilirken, iş genel çerçeveye bakmaya ve geneli görmeye gelince başarısızlığa uğruyorlar. Çünkü kendilerini baskı altında hissediyorlar. Sessiz oldukları için sağır zannedilen, kimseye doğrudan bakmadıkları için kör oldukları düşünülen, kimseyle konuşmadıkları için dilsiz farz edilen bu çocuklar, aslında bütün duyu organlarını normal bir insanın kullandığınından daha iyi kullanıyor. Her şeyi algılıyorlar, ama kendi içlerindeki dünyada yaşamayı tercih ediyorlar. Onların kendi içlerinde kurdukları dünyada dış dünyadaki gibi bir baskı yok. O özel dünyada topluma ayak uydurmaları istenmiyor, insanların saygı duyacağı biri olmaları gerekmiyor, her şeyi dar çerçeveden değerlendirmeleri ve yerleşik kurallara uymaları beklenmiyor. Onlar zaten kendi dünyalarında mutlular, sorun bizim onları algılayış tarzımızda başlıyor.

forum resmi


Otistik insanların aslında en büyük problemi, topluma ayak uyduramamalarından çok, toplumu oluşturan bireylerin onlara gereken müsamahayı göstermemesinden kaynaklanıyor. Toplumsal baskı hayatın her alanında kendini gösteriyor ve insanları tekeli altına almaya çalışıyor. Kendi gibi olmayanları dışlayan, dünyaya bir at gözlüğü takmışçasına bakan, farklılıklara saygısı olmayan ve her şeyden önemlisi eylemlerinin ileride ne sonuçlar doğuracağına aldırmayan kalabalıkları içinde eriten toplum, aslında Ben ve onun gibiler için en büyük problemi oluşturuyor. Bu noktada Ben, oynadığı frp tarzı Archlord oyunuyla kendi iç dünyası ve dışarıdaki gerçek dünya arasında bir bağ kurarak, bu bağ üzerinden toplumsal hayata kendini uyumlandırmaya çalışıyor. Gittiği yolları oyuna göre tasarlıyor, karşılaştığı insanların karakterlerini oyundaki yaratıklarla özdeşleştiriyor, içine düştüğü durumlarda vereceği tepkileri ve izleyeceği stratejileri hep bu oyunu düşünerek kuruyor. Bu, şüphesiz bir otistik çocuk için büyük bir çaba ve filmin bu aşamasında bilgisayar oyunlarında ve genel olarak sanal ortamda yaratılan sözde sosyalliğin gerçek hayata etkilerini de gösteriyor. Belki “normal” biri için internetin ve bu tarz oyunların dışarıda yaşanan hayata doğrudan bir etkisi olmuyor. Sanal olan sanalda kalıyor. Ama bir yönüyle de Ben gibi topluma ayak uydurmakta zorlanan gençler için hiç değilse deneysel bir alan yaratıyor. Bu deneysel alan sayesinde nasıl hareket edeceğini ve ne gibi stratejiler izlemesi gerektiğini yine kendi becerileriyle öğrenen bireyler, bir anlamda hiç kimsenin kendilerine anlatmadığı bir şey hakkında da dolaylı da olsa bilgi edinmiş oluyor. Ben filmin bir sahnesinde, herkesin yanlış yaptığı şeylerden dolayı onu azarladığını, ama kimsenin nasıl doğru yapacağı konusunda ona yol göstermediğini söylüyordu. Sanal dünyada yaratılan etkileşimde onlara bu yolu göstermede bir olanak sağlıyor. Bu olanağı bir fırsat olarak değerlendirmekse, tabii yine kendi becerilerine ve cesaretlerine kalıyor.

Gerçekten yaşanmış bir olaydan esinlenerek yazılan kitaptan uyarlanan Ben X, gerçekle kurguyu da çok dengeli bir biçimde birleştiriyor. Özellikle Ben’in yakın çevresiyle yapılan röportajlar ve Ben’in okulda maruz kaldığı aşağılanmalar ve hakaretler hikayenin gerçek yanını oluştururken, filmin kilisede geçen şaşırtıcı finali ise yönetmenin yaşanan trajediye karşı bir nevi tepkisi olarak görülebilir. Keşke bu filme konu olan gencin sonu da böyle olsaymış derken, yönetmen bu finaliyle de izleyicilerle Ben karakteri arasında bir empati kurdurmaya çalışıyor. Kilise gibi toplumun her kesiminden insanın toplandığı ve Tanrı karşısında herkesin eşit olduğu mesajının verildiği bir ortamda bu empatinin kurulması ise, aslında hem kendinden farklı olanları dışlayan topluma yönelik bir mesaj hem de bireysel olarak insanların günahlarını yüzlerine çarpan bir tokat. Biz farklı olanları ötekileştirdikçe onları kendi iç dünyalarında da huzursuz ettiğimizin farkına varmıyoruz ve sonuçlar çoğu zaman yeni felaketleri beraberinde getiriyor. Bilgisayar oyunlarındaki karakterler birçok defa ölüp yeniden dirilebiliyor, oysa bu gençlerin gerçek hayatta böyle bir şansları olmuyor. Giden gidiyor, geriye kalanlarsa günahlarımızdan başka bir şey değil. Yönetmen Nic Balthazar çok başarılı bir film kotarmış. Hem yazmış hem yönetmiş hem toplumsal mesaj vermiş hem de yeni anlatım teknikleriyle hikayesine farklılıklar katmış. Fakat hepsinden önemlisi, Ben ve Ben gibi olanlarla toplum arasında bir köprü oluşturulmasına zemin hazırlamış. Empati gibi sihirli bir sözcüğü vurgulayarak, karşılıklı çabanın sonuç vereceğini hatırlatmış. Yürek burkan bir hikayeden nasiplenme yoluna sapmadan, zor olanı denemiş ve bunu yaparken de hikayesini değişik formlara uyarlamayı ihmal etmemiş. Filmde konuşan öğretmen gibi yaşanılan bu trajediyi sıradan bir şey gibi görerek, sinik bir birey olmayı reddererek nasıl bu hikayeyi daha etkili bir biçimde insanlara anlatabilirimin hesabını yapmış. Ben X gerçekten izlenmesi ve üzerine düşünülmesi gereken filmlerden biri. Sinemaya anlatım olarak kattıklarına rağmen, sinema salonundan çok öteye taşan, insanların yüreklerinde de iz bırakacak türden bir hikaye.


--------------------
forum resmi

Zaman, hediye vermez insana
ve doğru diye bir şey yoktur onun kıyısında



User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
KerKeness
mesaj Jul 5 2008, 02:59 PM
İleti #2


Home Again
***

Grup: Üyeler
İleti: 233
Katılım: 2-July 08
Nereden: Emin Değilim
Üye No.: 4,115



filmin kapağını ilk gördüğüm zaman psikopat bir film olcağını düşünmüştüm ve hala da öyle bir izlenimim var
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Navyblue
mesaj Jul 6 2008, 02:09 PM
İleti #3


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Çevirmen
İleti: 286
Katılım: 11-June 07
Üye No.: 63



QUOTE(KerKeness @ Jul 5 2008, 03:59 PM) *

filmin kapağını ilk gördüğüm zaman psikopat bir film olcağını düşünmüştüm ve hala da öyle bir izlenimim var


Psikopat derken... whistling.gif
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
dj_tallboy
mesaj Jul 6 2008, 03:50 PM
İleti #4


Yeni Üye
*

Grup: Üyeler
İleti: 7
Katılım: 19-January 08
Üye No.: 1,352



Ben de afişinden filmin güzel olmadığının kanısına varmıştım ancak film gerçekten çok güzeldi. Spoiler olmasın, film sizi şaşırtıyor smile.gif
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
KerKeness
mesaj Jul 6 2008, 07:22 PM
İleti #5


Home Again
***

Grup: Üyeler
İleti: 233
Katılım: 2-July 08
Nereden: Emin Değilim
Üye No.: 4,115



QUOTE(Navyblue @ Jul 6 2008, 03:09 PM) *

QUOTE(KerKeness @ Jul 5 2008, 03:59 PM) *

filmin kapağını ilk gördüğüm zaman psikopat bir film olcağını düşünmüştüm ve hala da öyle bir izlenimim var


Psikopat derken... whistling.gif


Ne biliyim yani ? Adam öldürmek felan.Filmin kapağında Tobey Maguire 'nın öyle bir izlenimi var.

devil.gif devil.gif devil.gif
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
kurt_thewolf
mesaj Jul 6 2008, 07:29 PM
İleti #6


Heye...
Group Icon

Grup: Editör
İleti: 1,683
Katılım: 24-November 07
Nereden: Ankara
Üye No.: 721



QUOTE(KerKeness @ Jul 6 2008, 08:22 PM) *


Ne biliyim yani ? Adam öldürmek felan.Filmin kapağında Tobey Maguire 'nın öyle bir izlenimi var.

devil.gif devil.gif devil.gif


Greg Timmermans demek istedin sanırım.

Bu ileti kurt_thewolf tarafından Jul 6 2008, 07:30 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
forum resmi
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
olric
mesaj Aug 9 2008, 12:10 AM
İleti #7


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 51
Katılım: 27-June 08
Üye No.: 4,078



Öncelikle güzel inceleme için Burnout'a teşekkür ediyorum.
Duyarlı filmler beni her zaman etkilemiştir.Ben X'te bu tarz filmlerden biri.Yönetmenin özellikle günümüz anlayışsız dünyasında kanayan bir yaraya değinmesi oldukça yerinde olmuş.Ben karakteri gibi çevreye adaptasyon sorunu yaşayan pek çok insan var etrafımızda.Niye konuşmazki aslında çok zeki deyip geçtiğimiz,yada uyum sağlayamamakla suçladığımız, cezalandırdığımız bu insanların dramına bu kadar naif bir şekilde yer verdiği için yönetmene teşekkür etmek lazım.Burnout'un da dediği gibi bu film hiç bir şey yapmıyorsa en azından kenarından da olsa empati yapmamızı sağlıyor.Konu aslında duygu sağmacılığına çok elverişli gibi gözüksede ,filmin yöentmeni ve senaristi Nic Balthazar,bu sığlığa düşmemek için oldukça çabalamış.Filmin kısmen belgesel tadında olması da sömürü olayını engelliyor zaten.Yapılan her röportaj "izlediğiniz bir kurgu değil,herşey gerçek,eğlenmeyi bırakın" der gibiydi.
Bence okullarda bile gösterilmesi yarar olan,ötekileştirilen ve kenara itilen gençlerimizin durumunun kavranması açısından yararlı olabileceğini düşündüğüm bir film..
Filmin sonunu ve bu yazıda Burnout'un "keşke Ben'in sonuda film gibi olsaydı" cümlesini aynı anda düşününce tekrar sarstı beni film.Yönetemenin çarpıcı sonla vurgulamak istediklerini şimdi daha iyi anlıyorum. Sonda o kadar güzel bir mesaj vermişki,sanki ağzından şu kelimelr dökülmüş:
"keşke sonun böyle olsaydı da herkese gününü gösterseydin".Ben'in yapamadığını yönetmen yapmış maalesef.. sad.gif
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Sep 17 2008, 11:03 PM
İleti #8


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



Bilgisayar çağının insanlara kazandırdığıbirçok davranış biçimine o kadar alıştık ki, onları sigarayı bırakmak gibi bırakmak mümkün görünmüyor. Bilgisayar hayatımıza girene dek böyle bir makineyi hayal bile edemezdik. “Bunca zaman onsuz nasıl yaşamışız” diye düşündük. Bir süre sonra internet ile tanıştık. Bu kez “internetsiz nasıl bilgisayara tahammül etmişiz” diye düşündük. Ardından cümleler çorap söküğü gibi geldi: “Bilgisayar oyunları olmadan, MP3 olmadan, 500 GB hard disk olmadan, 1.0 Mbps bağlantı olmadan, şu olmadan, bu olmadan” geyikleri yaptık. Nurtopu gibi kullanıcı adlarımız ve şifrelerimiz oldu. Hayatın daha da kolaylaştığını düşünürken çevremizle ilişkilerimiz ya kopma noktasına geldi, ya da chat, forum, mail yollarından daha sanal ilişkiler kurmaya başladık. Teknoloji geliştikçe kabuğumuza çekiliyoruz. Bu durum yıllarca hep olumsuz biçimde yorumlandı, yorumlanıyor. Efendim teknoloji insan ilişkilerini zayıflatıyor, insani değerleri unutturuyor, paylaşımı öldürüyor, tembelleştiriyor, ruhsuzlaştırıyor, asıyor, kesiyor diye… Doğruluk payı yok değil. Çağla yolarken ağaçtan düşerek, bisiklet üzerinde kan ter içinde toz yutarak, inşaat önlerindeki kuma katlardan atlayarak, yağmur çamur içinde top oynayarak büyümüş bir neslin şimdiki ergenleri anlaması hangi oranda beklenebilir? Bilgisayar masası başında zihinlerini uyuşturduklarını düşündüğümüz çocukların obezite, uyuşturucu, şiddet, tuzaklarına düşmelerinin kılıfını bu şekilde uyduruyor olabilir miyiz?

Mahalle kültürüyle büyümek gerçekten özel bir şeydi. Bilgisayarla büyüyen kuşağın da onlar kadar kendilerini savunma hakları olmalı. İyi de neyi, nasıl savunacaklar? Betonlaşmanın oyun alanlarını yok ettiğini, mahalle anlayışının yerini mekanik site yaşantısına bırakmasını, kitap okuma alışkanlığının yerleştirilememesini, ezberci eğitim sistemini, sokaktan korkan ebeveynlerin endişelerini ya da çalışan ebeveynlerin çocuklarına karşı ilgisizliğini, ihmalini bahane etmek sanırım işi çözer. İnsanın kendi kabuğuna çekilmesi güzeldir, özeldir. Hele de kabuğun dışındaki çirkinlikleri düşündükçe. Ben de kendini bu çirkinlikten biraz da zoraki olarak uzak tutup kabuğuna çekilmiş bir lise öğrencisi. Zorakiliği ise hastalığı. Sanal dünyada online oynadığı Archlord oyununda çok yüksek skorlar yapmış bir kahraman. Ne yazık ki bu kahramanlığın gerçek dünyada geçerliliği yok.

Archlord oyunu ile Ben’in günlük yaşamında karşılaştığı bazı olayları, sıkıntıları anlık pencereler açmak suretiyle canlandırarak paralellemesi çok iyi düşünülmüş bir kurgu şekli. Gerçek yaşam ile hayal dünyalarımızı karıştırdığımız / karşılaştırdığımız anlara benziyor. Archlord diyarının cesur yürek şovalyesi Ben’in sınıfta sözde normal öğrenciler tarafından düşürüldüğü durum, sanal dünyada önemli işler yapmış, rütbeler, masklar, övgüler kazanmış insanların normal hayatlarında çevrelerinden aynı itibarı, sevgiyi, ilgiyi görememelerine benziyor. Tabi Ben’in durumu çok daha zor. Özellikle okul hayatında serseriler tarafından ezilmek, aşağılanmak durumunda kalan öğrencilerin psikolojisi bir yana, Ben gibi otistik bir gencin bu muamelelere maruz kalması kabul edilir şey değil. Fiziksel veya zihinsel özürleri yüzünden normal (!) öğrenciler tarafından hor görülen bu çocukların iç dünyalarının zenginliği ile gerçek dünyanın çekilmezliği arasında sıkışmış ruhları, diledikleri gibi sosyalleşebildikleri sanal ortamlarda nefes alıyor. Üstelik Ben gibi bir özürleri olması da gerekmiyor. Sivilceli olanlar, kısa boylular, aşırı kilolular, kendini fizik olarak beğenmeyenler, karşı cins ile iletişim kurmakta zorlananlar bile dışlandıkları sosyal ortamlar yerine sanal alemde ferahlıyor, hayata daha bir sarılıyorlar.

forum resmi


Öte yandan işin sadece oyun bölümü çok daha çarpıcı. “Oyun Pedagojisi” diye bir dalın varlığı bile meselenin hiç de basit olmadığının göstergesi. Pedagoglar için bu oyunları online olarak oynayan, kendilerine bir avatar belirleyen, onları e-bay’de başkalarına satan, oyunlar sayesinde tanışıp sosyalleşen insanlar topluluğu mükemmel bir sosyal laboratuar adeta. Mesela bir fenomen haline gelmiş Lineage II oyunu fanatiği 300 kadar Güney Korelinin belli periyodlarla çeşitli aktivitelerde bir araya geldiklerine bazı belgesel kanallarında rastlayabilirsiniz. Aralarında evlenip çoluk çocuğa karışanların, sanal kimliğinin yardımıyla gerçek kimliğini bulanların varlığı bizi şaşırtmamalı. Bilgisayar başında bunca zaman harcamak kimilerine çılgınca gelse de oyun müptelaları için aile, arkadaş, sevgi, beslenme, zaman, uyku gibi hayati kavramların ötelenmesine yol açacak derecede önem arzediyor. Bu oyunlarda başarı ve başkaları tarafından kabul görme, günlük hayattakinden çok daha kolay elde ediliyor. Çünkü gerçek dünya, insanların arzularını, eğilimlerini, beklentilerini, yeteneklerini karşılamaya yetmiyor. Onları güç durumlara sokuyor, aşağılıyor. Online oyun siteleri, sanal sohbet odaları, forumlar, bireye kendini değişik alanlarda özgürce ifade etme alternatifleri sunuyor. Çift kişilikli insanlar gün geçtikçe çoğalıyor. Avatarları hep yanımızda taşıyoruz. Gündüzleri durakta, okulda, ofiste, çocuk bahçesinde, umumi tuvalette gördüğümüz bazı insanlar, geceleri dünyayı kötülüklerden korumak için saatlerce savaş veriyorlar. Bir insanın diğer insanlarla ilişkileri arzu edildiği gibi değil diye suçlanmasına çoğu zaman anlam veremiyorum. Herhangi bir mental rahatsızlık haricinde de insanların kendilerini etraftan soyutlama hakları olmalı. Kendini dinlemek, başkalarını dinlemekten çok daha faydalı olabiliyor. Bilgisayar oyunları karşısında saatlerin harcanması anlamsız gelse de, orada belli bir hayata tutunma mücadelesi veriliyor. Bu oyunlarda kazanılan stratejik düşünme, strese karşı direnç, ekip çalışması bilinci, manevra kabiliyeti gibi yetilerin gerçek hayatta da yarar sağlayıp sağlamadığı, yani oyunların insanları pasifleştirmeyip ve aptallaştırmayıp daha mı zeki yaptığı tartışması, bu oyunlar var olduğu müddetçe sürüp gidecektir.

Ben gibi insanlara rastlamışızdır. Çok zeki olmalarına rağmen bunu gösteremeyecek kadar içine kapanık, dengesiz veya tedirgindirler. Çok basit soruları cevaplayamaz, diyalog kuramaz, sadece bakar, bazen de manasızca gülümserler. Fakat kafalarından geçenlerin neler olabileceğini filmde Ben’in monologlarının derinliğinden az da olsa anlayabiliriz. Bir otistiğin beynine girilmiş de oradan yazılmış senaryo anları mevcut. Ya da bilmediğimiz için bu ruh halinin bize yansıyan en derin tespitleri. En azından sağlıklı insanların onlarla empati kurduğunda hissedebileceklerinin adını koymaya çalışan kısa analizler. Sorunun farkında olmak ama çözmek için bir şeyler yapamamak değişik bir felç durumu. İçerdekilerin dışarı çıkarılamaması, sevgi ve nefretin yönlendirilemeyişi o kadar çaresizleştirir ki, intihar etmek bir ergen için daha kolay ve kesitrme bir çözüm gibi görünebilir. Kötülerin kötülüklerini tüm insanlara ifşa ederek onları herkesin içinde utandırmakla adalet sağlanabilir. İntihar olgusunu basit bir kandırmaca ile kullanarak “ne olursa olsun intihar çözüm değildir” mesajı verilebilir. Bu sayede kötülerin vicdanlarıyla yüzleşmelerine, tövbe etmelerine vesile olunabilir. Kendimizi Ben’e kötü davranan öğrencilerin yerine koyalım. Kötülüklerimizin bu şekilde geri dönüşümü bizi ne ölçüde rahatsız ederdi? Belki o kadar ileri gidemeyecek kadar kötü olmadığımızdan empati kurmakta güçlük çekiyoruz. Peki kötülük bu kadar anlayışlı, bu kadar kolay pes ve tövbe eden bir olgu mu ki, didaktik mesajlarla her şeyin düzelebileceğine dair iyimserlik aşılasın? Ben’e kötülük eden serserileri de tanıyoruz. Onlar her yerdeler. Değil sinevizyon gösterisi, havai fişekli multimedya şovu da yapsanız, birçoğu daha saati dolmadan aynı davranışı sergileme eğilimindedir. Ders almaları için farklı kuvvetler gerekebilir. Finalin kilisede yapılması ve iletilmeye çalışılanın vicdani dokusu bu güzel filmi kafamızdaki adalet anlayışının neresine koyar görecelidir. Sanal ve epik bir coğrafyanın karizmatik kahramanı Ben’in eline pompalıyı alıp okulda önüne gelene kurşun yağdırmasını beklemek, böyle bir filmin doğasına ters olduğu gibi, zaten bulunabilecek adil çözümlerin en kolaya kaçanlarından biri olacaktır aynı zamanda. Fakat bunu bile çözüm olarak gören bir adalet anlayışı gerçekten yaşıyor.

Nic Balthazar, sanal alemin Ben X’i ile otistik Ben arasında bir Dr. Jekyll and Mr. Hyde yaratmaya çalışmadığı için bir izleyici olarak memnunum. Fakat Ben’i belli bir karşıtlıkla özdeşleştirmemiz gereken savaşçı Ben X ile arasındaki istem dışı farklılıkların gayet iyi işlenmesine rağmen, finalin sağduyuya yakın duran adalet içeriği herkesi tatmin etmeyebilir. Çünkü film aslında bizi gerçekten sinirlendirme başarısı göstererek sağduyu mesajları vermeye çalışıyor. Bunu her bünye içine sindiremez. Hastalığın getirdiği çaresizlik duygusunu mükemmel yansıttığı için de iyi bir film Ben X… İzleyen olarak filmlerde ele alınan bu çaresizliğe alışmak bana göre belli bir sinema olgunluğu da kazandırıyor. “Bir an önce intikam alınsın, kötüler ölsün, iyiler kazansın, hemen yatağa girsinler, detaylar sadece zamana oynayan fazlalıklardır” düşüncesi ile izlenecek filmler ayrıdır, Ben X gibiler ayrı. Oysa bilinmez veya farkında olunmaz ki, klişe de olsa bazen öz o ayrıntılardadır.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
RockeT
mesaj Dec 6 2010, 12:57 PM
İleti #9


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 242
Katılım: 6-December 10
Üye No.: 8,285



Mesajlarla dolu bir film. yalnız bu dünyada herkes biraz BEN karakteri, yaptıklarımızı veya yapacaklarımızın teminatı bu BEN gibi adamlar. İlla görmek için yok mu olmak gerekir? Bunları izleyince anlıyorsunuz.


--------------------
forum resmi
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
santrifuj
mesaj Feb 12 2012, 10:48 PM
İleti #10


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 13
Katılım: 20-February 08
Üye No.: 1,994



bu asperger sendromuyla ilgili filmlere olan sevdam bitmez. adam, temple grandin, simple simon tavsiye ederim smile.gif
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 21st October 2019 - 09:15 AM