IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

10 Sayfa V « < 6 7 8 9 10 >  
Reply to this topicStart new topic
> Bağımsız Ruhlar
don quijote
mesaj Sep 17 2007, 09:21 PM
İleti #106


raskolnikov
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,077
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 4



Dayanamadım yazıyorum. Dün gece klavyenin başına geçip iqmachine'le sohbet edeyim film hakkından, deyip başka bir şeye dalmıştım. Bu sefer aramıza bir şey giremez; sıcak kahve, müzik ve mutluluklar yazım kimyasına katalizörlük ediyor. Ayrıca sohbeti okuyacakların kulaklarına lâyık bir şarkıyı da tanıtayım size:

I'm On The Corner Of Your Mind indir, çekinme; tamamen yasal.

Spoiler yoluna saptı bu yazı, iyi okuyuşlar.

Mutluluğumsu'nun sonundaki şarkıyla başlayalım sohbete. Aklının köşesindeyim, yani bir ucundayım kalbinin diyor Tonik. Sen iste, bana bir umut ver, ben sana dünyaları hediye edeyim diyor Monika'ya. Hayalperest midir bilmiyorum, ama sorumluluk almaktan korkmuyor eleman. Kendi ailesinden kaçıp, özgür olmak adına teyzesinin yanında yaşıyor. Fakir, inişli çıkışlı ve özgür yaşamı; normal, huzurlu, kapalı yaşama tercih ediyor. Kendi kuşağının lafını dinlese, babası gibi fabrikada işçi olur, tekdüze yaşar, kapanır gider o kötü daireye. Elmanın diğer yarısı Monika, kararsız bir kızdır birçok yönden. Onun tercih şansı mevcut en başta, bir yol Amerika'ya gidiyor, diğer yol kalbine. Mantık evliliklerinin çoğaldığı bir çağdayız hepimiz. Bunu bize toplum değil, Tonik'in sarhoş babası söylüyor: Bu çağda birbirini seven mi kaldı, be hanım? Zorlu bir yoldur bence kalp yolu. Herkes altından kalkamaz, çok düşersin. Dizlerin yara bağlar, Dasha gibileri üzer seni. Annen seni anlamaz, Amerika'ya varsan eş olarak fakirliğin biter der.

Ayaklarımı yere basarak devam edeyim. Fakir yaşamların öyküsü bir yönden Something Like Happiness, yönetmenin gerçekten yerinde bir tercihi. Zenginlere ait bir aşk ve hayatı tanıma filmi olsaydı, hafif kalırdı filmimiz. Bir taraftan yaşamın ağırlığı, bir taraftan duyguların karanlığı, bir taraftan tercihler meselesi derken altta kalan gençlerin çıkmaya çalıştığı bir film. Materyalist dünya ile duygusal dünyanın birbirine karışması gibi, kafası karışan bir Monika'nın; aşkıyla herkesi kucaklayıp, mutluluğa doğru yürümeye çalışan bir Tonik'in hikayesi. Karakterlerin çoğu sıcak, Dasha'ya bile acıyor insan. Her şeyi alt üst olmuş bir kadın, şirin mi şirin çocuklarına bakmaktan bile aciz. Bunca birbirinden farklı karakterlerin yaşadığı çevre de iç karartıcı; santral gri dumanlarını salıyor göke, yağmur yağıyor devamlı, lojmanları köhne, eğlendikleri yer baraka. Böylesine bir karanlıktan nasıl çıkar ki güneş? İnsanın içini aşktan başka ısıtacak bir şey mi var? Gaz gibi paralı değil, bedavaya aşık oluyor insan. Fakirin, zenginin, körün, topalın buluştuğu tek ortak payda aşk. Bu yönüyle de, evrensel bir film Stesti; izleyip anlamak için çok fazla argümana gerek yok.

Something Like Happiness'tan bahsedecek daha çok şeyim var, her şeyi söyleyip diğerlerin tadını kaçırmayayım. Sevgiyle Bağımsız Ruhlar...
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
baronio
mesaj Sep 18 2007, 09:41 PM
İleti #107


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3



QUOTE(hevesli @ Sep 14 2007, 10:45 AM) *

Bağımsız Ruhlar'ın önceki forumda bittiğine ne kadar üzüldüysem; şu an -yeni fark ettiğim- burada devam etmesine bir o kadar sevindim. Sayenizde çok hoş filmleri izlemiştim. Burada da sıkı takipçiniz olacağım.

Bu arada önceki forumda kaos605 ismiyle tanıyordunuz beni.


Ben bunu daha yeni gördüm yahu! Arada kaynamış. Yorumların arasına girdim ama çok mutlu oldum ne yapayım? Bir Bağımsız Ruh daha gelmiş, hoş gelmiş. Bir yandan kavuşurken, diğer yandan çoğalıyoruz. Daha ne ister bu köhnemiş ruh? Köy kahvemiz kadrosunu hem topluyor, hem de giderek güçleniyor. Hoşgeldiniz sevgili "hevesli". smile.gif


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
baronio
mesaj Sep 24 2007, 03:45 AM
İleti #108


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3



spoilers.gif

Dikkat!!! Mutluluğumsu üzerinden klavyeye vuran parmak darbelerim eşliğinde, kulağımda "Aklımın bir köşesindesin" dönerken yüzümde belli belirsiz bir gülümsemeyle yazılmış bir yazı olup, mutluluğumsunun resmini Abidin gibi çizmenin hoşnutluğuyla film ve hayat arasındaki ince çizgiye teğet geçmeye çalışan bir yazıdır. Filmin naifliğinin yanında solda sıfır kalır, tat kaçırır!

Ah rasko ah, yaptın yapacağını yine! Daha filmin ismine kattığın bağımsız havayla aşağı yukarı neyle karşılaşacağımı bilerek koyuldum filmi izlemeye. Ama çok yanışmışım. Bu beklediğimden de öte, muhteşem bir film! Her ne kadar Dasha'yla Monika'nın kardeş olup olmadıklarından bir türlü emin olamasam da, Tonik'in babasıyla, evinde yaşadığı kadının halası mı yoksa teyzesi mi olduğunu tam çözemesem de filmin geneline baktığımızda bu detayların çok da mühim olmadığını anlıyoruz. Zaten mühim olsa yönetmen bu noktaları net bir şekilde açıklardı. Burada aile bağlarından öte, insan ilişkileri sözkonusu. Hayata bakışları ile "varım" diyen insanların birbirleri ile olan ilişkileri.

forum resmi


Bir yanda büyükbabası ve teyzesinin paralelinde dünyaya bakan, çocukluğunda yaşadığı mutluluğun hiçbir şekilde para ile satın alınamayacağını düşünen ve bu yaşantısından vazgeçmeyip, yokluk içinde ama huzurlu bir hayat süren Tonik ile hayatta bir yerlere çalışmak ve neticesinde gelecek maddiyatla varılacağına inanan, o viranda yaşamanın beyhude olduğunu, tüm güzelliklerin çocuklukta yaşanıp bittiğini düşünen babası ile ilişkisi. Diğer yanda sadece hissettikleri için, kalbinin sesini dinlediği için Amerika'ya sevgilisinin peşinden gitmek isteyen, ama Dasha'nın çocuklarına bakacak durumu kalmadığını anlayınca annesine göre tüm "geleceğini", kendisine göreyse tüm "sevdasını" hiçe sayıp gitmeyen Monika ile kızını evden atabilecek kadar gözünü "başarı fetişizmi" boyamış annesi. Herkes evladının bir yerlere gelmesini, onunla gururlanacağı bir şeyler yapmasını ister. Ama bunun altında yatması gereken şey "evladının iyiliği" olmalıdır. Evladının iyi halinin kendilerine sirayet edecek manevi çıkarımının esiri olmakla olmamak arasındaki o küçük noktayı ıskalayan anne, bu hırslı yapısını manevi güzelliği bakımından "romantik" kocasına da aksettiriyor.

Bunlar köy/kent savaşımının Mutluluğumsu'ya yansıyan tarafıydı. Peki ama filmin tek derdi o mu? Hayır elbette! Bir evlatçık var ki filmde tek kelimeyle izlerken "dost" belliyor insan. Seviyor, ses etmiyor... Üzülüyor, ses etmiyor... İsyan edesi geliyor, ses etmiyor... Omuzlarında taşıyabileceğinden fazla yük olmasına rağmen, yüreğindeki sevgi herkese yetiyor. Verdiği sevginin onda birini göremiyor kimselerden. Yüreğinin tüm odalarını doldurduğu sevdiklerinin içinde bir yatacak yeri olmadığını öğrendiğinde, bir başına kaldığında ise kalmakta bir anlam göremiyor.

Elimizi uzatınca hep dokunacağımızı bildiğimiz, daha doğrusu sandığımız bazı şeylerin, değerini hep sonradan alıyoruz. Yüreğimizin sesini iyi dinlemediğimizden kaynaklanıyor bunlar. Hayatı şairler üzerinden değil de züppeler üzerinden imgelendirdiğimiz için biraz da. Ama an geliyor, anlıyoruz yüreğimizin derininden gelen seslerin ne dediğini, elimizi uzatıyoruz ama nafile...

Elimizi uzatmadan da dokunabildiğimiz şeyler değil midir mutluluğumsu?


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
don quijote
mesaj Sep 24 2007, 09:11 AM
İleti #109


raskolnikov
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,077
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 4



Şu teyze, kız kardeş karmaşasına bir son vereyim. smile.gif iqmachine dostum, şaşırmış; Dasha ile Monika kardeş değiller, komşular sadece. Teyze de, herkesin teyzesi, akrabalık bağı sadece Tonik ile. Tonik'in babasının kardeşi, aslında Hala diyebilirdim; hatta öyle demem gerekiyordu ama Hala yerine Teyze'nin bana daha sempatik geldiğini düşündüm. Teyze daha sıcak bir kelime, değil mi?

Je vais bien, ne t'en fais pas & U-turn ilişkisinde olduğu gibi, Stesti & I'm on the corner of your mind arasında sıkı bir bağ bulunuyor. İlki film boyu çalarken, ikincisi sonunda vuruyor Bağımsız Ruhları. Açıkçası Mutluluğumsu'yu izlerken Camel grubunun Stationary Traveller şarkısı aklıma geldi; gizli, üzgün, karanlık, ümitli ve çoşkun duygularımı açığa çıkaran bu şarkıyı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir dinleyin, belki siz de seversiniz.

Stationary Traveller


User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
paranoid
mesaj Sep 24 2007, 11:07 AM
İleti #110


Gözleri içine düşmüş kırık bir kukla...
***

Grup: Üyeler
İleti: 435
Katılım: 14-July 07
Nereden: Bölge
Üye No.: 172



QUOTE
Şu teyze, kız kardeş karmaşasına bir son vereyim. iqmachine dostum, şaşırmış; Dasha ile Monika kardeş değiller, komşular sadece.


Monika'nın annesinin günahını aldık o kadar. Zalimce davranışları daha az zalim görünüyor şimdi. smile.gif Monika'nın fedakarlıkları da bambaşka bir boyut kazandı gözümde. Öyle bir önyargıyla izlemişim ki, insan bu kadar fedakarlığı ancak kardeşi ve onun çocukları için yapar düşüncesine saplanıp kalmışım. Aslında Monika'nın annesinin Dasha'nın çocuklarının isimlerini karıştırdığı bir sahneden anlamam gerekirdi, bu kadar da olmaz diyerek. Kardeş olmadıklarına dair berlirgin bir sahne de hatırlamıyorum. Ya kardeşlerse fool.gif






--------------------
"Bir filmi açıklamak zordur, çünkü onu anlamak kolaydır."
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Oct 9 2007, 08:48 PM
İleti #111


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



spoilers.gif

Dikkat!!! Winter Solstice hakkında, her ne kadar kağıt üzerinde Bağımsız Ruhlar bünyesinde olmasa da, hissiyat, fikriyat olarak tam da yerinin burası olduğunu düşündüğüm, izlemeyenlere bu güzel filmin tadını kaçırabileceğini bildiğim kısa bir yazıdır.

forum resmi

Hani içimden “severim ben bu filmi” diyordum ama bu kadarını beklemiyordum doğrusu. Bir baba-oğul(lar), ya da baba-evlat filmiydi Winter Solstice ve ben artık bu türe ait en dolu örneklerden bazılarını izlediğimi farzederek yeni şeyler söyleyeceğini düşünmüyordum. Aslına bakarsak söylemiyor da.. Ama mutlaka yeni bir şeyler söylemesi değil mesele. Bir şeyler söylemesi. İlişkileri en doğal, en samimi haliyle göstererek de yüreklerde küçük sarsıntılar yaratabiliyorsunuz. Özellikle sorunlar yaratmaya çalışmayıp, zaten hayatın akışına kapılmış giden yaşamların rutini içinde olan sorunlardan bir hikaye/hikayeler çıkarabiliyorsunuz. Kurmaca olduğunu bile bile “play” tuşuna bastığınız bir öykünün, esasen ne kadar içten ve gerçek bir kesit olduğunu görerek mutlu oluyorsunuz. 1,5-2 saatiniz ayırdığınız bir filmde kendi tecrübelerinize ait kırıntılar bulduğunuzda ise, o size hiç de film gibi gelmiyor. Tam aksine, o filmdeki tecrübeler, duygular bize tanıdık gelmese dahi, bizi yakalayan sıcak bir atmosfer sanki onları yaşamışcasına sarıp sarmalıyor. Hatta ilginç biçimde o basit rutinin içinde siz de olmak, o havayı solumak, parçası olmak isteyebiliyorsunuz. İşte Winter Solstice bana bunları ve dahasını hissettirdi.

Karısını trafik kazasında kaybeden Jim Winters, her yönüyle sorunsuz bir babaydı bana göre. Pete ve Gabe adındaki iki oğlu ile ilişkisi çok dengeliydi. Çoğu babanın hayalidir böylesi dengeli ilişkiler. Fazlaca yüz göz olmayıp, boğazlamayan bir disiplini elden bırakmayıp da arkadaş gibi olabilmek.. Mesafeli de olsa bir arkadaşlık seziliyordu. Jim’in örnek babalığına karşılık küçük oğul Pete’in lisedeki başarısızlığı, büyük oğul Gabe’in, küçük yerleşim yerlerinde veya filmdeki gibi banliyö Amerika’sında büyümüş gençlerin ortak sıkıntısı olan sıkışmışlık hissi, son derece olgun, derli toplu, kazasız belasız ama güçlü bir akıcılıkla işlenmiş. Jim’in oğulları ile ilişkisinde hissedilen üstü kapalı, altı çizili gerilimin yansımaları hiç rahatsız edici abartılar barındırmıyordu. Zaman zaman yaşanan yükselmeler, olması gerektiğinden ne eksik, ne de fazlaydı. Hayranlık verici bir denge hakimdi. Mesela komşularının evine üç aylığına bakmak için yerleşen orta yaşlı bekar Molly Ripkin’in, Jim ve oğullarını yemeğe davet etmesi, ama oğullarının bu yemeğe gelmemesine sinirlenen Jim’in onların yataklarını dışarı atmasının ardından iplerin kopacağını düşünüyorsunuz. Fakat ertesi gün hiçbirşey olmamış gibi hayatlarına devam etmeleri, çoğumuzun ailesinde rastlanabilecek rahatsız etmeyen, bilakis ilişkilerimizin sağlamlığına işaret eden dengesizliklere benziyordu. Aile içi ilişkilerde denge kadar, bu çeşit zararsız dengesizliklere de ihtiyaç oluyor. Dengesiz oluşları, biz o ailenin bir ferdi olmadığımız, dışarıdan gördüğümüz kadarıyla öyle.. Oysa o aileler için bu durum, sağlıklı bir ceza sistemi veya yazılı olmayan pedagojik davranışlardan başka bir şey değil.

Jim’in oğullarıyla ilişkisi yanında, Molly ile olan yakınlaşması, Pete’in tarih öğretmeni ile, Gabe’in kız arkadaşı Stacey ile, kardeşlerin birbirleri ile ilişkileri de filmin ekonomik süresi içine yerleştirilmiş taze yan hikayelerdi. Pete ve Gabe’in yüzmeye gittikleri, üçünün beraber lokantada yemek yedikleri kısa bölümler ve finaldeki veda sahnesi, bir bağımsız filmi neden severiz sorusuna alternatif cevaplar olabilecek kadar sadeydi. Ama bu sadelik, etkileyici olmadığı anlamına gelmiyor kesinlikle. Böyle yalıtılmış sahneler hislerimize hücum ederler neredeyse. Ortada duran şeye bakarak yoğun anlamlar çıkarırız. İşte finalin sadeliği de bağımsız film severleri etkileyecek ölçüde farklı hislerin ortak tercümesi gibiydi. O sahne bana şunu söyledi: İnsanoğlu, sevdiklerinin binip gittiği arabanın arkasından bakarken, kaç yaşında olursa olsun biraz daha büyüyor.

forum resmi

CNBC-E’de ara sıra rastladığım, ama hiçbir bölümünü baştan sona izlemediğim Without A Trace dizisinin oyuncusu olarak daha fazla tanınan Anthony LaPaglia, ölçülü oyunu ve ağır duruşuyla rolüne çok yakışmış. Pete ve Gabe rollerindeki oyuncuların durgun ama hissedilir performansları da öyle. Filmin etkileyici tema müziğinin ve yağmur damlaları gibi huzurlu akan gitar nağmelerinin sahibi John Leventhal da, bu güzel fotoğraftaki yerini alıyor. Filmi izlerken bahçe düzenlemeleri ile uğraşan Jim’in ne güzel bir mesleği olduğunu düşündüm, ona imrendim. Kimbilir ne kadar huzur verici bir meslektir. Hele de geniş bahçeli banliyö evlerini düzenlemek ne kadar keyiflidir. İnsan Gabe’in neden oradan kurtulmak istediğine anlam veremiyor. Fakat bizim gördüklerimizin dışında zor bir hayatın olduğunu, özgürlük hissinin bir noktadan sonra her şeye baskın geleceğini de yansıtıyordu sanki. Bittikten sonra karakterlerin hayatlarına kaldıkları yerden devam edeceklerini hissettirmeyi başaran, hatta olası sahnelerini gözümüzde canlandırabileceğimiz, sayıları çok fazla olmayan filmlerden biriydi Winter Solstice.. Filmin başında Jim bulaşıkları bitirip, iki arada bir deredeki huzurla bahçeye sigara içmeye çıkıyordu. İşte benim için bu duygunun filmiydi Winter Solstice..

Bu ileti Funkster tarafından Oct 10 2007, 01:18 AM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
baronio
mesaj Oct 9 2007, 11:21 PM
İleti #112


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3



spoilers.gif

Dikkat!!! Winter Solstice'i her Bağımsız Ruhlar filminde olduğu gibi, irdeliyor kisvesi altına koyup, Jim'in uzun zamandır derleşecek birilerini araması misali, yanınızdaki bar taburesine ilişip, kafanızı kazan ettiğim bir yazı olup, dırdır dinlemekten hazzetmeyenlerde ne tat bırakır, ne de tuz.

Aslında filmi Bağımsız Ruhlar'da duyurmadığıma çok pişman oldum. Biraz ağır bir film olduğunu biliyordum izlemeden önce, ama bu kadar Bağımsız Ruhlar'a yakışacağını iş işten geçtikten sonra farkettim. İnanılmaz naif, inanılmaz sade bir hikâye. İzlerken sanki insanlar bir film çekiminde değillermiş gibi bir havası var. Sanki Jim, Pete ve Gabe'in evine belli bir süreç için yatıya gelmiş bir misafir gibi hissettim izlerken kendimi.

Bu misafirlikte gözlemlediğim ilk şey, hiç özel konulara girmeseler de, bu üç erkeğin dillendiremedikleri bir sıkıntıları olduğuydu. Aralarındaki ilişki, üç açmazdaki insanın psikolojik zorluklarından ötürü patlamanın uçlarında geziyordu adeta. Her an bir yerden kavga çıkıp büyüyecek ve malum konu üzerine laf dönüp dolaşıp gelecek gibi bir titreklik doğdu üzerimde. Yanlış zamanda orda bulunma hissiyatının içimde doğurduğu rahatsızlıkla kalkıp gitmek istediğim anlar oldu. Özellerine, yaşanmış en özel acılarına değinmek istemeyişlerinin, ben misafir olarak orada olduğum için öyle olduğunu hissettim. Sanki aralarında birileri olup bitenlerden kendini sorumlu tutuyor, kimileri ise şu anki gergin havayı doğuran iletişimsizliğe mâni olmaya çalışıyor gibiydi. Jim'e baktığımda, geçmişle hesabını tam olarak kapatamamış, kimselerle olup biteni dertleşememiş bir adam, geleceğe bakmak istese de, bunun içinde doğurduğu tedirginlikleri yaşayan bir baba gördüm. Gabe'e bakınca, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını idrak eden, kapana kısılmışlığı iliklerine kadar hisseden, her baktığı yerin ona hep aynı şeyleri hatırlattığı, artık o mutlu çocuk yerine, erişkin bir birey olduğunu fark eden bir delikanlı gördüm. Pete'e baktığımda içten içe olanlardan kendini sorumlu tutan, hayatı çok genç yaşta ciddiye almayacak kadar ağır bir dram yaşamış, bu sıkıntıları yüzünden içindeki başarılı öğrenciyi de kendi kendini cezalandırır şekilde derinlere gömmüş, sorunlu bir gelecekle, sorumlu bir birey olmak arasında gidip gelen bir genç gördüm.

Ama hepsinden öte beni ve babamı gördüm. Babama gidip sıkı sıkı sarılmak istediğim, ama bir türlü yapamadığım o içimize işlemiş psikolojik ve kültürel ritüellere lanet ettiğim her anda, bir daha asla geri getiremeyeceğim ve bunun için bütün hayatım boyunca kendime lanet edeceğim dakikaları gördüm. Onunla tavla oynamak, hayâllerinden bahsetmek, karşılıklı aslan sütü devirmek, hayattan beklentilerimi, hayâllerimi anlatmak, 13 yaşımda, pijamam üzerimde, yalın ayakla gidip dizlerine başımı koyup gözlerimi kapamayı istedim. Nasıl bana birkaç adım uzakta olmasına rağmen böylesine erişilmez uzaklıkta olabilir ki? Kendisi de mesafe koymak istememesine rağmen, bir zamanlar içimizde beslediğimiz o canayakın kişiyi ben mi öldürdüm, yoksa gereksiz gururum mu?

"İnsanoğlu, sevdiklerinin binip gittiği arabanın arkasından bakarken, kaç yaşında olursa olsun biraz daha büyüyor."

Bu lafın üzerine söylenecek hiçbir şey bulamazken boğazım düğümleniyor. Kimi zaman o arabada biz oluruz. Ama en nihayetinde babamız da bir arabaya binip gidecek. Hem de dönmemek üzere. Peki o zaman birkaç adım uzaklıkta olabilecek mi? Son dönemlerde babamla ilgili bir iki sıkıntı yaşadığım için, bu tip filmler ve konular canımı acıtıyor. Fazla dillendiremiyorum. Ama bunu benim yerime yapmış bir dostum var. Bundan sonra hayatımın her gecesini "o"nun için uzun tutacağım. Aramızdaki bir iki adımlık mesafeyi de kaldıracağım. Söylemesi kolay, mesele gerçekleştirmekte. Peki ama ya yarın öbür gün gerçekleştirme imkânım olmayınca?


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
filmciserdar
mesaj Oct 13 2007, 03:08 PM
İleti #113


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 156
Katılım: 23-June 07
Üye No.: 119



Bu başlık altında tanıtılan Bağımsız Filmlerin, çevirileri (linkleri vs.) ilk ileti ya da ayrı bir başlık altında toplanamaz mı? Böylece yapılan çeviriler hem arada kaynamamış olur ve biz sinefiller de bu filmleri kaçırmamış oluruz.

Bağımsız filmlere vermiş olduğunuz gönül ve emekleriniz için defalarca teşekkürler. cheers.gif

Bu ileti filmciserdar tarafından Oct 13 2007, 03:08 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
don quijote
mesaj Jan 10 2008, 12:33 AM
İleti #114


raskolnikov
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,077
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 4



İleride bir gün geçmişe dönebildiğimizde, yüz yüze anlatmak istediklerimi satır aralarında çoktan söylediğimi anlamış olacaksınız. Gizli kalınmasından ötürü değil, insan denen varlığın ikiyüzlü doğasından korktuğumdandı her şeyi söyleyememek. Her şey söylenmemeli, bazı şeyler sessizliğe bırakılmalıydı; In the Mood For Love'daki aşkın anlattıklarını hangi söz karşılayabilirdi ki? Oysa ben kendime hep güvendim söz konusunda, güvencim de dürüstlüğümden ve karşılık beklemediğimden geliyordu; beni ben yapana güveniyordum ve bunun hayattaki en büyük avantajım olduğuna inanıyordum.

Sözlerdi evet, beni anlayabilmenin en basit yolu...

Yüzünün kirini saklayanlar, maskesini hiç çıkarmayanlar, kendisiyle yüzleşmeyip ne olduğunu bilmeden iyilere saldıranlar; kısacası benim "kötü" tanımıma uyan bütün elementleri, o pislik bedenlerine yağ yaparak ruhlarını tutsaklaştıran kişilere savaş açmam da, işte bu döneme denk geliyordu: aşkın yeşermesi. Aşkı siz hissetmiyorsanız, herhangi bir şekilde içinize girmemişse, daha önce izlediğiniz ucuz pop-corn filmlerindeki "aşk" tanımlarıyla boğulduysanız; lütfen bu yazının devamını okumayınız. Gidin, çıkın, hava alın; karşımda durmayın.

İyi kalmanın savaşını her zaman veriyorum. Günlük, gerçek, size yalancı bana gerçek, bana yalancı size gerçek, onlara yalancı bize gerçek hayatlarda ruhsal tınılarımla etrafa güzellik yaymaya çalışıyorum. İnandırıcılık konusunda hiç de çekincem olmadı, beni sevmeyen kötüdür diyebilecek kadar bile ileriye gidebilirim. Bende bir parçanızı bulmadıysanız, beni bir şekilde kendinize yakın hissetmediyseniz, hayallerimi dinleyip kendi hayallerinizi benimle paylaşma isteği hiç duymadıysanız; siz gerçekten kötü bir insansınız.

Ey kötü, seninle artık "gerçekten" savaşıyorum; senin barıştan anlayacağın yok. Sen kazanırsan kötü, ben dağa çıkıp kendimi "çimen" olarak yetiştireceğim; basit bir yeşillik. Görelim bakalım.

Bir kere daha, Once...
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
don quijote
mesaj Jan 15 2008, 06:28 PM
İleti #115


raskolnikov
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,077
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 4



ONCE (BİR KERECİK)


forum resmi


İyi seyirler...


Not: Filmle ilgili yazabileceğim şu an hiçbir şey yok. Siz izleyin, beğenirseniz hep birlikte konuşuruz. smile.gif
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
baronio
mesaj Jan 15 2008, 06:42 PM
İleti #116


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3



Offf inanilmaz sevindim! Bu yilin en iyi filmlerinden biri olarak bazi yerlerde gosterildigini biliyorum. Nasil mutlu oldum anlatamam bu surprizden. Ellerine saglik dostum. En kisa zamanda izlemek istiyorum. flowers.gif


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
reel
mesaj Jan 15 2008, 06:48 PM
İleti #117


Last Night I Dreamt That Somebody Loved Me
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,287
Katılım: 31-May 07
Nereden: Wired
Üye No.: 13



Vallahi başlığın gidişatına pek uygun olmasa da, ben de teşekkür edemeden geçemeyeceğim. Kuşlar haber verdi. Biz de edindik. smile.gif İki gündür uyumuyoruz efendim şu duyuru yapılsın diye. Ellerine sağlık, rasko. flowers.gif

Artık devamı biraz uyuyup, izledikten sonra gelsin. smile.gif
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
213
mesaj Jan 15 2008, 07:42 PM
İleti #118


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Çevirmen
İleti: 489
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 17



Ben niyeyse bu filmi ingilizce izlemiştim fool.gif ve beğenmiştim. raskolnikov çevirisi ile bir daha izlemek daha çok keyif verecektir. Ellerine sağlık diyeyim ben de. flowers.gif


--------------------
sometimes... you've just got to rock...
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Julien
mesaj Jan 19 2008, 03:57 AM
İleti #119


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 49
Katılım: 21-June 07
Üye No.: 103



spoilers.gif
Bu yazı "Once" filmi ile ilgili spoiler içerebilir.

Öncelikle muhteşem çevirisi için raskolnikov'a teşekkürlerimi sunarım. "Once" tam bu başlığın ruhuna uygun bir film olmuş. Mütevazi bir bütçe ile (150 bin dolar) nasıl muazzam bir film yapılacağını gösterilmiş. Öncelikli olarak "Once" çok sıcak, içten, etkileyici bir filmdi . Film neredeyse tüm anlatmak istediklerini şarkılarla anlatmış, bunun sonucunda bir müzikal şölen ortaya çıkmış. Filmi izlememden yaklaşık 7 saat geçmesine rağmen hala filmde geçen parçalar aklımdan çıkmadı. Filmdeki kız ile erkeğin (sanırsam filmde kız ile erkeğin isimleri hiç geçmedi) müzik enstrüman dükkanında söyledikleri şarkı, kızın pil aldıktan sonra eve dönerken söylediği şarkı, albüm kaydı yapılırken söylenen şarkılar hepsi mükemmeldi. Son zamanlarda bir filmi izledikten 6-7 saat geçmesine rağmen içimde hemen bir defa daha izleme hissi doğdu. Sanırsam birazdan filmi bir daha izleyeceğim. Filmi ait olduğu yerden çıkarıp bize çevirip sunan Bağımsız Ruhlara tekrar teşekkürlerimi sunarım.

Herkese Sevgiler.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
melih
mesaj Jan 22 2008, 03:19 PM
İleti #120


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,451
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 2



forum resmi
IMDB
Wristcutters: A Love Story (2006)

Directed by: Goran Dukic
Genre: Comedy / Drama / Fantasy / Romance
Tagline: Life is a trip, but the afterlife is one hell of a ride.
Plot Outline: A film set in a strange afterlife way station that has been reserved for people who have committed suicide.
User Rating: 7.5 / 10 (2,041 votes)
Runtime: USA:88 min (theatrical version) / Argentina:92 min...
Awards: 9 wins
Cast: Patrick Fugit, Shannyn Sossamon, Shea Whigham, Tom Waits
Yaşamak için ara sıra ölmek iyi gelebilir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

10 Sayfa V « < 6 7 8 9 10 >
Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 5th December 2019 - 09:20 PM