IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> The Curious Case of Benjamin Button (2008)
BuRnOut
mesaj Jan 12 2009, 12:54 PM
İleti #1


Edilgen Bir Uyumsuz
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,851
Katılım: 31-May 07
Nereden: Düşler Ülkesi.
Üye No.: 8



forum resmi


IMDB
The Curious Case of Benjamin Button (2008)

Directed by: David Fincher
Genre: Drama | Fantasy | Mystery | Romance
Tagline: Life isn't measured in minutes, but in moments
User Rating: 8.5 / 10 Top 250: #71 (29,651 votes)
Runtime: 166 min
Awards: Nominated for 5 Golden Globes.
Cast: Cate Blanchett, Julia Ormond, Faune A. Chambers, Elias Koteas


Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş şeklidir.
Şüphesiz ki yaşamı tersten yaşamak daha güzel,
hatta mükemmel olurdu.
Nasıl mı?


Hayatı Tersten Yaşamak – Can Yücel



Türkiye’nin en yetenekli şairlerinden olan Can Yücel şiirinin giriş kısmında sormuş bu soruyu ve şiirin devamında, tersten yaşamanın güzel olabileceğinin kendine göre nedenlerini de sıralamış. Tecrübenin, olgunluğun, yaşanmışlıkların birikiminin yanında, sürekli gençleşen bedeni ve olgunluğa karşı gittikçe azalan sorumlulukları anlatmış. Kendince, kendine has o hafif ama çarpıcı üslubuyla… David Fincher da The Curious Case of Benjamin Button’da aynı Can Yücel gibi, F. Scott Fitzgerald’ın kısa hikayesinden uyarlanan öyküyü ve yine aynı tersten yaşama olayını kendine has yorumuyla aktarmış. Sinemasal olarak neredeyse mükemmel bir yapıma imza atmış, ama bununla da kalmamış tersten yaşama olayını, zamanı ve insanın zaman ve ölüm karşısındaki acizliğini de göstererek kurgulamış.

Benjamin Button’un tersine işleyen saati ve tersine yaşlanan karakterinin aksine, film, zamanın durdurulamaz ve geriye alınamaz oluşunun hikayesini anlatıyor bizlere. Zaman, bütün insanlar için karşı konulamaz, geri getirilemez ve etkisinden kaçılamaz bir kavramdır. Pek çok yerleşik değer, yaşam şekli, hayata bakış açısı ve alınan karar zaman geçtikçe anlamını kaybeder. Gençken kötü denilen, nefret edilen şeylere, bir süre sonra olumlu anlamlar yüklenir. Aslında değişen bunların anlamları değil, bunlara anlamlar yükleyen insanların kendileridir. İnsan, yaşadıkça yeni şeyler öğrenir. Her yeni deneyim, insanın algısını değiştirmek için ortam hazırlar. Yıllar geçtikçe ev/yuva kavramı değişir, tekdüze olan işe gidiş gelişler bir amaca hizmet eder olur, yaşamaktan çok yaşatmak önem kazanır. Ama her şey değişirken, zamanın akıp gidişi ve herkesin bir şekilde ölümle buluşması karşı konulamaz bir gerçektir. İnsan, doğduğu andan itibaren aldığı her solukta ölüme biraz daha yaklaşır. Yaşamak, ölmeye başlamakla eş değerdir. Ya da Henri Bergson’un deyimiyle; yaşamak, yaşlanmaktır. Yaşlanmak ise hem hayattan alınan keyfi hem de ölümün getirdiği ağırlığı aynı anda hissetmeyi gerektirir. Olgunlaştıkça yaşamdan alınan keyif artar, ama bir yandan da en sevdiklerin birer birer ölmeye başlar. Ölümden kaçışla ölümü kabulleniş arasında sıkışıp kalır insan.

forum resmi


Zaman ileriye doğru aksa da geriye doğru aksa da aslında değişen bir şey yoktur. Benjamin Button’un hüzünlü öyküsünün temeli de buna dayanır. Hem Can Yücel’in şiiri hem de Fitzgerald’ın kısa hikayesinin çıkış noktasını oluşturan Mark Twain’in “Seksen yaşında doğup yavaş yavaş 18’imize doğru ilerlesek hayat sonsuz mutluluk olurdu.” sözü Benjamin Button’un yaşamı üzerinden ters yüz edilir. Akışın yönünden çok, yaşamın yoğunluğu önemlidir. Benjamin’in dediği gibi, gerektiğinde yeniden başlama cesareti bulunabilecek ve geriye baktığında gurur duyulabilecek bir hayat yaşamak değerlidir. Benjamin’in sıradan olmayan gelişim öyküsü aslında sıradan bir insanın yaşamından farklı değildir. Geriye doğru yaşlansa da, Benjamin için her zaman ilk deneyimler akılda kalıcıdır. İlk öpüşmenin değerli oluşu, aşkın ve hayatın karşı konulamaz cazibesi ve keşkelerle başlayan sonsuz mutluluk istekleri Benjamin için de geçerlidir. Tıpkı ölümün geçerli oluşu gibi…

Sanıyorum, filmin en güzel yanı da burası… Yönetmen Fincher, fantastik ve epik yanı olan bir hayat hikayesini, sıradan bir hayat hikayesiymiş gibi veriyor. Benjamin’in hayat hikayesi, 20 yaşındaki bir genci de içine alıyor, 40 yaşındaki orta yaşlı bir kadını da, 80’lerindeki yaşlı bir adamı da… Hikayenin içinde herkese ve her şeye dair bir parça var. Çocukluktan ergenliğe ve ergenlikten reşitliğe doğru geçişin hem masalsı hem de hüzünlü öyküsü bu. Doğmanın, büyümenin, sevmenin, kaybedişin ve ölmenin tek bir karakterin yaşamı üzerinden betimlemesi Benjamin Button.

Bir insanın doğumundan ölümüne doğru yaptığı yolculuğu tersine bir kurguyla aktaran film, bir yanıyla da yaşamın sezgisel olarak algılanabilecek ve herhangi bir formülle açıklanamayacak düzenini de gözler önüne seriyor. Bir insanın hayatı boyunca tanıdığı insanları da hikayenin içine katarak, bir yaşamın diğer yaşamlar üzerindeki etkisini, hayatın akışının bu yaşamları nasıl etkilediğini de göstererek, bütün bunları muazzam bir kolajla beyazperdeye yansıtıyor. Daisy’nin yaşadığı kazanın anlatıldığı sahne, aslında bir anlamda hayatın akışının kısa bir özetini sunuyor bizlere. Değişkenlerin çokluğuna, bunların kendi aralarındaki ilişkilere, insan hayatının bütün bu karmaşık ilişkiler içindeki kırılganlığına vurguda bulunuyor. Seçimlerin gerekliliğini de göstererek, bunların tek başlarına belirleyici olmadığına değiniyor. Filmin basit ama şiirsel anlatımı da büyük oranda gücünü hayatın kendi dinamiğinden alıyor. Benjamin’in karşısına çıkan fırsatları kaçırışı, daha sonra hayatının farklı dönemlerinde yeniden sevdiği kadını buluşu ve hayatın önüne çıkardığı sonsuz olanaklara verdiği tepkiler hep bir şekilde insanın seçimlerini ve kaderin insanın çevresine ördüğü ağı akla getiriyor.

forum resmi


Benjamin Button’un hikayesi tabii ki sadece masalsı bir doğumdan ölüme yolculuk hikayesi değil. Tarihsel bir arka planı olan, büyüme öyküsüyle birlikte toplumsal gelişimi de koşut bir şekilde aktaran bir hikaye. Film, 1. Dünya Savaşı’nın sonundan başlayarak, New Orleans’taki Katrina felaketine kadar uzanan dönemi içine alıyor. Ama arka planı sadece bir fon olarak kullanarak, toplumsal olayların çok da üstüne gitmiyor. Toplumsal değişimi karakterlerinin kostümleri ve yaşama alışkanlıkları üzerinden hissettirirken, toplumsal olayların bireylere etkilerinden çok, bireylerin birbirlerine olan etkilerini öne çıkarıyor. Bunu yaparken de gerçekçiliği elden bırakmayarak, stilize bir arka plan yaratıyor. Bu doğrultuda pek çok mekan da neredeyse bir dönem filmi kadar büyüleyici ve görkemli gözüküyor. Buğulu ve koyu bir renk paletinden başlayarak giderek açılan ve netleşen renkler de görüntü yönetmeninin dönemleri yansıtış şeklinin görsel kodları olarak filmde kendine yer buluyor.

David Fincher, The Curious Case of Benjamin Button ile birlikte kuşağının en yetenekli yönetmenlerinden biri olduğunu ispat ederken, filmin her yaştan insanı etkileyebilecek yapısı da filmin seyirci gözünde kabulünü kolaylaştırıcı bir rol oynuyor. Yaşama karşı olan duyarsızlığımız ve ölümü kendimizden uzak tutmaya yönelik gayretimiz, Benjamin’in hikayesiyle su yüzüne çıkıyor. Benjamin’in yaşamı üzerinden, film, bizlerin de bir çeşit iç dekorunu yıkmayı başarıyor. Etrafımıza ördüğümüz duvarlara çarpıyor ve kalıcı hasarlar bırakıyor. Benjamin’in ölüme yakınlaşmasına rağmen hiçbir korku duymayışı, ölümü kabullenmenin bir gereklilik oluşu, yaşama coşkusunun bile hüzünden payelenmesi ister istemez insanın içini burkuyor. Benjamin’in dolu dolu geçen yaşamı, yaşama telaşesinin üstünü örttüğü o kırık dökük, yırtık sökük, kirli paslı, hayal meyal hatırladığımız yaşam deneyimlerimizi de yeniden parlatmamıza ön ayak oluyor. Geçmiş, geçmişliğinden sıyrılıyor. Gelecek, sadece alınması gereken düz bir yol olmaktan çıkıyor. Benjamin Button’un tersine işleyen saati ve tersine yaşlanan karakteri, işte bize o temel gerçeği; zamanın durdurulamaz ve geriye alınamaz oluşunu anlatıyor. Bizim iç dekorumuzu yıkarak…


Barış Saydam
10/9


--------------------
forum resmi

Zaman, hediye vermez insana
ve doğru diye bir şey yoktur onun kıyısında



User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
kurt_thewolf
mesaj Jan 12 2009, 01:11 PM
İleti #2


Heye...
Group Icon

Grup: Editör
İleti: 1,683
Katılım: 24-November 07
Nereden: Ankara
Üye No.: 721



Bir dramın beni bu derece etkileyebileceğini hiç düşünmemiştim. Bu öylesine bir film değil. Her anında bir güzellik, bir düşünme mevcut. Filmi izlerken bir yandan Benjamin'in hayatını, bir yandan da kendi hayatınızı düşünüyorsunuz. ''Hayatı tersten yaşamak...'' ''Büyüdükçe, küçülmek... ''

Çok güzel bir yazı olmuş BuRnOut. Bu yılın Oscar'ı hakeden en iyi yapımı The Curious Case of Benjamin Button ...


--------------------
forum resmi
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
ggecim
mesaj Feb 3 2009, 05:01 AM
İleti #3


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 878
Katılım: 5-October 07
Nereden: İstanbul
Üye No.: 479



Bu güzel filme yakışır güzel bir yazı...Eklemek istediğimse, fiziksel yönüyle dikkat çekerek bu işe adım atan , ancak oynadığı filmlerle giderek kendini kanıtlamaktan öteye geçen, bu yılın 2 filminde de gözüme ilişen harika oyunculuğuyla; Brad Pitt. Gerçekten yüz mimikleri, duruşu, bakışıyla filmi daha bir güzelleştirmiş. Harika bir konu, gerçekten mükemmele yakın görüntü yönetimi, kaliteli oyunculuklarıyla bu yılın en iyi filmi...


--------------------
Ömrümüzden bir gün daha geçti,
Dereden akan su ovada esen yel gibi
İki gün var ki dünyada, bence ha var ha yok
Gelmeyen gün bir
geçip giden gün iki
- Ömer Hayyam


User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
sson
mesaj Feb 5 2009, 10:39 PM
İleti #4


I came back and the dead came with me
Group Icon

Grup: Yönetici
İleti: 1,743
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 15



Filmin özgünlüğüne ve masalsılığına gölge düşürmese de, Benjamin Button ve Forrest Gump arasında büyük benzerlikler var. Sonradan dikkatimi çeken Eric Roth ismi bu benzerliğin tesadüfi olmadığını gösteriyor. Kimileri gibi The Curious Case of Benjamin Button'ı Forrest Gump'ın hikâyesinin tersten yorumlanışı olarak değerlendirmesem de, yılın en iyi filmi olduğu görüşüne katılamayacağım.


--------------------
Too bad we'll never know, if this is a face you could learn to love.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Feb 6 2009, 02:04 AM
İleti #5


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



Bazı filmler (hele de yönetmeni David Fincher olursa) karşısına son derece hazırlıklı otururuz. Etraftan duyduklarımız, okuduğumuz eleştiriler, aday olduğu, ödül aldığı çeşitli kategoriler, gözde oyuncular, epik kumaşı ve daha pek çok geçerli sebep, ister istemez o filmi beğenmeye hazırlıklı hale getirir izleyeni. The Curious Case of Benjamin Button da o filmlerden. Yani kendi açımdan baktığımda, izlemeden evvel “beğenmek zorunda” hissettiğim filmlerden. Bunun en önemli nedeni ise David Fincher... Kariyerinde barındırdığı modern klasikler sayesinde yaptığı her işiyle ilgi uyandıran Fincher ve onun çalışma şekli konusunda Zodiac sonrası izlediğim bir programı hatırlıyorum. Film gösterime girdiği sırada izlediğim bu yorumlarda, filmin bence tek zayıf halkası olan Jake Gyllenhaal, David Fincher’ın titizliği üzerine bir örnek veriyordu. Fincher’ın bir karikatüristi canlandıran Gyllenhaal’un ceketinin iç cebine koyduğu kalemleri sık sık kontrol etmesi, kurşun kalemlerle tükenmezleri ayırması, hatta Gyllenhaal’dan çekim sonrasında da o kalemleri iç cebinde taşımaya devam etmesini istemesi belki bu titizliğe biraz da hastalıklı bir örnek gibi gözükebilir. Doğruluğu da aktörün söyledikleriyle sınırlı. Ama aslında garipsenecek bir durum değil. Çünkü o detaycılık, Fincher’ın filmlerinde bize yansıtmayı hedeflediği ve başardığı tamamlayıcılık, motivasyon, farklı yaşam alanları hassasiyetlerini kusursuz biçimde iletiyordu. Yenilikçi, disiplinli, duyarlı, tutkulu, tekinsiz bir profesyonel David Fincher. The Curious Case of Benjamin Button öncesinde çektiği Zodiac’ın tek dönem filmi suretinde oluşunun, 70’lerden başlayarak on yıllık dönemlere yayılan sinematografik seyrinin altından ustaca kalkmasının yeni filmindeki yansımalarından kimse kuşku duymuyordu. Zaten bana göre Fincher’ın kusursuz hakimiyeti yanında bu filmin en büyük başarısı Claudio Miranda’nın sinematografik duyarlılığı. Bu iki ismin dışında kalan herkes ve her şey çeşitli unsurlar tarafından eli kolu bağlanmış hizmetkarlara benziyor.

The Curious Case of Benjamin Button, aynı Eric Roth kaleminden çıkma Forrest Gump ile karşılaştırılıyor. Oysa sadece odağına aldığı sıra dışı karakterlerin ileriye ya da geriye sürdürdükleri hayat yolculuğunun ışığında yaşadıkları / yaşattıkları birtakım uyanışlar dışında fazla ortak yanı bulunmayan iki filmden / karakterden söz ediliyor. Tabii bu söylediklerim iki filmin de ortak varoluş gerekçeleri olabilir. Ama bir karşılaştırma varsa, bana göre onun galibi belli: Forrest Gump! Benjamin’in hikayesi Forrest’a göre çok daha ilginç, katmanlı, fantastik ve hassas. Forrest sadece Amerikan tarihinde nerede durduğunu bilmeden yol aldığı hayat yolculuğu ile evrensel bir boyut yakalarken, Benjamin ise sadece yıllar ileri aktıkça gençleşen, gençleştikçe tek aşkı Daisy’yi farklı dönemlerde aynı sevgiyle seven mülayim bir adam olarak karşımıza çıkmakta. Onun yakaladığı evrenselliğin DNA analizlerini yapabilmek için filmin kendisi yeterli değil. Var olanlar yalnızca şiirsel birtakım olanaksızlıklara hapsoluyor, somutlaşmıyor veya insani duyarlılığa rağmen yeterince iyi işlenmiyor, inandırıcı durmuyor bana göre. Forrest da, Benjamin de aşırı naif karakterler. İçlerinde zerre kötülük yok. Ama Forrest Vietnam’a zorla savaşa gönderiliyor. Orada bize bu anlamsızlık hakkında çok somut eleştiriler sunuyor. Savaştan dönünce üniformasıyla yüzlerce protestocunun önünde, her ne kadar mikrofonun azizliğine uğrasa ve günümüzde hala ne söylediğini merak etsek de bir şeyler söylüyor. Forrest da hayatı boyunca sadece bir kadını seviyor. Ama Benjamin’in aksine Forrest onun için ağlamayı biliyor. Yıllar geçtikçe sevdiklerini birer birer kaybetmeye başlayan, bir sürü dönüm noktası yaşayan Benjamin’de tık yok! Kaldı ki The Curious Case of Benjamin Button’ın kişisel hayat yolculuğunun Amerikan tarihi fonunda ilerleyişi açısından Forrest Gump ile karşılaştırılması bile talihsizlik bence. Keşke yapabilseydi. Oysa hamuru buna Forrest Gump’tan çok daha müsaitti. Benjamin’in seyahatindeki dönemsel unsurlar, savaş sırasında çalıştığı gemide uydurma bir saldırıya hedef oluşu veya TV’de The Beatles konseri izleyişi ile sınırlanacak kadar sığ biçimde sabitlenmiş, hatta geçiştirilmiş şeylerdi. Kısacası, Benjamin’e nazaran özdeşleşmesi çok daha zor bir karakter olan Forrest ile çok daha yoğun bir samimiyet kurulması, bunun tam tersi, belki de bize hayatın sırlarından birini kendine göre özetlemesi gereken (tabii bir şekilde özetleyebilen) Benjamin’in artık bir müddet sonra sinir bile bozabilen ruhsuzluğu karşılaştırma dahi kabul etmemeli. Hele de tüm filmin son derece gereksiz biçimde Titanic formülüyle anılara, günlüklere dayandırılması pekçok senaryo arızalarına yol açıyor. Benjamin'i hiçbir sahnede not tutarken görmüyoruz en basitinden.

Hoşnutsuzluklarımın çoğunun kaynağının adı ise Brad Pitt! Bu filmle nasıl ve neden Oscar’a aday gösterildiğini anlayamasam da, en azından hit bir Fincher yapımında ve yine eski Se7en + Fight Club yıllarında gösterdiği yetkinlikten ötürü, artık bazı anlarda hatır-gönül ilişkisine dönmüş adaylık-ödüllük tercihlerden dolayı (Bkz. The Departed) garipsemediğim Brad Pitt duruşunun hizmet ettiği (duruşu diyorum, çünkü ortada oyun değil, kusursuz bir duruştan başka bir şey göremedim maalesef) Benjamin’in tersine yaşlanışında hiç sorun yok. Zaten harika makyaj teknikleri birçok şeyi hallediyor. Fakat keşke Eric Roth, eski çocuğu Forrest için biçtiği insani kırılma noktalarını biraz daha derine inmek suretiyle Benjamin’in iç dünyasına da adapte etseymiş. Çünkü ölümler, ayrılıklar, sürprizler hiçbir şekilde Benjamin’i (ya da Brad Pitt’i) etkilemiyor sanki. Benjamin ağlasın, şaşırsın, sevinsin, kızsın istiyorum. Ama hiçbiri yok. Kırıntısı bile yok. Nerede Se7en’ın finalindeki şaşkın isyana, nerede Fight Club’ın genelindeki umarsız hırçınlığa can veren Brad Pitt? Elbette hepsi farklı ruh halleri. İyi de aynı şaşkınlıktan, orada olmama halinden Tom Hanks’in ortaya çıkardığı ile Brad Pitt’in çıkaramadığı arasındaki farkı görememenin özrü nedir? Hemen söyleyeyim: David Fincher! Çünkü ortada bir Fincher filmi olmasa da, Oscar normlarına göre tasarlanmış bir film var. Birtakım gerçekleri görmezden gelmemizden, en başta söylediğim “hazırlıklı” halimizden nemalanmakta olan bir film var. The Curious Case of Benjamin Button bu yüzden benim için değil yılın en iyi filmi olmak, yılın en iyi 10 filmi arasına bile zor girer. Bir Fincher filmi için bunu söyleyeceğimi düşünmezdim. Hatta Slumdog Millionaire’i görmeden evvel sırf geçmişi hatırına sadece “En İyi Yönetmen” ödülünü alsın istiyordum. Ama işin içine Jamal ve Forrest'ın unutulmaz hikayeleri girince artık aynı değilim. Bu yıl Danny Boyle'a çok daha fazla inanıyorum. Çünkü bence tüm o olağanüstü Fincher niteliklerine, sanatsal anlamdaki teknik üstünlüklere, ustalıklara rağmen bu film için ortada bazı gereksiz Fincher tavizleri gördüm.

Bu ileti Funkster tarafından Feb 6 2009, 02:39 AM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
siroguz
mesaj Feb 14 2009, 01:10 AM
İleti #6


some are born to sweet delight, some are born to endless night
Group Icon

Grup: Müdavim
İleti: 435
Katılım: 22-June 07
Nereden: bir yerdeyim...
Üye No.: 112



Beğenmedim. Ondan sonra da kendime niye beğenmediğimi sordum, bunu sormamın tek müsebbibi de David Fincher. Öncelikle böyle yumuşak bir hikâye beklemiyordum. Onu kabul ettim diyelim, hiç değilse alt metinde biraz rahatsız edicilik aradım. Satır aralarına baktım ama orada da yok. Hayata dair tuhaf bir açıdan, tanıdık bir bakış. Yeni bir şeyler yok, farklı bir şeyler yok. Cidden, düşünüyorum ama bir türlü içimi rahatlatacak, "hah, bunun için iyi film işte" diyecek hiçbir şey göremiyorum. Ölüm korkusu, büyüme sıkıntıları, hayata dair keşifler... Tamam bunların hepsi var görebiliyorum ama bu olgulara hangi açıdan baktık, tarafımız nedir onu anlayamadım. Hatlarımız keskin değil, Oscar gibi kıvrımlı ve pırıltılı. Ve sanırım sinemada oynanması en zor rol, hissiz insan rolü. Bakışlarla rol kesmek kolay değil tabi. Brad Pitt çok kötü diyemem ama olması gerekeni layıkıyla yerine getirememiş diye düşünüyorum.

Belki bana hitap etmedi, belki de çıtayı çok yükseğe koyunca üstünden aşamadan düşmenin acısı rahatsız etti, bu yüzden biraz sert davranıyorum filme. Benim açımdan hayal kırıklığı oldu.

Funkster'in yazdıklarını tekrarlıyormuşum gibi oldu ama durum bu. Başka açıklamam yok. smile.gif


edit: Pitt'i de ekledim.

Bu ileti siroguz tarafından Feb 14 2009, 01:14 AM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
Bahçelerde ve yatak odalarında, bodrum katlarında ve tavan aralarında dolaşır, köşelerden döner, kapılardan pencerelerden geçerim, kaldırımlarda gezinir, merdivenlerden çıkar, halıların üzerinde, oluklardan aşağı, gökyüzünde ilerlerim, arkadaşlarla, âşıklarla, çocuklarla ve kahramanlarla gezerim; bunların hepsi de algıladığım, hatırladığım, hayal ettiğim, çarpıttığım ve netleştirdiğim şeylerdir.
Tom Robbins - Another Roadside Attraction
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Baltalı ilah
mesaj Feb 14 2009, 10:30 PM
İleti #7


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 73
Katılım: 2-July 08
Nereden: İzmir
Üye No.: 4,116



Hakikaten senarist Eric Roth'un Forrest Gump'tan etkilerini filmde hissedebiliyoruz. Ben en çok Benjamin'in annesinde hissettim bunu. İnançlı, her şeye bir açıklaması olan, tıpkı Forrest'ın annesi gibi, "anne gibi" bir anne idi. Diyalogları da o anlamda benziyordu.

Ayrıca film tıpkı Forrest Gump gibi kimi sahnelerde ağlatabilecek bir yapıda iken, kimi sahnelerde ise güldürüyordu. Ben sevdim filmi, evet belki çok büyük beklentilerle gitmiştim, yine de sevdim. Fakat Oscar'da "En iyi film" dalında aday olan beş filmden şu ana kadar izlediklerim arasında (Slumdog Millionare, The Reader, B. Button) The Reader ve Benjamin Button'dan birisini seçemiyorum, kararsızım.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
RockeT
mesaj Dec 6 2010, 12:49 PM
İleti #8


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 242
Katılım: 6-December 10
Üye No.: 8,285



Filmin bize anlatacağı çok şey vardı. Bakmak ve görmek gibi. Hüzünledirdi bizi ve güldürdü. Sonuç olarak anlatmak istediğini bize çok iyi anlattı. Başarılıydı. Film biterken ki replikler unutulmayacak. sad.gif


--------------------
forum resmi
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
2 kullanıcı bu başlığı okuyor (2 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 6th December 2019 - 10:11 PM