IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

54 Sayfa V < 1 2 3 4 > »   
Reply to this topicStart new topic
> Günün Menüsü
ebrehe
mesaj Jun 17 2007, 12:26 AM
İleti #16


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 142
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 5



forum resmi


DESPERATION

Yönetmen Mick Garris sanırım Stephen King'in filme alınmadık romanını bırakmayacak. Filmin ilk 40 dakikası mükemmel, King usulü gerilim giderek artıyor ve 40 dk. sonunda tepe noktasına ulaşıyor; sapık şerifimiz de gerçekten harika bir oyun çıkarmış ve çok orjinal bir karakter. Ancak bu dakikadan itibaren her şey tepetaklak oluyor; zira benim fikrim yarım saat içerisinde uyuyacağınız yönünde. Filmin süresinin de iki saati aştığını düşünürsek uyuyakalmanız büyük bir olasılık. Filmde bol miktarda "Tanrı" sorgulaması mevcut ancak bu sorgulama son derece klişe. King'in bu senaryosunu görünce "bir ayağı çukurda ve kendini dine vermiş herhalde" diye düşünüyor insan: Zira filmin ikinci yarısının büyük bölümü "Tanrı'dan yardım isteme", diğer bir deyişle "dua" sahnelerinden oluşuyor...

3/10


--------------------
Çeviri durumu: Twin Peaks 2x19 %85
Hep, hiç istediğin gibi değildir.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
t-becks
mesaj Jun 18 2007, 08:57 PM
İleti #17


...geç kalmış bir hayat onunkisi.
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 521
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 11



IPB Image

Amerika'nın ünlü seri cinayetlerini kitapta toparlamayı amaçlayan bir yazar olan Brian yanına fotoğrafçı sevgilisini de alarak seri cinayetlerin işlendiği yerleri bir bir gezme düşüncesindedir. Fakat bu fikri eyleme dönüştürebilecek miktarda parası yoktur. Masrafları paylaşacak yol arkadaşı aradığına dair verdiği ilana yanıtı Early ile naif kız arkadaşı Adele verecektir.

Sadece kitaplardan tanıdığı katillere çok uzakken yolculuğa dahil olan Early sayesinde artık onlara nefes kadar yakındır. Yolculuk süresince Early'nin kişiliğinden etkilenerek değişim bile yaşamıştır. Early ise kız arkadaşının sigara ve içki içmesine izin vermeyerek doğru ile yanlış arasındaki ayrımı yapabildiğini göstermektedir. Fakat cinayetleri işlemesinin ardında yatan unsur nedir? Kanaatkar yapısı olan Adele'in geçmişinde yaşadıkları onu Early gibi birisine sığınmaya muhtaç ederken Early'nin yaşadıkları onu hangi noktaya getirmiştir?

Brad Pitt ile Juliette Lewis'in canlandırdığı karakterlerin sivrildiği 1993 yapımı film dört kişinin yol hikayesini anlatıyor. Bana göre, sapkın bir katilin insanları doğradığı bir film olmaktan çıkmış, insanı cinayete iten nedenleri tam anlamıyla irdelemese bile, o nedenlere dair ipuçlarını başarılı bir biçimde vermiş.

7,5 / 10
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
baronio
mesaj Jun 18 2007, 10:44 PM
İleti #18


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3



forum resmi


Çevirmeden izleyeyim dedim. Tek kelimeyle bayıldım. Fazla bir şey konuşmayayım, bağımsız ruhlara saklayayım.

10/10


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Vigilante
mesaj Jun 21 2007, 05:27 PM
İleti #19


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 157
Katılım: 16-June 07
Üye No.: 91



forum resmi

Gelelim izlediklerimize...İlk olarak Kevin Smith'in keşke çekmeseydim falan fişmekan diyerek küçülttüğü ancak hiç de izlemesi sıkıcı olmayan komple eğlence, seks, ikili ilişkiler ve esprilerle dolu bir komedi filmi.Güzel vakit geçirmek isteyenlere bire bir fakat ailenizi uzak tutmanız şiddetle tavsiye olunur...

7/10


forum resmi

Bir uyuşturucu filmi klasiği, beat kuşağının tutunduğu en büyük dallardan olan meşhur film.Eğer beat edebiyatı, uyuşturucular ve W.Burroughs ile ilgileniyorsanız bu filmi kaçırmayın derim.

6/10


forum resmi

80'lerde çekilmiş fakat döneminin çok ötesinde bir bilim kurgu filmi Tron.Belki de Matrix'in yapmak istediklerini yıllar önce başarmış,içindeki motiflerle birçok filme ilham kaynağı olmuş bir film.Bilgisayar ve atari oyunlarına meraklı olanlara,sanal alemin içinde gezinmenine verdiği zevkten vazgeçemeyenlere, ve herşeyin ötesinde Matrix,Wargames ve daha birçok makina-insan modelli yapay zeka meraklılarının baş tacı olabilecek bir film.Bilim kurgu sevenler kaçırmamalı.Döneminin çok ötesinde görsel efektleri ve zeki çekim teknikleri yüzünden iyi bir puanı hakediyor.

8/10

Görüşmek üzere.

Bu ileti dorki tarafından Jun 21 2007, 05:32 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
forum resmi
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
sson
mesaj Jun 21 2007, 06:14 PM
İleti #20


I came back and the dead came with me
Group Icon

Grup: Yönetici
İleti: 1,743
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 15



forum resmi

1963 yılının 12 Haziran gecesi Byron De La Beckwith adlı bir ırkçı, insan hakları savunucusu Medgar Evers'ı evinin önünde vurarak öldürmüş. Ancak Beckwith suçlu bulunmamış. Jurinin tamamen beyazlardan oluşması, hakimin tarafsızlığına dair kuşkular ve
o günün şartlarına rağmen Medgar'ın eşi adalet kavgasından vazgeçmemiş.

Bu gerçek hikâyeden uyarlanarak çekilen film, ırk ayrımcılığı ve adaletsizliğe vurgu yapıyor.
30 yıl sonra genç bir savcı asistanının davayı devralması, tansiyonu yüksek bir sürecin başlamasına neden oluyor.

Başarılı oyuncu kadrosu ve gerçekçi hikâyesiyle film kendisini sıkılmadan izlettirmeyi başarıyor. Yine de, konuları itibariyle benzerlik gösteren
"Mississippi Burning" ve "A Time to Kill"in bir kademe altında kalıyor.

6.5/10


--------------------
Too bad we'll never know, if this is a face you could learn to love.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Jun 22 2007, 12:44 AM
İleti #21


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi


Prison Break sezon 1 bitince hızımı alamayıp vakit bulduğum anlarda adrenalini düşürmeyecek film arayışımı, D&R ucuz VCD reyonundan sağlamaya kalkarsam olacağı budur. Oysa aynı mağazadan aldığımız Dreamgirls DVD'sine bayıldık.. Üniversite yıllarımdan Sinema dergisinde vizyon olarak gördüğüm bu filmi izlemek için bilinçaltımda bir yere atmışım demek ki. Herhalde VCD izlemeyeli bir 10 sene olmuştur. James Nesbitt'i de pek severim. Ama filmin şiddet anlayışı 2000'ler estetiğinden o kadar yoksun ki.. Demek ki ucuzluğa düştüğünde bir illet varmış. Halbuki arkasında şiddet, kan, gövde, kalbi olanlar öte gitsin, şiddet sevenler beri gelsin falan yazıyordu. Yükselen genç bir mafya kişisi olan Victor Kelly (Stuart Townsend) üzerine söylemek istediği ne varsa söyleyen, ama söyleyeceği bundan ibaret mi dedirten boş bir film. Sonuna kadar izlememin iki sebebi var: İlki, üniversite yıllarım sonrası sinemanın şiddet zevkimden neler götürüp, neler getirdiğini görmek, ikincisi de boş çıkan Nesbitt ümidimin Townsend'in karizmasına kaymış olması. "Charlize Theron bu adamda ne buluyor canım" diyenlere izlettirilmesi gerekebilecek bir karizma çiziyor kendisi. Böyle bir filmle aynı karizmayı çiziyor, o ayrı.. Lakin iş karizmayla bitmiyor. Fimde Brenda Fricker da var. Böyle bir filmde ne işi varsa artık.. 2/10


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
sson
mesaj Jun 23 2007, 01:54 PM
İleti #22


I came back and the dead came with me
Group Icon

Grup: Yönetici
İleti: 1,743
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 15



forum resmi

Filmde, teknoloji dehası beş bilgisayar korsanının hükümet tarafından görevlendirilmesiyle başlayan olaylar dizisi anlatılıyor. İçinde şifre kırıcı bir makinenin bulunduğu kutuyu, onu icat eden matematikçiden çalmakla görevlendirilen ekip, bir süre sonra işin içinde başka bir iş olduğundan şüphelenmeye başlıyor.

Film bilgisayar korsanlarının aktif olmaya başladığı 90'lı yılların başında çekilmiş. Devlet kurumlarıyla ortaklaşa çalışan hacker'ların macerasını izlerken, onların şifre çözüm tekniklerinden bazılarını da öğrenmiş oluyoruz.
Teknolojik gerilim tarzında bir film olan Sneakers belki de türünün kayda değer son örneği.

7.4/10


--------------------
Too bad we'll never know, if this is a face you could learn to love.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
ebrehe
mesaj Jun 23 2007, 09:28 PM
İleti #23


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 142
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 5



forum resmi

İnanılmaz etkilendim. Nick Cave'in on parmağında on marifet; harika bir kurgu... Oyunculuk, çekimler, her şey mükemmel. Kardeşlik bağı ve kişinin beyninde oluşmuş insaniyet olgusunun şiddetli çatışması, iyileri ve kötüleri belirlemeyi seyirciye bırakan bir yapı.

10/10 diyorum...

forum resmi

Sistem karşıtı bir öğretmen, aynı zamanda kapana kısılmış ve uyuşturucu bağımlısı. Dikkatini toplayabildiği tek ânı öğrencileriyle beraber olduğu zamanlar olarak nitelerken, ailesi, arkadaşları, meslektaşları ve diğer herkes arasında tek anlayanı 12 yaşındaki bir öğrencisi. Ve çok doğal bir film.

Notum 8/10...

Harika Half Nelson çevirisi için sevgili dostum Baronio'ya teşekkürler... flowers.gif


--------------------
Çeviri durumu: Twin Peaks 2x19 %85
Hep, hiç istediğin gibi değildir.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
BuRnOut
mesaj Jun 23 2007, 09:42 PM
İleti #24


Edilgen Bir Uyumsuz
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,851
Katılım: 31-May 07
Nereden: Düşler Ülkesi.
Üye No.: 8



forum resmi


Günümüz sinema izleyicisinin bile takip etmekte zorluk çekebileceği kadar hızlı kamerası, iyi seçilmiş olmalarına rağmen sürekli sağdan soldan, alttan üstten, zırt pırt araya giren müzikleri, gerçekçilikten çok uzak şiddeti ve bir türlü filizlenip çiçek açamayan karakterleriyle hayal kırıklığı yarattı bende, malum Takeshi Kitano'ya ithaf edilenPolis. Yönetmenin meşhur olma triplerini hissettiğim, farklı olmasına rağmen; farklılığın her zaman güzellikler yaratmadığını örneklercesine her farklılığıyla filmin bir yerinin zedelendiği, baş karakterin hastalığı gibi hastalıklı bir film olmuş gerçekten. Deneyselliğe ve farklılığa açık olmak, ironiyi her şeyin üstünde tutmak hikayeyi unutmak anlamına gelmemeli. Crank örneğinde gördüğümüz gibi, bunları kullanarak da güzel film çekilebiliyor. Gen örneğinde olduğu gibi, bu filmde de ilk filmini çeken yönetmenler işten karlı çıkmışlar, ya seyirciler? Hiç sanmıyorum... Yine de bir sahnenin hakkını vermem gerekiyor. Aşağıda resmini eklediğim sekans hem diyaloglarıyla, hem ritmiyle, hem de arka planda çalan şarkının sahneyle yakaladığı uyumla çok başarılı hazırlanmış.

Polis / 5

forum resmi


Bu ileti BuRnOut tarafından Jun 23 2007, 09:44 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
forum resmi

Zaman, hediye vermez insana
ve doğru diye bir şey yoktur onun kıyısında



User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
siroguz
mesaj Jun 24 2007, 11:41 AM
İleti #25


some are born to sweet delight, some are born to endless night
Group Icon

Grup: Müdavim
İleti: 435
Katılım: 22-June 07
Nereden: bir yerdeyim...
Üye No.: 112



forum resmi


Hiçbir zaman yabancı müziğe ve sanatçılara ilgim olmadı ama şans eseri bir yerde country müzik duydum mu kulak kesilirdim. Dinlediğim şarkıların hepsi de filmlerde duyduğum ya da duymamanın imkansız olduğu klasikleşmiş şarkılardı. Dün bu filmi izledikten sonra Johnny Cash'in tüm şarkılarını edinmeye başladım. Zaten filmdeki şarkılar her halde en ünlü şarkıları. İzlerken büyük keyif aldığım bir film oldu.

Film Johnny Cash'i anlamak ve tanımak için birebir. Hayranları ne derece memnundur bilemem ama yeni hayranlar edinmesine olanak sağladığı bir gerçek. Bir biyografinin böylesi güzel işlenmiş olmasının yanısıra oyunculuklar da dikkat çekici bir husus. Özellikle Phoenix ve Witherspoon'un şarkıları kendileri yorumşamış olması ve çok da güzel okumuş olmaları alkışı hak ediyor. Onun dışında Witherspoon'dan ahım şahım bir oyunculuk görmemiş olsam da, Joaquin Phoenix kesinlkile yıllar sonra bile hatırlanacak bir oyunculuk çıkarmış. Filmin bütününde iyiydi ama ilk sahneye çıktığında yaşadığı heyecanı öyle güzel vermişti ki, hele o "Hello I'm Johnny Cash" deyişi beni kendine hayran bıraktı.
Müzikleri, oyunculukları ve güzel senaryosuyla izlenmeyi hak eden bir yapım.


--------------------
Bahçelerde ve yatak odalarında, bodrum katlarında ve tavan aralarında dolaşır, köşelerden döner, kapılardan pencerelerden geçerim, kaldırımlarda gezinir, merdivenlerden çıkar, halıların üzerinde, oluklardan aşağı, gökyüzünde ilerlerim, arkadaşlarla, âşıklarla, çocuklarla ve kahramanlarla gezerim; bunların hepsi de algıladığım, hatırladığım, hayal ettiğim, çarpıttığım ve netleştirdiğim şeylerdir.
Tom Robbins - Another Roadside Attraction
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
gündüzdoğanay
mesaj Jun 24 2007, 12:33 PM
İleti #26


2046 da hiçbir şey değişmez.
Group Icon

Grup: Müdavim
İleti: 616
Katılım: 4-June 07
Nereden: Nevy TeAM
Üye No.: 26



forum resmi

Afişi tam tersinide söylese romantik-dram türündeki film yerli yapımlardaki duygusallığı hissedebileceğiniz, bu kadar da olmaz dediğiniz sahnelerde bile bir şekilde kabullenebileceğiniz vasat bir film. Samuel L. Jackson son zamanlarda rol aldığı kötü yapımlara bir tanesini daha eklemiş oldu. Ha birde Justin Timberlake vakası var. Bu filmdeki küçük emrah tiplemesi için oscara aday gösterilmeli bence fool.gif Sizi filmin romantik afişiyle baş başa bırakıyorum oleyo.gif

5/10


--------------------
İnsanların yanında mutlu değilim,yeterince içersem kayboluyorlar.(Charles Bukowski)
Cennetten kovulan ilk alkolik.
Bir keresinde birine aşık olmuştum. Bir süre sonra orada değildi. (2046)
Felsefe cahili, popüler kültür düşmanı...
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
baronio
mesaj Jun 25 2007, 02:02 AM
İleti #27


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3



forum resmi


My Life Without Me

Klasik bir ölüm kapıyı çalınca senaryosu olmasına karşın dünya üzerinde bu kadar etkileyici işlenmiş bir hemcinsinin olmamasından ötürü kendine sinema dünyasında çok ayrı bir yer açan bir film My Life Without Me. @qatsi'nin canımı çektirmesi üzerine, yıllar sonra tekrar gecemi, bu güzelliğe adadım. İçinde, her bir dokunup geçtiği hayattan kitaplar yazılacak kadar incelik barındıran film insanı her izlediğinde bambaşka duygulara itmeyi başarıyor. Herkesin anlatacak, ya da kelimelere dökemeyecek bir hikâyesi vardır. Kimininki can yakar, kimininki umut taşır içinde. My Life Without Me, 3 ay içinde ölecek bir annenin, bir eşin, bir genç kızın, bir evladın, bir sevgilinin ve hiçbir zaman erişemediği hayalleri olan küçük bir kızın hikâyesi gibi görünse de, bir şekilde bizim hikâyemizdir. Kıyısından köşesinden bizim hayatımızı bize seyrettirir. Hayatı sorgulattırır. Damla damla süzülen gözyaşlarının tuzunu dudaklarda yaşatır. "Bensiz Hayatım"ı düşündürür. Çok önemli midir şayet bensizse? Evet önemlidir.

9/10


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
don quijote
mesaj Jun 26 2007, 05:29 PM
İleti #28


raskolnikov
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,077
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 4





forum resmi


Bu zamana kadar niye izlemediğimi bilmediğim Maria Full of Grace, Kolombiya - A.B.D. arasındaki uyuşturucu ticaretini genç Maria'yı merkeze koyarak anlatıyor. Fakir insanların böylesine kullanılması beni rahatsız etse de, üçüncü dünya ülkelerinin hüzünlü ama gerçek yüzünü gösteriyor Maria Full of Grace. Bu kadar ödülü boşuna vermemişler.
Not:8/10


forum resmi


Fransız gerilim filmi Tell No One, Amerikalı yazar Harlan Coben'in romanından uyarlanma.
Gerilimi ve müziği dikkatlice ayarlanmış bir film; konusu itibariyle seyirciyi sıkmadan ekran başında tutuyor. Doktor Alex rolündeki François Cluzet oyunculuğuyla Cesar'a layık görülmüş; bence sonuna kadar hak etmiş.(Tipi Dustin Hoffman'a çok benziyor.) Yönetmen Guillaume Canet'in ikinci uzun metrajlı filmi, Fransa'da 2006 yılının en çok izlenen filmlerinden birisiydi.
Not: 7.5/10
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
baronio
mesaj Jun 28 2007, 01:21 AM
İleti #29


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3



forum resmi


Reconstruction: Alex, Aimee, Simone ve August karakterleri üzerinden aşkın, kaybedişlerin, tereddütlerin, beklentilerin, reddedişlerin bir resmi. Bugünlerde The Fountain için sıkça dilden dile kullanılan "şiir gibi bir film" tasvirini tam olarak hak eden bir yapım. Tek kelime ile büyülendim. Yapılan bir seçimin, diğer her şeyden bir fedakârlık olduğu, kadınların sürekli ve her baktığında yanında bulmak isteyeceği türden bir aşk anlayışı, erkeklerinse sürpriz, ansızın kapıyı çalan bir yaklaşımla aşka tutunduklarının resmedildiği olağanüstü bir eser. Filmi birçok kişi 2000'li yılların başyapıtı olarak görüyormuş. Çok açık söylemem gerekirse en az 2 kez daha içine girerek izlemek zorunda hissediyorum kendimi. Çünkü daha nice gizli hazineler olduğunu hissediyorum filmde. Şu an için bile benim için bambaşka bir yerde film. The Fountain'da bu kadar büyülenmemiştim doğrusu.

"Her şey bir filmden ibaret, bir kurmaca. Ama yine de can yakıyor..."

10/10


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
skyser
mesaj Jun 28 2007, 02:22 AM
İleti #30


Yine yeni yeniden
Group Icon

Grup: Çevirmen
İleti: 637
Katılım: 10-June 07
Üye No.: 43



forum resmi
forum resmi

Eğer bir kişiyi veya o kişinin parçası olduğu yapıyı eleştirmek veya yargılamak istiyorsanız, sanırım bunu, o kişi veya yapıyı yücelterek, abartarak ve göz boyayarak yapmazsınız. Eğer böyle yaparak gerçeği yansıttığınızı düşünürseniz de yanılırsınız.
Sakın filmin "Şeytan Marka Giyer" gibi bir (Türkçe'ye böyle çevirilmiş) isme sahip olduğuna kanmayın. Sonuçta silik bir bireyci karmaşa ile kalıveriyorsunuz.
4/10
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

54 Sayfa V < 1 2 3 4 > » 
Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 10th December 2019 - 10:14 AM