IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

4 Sayfa V  1 2 3 > »   
Reply to this topicStart new topic
> Recep İvedik ve Türk İnsanı
BuRnOut
mesaj Mar 3 2008, 12:51 AM
İleti #1


Edilgen Bir Uyumsuz
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,851
Katılım: 31-May 07
Nereden: Düşler Ülkesi.
Üye No.: 8



forum resmi


IMDB
Recep Ivedik (2008)

Directed by: Togan Gökbakar
Genre: Comedy
User Rating: 7.1 / 10 (23 votes)
Runtime: 90 min
Cast: Önder K. Açikbas, Hakan Akin, Hakan Bilgin, Tulug Çizgen


GORA'dan sonra Türkiye'de yeni bir fırtına kopuyor. Fırtınanın ismi de romantik maganda Recep İvedik! GORA'da Cem Yılmaz'ın canlandırdığı karakter gibi Recep İvedik karakteri de "maganda" yahut "kıro" diye tabir edilen, klasik bir yurdum insanı portresi. Bu karakterlerin bilindik kabalıklarının ve çevrelerindeki insanlara karşı hoyrat davranışlarının bu kadar kabul görmesi ve bir eğlence merkezi haline gelmesi ise ayrı bir tartışma konusu. Bu kadar bayağı ve kaba komedilere insanlar nasıl bu kadar gülebiliyor? Düşünüyorum, ama cevabını bulamıyorum. Bu filmleri izleyenler sadece yüzbinler değil, milyonlar sonuçta. Sadece alt sınıfın ve orta sınıfın beğenisine hitap etmiyor bu komediler. Üst sınıftan da kendilerine izleyici ve seyirci bulabiliyor. Cahilin yanında, bilgili ve donanımlı insan da bu filmlerde bir şeyler buluyor. Seyirci potansiyelinin büyük çoğunluğunu çalışan ve sinemayı bir eğlence vasıtası olarak gören, gülerek, kahkahalar atarak ekranın karşısında stres atmak isteyen bir güruh oluşturuyor. Bunlar zaten şartlı olarak geldikleri için bolca gülerek ve eğlenerek salondan ayrılıyor. Bu beklenen bir şey ve bu grubun davranış şekli anlaşılabilir. Fakat donanımlı ve görgülü insanların böylesi filmlerde, eh işte, şöyle böyle diye kıvırarak başladıkları filmden, daha sonra keyifle ayrılmaları ise oldukça şaşırtıcı. Filmde sinema namına tek bir şey yok. Ne bir yönetmenlik, ne tıkır tıkır işleyen düzgün bir senaryo. Ne de elle tutulur bir diyalog becerisi. Varsa yoksa düz ve kaba durum komedisi, abartılarak ön plana çıkartılan beden dili ve deforme edilen Türkçe... Bu filmleri düşününce aklıma Kemal Sunal ve onun Şaban karakteri geliyor. Ama Şaban ve serisinde hiç değilse bir seviye vardı. Bu filmlerde o da yok. Ne kadar seviyesiz olursak, seyirci o kadar güler mantığı hakim. Ne bir parodi ne bir hiciv söz konusu. Vuralım bel altına, herkes gülsün kırılsın. Yok böyle bir şey. Maymundan farksız ve karikatürize Recep İvedik de vurmuş bel altına, ama bu kendi çıplaklığını örtmeye yeterli olmamış. Bizim insanımız bu değil ve bu şekilde karakterize, daha doğrusu karikatürize edilmemeli. Madem modernleşme sözcüğünü her alanda kullanıyoruz ve bunu sözde değil, eylemlerle de yerine getirmeye gayret ediyoruz. Bunu sinema ve televizyon dünyasına da uyarlayalım. Ekonomimiz modernize oluyor, ordumuz her daim zaten sözde modernize ediliyor, iş yerlerimiz ve eğlence yerlerimiz zaten çoktan modernize oldu. Çevremizdeki gök kubbeyi modernize ettik de, ya o kubbenin altında yaşayanlar ne olacak? Onları nasıl değiştireceğiz? Modern olmayı şöyle olmayı böyle olmayı geçtim. Her şeyden önce insan olmayı ve insana uygun davranmayı öğrenmek gerekiyor sanırım. Yoksa her şey gibi, onu da sözde benimseyenlerin kalabalıklaştığı bir ortamda GORA ve Recep İvedik fırtınalar koparmaya devam eder. Öyle ya, insanlar niye inanmadıkları şeylere uyum sağlamaya alışmak için kendilerini zorlasın. Kendisiyle özdeşleştirmesi kolay, içindeki özünü olduğu gibi dışavuran, samimi, sempatik, dürüst, ahlaklı ve cesur Recep İvedik var. Yakında kurdukları fan kulüplerinde "Hepimiz Recep İvedik'iz" sloganıyla çıkarlarsa meydana hiç şaşırmam. Çok da destekleyici bulurlar kendilerine. Ne ekersen onu biçermişsin. Bir toplumun üyesi olmak böyle bir şey işte. Başkaları başka başka şeyler ekiyor, hasat vakti sende orada olmak zorunda kalıyorsun. Orada olmak istemesen de oraya bir şey ekmesen de bu kısır döngüden bir türlü kurtulamıyorsun. Yazık, çok yazık. Recep İvedik fırtınalar koparmış sinema salonlarında. Doğrudur, şaşırmadım.

Bu ileti raskolnikov tarafından Mar 3 2008, 01:22 AM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
forum resmi

Zaman, hediye vermez insana
ve doğru diye bir şey yoktur onun kıyısında



User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
R0BlN
mesaj Mar 3 2008, 01:14 AM
İleti #2


Puck:Robin
Group Icon

Grup: Yönetici
İleti: 3,729
Katılım: 31-May 07
Nereden: İstanbul
Üye No.: 7



Recep İvedik bildiğimiz manada bir sinema filmi değil. Bir skeçler koleksiyonu. Gidenler de kanımca bu düşünceyle gidiyor ve öyle bir filmden bekleneni yerine getirip ciddiye almadan gülüp geçiyorlar. İnsanların içinin bayıldığı böyle günlerde aslında tam da amacına hizmet edip düşündürtmeyen bir güldürü sağlıyor. Bence zamanlama ve düşünce açısından başarılı bir ticari çalışma. Böyle filmler de gerek.

Bu tarz kaba espirilere niye gülünür sorusunun cevabı zor. Yolda muza kayıp düşen adama niye gülüyoruz, önce bunu cevaplamak lazım rolleyes.gif


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
loveandpoison
mesaj Mar 3 2008, 01:16 AM
İleti #3


suedehead
***

Grup: Üyeler
İleti: 201
Katılım: 11-June 07
Nereden: NevyTeam
Üye No.: 69



İnsanlar gidecek misin sorusuna hayır cevabımı verdiğimde şaşırıp kalıyorlar. Her zaman gülemiyorum, çoğu zaman tiksiniyor ve nefret ediyorum. Gerçekçiliği ne seviyede bilmiyorum ama TV programından az çok bildiğim kadarıyla 'beni' yansıtmıyor bunu gitmeden de algılayabiliyorum. Çok istersem de bir süre sonra YT'de izleyebileceğimi düşünüyorum. Öylese varım. Diyerek İvedik'leşiyorum.


--------------------
forum resmi O büyük gün geldi... Qatsi kardeşim döndü...

Bukowski: Born into This TVRip tercümesi: % 100, DVDRip (FiCO) tercümesi: % 77,85 hazırlayan: % 100 (Bulsara) kontrol: % yalan oldu yine.. (???)

forum resmi
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
BuRnOut
mesaj Mar 3 2008, 01:42 AM
İleti #4


Edilgen Bir Uyumsuz
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,851
Katılım: 31-May 07
Nereden: Düşler Ülkesi.
Üye No.: 8



Recep İvedik bir skeçler topluluğu değil. Kendi içinde hikayesi olan özgün bir sinema filmi. Seyircisini ve çıkış noktasını elbette yapmış olduğu skeçler oluşturuyor, fakat bu filmi bir skeçler toplamı diye adlandırmak doğru olmaz kanımca. Fakat benim ilgilendiğim veya merak ettiğim unsur bu değil. Film olma iddiasında olsa da olmasa da sonuç itibariyle film olamıyor zaten. Film olması için her şeyden önce bir karakter olması lazım. Fakat Recep İvedik bir karakter bile değil. Basit bir karikatür.

Önemli olan ise, bu içi bayılan, sıkılan veya rahatlama ihtiyacı hisseden, artık hissiyatlarını nasıl adlandırırsanız adlandırın, bu grubun sayısındaki fazlalık ve artış. Benim merak ettiğim kısım bu. Böyle bırakalım geçsinlerci tavrı ne kadar daha sürdürmeliyiz. Sonra sinemamız gelişiyor, Türk sinemasında gelişim var gibisinden garip sözler sarf edenler türüyor işte. Hayır efendim, hiçbir şeyin geliştiği falan yok. Nedense ülkemdeki insanların her zaman rahatlamaya ihtiyacı oluyor. Anayasa değişiyor, savaş çıkıyor, sosyal değişim yaşanıyor ama benim insanım hep rahatlama ihtiyacı hissediyor. Ne zaman düşünme ve tartışma ihtiyacı hissedecek acaba? Yolda muza basarak kayıp düşen adamın aptallığına gülüyoruz. Ama afişinde o bir halk kahramanı yazan adamın bilmiyorum neyine gülüyoruz. Kayıp düşen adamın aptallığı ya da sakarlığı tekil bir sorunken, magandanın cahilliği kitleleri peşinden sürükleyen çoğul bir histeriye dönüşüyor. Ya bizim halk kahramanlarımız tamamen ticari oldu, ya da bizim halkımız tamamen rahatlamaya ihtiyaç duyar hale geldi. Bilmiyorum, bir milyon kişi 300 filmlik koca bir festivali seyretti diye, o sayıyı rekor sayıyorsak ve Recep İvedik gibi filmleri 2-3 milyon kişi izliyorsa durup düşünmek lazım. Sanırım, her zaman ki gibi rahatladıktan sonra düşüneceğiz. Ee ne yapalım, hep bekledik. Yine bekleriz, insanların rahatlamasını...


Bu ileti BuRnOut tarafından Mar 3 2008, 02:15 AM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
forum resmi

Zaman, hediye vermez insana
ve doğru diye bir şey yoktur onun kıyısında



User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
R0BlN
mesaj Mar 3 2008, 01:52 AM
İleti #5


Puck:Robin
Group Icon

Grup: Yönetici
İleti: 3,729
Katılım: 31-May 07
Nereden: İstanbul
Üye No.: 7



Çok izlenen film sadece amacını "rahatlama" diye tabir ettiğin sulu espirili Recep İvedik değil ki. Gözyaşının sel gibi aktığı Beyaz Melek daha fazla seyirci buldu. Sinema kendini toplu izleyiciye hitap üzerine kurmuş bir sanat dalı. Aslında belki zanaat da denebilir smile.gif Sinemanın böyle "zanaatsal" örnekleri de olacaktır. Hiç yadırgamıyorum.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
borndead
mesaj Mar 3 2008, 02:34 AM
İleti #6


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 532
Katılım: 5-December 07
Üye No.: 770



"Sanat" diye tabir edilmesi gereken bir şeyi "zanaat"e çevirmeyi açıkçası hiç tasvip etmiyorum. Ama gelin görün ki içten içe R0BlN'e katılmaktan da kendimi alıkoyamıyorum. Recep İvedik... Bir halk kahramanı, kral, vezir ya da rezil, umrumda değil. Arz-talep meselesine dönmüş vaziyet. Sonuç olarak da olması gereken bu değil mi? Madem para kazanmayacak, bir şahıs neden film çekmek gibi zahmetli bir işe girişsin? İşin özünün dönüp dolaşıp para mevzuuna geldiğini hepimiz biliyoruz. Artık insanlar hem manalı, hem de para getirecek şeyler yapmak durumunda kalıyorlar. Bir şeyler üretildikçe, üretilebileceklerin sayısı azalıyor. Bu da geride kalanlara büyük sorumluluklar yüklüyor. Eminim ki yönetmeni de, senaristi de bu konuda zorlanmaktalar. İnsanlar çoğu filmi ya sırf "bağımsız", ya da sırf "popüler" diye izliyorlar. Aslında bizzat kendileri eleştirdikleri popüler kültürün birer parçası oluyorlar. İnkar edilemeyecek bir gerçek ki her iki grup da mevcut.

Sonuç itibariyle, skeçlerini ilgiyle takip ettiğim bu kişinin filmini beğenmedim açıkçası. Topluma yaptığı göndermelerle meşhur olan senarist/oyuncu, bu filminde zerre kadar eleştiride bulunmamış. "Yalnızca gülmek isteyen" bir insanı da yadırgamam açıkçası. Her birimiz zaman zaman da olsa bu ihtiyacı gütmüşüzdür. Olay "zevk-renk" meselesine saygı duymak aslında. Başlarda ben de çok yadırgadım. Nitekim kendi zevkimle uzaktan yakından bağdaştırmasam dahi, o milyonların seyir zevkine saygı duymak zorundayım. Tıpkı onların da benim zevklerime saygı duymasını beklediğim gibi...


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
baronio
mesaj Mar 3 2008, 01:43 PM
İleti #7


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3



Recep Ivedik karakterini daha yayinlandigi ilk dakikadan itibaren severek izleyen biri olarak her ne kadar filmini izlemesem de bu toptan elestirel bakisa karsilik kendi fikrimi soyleyebilirim diye dusunuyorum. Filmini izlemedim, imkanim yok ama olsaydi mutlaka izlerdim. Sanirim benim gibi bircok kisi bu karakteri Halime skeciyle birlikte taniyor. Bir skece sinemasal bakis acisiyla yaklasmadigim icin karnima agrilar girerek izlemistim. O skecin insanlar uzerinde biraktigi olumlu etki Recep Ivedik karakterini sinema filmi halini alacak kadar buyuttu ve bugunlere getirdi. Sanirim ust siniftan insanlarin da bu filmi sevmelerinin altinda, bu karakteri daha onceden biliyor ve seviyor olmalari yatiyor. Ayrica insanlarin bu tip seylere neden guldukleri sorusu tamamen dipsiz bir kuyu. Nasil ben insanlarin Mr. Bean'e, Scary Movie serilerine, M. Ali Erbil'e ve milyonlarcasini daha siralayabilecegim komedi musvettelerine gulduklerini anlamiyorsam, muhtemelen bunlara gulenler de benim guldugum seyleri anlamsiz bulacaklardir.

Komediye hayatim boyunca uzerinde dusunmeden gulebilecegim bir olgu olarak baktim. Siyasal icerikli espriler, toplumsal hicivler, Levent Kirca sakalari ve turevlerinden hic hazzetmedim. Bir komedi, komedi gibi olmali. Gerektiginde abartili olmali ama mutlaka tek bir amaci olmali "guldurmek". Sanirim Recep Ivedik uzerinden sinema toplumuna elestiri getirmek, ulke sinemasinin yerini belirlemek, toplumsal zeka durumunu tespite calismak cok da yerinde degil. Incelenmesi gereken tek konu, neden bu filme gosterilen ilgi normal sinema filmlerine gosterilmiyor? Ama bir yonden de insanlarin sinemaya ayaginin alismasi icin bu tip film musvettelerinin de olmasi gerek sanirim. Turk toplumunun elestirilecek, sasilacak, nefret edilecek, incelenecek o kadar tuhaf aliskanliklari varken, sinemasal tercihlerini yermek bana cok dogru gelmiyor. Kemal Sunal'in Saban karakteri ne kadar derinlikliyse bu da o kadar derinlikli bir karakter. Ben Maskeli Besler, M. Ali Erbil filmleri ve benzeri sacmaliklardansa, Recep Ivedik'i tercih ediyorum. Hic olmazsa kendi adima gulecek bir seyler bulabiliyorum. Digerlerinin hangi amaca hizmet ettigini halen anlayabilmis degilim. smile.gif


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
232324
mesaj Mar 3 2008, 07:11 PM
İleti #8


Yeni Üye
*

Grup: Üyeler
İleti: 1
Katılım: 21-September 07
Üye No.: 399



Recep İvedik'i 'istemeden de olsa' izlemiş birisi olarak filmde eğlendiğimi söyleyebilirim. Hatta sinema salonunda benden belki on kat daha fazla eğlenen insanlar gördüm desem abartmış olmam.

Öncelikle bence Recep İvedik filmden ziyade yukarıda da belirtildiği gibi skeçler derlemesine hikaye uydurularak kotarılmaya çalışılmış bir yapım. Bir kaç skeçten yola çıkarak karakteri şekillendirme aşamasında etkilenmeler yada atıfta bulunmalar da var diyebilirim. Örneğin Recep İvediklerin atası diyebileceğimiz Borat'tan bariz alıntılar göze çarpıyor. (Yol kenarında oynayan tipler, minibüse doluşmuş gençler vb). Hatta birkaç komedi filminden de eklemeler var diyebilirim.

Ama bence önemli olan filme koşa koşa giden, hatta defalarca izleyen insanların düşüncelerini anlayabilmek. Çünkü filmi izlerken gülme sebebinin en çok karşıdaki insanı (genelde kendini beğenmiş, olduğundan farklı görünmeye çalışan vb. insan profili) aşağılamaya yönelik söz ve tavırlar olduğu bariz bir şekilde anlaşılıyor. Filmde esprilerden ziyade 'laf oturtmalar, el-kol işaretleri, argo diyaloglar ve popülist karakterlere yapılan hakaretler' ön plana çıkıyor ki bence de filmin bu kadar geniş bir izleyici kitlesine ulaşmasını asıl nedeni.

İnsanlar birilerine yada birşeylere karşı -her ne sebepten olursa- duydukları kin ve nefreti Recep İvedik'in korkusuzca ve futursuzca savurmasını sevdiler, hatta fazlasıyla sevdiler. Hatta filmin 'devamım yolda' mesajıyla bittiğini de söyleyebilirim.

Galiba yerli bir süper kahramanımız oldu, ne dersiniz?
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
siroguz
mesaj Mar 3 2008, 09:22 PM
İleti #9


some are born to sweet delight, some are born to endless night
Group Icon

Grup: Müdavim
İleti: 435
Katılım: 22-June 07
Nereden: bir yerdeyim...
Üye No.: 112



QUOTE(baronio @ Mar 3 2008, 01:43 PM) *

O skecin insanlar uzerinde biraktigi olumlu etki Recep Ivedik karakterini sinema filmi halini alacak kadar buyuttu ve bugunlere getirdi.


İşte bunu anlayamıyorum. Neden TV'de çok sevilen bir şey büyüyüp sinema filmi oluyor? Aklıma sinemadan rant sağlama amacından başka bir şey gelmiyor. Televizyonda 2 haftada gösterebileceği skeçler için sinema salonlarını işgal etmesi ise elbette sinemayla arasında yakın bağlar bulunan ve sinema sanatına saygı duyan bir sinemasever için hakaret niteliğinde. Onca insanın koştura koştura bu filme gitmesini izlemek beni de endişelendirmiyor değil. Ama toplumumuzun gerçeği olarak bize sunulanı tüketmedeki başarımızı sinemada da gösteriyoruz. Televizyonda doğan İvedik gelişimini de televizyonda geçirdi. Her şov programında reklamı yapıldı, çocuk genç her kesime adeta gitmeleri empoze edildi. Bir ortamda İvedik'i sevmiyor olmak en az tepiyle şaşkınlıkla karşılandı. Türkiye'de reklamın ne kadar işe yaradığını bir kez daha görmüş olduk. İvedik üzerinden toplumumuzun her konu karşısındaki tutumunu ve düşünce tarzını görebilirsiniz.
Aslında Recep İvedik'in varlığı veya yokluğu benim için hiç önemli değildi. Şahan'ı zaten sevmediğimden filme gitmek hatta merak etmek gibi bir planım da yoktu. Ama bu gidişatın birilerini endişelendirdiğini görmek, beni bir kez daha toplululuk psikolojimizin bizi ne hallere getirdiğini düşünmeye sevketti. Recep İvedik gelir geçer, hatta belki sayesinde birileri sinemaların yollarını öğrenir, ama bu düşünce tarzı bizi sarmalamaya devam edecektir.

Not: Konu çok başka yerlere kayıyordu, zor toparladım. smile.gif

Bu ileti siroguz tarafından Mar 3 2008, 09:23 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
Bahçelerde ve yatak odalarında, bodrum katlarında ve tavan aralarında dolaşır, köşelerden döner, kapılardan pencerelerden geçerim, kaldırımlarda gezinir, merdivenlerden çıkar, halıların üzerinde, oluklardan aşağı, gökyüzünde ilerlerim, arkadaşlarla, âşıklarla, çocuklarla ve kahramanlarla gezerim; bunların hepsi de algıladığım, hatırladığım, hayal ettiğim, çarpıttığım ve netleştirdiğim şeylerdir.
Tom Robbins - Another Roadside Attraction
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
ggecim
mesaj Mar 3 2008, 09:49 PM
İleti #10


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 878
Katılım: 5-October 07
Nereden: İstanbul
Üye No.: 479



QUOTE
Sanirim Recep Ivedik uzerinden sinema toplumuna elestiri getirmek, ulke sinemasinin yerini belirlemek, toplumsal zeka durumunu tespite calismak cok da yerinde degil.

Bir sinema sever olarak, Recep İvedik gibi bir filmin tüm sinema geçmişimizi alaşağı eden bir film olarak görmek bence çok fazla abartılı bir durum. Üstelik bu karakter, içimizde yaşayan bir yığın insan tipinin azıcık abartılması olarak düşünüldüğünde bence komik olduğu kadar yaratıcı tarafları da var. Sonuçta amerikalılar olmayan bir karakteri (mesela mr. bean)oluşturup tüm dünyaya pazarladığında bir grup entel geçinen insan tipi, hayran hayran izlerken, neden kendi insan tiplemelerimiz içinden çıkan bir karakteri katıla katıla gülerek izlemeyelim ki? Sinemayı eğer bir entel uğraşısı olarak görürsek, sadece Tarkovsky tarzı ya da Türk sineması içinse (oldukça sıkıcı bulduğum) Nuri Bilge Ceylan'ın tarzındaki filmlere mi gitmemiz gerekiyor?
Ben gittim ve gerçekten güldüğüm kadar da film üzerine düşündüğüm bir yığın mizah unsuru buldum bu filmde.
Bayağı bir komedi değil. Aslında çok eğlendiğim Gora filmi bile daha boş esprilerle doluydu diyebilirim.

Bu ileti ggecim tarafından Mar 3 2008, 09:51 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
Ömrümüzden bir gün daha geçti,
Dereden akan su ovada esen yel gibi
İki gün var ki dünyada, bence ha var ha yok
Gelmeyen gün bir
geçip giden gün iki
- Ömer Hayyam


User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Clint Eastwood
mesaj Mar 3 2008, 10:06 PM
İleti #11


Quick on the trigger
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,528
Katılım: 2-August 07
Nereden: Somewhere in Time...
Üye No.: 207



Benim TV'den gelmesine itirazım yok. Meselâ Borat'ı da sevmiştim ben. Rant demek de biraz acımasızlık olur, rant olması için Şahan'ın kendi eseri olmayan bir şeyin üzerinden yüklenmesi gerekirdi. Recep onun karakteri sonuçta, kimsenin de gırtlağını sıkmıyor gelin diye. Benim için iyi sinema iki şeyle ölçülür; Seyir zevki veya kafama soktuğu fikirler. Demek ki bazı insanlar için seyir zevki varmış ki beğenmişler...

He, Recep İvedik filmi nasıldı derseniz, fragmanından fazlasını vermedi orası ayrı. Bunu biliyordum yine de izledim. Fragman harici iki üç espiri vardı komik denebilecek, ama Şahan'ın helele hülülüü diye bağırdığı sanelerde yıkılanları da anlamadım tabi (İvedik karakteri komik bana göre, ama film sadece fragman fatihi). Helele hülülü sahneler haricinde dahi basit güldürü olduğu yorumuna katılıyorum. Bana göre de bir çok eleştirmenin gözbebeği Peter Sellers'lı Party filmi acayip basit. Basit olması her zaman dezavantaj olmuyor. Çünkü basitlik de komik olabiliyor. Söz konusu komedi olunca, insanın zevkleri çok değişken oluyor.

Ve ROBlN'in de dediği gibi, film skeçlerden oluşuyor bana göre de. Hafiften bir hikaye giydirilmeye kalkıldıysa da, bu hikaye sadece fon olarak kullanılıyor. Yani hikaye diyorsak, filmin 1 saatini çıkar gene hikâye amacına ulaşır. Hikâyesi o kadar giydirme yani... Amaç insanlar gülsünmüş, ben o kadar gülemedim, çünkü fragmana gülmüştüm daha önce. Amaç para kazanmakmış, her şeyi fragmanda vermişler... Yine de bunu olumsuz bir olgu olarak görmüyorum, herkesin kendine göre bir düşünce sistemi var, giden gitmiş, gitmeyen gitmemiş... Sanata bir şey kattığını iddia eden bir film değil çünkü.


--------------------
KLASİK FUTBOL

Öyküsü olmayan adam, Bufalo çayırındaki rüzgara benzer...

Moon Station Z

Sinema, edebiyat ve müzik üstüne bir blog.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
hevesli
mesaj Mar 3 2008, 10:32 PM
İleti #12


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 39
Katılım: 8-September 07
Üye No.: 345



Sanırım Fatih Özgüven'in şu yazısı birçok noktayı güzel somutlamakta:

Kıl Sürekliliği

Fatih Özgüven


Hem Bülent Ersoy'dan bahsetmek istiyorum hem Türk sinemasından, ne yapmalı? O halde Bülent Ersoy'un o tarihi sözleri sarfettiği programda, her zamanki çikolata kutusu tuvaletlerinden birini giymediğini, hatta neredeyse Türkan Şoray'a ('Mine' zamanları?) benzediğini, üzerinde bir hoşluk olduğunu söyleyeyim. Tesadüf mü acaba? Ya yarın gider de şuursuzca bambaşka bir şey söylerse? Yapmadığı şey değil. Öte yandan, internette birileri 'bundan sonra gidip tam tersini söylese de kabulüm, farketmez' demiş. Bence de, o derece açıksözlüydü.

Tutarlılık deyince. 'Recep İvedik'i bir öğle seansında yoğun bir genç turkcell kalabalığı ortasında (bugünlerde sinema hakkında yazan herkesin 'deneyimlemesi' gereken bir şey) seyrettim. Tutarlılık ile tutarsızlığın örnek bir karışımı olan bu yeni komedi kahramanı hakkında ne diyeceğimi bilemiyorum. Tutarsızlık, genel olarak, kıl makyajında. Kıl konusunda iddialı olan bu yeni komedi kahramanının, kıllarının sahneden sahneye azalıp çoğaldığı dikkatimi çekti.

Genç komedi sinemamızın kıl sürekliliği tutma konusundaki tecrübesizliğinden mi, yoksa Fitaş'ın sağ yarısı flu projeksiyonu yüzünden mi? İkisi de olabilir. Mamafih Recep İvedik'in görüntüsü konusundaki tutarsızlık, komik 'persona'sı hakkında hiç söz konusu değil. O gayet tutarlı olarak sıkıcı. Gelişmeyen olay örgülerine, değişmeyen komik karakterlere alışığız da, komiklik konusundaki başlıca iddiası beş altı egzantrik sıfatı arka arkaya dizmek olan bir komik ilk kez görüyorum: 'Dombili! Dingil! D...' vs, vs.

Recep İvedik, itiraf etmeliyim ki, önceden bildiğim herhangi bir şeye benzemiyor. Ona maganda diyemeyeceğim. Daha çok, fazlaca Amerikan komedi dizisi seyretmiş, kendini komikten de öte komik sanan birilerinin zekasının ürünü gibi duruyor. Türk sinemasında şimdiye kadar hiç görmediğimiz bir şey yapmak, bir çeşit 'über-maganda' yaratılmak istenmiş. Yani hem bir çeşit fevkaladenin fevkinde maganda, hem de bizim klasik maganda beklentilerimizle dalga geçme niyetiyle halk ('Hulk' gibi) edilmiş bir karakter. Haşa kıyısından geçemese de, bir 'Lombak' avangardlığı; sorarım size, şimdiye kadar hangi Yeşilçam komedisinde dikiz aynasına vücut geliştirmeci fotoğrafları sıkıştırılmış ibne kamyoncu gördünüz? 'İbne Kovboylar'ın şehir efsanesi tadını fersah fersah aşan bu kamyoncu esprisi hanginizin aklına geldi? Ancak ecnebi komedilerle ve komedi tiplemeleriyle içli dışlı olanlarınızın tabii ki. Buralar gene filmin görece akan kısımları. Filmin geri kalanında, esasen televizyon komiği olan oyuncu genellikle kendi kendine konuşuyor, ya da daha geleneksel deyişle kendi söylüyor kendi gülüyor. Arkamda oturan ve film hakkında sürekli konuşarak bana 'feedback' sağlayan iki liseli arkadaş, Recep İvedik'in cazibesi ile ilgili epey bir fikir verdi aslında. 'Ayı yaa... aynen ayı' ya da 'O arabayı kendin sırtına alıp götürsene lan' gibi yorumlardan Recep İvedik'in seyirciyi cüssesi ve -tabii- kıllarıyla büyülediği sonucuna vardım. Eğer devam filmleri yapılacaksa bu cazibenin kaç film daha gideceğini, bir noktada hikâyeye, olay örgüsüne benzer bir şey gerekip gerekmeyeceğini, aksi takdirde Recep İvedik tipinin gorile doğru evrilmesinden başka bir çare olmayacağını düşündüm. Ve tabii, esas olarak alışılmadık lafları ardarda dizmeyi seven bir komiğin etkisini nereye kadar sürdüreceğini de merak ettim. E, bu da bir komedi anlayışıdır. Ama tabii Recep İvedik'ten bahsediyoruz, Steve Martin'den değil. Togan Gökbakar'ın Recep İvedik tipinin yoğun kıllı gölgesinden bir an önce kurtulmasını diliyorum.

Kaynak: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=248788

Bu ileti hevesli tarafından Mar 3 2008, 10:33 PM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
BuRnOut
mesaj Mar 4 2008, 12:08 AM
İleti #13


Edilgen Bir Uyumsuz
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,851
Katılım: 31-May 07
Nereden: Düşler Ülkesi.
Üye No.: 8



Film eleştirisinde Sosyolojik Eleştiri diye ayrı bir eleştiri türü vardır ve tikel örnekler üzerinden geniş toplumsal varsayımlara veya bakış açılarına ulaşılabilir. O yüzden Recep İvedik'i, GORA'yı, Beyaz Melek'i, insanlarda gülme ve ağlama yoluyla katharsisler yaratarak, onları rahatlatma (ben buna uyutma diyorum) amacı güden türevlerini merkez noktasına alarak genel bir eleştiri yapılabilir. Bu işin sanırımı veya olabiliri yok, bu bir yöntemdir. Doğru bulabilirsiniz, bulmayabilirsiniz. Bu yüzden baronio'nun bu konudaki görüşlerine katılmayarak, bunun bilimsel bir eleştiri yöntemi olduğunu belirtmeliyim.

Bir diğer katılmadığım husus ise, böyle filmlerin insanların sinemaya gitme alışkanlıklarını değiştirdiği ve ülke sinemasına katkısı olduğu tezidir. Bu filme 2 milyon kişi gidiyor, ama bunların 10.000'i Reha Erdem filmine gitmiyor. Gitmez de, gitmesini de beklememek gerekir. Çünkü bu kitlenin sinemaya gitme amacı farklı. Ülke sinemasına da getirisi sadece ticari sinema bağlamında var. Bu filmde yapılan hasılatın %10'u bile yeni ve yetenekli yönetmenlerin filmlerine sübvanse edilmiyor. Yeni kültürel alanların açılmasına katkıda bulunmuyor. Ne insanların ayağının bir şeye alıştığı var, ne de ülke sinemasının bir yerinde bir canlanma var. Bir ülke sinemasında Recep İvedik veya Beyaz Melek gibi 30 tane film çıksa ne olur, çıkmasa ne olur. Bakınız Bollywood'a film kaynıyor. Kendi üretimleri, kendi oyuncuları, kendi teknik imkanları... İzle izle bitmez. Oradaki insanların ayakları bir kere alışmış işte. Alışmış, kudurmuştan beterdir diye boşuna demiyorlar.

İşin hepsinden güzeli, geçen gün Cine5 kanalında Şahan'ın muhteşem bir röportajı vardı. Bağımsız sinemaya, sanatsal sinemaya ve yönetmenlere vermiş veriştirmiş. Güzelde yapmış. Maskesini düşürmüş, tarafını belli etmiş. İzleyenlerin çoğu, böyle ticari filmlerin olmasına yadırgamadan bakabiliyor. Ama projenin mucidi neden böyle sanata bir şey katmadığı herkesçe bilinen bir şeyin üzerinden, sanata bir şeyler katanlara kaktırmaya çalışıyor. İş gerçekten ilginç bir boyuta doğru gidiyor. Man on the Moon'daki Andy Kaufman gibi bir komedyen olursun, çıkarsın konuşursun amenna. Ama Şahan kim ki! Neci olduğu belli değil daha. Ve ürettiği görgüsüzlük sirkiyle de boyundan büyük yerlere tırmanmaya çalışıyor. Şahan gibileri çok gördü bu ülke sineması. Hollywood'un Türkiye bayisi Mustafa Altıoklar kardeşimiz Hollywood filmlerinden arakların Türkçe versiyonlarını çekerken ülke sinemasında kıpırdanma var dediler. Sinan Çetin filmlerinden götürdüğü milyonlarla kendine oyuncu ve teknik eleman yetişterecek okullar açtığında, işte Türk sinema endüstrisi gelişiyor dediler. Gördük gelişmeyi. Topluyoruz şimdi o muazzam dönemin meyvelerini işte. Mustafa Altıoklar gider, Şahan gelir, o gider yakında onun gibi seviyesizin biri türeyiverir. Arz-talep dengesi değişmedikçe, isimlerin ve filmlerin önemi de yok zaten.

Ne ticari sinemaya ne insanların sinemaya giderek gülmesine, ağlamasına, orgazm olmasına bir lafım yok. Olamazda zaten. Sinema herkesin algı seviyesine göre farklılık gösterir ve herkes farklı şeyler alır izlediklerinden. Ben Nuri Bilgi Ceylan'ın Uzak'taki bir plan sekansının nüfuz ettiği sorunları ve yalnızlık halini bilirim ve bunu fark ederim. Ama aynı sahne Şahan için karlı havada boş boş yürüyen ve kötü çekilmiş bir sahneden öte anlam barındırmaz. Bunda şaşılacak veya yadırganacak bir şey yok. Esas nokta, böyle filmlerin yüklendikleri misyon ve bu misyonu olduğu gibi içine sindiren ve sözümona gülmekten başka bir şey için o filmlere gitmeyen saftirik seyirci güruhunun varlığı. Bilinçli bir izleyicisindir, filmin neyi barındırdığını ve filmde ne bulacağını bilirsin ve izleyip aradıklarını bulmaya çalışırsın. Ama onun senden olmadığını bilirsin. Neye güldüğünü, hangi filme niye gittiğini bilirsin. Ama hem gülüp hem neye güldüğünü bilmiyorsan, burada bir sorun var bana göre. Benim merak ettiğimde bunun nedenleri. Bilinçsiz izleyicideki artışın nedenleri... Acaba bu insanlar bu filmin afişine, bu filmdeki Recep İvedik görgüsüzünün halk kahramanı olarak adlandırılmasına ve içimizden biri olarak lanse edilmesine hiç mi takılmadı? Hiç mi, orada dur bir dakika, bu da neyin nesi demedi? Eğlenmek de her faaliyet gibi belli bir plan-program çevresinde yapılan, yapmadan önce neyin niçin yapıldığının hesap edildiği bir eylemdir. Eğlenmek seviyesizliği gerektirmez. Herkes eğlenir. Kimse eğlenceye karşı değildir ki. Sanat filmleri de içinde eğlence barındırır. Ama her şey seviye denen kilit sözcükte bitiyor. Onu bir kaçırdık mı, Recep İvedik'e de bayılırız. Mehmet Ali'ye de. Sonra ben M.Ali'ye gülmüyorum, Şahan'a gülüyorum deyince de gel çık bakalım işin içinden işte. İkisi çok mu farklı acaba?

Bu ileti BuRnOut tarafından Mar 4 2008, 12:12 AM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
forum resmi

Zaman, hediye vermez insana
ve doğru diye bir şey yoktur onun kıyısında



User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
ggecim
mesaj Mar 4 2008, 12:39 AM
İleti #14


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 878
Katılım: 5-October 07
Nereden: İstanbul
Üye No.: 479



Bu ülke sonuçta en kaliteli diye nitelediğimiz filminden tutun da kalitesiz diye nitelediğimiz filmlerin hiçbirinde artık bir toplumsal gerçekçiliği irdelemiyor ki! Şimdi bir Yılmaz Güney sineması'na karşı ya da yanında duracak bir sinema var mı ? Yurt içinde ve dışında bir yığın ödül almış filmler şu an itibariyle kişisel yalnızlıklar ve kaygılardan öte gitmiyor. Toplumsal gerçeklerin en son irdelendiği film neredeyse yıllardır ilk olan Eve Dönüş filmiydi. Bu kadar kişiselleşmiş bir sinemanın toplumsal bir sektörü ileri götüreceği falan yoktur, zaten. Sonuçta ne Recep İvedik kazandıklarıyla Türk sinemasını sektör yapabilir ne de sanata büyük katkılarda bulunan ve yaptığı işin getirilerini fazlasıyla hakeden Reha Erdem, Çağan Irmak ya da Nuri Bilge Ceylan bunu başarabilir. Sorun burda, tüketicinin fazlasıyla kültürsüz, bilinçsiz ya da başka bir tür olması değil. Sonuçta Amerika'daki halk anketlerde, dünyanın en aptal halkı çıkmasına rağmen ülkenin gelir kaynaklarında birinci sırada sinema var. Sinema siyaseti, politikayı ve devleti desteklemekte, aynı şekilde onlar da sinemayı desteklemekte. Diyeceğim şudur ki, bu ülkede ne zaman sinema emekçileri haklarını aramaya ve sinema ülke politikası olmaya başlar, işte o zaman sinema büyük bir sektör olur ve işte o zaman iyi film kötü film ayıklaması yapılabilir. Ama şu anda insanlar filmlere ya gülmeye ya da irdelemeye gidiyor ortası ya da manası yok birçoğu için. Sonuçta kimse sinema ile eğitilmek zorunda olmadığına ve sinema, sanata da eğlence sektörüne de hizmet ettiğine göre; herhangi bir filmin illaki fotografik, sanatsal ya da toplumsal bir mesajı olmak zorunda değil. Kaldı ki -ısrarla söylüyorum- Recep İvedik filminde birçok insanın belki göremediği, belki de anlayamadığı, abartılı bir anadolu insan motifi var.

Bu ileti ggecim tarafından Mar 4 2008, 12:53 AM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
Ömrümüzden bir gün daha geçti,
Dereden akan su ovada esen yel gibi
İki gün var ki dünyada, bence ha var ha yok
Gelmeyen gün bir
geçip giden gün iki
- Ömer Hayyam


User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
borndead
mesaj Mar 4 2008, 01:20 AM
İleti #15


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 532
Katılım: 5-December 07
Üye No.: 770



Her biri birbiriyle irintili aslında. Şahan Gökbakar televizyona ilk adım attığında böyle miydi? Altını çizerek belirtiyorum, eleştirel komediden uzaklaştıkça bu hâle geldi. En azından TV 8'de çıkarken farklı bir Şahan izliyorduk. Sonunda belden aşağı çalışan bir komedyen oldu çıktı. Ortada su götürmez bir gerçek var. Şahan değişti, hem de ziyadesiyle değişti.

Sinemamızın gelişimi konusuna ise şu noktada hiçbir inancım yok. Belki hoş değil, ama işin içine para girince durum böyle oluyor. Sinemaya girip de "Ben bu filme nasıl para verdim?" demediğim son Türk filmi "Takva" oldu -ki onu izleyeli de bir yılı geçti. Aynı senaryolar üzerinde birkaç kalem oynatıldıktan sonra evrilip çevrilip önümüze sunuluyor. Elbette ki bu benim şahsi fikrim. Sinemadan çok anlayan biri olduğumu da söyleyemem. Ama gerçek açık açık "Ben buradayım!" diye bağırmıyor mu?

BuRnOut ve siroguz'a yalnızca seyircilere gösterdikleri eleştiride katılmıyorum. Zevk-renk meselesini tartışmanın gereksizliği bir yana, paranın konuştuğu bir ortamda bu dilekler anlamını yitiriyor.

ggecim'e Amerikan halkının zeka seviyesi ve sinemanın ABD gelirindeki önemi konusunda katılmıyorum. Sinemadan çok para kazanıyor olmaları, onların doğru çizgide oldukları anlamına gelmez. Sonuç olarak Amerika'da bir senede zevkle izlenebilecek kaç film çıkıyor? Toplam yapım sayısına oranlanırsa ortaya çıkacak rakamı bir düşünün lütfen.

Clint Eastwood ise oldukça doğru tespitlerde bulunmuş. Yazısına "filmin skeçlerden oluştuğu" yönündeki kısmı hariç tamamiyle katılıyorum.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

4 Sayfa V  1 2 3 > » 
Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 15th December 2019 - 06:41 AM