IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> 90'dan günümüze Oscar, Kısa kısa yorumlar..
Funkster
mesaj Aug 27 2007, 01:12 AM
İleti #1


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6





Hata yorumu: En İyi Film dalında Driving Miss Daisy’nin Dead Poets Society’yi yenmesi. Aynı filmin kadın oyuncusu olan ve o yıl 81 yaşında olan Jessica Tandy’nin adaşı Jessica Lange’in Music Box performansından daha üstün görülmesi.

Jim Sheridan, Woody Allen, Peter Weir gibi üst düzey yönetmenlerin iyi işleri dururken En İyi Yönetmen ödülünün Born On The 4th Of July ile Oliver Stone’a verilmesi..

En sıkı çekişme: Daniel Day-Lewis (My Left Foot) – Robin Williams (Dead Poets Society).. Kazanan haklı olarak Lewis, ama Williams’ın talihsizliği de böyle devasa bir rolün karşısında yer alması oldu.

En İyi Orjinal Senaryo dalında da Tom Schulman’ın Dead Poets Society ile Woody Allen’ın Crimes and Misdemeanors filmine galip gelmesi de çok çetin bir mücadeleydi kanımca..

Bileğin hakkı: En İyi Yardımcı Erkek ve Kadın oyuncu galipleri 90 yılı Oscarlarında tam isabet diyebilirim. Danzel Washington (Glory) ve Brenda Fricker (My Left Foot)

Hoş Sürpriz: En İyi Orjinal Senaryo adaylığı kapan When Harry Met Sally..



Hata yorumu: Her ne kadar muazzam bir film olsa da Dances With Wolves’un Goodfellas’a galip gelmesi..

Robert De Niro’nun sevimli olduğu kadar tekinsiz Awakenings yorumu dururken buz gibi bir Jeremy Irons’un En İyi Erkek Oyuncu olması..

En sıkı çekişme: Dances With Wolves – Goodfellas. Kazanan Dances With Wolves ama Goodfellas’a da gerçekten yazık oldu.

Bileğin hakkı: En İyi Yardımcı Erkek Joe Pesci (Goodfellas) ve En İyi Kadın Oyuncu Katy Bates (Misery) gerçekten rakipsizdiler..

Hoş Sürpriz: Lorraine Brocco, Anette Benning, Diane Ladd gibi kadınların arasında En İyi Yardımcı Kadın adayı olan, üstüne üstlük Oscar’ı kucaklayan Whoopi Goldgerg’in Ghost performansı..



Hata yorumu: Bir sürü iyi film varken Beauty and The Beast ve Bugsy’nin En İyi Film, Warren Beatty (Bugsy) ve Robert De Niro’nun (Cape Fear) En İyi Erkek, artık 82 yaşında olan Jessica Tandy’nin (Fried Green Tomatoes) En İyi Yardımcı Kadın ve yine Bugsy ile Barry Levinson’un En İyi Yönetmen adaylıkları..

Thelma & Louise’de çok güçlü bir Geena Davis’in, The Silence Of The Lambs’deki vasatın biraz üzerindeki Jodie Foster’dan aşağı görülmesi..

Jack Palance’ın (City Slickers), rolü fazla uzun olmamasına rağmen Tommy Lee Jones’un (JFK) eşcinsel Clay Shaw yorumuna galip gelmesi buram buram hatır-gönül kokuyordu..

En sıkı çekişme: Bence 92 yılının en büyük çekişmesi Callie Khouri (Thelma & Louise) ile Richard LaGravenese (The Fisher King) arasında En İyi Orijinal Senaryo dalında yaşandı. Kazanan Khouri oldu ama LaGravenese senaryosu da yabana atılmamalı.

Bileğin hakkı: O yılın şampiyonu The Silence Of The Lambs, bence sadece En İyi Film, En İyi Erkek, En İyi Yönetmen ödüllerini sonuna kadar hak etmişti. Ama esas bilek hakkı, En İyi Yabancı Film ödülünü alan İtalyan güzelliği Mediterraneo’nun olmalı. (Her ne kadar o yıla ait 5 adaydan ikisini izlememiş olsam da fikrimin değişeceğini sanmıyorum.)

Hoş Sürpriz: Yine Oscar mantığı gereği sırf renk olsun diye konmuş gibi gözükse de, Jonathan Damme, Barry Levinson, Oliver Stone ve Ridley Scott arasında hem En İyi Yönetmen olarak, hem de biraz üstte saydığım senaristlerin arasında orijinal senarist adayı olarak John Singleton’ın (Boyz n The Hood) yer alması.. Bir diğer güzel sürpriz de JFK’in götürdüğü En İyi Kurgu Oscar’ı adayları arasında The Commitments’ın bulunmasıydı..



Hata yorumu: Bir kere En İyi Film adayı olan 5 film içinde A Few Good Men’in ne işi vardı ki? Bir de onca usta aktris arasında Marisa Tomei (My Cousin Vinnie) ne yapmış da En İyi Yardımcı Kadın Oscar’ı almış?

En sıkı çekişme: Herhalde o yılın bahisçilerini en fazla sıkıntıya sürükleyen kategori En İyi Kadın Oyuncu olmuştur. Çünkü beş adayın beşi de bir yerdeydi adeta. Catherine Deneuve (Indochine), Susan Sarandon (Lorenzo’s Oil), Michelle Pfeiffer (Love Field) ve Mary McDonnell (Passion Fish) arasından galip gelen Emma Thompson (Howards End) diğerlerinden daha iyiydi demek çok zor..

Bileğin hakkı: Bu bölümde hemen Bram Stoker’s Dracula’nın En İyi Kostüm ve Makyaj galibiyetlerini aradan çıkaralım.

93 yılının yıldızı Unforgiven’ın aday filmler arasında onu en fazla zorlayabilecek olan Scent Of A Woman’a rağmen En İyi Film ve Yönetmen Oscar’larının hakkını teslim etmekte yarar var.

Yine En İyi Erkek kategorisinde Danzel Washington (Malcolm X), Clint Eastwood (Unforgiven), Robert Downey Jr. (Chaplin) gibi güçlü adaylara rağmen Al Pacino’nun (Scent Of A Woman) efsanevi rolü karşısında pek şansları yoktu. Al Pacino aynı yıl Glengarry Glen Ross’daki rolüyle En İyi Yardımcı Erkek adayı da oldu. Ama nedense aynı filmdeki Jack Lemmon yorumu görmezden gelindi..

Hoş Sürpriz: Kesinlikle Neil Jordan filmi The Crying Game.. Aday olduğu 6 daldan sadece En İyi Orijinal Senaryo ödülünü kazansa da çok iyi bir film olarak ve biraz da bağımsız duruşuyla Oscar içindeki varlığı sürprizdi.



Hata yorumu: The Fugitive’in En İyi Film adayı olması.

Tommy Lee Jones’un bu filmle En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü Leonardo DiCaprio’nun What’s Eating Gilbert Grape performansına rağmen kazanması. Jones’a bir antipatim yok kesinlikle ama o ödül Leo’nun hakkıydı.

Tom Hanks’in (Philadelphia) yorumu çok iyiydi. Ama yine de Daniel Day-Lewis’i (In The Name Of The Father) harcayacak kadar değil.

En sıkı çekişme: Holly Hunter (The Piano) – Angela Bassett (What's Love Got To Do With It).. Hak ederek kazanan Hunter oldu ama gönlümün yarısı Bassett’nin Tina Turner yorumuna kaymadı da değil.

Bileğin hakkı: 12’de 7 yapan Schindler’s List kazandığı tüm dalları hak etmişti. En İyi Şarkı ödülü de "Philadelphia" ile Bruce Springsteen’e gitti. Olması gereken de buydu. Ses ve görsel efekt ödüllerini de Jurasic Park’tan başkasının alması adil olmazdı..

Hoş Sürpriz: 11 yaşında En İyi Yardımcı Kadın Oscar’ı alan Anna Paquin ve orijinal senaryo dalında en azından aday olabilmiş farklı bir rom-kom sayılabilecek Sleepless In Seattle..



Hata yorumu: Siz olsanız John Travolta’ya (Pulp Fiction) adaylık verir miydiniz? Tom Hanks’in karşısına bari Johnny Depp’i (Ed Wood) koysaydınız.

Krzysztof Kieslowski (Three Colours: Red) şüphesiz büyük yönetmen. Ama diğer 4 Amerikalı arasında nasıl da sırıtıyor. Oscar’a da hiç ihtiyacı yokken gereksiz, iş olsun diye verilmiş bir adaylıktı bana göre.

En İyi Yardımcı Erkek olarak hiçbir özellik barındırmayan performansıyla Paul Scofield’in adaylığı sırf Quiz Show rüzgarına kapılmaktandı sanırım. Halbuki Dennis Quaid’in (Wyatt Earp) adaylıkla onurlandırılması gerekirdi.

En sıkı çekişme: Forrest Gump’ın ipi göğüslediği En İyi Film kategorisindeki diğer 4 aday şöyleydi: Shawshank Redemption, Pulp Fiction, Four Weddings & A Funeral, Quiz Show.. Hadi son iki filmi sadece adaylıkla onurlandırdılar diyelim. Tarantino’nun devrim niteliğindeki Pulp Fiction’ın ise Oscar hamuruna sahip olmadığını biliyoruz. Böylece Forrest Gump ve Shawshank Redemption arasında ölümcül bir adaylık yarışı yaşandığını söyleyebiliriz. Peki sonuç adil miydi? Tabi ki de hayır!

Bir başka çekişme de En İyi Yardımcı Erkek’te yaşandı. Martin Landou’nun (Ed Wood) Bela Lugosi yorumu, tadına doyamadığım Jules’a hayat veren Samuel L. Jackson’a (Pulp Fiction) galip gelmesi “keşke ikisi de kazansaydı” dedirtti..

Bileğin hakkı: Ed Wood’un En İyi Makyaj ödülü bankoydu... John Travolta, Morgan Freeman hatta Paul Newman gibi adaylara rağmen, bu isimlerin çok daha iyi performanslarını izlemiştik. O yüzden bence Tom Hanks, bir sene öncekinden daha fazla Oscar’ı hak etmişti. Pulp Fiction’ın Tarantino-Avary imzalı kült senaryosunun gücüne ise Oscar bile kayıtsız kalamamıştı.

Hoş Sürpriz: İki Oscar adaylığıyla Four Weddings & A Funeral ve En İyi Yabancı Film dalında aday olan Before The Rain..



Hata yorumu: Babe’in En İyi Film dahil 7 dalda aday olması şaka gibiydi. Hani utanmasalar küçük domuzcuğu da aday oyuncu yapacaklardı.

Güzelim Il Postino’nun da aday filmler arasına konması, Akademi’nin tipik “Avrupa baharatı” operasyonlarından biriydi.

Bayık bir Pocahontas şarkısının En İyi Şarkı olarak Bruce Springsteen’in harika Dead Man Walking yorumunu sollaması yenir yutulur cinsten değildi..

Casino ve Se7en nerede?

En sıkı çekişme: Nicolas Cage (Leaving Las Vegas) – Sean Penn (Dead Man Walking).. Kazanan Cage oldu. Fakat idam cezası mahkumu Penn’in yorumu feci dokunaklı idi..

Bileğin hakkı: En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Kevin Spacey (The Usual Suspects).. Fazla söze gerek yok. Aynı kategoride yarışan Brad Pitt’in (12 Monkeys) parlak performansı bile onun yanında sönüktü. The Usual Suspects’in Christopher McQuarrie’a ait muazzam senaryosuna da kimse yan bakamadı.

Braveheart’ın En İyi Film ve Yönetmen kazanımlarına da kimsenin itiraz edeceğini sanmıyorum.

Hoş Sürpriz: Sadece müzik Oscar’ı almış olsa da Il Postino adaylıkları. Bir de nerede dedik ama ayıp etmişiz! Apollo 13’ün kazandığı En İyi Kurgu adayları arasında kim vardı? Se7en!..

forum resmi



Hata yorumu: Jerry Maguire’ın En İyi Film adaylığı için biraz zayıf kaldı.

William H. Macy (Fargo) ile Edward Norton (Primal Fear) arasında geçmesi gereken En İyi Yardımcı Erkek en sıkı çekişmesinin arasından Cuba Gooding Jr.’ın galip çıkması..

En sıkı çekişme: Aslında çekişme gibi sayılmaz ama Fargo – The English Patient.. Galip tabi ki The English Patient. Çünkü Oscar’a Fargo gibi bir kirli başyapıttan daha uygun, epik ve sürükleyici bir romans.. En İyi Yönetmen skoru da aynı..

En İyi Erkek Oyuncu kategorisinde de alttan alta Billy Bob Thornton (Sling Blade) ile kısacık da olsa Geoffrey Rush (Shine) arası bir çekişme vardı sanki.

Bileğin hakkı: En İyi Kadın Oyuncu ile %100 Frances McDormand (Fargo), En İyi Orijinal Senaryo ile %100 Joel & Ethan Coen (Fargo).

Bunun yanında En İyi Belgesel ödülünün When We Were Kings’e gidişi..

Hoş Sürpriz: Sling Blade’in kazandığı En İyi Uyarlama Senaryo ödülünde aday olarak Trainspotting’i görmek, sizinle biraz oturup içerek laflamasını isteyeceğiniz hoş sohbet ve azıcık edepsiz bir dostu görmek gibiydi.



Hata yorumu: Titanic!

Yardımcı Kadın ve Erkek ödülleri.. Sen zamanında Good Morning Vietnam, Dead Poets Society, The Fisher King gibi şahane Robin Williams rollerini aday göster ama verme, Good Will Hunting 'deki vasat bir performansa Oscar’ı ver. Benzer şekilde Kim Basinger’ın (L.A. Confidential) o rolle bırakın Oscar almasını, aday gösterilmesi bile ayıptı. Akademi’nin gönül alma şekli hep arızalı olmuştur. Hem Greg Kinnear (As Good As It Gets) ve Joan Cusack (In & Out) ne güne duruyor!

En sıkı çekişme: En İyi Yabancı Film adaylarından Karakter (Hollanda) - O Que É Isso, Companheiro? (Brezilya).. Kazanan Karakter oldu..

Bileğin hakkı: Bu senenin iki senaryo galibi analarının ak sütü gibi hak etmişlerdi. En İyi Orijinal Senaryo ile Good Will Hunting, Uyarlama Senaryo ile L.A. Confidential olağanüstü kalemlere sahipti.

En İyi Erkek Jack Nicholson, En İyi Kadın Helen Hunt da adaylar arasında en iyilerdi.

Hoş Sürpriz: Aday olduğu 4 daldan sadece En İyi Komedi/Müzikal Müziği Oscar’ı alsa da The Full Monty’nin varlığı yeterdi..



Hata yorumu: Hangi birini sayayım. Kanımca bu yıl Oscar tarihinin en aptalca hatalarından biri olarak En İyi Film ödülü Shakespeare In Love gibi, olayının ne olduğunu hala anlayamadığım romantik komedi saçmalığına verildi. Diğer adaylardan The Thin Red Line ve Saving Private Ryan ile dalga geçtiler sanki. Neyse ki La Vita è bella En İyi Yabancı Film ödülünü hakkıyla kazanıp kendini kurtardı bu çirkinlikten..

İçlerinden sadece Meryl Streep’i (One True Thing) izlemediğim En İyi Kadın Oyuncu kategorisi Kate Blanchett (Elizabeth), Fernanda Montenegro (Central do Brazil), Emily Watson (Hillary & Jackie) gibi birbirinden parlak rollerle doluyken Gwyneth Paltrow’un (Shakespeare In Love) uyuz ve klişe performansı ile ödülü alması..

A Simple Plan’de müthiş bir Billy Bob Thornton şovu dururken, En İyi Yardımcı Erkek ödülünün emektar James Coburn’a (Affliction) yine hatır-gönül maksadıyla verilmesi..

Ve yine En İyi Orijinal (!) Senaryo ödülünün, olağanüstü Benigni-Cerami (La Vita è bela) senaryosu pas geçilerek yine Shakespeare In Love’a layık görülmesi..

Son olarak ödül almasında Yahudi lobisinin parmağı olduğunu düşündüğüm The Last Days belgeselinin, mükemmel Lenny Bruce: Swear To Tell The Truth belgeseline yeğlenmiş olması..

En sıkı çekişme: En İyi Erkek Oyuncu.. Roberto Benigni (La Vita è bela) – Edward Norton (American History X).. Kazanan Benigni oldu. O olmasaydı bu yıl Norton ödülü kimselere bırakmazdı.. Zaten Tom Hanks’in (Saving Private Ryan) hat-trick umutları boşa çıkmış, Jim Carrey (The Truman Show) dışlanmıştı.

Üç muazzam savaş temalı film arasından En İyi Yönetmen galibi Steven Spielberg (Saving Private Ryan) oldu.. Hadi o neyse de bari Sinematografi ödülünü The Thin Red Line almış olsaydı..

Bileğin hakkı: Gerçi söyledik ama yineleyelim. En İyi Yabancı Film ödülü La Vita è bella..

Hoş Sürpriz: İki adaylık ile Central do Brazil..


forum resmi


Hata yorumu: Michael Caine’in (The Cider House Rules) galip geldiği En İyi Yardımcı Erkek kategorisi adayları arasında Tom Cruise (Magnolia) en zayıf halkaydı.. Bence aynı Magnolia’nın En İyi Orijinal Senaryo adaylığına da gerek yoktu.

Belgesellere dadanan malum lobi yine işbaşındaydı. Ödülü One Day In September aldı. Fakat mükemmel Wim Wenders ağıtı Buena Vista Social Club ne acıdır ki adaylıkta kaldı..

Belki de edepsizliği yüzünden dikkate alınmayıp En İyi Ses (!) hariç hiçbir adaylık verilmeyen bir Fight Club..

En sıkı çekişme: Bu yılın tartışmasız bir numarası American Beauty’ye bana göre en çok yaklaşan, En İyi Orijinal Senaryo adaylarından Charlie Kaufman (Being John Malkovich) idi sanırım. Ama tabi bir rüzgar vardı ve kazanan Alan Ball (America Beauty) oldu.

Bileğin hakkı: En İyi Erkek Kevin Spacey (American Beauty), En İyi Kadın Hillary Swank (Boys Don’t Cry), En İyi Yardımcı Kadın Angelina Jolie (Girl, Inturrupted)..

En İyi Yabancı Film Todo sobre mi madre (İspanya)..

En İyi Kurgu, Ses ve Görsel Efekt ödüllerini toplayan The Matrix..

Hoş Sürpriz: En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu adayları Michael Clarke Duncan (The Green Mile) ve Haley Joel Osment (The Sixth Sense)..



Hata yorumu: Gladiator’un zaferiyle sonuçlanan En İyi Film kategorisi çok kısırdı. Crouching Tiger, Hidden Dragon zaten En İyi Yabancı Film Oscar’ını almış, daha niye En İyi Film adayı olur ki? O sene aday bile gösterilmeyen nice iyi yapım olduğu halde yeni bir Braveheart arayışı niye?

Aynı şekilde En İyi Erkek Oyuncu seçilen Russell Crowe, Javier Bardem (Before Night Falls), Ed Harris (Pollock), Geoffrey Rush (Quills) ve 88. kez aday olan Tom Hanks (Cast Away) gibi taş-demir adaylar arasından seçilmesine kendi bile şaşırmıştı.

En İyi Kadın Oyuncu olarak Ellen Burstyn’i (Requiem For A Dream), ödülü alan Julia Roberts’a (Erin Brockovich) 100 kere yeğlerdim.

Benecio Del Toro’yu çok severim. Ama bir Joaquin Phoenix (Gladiator), bir Willem Dafoe (Shadow Of The Vampire) varken Traffic’teki vasat oyununa ödül vermek tuhaf olmuş..

Bob Dylan’ı da çok severim. Fakat En İyi Şarkı dalında ödül aldığı Wonder Boys filmi için yazılan bayık "Things Have Change" şarkısı kesinlikle Bjork’ün (Dancer In The Dark) "I’ve Seen It All"ından daha iyi değildi..

En İyi Film Gladiator, En İyi Yönetmen Steven Soderbergh.. Bu ilk kez olmuyor..

En sıkı çekişme: En İyi Yabancı Film adaylarından Crouching Tiger, Hidden Dragon – Amores Perros.. Kazanan ilk film oldu. Çok da iyi bir filmdi. Ama bence Amores Perros kadar sarsıcı ve yenilikçi değildi..

Bileğin hakkı: En İyi Orijinal Senaryo seçilen Almost Famous..

En İyi Sinematografi ödülünü alan Crouching Tiger, Hidden Dragon..

Hoş Sürpriz: Almost Famous, You Can Count On Me, Billy Elliot filmlerinin muhtelif adaylıkları..



Hata yorumu: İlk aklıma gelen hata akıllara zarar.. Memento En İyi Orijinal Senaryo ödülünü Çin’e bile gitse alacak iken, ödül Gosford Park’a layık görüldü.. En İyi Kurgu’da da adaydı. Ama onu da Black Hawk Down aldı..

Geçen yıl olduğu gibi yine kısırlıktan kurtulamamış adaylıklar.. The Lord Of The Rings’e sözümüz yok. Üçlemenin tamamlanması illa ki beklenecekti. A Beautiful Mind yerine gönlümden In The Bedroom geçmişti hep..

En İyi Yardımcı Erkek olarak Ben Kingsley (Sexy Beast), ödül alan Jim Broadbent’den (Irıs) daha iyiydi. Yine aynı kategoride yer alan Ethan Hawke’ın (Training Day) niye aday gösterildiğini hala anlamış değilim.

En İyi Kadın Oyuncu'da Helen Mirren (Gosford Park) dururken, Jennifer Connely (A Beautiful Mind).

En İyi Yabancı Film Oscar’ını alan Bosna yapımı No Man’s Land çok iyi filmdi. Fakat Amelie’den daha mı iyiydi sanki!

En sıkı çekişme: Bence en bariz çekişme En İyi Erkek Oyuncu’da yaşandı. Danzel Washington (Training Day) – Sean Penn (I Am Sam).. Kazanan Washington oldu. Güzel bir düello idi..

En İyi Sinematografi adaylarının hepsi müthişti. Amelie, Moulin Rouge, The Man Who Wasn’t There, Black Hawk Down.. Kazanan burun farkıyla The Lord Of The Rings

Bileğin hakkı: The Lord Of The Rings’in En İyi Efekt ve Makyaj dallarında aldığı ödüller..

Hoş Sürpriz: En İyi Kadın Oyuncu adayı Renée Zellweger (Bridget Jones's Diary)..



Hata yorumu: Bana kalsa En İyi Film dahil bir sürü Oscar alan Chicago’yu aday adayı bile yapmazdım. Hadi The Lord Of The Rings: The Two Towers’a da vermeyeceksin. Bari aynı yıl En İyi Yönetmen ödülü verdiğiniz Roman Polanski filmi The Pianist’e gitseydi..

Nirgendwo In Africa (Almanya) iyi filmdi. Ama En İyi Yabancı Film Oscar’ı kesinlikle Zhang Yimou başyapıtı Hero’nun olmalıydı.

Pedro Almodóvar (Hable con ella) En İyi Yönetmen adayıydı ama ne hikmetse filmi En İyi Yabancı Film adayları arasında yoktu.

En sıkı çekişme: En İyi Erkek Oyuncu dalında Jack Nicholson, Nicholas Cage, Michale Caine, Daniel Day-Lewis gibi kıdemlilerin yanına Adrien Brody alınmıştı. Çok çetin bir kategoriydi. Ve kazanan Brody oldu. Haklı olarak..

Bileğin hakkı: Bankosu bol bir sene sayılabilir. Brody’ye bileğinin hakkıyla aldığı yorumu yapılabilir ama rakiplerinin gerçekten de çok güçlü olması olayı çantada keklik hale getirmekten uzaklaştırıyor.. Oysa En İyi Kadın Nicole Kidman (The Hours) ve En İyi Yardımcı Erkek Chris Cooper (Adaptation) yorumları kanımca rakiplerinden kat kat üstündü..

Hable con ella ile En İyi Orijinal Senaryo ödülü alan Pedro Almodóvar’ın eline kimse su dökemezdi..

En İyi Belgesel ödülü Bowling For Columbine ile Michael Moore’un oldu. Diğer adaylar sadece yer doldursun diye konmuştu sanki..

Hoş Sürpriz: Almodóvar’ın kazandığı senaryo kategorisinde aday olarak bulunan ve çok cici bir romantik komedi olan My Big Fat Greek Wedding..



Hata yorumu: Üstün bir başyapıt ve kült olan Brezilya filmi Cidade de Deus’un belki de en büyük talihsizliği artık The Lord Of The Kings’e ödüllerin verileceği seneye denk gelmesiydi. En İyi Yönetmen, Uyarlama Senaryo, Kurgu ve Sinematografi gibi hepsini hak ettiği dallardan eli boş dönmüştü bu yüzden. Cidade de Deus’un yerine En İyi Film adayı olarak Seabiscuit gibi bir Pazar sabahı yavanlığı olması neyse.. Peki ya belki de olması gereken ilk yerlerden biri olan Yabancı Filmler arasına alınmamasına ne denmeli?

Aslında Yabancı Filmler odası da alev alev yanıyordu. Twilight Samurai (Japonya), Ondskan (İsveç), Zelary (Çek Cumhuriyeti) arasından ödül gide gide Les Invasions Barbares’e gitti. Fena sayılmayan senaryosuna rağmen çok ruhsuz bulduğum bu filmin onca güçlü adayı elemesi hala zoruma gider..

En sıkı çekişme: En İyi Yardımcı Kadın adaylarının beşi de birbirinden cazipti. Kazanan Renée Zellweger (Cold Mountain) oldu. Ama bir taraftan gönlüm hep Shohreh Aghdashloo’nun (House Of Sand and Fog) kazanmasını istemişti.

En İyi Yardımcı Erkek’de ise benim nazarımda Tim Robbins (Mystic River) ile Benicio Del Toro (21 Grams) arasında bir çekişme vardı. Kazanan Robbins oldu.. Hiç üzülmedim..

En İyi Belgesel adayları arasında bir çekişme olduğunu düşündüğüm Fog Of War ile Capturing The Freidmans arasından ilk film, biraz da ülkenin içinde bulunduğu hassas muhalif dengelerden ötürü birinci seçildi..

Bileğin hakkı: Gerek var mı bilmiyorum. The Lord Of The Rings: The Return Of The King..

En İyi Erkek Oyuncu şampiyonu Sean Penn’in (Mystic River) bu filmden çok daha iyi performanslarını görmüştük. Ama Ben Kingsley’in (House Of Sand and Fog) belki de tanıtımı yeterince yapılmamış oyununun birkaç burun ilerisinde olan, biraz da diğer adayların zayıflığından kaynaklanan bir hak etme durumu söz konusuydu..

En İyi Kadın Oyuncu ile Charlize Theron’un (Monster) karşısına hiç aday koymasalar da olurdu hani..

Orijinal Senaryo ödülü ile diğer adayların “ruhsuz”luğuna en iyi cevap: Sofia Coppola (Lost In Translation).

Hoş Sürpriz: En İyi Erkek Oyuncu adaylığıyla Johnny Depp (Pirates Of The Caribbean).

forum resmi


Hata yorumu: Hillary Swank’in (Million Dollar Baby) kazandığı En İyi Kadın Oyuncu dalında Imelda Staunton’a (Vera Drake) büyük bir haksızlık yapıldığı kanaatindeyim.

The Aviator sinematografisi Yimou Zhang filmi House Of Flying Daggers’dan daha iyiymiş!.

En İyi Film adayları arasında Finding Neverland’in olup, Eternal Sunshine Of The Spotless Mind’ın olmaması en büyük gaflardan biridir herhalde..

Morgan Freeman’ın aldığı En İyi Yardımcı Erkek Oscar’ı Clive Owen (Closer) ile Thomas Haden Church (Sideways) arasında gidip gelmeliydi..

En sıkı çekişme: En İyi Yabancı Film adaylarından Mar adentro (İspanya), Yesterday (Güney Afrika), Der Untergang (Almanya) ve Les Choristes (Fransa) arasında geçen ve Mar adentro’nun galip geldiği mücadele..

Bileğin hakkı: En İyi Erkek Ouncu’da her ne kadar taklit sayılsa da Jamie Foxx (Ray).

En İyi Yardımcı Kadın’da Cate Blanchett (The Aviator).

En İyi Orijinal Senaryo şaheserini yazan Charlie Kaufman (Eternal Sunshine Of The Spotless Mind).

En İyi Belgesel ödülüyle Born Into Brothels: Calcutta's Red Light Kids..

Hoş Sürpriz: Sideways!



Hata yorumu: Syriana, En İyi Film adayları arasında yok! Yemedi tabi!

En İyi Film Crash, En İyi Yönetmen Ang Lee (Brokeback Mountain).. Bir karar verseniz artık..

En sıkı çekişme: En İyi Orijinal Senaryo kategorisi resmen yangın yeri gibiydi. Syriana, Good Night and Good Luck, The Squid & The Whale, Match Point.. Kazanan Crash oldu ama sanki bir şeyler eksikti..

Sinematografi dalı da çok yamandı. Good Night and Good Luck, Batman Begins, The New World.. Kazanan ise Memoirs Of A Geisha oldu..

En İyi Kadın Oyuncu beklenildiği gibi Reese Witherspoon (Walk The Line) ile Felicity Huffman (Transamerica) arasındaydı. Witherspoon filmde iki iş birden yapınca ödülün de haklı sahibesi oldu..

Kısa Film dalında Six Shooter ile Cashback arasındaki çetin düelloyu Six Shooter kazandı.

En İyi Belgesel’de de adayları ikiye indirmişliğim var. La Marche de l'empereur ve Darwin’s Nightmare gibi iki müthiş belgesel arasından kazanan fotofiniş ile ilk film oldu..

Kanımca son düello da En İyi Yabancı Film’de yaşandı. Tsotsi (Güney Africa) – Paradise Now (Filistin).. Tsotsi belki de Paradise Now gibi bıçak sırtı olmadığından ödülün sahibi oldu..

Bileğin hakkı: En İyi Erkek Oyuncu Philip Seymour Hoffman (Capote).

En İyi Şarkı “It's Hard Out Here For A Pimp” (Hustle & Flow)..

En İyi Orijinal Film Müziği Gustavo Santaolalla (Brokeback Mountain)..

Hoş Sürpriz: En İyi Şarkı adayı olarak Dolly Parton’dan “Travelin’ Thru”..



Hata yorumu: The Departed!..

Sanat Yönetimi ve Sinematografi adaylıkları dışında görmezden gelinen The Prestige..

Borat’ın En İyi Uyarlama Senaryo (!) adayı olması..

Mark Wahlberg (The Departed) ile Eddie Murphy (Dreamgirls) arasında geçeceğini umduğum En İyi Yardımcı Erkek ödülü bence sürpriz bir şekilde usta aktör Alan Arkin’e (Little Miss Sunshine) gitti. Bu durum da biraz “emektarlara saygı” gibi gözüktü.

En sıkı çekişme: En İyi Yardımcı Kadın adaylarından ikisi, Jennifer Hudson (Dreamgirls) - Cate Blanchett (Notes On A Scandal) arasındaki çekişme, Witherspoon Davası gibi “hem şarkı söyler, hem rol keserim” diyen Hudson’un zaferiyle sonuçlandı. Zaten Rinko Kikuchi (Babel), Abigail Breslin (Little Miss Sunshine) gibi sırf kalabalık görünsün diye konmuş adaylar arasında bu ikisi kabak gibi ortadaydı..

En İyi Orijinal Senaryo adaylarının beşi de iyiydi. Varsın en iyisi Little Miss Sunshine olsundu..

Üç adet çok mühim Sinematografi adayı arasından Children Of Men ve The Prestige’i geçen El Liberinto del fauno ödüle uzandı. Aslında bence hangisi alsa fark etmeyecekti.

En İyi Yabancı Film adayları El Liberinto del fauno (Meksika) – Das Leben der Anderen (Almanya).. Kazanan Almanya oldu. Çünkü diğer güçlü rakibine göre daha fazla Yabancı Film havası taşıyordu. Gözlerim Curse Of The Golden Flower’ı aramadı da değil.

Bileğin hakkı: En İyi Erkek Forest Whitaker (The Last King Of Scotland), En İyi Kadın Helen Mirren (The Queen), kendi kategorilerinde ismen çok güçlü adaylar bulunmasına rağmen performans olarak öne çıkanlardı ve haklı olarak kral ve kraliçe kazandı..

En İyi Belgesel An Unconvenient Truth..

En İyi Orijinal Film Müziği Gustavo Santaolalla (Babel)..

Hoş Sürpriz: En İyi Kısa Film ödülü West Bank Story..

Little Miss Sunshine..

Bu ileti Funkster tarafından Aug 27 2007, 01:56 AM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
filmciserdar
mesaj Sep 5 2007, 07:47 PM
İleti #2


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 156
Katılım: 23-June 07
Üye No.: 119



Akademinin aday göstermediği halde, "keşke bu film de Oscar'a aday olsaydı" dediğiniz filmleri bu başlık altında yazalım. Aday olmalıydı dediğiniz filmi yazarken, aday olan filmlerden hangi filmin yerine aday olması gerektiğini de yazabilirsiniz. Ayrıca en iyi film ödülünü ""x" adlı film değil de "y" adlı film almalıydı" diyebileceklerinizi de esirgemeyelim.

2001

In the Bedroom yerine Monster's Ball

2002

Chicago yerine The Pianist (Ödül alması gereken.)

2003

Master and Commander yerine House of Sand and Fog

Lost in Translation yerine 21 Grams

2004

The Aviator yerine Eternal Sunshine of the Spotless Mind

2005

Crash yerine Brokeback Mountain (Ödül alması gereken.)

Good Night, and Good Luck yerine Walk the Line

2006

The Departed yerine Babel (Ödül alması gereken.)


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
baronio
mesaj Sep 5 2007, 08:18 PM
İleti #3


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3



Açıkçası Monster's Ball'dan ziyade In The Bedroom'un ödül almasını daha yerinde buluyorum kişisel beğenilerim ışığında. 2003'teki Master And Commander safsatasına diyecek sözüm yok zaten, House of Sand and Fog'u resmen yemişler. Lost in Translation ile 21 Grams'ı ise birbirinden ayırt edemeyecek kadar çok seviyorum. 2004'teki Aviator seçimi yine bir skandaldır. Bundan 20 yıl sonra Aviator'ın mı yoksa Eternal Sunshine of the Spotless mind'ın mı hatırlanacağını göreceğiz ömrümüz yeterse.

Brokeback Mountain konusunda da sana katılıyorum. Her ne kadar Crash biraz daha söyleyecekleri yere basan ve sağlam olan bir film olsa da, sinemasal açıdan benim için Brokeback Mountain çok naif bir filmdir. Walk the Line içinse tek kelime yorum yapamam. Yazık. 2006'da Departed palavrasından öte hakkı çok ciddi şekilde yenmiş bir Babel duruyor önümüzde. Adamın filmografisinin kusursuz olması, beklenti çıtalarına yansıdı ve bu da Babel'in hakkaniyet ölçüleri dahilinde değerlendirilmesini engelledi bence. 2006'da izlediğim en iyi filmi harcadılar resmen. Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar. Zira Oscar tarihiyle ilgili tüm nefretimi, öfkemi, sevincimi, tebriklerimi hazırladığım detaylı yazıyı bitirince, bu başlıkta uzun uzadıya yazacağım. smile.gif


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
R0BlN
mesaj Sep 5 2007, 10:46 PM
İleti #4


Puck:Robin
Group Icon

Grup: Yönetici
İleti: 3,727
Katılım: 31-May 07
Nereden: İstanbul
Üye No.: 7



Sen uzun uzadıya yazmadan ben kısaca yazayım dostum baronio flaugh.gif Babel ile The Departed'ın karşılaştırması yapılacaksa her iki filmin de eksilerini yazmak gerekir:

Babel'ın eksisi, anlatmak istediğini kulağını tersten göstererek yapmaya çalışmasıdır. Anlatmak istediğiniz bir iletişimsizlik olayı ise bunu seyirciyle 143 dakika iletişimsiz kalmak zorunda olmadan da yapmalısınız. Bu filmin seyircinin kafasına vura vura anlatmaya çalıştığı şeyler pekala 90 dakika içinde de anlatılabilirdi ve hiçbir şey eksik olmazdı. Ama amaç grand movie yapmak ya, abartmak gerek. Esneyen seyircilerin çoğunlukta olduğu bir sinema salonunda ben de bulunduğum için Babel'i sevmeme rağmen hafif abartılmış bir film olarak görüyorum. Belki de, daha uzun bir film olmasına rağmen Amores Perros'taki o aktiviteyi (aksiyonu değil) göremediğim içindir. Amores Perros ile the Departed karşı karşıya gelmiş olsaydı ben Amores Perros'u seçerdim, onu da söyleyeyim.

The Departed'ın eksisi bir uyarlama olmasıdır. Filmin orijinal sürümünü (Infernal Affairs) önce seyredenler filmden nefret etmiş, benim gibi sonradan orijinal halini seyredenler de orijinalini sevmemiştir. Açıkçası ben Infernal Affairs'i çok amatörce buldum. Karakterlerin neyi niye yaptığı belli değil. Costello olması gereken kişi kötü, ama derinliği yok. Jack Nicholson'ın canlandırdığı rol öyle mi? Haa, demek ki böyle bir konu ikinci defa seyredilemiyor. Ama, The Departed'ın kurgusuna, yönetmenliğine, oyunculuğuna, senaryosundaki inceliklere kim ne diyebilir? Oscar için başka ne arıyorsunuz? Özgünlük mü? Özgün olma olayı bitmiştir. Konular tükenmiş, olay ta 1950'lerin Westernlerini sömürmeye kadar gitmiştir. Bu olay sadece "Holivuda"a mı özgü? Hayır. Bakın Venedik film festivalindeki bir Rus filmi çok ünlü ve başarılı eski bir Amerikan filminin uyarlaması. Şimdi Rus sineması bitti mi diyeceğiz? Ulusal sinemalar bitmemiş, ama konular tükenmiştir. Yönetmen ve oyuncu odaklı sinemadan senarist odaklı sinemaya dönmeden de bu durum düzelmez.

Daha çok yazardım, ama şimdilik bu kadder flaugh.gif


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
filmciserdar
mesaj Oct 3 2007, 02:24 AM
İleti #5


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 156
Katılım: 23-June 07
Üye No.: 119



2002 yılına ait Bileğin Hakkı'ya bir ekleme de ben yapayım. En İyi Kadın Oyuncu; Halle Berry (Monster's Ball). Hem de defalarca hak edilme.

Aynı şekilde Monster's Ball'un, En İyi film adayları arasında gözükmemesi büyük bir talihsizlik.

Bu ileti filmciserdar tarafından Oct 3 2007, 02:27 AM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Clint Eastwood
mesaj Oct 3 2007, 03:45 AM
İleti #6


Quick on the trigger
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,528
Katılım: 2-August 07
Nereden: Somewhere in Time...
Üye No.: 207



Ben de kendi fikirlerimi yazayım, bir çoğu sevgili Funkster ile aynı gibi.

"Thin Red Line"ın en iyi filmi alamaması ve Aşık Shakespeare'e kaptırması fiyasko...

Her ne kadar Keyser Soze'yi çok sevsek de, Jeffrey Goines (Brad Pitt-12 Monkeys) galip gelebilirdi...

Jules rolüyle Samuel L. Jackson'un heykeli alamaması üzücü...

2006'da David Strathairn de çok iyiydi. Oscarı kim aldı hatırlasam bir kıyaslıyacağım da...

2001'de Sarah Goldfarb'ın (Ellen Burstyn) oscara uzanamaması ayıp. O dönem bir Julia Roberts furyası vardı, herkes en çok kimi beğenirsin deyince Julia Roberts falan derdi, ona kurban gitti. Hatta yanılmıyorsam o sene Dancer in the Dark'ta Björk de değme oyunculara taş çıkartıyordu. Daha çok isterdim onu bile.

The New World'un sinematografiyi almaması enteresan.

L.A. Confidental ile Kim Basinger'a oscar verilmesi yazık, ayıp.

Primal Fear'da Edward Norton'un en iyi yardımcı erkeği alaması yakışıksız.

Chicago zaten bana göre "En İyi Film" Oscarını almış en kötü filmdir. Başlı başına da kötüdür zaten. Aviator'e de aynı ödül haksızca layık görülmüştü. Sıradan bir film.

Memento'nun orjinal seranyo ödülünü alamaması skandal zaten.

Dennis Quaid'in Doc Holiday rolü de fazlasıyla es geçilmişti. Sinema tarihinde yeri olacak bir rol bence. Dennis Quaid'i bu filmle hatırlayacağım ben meselâ.

Jack Palance'ye ise sevinmiştim açıkçası. Western emektarı bir abimizdir...

Tabi bir de, 2005'te Clint'in En iyi Erkek Oyuncuyu alamasına üzülmüştüm, ama Jaime Foxx da Ray'in ta kendisiydi. Unforgiven'da da karşısında Al Pacino çıkmıştı zaten maalesef.

Bu ileti Clint Eastwood tarafından Jan 10 2008, 11:06 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
KLASİK FUTBOL

Öyküsü olmayan adam, Bufalo çayırındaki rüzgara benzer...

Moon Station Z

Sinema, edebiyat ve müzik üstüne bir blog.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
hattorihanzo
mesaj Oct 31 2007, 08:45 PM
İleti #7


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 73
Katılım: 3-July 07
Üye No.: 142



90 lardaki benim fikirlerim

hata yorumları


90 Kurtalarla dansın sıkı dostlara tercih edilmesi,

91 bugsy filminin oscar adaylıkları, Telma ve loise kdınlarından biri oscar almalıydı.

92 Ağlatan Oyun filminin oscarsız kalması (hele dönem rölündeki jaye davison dı galiba unutulması)

93

94 Hala aklım almıyor Pulp Fiction un oscarı forest gump bırakması tamam forest iyi film ama ucuz roman sinema izleyicisine yeni bir tür kazandırdı. tarantineks tarzı filmler...,

95 Babe neden aday oldu ki bu film hele Mike Figins filmi Elveda las vegas ve Tim robins filmi Ölüm yolunda varken

96 Emily Watson - Dalgları şmak bence tüm zamanların en iyi kadın performanslrından biridir ama oscar almadı...

97 Titanik yıllarca konuşulacak ne buldular bu filmde, Boggie ninghts filminin aday olmamsı film dalında,

98 aman allahım en iyi film oscarını aşık shakespeare aldı hemde adaylarda ince kırmızı hat ve er ryan varken, Cate Blanceft elizabet filmindeki performansının patrow un oynadığı başık shakespeare e tercih edilmesi,

99 oscar tarihinin en büyük süprizi nerde Fight club

00 tom hanks ve cast away almalıydı bence

01 David lynch filmi Mudholland çıkmazı nerde

02 En iyi film oscarını chicago aldı sad.gif

User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 21st April 2018 - 10:50 PM