Konunun Yazdırılabilir Versiyonu

Konuyu orjinal formatında görmek için buraya tıklayın

Yedinci Gemi Forum _ Edebiyat _ Deniz Kabuğundan Sayfalar

Gönderen: reel Jun 26 2007, 12:03 PM

KIRLANGIÇ DENİZİ

Şu an dünyada olmak vardı. Sıkıldım sıkıştığım iç dünyamda kolumu bacağımı oynatamamaktan. Dedim ya şimdi bir sokak arasında olmak vardı. Bir elinde şar-goz diğerinde boşa giden meniler. Karşımda boylu boyunca göğe uzanan kırlangıç denizi. Yürüdüğüm yollara serilmiş seviyesiz ilişkiler. Of, içim yavaştan kararır oldu. Sanırım akşam oluyor. Güneşin alnında içersen, alınır gider işte böyle. Yer mi yok ki koca evrende, güzelim güneşi kirletiyoruz, edebini bozuyoruz bizler.

Bekledim akşamı, kırlangıç denizi maviye bulandı. Yolun sonuna ulaştım sayılır. Sahil şimdi daha yakın. Şarap da bitti ne de olsa. Hayatımla beraber köşedeki geri dönüşüm kutusuna atmak gerek.Çevreye duyarlı, yanımda yürüyenlere saygılı, duyargaları gelişmemiş bir eklembacaklının söyleyecekleri vardı.

Neyse hafiften ayılmak, ayıldıkça temizlemek lazım pirincin taşını. Vazgeçtim denize ulaşmaktan, saptım ilk sapaktan.

Ölümü ne kadar özlemişim. Oysa hiç tatmadığımı düşünürdüm şu ana kadar. Bir fırsat verilmiş bir zamanlar ki alıyorum kokusunu.
Ev yolunda yürüyorum gecenin bir yarısı ve birden bir düşünce sardı benliğimi.
- Nereye gidiyorsun? diye sordum içten içe.
Cevap gelmedi.
Tanıdık gelmişti çünkü o yol, geçmiştim sanki oralardan. Düşündüm. Ben değil, her zamanki gibi Dostoyevski geçmişti. Çıkmazdı sonu. Hiçliğe varıyordu. Dönmedim sapaktan.

İçimden şükrettim Dostoyevski'ye. Sanki diğer yollar farklıymış gibi...


-------------o-------------

Başlığın Açılış Sebebi: Madem bir edebiyat köşemiz var. Madem bu kadar yazıp çizmeyi seven insan var. O zaman herkesin bir köşede sakladığı karalamalarını paylaşacağı bir başlığı da olmalı, değil mi? Ayrıca yazılar hakkında yorumlar da yapılabilir. Açılışı geçmişte yazdığım bir yazıyla ben yaptım. Gerisi tüm gemi çalışanları ve konuklarından gelsin bakalım.

Gönderen: siroguz Jun 26 2007, 12:54 PM

Kırlangıç Şiirleri


Bir parça umut çıkartıp ceketimin cebinden;
masanın üzerine koydum,
sonra gözümdeki yaşlara uzanıp;
bir damla su verdim umut çiçeğime,
bir hayale daldım;
hayal gibi yaşamımın gerçekliğini sınayan,
hüzünleri indirdim terazinin kefesinden;
mutluluklar ağır bassın diye hile yaptım tartıda,
bir resme sarıldım gece yatarken yorgan niyetine,
bir de şiir koydum pencereme;
sabah kırlangıçlar alıp götürsün diye.

Bir tren vagonuyum;
içerisinde umutlar, mutlu insanlar,
bir vapurum;
yüzüyorum gözyaşı denizinde,
hayalden bir limana gidiyorum;
iskelesinde bir resme aşık insanlar ağlıyor,
bir tayyare olmuşum gök yüzünde,
yanımdan kırlangıçlar geçiyor;
zümrüt gagalarında şiirlerle.

Bir kitabın son sayfasıyım;
umut ağacının yaprağından,
bir çayın son yudumuyum;
tükenip gidişime ağlıyor semaver,
bir şarkının son nakaratıyım;
aşık dudaklara yerleşmiş,
bir hayatın son demiyim;
dalıp gitmişim uzaklara,
kırlangıçlar şiirleri devrediyor;
geri dönecek olanlara.


Not: Birçok kez aklıma gelmişti ama cesaret isteyen bir iş olduğundan ilk adımı atamamıştım. Madem ilk adım atıldı bir tane de benden olsun.

Not 2: İsim benzerliği tesadüf olmuş. smile.gif

Gönderen: baronio Jun 27 2007, 11:14 PM

Benimkisi Dudak Tiryakiliği


Gün yine siyahlara bürünmüş, matem havasında. Saat sabahın 4'ü. Her zamanki yalnızlığım bugün biraz daha acıttı canımı. Duramadım evde, duvarlar üstüme üstüme, kabuğumsa bana dar gelir oldu. Üzerimde günün yaşanmışlıklarından nasibini almış eski, yırtık pırtık açık mavi bir kot, üstümde siyah bir gömlek, kırış kırış olmuş uykuyla verdiğim mücadele esnasında. Evden çıkıyorum ve sahile atıyorum kendimi. Belki denizin tuzlu ve nemli yoğunluğu şu havadaki kasveti yumuşatır ve içime çekmeme yardımcı olur. Kimse yok etrafta. Ama bu yeni bir şey değil. Alışkınım tenhalara uzun zamandır. Nasıl oldu, neler yaşandı da bu kadar yalnız kaldım, hatırlamıyorum. Seninleyken de gülmedi aslında yüzüm bakma, ama senden sonra daha bir fazla koyar oldu yaşamak ne yalan söyleyeyim.

Öyle arkamda acı acı çalan yaylılar veya karizmatik orta yaşlı, kır saçlı bir adamın tok sesi yok neyse ki. Aksine derin bir sükunet ve nefesim başbaşa, gecenin ıssızlığında. Sanki seni aklıma düşürmek için elimden geleni yapar bir halim var. Filme alıyor olsam kendimi, hafif bir ağır çekim, arkada yaylılar ağır aksak, elimde sigara siyah beyaz film karizmatikliğinde. Ama öyle bir şatafat yok. Tıpkı yaşadığım hayat gibi canımın yanışı bile gösterişsiz. Nasıl yaşadıklarımı kimse görmediyse daha önce, şimdi de çaktırmadan gözümden döktüğüm yaşları kimse görmüyor. Bu pek önemli değil aslında. Zaten görmelerini istemem. Ama görmeye namzet kimseler de kalmadı etrafımda. Sanırım bu damlalardan birkaçı da buna akıyor. Hepsini sana sakladım sanma.

Zordu senden sonra, öncesi kadar olmasa da. Hayatıma bir gün çıkacağını bile bile girmen mi iyi oldu, yoksa ben başımın çaresine bakar mıydım kestiremiyorum. Yalnızlık kelimesini sen hayatıma girdikten sonra öğrendim ilginçtir. Öyle de lanet bir şey ki, ne onunla oluyor ne onsuz. Uzun süredir beraberiz. Senden sonra olmadı işte, mutlu olamadım. Senin güldüğün, eğlendiğin geliyor şu an her neredeysen orada, aklıma. "Senin için seviniyorum" saçmalıklarına inanmıyorum. Kendim için üzülüyorum. Evet. Öyle yaşamaya değmez bir hayat ki, yüzümün gülüşü senin ellerinde.

Arada kapımı çalan basıp gitme sendromlarına kayıtsız kalmak olası değil. Zaten ruhum kendimi bildim bileli her şeyi bırakıp gitmeye teşne. Ama hâlâ buradayım, senin aksine. Yüreğim yoktur belki de, senin kadar cesur olamamışımdır ya da. Sensizliğin yanında getirdiği ikramiye, nefes darlığı, salya sümük ağlama, alkolle duygusal bağ kurma, şimdilerde elimden düşse de yeri belli tek dal sigara ve şu sızı... Tuhaf bir şekilde haz alıyorum bundan. Dinlediğim şarkılar, izlediğim filmler, okuduğum şiirler, saatlerce içinde dalıp gittiğim resimler, beğendiğim kadınlar hep biraz daha yakıyor canımı. Her şeyin sorumlusu sen olacak kadar büyütülmüş değilsin bu gözlerde. Ama etkin de yok değil hani. Mutlu olmaya dair tüm ümitlerimi gömdüm bir süre önce çok derinlere. Çok alıştım uzun süredir içinde yaşadığım, mutsuzluktan haz almak devrine. Ama her an gidebilirim buralardan. Nereye diye sorma. Hiç kimsenin adımı bilmediği bir yere dersem gülersin. Anlayacağın kaçışlarım bile yalan. Kendimden kaçmaya çalıştığımın ben de farkındayım. Ama olmuyor işte, yapamıyorum. Ağır geliyor bazen çektiğim nefes. Ciğerlerime çekemiyorum zaten. Benimkisi dudak tiryakiliği. Arada bir ismin dökülür gayri ihtiyari aralarından. Belki dönsen döneceğine dair umudum aklıma geldiğindeki kadar mutlu olmam. Belki değil kesin bu. Hatta seni hayatıma sokmam bile. Büyün bana yetiyor. O yüzden gelme. Hatta uzak dur benden. Ve acıt canımı, acıtabildiğin kadar. Çünkü ben seni böyle seviyorum...

Gönderen: reel Jun 29 2007, 09:58 PM

Açılış Günü

Ağlama duvarının açılışındaydın bugün, gördüm gerilerden. Bir yığın insan bekliyormuş meğersem bu açılışı. Sıkılacağımı düşünürken kalabalıkta kayboldum. Tanıdık yüzler selamladılar arada. Sevimli yüzlerini esirgemediler benden sağ olsunlar. Perde inmeye başladığında tek tek her birini alkışlamak istedim. Ömrüm yettiğince tabi. İki adım öteye sıçmaya gidemeyen ben, ön saflarda alkışlarken buldum kendimi heykeli. Ya da heykel alkışlanmayı bekliyordu evimin önünde. Bilmiyorum işte yoruldum açıklamaya çalışırken. Mantıklı düzgün yazılar benim işim olmadı hiçbir zaman. Yazık ufak çocuğa, sütünü eksiksiz içirtmeli, acımaksızın gaz doldurmalı tüm bünyesini, ağlatmalı tüm gece. Bu gece itiraf dolu geçti. Tüm hayatım boyunca anlam veremediğim tek yaratık bu olsa gerek diyeceğim, ama yalan olur. Hiç olmazsa anlam veremediklerimden biriydi diyelim. O'na karşı ne yapacağımı hâlâ çözemedim. Konuşamayan, yazamayan, hatta karşısında düşünemeyen ben, neden bu hâlde, neden yine böyle saçmalarken bulduğumu kendimi sorguladım oynak beynimde. Çözüm mü? Oynak olduğunu söyledim ya. Hep acımtırak sokak aralarında tekerlemeler söylerken bulurum kendimi. Koşup uzaklaşmaya çalıştığımda gece devriyesi çıkar karşıma. Yorgun argın dönerim sokağın başına aynı acıları tatmak için. Sanırım bu döngü mazoşist bir hava yarattı bünyemde. Sorunlu bir salak oldum çıktım. Ya da doğuştan bir asalaktım başkalarının mutluluklarından feyzalan. Arabesk dolu bünyemde overdose isyan yaşamak kadar çelişkili bir kültüre sahip yaşlanıyorum. Kelimeleri yoruyorum her kurmaya çalıştığım ufak cümlecikte. Akıl hastanesine yakın oturmak istemişimdir hep hayatım boyunca. Sadece oturmak istemiştim. Ama şimdi bir sokak altında düşünüyorum. Onlardan farksız tadıyorum kaldırım taşlarını. Bir yığın anlamlı-anlamsız cümleyi yan yana yazıyorum ki düşünebilesiniz. Bunları okumanın sizin için nasıl bir tat oluşturduğunu biliyorum esasında. Bir diş ağrınız var. Ve önünüzde duran çilekli pastaya yumulmuşsunuz gibi bir his olsa gerek. Her ısırıkta aldığınız orgazmı acı ve tatlıyla bünyenizde harmanlıyorsunuz. Bir daha bana asla hayır diyeni görmeyim. Ancak içinizden kelime oyunları yapmanıza izin verebilirim. En sonunda içinizde patlayacak şekilde. Acı çeken pasta manyağı ben olmak istemiyorum artık. Senden hoşlandım. Ve bu tadı, bu acıyla harmanlayamayacak bir bünyem var. İnan harmanlasam dahi bir bok anlamam sanırım bu rakstan.

-------------o-------------

@siroguz,
kelimeleri kullanış tarzının çok ama çok hoşuma gittiğini söyleyebilirim. (Özellikle terazili bölüm)

Ve @baronio,
esasında daha önce yazacaktım ama eski bir yazıyı daha buraya eklerken yazayım dedim. ___ (Yazdığın yazıya ne isim vermek istersen boşluğu o şekilde doldurursun smile.gif ) geçmişte yazdığım bir mektuba o kadar benziyor ki. Yazını okurken tekrar hüzünlendiğimi söyleyebilirim. Bana aynı hissi tekrar yaşattığın için teşekkürler.

Gönderen: siroguz Jul 2 2007, 11:07 PM

Duygu yoğunlukları sırsında aklımda beliren ve bir yerlere yazma ihtiyacı hissettiğim şiir görünümlü birkaç çalışma:

Dolunayda sokak lambalarının etrafında dönüp,
Aya ulaştığını sanan böceklerinki kadar yalan,
Mutluluğum.


Derdimi anlattığım o geceden beri
Güneş battıktan sonra boyunlarını büker
Dünyanın tüm ayçiçekleri.


Sen bir martı, Boğaz’da kanat çırpan
Ben bir dalga, vapurlara çarpan
Bir simidi yakalamasan
Belki öperim dudaklarından.


Yanağında bir inci tanesi;
Mavi, serin
Nice derinlerden gelmiş sırf benim için,
Mendilinle yok etme sakın
Bırak toprağa düşsün,
Yer yüzünde değil belki,
Toprağın altında aşkım yeşersin.




Yazılarınızdaki samimiyet, tevazu, kendini bilme; duyguları adeta gözle görünür hâle getiriyor. Yaşadıklarınızı birebir hissettim neredeyse. Kaleminize sağlık.

Gönderen: daedalus Jul 3 2007, 08:47 PM

NAZAR
Haftasonu bir nikaha davetliydim. Oldum olası fazla sevmemişimdir bu tip şeyleri. Kendim evlenmediğim için, bok at izi kalsın tadında bir kıskançlık beslediğimden herhalde. Yine önüme birkaç engel koyarak gitmemeye çalıştım. Bu seferki engellerimden en babası 20 dakikalık kravat bağlayamama beceriksizliği olmuştu. Siga siga da olsa engelimi aştım ve yola koyuldum. Emir büyük yerden geldiği için taksiye atlayıp "Yıldız'dan aşağı uç!" dedim abiye. "Evet"lere 3 dakika kala salona daldım. Geç kalmadım di mi, diye sorarak maç başlamadan kendi ağlarımı havalandırdım. Sinemaya mı geldin pezevenk, diye fırçayı yemiştim Yaşar Amca'dan.

Oğlan tarafıydım ben ama kız tarafıyla da tanışmıştım vakti zamanında. Yakışan bir çiftti. İkisi de birbirini "tek", beraberlerken "yarısı" olarak görmeyi başarmışlardı. Flört ettikleri dönemde bile bu işin sonucu belliydi. Abes ebeveyn sorunlarını aşıp, nihayet girebilmişlerdi bu eve. Yine de bir şey eksik gibi geliyordu bana. Eksik denemez belki, ama tamam da sayılamazdı.

Dakikalar sonra mürüvvet görecek olan ve suratlarında henüz o şapşal heyecanı yenememenin izlerini taşıyan ailenin ellerini öpüp salonun arkalarına, gölgelerine doğru çekildim. Ben yürürken 500 kişilik salon ayaklanmış, alkış sesleri yükselmeye başlamıştı. Ayaktaki tek kişi olduğumu sanıp beni alkışladıklarını düşünmüştüm. Oysa, elbette ki kimsenin umurunda değildim. Ellerin kavuşmasının nedeni çiftin kapıdan içeri girmesiydi. Ben ise bu maçı tribünden izleyecektim. Ulu teknik direktörün taktiğinde bugün bana yer yoktu.

Yerleşildi. Makineler hazırlandı. Kodamanların suratına bir ıkınma ifadesi konduruldu. Sanki, onlar da yeniden evleniyorlarmış gibi gelinle birlikte ayaklarını hazırlamış aportta bekliyorlardı. Bir tok sesin sorularına iki çatallı ses beklendik cevapları verirken her nikahta en karanlık odalarda bekletilen sürpriz yine uykusunda bırakılmıştı. Her şey planlandığı gibi gidiyordu. Sonucunu bildiğiniz bir maçı izlemek ne kadar heyecanlıysa, bu tören de bana o kadar heyecan veriyordu.

Maşallahı olan 2 ailenin nur topları evlendiğinden, tebrik sırası halk ekmek sırasına benzemiş ve ben de ağırkanlılığımın cefasını çekmek zorunda kalmıştım. En son Sami Yen'deki bir maçta duyduğum "Kaynak yapmayın" sözünü bir nikahta duymak beni çok neşelendirmişti ki; bir şey gördüm. Ya da o bir şey kendisini görmeme izin verdi.

Önce kulak zarımdan içeri süzülerek beni yanına çağırmıştı. "Dur, şurada bir şey kalmış."
Kafamı çevirdiğimde bir kadının, sevgilisi olduğunu düşündüğüm adamın takım elbisesini eliyle temizlerkenki hâline tanık oldum. Ancak beni esas etkileyen kadının gözleri olmuştu.

Dünyanın en güzel gözleri değillerdi, hatta hiçbir orjinallik yoktu o gözlerde. Ama bakışları...
Bakışlarında bir şefkat, hareketlerinde bakışlarını tamamlayan bir anaçlık vardı. Karşımda annelik içgüdüsünü giyinmiş bir kadın duruyordu. Gözlerine çok gerekliymiş gibi yerleşen bir damla, o meleksi bakışı kadının yüzüne kondurmuştu. Modası asla bitmeyecek, kimsenin asla vazgeçemeyeceği dişi kıyafeti bu kadının üzerine cuk oturmuştu.

Adam farkında mıydı acaba bu bakışın? Tebrik salonundaki benden başka herhangi biri, elle tutulabilecek kadar keskin olan bu duyguyu yakalayabilmiş miydi? Bu âna benden başka biri tanıklık edebilmiş miydi?

Herifin sırtı bana dönüktü, göremedim ne karşılık verdiğini. Yine kıskançlığa kapılıp, kadını hak etmediğine hükmetmiştim. Üzüldüğünde kaçabileceği bir bakışa sahip olduğunun, sevincini ölümsüzleştirecek bir bakışa sahip olduğunun farkında olmadığını düşünmek istemiştim, çünkü aynı bakışa bir zamanlar ben de sahiptim...
Değerini bilememiştim...



QUOTE(siroguz @ Jul 3 2007, 12:07 AM) *
Sen bir martı, Boğaz’da kanat çırpan
Ben bir dalga, vapurlara çarpan
Bir simidi yakalamasan
Belki öperim dudaklarından.

Ben bunu çok sevdim, hem de çok. Kedi gibi kıvrılıp, sürünesim geldi bu dörtlüğün bir kenarına flowers.gif

Gönderen: baronio Jul 4 2007, 02:19 AM

forum resmi


Dizlerimde başın...


Dizlerimde başın. Elimizde birer kadeh kırmızı şarap, gözümüzde izlediğimiz filmin yadigâr bıraktığı gözyaşları. Boş gözlerle ekrana dalmışız, elim saçlarında, başın dizlerimdeyken. Filmin sonunda yazılar kayıyor ekrandan peşi sıra. Ve gözlerimi kapayıp yumuluyorum dudaklarına. Filmdeki çocuğun haline üzülüp döktüğün gözyaşları sızmış dudaklarına. Tuzlu tadın bu akşam. Rimellerin akmış, rujunu ben bozmuşum, saçın dizime yattığından dağınık. Şu şapşal halin bile öyle güzel ki! Hava sıcak ama bir engel teşkil etmiyor. Sırılsıklam olana, ter içinde kalana, nefes alamayana kadar sevişiyoruz, bağıra çağıra. Nefesimiz yankılanıyor parkelerde, sakız gibi bembeyaz saten duvarda. Bir sonuca bağlanmayıp, küt diye biten filmler gibi sevişmemiz. Ama hiç önemsemiyoruz. Çünkü tıpkı o filmler gibi, olup biten her şey hissedildi, söylenecekler söylendi. İllâ ki bir sonuca mı bağlamak gerek?

Üstümüz başımız ter içinde ama ikimiz de kalkıp duşa gitmeye niyetli değiliz. Ağızdan ağıza dolaşacak sigaranın fitilini ben ateşliyorum, hafif kaykılarak. Yüzümde aptal bir tebessüm, aklımdan hiçbir şey geçmiyor. Gece sessizliği, sokaktaki dükkânların neon ışıkları içeri vuruyor, kâh kırmızı, kâh mavi. Bir şey konuşulmamasına rağmen ortada bir tedirginlik yok. Kimsenin konuşmaya niyeti de yok. Tuhaf bir bağ bizimkisi. Konuşmasam, dokunmasam, sevişmesem, görmesem, hissetmesem de değişmiyor yüzümdeki tebessüm. Çünkü varsın. Ağırlaşan göz kapaklarım uykuya dalıp gitgide derinleşen nefes melodine daha fazla kulak misafiri olamaz hale geliyor. Küçücük burnuna bakıyorum başımı yastığa koymadan, ki yüzümde bir mutlulukla dalayım uykuya. Ne zaman baksam o burna ısırasım, mıncıklayasım geliyor. Gülmekten alamıyorum kendimi. Uyku bünyeme giriyor artık yavaşça.

Bir dahaki gözümü açtığım lahzada gün ağarmış. Ama rüya olduğunu sanıyorum. Orta büyüklükte bir oda, bomboş ama. Tek kişilik bir yatak yerde sersefil, duvarlar desen kireç demeye bin şahit ister, yosun tutmuş rutubetten belli başlı köşe bucağı, yerler bir zamanlar ahşapmış, şimdi ise her bir yerinden ayrı ses gelen, üzerinden parmak parmak toz kalkan rezil bir zemin olmuş. Burası ev değil viran. Ve eminim burada yatmadım gece. Hepsinden öte sen yoksun! Seni hissettim, iliklerimde, tenimde, dudaklarımda, dizlerimde... Kafamı yanıma çevirip baktığımda aklımdaki geceden kalan tek gerçek şeyi, sigaramı görüyorum, ağzı açılmış paketin içinden dışarı sarkmış iki dal. Gerçek olup olmadığını anlamak için alıp yakıyorum bir tane. Üçüncü nefesten sonra, odadaki kesif rutubet ve akşamdan kalmış küllüğün havasızlıkla duvarlara sinmiş kokusunun da etkisiyle gerçekliğe uyanıyorum. Seninle yattığım bir geceden daha, gerçekliğe açıyorum gözlerimi. Sigaranın dibine yaklaşırken her şey aydınlanıyor iyiden iyiye.

Her gecemi seninle geçirmek için bana yardımcı olan şeylerin etkisi sabaha kadar dayanmıyor. Ağrı kesicilerim onlar. Alkol, sigara, cigaralık hatta, kimi zaman da uyku hapı. Hiçbiri gerçeklikle yüzleşmeye sıra geldiğinde ortalarda bulunmuyor. Kotumla uyumuşum yine, üstümse çıplak. Gömleğimi alıyorum sırtıma ve atıyorum kendimi sokağa. Neyse ki sokak aynı sokak. Seni ilk gördüğüm, sinsi sinsi peşine düştüğüm, ha şimdi gelir, ha birazdan diye bir köşeye tüneyip o küçücük yüzünü düşündüğüm, sağda solda karşılıklı kendiliğinden bitmiş zehirli zakkumların açtığı dar sokakları, simsiyah giyinmiş yaşlı teyzelerin sardunyalarını suladığı, eşek sırtında yan oturmuş ağır aksak dama giden amcaların geçtiği ve ayağını üzerinde hissedecek kadar şanslı biçimli biçimsiz arnavut taşlarının uzandığı yokuş. Tüm bunları gördüğümü, hissettiğimi ve aklımın bir köşesinde yer ettiğimi şimdi anlıyorum. Seni bekleyişlerim de birer keyifmiş benim için meğer. Seni göreceğim iki dakika için saatlerce, kıçım acıdan kıyamet gibi ağrıyana kadar oturup beklemek bile damağımda tat bırakmış.

Her geçen gün azalır diye umduğum acım, nedense giderek artıyor. Yabancılaşıyorum her şeye. Tek bir hayatı bilir gibiyim. Her an ağlayabilir, şu an çekip gidebilir gibiyim. Oysa hiçbir zaman inkâr etmemiştim seni özlediğimi. Hiçbir zaman fakir ama gururlu adam olmamıştım ardından. Salya sümük ağlamış, gecelerce durmadan içmiş, bastığın kaldırımlara imrenerek bakmıştım. Buna rağmen devam ediyorsun üstüme üstüme gelmeye, gecelerime girmeye, geçmişimi bugünüm etmeye. Bir şekilde alışacağım buna da. Birazdan bu acım daha da artacak, ama neyse ki güneş batmaya koyulacak. O zaman ağrı kesicilerim beni bekliyor olacak. Bir şişe kırmızı şarap, en sevdiğimiz film, dizlerimde başın, saçlarında elim, ve sen... Hiç gitmediğin bu yerde...


******




Arkadaşlar hayranlıkla okuyorum yazılarınızı. Dae'cim, bu güzel yazını blogundan hatırlıyorum. Hatta blogunda bunun gibi çok severek okuduğum birkaç yazıyı daha unutulmaya terketmişsin. Kavundur karpuzdur ne gerekiyorsa temin edelim, yeter ki hız kesme. Yenilerini büyük bir hevesle bekliyorum. Siroguz, şiirlerini günde 3-4 kez okuyorum, her satırın üzerinde düşünüyorum. İnanılmaz bir kalemin var gerçekten. Hep şiir yaz sen dostum. smile.gif Ama @reel, işte senin yazılarında kayboluyorum. Kimi insanlar için bir şey ifade etmeyecek bazı satırları okurken gözlerim doluyor, bazen bağırmak istiyorum. Acımtırak sokak aralarında tekerlemeler söylerken bulur gibi kendimi, okurken kendimden geçiyor, yazılarında kayboluyorum.

Ellerinize sağlık arkadaşlar. clap2.gif

Gönderen: gündüzdoğanay Jul 6 2007, 11:03 PM

Üşüyorum...

Tilki uykusundayım.
Bir gözüm açık diğer gözüm kapalı.
Yanımda harikulade bir sıcaklık.
Derin bir uykuya dalmak istiyorum.
Olmuyor.
O sıcaklığı kaybetmekten korkuyorum.
Zaman akıyor.
Dayanamıyorum ve derin bir uykuya dalıyorum.
Korktuğum başıma geliyor.
Üşüyorum!

@gündüzdoğanay

Gönderen: gündüzdoğanay Jul 6 2007, 11:15 PM

Günbatımı.

Gün batımı ve kırmızılık
Tam kırmızı bile değildi.
Turuncu sanırım.
Ne fark ederdi?
O an bu evrenin dışındayken bile!

@gündüzdoğanay

Gönderen: reel Jul 12 2007, 12:16 AM

İki Kısa Paragraf

~upstream'e adanmıştır~
Hırsızlar saygıdan söz eder olmuşlar. Ee… Umut fukaralarının karşısındaki dev aynasıyım ben. Her baktıklarında mübalağayla arşa varan boylarının yanında, dibe vurarak toz tanelerine dönüşen beni sayamaz olurlar. Durum o hâle gelir ki; ben miyim ufalan yoksa hırsız mıydı baştan beri ufak olan. Neyse hırsız bildiği gibi çalmaya devam etsin, bense bildiğim gibi üretmeye. Ve biz konumuza dönelim artık...

~Sadece Bir Şişe~
Kuru fasulyeyle utanç arasında kaldım geçenlerde. Hayatım gaz kaçırır oldu. O kaçırdıkça da, ben utanır oldum. Bir ara bir içki şişesinin dibine esir düştüm, ama hayatımın gazıyla -bir hınç- kurtulmayı başarabildim. Sanırım hayatımda başarabildiğim tek şeyi de bir şişeye borçluyum. O olmasa kurtulacak ne kalırdı bu utanç kuyusundan…
-------------o-------------

Gönderen: daedalus Jul 12 2007, 12:32 AM

ORADA MIYIM?

Canım acıyor. Her aldığım nefeste canım acıyor işte. Kendimle kaldığımda düşünmek zorunda kalıyorum, yapacak başka bir şey yok. Düşünmeyi sevmiyorum, amaçsızca durmayı seviyorum. Duruyorum yolda. Geçiyorlar yanımdan, bazan çarpıyorlar bana. Canımı yakmıyor bu çarpmalar artık. Herkesin içindeki büyümeyen çocuğum ben. Herkesin içinde miyim yoksa herkesin içinde mi büyüyorum orta yerde? Büyümek için delirmeyen, küçüklüğünü de kabullenemeyen bir çocuk. Buzdolabının kapağına erişmek için uzanıyorum, açınca içeride ne bulacağımı bilmeden. Soğuk dolabın içi de. Sıcak bir yemek arıyorum yana yakıla. Yapacak da yok ki kimsem. Gurulduyor isteksizce. O da anlıyor belki çaresizliği, kabul ediyor beni olduğum gibi. Nedenler hiç umurumuzda değil ikimizin de. Tanımlamaya çalışmıyorum kendimi. Olduğum kadarım, kadarıyla oldum. Tanımıyorum da ayrıca ben kendimi, tanımak da istemiyorum lanet olası. Sen tanıyor musun ki kendini, karşıma geçmiş bana beni anlatabiliyorsun? Ben miyim sana beni tanıtan yoksa sen misin beni benden çıkartmaya çalışan? Ben ilgilenmiyorum benimle, benliğimle. Sen kandırmaya devam et çevreni, onlar da kanmaya devam etsinler tanıdıklarıyla. Yeter ki hepiniz benden uzak durun. Ben kanamaya razıyım.



gündüzdoğanay, aslında sana söyleyeceklerimi 1 sene kadar önce söylemiştim sanırım özel mecralar üzerinden. Üşüyorum'un imzası olmasaydı bunu gündüz yazmış derdim. Artık o derece aşinayım senin anlatacaklarına. Yine de diyorum, şu kısa hikayelere hani...

Gönderen: raskolnikov Jul 12 2007, 10:55 AM

Günaydın
Bugün güvercinlerle uyandım,
pencereme tıkladılar,
haylaz iki çocuk gibi
rüyamı bölüp kaçtılar.
Sizi gidi güvercinler
sizi.

Gönderen: reel Jul 24 2007, 09:25 PM

...

Gönderen: gündüzdoğanay Jul 28 2007, 11:54 PM

Elastik bitiş çizgisi.

Nasıl düşmüştüm bu duruma! Anlam veremiyordum. Her şeyi doğru yapmıştım. Sanırım. Ama olmamıştı. Bu boşluğa düşmekten kendimi kurtaramamıştım. Belki de kazanmamın mümkün olmadığı bir savaşa girişmiştim. Bilemiyorum. Ama bana kazanabilirim gibi gelmişti. Keşke birazcık daha çaba gösterseydim… Bir yarıştaymış gibi bitiş çizgisine uzansaydım. Son hamlemi yapsaydım. Yok olmazdı gene. Gecenin bu saatinde altılık paket birayı devirdikten sonra fark ediyordum. Bitiş çizgisini geçmem imkânsızdı. Çünkü bitiş çizgisi elastikti! Ben bitiş çizgisini geçmeye çalışırken o bitirmem gereken mesafeyi daha çok uzatıyordu. Bir türlü onu koparıp yarışı bitiremiyordum. Sabrım tükenmiş, sinir katsayım artmış ve yorulmuştum. Çabalarımın karşılığını alamıyordum. Büyük bir hayal kırıklığı yaşıyordum. En sonunda sikerim böyle yarışı deyip vazgeçmiştim her şeyden. Evet, olaylar bu şekilde gelişmişti.

Yeni bir hayata başlamıştım. İlk başlarda çok memnundum. Sorunsuz gibiydi her şey. Hiçbir şey için çaba göstermiyordum. Günlerim içki ve uykuyla geçiyordu. Sanki hep rüyada gibiydim. Uyurken de hayal görüyordum, içerken de. Hayal görmek güzeldi ama gerçeklikten uzaktı. Bir süre sonra bu tekdüzelikten canım sıkılmaya başlamıştı. Uğraşacak bir şeylere ihtiyacım vardı. Yoksa delirecektim. Yarışa tekrar dönemezdim ama. O kulvarda artık başkaları yarışıyordu. Ben hakkımı kaybetmiştim.

Hem zaten uzun bir maraton koşucusu olmadığımı da idrak etmiştim. Yapılacak tek bir şey vardı benim için ve onu yaptım. Uzun mesafe yerine kısa mesafeli yarışlarda şansımı denemeye karar verdim. İlk dört yarışımı çok rahat kazanmıştım. Zevkli yarışlardı bunlar. Bu yarışlarda yorulmaz ya da yıpranmazdınız. Harikulade bir şeydi benim için bu durum. Başarılı olduğum bir alan bulmuştum kendime. Yarış aralarında veya yarışırken bile içebiliyordunuz. Herhangi bir kısıtlanma yoktu. Gün geçtikçe bu yarışlarda ve hayatta ustalaştığımı hissediyordum. Özellikle kadınları daha iyi anlamaya başlamıştım. Bütün ıstırapların ve zevklerin kaynağını. Tehlikeli ve acımasız varlıklardı. Bir sırtlanı andırıyorlardı. O güzel gülüşleri ve şirinlikleriyle size sokulmaya çalışıyorlardı. Ve bunun için her yolu deniyorlardı. Başardıkları zaman yüreğinizden koca bir parça ısırık alırlardı. Sakat bırakırlardı sizi. Ruhunuzda tahammül edilemez bir acıyla baş başa kalırdınız. Bu durumdan çıkmak ve tekrar yarışabilmek için kullanabileceğiniz tek bir ilaç vardı. İçki! Masum bir ilaç değildi ama epey tatlıydı. Sonuçları bir kadının vereceği zarardan daha keskindi. Aslında içkiyle kadın arasındaki fark çok açıktı.

İçki seni terk etmez, öldürürdü. Kadın ise terk edip süründürürdü.

Gönderen: gündüzdoğanay Aug 2 2007, 12:03 AM

Sevmek.

“Sevmek “ demişti.
“Kolay bir şey.
Her şeyi sevebilirsin bu hayatta.
Ama bir şeyi daha çok seversin.
İşte özel olan buydu” dedi.
İnanmıştım.
Şimdi ben de seviyordum.
Ama onu değil.

Gönderen: gündüzdoğanay Aug 9 2007, 10:52 PM

Bir parça huzur...

Hepimizin isteğiydi.
Bir parça huzur.
Ama imkansızı istediğimizin farkında değildik.
Bu kadar değişkenliğin ve kaypaklığın içinde
Huzur aramak!
Samanlıkta iğne aramak gibiydi
Belki bulurduk, belki de bulamazdık
Sonuçta budalacaydı.
Ama hepimiz budala değil miydik bu yaşamda?

Gönderen: baronio Aug 12 2007, 12:22 AM

forum resmi


Çocukça İstekler...

Bir tas su döksem ardından, kuruyana kadar döner misin?
Öyle tenhalarda ki yüreğim, kalkıp giderken oynattığın dalların hışırtısından ürktü kırlangıçlarım, uçtular. Geri getirir misin?
Kazağına sarılıp uyumaktan usandım artık, bir el yanıma ilişir misin?
Bu sokaklar, bu sahil ıssız, sessiz ardından. Geri dönüp, bana bir tur verir misin?
Bir jeton atıp sokulsam yanına, benimle oyunlar oynar mısın?
Al tüm gazoz kapaklarım senin olsun, tadını özleyen dudaklarıma bir buse kondurur musun?
Ellerim soğuk, avuç içlerim terlemiyor sıkı sıkı elini tutmaktan uzun zamandır, hiç ummadığım bir anda arkamdan sokulup, koluma girip beni şaşırtır mısın?
Yokluğuna ağlar oldum, gündüz gece... Ben ağlarken, yanıma gelip, acıyan gözlerime üf yapar mısın?
O kadar yalnızım ki bakıp, okuyup, koklayıp sarılmak için, sana ayırdığım kalbim kadar beyaz bir günlük sayfasına iki satır yazıp, parfümünden sıkar mısın?
Top oynarken arkadaşlarımla, akşam ezanı okundu okunacak anların tedirginliğini, uzakta belirerek yok edebilir misin?
Tatilden ansızın dönmüş en yakın arkadaşım gibi bir anda karşımda belirir misin?
Doğumgünümde paketini açmadan ne olduğuna adım gibi emin olduğum bir kitap gibi, bana o gözkapaklarımın ardına kazınmış yüzünü armağan eder misin?
10'a kadar sayıp, yumsam, sağım, solum, önüm, arkam: sobe, saklanmayan: sen olur musun?
Adını bağırıp topu havaya attığımda, yere düşmeden gelip tutar mısın?
Sensiz bu rezil, yalan, sahte, gerçek hayata bağlanırım, kim bilir... Bir makas verir misin?
Seni özlemediğimi söylerken, parmaklarımı kenetlemiştim sayılmaz, bir daha sorar mısın?
Tokanı alıp kaçsam buradan uzaklara, ıssız, insanlardan uzak diyarlara, peşimden gelir misin?
Gizli gizli gelsem, evinin zilini çalıp kaçsam, bana çok kızar mısın?
Seni sevdiğimi şarkılarla söyleyip, parmakla beni gösterseler, uzaktan hınzırca bakıp, muzırca gülümser misin?
İçiyorum, ağlıyorum ve elimde resmin yine desem, bana inanır mısın?

Önüm, arkam, sağım, solum: sobe...
Saklanmayan: ...

Gönderen: baronio Aug 31 2007, 02:12 PM

forum resmi


Ev...


Otobüs çalıştırıyor motorlarını. Cama dayanmış başım, motorun hırıltısıyla sarsılıyor. Dalıp gittiğimi farkediyorum dışarı bakarken tam o an. İnsanoğlu düşünmeden bir tek salise bile geçiremezmiş, bir yerde okumuştum bir zamanlar. Ama zihnimin bomboş olduğunu hissediyorum. Kimbilir içten içe neler geçti aklımdan. Geçmişe bir sünger çekmeye çalışıyorum, belki de ondandır bu derin boşluk. Geleceği ise düşünemeyecek kadar yorgunum. Ama tuhaf bir huzur var yüzümde. Yaptığım hatalar, yaşadığım kötü şeyler yüzümü ekşitiyor aklıma düştükçe. Hayatıma dokunup geçen tüm kadınlar, canımı yakanlar, heder ettiğim dostluklar, kırdığım ailem ve bunlar bir bir yaşanırken benden teker teker gün çalan elemler de buna dahil. Bir daha kendimi böyle kötü hissetmek istemediğim için sağ elimdeki sarımsak, sol elimdeki soğan olarak kalmasını istiyorum tüm bunların. Ama en azından şimdilik, birkaç dakikalığına avcumu açıp bakmak istemiyorum.

Kolum kanadım düşmüş, başımı dik tutamıyor motorun ritmine ayak uydurmuş titreyen cama inatla dayıyorum, biraz daha sert dayarsam tüm sarsıntıları durdurabilecekmişim gibi sanki. Hâlâ evimi bulamamışken, evime dönüyor olmak ne tuhaf şey. Hayat 1-0 önde olabilir. Ama bu maç daha bitmedi. Hatta yeni başlıyor. Bir kez olsun kafamı kaldırmama müsaade ederse gücümü toplayıp kalkacak ve bir ucundan tutacağım. Bu sefer yılların değil ama yaşanmışlıkların getirdiği tecrübe olacak yanımda. Aynı hatalara düşmeyeceğim, bu sefer kaybetmeyeceğim dostlarımı, benim yüzümden gözlerinden damla damla yaşlar süzülmeyecek hayatıma giren kadınların. Artık evime gidiyorum. Ait olduğum yere. Gecenin ıssız, sessiz ve tüyler ürpertici sükûnetinde, bir ben sanki; önümde bir kadeh rakı, bir kadeh su. Rakıdan aldığım her yudumda eriyip bitirdiğim geçmişim, sudan aldığım her yudumdaysa bilinmeyen geleceğime dair ferahlatıcı bir umut. Evet, tam olarak bunu hissediyorum. Ve başımı yaslıyorum hareket etmeye başlayan otobüsün camına. O eller bana sallanmıyor ama yine de hüzünleniyorum. Evet... Evime gidiyorum.

Gönderen: Zephyros Sep 3 2007, 01:07 AM

HESAP


Rüzgâr aniden kesildi. Ortasındaki tek tahtası sökülmüş bank iç geçirdi hafiften. Yoksa sadece ona mı öyle geldi? Rüzgâr, bank aracılığıyla mı konuşuyordu onunla?
O gün yağmur yağdığını hatırlamıyordu; ya da önceki birkaç gün içinde. Ama yerler ıslaktı, toprak çamura dönüşmüştü, ılık ve sıvaşık. Sıçradığı yere yayılmaya hazır, rengini salmaya, uyumu bozmaya. Tam ortasına bastı, engelleyemedi kendini. Paçaları sulu kahverengine bulandı anında, dalga dalga altlarda, daha üstlerde damla damla. Okkalı bir küfür savrularak çıktı ağzından, duyulmadı ses. Kendi kulakları bile dokunamadı öfkesine. Cebinden kağıt mendilini çıkardı, eğildi. Ve ağrı geldi. Bir anda. Beline bir balyoz inmiş gibi, omurga halkaları kuvvetle, kıvılcım çıkartırcasına birbirlerine sürtünmüş gibi. Ve bir anda gitti ağrı, geldiğinden de hızlı; omurgaları hiç yokmuş gibi. Paçaları da tertemizdi, sahi neden kirli olsun ki? Göz alabildiğince çimenlikti Bozcaada'nın tek tepesi. Yeşil ve yumuşak. Zaten burada bir bank da yoktu, onun kulağına iç geçirerek bir 'son' fısıldayacak.
Kardeşi elinden elini kuvvetle çekip nereye koşmuştu; yine bakkaldan bir Eti Puf alıp hep o bakkalın önünde duran çirkin mavi Renault'nun önünde aklınca saklanarak onu mu bekleyecekti. Hep yaptığı gibi... Yoksa sadece bir kere, ama bir kere yaptığı gibi, bakkala doğru koşarken, aslında orada yolun kenarında durması gereken daha da çirkin, o gün kaportasına bulaşan kırmızıyla tüm hiçe dönüşmüş yaşamları aşacak kadar çirkin mavi Renault'un altında mı kalacaktı gürültülü bir sessizliğe gömülmek pahasına. O uzun, özenle taranmış koyu kestane saçlara hiç yakışmıyordu kurumuş, yapışkan kırmızı.
Hatırlamayı bıraktı. Ya da hatıralar çekilip alındı elinden. Ona hüzünle bakmış ve vücutsuzca çekip gitmiş bir çift göz kaldı sadece. Bir de paçasına bulaşmayan çamur. Bozcaada’nın tek tepesini göz alabildiğince kaplayan çimler onu sardı. Anlamlar biner biner yitirildi zihninde. Ve gözler de terk etti onu.
Çamur tüm vücudunu sarmıştı, o hissetmese de.
Bir kadın çığlık attı. Sıçradı oturduğu banktan.
Ters dönmüş motosikletin tekerleği, yüzünü güneşe dönmüş halde, pişkince, utanmadan dönüyor, dönüyordu.


Hepinizin elinize, yüreğinize sağlık arkadaşlar. Yolculuktan yolculuğa sürüklediniz beni. Sabırsızlıkla bekleyeceğim yeni şiirlerinizi ve yazılarınızı.


Düzeltme: Yazım yanlışı

Gönderen: gündüzdoğanay Sep 4 2007, 10:47 PM

Siktir et...

Hepimizin bir devri ve de zamanı vardı.
Bazen 1 dakika, bazen 1 gün, bazense1 yıl
Hayatı yakaladığımız sürelerdi bunlar.
Bazıları yükselişimizi bazıları da çöküşümüzü temsil ediyordu.
Fark etmiyordu aslında.
Aynı duyguları hissediyorduk.
Acıyı, neşeyi, hüznü, güzelliği…
Bu anlarda var olduğumuzu hissediyorduk.
Riskli bir hayattaydık.
Kısa bir süre mutlu olabiliyorduk.
Uzun bir süre de mutsuz.
Sadece vakit öldürüyorduk sanırsam.
Ya da vakit bizi öldürüyordu.

Gönderen: reel Sep 25 2007, 01:45 PM

U DÖNÜŞÜ

Gözlerimin, tek başına açılmaya çalıştığı bir boşluktan faydalanan beynim, düşünce denizinde kaybolmaya koyuldu. Bir saniye bazen insana günler gibi, bazen ise yüzyıllar gibi gelir, bilirsiniz. Ama hiçbir zaman saniyenin saniyeye karşılık geldiğini görmedim gariptir. Neyse bahsi geçen o anda, çapaklı, açılmak bilmeyen gözlerimde, kendimi bir milenyum aşmış, sabah ayazında işlerine koşuşturan karınca sürüsünü izler buldum. İlginçtir, düşünmeye çabalıyordum. Meğer aşk ve arabesk kokulu, bol çentikli bir bankta dinleniyormuşum. Beynimdeki derya oyunları da boşuna değilmiş meğersem. Kordon’daymışım. Dakikalar geçtikçe hatırlar oldum. Geceden yorulup bedenimde dinlenen alkol ise, işe koyuldu. Susattı tekrardan bedenimi. Bir şeyler hatırlıyorum geceden. Sanki hayatımın melodisini dün gece yarısı dinlemiş ve hayatıma hüzünlü bir şarkıyla yön vermem gerekmişti. Anlıyorum. İzinsiz "U" dönüşü yapılmayan, biçare sona doğru yaklaşıyorum. İçim bulandı. Alkolden mi, gelecekten mi acaba? “Boş ver” diyerekten, bir şişe soğuk su daha içeyim üzerine. –ki cevaplar arasında beynimi yanıltabileyim. Tamam, artık biliyorum. Alkolden. (:

-------------o-------------

Gönderen: siroguz Sep 27 2007, 11:44 AM

Yaklaşık 2 ay önce, Ortaköy'den evime giden uzun yolda şekillenen son halini de geçen gün alan eğlenceli bir deneme:


İstanbul'u yiyorum gözlerim dalmış

Ortaköy’de görmüşler beni,
Konuşurmuşum kendi kendimle,
Gözlerim dalmış denize,
Ha bir de elimde kumpir.

Bir gün de kuyrukta görmüşler Eminönü’nde,
Bir yandan gülermişim durduk yere,
Bir yandan da martıları selamlarmışım,
Kuyruğun sonu balık ekmek.

Sabahlara kadar Taksim’de dolaşırmışım,
Güzellere meyilim varmış,
Gözlerde mânâ ararmışım,
Geceye hamburgerle başlayıp.

Sultanahmet’te yarenimle otururmuşum,
Görenlerin dikkatini çekmiş;
Masanın bir tarafında ben, bir tarafında o,
Ve üstündeki köfteler.

Aşklarımı sordular nihayet,
İstanbul dedim; şaşırdılar,
Yemek dedim kala kaldılar,
Halbuki elimdeki kokoreç.

smile.gif


Gönderen: orboris Oct 7 2007, 10:04 PM

QUOTE
Babam çıktı geldi bu gece evimize, ansızın değil gerçi ama beklenmedik… Önce telefon etti geliyorum, güvercin, resim falan dedi anlamadık, ama elbette buyur ettik, gel dedik.

Geldi, kendisine göre bibuçuk, bana göre iki duble içmişti, yine de biralarıma ortak olmaktan kaçınmadı. Güvercin meselesi, yengemin yaptığı kekte güvercin figürü çıkmasıymış, http://www.larende.com/site/page.asp?dsy_id=44699 gerçekten. Amcamı internette görmek şaşırttı beni, aradım, “Allah yazısı çıksaydı prim yapardı amca, güvercin prim yapmaz, zaten Ecevit de rahmetli oldu” dedim, gülüştük.

Sonra paylaştığımız alkolün de etkisiyle anıları canlandırdık, ne zamandır uzunca konuşmamıştık da, iyi oldu. Babam dedemden sözetti, Çumra’nın en yakışıklı at arabası sürücüsüymüş ve 23 yaşında, babam daha 1.5 yaşındayken zatülcenpten, doktor ve ilaç olmadığından ölmüş. “İki torununun da doktor olduğunu görüyorsa mutludur şimdi”dedi, sanırım beni ağlatmaya çalışıyordu.

Çocukluğumun silik hatıralarından söz ettim ben sonra, Kadınhanda beni kovalayan sarı köpekten, halamın evin salonunda, leğende zorla yaptırdığı banyodan, motorlu drezinle yaptığımız kısa ve titrek gezintilerden… Hepsini hatırlıyordu babam ve daha fazlasını. Bu arada yediğim tek dayak diye hatırladığım şeyin aslında tek olmadığını da öğrendim. Nasıl dövmüşse babam beni zamanında hiç iz bırakmamayı başarmış.

Öyle kopuk kopuk ki ilk çocukluğumun anıları… Bir köy evinde gece işemeye kalktığımda etrafta koşuşturan beyaz tavşanlar gerçekmiş meğer, beni parkta gezdiren asker elbiseli adam da Sadullah Dayı’nın oğluymuş. İçinde kaybolup gittiğimiz o geniş kanyon Sarıköydeymiş ve beyaz örtüler ve bir bıçakla hatırladığım, diğer dedemin cenazesiymiş.

Daha bir sürü şey anlattı babam, bir sürü bölük pörçük hatıramın eksik parçalarını tamamladı. Akhisarda sinemadan çıkarken güzel sesiyle “iyi geceler, iyi geceler” diyen kadının Nesrin Sipahi olduğunu, fasülye şekerleri alırken yeni çıkmış 50 Kuruşları 2.5 lira diye yutturduğumuzu sandığımız Gar Büfecisinin aslında durumun farkında olduğunu öğrendim.

Turuncu bisikletimi, kocaman lojman bahçesinde yaptığımız futbol maçlarını, prize tornavida sokulmayacağının ve erimiş kurşunun sıcak olduğunun öğrenilmesinin acı verici olduğunu, bir kurbanlık koyundan ancak küçük bir şiş kokoreç çıktığını da birlikte hatırladık. Hastalandığımda evimize kadar gelen Doktor Haluk Beyin annemin endişesini nasıl kolayca giderdiğini, kızamık çıkardığımda zevkle yediğim “Kızamık Şekeri”ni ve sarılık olduğumda tüm ısrarlara rağmen yemediğim kuş etini…

40 yaşındayım, babam da 66 yaşında. Bunca sene yapılmamış bir konuşmayı neden ve nasıl yaptığımızı bilmiyorum. Bu geceyi hiç unutmayacağım.

Babama evine kadar eşlik edip anneme teslim ettim, babamın el koyduğu biraları bakkaldan takviye edip evime geldim ve klavyenin başındayım. Bu akşam bazı şeylerin ne kadar vazgeçilmez (yeri doldurulamaz) olduğunu, iki satır sohbetin verdiği zevkin yerini doldurabilecek hiçbir maddiyatın olmadığını bir kez daha anladım. Babam anlattı, hatırlattı tekrar bunu. 8 yıl önce ölümün kıyısından dönmüş ve bundan sonraki hayatının bir hediye olduğuna inanan babam.

Teşekkür ederim baba, boşuna yaşadığımı düşündüğüm bu zamanlarda bana hayatın yaşanmaya değer bir şey olduğunu hatırlattığın, hayatıma küçük de olsa anlamlar kattığın için, teşekkür ederim….

Belki sizin de böyle bir konuşmaya ihtiyacınız vardır, belki anıları canlandırmak size de iyi gelir. Ne bileyim, yazdım işte öyle, içimden geldi,yazdım.

Gönderen: gündüzdoğanay Oct 10 2007, 09:46 PM

Nakavt.

Soluk renkler ama baskın bir sarı,
Bulanık ama derin düşüncüler,
Acı ama minnet ve sevgiyle andığımız anılar,
Rakı ve balık muhabbetleriyle geçen akşamlar,
Hasat dönemi gibi bir hesap dönemi,
Yaptığımız yanlışlar, yapmamız gereken doğrular,
Unutulmaz bir kızıl, utanmaz bir yüz,
Benim ve egolarımın karşılıklı yumruklaşması
Isıtmayan ama aydınlatan bir hakemin bakışı,
Orospu zamanın sonraki raundu göstermesi,
Ayağa kalkmak için birkaç bira içişim,
Nakavt olmak için çok güzel bir güz akşamı.

Gönderen: gündüzdoğanay Nov 17 2007, 12:14 AM

Bir ben var bir de benliğim.

Bir ben var bir de benliğim.
Gerçek ve hayal arasında.
Bazen ben bazen de benliğim baskın çıkıyor
İyiyle kötü arasında.
Üçüncü şahıslarda karar veremiyor
Doğru ile yanlış arasında.
Boş bir hayat yaşıyoruz
Sevgi ve nefret arasında.

Gönderen: reel Nov 20 2007, 03:41 AM

KISSADAN HİSSE

Bir zamanlar köyün birinde, zamanın yaşına vermiş olduğu görmüşlüğü erdem sanıp ben oldum diyen bir ihtiyar yaşarmış. Sanki bu ihtiyara hatalardan hata beğen diyen zorba bir köy ağası varmış gibisinden bir gün köy meydanında bir gazoz kasasına çıkmış ve başlamış marabanın ağzına sakız olacak söylemlere...

"Ey ahali! Ben erdim.
Aynı anda iki deliğe pislerim.
Hiç gocunmam bundan, gerinirim.
Yaklaş hele, sana da öğreteyim."


Sözler birbirinin ardını takip etmiş. Gel zaman git zaman, yaparım ederim cümleleri karşısına dikilmiş zavallı ihtiyarın. Bayırları aşıp gelmişler meğersem köy meydanına. Erdim diyen bilir mi ki; bir ova, bir bayır eşit olsun bir evrene. Önce çıkasın kendi küçük diyarından, ışık gelsin göz bebeklerine. Yine de... bir güzel kazmış elleriyle ilk deliği. İkincisini ise bir-iki metre uzağına. Eee... bir saniye arayla pisleyeceksin her iki deliğe.

İhtiyarımız çömmüş deliğe...

Bundan sonrası midemizi bulandırmadan kıssadan hisse, iki deliğe aynı anda pislemeye çalışan sonunda sıçarmış kendi üstüne...


-------------o-------------

Yazıyı yazmadan beş on dakika önce, ikiyüzlülüğün dibe vurduğuna ve dostluğun övgüyle şahlandığına şahit oldum. Meğerse bu dünyada veyahut bir başkasında, -sadece- gerçekleri görenden değil, her şeyi gördüm diyenden korkmalıymış.

Ne yapabilirim? İroniyi herkesin sevdiğinden biraz daha fazla severim. Tüm yazdığım ona olan sevgimden, yoksa iki küçük açının yanında yer alan hipotenüsten banane, karşıda koskoca dik açı dururken...

Gönderen: siroguz Nov 23 2007, 07:52 PM

İsimsiz Şiirler:

Git! Seni durdurmaya mecalim yok,
Son kuvvetimi ağlamak için saklıyorum.

Bu dünyadan göçmek için acelem yok,
Ağır ağır tek başıma yürüyorum.

Elimden tutacak başka ele ihtiyacım yok,
Hayat yolunda kendimi zor taşıyorum.

Her yaptığım işe nokta koyacak halim yok,
Ben hayatı içimden geldiği gibi yaşıyorum.

Ve son kez yüzüne bakmaya cesaretim yok,
Dur! dememi istersin diye korkuyorum.




Semada yalnız dolaşan bulut
En güzel şeklini al bugün
Mazideki yağmuru unut
Rüyalara desen ol bugün
Ardında esen rüzgar yok bugün.

Alsan beni de yanına
Götürsen onun olduğu diyara
Senin için zor olsa da
Yağmur olup yağar mısın benim için?

Gökyüzünden iyi görebilir miyim?
Onu görünce kalbime hakim olabilir miyim?
Cesaretimi toplayıp kendimi bırakabilir miyim?
Belki saçlarına düşerim...



Bir rüzgâr vardı hani,
Saçlarını okşayıp geçen.
Kum vardı, ayakkabına girip,
Ayaklarına sürünen.

Uzak bir yıldız,
Geceleri pencerene göz kırpan.
Bir çamur, nedendir bilinmez,
Eteğinin ucuna bulaşan.

Bir kuru yaprak,
Bacaklarına sürünen.
Üşümüş bir kar tanesi,
Yanağında ısınıp eriyen.

Gönderen: gündüzdoğanay Nov 28 2007, 11:10 PM

Karanlıktan hoşlananlar

Büyük bir ruhsal bunalım geçiriyorlardı.
Bazıları işini, bazıları sevgilisini, bazıları da ruhunu kaybetmişti.
Çok şey kaybetmişlerdi!
Bir çoğunun hayatla hesaplaşması gerekiyordu.
Yapabilirlerse.
Yenilgilerinin görünmesini istemezlerdi, çünkü hala bir parça gururları vardı
Genelde bir barın en kuytu köşesinde veya izbe bir yerinde takılırlardı.
Karanlıkta, siyahlar içerisinde
Yeryüzünün tüm dogmalarına karşı
Başkaldırmak, isyan etmek ve tekrar savaşabilmek için içiyorlardı.
Kendilerine bir amaç bulmuşlardı en sonunda.
Ama bilmedikleri şey her zaman kaybedecekleri bir savaştı bu.

Gönderen: pospolen Dec 9 2007, 12:03 AM

Bu geceye hüzün hakim sanki. Belki artık alışkanlıkları bırakmanın gerektiğinden geliyor, belki de tek başına kalmaktan. Bilmiyorum neden kaynaklandığını, ama hüzün var işte!

Hüznü severim aslında. Semereleri boldur. Çalışmayan yerlerimi çalıştırır, anımı renklendirir. Ama bu geceki farklı. Damağıma farklı tatlar çalınıyor. Öyle bir tat ki, ana malzemenin tadını kırıyor, almak istediğim zevki engelliyor. Aslında tadı kötü değil. Sadece merak duygusu, tatma duyumumun önüne geçiyor. Acı, boşluk, sıkıntı, pişmanlık, rahatlama... Bunların hepsi veya hiçbiridir belki. Bilmiyorum. Bilmedikçe nefret ediyorum. Nefret ettikçe kuruyorum. En sonunda kendime döngü oluşturuyorum, dönüp duruyorum.

Gönderen: gündüzdoğanay Dec 15 2007, 12:18 AM

Jenerik
Siyah beyaz görünüyordu her şey
Eski bir filmin jeneriği gibi
Görüntüler durmadan akıyordu
Zincirini kırmış vahşi bir hayvanın hiddetiyle sarsıyordu zaman.
Öç alırcasına
Yaptığım hataları, pişmanlıkları yüzüme vuruyordu.
Elimden bir şey gelmezdi artık.
Mutsuzluğumdan mutluydum.
Makul değildim.
Ta ki bilinmeyen bir zamanda,
Tekrar bir oyuncu olana kadar…

Gönderen: baronio Dec 15 2007, 03:51 PM

Senin kalemine kurban olayim ben! worshippy.gif

Gönderen: borndead Jan 5 2008, 03:18 AM

Edit: Hatalı başlığa ileti göndermişim. Ama hazır yazmışken; kalemine sağlık makaveli.

Gönderen: makaveli Jan 25 2008, 07:55 PM

Son kadeh

Kalbur üstü düşünceler vardı aklımda
Belirsizlik dizboyu…
Bataklığa saplanmış bir antilop gibiydim
Hangi yöne gideceğime bir türlü karar veremiyordum.
Şişemin son kadehini içiyordum.
Son kadeh deyip geçmeyin
Kolay değil o kadehi içmek.
En azından benim içim
Sancılı oluyordu her şey.
Her kadehte hayatımdaki bir problemi çözüyordum sanki.
Son kadeh her zaman büyük vuruş içindi ama.
Son kadehi içtim ve rahatladığımı hissettim gene.
Neyi çözdüğümü bilmeden…

Gönderen: reel Feb 9 2008, 06:46 AM

Bu gece kor sobaya baktım ve düşündüm; İçime sıcaklık salan bir tek sen varsın sebepsiz.

Gönderen: borndead Feb 9 2008, 06:58 AM

Şafak vakti, gidenin ardından...

Ve sahte gülücüklerin, basit maskeleri düştüğünde;
Us, geçmişten seslerle başbaşa kalır.
Duyuyorum;
En son bu odada yankılanmış ruhunun ayak sesleri...

Gönderen: borndead Feb 10 2008, 04:11 AM

Bir "eşşek şakası" üzerine anımsamalar...

QUOTE
Zor değildir kötü bir şiiri yırtıp atmak. Daha iyisini yazabilirsin muhtemelen ama, bir insan mahvolduğunda her zaman bir nedeni var mıdır? Elbette... Elbette... Elbette ama, acısı hep aynıdır! Ve şaka, ölülerin ölmekte olanlara ölüm dağıttığı bu kentin ya da herhangi bir kentin en iğrenç şakalarından biridir.

Gönderen: gündüzdoğanay Mar 13 2008, 11:35 PM

Yavan

İçimdeki boşluk her gün biraz daha büyüyordu.
Bir kara delik gibi…
Her şey anlamsız bir hale geliyordu.
Koltuğumda oturup biramı diplerken
Pencereden dışarı bakıyorum.
Sabah güneşi ve tan kızıllığının arasında bir fark
Olmadığını fark ediyorum.
Birbirini izleyen ardışık sayılar gibiydiler.
Artık sadece sıralanıyorlardı.
Hayat gitgide yavan bir hale geliyordu.
Var olmanın acısını çekiyordum.
Bir gün bir şeylere anlam katabilme umuduyla
Mücadeleye devam kararı veriyorum.
Anlamsız bir şekilde.

Gönderen: gündüzdoğanay Apr 9 2008, 12:01 AM

Anlamsız bir hüzün
Yaşamın sırlarını bilseydik
Ne boktan bir hayat olurdu tahmin bile edemiyorum.
Rus ruleti oynar gibi anlamsızlık içinde olmasaydık,
Ne anlamı kalırdı bir tren istasyonunda
Camdan geçen ışınların çiçeklerin üzerindeki görüntüsünün
Bizde uyandırdığı evrenin sahteliği ve gerçekliği hakkındaki düşüncelerin.
Veya sonbaharda bir öğle vakti sararıp yere düşmüş yaprakların içimizde uyandırdığı hüzünün…
Ya da bitmiş bir sevginin arkasından hayata acı acı gülümsemenin bizde yarattığı zevkin.
Hiç birinin bir anlamı olmazdı.
Bu boktan yazı gibi…

Gönderen: baronio Apr 9 2008, 10:44 PM

QUOTE(baronio @ Jun 27 2007, 11:14 PM) *

Benimkisi Dudak Tiryakiliği


Arada kapımı çalan basıp gitme sendromlarına kayıtsız kalmak olası değil. Zaten ruhum kendimi bildim bileli her şeyi bırakıp gitmeye teşne.

Ama her an gidebilirim buralardan. Nereye diye sorma. Hiç kimsenin adımı bilmediği bir yere dersem gülersin. Anlayacağın kaçışlarım bile yalan. Kendimden kaçmaya çalıştığımın ben de farkındayım. Ama olmuyor işte, yapamıyorum.



Dünyanın bir ucunda, kafam bır milyon. Her gece içer, her gece kendimi dağıtır oldum. Ama ne hikmetse aklımda hâlâ sen, o küçük yüzün, gülümsemen, somurtman, rimellerini yanında taşıyan gözyaşların. Kaç ay oldu dediğimi yapalı. Kimsecikler adımı bilmiyor burada. Bana Nuno diyorlar, senin kalbinden neler çektiğimden bihaber. "Nasıl olur da kız arkadaşın olmaz" diye soruyorlar. Cevap veremiyorum. Versem de kimse anlamaz içimde kopan fırtınaları zaten. O yüzden kendimi de yormuyorum. Her gece başka kadeh, her gece başka bir beden, aklımdaysa sen... O gülümsemenle; hiç aklımdan silinmeyen.

İtiraf zamanıdır bu zaman de; geliyorsa çok içinden. Evet inkâr etmeye niyetim yok bu kez, ya da gitmeye tekrar... Seni hâlâ deliler gibi sevdiğimi söylemeden...

Gönderen: borndead Apr 11 2008, 03:42 AM

QUOTE
Hiç...
Anlamıyorum ki, nedir beni gecenin bu vakti uykudan alıkoyan? Başımdan aşkın bir derdim mi var? Hayır. Hiç olmadı değil, ama artık olmayacak. Belki de bunun boşluğudur içime dert olan. Bir bira masası muhabbetinde "Aidiyetsizlik" diye alıntılamıştı "bir dost", ben de sohbetle alâkadar olmayacak şekilde aptalca bir fantezi kurmuştum bu kelimeyle. Değer verilen varlık kalmayınca, kaybetmekten endişe edilecek bir şey de kalmıyor geriye. Pek çok insan yarını düşlerken geçmişin gölgelik yerlerinde buluyorum kendimi. Çocukluğumun o siyah-beyaz anılarına baktıkça birini kaybetmekten tırstığım günleri özlüyorum. Sevecek bir şey vardı, ya da nasıl denir, onu da bilmiyorum ki. Umuda yakın bir şeydi sanırım, biraz eksik biraz fazla. Ama umut değildi, orası kesin. İçimden yükselen sesler kulağımı tırmalıyor. Nedir geceler boyu şu dört duvarla alıp veremediğim?

Oysa ki gün ışıdığında geçmişti... Yine geçecek, biliyorum. Aynı geceler değişmeyecek olsa da, hatrı sayılır bir çoğunluğunda memnun olacağım hâlimden; defalarca kez tecrübe ettim bunu. Yukarıdakileri yazdığımda İstanbul yolcusuydum, yine İstanbul yolcusuyum. Bu düşünce tekerrürünün izahı da bu olsa gerek.

Gönderen: baronio Apr 12 2008, 10:40 PM

Belki Bir Zaman

Yalan gibi geliyor
Koca bir yalan, söylediğim kendime
Bir an olsun durmadan
Sanırım dedikleri doğru
Böyle geldi, aynen gidiyor
Bir elimi tutan olmadan
Olsa bile kimi zaman
O elde seni bulamadan

Üzerime üzerime geliyor hayat
Her nefeste biraz daha öldüğümü hissediyorum
Sabah gün ağarırken gözüm dalıp gidiyor
Binbir şey aklımda, odağında sen
Ne bir şeyler düzeliyor, ne de bir umut
Bir gün daha başlıyor
Seni unutmayı başaramadan

Gönderen: gündüzdoğanay Apr 15 2008, 12:08 AM

Martı

Bir martı uçuyor
Yeşil ve mavinin üzerinden
Çok sakin ve mutlu bir uçuşu var
Özlem duyuyorum o an ona.
Bir pike yaparak kayboluyor dağların arasından.
Gözüme bir karaltı takılıyor
Dallamanın biri o iğrenç vücuduyla güneşimi kesiyor,
Düşüncelerimi darmadağın edip,
huzurumu kaçırıyor.
Dayanamayıp içkimi dipliyorum.
Gözlerimi kapıyorum ve martıyı düşünüyorum.
İmreniyorum o martıya
Bir pike yaparak kaybolmak için

Gönderen: carlitos Apr 15 2008, 12:15 AM

QUOTE(gündüzdoğanay @ Apr 15 2008, 01:08 AM) *

Martı
...
İmreniyorum o martıya
Bir pike yaparak kaybolmak için


ne de güzel dediniz..

Gönderen: (3) Apr 16 2008, 03:31 PM

Hayatım boyunca, okumaktan büyük bir mutluluk ve keyif almışımdır,yazmayı ise becerememişimdir.Sayenizde müdavim'i olduğum,okudukça mutlu olduğum bir sayfam daha olmuş oldu.Teşekkür ederim.

Gönderen: DayDreamer May 21 2008, 12:14 PM

Bu aç, susuz gönüllere yazdıklarınızla aş oldunuz. Hepinizin ellerine sağlık, yazdıklarınız hiç eksilmesin.

Gönderen: gündüzdoğanay May 23 2008, 09:07 PM

Gölge

Bendim o duvarın arkasındaki gölge
Dikkat çekmeyen ve sıradan görünmeye çalışan
bazen silik bazen koyu,
zamanı geldiğinde yok olabilen,
mutluyken acı çeken
acı içindeyken mutlu görünen,
hayatta bir çırak iken
usta gibi davranabilen,
katıksız saçmalığın içindeyken
hep normal görünmeye çalışan,
kara delikten kurtulmaya çalışan
bir kozmonot misali…

Gönderen: gündüzdoğanay May 29 2008, 10:05 PM

Sarhoş olmak için güzel bir gece daha!
Sarhoş olmak için güzel bir gece daha
Önce bir müzik açarsın
Piazzola’dan veya Aznavour’dan
Gözlerini kapatırsın dinlerken
Rahat koltuğuna otururken
ama
Hiçbir şey gelmez gözlerinin önüne…
çünkü
Bir günü daha anlamsız bir şekilde heba etmişsindir.
Acı bir şekilde farkına varırsın.
biraz
Daha votkaya sarılırsın.
Yavaş yavaş ayılmaya başlarsın
çünkü
İçtikçe ayılır insan.
Aynı anda hem geçmişi hem de geleceği düşünüyorsundur artık
Mahvettiğin hayatları ve hayatını
Mahvedebileceğin hayatını ve hayatları…
Huzursuz olursun.
Artık düşünmek istemiyorsundur
Şişeyi bitirirsin
Sonra sıradakini...


Gönderen: melisa hülya Jun 10 2008, 08:43 AM


Arkadaşlar, alalace yazdığım kısa "alacakaranlık kuşağı" öykümü yayınlıyorum:
( Klişe,klişe,klişe, farkındayım ama bu ilk denememdi, idare ediniz)

MESAİ


Bir holding de temizcilik yapan bir kadın, her sabah aynı saatte gelir, kimse gelmeden önce masaların tozunu alır, yerleri siler. Şirkette çıt bile yoktur derin bir sessizlik vardır. Bir sabah yine yerleri silerken, masalardan birine yaslanmış bir adam belirir, kollarını kavuşturmuş ve sabit bakışlarla bakmaktadır. Kadın çok korkar, buraya nasıl girdiniz dış kapılar henüz kilitli der. Adam gülümser ve bir sigara uzatır. Kadın burada sigara içmek yasak der, adam ısrarla uzatır sigarayı. Kadın saate bakar saat:08:00 dir ve 09:00 da herkes gelmeye başlayacaktır. Sigarayı alır, adam çakmağı uzatır. Kadın tedirginlikle sigaradan bir nefes alır.Adam a kim olduğunu ve ismini sorar. Adam yine gülümser:

-Kim olduğumun ne önemi varki? Bu odada ilk kez sigara içiyorsun, nasıl bir duygu ? diye sorar kadına
-Ürkütücü der kadın.neden böyle bir cevap verdiğine kendisi bile şaşırır.
Adam:
-Her sabah aynı saatte buraya geliyor, zamanında işini bitirip evine gidiyor, sonra ertesi sabah tekrar ve tekrar aynı şeye devam ediyorsun. Holding binasındaki herkes için mesai saatleri içinde sen bir şişe detarjandan ibaretsin, çünki seni görmüyor, tanımıyorlar belki bir erkek bile zannediyorlar şu tertemiz yerlerin masaların böyle olma sebebini. Belki bu bile akıllarına gelmiyordur onca koşturmanın içinde. Peki bu duygu ürkütücü mü?
Kadın şaşkın bakışlarla adama bakar:

-İlginç bir yaklaşım bunu hiç düşünmemiştim.Sıradan biriyim ben, böyle olmak daha huzurlu geliyor bana, kimbilir belki kaçıyorum insanlardan, kırılmaktan yada kavga etmekten kaçıyorum. İşim bitip binadan çıktığımda bile hergün aynı ve sıradan işlerle uğraşıyorum. Alışveriş, tek başıma gittiğim bir restaurant, sanırım hep yalnızım ve bu oldukça güvenli.
Anlamsızca saate bakar kadın, hala 08:00 ı göstermektedir. Durmuş sanırım diye düşünür ve kolundaki saate de bakar o da aynıdır.
-Saatiniz kaç acaba, sanırım saatlerde bir sorun var.
-Saatin kaç olduğunun ne önemi var ki? der adam. Senin için zaman , süre başından bitene kadar yapman gerekenlerin bir yolculuğu. Peki ya bu yolculuk hesapta olmayan bir yere getirseydi seni, zamanı hangi süre için sayardın?
-Anlayamıyorum, der kadın. Elindeki sigara bitmiş ve farkında olmadan külleri yere dökülmüştür.
-Gözlerini kapat der adam.Süre başlamak üzere.
Kapatır gözlerini ve açtığında üzerindeki giysiler değişmiş, holding binasının kapısında dikelirken bulur kendisini. Bir işkadınıdır. Kapıdan içeri girer camekanlı bir pano vardır ve oradaki görüntüsüne bakar. Çok şık ve alımlıdır, elinde dosyalar vardır. Bir genç kız koşarak gelir yanına
-Nerde kaldınız toplantı bitti ama sorun değil , ben sizi idare ettim, projenizi anlattım çok beğenildi. İmza aşaması için bir ara odanıza geleceğim ve şu zam olayımı da konuşalım bir ara.
Genç kız göz kırpar ve yanından uzaklaşır. Kadın az önce gözlerini kapattığı yer olan ve kapısında adı soyadı yazan odaya gelir, kapısını kapatır, masasına oturur. Tüm bunlar bir düş olmalı diye düşünür, ve emin olmak için odadaki eşyalara dokunmaya başlar, herşeyi hissedebilmektedir. Yere bakar, küller yerdedir, az önce durduğu yerde.” Bu gerçek olamaz” der. Az önceki adamın tekrar gelmesini isteyerek kapatır gözlerini.

Kapı çalar, az önceki kız içeri girer telaşla:
Çok üzgünüm ama şef yarın a kadar şirketin son 10 yıllık bilançosunu istiyor ve biliyorsunuz bu gece mesaiye kalmam imkansız.
-Anlıyorum der kadın masasında onlarca dosya vardır, klasörlere bakar bir süre
-Tamam sen bana bırak ben hallederim.

Kız geri gelir:
-Şey çok özür dilerim ama yarın mesaiden önce bitmiş olması gerekiyormuş.Kolay gelsin der ve yeniden çıkar.

Bir gecede hiç anlamadığım bir şeyi nasıl öğreneceğim diye düşünür kadın.Ve bunu neden yapacağım hakkında en ufak fikrim bile yok, zaten anlatsam kimse bana inanmaz.tek çözüm yolu şirketten ayrılmak diye düşünür ve istifasını vermek üzere kapıya yönelir.Genel müdürün odasına gider ve kapıyı çalar. Adam kapıyı açar
-Gel bakalım yine ne oldu?
-Şey ben işten ayrılmak istiyorum.
-Saçmalama hayatım ne ayrılması nerden çıktı bu şimdi?
Kadın afallar, adam da şaşkın şekilde kadına bakmaktadır
-Sen gece içkiyi fazla mı kaçırdın? Ayrılmak falan yok unutma bu işi bir şekilde tamamlamak zorundayız, hem biz ortağız dimi, yarı yolda bırakmak yok bilirsin
Kadın odadan çıkmak için kapıya döner ve adam bileğinden tutup geri çeker:

-Bak, herşey bitmek üzere başarmak üzereyiz, bunca zaman bunun için bekledik, ben sustum, kimseye hiç bir şey anlatmadım, bana borcunu ödeyeceksin, yoksa..
Kadın koşarak çıkar odadan, koridorda kızla çarpışır, kızın elinde yine bir sürü klasör vardır:
-Bunları unutmuşum tam sizi arıyordum odanızda yoktunuz?
Kadının gözü duvardaki saate ilişir saart 08:00 ı göstermektedir.
-neler oluyor diye sorar kıza saate bakarak. Kız cevap verir
Evrakları yarına kadar yetiştiremesseniz çok kötü şeyler olur der ve gülümseyerek uzaklaşır.
Kadın odasına gelir, kapıyı kilitler ve masasına oturur. Yerdeki küle takılır gözü ve daha önce durduğu yere gelir, ayakkabısının bitişiğindeki küllere bakıp düşünmeye başlar.Nasıl bir belaya bulaşmış olabilirim der. Binadan ayrıldığı anda az önce konuştuğu adamın kendisini bulup öldüreceğine dair korku duyar. Dosyaları masasına alır ve açar klasörlerden birini.Sayfalar boş ve tek bir yazı yoktur.Klasörlerdeki tüm dosyalara bakar hepsi boş,hepsi yazısızdır. Kapı çalar ve içeri giren kişi, o sabah konuştuğu sigara uzatan adamdır.
-Aman Tanrım iyki geldiniz der kadın, çıldırmak üzereyim bugün burda neler oluyor Tanrı aşkına yardım edin bana.
-İmzalamanız gereken bir evrak var , böyle apar topar gelmek istemezdim ama sanırım bu imzaya şirketin çok ihtiyacı var der adam. Kadını hatırlamamaktadır sanki.
-Neler söylüyorsun sen diye bağırır kadın. Bana neler olduğunu hemen anlatacaksın der ve üzerine yürür. Adam geri çekililr:
-Şeyy çok özür dilerim ama siz gece içkiyi fazla mı kaçırdınız?
Evrak uzatır kadına
-Lütfen lütfen imzalayın artık.
Kadın evrağı eline alır bomboş bir kağıttır evrak.
-Bunun nesini imzalayacağım ben, nesinii!!!! Klasörler boş, dosyalar boş, raflar, dolaplar, herşey bomboş
-Hanımefendi, isterseniz bir tatile çıkın çok fazla çalışıyorsunuz, kesinlikle haddim değil ama sanırım yorgunluktan oluyor bunlar.
-Yorgunluk mu!! Her sabah bir saatlik temizlik için buraya geliyorum, bütün gün boşum nasıl yorgun olabilirim ki?
-Anlaşıldı der adam ve evrağı masaya bırakıp odadan çıkar.

Kadın odanın duvarındaki aynaya doğru yürür, ve yüzüne bakar. Tam o sırada , arkasında beliren temizlikçi kadın yansır görüntüye.Bu da bir hayal der ve arkasını döner. Temizlikçi kadın orada öyle durmaktadır ve elinde bir sigara ona uzatmaktadır. Saat yine 08:00 ı göstermektedir.
-Kim olduğumuzun ne önemi var ki? der temizlikçi kadın. Yere bakar , kül yoktur artık.
_ Aman Allah’ım sen kimsin, seni tanımıyorum burda ne işin var diye ısrarla sorar kadın.
- Senin için bir deterjan şişesiydim belki, birbirimize zaman devredip durduk taki benim için süreyi bitirene kadar. Ve senin süren başladı her gece sabaha kadar yetiştirmen gereken evrakların olacak artık. Benim biten süremi sen devralacaksın.
Sigara?
Kadın afallamıştır. Sigarayı alır, temizlikçi kadın çakmağı uzatır. Nasıl bir duygu diye sorar.
-Ürkütücü der kadın oldukça ürkütücü , çünkü sigaranın dumanını hissetmiyorum
Herşey soluklaşır, ekran sislenir, son görüntüde şunlar vardır:

Temizlikçi kadın sabah 08:00 da her sabahki gibi temizlik için kadının odasındadır. Tam o sırada diğer kadın , sabaha yetiştirmesi gereken evraklar ve şirketin müdürü ile birlikte, planlarından bahsetmektedirler.Amaçları şirketin tüm hisselerini üzerlerine geçirmektir. Bu sebeple planlarını hisseden, en baştaki gizemli adamı öldürmüşler ve delilleri yok etmek hakkında konuşmaktadırlar. Temizlikçi kadın bunu istemeden duymuştur.Kadının elinde yanmakta olan bir sigara vardır ve temizlikçi kadına doğru atar çok sinirlenmiştir buna şahit olduğu için.Adam kapıyı kitlemiş ve temizlikçi kadını tehdit etmeye başlamıştır. Sigara yere düşmüş, ve onlar tartışırken hiçbiri ateşin kağıt parçalarından birini tutuşturup halıya yayılacağını ve küçük çaplı bir yangın çıkacağını tahmin etmemiştir, hizmetçiye iftira atıp, yasak olduğu
halde odada sigara içtiğini söyleyip işten kovdurmuşlardır. Kadın ve adam yeni bir plan yapmak ve konuşmak için o sabah sinirle arabasına atlamış ve yolda bariyerlere bindirip kaza yapmışlardır ve her ikisi de ölmüştür. . Kadın, sonsuza dek , yetiştirmesi gereken evraklar, imzalaması gereken boş bir kağıt için saat hep 08:00 ı gösterecektir. Süre onun için sonsuza kadar bitmeyecek, çünki hiç başlayamayacaktır.


Gönderen: melisa hülya Jun 10 2008, 09:51 AM



SON GECE


Sessizliğin çelişkisine lanet yağdırmadan önceydi son söz-süzlüğümüz. O akşam, orada, o lüx ve şatafatlı restaurantta buluşmak kimin fikriydi ilk önce kimin aklına gelmişti, hatırlamıyorduk. İki kişilik yalnızlığı biriktirip, masaya gelecek olan hesabı ödeyecektik, bedeli pahalı olmalıydı ayrılığın belki de, sembolik anlamlar yüklemeyi sevmiştik, kimbilir. Geçmişi düşünmek boşunaydı, güzel anılarımız da olmalıydı halbuki, var mıydı? Hijyenik hayallerimiz olmuştu, dokunulmazlığımız, başkalarının gözüyle görmek istememiştik belki uyumsuzluğumuza en çok dokunulmazlık yakışırdı. Hani zıt kutuplar çekerdi, yalan, bu kandırmacaydı, zıt kutuplar dağıtmıştı çoğaltırken mutsuzluğu. Birbirimize dönüşürken anlamıştık kendimiz olamadığımızda, kendimizdeki birbirimizin bedeli olacaktı ayrılık. Susuyorduk, kelimelere susamaktı bu. Gözleri ne güzelmiş, farketmemiştim. Belki hiç hüzünlü bakmamıştı daha önce.( bakmış mıydı yoksa, ya bu hüzün değil se ). Sorular,sorular. Cevaplayamadığım soruları veriyordu yine, bunu yine yapıyordu hiç konuşmazken bile.
- Konuşmayacak mısın?
dedim. Neden bunu söylemiştim, ne anlamsız bir soruydu. Sanki mecburmuş gibi. Kurmadığı cümlelere nasıl da ihtiyacım vardı şimdi. Oysa her kavgada, susması için nasıl da uğraşırdım. Bu son cezaydı belki, evet beni böyle cezalandırıyor olmalıydı.
Sustu. Sonsuza dek sürecek bir bekleyişin ilk adımını atar gibi. Kuracağım ilk cümle olsaydı o an " biz nerde hata yaptık" derdim ama diyemedim. Bunun bir parçası olmaktan korktum nedense. ( belki o da bunu düşünmüştü )
Dakikalar geçiyordu, masamızdaki yalnızlık büyüyordu, hiç büyümediği kadar hem de. İç sesleri, düşünce balonları dönüp duruyordu üstümüzde, bir türlü yağmayan karamsar bulutların kasvetleri gibi. Neredeyse sağanak yağacak cümleler, bir yağsa.
- Olmadı, olmuyor dedi. Ne klişe bir son söz dedim iç-sesime.
Ayağa kalktım, çıkmalı, kaçmalıydım o hayatın içinden, onun hayatından. Konuşamadım, susamadım, kendi sesimi bile duyamadım, zaman durdu. Meğer insan ayrılırken, hani ölünce film şeridi gibi geçer derler ya hayatı gözlerinin önünden, ruh ölümü gibiydi bu, belki ona dönüşen ben in ölümüydü, kimbilir.
Bileğimi tuttu.Ve o an anladım, bu yeniden doğuştu.Reenkarnasyonuydu biten bir gecenin, yeni gecelere doğuşu:
- Gitme dedi. Sözsüzlük sensizlikten zor değil.
İlk defa ağladım, hem de ağlamaktan hiç utanmadan...

Gönderen: melisa hülya Jun 18 2008, 11:27 AM


DADAİST ŞİİR ( ANLAMSIZLIĞINDA ANLAM BULMA TELAŞINDAN MUAF )

Sembolik anlamlar yükledik sözlerimize
Sonra karmakarışık oldu herşey
Verdiğimiz sözleri unuttuk
Anlaşılmaz cümleler kurduğumuzu
Anlayana dek.
Düz ifadelerden imla hataları ürettik
Hatalarımızı aldık yanımıza
Ders aldık dedik.
Biz diye birşeyden dönüştük tekliğimize
Her kestirme yolu uzatıp
Bu en yakını dedik, uzak kaldık, uzadık kısaldık
Az gittik , çok kaldık söylenmemesi gerekenlere hep yakın olduk
Şimdi buna şiir demek cesaretini göstereceğim
Hayatın gözleri bozuk
Neye nasıl bakarsanız
Gördüğü kadarını veriyor size
Bir kötü şiir vermiş bana çok mu
Nede olsa bu anlamsız şiire bakıp
Hatırlayacağınız bir şeyler olmalı
Kötü bir şiir olduğundan önce

Gönderen: pospolen Jun 24 2008, 10:22 PM

TAŞ VE KAN


Ne zaman öleceğinizi biliyor musunuz? Ben bilmiyorum. Aslında bugüne kadar da bu konuyu pek düşünmüyordum. Ölümün daha çok metafizik boyutu beni ilgilendiriyordu. Hala da öyle sanırım, pek emin değilim şu an açıkçası. Peki ölmeden önce neler yapmak istediğinizin bir listesini yaptınız mı? Ben yapmadım. Sadece mesleğimin erbabı olmak istiyordum. Hala da öyle sanırım, ama cümledeki "sadece" kelimesi fazlalık oluşturuyor şu an. Peki gözlerinizin önünde yaşayan bir varlığın ölümüne şahit oldunuz mu? Ben oldum. Şahit olduğum gibi altüst de oldum. Daha bir saniye önce hayatı kana kana içiyordu o varlık. Turistlerin attığı yemin ardından sürükleniyordu bir o yana, bir bu yana. Daha uçacaktı, meydanın ortasına sıçarak kendisine şahsım tarafımdan küfrettirecekti kendisine, ama olmadı. Kanlar meydan taşlarını boyadıkça, beynimde sorular birbirini kovalıyordu. Ben de mi bir anda böyle ölecektim? Ya yapmak istediğim şeyler? Benim yüzümden sekteye uğrayan hayallerim? Onlara ne olacaktı? Susarak, hareketsiz kalarak hata mı yapıyordum yoksa? Ve buna benzer bir sürü sorular. O güzel kuş bu dünyada son saniyelerini yaşarken, benim içimde olan bir şey de artık bu dünyadan göçüp gitmek istiyordu...

Bir şeyler yapmam lazım, harekete geçmem lazım, susmamam lazım. Lazım da lazım, anasını satayım. Peki içimde ölecek olan şeyin yerini cesaret mi alacak, kör cehalet mi? Bunu ayırt edemiyorum işte. Ayırt edebilirsem, hemen şimdi zerkederim zehri içime ki ölsün içimdeki o lanet şey...

Gönderen: melisa hülya Jun 25 2008, 10:52 AM

@pospolen

Hayata ve ölüme dair:

Ben de çok şahit oldum bir canlının ölümüne: bazen bir çiçeğin, bazen ölüm öncesinde dayanılmaz acılar çeken kanser hastası bir genç kızın, bazen gözlerimin içine bakarak kollarımda ölen kedimin, bazen gazetelerin 3.sayfa haberlerine bakıp isyan ettiğim de oldu. Çok oldu bunlar, hatırlayıp içimi acıtan öyle çok anı varki ölüme dair. Kaç kez ölümden döndüm milimetrik hesaplarla, anlatsam inanamassınız, buna şahit olanların yüz ifadeleridir en çok aklıma kazınan. Ölüm sadece bir odadan diğerine geçiş. İsyan etme, hayata nasıl teslim olduysak ölüm de o kadar doğal olacak. Sevdiğimiz, bağlandığımız herşey, ve bizler de bir gün o odaya geçeceğiz. Hep şöyle düşün: Onlar diğer odadalar. Hala güneşin doğuşunu görebiliyorken, baharın çiçekleri açtırdığını, hala hayaller kurabiliyorken yitip gidenlere ağıtlar yakma, üzülecekler ağıtlarına belki de, hala güzel şarkılar duyabiliyorken. Bizler hayata küsersek, o da bize küser. Ve en kötüsüdür ruh ölümü. Hayata tutunacak dalların elini sakın bırakma, ölümün elini tutmadan önce. Son pişmanlık sadece o an gelecek çünkü.Ve geriye dönüş olmayacak. Hani derler ya, sen gül dünya gülsün, ağla yalnız ağlarsın. İnan bu hep böyle değil, seninle ağlayacak insanlar da olacak, yeter ki umutlarını kaybetme. Kimse ağlamassa ben ağlarım seninle, al sana ispat. Haklıyım, herşeye rağmen yaşamak güzel, tüm karamsar şiirlere inat, hatta kendi yazdığım şiirlere bile....

Gönderen: melisa hülya Jun 26 2008, 07:04 PM


PLATONİK

Gülüşünde saklıydı çocukluk resmin
Siyah güllerin tablosuydu her mevsim
Akşam duraklarda tütün kokusu
Bulaşırdı saçlarına davetsiz misafir gibi.
Kaçırdığın trenlere, gelmeyen otobüslere
İsyan yağdırırdın alalacele.
( Keşke hiç gelmese )
Bir başlamamışlık öyküsüydü
Olmayan anılarımız.
Yanyana olmak telaşıydı
İki kelimeyi kavuşturma yeteneksizliği
Cümlelerle saygısızca buluşurken
Sarhoşluğumuz bana dairdi
Boş bir kadeh , dopdolu cin-tonik
Kendimden uzaklardaydım yine
Platonik.









Gönderen: melisa hülya Jun 28 2008, 05:18 PM


NOSTALJİK

Nerede kimbilir
Hangi akşam yorgunluğunda kaldı
Gecikmiş yemeğe ,saat kaç oldu
bekleyenleri bekletmek olur mu?
Hava kararmış
Sofraya kalabalık yanaşmış
Evin reisi kaşlarını çatmış
Az önce yakınımdaydı
Çocukluğum
nere kayboldu?









Gönderen: gündüzdoğanay Aug 14 2008, 12:13 AM

Şişemin yarısı, gerçekliğin tamamı-2

Yapamıyordum.
Bu kadar düzensiz ve belirsiz bir hayatın içindeyken
Bir şeylere ulaşmak ve ona sahip olmak imkansızdı.
Ve
Umutsuzluğum her geçen gün artarken
Yalnızlığım
Evren gibi genişlerken
Tutunabilmek için bir güce veya referans noktasına ihtiyacım vardı.
Şişemin yarısı gerçekliğin tamamıydı.
Evrenin dışına çıkmak, cehennemin kapısında olmak, normal veya herkesten ve her şeyden uzakta olabilmek için.
Çok kısa bir süre için.
Aynı hayat gibi…

Gönderen: gündüzdoğanay Aug 26 2008, 08:16 PM

Fragman

Güneşin batışı
Hiç bu kadar yalnız hissettirmemişti bana.
Denizin üzerindeki yansıması bile
Ne kadar parçalandığının göstergesiydi.
Ben de parçalanıyordum.
Fiziksel olarak fena değildim.
Ama duygusal olarak hala dipteydim.
Geçmişte tıkılıp kalmıştım.
Aşmak zordu benim için.
Çaba sarf etmiyordum.
Zamanında bir film izlemiştim.
Tamamen kızıl bir dünyada geçen.
Mutlu bir hikayeyle başlayıp
Kahramanın sevdiğine ulaşamadığı
Filmin sonunda hüznün boy gösterdiği
İzlemesi zevkli ama yaşaması acı bir filmdi.
Çok düşündüm.
Bizim filmlerden farklı olmamız lazımdı.
Hayat bir kurgu olamazdı.
Ama ya Tanrı bu evrendeki en büyük yönetmense!
O zaman rolümüzün hakkını verip
Acı çekmeye devam etmeliydik.

Gönderen: reel Jan 27 2009, 12:42 AM

Özel Bir Peçet(e)
Hazır mobilya satan mağazaların ürünlerini andırıyorum. Sunuyorum kendimi bir pakette. Monte ediliyorum isteklerine göre. Kişinin becerisiyle alakalı bazen bir iki tahtam eksik kalıyor haliyle. Aynen gerisin geri iade. Depoda, defoluların arasında yerimi alıyorum. Ama işte göz bu. Gördüğünü anımsıyor. Şu tasın içindeki düşlüyor onu. Kalp bu, onsuz zamanla parçalanıp yitiyor. Ardından mı? Yerim boşalıyor arızalılar rafında.

Gönderen: Roronoa Zoro Jan 28 2009, 11:59 AM

Ne zaman bu başlığa baksam reel'in yazılarıyla mest olur, gündüzdoğanay'ın yazılarıyla da başka diyarlara gider, baronio'nun yazılarıyla duygularım depreşir....

Kılıç ustası ne zaman kılıçlarını kınına koyar, derin düşüncelere dalar o zaman bu başlık ilaç gibi gelir....

Hepinizin yüreğine, kalemine sağlık....
Umarım kaleminizin mürekkebi hiç bitmez....

Gönderen: gündüzdoğanay Aug 3 2012, 01:36 AM

ışık huzmesi ve hissiyat

Öğleden sonrası
Işık huzmelerinin diyarındayım
Bitmeyecek bir rüya içerisindeyim sanki
Viskimin verdiği gaz ne kadar iyi olursa olsun
Her şeyin bu kadar güzel gitmeyeceğini anımsıyorum
Sıradanlığın, yanılgıların veya
Soluklanmak için girilen birahanenin birinde
Kokonanın birinin bir içki ısmarla demesinin
Keriz yerine konulmaya çalışılmasının tekdüzeliğine
İsyan etmemek elde değil…
Her şeye siktir çekmek
Ve
Umarsızlığa dik bir açıdan dalmanın verdiği
Gazla yudumluyorum içkimi
Ve düşünüyorum her zamanki gibi.
Bu hayata katlanmamı sağlayan dayanağımın
Masumiyetini
Ve bende olmayan özelliklerini sahiplenişimin
Bende yarattığı mutluluğu…
Şanslı bir piçtim
Bir kedinin punduna gelene kadar yaşadığı zamana kadar…

Powered by Invision Power Board (http://www.invisionboard.com)
© Invision Power Services (http://www.invisionpower.com)