IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> Paranoid Park (2007)
BuRnOut
mesaj Apr 13 2008, 07:12 PM
İleti #1


Edilgen Bir Uyumsuz
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,851
Katılım: 31-May 07
Nereden: Düşler Ülkesi.
Üye No.: 8



forum resmi


IMDB
Paranoid Park (2007)

Directed by: Gus Van Sant
Genre: Drama
Plot Outline: A teenage skateboarder's life begins to fray after he is involved in the accidental death of a security guard.
User Rating: 7.3 / 10 (3,074 votes)
Runtime: 85 min
Awards: 2 wins
Cast: Gabe Nevins, Daniel Liu, Taylor Momsen, Jake Miller


İçsel karmaşanın zihinsel tezahürü…


Gus Van Sant aslında sevdiğim yönetmenlerden biri değildir. Ne Hollywood’daki filmlerini severim ne de bağımsızlarını… Eskilerinden My Own Private Idaho ve son dönem bağımsız Sant sinemasından da Elephant’ı hariç tutarsam, genel olarak sinematografisi bana pek hitap etmez. Buna karşın, sağı solu da belli olmayan bir yönetmen. İlginç ve bana sığ gelen düşünce yapısına karşın, Sant’ın filmlerindeki karakterler genelde belli kalıplarla sınırlandıralamayacak derecede farklı da olabiliyor. Bu yüzden, Sant’ın sinemasını topyekün gözardı etmek de mümkün değil. Yönetmenin son filmi Paranoid Park’ta yine böyle ilginç denilebilecek bir karakter üzerine kurulu. Son filminde toplumla uyum sağlayamayan tipik bir ergenin, istemeden bir adamı öldürmesi sonrasında yaşadıklarını anlatan yönetmen, geniş planda da genel olarak gençliğin sorunlarını ve bazı politik mesajlarını da filmine yedirmiş.

Filmi izlemeden önce okuduğum bazı eleştirilerde, filmdeki Alex karakterinin içsel karmaşası ve yaşadığı vicdan azabı Dostoyevski ve onun Suç ve Ceza’sıyla bağdaştırılmıştı. Öncelikle Gus Van Sant’ın öyle geniş bir çerçevesi ve derinliği olan bir bağımsız yönetmen olmadığını düşünüyorum. Bilmiyorum, kendisi Suç ve Ceza’daki Raskolnikov’la Alex’i bağdaştırma gibi özel bir gayrete girdi mi, girmedi mi. Fakat, bana kalırsa bu tez doğru değil. Öncelikle Alex henüz ergenlik çağında ve toplumla uzlaşamıyor. Ailesi boşanmanın eşiğinde ve aile üyeleriyle iletişim sorunları yaşıyor. Bunlarla beraber, neyin ne olduğunu bilecek kadar da düşünceli bir çocuk Alex. Kardeşinin bu sorunlar karşısında tökezlediğini annesinden ya da babasından daha iyi biliyor. Topluma uyum sağlayamadığının kendi de farkında, ama bunu dert etmiyor. Filmin ilk bölümünde kaykay yapan gençleri izlerken Alex düşüncelerini izleyicilere açıklıyor ve o düşüncelerini açıklarken, aslında içsel olarak Alex’in o kadar karmaşa içinde olmadığını fark edebiliyoruz. Her şeye dışarıdan bakan bizler için, Alex toplumun geneline göre farklı bir karakter olduğu için belki uyumsuz, fakat kendi içinde her ergenin yaşadığı sorunları yaşayan, ama bunları fazla da büyüterek yaptığı eylemleri bu sorunlara bağlayamayacağımız kadar da sıradan bir birey.

Bence ikinci önemli farklılık ise, vicdan azabı konusunda kendini gösteriyor. Raskolnikov suçuyla birlikte yaşayamayıp suçunu polise itiraf ederken, Alex içini kız arkadaşının tavsiyesiyle mektuplara döküyor. Daha sonra da bu mektupları kimseye göstermeden yakıyor. Burada bu tavsiyeyi yapan karakterin bayan oluşu da direk Suç ve Ceza’daki Sonya’yı akıllara getiriyor belki. Ama buradaki vicdan azabının boyutları ve karakterler tarafından algılanış tarzları oldukça farklı. Alex, baştan beri kaykayını dış dünyanın gerçekliğinden kopmak, bir süreliğine özgür olabilmek ve etrafındaki bütün baskıdan sıyrılmak için kullanıyor. Yaşadığı olay sonrasında geçirmiş olduğu içsel değişim, bir anlamda Alex’in bu naif ve insanlardan uzak dünyasını da paramparça ediyor. Burada Alex’in yaşadığı vicdan azabı, bir nevi toplumsal gerçeklikle onun yüzleşmesine de ön ayak oluyor.

forum resmi


Yönetmenin ilginç bir tercihi de; Alex’in hikayesini Alex’in düşünceleri aracılığıyla onun gözünden yansıtması olmuş. Bütün süreç Alex’in zihninde şekillenirken, onun içsel olarak sorun yaşamadığı filmin henüz başlarında çizgisel bir anlatım hakim, fakat cinayet anının gösterilmesinden sonra, Alex’in yaşadığı içsel karmaşayla birlikte olay örgüsünün aktarılış tarzı da birden değişmeye başlıyor. Sahneler arasında kopukluklar, flulaşan görüntüler, Alex’in telaşını gösteren sahneler, cinayet anına yapılan belli belirsiz geri dönüşler derken, yönetmen bizleri de Alex’in zihninde bir yolculuğa çıkarıyor. Özellikle görüntü yönetmeni Christopher Doyle’ın bu sahnelerde Alex’in düşüncelerini dışavuran bir anlatım yapısını başarıyla yansıtması yolculukta yönetmenin yardımına koşuyor. Bu sahnelerde yönetim olarak oldukça yalpayan ve ipin ucunu sıklıkla kaçıran yönetmen, Doyle’ın başarılı simgesel anlatımıyla kayıpları en aza indirgiyor. Görüntü yönetmeni olarak Christopher Doyle’ın bu filmde kullanılması da aslında oldukça ilginç bir tercih. Zira daha çok Kar Wai Wong filmlerindeki durağan ve duygusal sekanslardaki başarısıyla sivrilen Doyle’ın, kaykaycı gençlerin dünyasını aktarmaya çalışması riskli bir şey. Sonuçta bu dünya oldukça hareketli görüntülerden oluşan bir yapıyı da beraberinde getiriyor. Belki Gus Van Sant’ın Gerry’si için Doyle biçilmiş kaftan olurdu, ama Paranoid Park ikili içinde riskli bir girişim olmuş. Sonuçta Doyle kendi yeteneğini filmde kullanarak, filme fazladan şeyler katmış. Bunu inkar etmek mümkün değil. Özellikle Alex’in düşüncelerini açıkladığı ve yeşillikler arasında kendini herkesten izole ettiği sahnelerde Doyle’ın duygusal durumları dışavuran o kendine has renkleri ve kadrajlarıyla kurduğu etkileyici dünyayı gözlemlemek mümkün.

Paranoid Park, ne bir Dostoyevski tarzı karakter yaratıyor ne de kendini çok ciddiye alıyor. Günümüz toplumunda sıkça rastlayacağımız tipik bir ergenin, yaşamış olduğu durum sonrasında bozulan içsel dengesini ve gençlerin çoğunluğuna yayılan kayıtsızlık durumunu aktarıyor. Araya boyundan büyük politik mesajlar da sıkıştırmayı ihmal etmiyor tabii. Yönetmen Gus Van Sant olunca, ben filmin geneliyle çelişen bu ufak tefek şeylere artık çok şaşırmıyorum açıkçası. Fakat Sant ne zaman bunu yapmaya kalkışsa filme fazla geliyor ve oldukça yapay duruyor. Hikayenin aksadığı yerler, kurgunun yetersiz kaldığı noktalar, karakterin fazla kapalı göründüğü durumlar da mevcut Paranoid Park’ta. Ben filmi cinayet anının gösterildiği sahne ve sonrası diye ikiye ayırmayı uygun görüyorum. Eğer öyle bakarsak, filmin ikinci yarısında çok fazla göze batan yer var. Yine de bütün noksanlarına rağmen, bağımsız Gus Van Sant sinemasında Paranoid Park iyilerden biri. Bunda görüntü yönetmeni Christopher Doyle’ın da hakkını yememek lazım. Paranoid Park, yüksek beklentilerle izlemeyen izleyiciler için ilginç olmasa da, izledikten sonra oturup tartışılabilecek ve üzerine kafa yorulabilecek bir yapım. Hikayeden çok, anlatım yoluyla farklılaşmayı seçen yönetmen, izlenirliği yüksek bir film kotarmasa da meraklılarının sıkılmayacağı bir film yapmayı başarmış.


--------------------
forum resmi

Zaman, hediye vermez insana
ve doğru diye bir şey yoktur onun kıyısında



User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
R0BlN
mesaj Apr 13 2008, 08:53 PM
İleti #2


Puck:Robin
Group Icon

Grup: Yönetici
İleti: 3,727
Katılım: 31-May 07
Nereden: İstanbul
Üye No.: 7



Envai çeşit müziğin son derece başarılı bir şekilde filme yedirildiğini de not etmekte fayda var. Elephant'ta gördüğümüz kurgusal yapıyı bir adım daha ileri götürerek cinayet öncesi ve sonrası diyebileceğimiz yapıyı gayet iyi oluşturup filmi -tepe noktası cinayet/kazanın vahşi görüntüleri olmak üzere- bir piramit gibi inşa etmiş Van Sant. Bazı yorumların aksine hiçbir şey anlatmayan bir film değil, ama bir başyapıt (Hatta Van Sant'ın en iyi filmi) olmadığı da kesin.

Güzel incelemen için teşekkürler BuRnOut flowers.gif


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Clint Eastwood
mesaj Apr 13 2008, 09:37 PM
İleti #3


Quick on the trigger
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,528
Katılım: 2-August 07
Nereden: Somewhere in Time...
Üye No.: 207



İncelemen için teşekkürler BuRnOut. flowers.gif

Bence film birçoğunun yüzeysel şekilde dediği gibi hiçbir şey anlatmıyor. Bu da yüzeysellikse öyle kabul edilebilir. Karakterin iç çatışması çok belirgin değil bence. Çok mat oynamış Alex, zaten sürekli soğuk soğuk bakıyor. Olaylar karşısında da çatışma yaşamayı bırakın, hiçbir şey olmamış gibi duruyor gibi geldi bana.

Toplumdan bazen soyutlanan ve istediği gibi yaşayan birinin başına gelen olayları zaman zaman izledik. Filmin 10 dakikalık bir hikayesi var bana göre.

Gus Van Sant favorim arasında değildir ama zaman zaman kayda değer işler de çıkarıyor; Meselâ Drugstore Cowboy ve Elephant. Ama bu filmi gerçekten hiç beğenmedim ve shift+del'e kuvvetlice asıldım...


--------------------
KLASİK FUTBOL

Öyküsü olmayan adam, Bufalo çayırındaki rüzgara benzer...

Moon Station Z

Sinema, edebiyat ve müzik üstüne bir blog.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
R0BlN
mesaj Apr 13 2008, 09:50 PM
İleti #4


Puck:Robin
Group Icon

Grup: Yönetici
İleti: 3,727
Katılım: 31-May 07
Nereden: İstanbul
Üye No.: 7



Facebook'tan seçilen oyuncunun Benetton reklamlarındaki baby face tiplerden olduğunu görüp tıpkı o mankenler gibi donuk olmasının yönetmen tarafından emredildiği hissini almıştım ben, Clint smile.gif Mat diye tarif ettiğin oyunculuk bence yönetmenin bilinçli bir tercihi.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
melih
mesaj Apr 13 2008, 10:05 PM
İleti #5


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,451
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 2



İnsanları ikiye ayırdığı doğru Paranoid Park'ın. Hem de çok keskin bir çizgiyle ayırıyor. Yalnız, benim canımı sıkan bir tarafı var, bunun bir film olmaması. Ve maalesef bu lafı ben de kullanacağım, tırnak içindeki entel kesimin beğeneceği, ama neden beğendiğini açıklayamayacağı bir görselden ibaret sadece. Siyah bir resme yarım saat bakıp derin anlamlar çıkarmaya çalışmak gibi bir şey Paranoid Park. Flash ile yapılan bir denemeden hiçbir farkı da yok gözümde. Çünkü ortada bir konu dahi yok. Anlatım yok, gösterim var sadece. Ki bu da Alex'in peşine takacağım birkaç gizli kamerayla benim bile yapabileceğim bir mesele. Görüntü yönetmenliğine tabii ki lafım yok, ama bu kadar başarılı görsellik bile çok ucuz bir dilencilik olarak sırıtmıyor, Sant'ın sıfır anlatımı üstüne örtülmeye çalışılmış bir yama olarak durmuyor da ne işe yarıyor Allah aşkına!

Fazla düşünmeye gerek yok; ya tuval siyaha boyanmış, ya da tuvalin kendisi siyah.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
R0BlN
mesaj Apr 13 2008, 10:29 PM
İleti #6


Puck:Robin
Group Icon

Grup: Yönetici
İleti: 3,727
Katılım: 31-May 07
Nereden: İstanbul
Üye No.: 7



Ben entel değilim, ama neden beğendiğimi açıklayabilirim, dae. Çünkü güzeldi smile.gif


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Apr 22 2008, 11:38 PM
İleti #7


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



Gus Van Sant sineması genel olarak zevk almadığım ama kendine has örnekleri barındıran bir sinema. Paranoid Park da BuRnOut’un tespitlerinde dile getirdiği olumsuzluklara katıldığım bir filmdi. İnsan, vaktini boşa harcatan filmlere her ne olursa olsun kızıyor. Eleştirmeye kalktığında da doğru kelimeleri seçemeyebiliyor. Bu kızgınlıktan dolayı ben BuRnOut kadar yumuşatılmış şekilde ifade etmeyi beceremezdim açıkçası. Kaldı ki Sant’a, onun sinemasına ya da genel anlamda özensiz minimal anlatımlara soğuk birinin anlaması, zevk alması da beklenmemeli. Benim Paranoid Park’tan yegane beklentim (evet bir beklentim vardı!) Christopher Doyle görselliğiydi. Ne var ki bu filmde onu da bulamadım diyebilirim. İncelemede sözü edilen sahnelerden aynı duyguyu alamadım. Neticede görsellik de görecelikten nasibini alıyor. Doyle’u Doyle yapan şiirsellik, estetik ve ustalık Paranoid Park’ta altına Doyle imzası atılamayacak kadar “normal”di bence. Doyle’u Doyle yapan unsurlar hakkında az biraz bir şeyler geveleyebilecek kadar Doyle örnekleri izlemiş biri olarak şahsi kanaatim bu yönde. Demek istediğim, ben Doyle’u herhangi bir görüntü yönetmeninin rahatlıkla çekebileceği planlardan farklı bir vizyonu olduğu ve bunu perdede hissettirebildiği için severim. Yani Paranoid Park’ta “evet işte bu tam Doyle’un işi” dediğim tek bir sahne bile hatırlamıyorum. Yanlış anlaşılmasın, Doyle’dan umduğum her zaman Wong Kar Wai şiirselliğinde bir sanat değildir. Alelade bir filmi bile yukarı taşıyabilecek ustalıkta bir çift gözün yaratıcı dokunuşlarıdır. Christopher Doyle, çekeceği filmin hacmini hesaba katan, ama bununla yetinmeyip ona hacim katan bir sinema adamı. Künyesinde Doyle ismini görmesem, kesinlikle ona konduramayacağım bir filmdir Paranoid Park. Olaya yüzeysel baktığımın düşünülmesini istemem. Neticede bu görsel bir algı biçimi ve mutlaka farklılık arzeder. Sant ve Doyle kimyası bana ve benim gibi düşünenlere gitmiyordur. Ama dünyanın en gereksiz filmlerinden biri olan 1998 yapımı Psycho’da da gördüğümüz bu ortaklığı anlamlandırmak için olaya yüzeysel bakası geliyor insanın.

Unutmadan, bunca başyapıta imzasını koymuş Christopher Doyle’un bizzat yönettiği ikinci filmi olan Polonya yapımı Izolator’ı merakla beklediğimi de ekleyeyim.
IMDB



--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
efrasiyab
mesaj Apr 23 2008, 12:09 AM
İleti #8


Bir daha çal Sam!
**

Grup: Üyeler
İleti: 61
Katılım: 23-February 08
Üye No.: 2,077



Açıkçası filmle ilgili yorumlar beni oldukça şaşırttı. confused1.gif Ben filme bayıldım. Hatta ilk izlediğimde oldukça popüler olacağını falan düşünmüştüm gençlik filmleri arasında. Paranoid parkı izleyene kadar ne Gus van sant'ı tanırdım ne de Elephant'ı görmüşlüğüm vardı. Şiddetin insan ruhu üzerindeki silinmez etkilerine dair harika şiirsel bir anlatımdı. Bellki "Konu" yok, "Anlatım" yok "hiç bir şey yok" ama derdini iyi anlatan iyi bir filmdi.

Bu ileti efrasiyab tarafından Apr 23 2008, 12:11 AM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
GECE adlı hayaletin olduğu,
Bu topraklara yeni vardım
Bu en uçtaki Kuzey Ülkesinden
.
Edgar Allan Poe
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Siyanure
mesaj Apr 23 2008, 03:05 PM
İleti #9


orada olmayan adam
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 493
Katılım: 6-July 07
Nereden: dark city
Üye No.: 149



Bana Gus Van Sant'ın önce orta yahut kısa metraj çekip, sonrasına uzun metraja tamamlamak için aralara çeşitli görüntüler serpiştirdiği bir film gibi geldi. Alex'in kaykay obsesyonunu seyirciye aktarmak için 15 dakika kayan gençleri izlemeye bazen yüreğim dayanmadı.

Alex'in kardeşiyle konuşma sahnesi, belki de filmin en doğal, inandırıcı ve içten karesiydi. Çocukların saflığının filmlere yedirilmesi çok hoşuma gidiyor. Sinemada çekici olan hep çocuklara atfedilen abartılı özelliklerdir, haylazlıkları abartılır, zekaları abartılır. Anlattığı hikayeyle, filmin tüm depresif havasını, ağır aksak kurgusunu üstümden atan, beni silkeleyen o çocuk oldu. Filmde de bir düğüm noktalarından birisiydi bence, beni bu kadar etkilediyse Alex'i ne hale getirmişdir bilemiyorum.

Her adam öldürüp, iç hesaplaşma yaşayanı da Dostoyevski'ye bağlamayı kötüye yoruyorum artık. İnsanlar ya Suç ve Ceza'dan haberleri olduğunu vurgulamak için bu yolu seçiyor, ya da eserlerin karşısında fazla düşünmekten kendilerini kurtarmak için, raskolnikov şablonuna oturtup, rahatlıyorlar. BuRnOut'a katılıyorum bu noktada, bağdaştırılabilir bir yanı yok bence karakterlerin.

Bir de şu günümüz filmlerindeki altmetine gömülen savaşa dair göndermeler. Bence bu filmdekiler, vasat bir öğrenci filmindekiler kadar kötüydü. BuRnOut, politik mesajlarını filme yedirdiğini söylemiş, ben "Amerikan gençliğinin ülkesinin ettiklerinden haberi yok." klişesi dışında bir şey göremedim, kaçırdıysam düzeltiniz lütfen. Bunu filme yedirmek şöyle dursun, sorunlu Alex portresinin yanında tatlı olarak servis etmiş gibi geldi.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
don quijote
mesaj Apr 23 2008, 03:19 PM
İleti #10


raskolnikov
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,077
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 4



İncelemedeki "politik mesaj" yönünü ben de anlamamıştım. BuRnOut burayı biraz daha açarsa tartışacak yeni bir şeyler bulabiliriz.

raskolnikov sendromu için araya girmek istiyorum ayrıca. smile.gif Suç ve Ceza romanından sonra, "suç ve ceza iç hesaplaşmasını" konu olan her film, örtük veya doğrudan bu romana refarans vermiş kabul edilebilir. Kimse birebir aynı demiyor ki, bence bunda şaşıracak veya reaksiyon gösterecek bir durum yok. Aklıma bir dolu örnek geliyor "raskolnikov sendromlu" film olarak, ama doğrudan romanla alâkalı olmayan. Mesala The Machinist ve Match Point. Sonları farklı da bitse, bence filmi yazanlar (senaristler) Dostoyevski'nin bu eserinden refleks olarak esinlenmiştir.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Siyanure
mesaj Apr 23 2008, 04:03 PM
İleti #11


orada olmayan adam
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 493
Katılım: 6-July 07
Nereden: dark city
Üye No.: 149



Benim takıldığım nokta filmin ortaya çıkış aşamasındaki etkilenim değil de, filmin yorumlanış aşamasındaki bildirim. Suç ve Ceza'nın etkilediği kitlenin genişliği şüphe götürmez, ama bu etkilenimden ortaya çıkan ürünleri ayrıştırmak için karakterleri "raskolnikov-vari" diye etiketlemeye, filmi o ambalajla sunmaya tepkim. Olay bir yerden sonra onun mirasını yemeye dönüyor, filmlere fazladan prim kazandıran bir reklam oluyor. Suçunu sayfalarca planlayan, öz iradesiyle cinayet işleyen bir karakterle, kendini korurken kazara bir ölüme sebep olan bir gencin öyküsü baştan farklı. Yoksa müneccim olmadıktan sonra senaristin nereden ilham aldığını elbet bilemem, yalnızca yakalanan en kör göze parmak ayrıntıdan denkleştirme yapmak yerine, onu ne kadar anladığı, üzerine ne koyduğu, ondan ne yönlerden ayrıldığını anlamaya çalışmak daha mantıklı. Yoksa herhalde Woody Allen pek tabi Match Point'le Suç ve Ceza'dan; Cassandra's Dream'le Karamazov Kardeşler'den ilham almıştır.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
efrasiyab
mesaj Apr 23 2008, 05:43 PM
İleti #12


Bir daha çal Sam!
**

Grup: Üyeler
İleti: 61
Katılım: 23-February 08
Üye No.: 2,077



Belki dvd'de izlediyseniz filmi sıkıcı bulmanızın bir nedeni de bu olabilir. Sinemada, büyük ekranda özellikle o kaykay sahneleri baş döndürücü oluyor. Yanılmıyorsam yönetmen kullandığı teknikle bir tür video kadrajları (normalden biraz daha geniş alanı kapsayan) oluşturmuştu; kalabalıklar içindeki yanlız ergen imajını güçlendirmek için. Raskolnikov sendromu, filmi izlediğimde herkes gibi benim de aklıma gelmişti. Vurgu noktası kaza ya da cinayet olması değil karakterin içine düştüğü "iç hesaplaşma" faslı. Sanırım eleştirmenlerin bu yönde vurgu yapmasının sebebi de romanın ağırlık noktasının bu olması.
Benzeri konularla karşılaşınca hatırımıza ustanın romanının gelmesi çok normal, daha iyisi yazılana kadar da gelecektir zannımca. Aslında şahsen Raskolnikov benzetmesine ben hiç bir yerde rastlamadım, ilginç!
Bu arada bahsi geçen politik mesajlar mevzuunu herhalde ben de kaçırmışım. Filimlerden politik mesajlar (özellikle de amerikan karşıtı )bulup çıkaracağım diye gözlerimi dört açmama rağmen "ergenlik bunalımındaki bir gencin tarifsiz yanlızlığı" gibi fazlaca universal bir konu olarak algıladım Paranoid Parkı.


--------------------
GECE adlı hayaletin olduğu,
Bu topraklara yeni vardım
Bu en uçtaki Kuzey Ülkesinden
.
Edgar Allan Poe
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
RockeT
mesaj Dec 6 2010, 01:00 PM
İleti #13


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 242
Katılım: 6-December 10
Üye No.: 8,285



Bir kişinin vicdan azabı hayattan soyutlanması veya düşünceleri ancak böyle anlatılabilirdi. Bir cocugun başına gelen ağır yükü kaldırma durumu iyi işlenmişti. Büyük bir oyuncu olsa belkide bu kadar iyi oyunculuk sergilenemezdi.


--------------------
forum resmi
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 16th June 2019 - 03:17 PM