IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> R.E.M. - Automatic For The People (1992)
Funkster
mesaj Jun 5 2007, 06:04 PM
İleti #1


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi


R.E.M. - Automatic For The People (1992)


Sözün bittiği anlar vardır. Devreye görüntüler girer. Sözler dolusu şeyler anlatırlar. Ama sözlerin bitmediği ve koluna müzikleri taktığı anlar da vardır ki, tadına doyum olmaz. Şarkıların duruşunu belirlemek için yazılan sözlerin yanında, ucu açık sözlerin iyi seslerle birleşimi de farklı duruşlar sağlar. Bu şarkıların toplandığı öyle albümler vardır ki günlere, aylara, yıllara damgasını vurmuştur. Lafı fazla uzatmadan hayatımın albümlerinden biri olan R.E.M.’in 1992 tarihli Automatic For The People’a gelmek istiyorum. Söz ve müziklerin böylesine uyum sağladığı, enstruman ve vokal işbirliğinin bu kadar yoğunlaştığı çok az albüm çıkıyor son zamanlarda. Bir de derler ki, eskiye takılıp kalmayın.. Bazı albümler için belli ortamlar yaratırız. Çünkü tadı ancak öyle çıkar. Deniz kenarı, pencere yanı, yağmurlu günler, sıcak geceler, alkollü bedenler hep müziğe ihtiyaç duyar. Ama ben Automatic For The People’ı bunların hepsinde ve daha fazlasında da dinlesem hiç fark etmiyor. Çünkü bu albüm, dünyaya düşmüş ve yaşamın her evresine anlam katabilen bir başka evren neredeyse..

Drive ile açılıyor albüm. Automatic For The People’ı hayatımın albümlerinden biri yaptıysam, Drive’ı da hayatımın şarkılarından biri olarak görmüşümdür. Yürümeye başlayıp sonra duran, her duruşunu “baby” ile yapan, Michael Stipe’ın ilk kez bir şarkıda “rock’n roll” dediği, hüznün ve mesafenin aynı anda hissedildiği, gitarın ve ekolu vokalin soğuk bir ağıt gibi içime işlediği, “hey çocuk, kimse sana ne yapmanı, nereye gitmeni söyleyemez” diye içimdeki teenage damarına bastığı bir başyapıt. Bitmesi gerekiyor ve bitiyor. “Baby”lerle.. Ardından gelen Try Not To Breath aksak ritimli, tutkulu ve basçı Mike Mills’in vokalleriyle zenginleşen, yaşlılık-ölüm temalı harika bir şarkı. Stipe’ın “I Want You To Remember” dizesini heceleyişi, hızlı geçtiği diğer dizelerle çok uyumlu. Sonra The Sidewinder Sleeps Tonite ile albüm şenleniyor birden. Bir önceki albüm Out Of Time’da yaşama sevincimizi tavana vurduran Shiny Happy People’dan sonra R.E.M.’in neşelendiğini görmek çok güzel. Nakaratında Stipe’ın ne dediğini bir türlü anlayamamış, nihayet “call me when you try to wake her up” dediğini bir yerlerden bulup karaoke yapmaya çalışmış ve tabiî ki başarısız olmuştum. Ayrıca albümün olağanüstü orkestrasyonunu sağlamış olan efsane Led Zeppelin basçısı John Paul Jones’un yaylılarını bu neşeli şarkıda yoğun biçimde duyarız. O yaylılar, mutlu bir şarkının gereksiz yere sulandırılmasına izin vermeyen bir olgunluk da katıyor.

Sırada Everybody Hurts var. Ne demeli? Herkesi incitmek, herkesi ağlatmak için yazılmış diyeceğim ama çok basit kaçacak. Muhtelif partilerin tekno hengamesi ardından, sadece slow dans vaktinin geldiğini işaret eden muameleye maruz kalması herkesi üzer elbet. Sonsuz bir kederin yanında, “hold on” seslenmeleriyle, klibindeki gibi otoban kalabalığında sıkışmış insanları arabadan indirip gökyüzüne baktıracak kadar ümit dolu aynı zamanda.. New Orleans Instrumental No.1 adlı 2:12’lik sözsüz parça, ilk üç şarkının yoğunluğunu biraz olsun hafifletmek için mi, yoksa ardından gelecek olan Sweetness Follows’un katran karası efkarına hazırlamak için mi bilinmez, 4. sırada güzel bir köprü olmuş. 5. sırada insanın içine işleyen koyu bir çello ile o ana dek farkına varamadığım ruhumun derinliklerindeki yayları harekete geçiren Sweetness Follows, albümün en muhteşem anlarından sadece biri.. “Küçücük hayatlarımızda kaybolduk” diyor Stipe.. Yaşamın kıymetini bilmemiz, kenetlenmemiz gerektiği gerçeğini saplıyor yüreğimize. Cameron Crowe’un ruhsuz Vanilla Sky filminde de kullandığı bu parçayı hiçbir filme yakıştıramıyorum. Kaset alışkanlığımıza denk geldiği için bu şarkı aynı zamanda ilk yüzün kapanışını yapıyordu. O kaset ki, artık defalarca dinlenmekten feleği şaşmasına rağmen hiç şikayetçi olmaz, her seferinde zevkle döndürürdü albümü.

forum resmi

Soldan sağa: John Paul Jones, Meg Ryan, Montgomery Clift, Andy Kaufman, Elvis Presley

İkinci yüzün açılışını yapan sağlam akustik Monty Got A Raw Deal, sinema tarihinin en naif aktörlerinden biri olan Montgomery Clift’e ithaf edilmiş nefis bir şarkı. Oyunculuk yeteneğini sergilediği bazı klasiklerle, Oscar adaylıklarıyla, geçirdiği trafik kazasıyla, eşcinselliği yüzünden maruz kaldığı zorluklarla, karizmasıyla ve 46 yaşında ölümüyle unutulmazlar arasındaydı. Kimbilir, Michael Stipe belki bir gün Andy Kaufman gibi onu da bir film ile anmak isteyebilir. İlk yüzün hüzün dolu atmosferinden bu sayede bir nebze sıyrılan albüm, 8. şarkı Ignoreland ile birden sert ve öfkeli bir hal alıyor. Baba Bush, Reagan, medya ne varsa topa tutuyor ve sanki bir sonraki ve de en sert albümleri Monster’ın ayak seslerini duyuruyor. Nefret edilen Amerika’nın nefret edilme sebeplerini doğrudan Amerika’ya değil, onu bu hale getirenlere bağlayıp ateş püskürüyor. Kan ter içinde bittikten sonra ise Star Me Kitten ile öyle bir sakinleşiyor ki yeniden huzur buluyoruz. Şarkının o sevimli, gizemli ve ilahimsi havası ile Stipe’ın yine heceleyerek “Fuck Me Kitten” demesi kulaklara hoş bir tezat da yaratmıyor değil. Söylentilere göre şarkının ismi başlangıçta bu olacakmış. Ama Michael Stipe, oyuncu dostu Meg Ryan’ın ricasını kırmayıp Star Me Kitten isminde karar kılmış. Bence gerek de yokmuş ama “fuck” sözcüğünün bize hitap edişi ile onların algılayışı farklı olduğundan, sadece ismen minik bir sansürden geçmesinde bir sakınca olmamalı.

Man On The MoonJim Carrey’nin Amerika’nın en sıra dışı komedyenlerinden biri olan Andy Kaufman’ı canlandırdığı Milos Forman filminin esin kaynağı olan şarkı. Film de fena değildi. Ama bu şarkı “R.E.M. nasıl bir gruptur” diye soracak olan birine dinletilip, başka söz etmemek suretiyle tek başına R.E.M. Kullanma Kılavuzu görevi bile görebilir. Coşku, hüzün, akustik, elektrik, Stipe’ın harika vokali, zaman zaman anlaşılması güç, aşırı kişisel sözleri, Mike Mills’in kucaklanası geri vokalleri, amatör ruhunu teslim etmemiş profesyonel gitarı, bası, davulu.. Stipe’ın Elvis takliti yaparak “hey baby” demesi de, ne zaman dinlesem dudaklarıma “hey baby” dedirten bir özelliğe sahiptir. Sona yaklaşırken Stipe ve piyano Nightswimming’i söylemeye başlarlar. Adı itibariyle geçmişten belli bir anımı kazımasından dolayı da sempatim vardır şarkıya. Fakat bunun ötesinde olağanüstü bir piyano baladı olması onu hiçbir kalıba, şablona koyamaz. Kapanışı ise güzeller güzeli Find The River yapar. “Nehiri bulmam gerek” modundadır Stipe.. Ama tonu o kadar esnek ve karakter sahibidir ki, dinleyenin ruh haline bürünmekte hiç sorun yaşamayacak bir bukalemunluk vardır içinde. R.EM. böyle bir şey değil midir zaten?

forum resmi

Soldan sağa: Bill Berry (davul), Michael Stipe (vokal), Peter Buck (gitar), Mike Mills (bass)

Automatic For The People için tam bir yol albümü derler. Katılmıyorum. Bir ağacın tepesinde bile dinlesem beni oraya uyduracak, bir asansörde duysam bile bana tempo tutturacak, bir yaz gecesi rastlasam bile mevsimleri unutturacak yegane albüm bu iken, onu yıllara, yollara hapsedemem. Zaten ben istesem de o kayar gider..



Bu ileti Funkster tarafından May 8 2008, 06:52 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Phobos
mesaj Oct 20 2007, 01:26 AM
İleti #2


Soygaz
**

Grup: Üyeler
İleti: 12
Katılım: 8-September 07
Nereden: Trabzon / Zonguldak
Üye No.: 344



güzeldir rem, bad day in açıkcası klibi çok hoşuma gitmişti smile.gif gerçi alakasız oldu tongue.gif


--------------------
Sometimes it gets so hot I want to crawl right out of my skin
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
smoke
mesaj May 7 2008, 09:41 AM
İleti #3


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 10
Katılım: 16-March 08
Üye No.: 2,610



Şarkıya duyguyu en iyi verebilen müzisyenlerin başında gelir Michael Stipe..
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
2 kullanıcı bu başlığı okuyor (2 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 12th December 2019 - 11:59 PM