IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> İklimler (2006)
BuRnOut
mesaj Jun 3 2007, 09:08 PM
İleti #1


Edilgen Bir Uyumsuz
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,851
Katılım: 31-May 07
Nereden: Düşler Ülkesi.
Üye No.: 8



forum resmi


IMDB
Iklimler (2006)

Directed by: Nuri Bilge Ceylan
Genre: Drama
User Rating: 7.3 / 10 (1,940 votes)
Runtime: 101 min | Turkey:97 min
Awards: 7 wins
Cast: Ebru Ceylan, Nuri Bilge Ceylan, Nazan Kirilmis, Mehmet Eryilmaz


-New York Times: “Film, sözlerden çok görüntüleri kullanarak varoluşçu yalnızlığın unutulması zor bir portresini resmediyor. Nuri Bilge Ceylan, ayrıca iyi bir aktör...”

-Indiewire: “Muhteşem ve kusursuz bir şekilde inşa edilmiş İklimler, insanı farkına varmadan afallatıyor. Benim için yılın en iyi filmi...”

-Film Reference: “(İklimler), unutulması mümkün olmayan enfes bir anlatımla, insan kalbinin gelip geçici mevsimleri üzerine tutumlu, hüzünlü ve acı verici derecede samimi bir meditasyonun haritasını çıkarıyor.”

-Filmbrain: “(İklimler), sürpriz bir şekilde beni kavradı ve gerçekten çok etkiledi. Bütün zamanların en iyi ayrılış filmlerinden biri...”

-New York Sun: “Ayrılma, hiç bu kadar güzel olmamıştı...”

Cannes Film Festivali FIPRESCI Ödülü ve Altın Palmiye Adayı
Antalya Film Festivali "En İyi Yönetmen" Ödülü


İklimler



Nuri Bilge Ceylan, Uzak’tan sonra İklimler ile kamerasını, bir kez daha hem kendine hem de çevresine yabancılaşmış bireylere uzatıyor. Bu sefer filmin baş karakterleri olan akademisyen İsa ile dizilerde görev yapan Bahar’ın aralarındaki ilişkiden yola çıkarak, kadın-erkek arasındaki iletişimsizliği ve bir türlü karşılık bulamayan beklentileri de sorguluyor. Hikayesini anlatmaya yaz mevsiminde Kaş’ta başlıyor, kış mevsiminde kara teslim olmuş Ağrı’da sonlandırıyor. İklimler değişirken, karakterlerin iklimlerin değişimini beklemeyen ve her dakika değişime uğrayan duygularını ve beklentilerini de betimlemeye çalışıyor.

İklimler yeni bir Uzak değil. Uzak olma gayretinde de değil zaten. Yönetmen Nuri Bilge Ceylan diğer filmlerinin de bir adım ötesine geçerek, bu sefer sinema tekniklerini daha etkin kullanıyor. Fotoğrafçılıktan gelen Ceylan’ın bütün kareleri başlı başına bir hikaye anlattığı gibi, yabancı müzisyenlere teslim ettiği müzikleri de filmin etkileyiciliğini daha da arttırıyor. Özellikle Ağrı’da yağan kar altındaki İsa’nın Bahar’ı ne kadar çok sevdiğini anladığı sahnede, arka planda bir müzik kutusunda çalan Beethoven’in Für Elise parçası ve yağan karın görüntüsü, görüntü ve müziğin eşsiz uyumunu ekranlara taşıyor. İklimlerle bir kez daha Nuri Bilge Ceylan’ın kasvetli kış mevsimini, sürekli yağan karı ve yalnız insan manzaralarını büyük ustalıkla kadrajına aldığına tanık oluyoruz. Onun fotoğrafa olan tutkusu ve becerisi, hem hikayesini hem de oyunculuğunu gölgede bırakıyor. Bu olumsuz bir özellik değil elbette. Ama kimi zaman sinema perdesindeki karelerin etkileyiciliğinden, filmden koparak başka dünyalara doğru yol almak zorunda kalıyoruz. Ceylan kamerasıyla bizi de iklimler arasında bir yolculuğa çıkarıyor. Kaş’ın güneşinden kumundan, İstanbul’un yağmuruna, Ağrı’nın lapa lapa yağan karına kadar bütün mevsimleri bizlere de yaşatıyor.

forum resmi


İklimler ve Uzak bağlantısına değinmişken gözlemlediğim birkaç farklılığı da belirtmek isterim. İklimler’de Uzak’ta olduğu gibi geniş bir kent ve toplum tasviri yok, Kasaba’daki gibi bir birey-doğa ilişkisi de yok. Bunlar yerini, bireye ve bireyin ilişki kurduğu karşı tarafla arasındaki iletişimsizliğe bırakıyor. Bu anlamda, Nuri Bilge Ceylan’ın Uzak ile toplumsal ve köy-kent bağlamında ele aldığı yabancılaşma ve iletişimsizliği, tekrar Uzak öncesi dönemdeki filmleri gibi birey merkezine çektiğini görmek mümkün. Uzak’ta köyden kente gelen Yusuf’un çıkışsızlığı ve yalnızlığı, aynı zamanda saflığı ve geleceğe dönük umutları, kentte yaşayan fotoğrafçı Mahmut’un yabancılaşmasını bize daha iyi gösteriyorken, İklimler’de tarafların böyle bir karşıtlık içine girmediğini görüyoruz. İstanbul’un boş ve sessiz mekanlarında, bembeyaz bir kar örtüsünün üzerinde dolaşan iki karakter, bu sefer yerlerini mevsimler arasında kendilerini bulmaya çalışan iki yalnız ve birbirine yabancı insana bırakıyor. Bütün bu özellikler çerçevesinde kısa bir değerlendirme yaparak İklimlerin, düşünsel ve toplumsal yönlerinin ve karakterlere bakış açımızı şekillendirecek arka alanın daha zayıf kaldığını belirtmek gerekir. Yönetmen İklimlerdeki bu zayıflığı, güçlü görsel yapısı ve öznel değerlendirmeye olanak tanıyan sinema anlayışıyla kapatmaya çalışıyor. Bu da, konuya uzak olan izleyiciler için değerlendirmesi ve içine girmesi zor bir film olduğu gerçeğini su yüzüne çıkarıyor. Evet İklimler, Uzak öncesi Nuri Bilge Ceylan filmleri gibi daha öznel ve tamamlanmayı isteyen boşluklarla dolu bir film. Uzak gibi ismi uzak ama kendisi yakın bir film değil.

forum resmi


Birazda filmin özeline inerek, İsa ve Bahar arasındaki boşluğa ve seyirciyi müdahil edebilecek konulara değinelim. Kadın-erkek arasındaki ilişkilerde en büyük sorun, iki tarafında birbirini anlayamamasından kaynaklanır. İki tarafında birbirinden beklentileri vardır. Bu beklentiler karşılıksız çıktığı zaman sorunlar içe atılır. Uzun süre taraflar bu sorunları ve boşa çıkan beklentileri, hayal kırıklıklarını ve umutsuzluklarını karşı tarafa söyleyemez. Bu süreç birike birike öyle bir hal alır ki, havanın ne kadar soğuk olduğuna dair en sıradan ve basit bir diyalogda bile, iki tarafı birbirine patlayacak duruma getirir. Mecbur kalmadıkça birbiriyle konuşmayan, mecbur kaldıklarında ise kısa cevaplarla mecburiyetlerini giderdikleri, iletişimsizlik üzerine kurulu bir ilişkidir, İsa ve Bahar’ın ilişkisi de. Aralarındaki bu iletişimsizliği fark etmelerine rağmen, bunu çözme cesaretini gösteremeyen İsa ve Bahar, bir süre sonra birbirlerine tahammül edemez duruma gelir. Bu da İklimleri; sessiz gözyaşları, sevmeler, kayboluşlar, içe atılan ve unutulmaya çalışılan gerçekler ve geciken itiraflar üzerine kurulu bir film yapar. Evet, İklimler geç kalmış sevgilerin ve itirafların filmidir. Ve hayatın acı gerçeklerinin insanı sindirdiğini ve suskunlaştırdığını gösteren bir filmdir.

forum resmi


“Gerçek acıdır, acıtır.” derler. Günlük hayatın akışı içinde bu söz çoğu zaman sürüncemede kalır. Bu söz kafamızda bir yerlerde kendine yuva edinmiştir, ama onu hep görmezden geliriz. Çünkü sürekli yapılacak işler, gidilecek yerler, konuşulacak meseleler vardır. Oysa bir an durduğumuzda, bir an kendi kendimizle yüzleştiğimizde… İşte o an, içimizdeki boşluğu fark ederiz. Gerçekte, o vakit beynimize düşer, aniden. Bir bıçak gibi keskin, ok gibi gergin, buz gibi soğuktur… O an düşünmeye dalarız ve itiraf edemediğimiz gerçeklerin farkına varırız. Bir sonbahar rüzgarının miladı dolan ağaç yapraklarını bir yerden başka bir yere sürüklemesi gibi, hayatta bizi sürüklemeye başlar. İşte bu noktada kadraja Nuri Bilge Ceylan girer… Bu sefer bizzati kameranın önünde olmayı seçer. Kamerasını kendi varlığı aracılığıyla insana, insana dair olana, insanın kendisine bile itiraf edemediği gerçeklere yöneltir. Ağrı’da kar yağışı altında bir uçak geçerken, aynı zamanda gerçek yaşamda da aynı hayatı paylaştığı eşi Ebru Ceylan’da son kez görünür, pelikülde. Hava soğuktur, mevsimlerden kıştır. Soğuğu içine çeker, havanın buzu içini de donduruverir. Durur, düşünür… Nerede yanlış yaptım acaba? Neden ilişkimiz yürümedi? Ceylan perdede kasvetli ve melankolik görüntüsüyle düşünürken, kamera aslında bize her şeyi anlatmıştır, çoktan… Bahar ile İsa’nın bir zamanlar aşk ile başlayıp, sonra sıradanlaşan ve nihayetinde mutlak sonla bitirdikleri ilişkilerini, Nuri Bilge Ceylan görüntüleriyle anlatır, İklim’lerin dört mevsiminde. Görüntülerle tıpkı Uzak’taki gibi modern insanı tuvaline resmeder. Bu sefer görüntülere daha da yoğunlaşır, diyalogları daha da azaltır. Ortaya çıkan resme baktığımızdaysa, tıpkı evveli Antonioni gibi ve çağdaşı Ki-duk Kim gibi azla çoğu anlatan, kendi gözlemlerinden yola çıkarak, evrensel bir sorunu resmeden bir sanatçının sessiz çığlıklarını görürüz. İşte o zaman Bahar’ın yaz mevsiminin ortasında, zamansız ve birdenbire başlayan, sessizce akan gözyaşlarının anlamını kavrarız. Bunların hepsi, aslında içe atılan ve bir türlü paylaşılamayan gerçeklerin sancılarıdır. Ayrılığın kaçınılmaz oluşunun ve buna karşı koyamamanın getirdiği çaresizlik halleridir. Sanatçının konu edindiği, en ufak detayına kadar çizdiği insanlık resmi ise, bize ve bizim çağımıza aittir. Evet, bazı gerçekler vardır; yüzleşmesi acı verir ve çoğu zamanda insanın içini acıtıverir. Nuri Bilge Ceylan’da cesaretle bu gerçeği hatırlatır izleyicisine. İzleyici yine gerçeklerle yüzleşmekten kaçabilir, bu onun tercihidir elbette. Ama bu gerçeklerle yüzleşme cesaretini bulduğunda, onların karşısında kendini kaybetmeden durabilecek midir? Soru ortadadır, cevapsa bize kalmıştır. Nuri Bilge Ceylan tıpkı Uzak’taki gibi Mayıs Sıkıntısı’ndaki gibi ortaya düşünülesi bir mesele koyar; yüzyıllardır süregelen kadın-erkek arasındaki iletişimsizliği, modern hayatın getirdiği yabancılaşmış bireyi zihnimizin orta yerine bırakır ve sahneden usulca çekilir. Mevsimler arka arkaya değişirken, sonbaharın melankolisi yerini kışın ağırlığına bırakmışken, biz de kendi mevsimlerimizi yaşamaya başlarız… İklimler, insanın duygularını sıralar, a’dan başlayarak z’ye kadar… O duygulara anlamlar yüklemek ise, yine bize kalmıştır.


BuRnOut

Bu ileti BuRnOut tarafından Nov 21 2008, 01:40 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
forum resmi

Zaman, hediye vermez insana
ve doğru diye bir şey yoktur onun kıyısında



User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Pitekantropus
mesaj Sep 18 2007, 11:41 PM
İleti #2


Bir sonsuz yağmur yağsa...
**

Grup: Üyeler
İleti: 10
Katılım: 18-September 07
Üye No.: 390



Kamera açıları,çekim yerlerine diyecek laf yok.Ama diyaloglar bıktırıyor.Gerçeğe benzer yapayım diye yaratacılığı bitirmiş.Bir de filmlerde sülalesini değil de daha iyi oyuncuları oynatsa daha iyi olacak.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
ignore
mesaj Feb 28 2008, 02:36 PM
İleti #3


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 22
Katılım: 26-January 08
Üye No.: 1,409



nuri bilge ceylan fotoğrafçılığını çok iyi kullanan bir yönetmen buna diyecek yok.müthiş çekimleri,renkleri ve sahneleri var.ayrıca oyuncuları da(iklimler de bu pek görülemese de kasaba da çok açıktır)çok iyi kontrol eden ve iyi preformans sergilemesinde büyük payı olan bir yönetmendir.fakat ne yazık ki iklimler sinema da izlenecek bir film.eğer sinemada izlemediyseniz beğenmeniz çok zor çünkü senaryoya değilde görüntülere bağlı,onlar üzerinden yürüyen ve onlarla tat veren bir film.bunu kesinlikle göz ardı etmemek gerekir.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
ggecim
mesaj Mar 15 2008, 05:25 AM
İleti #4


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 878
Katılım: 5-October 07
Nereden: İstanbul
Üye No.: 479



Bağımsız sinemadan çok hoşlanan biri olarak Nuri Bilge Ceylan'ı bir sinemacı olarak görmedim, göremedim.
Kanımca güzel görüntü oluşturup, buna bir konu bulup, bunları arka arkaya sıralamak film çekmek ya da sinema yapmak değildir. Nuri Bilge Ceylan malesef, beni uyurken izlenebilecek bir belgesel havasından çıkaramayacak filmler çekiyor ve bu sanat mı sinema mı çok tartışılır. Sonuçta herkes biliyor fotoğrafçılıktan geldiğini, fakat bunu her filminde gözümüze sokacaksa, bence fotoğrafçı olarak kalması çok daha yerinde olurdu. Tabi bunlar benim fikrim, sonuçta adama kimse silah zoruyla yaptırmıyor bu filmleri ve anlayamadığım entel çevrelerce de bol ödüller kazanıyor.
Yalnız şunu da belirtmeden geçemeyeceğim ki tüm dünyada neden alkışı bağımsız ya da kalite nitelendirilen filmler alır da, tüm parsayı diğer filmler toplar?! Oysa sorsan herkese, herkes aslında sanat filmlerine gidiyordur da, diğerlerine ya gitmiyordur ya da meraktan izliyordur...
Bu çok büyük bir ikiyüzlülük gibi gelmekle beraber, niye konuyu Nuri Bilge Ceylan'a olan olumsuz tavrımdan buraya getirdim hiç sormayın. smile.gif

Bu ileti ggecim tarafından Mar 15 2008, 05:27 AM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
Ömrümüzden bir gün daha geçti,
Dereden akan su ovada esen yel gibi
İki gün var ki dünyada, bence ha var ha yok
Gelmeyen gün bir
geçip giden gün iki
- Ömer Hayyam


User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
sidar ve gaba
mesaj Jan 5 2009, 12:46 AM
İleti #5


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 109
Katılım: 1-January 09
Üye No.: 5,559



QUOTE(ignore @ Feb 28 2008, 02:36 PM) *

fakat ne yazık ki iklimler sinema da izlenecek bir film.eğer sinemada izlemediyseniz beğenmeniz çok zor çünkü senaryoya değilde görüntülere bağlı,onlar üzerinden yürüyen ve onlarla tat veren bir film.bunu kesinlikle göz ardı etmemek gerekir.



Filmi evde izlemiştim ve bir televizyon ekranında da salt görüntüden çok daha fazlası vardı İklimler'de.

''Gerçek hayat filmlerdeki gibi olsa'' diye ümit ederiz de, bazen filmler gerçek hayattaki gibi olsa... O, bir cümle edip bir insanı kökünden değiştirme se(k)anslarından, mutlu sonlardan, mutlu sonların eksik sonralarından arınmış tam da bizim yaşadığımız gibi aktarılsa bize. Kendine yakın olanı izlemekten, yaşadıklarına bir de dışarıdan bakmaktan zevk alıyor insan; her zaman idealize edilmiş ve gündelik hayattan ve ayrıntılarından oldukça ırak olan senaryolara duyulan hevesin aksine. Türev'deki gibi, İklimler 'deki gibi aynen, konuşurken bir müsamerede şiir okumuyoruz hiçbirimiz; duraksıyoruz, kekeliyoruz, kelimeyi yanlış söylüyor baştan alıyoruz. Her zaman ne yapacağını bilen mukemmel insanlar değiliz, ağlayan biri karşısında lafı gediğine oturtup, o kişinin boynumuza sarılmasını sağlayamıyor, öylece kalakalıyoruz işte; konuşmak yabancı kalıyor, teselli samimiyetsiz; bırakıyoruz öylece, bırakıyoruz aksın hayat biz yönetmeni değil oyuncusu olalım.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Jaiwei
mesaj Jun 21 2010, 09:14 PM
İleti #6


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 32
Katılım: 24-January 10
Üye No.: 7,119



Nuri Bilge Ceylan'ın en sevemediğim filmi oldu bu..

Üstüne bir de kendisi ve karısının başarısız oyunculukları da eklenince hepten olamamıştı film..
insan neden kendi oynamış neden karısını oynatmış diye düşünerek filmi seyrediyorsa geriye etkilenecek pek bir şey kalmıyor ve film insanı içine alamıyor ...
Sinemaya bunca gönül vermiş, sinemayla ilgisiz insanlardan onca iyi oyun almış bir yönetmenin oyunculuğundan hoşlanmamak filmi baştan sevimsiz yapıyor zaten..karısı daha da beter dedikten sonra iki insanın beraberlikleri..tutkuları..aşkları.. olamayan ilişikilerini anlatmaya soyunmuş filmin başrol oyuncularını beğenmezsek neyi beğenebiliriz ki ..
bunun da cevabı belli...
Belki de Bilge Ceylan'ın yönetmenden cok görüntü yönetmeni ya da sadece fotograf sanatcısı olması gerekenlere mahsus inanılmaz görsel atmosfer yakalama başarısı...
her Bilge Ceylan filminin görüntüleri insanın aklına kazılır..
bu filmin özellikle son bölümü kış-kar görüntüleri de unutulur gibi değil ama işte o kadar...
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 19th November 2019 - 02:09 AM