IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> Sonbahar (2008)
BuRnOut
mesaj Jan 1 2009, 09:59 PM
İleti #1


Edilgen Bir Uyumsuz
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,851
Katılım: 31-May 07
Nereden: Düşler Ülkesi.
Üye No.: 8



forum resmi


IMDB
Sonbahar (2008)

Directed by: Özcan Alper
Genre: Drama
User Rating: 8.4 / 10 (94 votes)
Runtime: 99 min
Cast: Onur Saylak, Cihan Camkerte, Yasar Güven, Serkan Keskin


Kolektif bilinç, kayıp insanlar ve Sonbahar…


F tipi cezaevlerini protesto etmek için ölüm orucuna giren mahkumları, sözde yeniden hayata döndürmek için yapılan müdahaleyle açılıyor Sonbahar. Böylece, yönetmen Özcan Alper de gerçek görüntüleri kullanarak kurmaca öyküsünün arka planını hemen başından imlemiş oluyor. Müdahale yapılmadan önceki konuşmayı dinlerken, belleklerimize müdahale sonrasında cehenneme dönen hapishane manzaraları geliyor ister istemez. Özcan Alper bu görüntüleri filmin sonlarına doğru çok kısa bir süre gösteriyor, ama zaten göstermesine de gerek kalmıyor. Filmin derdi göstermekten çok, insanların kolektif zihinlerine yer eden kayıp insanların hikayelerini yeniden hatırlatmak. Zihinleri tazelemek, kayıp insanları ve kayıp gelenekleri anmak… Sonbahar, fon olarak kendisine 90 sonrasını seçerken, merkezine de üniversitedeki siyasi olaylar yüzünden 10 yıl hapis yatan ve sonrasında da akciğeri iflas ettiği için salıverilen Yusuf’un hayata yeniden dönüş hikayesini alıyor.

Yusuf kalan sayılı günlerinde hayata yeniden tutunmaya çalışırken, onun kırılgan çabalarıyla birlikte iyice kesifleşen yalnızlığı da filme ayrı bir ağırlık katıyor. Yusuf’un yalnızlığına tezat oluşturacak denli canlı Karadeniz görüntüleri, bir anlamda yönetmenin filmde sıkça kullandığı ironiyi de su yüzüne çıkarıyor. Karadeniz’in uçsuz bucaksız yeşil alanlarında yaşlıların yoğun olarak yaşadığı bir köyde Yusuf’un kendi kendisiyle hesaplaşması sürerken, yönetmen 90 sonrasına eleştirilerini de sürdürüyor. Köydeki karakterlerin Yusuf’un etrafını sarışı, onu bir an bile yalnız bırakmayışı, hasta annesinin ona kız bulma telaşı, eski anıların yaşattığı travmalar hep 90 sonrası dönemin atmosferini Yusuf üzerinden seyirciye yaşatan olaylara dönüşüyor. Özcan Alper’in eleştirileri Yusuf karakterinin süzgecinden geçerken, yönetmen SSCB’nin dağılışı ve bu süreçten etkilenen küçük ülkelerdeki yaşamları da filmine dahil ediyor.

forum resmi


Gürcistan’da 4 yaşındaki kızını annesiyle birlikte bırakarak, Hopa’ya gelen ve burada fahişelik yaparak küçük kızına bakmaya çalışan Eka, aslında dağılan SSCB’nin geride bıraktığı yıkımın kurbanlarından sadece biri. Erkeklerin fabrikalardan demir çalıp satarak, kadınların ise fahişelik yaparak hayatta kalmaya çalıştığı bir dönemin belki de isimsiz bir seyircisi Eka. Erkeklerin altına yatarak karın tokluğuna çalışırken, sürekli kızını düşünmesi ve ona oyuncaklar alması da Eka’nın içine düştüğü durumu bizlere özetliyor. Aslında Yusuf olsun, Eka olsun hatta Yusuf’un köydeki çocukluk arkadaşı Mikail olsun hepsi bir şekilde yaşadıkları dünyanın acımasızlığı yüzünden kendi yalnızlıklarına hapsedilmiş karakterler. Hepsinin yalnızlığı ve hapishanesinin sınırları farklı... Mikail geçici olarak başladığı baba mesleğini sürdürmüş, aşık olduğu bir kadınla evlenmesine rağmen artık eve bile gitmek istemeyen, yaşlıların yaşadığı bir köyde çoktan onlar gibi yaşlanmış bir adam. Yusuf’un hapishanesi on yıl boyunca fiziksel duvarlarla çevriliyken, diğer iki karakterinse görünmez duvarları var. Yusuf, taşranın sakinliği ve sıkışmışlığı içinde cezaevi anılarını yeniden yaşıyor. Eka, kaldığı otelde, Mikail ise, çalıştığı marangoz dükkanında kendi hapis hayatını sürdürüyor.

Yönetmen Özcan Alper’in hikayesi ve olay örgüsü, anlatım tarzıyla da bir bütünlük gösteriyor. Çerçeve içinde çerçevelerle karakterlerinin sıkışmış hallerini açık eden yönetmen, çoğu zaman Yusuf’u geniş bir planda yalnız başına resmederek de Yusuf’un dış dünya ile arasındaki farklılığı görsel bir dille anlatma imkanı yakalıyor. Hapis olma durumunu çok etkileyici kompozisyonlarla beyazperdeye yansıtan yönetmen, yalnız karakterlerinin hayata tutunma çabasını ise kesif bir melankoliyle gösteriyor. Karadeniz’in haşin doğası ise, romantik sayılabilecek sekanslar da bile, karakterlere sürekli hayatın acımasızlığını bir şekille hissettiriyor. Kimselerin olmadığı ıssız bir sahilde karakterlerin resmedilişi zaten yeterince vurucuyken, bir de önlerine bir set çeken ve o görünmez duvarları zaptedilemez öfkesiyle dışarıya vurur gibi sahile çarpan dalgaların görüntüsü, Özcan Alper’in anlatımının da doruk noktasını işaret ediyor. Yönetmenin anlatım olarak başarısı filmin görsel diliyle de sınırlı kalmıyor. Karakterlerin yalnızlığı kimi zaman ses bandındaki tek ve uzun bir notayla kimi zaman da farklı dillerde seslendirilen iç burkan şarkılar aracılığıyla hissettiriliyor.

Pek çok önemli yönetmenin ilk filminde bu kadar olgun ve samimi bir bakış açısını tutturamadığını düşünürsek, Özcan Alper’in Sonbahar’ının yerini sanıyorum daha iyi kavrayabiliriz. Bıçak sırtı bir konuyu anlatılabilecek en güzel yolla anlatan yönetmen, bunu yaparken de ilk filmini çeken bir yönetmenin heyecanından ve acemiliğinden uzak, son derece olgun ve duyarlı. Üstelik yönetmen simgeselliği de tam kıvamında kullanıyor. İnsanların unutmaya yüz tuttukları olayları yeniden onların zihinlerinde canlandırmasını sağlayan Sonbahar, aynı zamanda yağmurlu ve puslu manzaralar eşliğinde hayata tutunmaya çalışan karakterler üzerinden kayıp kültürlere ve kayıp kuşaklara da saygı duruşunda bulunuyor. Hikayesini politik bir malzemeye dönüştürmeden, karakterinin trajedisini ajitasyona kaydırmadan, sakin ve oturaklı bir film kotarıyor. Çoğu şimdi unutulmuş olan insanların ve onların geri bıraktıkları ailelerinin yaşantılarını, toplumun kolektif belleğine dokunarak anlatan yönetmen, bunu yaparken de seyircilerin yüreklerine de dokunup geçmeyi ihmal etmiyor. Yalnızlık ve umut tek bir potada birleşirken, iç acıtan bir melodi eşliğinde yaşam ve ölüm de birbirinin tamamlayıcısı olduğunu gösteriyor.


Barış Saydam



--------------------
forum resmi

Zaman, hediye vermez insana
ve doğru diye bir şey yoktur onun kıyısında



User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
t-becks
mesaj Jan 2 2009, 06:17 PM
İleti #2


...geç kalmış bir hayat onunkisi.
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 521
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 11



Siyasi ayrıntılara boğulmadan, belki de deşme endişesinden ötürü politika ekseninde ele alınmamıştır konu. Ömrünün geri kalanını ana kucağında geçirme niyetinde olan bir oğul çıkagelir 10 sene ardından. Kim bilir, niyeti belki bu değildir, fakat olması gereken odur. Hayattan kendisine düşen payın son demlerini de itirazsız kabul ediyordur bir ihtimal. Kış günü yaylaya çıkar o Yusuf, kapitalizm ortasında sosyalizme gönül verir o Yusuf, ağzından kerpetenle bile laf aldırmaz o Yusuf. Hayat onu ta ciğerinden vursa da zerre kadar çaresizlik taşımaz, artık kabullenmişlik içinde işleri olacağına bırakır. Ketumdur; acılarını, sıkıntılarını, badirelerini, zorluklarını, dertlerini dile getirmez. Bu film Yusuf’tur, Yusuf bu filmdir. Kendi kendisiyle çekişen rakiptir, kendi kendisinin içini okuyabilen sırdaştır. İskelede kendisini yutmak istermişçesine hücum eden dağ kadar dalgalara karşı meydan okurcasına bir kararlılıkla sapmaz yolundan yine de oysa.

Yarım kalmış bir yaşam, yarım kalmış bir ana oğul sevdası, yarım bile kalamamış bir aşk öyküsünü yarım ağızla seyircinin önüne koyuyor yönetmenin bu ilk yapımı. Bin derdinden bir demetini seyirciyi hüzne boğmaya yönelik anlatım yerine Karadeniz’in kükremesi, dağların ığıl ığıl gözyaşı dökmesi, tulumun ağıdıyla serer. Kör göze parmak sokmadan, sert cümleler kurmadan, çığırtkanlık yapmadan, tribünlere oynamadan, “açaydım kollarımı, sarılaydım seyirciye” demeden içindekileri damla damla döker. Ne ağlaktır ne de sulugöz. Yapmacık değildir, gayet dürüsttür. Kor kırmızısına bürünemeden, turuncu kalmış bir filmdir; kar soğuğuyla yakan bir filmdir Sonbahar.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
yeşilkarınca
mesaj Mar 12 2009, 01:04 AM
İleti #3


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 24
Katılım: 12-March 09
Üye No.: 5,844



Özcan Alper filminde propogandaya girmeden söylemek istediklerini usulca söyleyiveriyor, sinema sanatını hakkıyla kullanarak,diyaloglarla,ajitasyonlarla doldurmadan.Özelinde F tipi cezaevlerinin yalnızlaştırdığı,tükettiği insanları anlatsa da genelinde kapitalizmin hem içeride hem dışarıda insanı nasıl tüketip yokettiğini güzelce anlatıyor.İçeride Yusuf,dışarıda Eka ve niceleri...Ve Karadeniz'in görkemli suskunluğunda öyle bir susuş anlatıyor ki öfkeli bir susuş bu, yeri geldiğinde, günü geldiğinde patlamaya hazır bir susuş,iskeleyi döven dalgalar gibi bir susuş.Zaten Yusuf karakteri de fiziksel olarak bitmiş ancak ruhen hala yaşama bağlı bir karakter;köydeki ufak çocuğa derslerinde yardım etmesi,tulumu çalabilmek için tamir etmesi,yaylaya çıkmak istemesi...Hatta Eka ile yeniden başlamak için uzaklara gitmeye karar vermesi.Filmde yer yer Requiem For A Dream'e göndermeler de var,Eka'nın iskelede kırmızı kıyafetiyle belirmesi,ikisinin yatakta cenin pozisyonunda yatmaları gibi...Bir de Özcan Alper'in Yusuf karakterini betimlerken kullandığı ince ayrıntılar var; Yusuf'un bir matematikçi olması,televizyonda ki buz dansçılarını hayranlıkla izlemesi,bir çocuğun eğitimini önemsemesi,kitap alırken,"bunların orospuları bile kültürlü"diyen yozlaşmış kitapçıya karşı bakışı,Eka'yı ben bunu istemiyorum diye reddedişi aydınlığın yönünü belirliyor pozitif bilimlere,sanata ve edebiyata ve başkaldırıya bir güzellemeye dönüşüyor...Rus romanlarından kaçmış gibidir o...
Annenin çatallı ses tonu,içten içe herşeyi bilen ama susan o derin,inanılmaz anne karakteri,onyıldır boğazından çay geçmeyen...Özcan Alper ödülünü alırken,filmini, işkencede öldürülen Engin Ceber'in annesine ithaf ettiğini açıkladı,adalet bakanını gözlerinin içine bakarak...Bu yürekli filmi tüm sinemaseverlere öneririm..
"Her daim düşleri peşinde koşan sabırsızlık zamanının çocuklarına.."
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Jaiwei
mesaj Jun 22 2010, 09:16 PM
İleti #4


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 32
Katılım: 24-January 10
Üye No.: 7,119



Çok beğendiğim bir film oldu Sonbahar..genelde bu tip filmler kaynayıp gider bir yerlerde ama Sonbahar cok seyredilmemiş olsa da çok bahsedilmiş,ödül kazanmış en azından yönetmenin emeğinin karşılığını vermiş filmlerden...

Film Yusuf'un öyküsü ama aynı zamanda Yusuf gibi idealleri ya da inandıkları uğruna hapislerde harcanmış pek çok genç ömrün de hikayesi .. zamanlar değişmiş ,uğruna savaşılan idealler uzaklaşmış, değişmiş ama dönüp ölmeye gelinen yer olduğu gibi kalmıştır..
O unutulmaz Karadeniz ve o unutulmaz müzik...Filme damgasını vuran en önemli özellik olan Karadeniz görüntüleri hikaye boyu Yusuf'un hüznüne eşlik eder.. sizi de çeker alır ..

Filmdeki tüm yan karakterler de dikkatle secilmiş iyi oynanmış insanın kolay unutamayacağı tiplerdi
Lazca konuşan anne, rakı içmeye dağa çıkılan- gitmemiş -cocukluk arkadaşı ve bir yandan kitap okurken bir yandan orospuluk yapan gelen genç kadın -kendisine verilmiş değerlerden vazgeçmese de karnı doymayan ülkenin insanları -Yusuf'a söylediği sizin uğruna hapislerde yattığınız yerden kaçmaya uğraştık biz lafı da filmdeki ince eleştirilerden en aklımda kalanlardandı ..olamayan aşk her şeye rağmen cocuğun sarılabileceği son bir kucak beni rahatlattı ,hiç değilse kızın kucağında biraz da olsa huzur buldu dedirtti ama zamansız aşk sonucu değiştiremeyecekti..

Güzeldi Sonbahar..Onur Saylak'a da ayrıca bir selam göndereyim burdan..filmin olağanüstü Karadeniz görüntüleri kadar onun o hüzün dolu yorgun yüzü de aklımda kalakaldı...

User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 21st November 2019 - 01:01 PM