IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> Taş Yastık (2007)
BuRnOut
mesaj Aug 21 2008, 09:15 PM
İleti #1


Edilgen Bir Uyumsuz
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,851
Katılım: 31-May 07
Nereden: Düşler Ülkesi.
Üye No.: 8



forum resmi


IMDB
Tas yastik (2008)

Directed by: Fatih Haciosmanoglu
Genre: Drama
User Rating: 5.7 / 10 (6 votes)
Runtime: Turkey:100 min
Cast: Suna Selen, Fatih Haciosmanoglu, Ali Savasçi, Yasemin Güvenç


Fazla deneysel ama etkileyici…


Yönetmen Fatih Hacıosmanoğlu’nun hem yazıp yönettiği hem de başrolde oynadığı Taş Yastık, yönetmen için kişisel bir çalışma izlenimi veriyor. Yönetmenin filmini, anne ve babasına adaması da bu kişiselliği işaret eder gibi duruyor. Oysa film, yönetmenin tabiriyle kişisel bir çalışmadan öte; yaşadığımız dünyada olan bitenin mikro boyuta indirgenmiş hali. Filmin, deneysel bir film için bile “fazla” sayılabilecek göndermeler barındırması ve kimi sahnelerde “zorlama” hissiyatı yaratan ve filme işlev kazandırmaktan uzak görünen simgeselliği filmin negatif unsurları olarak göze çarpıyor. Bunun dışında, Taş Yastık; Türk Sineması’nda fazlaca örneği olmayan, zorlarsak belki bu alanda Reha Erdem’in A Ay’ını örnekleyebiliriz, bir anlatım yapısına sahip. Kişisel bir psikanalizle birlikte düşle gerçek iç içe geçerken, göndermeler havada uçuşurken, her dakika filme yabancılaşırken; kimi sekanslarda da film alışılmadık bir şiirsellik ve melankoliyle izleyeni kendine bağlamayı başarıyor.

Chicago’da kitapçılık yapan Lodos, bir gün silah zoruyla eski bir Hamlet kopyasını vermek zorunda kalır. İşte bütün hikayede böyle başlar. Kaybolan Hamlet kopyası, Lodos’un doğup büyüdüğü topraklara yapacağı bir duygusal yolculuğun da habercisi olur. Lodos’un anılarında yaptığı duygusal yolculuk sürerken, yavaş yavaş ailevi sorunlar da kendini göstermeye başlar. İlgiden ve sevgiden yoksun, evde hizmetçi gibi çalışıp duran annenin yalnızlığı, yıllar önce babasıyla yaşadığı sorunları yıllar sonra kendi oğullarıyla da yaşayan babanın her şeye yabancı kalışı, kardeş Poyraz’ın yıllardır beklediği fırsatın birdenbire heba edilmesi gibi filme gerilim katan pek çok unsurun üstüne; bir de Lodos’un kendine ve her şeye yabancı kalışı eklenir. Üstelik çok sevdiği muhabbet kuşu Şehrazat, annenin evdeki tek dostu olan kedisi Hamlet tarafından öldürülür.

Hayalde, ya da hiçbirinde
Peki kaybımdan eksilen ne?
Rüya içinde bir rüyadır.
Hep gördüğümüz, göründüğümüz
(Edgar Allan Poe - Rüya İçinde Rüya)


Filmdeki pek çok gönderme arasında, belki de en önemlisi Hamlet’tir. Hamlet ismi çağrıştırdığı Şekspiryen yorumunun ağırlığından çok, içsel yolculuğun bir tetikleyicisi olarak kullanılır. Homeros’un Odysseus’unda Ithaka neyse, Taş Yastık’da da Hamlet odur. Yolculuk Hamlet’le başlar ve yine Hamlet’le sonlanır. İnsanoğlunun içsel yolculuğunda Shakespeare’ın Hamlet’i kadar Homeros’un ölümsüz eserinin de varlığı yadsınamaz. Filmin anlatım yapısında önemli bir işlevi olan bir referans kaynağı da, çeşitli kereler eserlerinden bölümlerin okunduğu Edgar Allan Poe’dur. Babasıyla da sık sık sorunlar yaşayan Poe’un Rüya İçinde Rüya şiiri kanımca Taş Yastık filmini en iyi özetleyen satırları bizlere sunar. Taş Yastık’ta bir anlamda Lodos’un yaşarken ve uyurken gördüğü rüyaların bir karışımıdır. Her uyanışında, Lodos soluğu Boğaz’ın kıyısında, bir sandalın üzerinde alır. Kafasındaki uğultuların, gördüğü düşlerin, kendi içsel yolculuğunun orta yerinde; dalgaların dövdüğü güvenlikli kıyısında kendini yitirilmiş sevgilerin ve eski güzel günlerin düşünü kurarken bulur. Sürekli yinelenen mısralar, şarabın kırmızısının kanın kırmızısına karışması, düşün gerçeğe dönüşmesi, aynı zamanda gerçeğin de sadece gündüz görülen bir düşten ibaret olduğunu gösterir. Su altında yapılan çekimlerle düşen bir şarap şişesinin izlenimci bir gözle yavaş yavaş dibe vurması, aslında Lodos’un büyümüş halinin iflasının da belgeselci bir gözle ekrana yansıtılışı gibidir. Taş Yastık gerçekle düşün sentezinin yanında, büyümenin engellenemez bir şekilde insanlar üzerindeki baskısının ve anılara kaçışın da bir anlatımıdır. İnsanların yaşamlarını oluşturan anıların, insanların yaptıkları seçimlerin ve şimdiki zamanın eğretilemesidir.

forum resmi


Lodos’un kendini anlamlandırma çabası içinde yaptığı geçmişine doğru yolculuk, aynı zamanda onu çevresinden de uzaklaştırır. Onun bu çabası, Ömer Hayyam’ın evreni anlamak için yetiştiği kültürden kopma çabasıyla da bir anlamda örtüşür. Lodos; ailesinin, arkadaşlarının ve toplumun genel görülerinden uzaklaşarak, kendi varoluşunu kendi anlamlandırmak isteyen bir gezgin gibidir. Kendi varoluşunu ancak kendi tanımlar. Bunu, arkadaşı ve babasıyla olan sohbetlerinde açıkça fark ederiz. Yaptığı davranışlardan dolayı, babasının gözünde onun yeri aslında unutulmuş bir akvaryumun altıdır. Ailesinin yanında kardeşiyle birlikte akvaryumdaki balıkları andıran ağabey ve kardeş, öte yandan da babalarının kendilerine biçmiş oldukları rollerin dışına çıkamamanın verdiği öfkeyi de sürekli içlerine atar. Akvaryumun suyu film boyunca sürekli damla damla akar ve akan sular kupaya dolar. Kupaya dolan sular ise, her sabah yeniden akvaryuma boşaltılır. Oysa filmin sonlarına doğru artık su testisi kırılır ve beklenen son gerçekleşir.

Babasının çalıştığı ciltçi dükkanı filmin simgesel anlatımının doruk noktalarından birini oluşturur. Poyraz her sabah dükkanı açar ve ritüelistik bir biçimde aynı şeyleri yapar. Önce sürekli duran eski ve bir ayağı kırılmış saat yeniden kurulur. Sonra kupaya dolan su tekrar akvaryuma boşaltılır. Daha sonra ise iş başı yapılır. Bu düzende sürekli kurulma ihtiyacı duyulan eski saat kuşkusuz zamana yapılan bir vurgudur. Bir ayağı kırık saat tüm karakterlerin zaman içinde yitirdiklerini ve kaybettiklerini dışa vurur. Sürekli damlayan akvaryumun suyu ise, geçen zamanın insanlar üzerindeki etkilerini açık eder. Suyun dolduğu kupa ise, oğulların baba tarafından biçilen rolüne işarettir. Kirası ödenmediği için bir ay içinde boşaltılması gereken ciltçi dükkanı, aslında bir ailenin çözülüşünü de simgesel olarak resmeder. Avukat dükkana geldiğinde, babaya bir ay içinde kirayı ödemezlerse, dükkanın tarih olacağını bildirir. Oysa tarih olacak şey, bizzat ailenin kendisidir.

Göndermelerin ve simgeselliğin yoğunluğu kimi sekanslarda filme büyük bir artı katarken, bazı yerlerde de zorlama hissi veriyor. Örneğin Lodos’un sürekli tekrarladığı İngilizce dizeler filmde yabancılaştırıcı bir etki bırakıyor. Taxi Driver’ın Travis’i gibi ayna karşısına geçerek yapılan bu tekrarlar, Lodos’un bozulan psikolojisini işaret ettiği gibi, beraberinde bir yabancılaşmayı da vurguluyor. Her ne kadar Lodos’un Roxanne’a bir türlü itiraf edemediği aşkını ifade etse de bu tekrarlar, bir süre sonra garip bir hal almaya başlıyor. Doğup büyüdüğü topraklarda sonradan öğrendiği bir dilde söylenen sözler inandırıcı gelmezken, karakterin içinde bulunduğu yabancılaşmaya da dikkat çekiyor. Ama doğrusunu söylemek gerekirse, bunun abartılması filme zarar veriyor. Bunun yanında, bazı sekanslardaki simgeselliğin ve Lodos’un yapmış olduğu “anlamsız” eylemlerin aktarılış tarzı ve fazla tiyatral oluşu da filmin sonlarına doğru iyice göze batmaya başlıyor. Önemli şairlerden yapılan alıntılar filmi bir mesaj bombardımanına çevirirken, aradan bizler de verilmek istenen mesajı cımbızla ayıklamak zorunda kalıyoruz. Oysa bu ağdalı dil biraz daha sade tutulup, sadece amaca yönelik diyaloglar ve alıntılar tercih edilebilirmiş. Yönetmenin Taş Yastık yoluyla kendi anılarına da yaptığı yolculukta anlatmak ve göstermek istediği imgelerin yoğun oluşu, kuşkusuz bu fazlalıkların filmde yer almasına da yol açmış. Sonuçta, iyi ve kötü yanlarıyla değerlendirecek olursak Taş Yastık “iyi” bir deneysel çalışma. Dar bir bütçeyle, entelektüel bir birikimle ve anlamlı bir vizyonla kameraya alınmış ilginç bir yapım. Ama asla da bir A Ay kadar çarpıcı ve bütünlüklü değil. Yine de farklı bir film izlemek isteyenlere rahatlıkla tavsiye edebilirim. Kült olmanın kıyısından dönmüş, bu farklı ve güzel çalışmaya bir şans vermek gerekir.


Barış Saydam



Bu ileti BuRnOut tarafından Nov 21 2008, 01:38 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
forum resmi

Zaman, hediye vermez insana
ve doğru diye bir şey yoktur onun kıyısında



User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 14th November 2019 - 03:10 AM