IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> Edge of Darkness (2010)
kievdeki_adam
mesaj Feb 24 2010, 08:45 PM
İleti #1


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 44
Katılım: 5-April 09
Üye No.: 5,920



IMDB
Edge of Darkness (2010)

Edge of Darkness (2010) PosteriYönetmen: Martin Campbell
Tür: Drama / Thriller
Slogan: Some secrets take us to the edge
IMDB Notu: 7.0 / 10 (7,139 oy)
Oyuncular: Mel Gibson, Ray Winstone, Danny Huston, Bojana Novakovic, Shawn Roberts




EDGE OF DARKNESS


Mırıldandığın bir duanın, dudaklarında nasıl ateş gibi kaldığını, gırtlağındaki hıçkırığın, sadece boğazını değil, hançerendeki sesi değil, tüm bedenini tıkadığını bilirim. Zira “ben de bu dünyada yaşadım”*. O anda, dudaklarınızın, içinizdeki mırıltıyı sese döndürdüğü o anda, okuduklarınızın ona ulaşmasını istersiniz; hatta adeta ona ulaşıyordur… O sahnede olduğu gibi sarılıp kalırsınız. Ağzınız hala duada, lakin yarım yamalak, ki siz de o sarıldığınızla yarım yamalak, allak bullak olmuşsunuzdur zaten… Bir yanınızı hep eksik bırakacak bir gidiştir onun gidişi.

Dönmeyen dilinizden dökülemeyen ayetler, gözünüzden yaş olup dökülür; onun saçına, yüzüne karışır. Hayatınız hayatına karışmışken, şimdi sizin –güya- diri gözyaşınız, birer ayet gibi iner ona, içli bir çağlayan gibi.

En zor kısım, sizin “güçlü biri” addedilmenizdir/sayılmanızdır. Ölümün hak olduğunu bilmeniz... Lakin bilginin durduğu andır o. O, öylece kucağınızda yatarken, nefesiniz kadar yakın hissettiğinize bile, kimseye duyurtmadan sorular geçer; içinizi ateş yalazıymışçasına yakarak “Niçin aldın benden”… Yıllardır biriktirdiğiniz, etrafa birer sabır taşıymışçasına attığınız ne kadar cümle varsa, onları şimdi siz duyacaksınız, diğerlerinden…

O’ndan, o, hayatının merkezine koyduğu kızından, O'ndan, -hem kahramanımıza göre, hem de bize gösterildiği şekliyle- bir melek gibi yatan kızından- bir hatıra alıyor: Bir tutam saç. Bir hatıra da evdeyken almıştı: Kızının kanına bulanan bir havlu… (Anlıyorsunuz; usta biri, sizi de içine çekerek, iğne oyası gibi işliyor her şeyi, sizi de bizatihi işin içine katarak. Siz de seyirci olarak az değilsiniz hani. Bir yandan seyrediyor, bir yandan kendi muhtemel/olası senaryonuzu yazıyorsunuz: Bu hatıralar bir işe yaramalı bu filmde…Bakalım haklı çıkacak mıyım diyerek de seyredeceksiniz elbet; bu hakkınız sizin.O,kanlı havluyu kullanmıyorlar; saçı kullanacaklar)

Kahramanın adını ünleyen biri –bizim Gibson’un adı- kızını vuruyor. Seyirciden beklenen, kıza acıması. Yani, “tam babayı vuracaktı, denk geldi,kızını vurdu”… Dedim ya çok film seyredince “bu kadar basit olmaz bu işler” dersiniz. Kahramanımızın –isimleri aklımda tutamam, affola- müthiş özveriyle büyüttüğü kızı O. Belli ki kendini kanıtlamak adına, bir yerlerde işe girmiş kız.


Devletle alakalı bir yer bura. Sizin, kahramanımızın cebine koyduğu saça düştüğünüz im işe yarıyor elbet: Kızımız, radyasyona maruz kalmış. Heyecanlı bir öykünün içinde olmak istiyorsunuz. Kare kare anlatabilirsiniz aslında, hiç seyretmeden: Fakat içine düşmelisiniz. Düştünüz işte…

Zaten, bu kadarı bile filmin külli özeti.

Filme ilave uzun not: Hep yaptığım ve yapacağım gibi çevirmene teşekkürü borç bilirim. Sadece bir yerde, “lamb” ve “lamp” arasında kalmış. Biri “kuzu”, biri bildiğiniz “kandil” hadi lamba diyelim... Elbet bu farkı, yabancı dil bilgimle anlamadım. Cidden yabancı dilim yok. Sadece, Diyojen’in bir kuzuyla değil, kandille gezdiğini biliyorum. Tek çetrefilli yer, bu Diyojen kısmı çeviride. Misal, “Nasıl tersine döndü?” sorusu, büyük ihtimal, “Neden/nasıl vazgeçti?” olmalı; yani ancak böyle olabilir. Ya da “Peki neden, elinde kandille insan aramaktan bıktı/caydı/vazgeçti?” Tekrar edeyim ki ukalalık olmasın: Bu not, yabancı dil bilgimle değil, hepinizin bildiği, Diyojen duyumlarımla… Bu kadar kusur da kadı kızında bile olur; tebrikler,teşekkürler çevirmene. (bir de “ godafternoon” var, sanırım, “ iyi geceler” diye çevrilmez) Tekraren: Çeviri müthiş güzel. Kusursuz bir şey yerine, kendi içinde basit hatalar taşıyanı tercih ederim;zira bu, “insani” olduğunu gösterir. Baş edemeyeceğim mükemmellik yerine, bu, mükemmele yakın “noksanlığı” tercih ederim.

Buradaki adam da sizin Ramiz Dayı’nın Amerakalı hali (Jedburgh: Ray Winstone). Belli ki batı felsefesini hatmetmiş. Zira ilerleyen bir sahnede Fitzgerald’dan bahseder. “Çocuğunu kaybedince ne hissedersin, bunu anlamıyorum. Fakat kaybedecek bir çocuğumun bulunmamasının acısını-hissini ya da- biliyorum. Felsefesini böyle özetletmişler, müthiş… Romancı  yani roman yazarı. The Great Gatsby dersem, anlayacaksınız. Benjamin Button da diyeyim mi? 

Bir ara notu daha: Filmin en başından beri, “Kızım İçin Canlı Hedef”i hatırlıyorum. O filmden –inanın- hiçbir şey hatırlamadan… Gibson, benziyor bu filmde Yılmaz Güney’e . O, eski filmin afişini hatırlıyorum. Fötr şapkalı adamlar… Sanırım Güney ve Orhan Günşiray, erbabı sizsiniz. Siz de yoklayın hafızanızı. Israrla, “kızım için canlı hedef” yazıp bakmıyorum. Bakarsam, bu filmin uyandırdığı tüm hatıralarım bozulabilir. Bura müsait:İstersem, eğer istersem, “Kızım İçin Canlı Hedef” filmini tanıtabilirim. Şimdi sadece bir eski hatıra olmalı. Bu, en Amerikan filmin, bende çağrıştırdığı film olarak kalmalı. Zira biliyorum, bu eski siyah-beyaz hatırayı bulursam, belki de hiç alakası olmadığını anlayacağım. Bunu,en azından şimdilik, istemiyorum.

“I love you dad” En zoru. Bir kaya oturuverir, göğsünün tam orta yerine… Ve “Allah kahretsin” susamıyorum bir türlü. Elinizde bir traş makinesi, yanınızda dünya tatlısı bir bebek varken, o minik kız bebeğe, eline verdiğiniz tarakla, “traş olmayı” öğretiyorken… İçiniz kavlar. Bir çıra ateşi, tüm dünyadan alınacak bir “intikam”la, o masum yüzü taşıtarak size… Öylece yakar.Artık tüm dünya, “kızım için canlı hedef”tir…

*Filmden bir cümledir.


--------------------
adamcağız
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
batigol-7
mesaj Feb 24 2010, 11:02 PM
İleti #2


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Çevirmen
İleti: 464
Katılım: 28-September 08
Nereden: Bakırköy
Üye No.: 4,735



Çeviriyle ilgili eleştirinde haklısın, büyük bölümünü dinleyerek yaptığım için duyuşsal algı farkı yaşamışım. Hatta mantıksız bir çeviri olmuş smile.gif

Harbiden yani, kuzuyla dürüst adam mı aranır flaugh.gif

Az önce çevirimi taradım, iyi geceler şeklinde çevrilmiş bir good afternoon kullanımı yok. Hatta iyi geceler diye bir çeviri yok?

Fakat bu eleştiriyi film yorumunun içinde katmak yerine çeviri duyurusu başlığı altına veya bana özelden bildirsen film incelemen daha şık dururmuş.

Bu ileti batigol-7 tarafından Feb 24 2010, 11:16 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
kievdeki_adam
mesaj Feb 25 2010, 07:44 PM
İleti #3


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 44
Katılım: 5-April 09
Üye No.: 5,920



Yazma uslübum için kusuruma bakmayın. Eleştrim de asla "yergi" anlamında değildir. Teşekkürümü tekrar ederim. Muhabbetle.

Bu ileti kievdeki_adam tarafından Feb 25 2010, 07:45 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
adamcağız
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Feb 26 2010, 10:22 PM
İleti #4


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



Evladını kaybetmiş polis babanın hiyerarşik biçimde bundan sorumlu kötü adamların kıçını tekmelemesi gibi son derece basit bir konu üzerine dev bir şirket/derindevlet/hükümet üçgeninin karanlık ilişkilerini kondurmak artık gerekli hale geliyor. Yoksa günümüzde özgün bir hikâye olmadığı sürece sırf kuru bir intikam temasından ekmek çıkarmak zor. Bunun farkında olan Hollywood yapımcılarının aklına belli başlı isimler gelmeye başladı. Bunlardan biri de William Monahan. Kuşbakışı görünümde filmin intikam öyküsü ve politik yönü iyi ilişkilendirilmiş görünse de, anlatım olarak tişört üzerine smokin giymiş bir havası var. Büyük ihtimalle yapımcılar masa başında ortaya böyle tek cümlelik bir intikam konusu atmışlar, sonra bu temayı güncel anlamda politize etmesi için Monahan’ın kapısını çalmışlar. Monahan aslında siyaseten doğru şeyler söylüyor. Karmaşık ilişkiler yumağıyla bir kedi gibi oynamayı seviyor. Ama işi muhalif mastürbasyona dönüştürmeye başladığında fantezilerinin seviyesini sokaktaki halkın en basit çözüm önerileri düzeyine indiriyor: Mesajını verdikten sonra bir intihar bombacısının, bir mafya babasının, bir senatörün kafasına sıkmak! O kadar kirli çamaşır gösterdikten ve onları makinenin bile temizleyemeyeceğini imâ ettikten sonra, kökten çözümün en azından ekran başındaki yürekleri soğutacağını bildiğinden, çürümüşlüğün uzun kollarını ifşa eden o sahip çıktığı gerçekliğe ters düşmeyi göze alıyor.

Monahan’ın ustaca birbirine bağladığı kabloları, entrika, çıkar, yolsuzluk, yalan, çürümüşlük teorilerini ve politik yüklenmelerini filmden çıkardığımızda elimizde sadece aynı kızgın ve yalnız adam çemberinden defalarca geçmiş Mel Gibson kalıyor. Kırışıklıkları daha bir belirginleşmiş de olsa kendine has mimikleri ve psikopata bağlamış Paul Kersey, Harry Callahan ekolünün 90’lar temsilcisi Gibson tiplemelerini özlemiş olanları memnun edecektir mutlaka. Sanırsam ve sallarsam kendisi film anlaşmalarına belli başlı bazı sahnelerin eklenmesi yönünde maddeler koyduruyor. Yoksa filmlerinde birbirine çok benzeyen kavga, infaz, ayar verme sahnelerine bu kadar fazla rastlamazdık. Tabiî Monahan’ın da gazıyla özellikle Bennett’a, avukat Sanderman’a ve senatöre gözdağı verdiği sahneler gayet kapı gibiydi. Aksiyon yönünde ise daha çok şok edici olanları dikkate değerdi. Vertical Limit gibi denk geldikçe tekrar izlemekten keyif duyduğum bir filmi hesaba katmazsak, iki Bond ve iki Zorro filmi dışında pek tanınmışlığı olmayan Martin Campbell, nasıl olması gerektiğini yerine getiren, ama aşamayan bir yönetim sergiliyor bana göre.

Lâkin filmin kafa yorduğu karmaşık ilişkileri diyaloglandıran kısımlar dışında, “bu nasıl böyle oldu şimdi” demeye bile utanacağımız saçmalıkta sahneler de bulunuyor. Mantık ve devamlılık hataları, filmin takındığı ciddiyeti yer yer kevgire çeviriyor. Bu yüzden filmin (eski bir TV dizisinin geliştirilmiş hali de olsa) polisiye aksiyon/dram kısmını Andrew Bovell’ın, aktüel politik entrika kısmını da Monahan’ın yazmış olduğu fikrine kapılıyor insan. Böylece zekâ ve abukluğun yarattığı kan uyuşmazlığı göze batıyor. Hükümet ile çevreci geçinen büyük şirketlerin karanlık hukuğunu basına ve kamuoyuna sevimli gösterecek veya çarpıtıp zaman aşımına uğratacak, sonra da unutturacak Jedburgh gibi iş bitiricilerin şeytana pabuç bırakmayacak ayak oyunlarından bahseden bir filmde, Gibson’ın şirket kötülerinin elinden kurtulduğu sahnenin ne işi var mesela?

forum resmi

Bu kopukluk Monahan’ı sivriltip, hanesine artı olarak eklense de, “peki ya bu kopukluğun asıl sorumlusu bizzat kendisiyse” diye düşündürmüyor da değil. Yani bu adam doğru iplerle düğüm atmada usta, fakat siyaseten doğru savunularını dramatize etmede yetersiz olabilir mi? Değilse bile ince hesapların adamı olarak kendine düşen tarafları yerine getirdikten sonra filmin acemi kalan yerlerine muhalefet etme şansı yok mu? (Söz konusu bir Mel Gibson aksiyonu ise bu sorunun cevabı belli aslında). Yoksa Monahan, Hollywood’un Jedburgh’ü mü? Dört filmlik yazım kariyerinde tamamı kendine ait sadece Kingdom Of Heaven (ki bu dört filmden her şeyiyle en beğendiğim odur) bulunan, The Departed (Infernal Affairs senaryosundan) ve Body Of Lies (David Ignatius romanından) gibi daha çok hazır materyaller üzerine çeşitlemeler yapmada kurtarıcı görünümündeki Monahan, tüm pozitif yönlerine rağmen benim için hâlâ bir muamma. Bu yüzden onun adının geçtiği her yapımı dikkate alıyorum. Tıpkı Stephen Gaghan (Traffic, Syriana), Tony Gilroy (Bourne üçlemesi, Michael Clayton, Duplicity), Matthew Michael Carnahan (Lions For Lambs) yazar ekolünü dikkate aldığım gibi. Yine bir roman uyarlaması olan, Colin Farrell, Keira Knightley, Ray Winstone, Eddie Marsan, David Thewlis isimlerini buluşturacak London Boulevard’da kendisinin ilk yönetmenlik deneyimine tanık olacağım için de o muammayı heyecanla bekliyorum.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
kievdeki_adam
mesaj Feb 27 2010, 06:28 AM
İleti #5


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 44
Katılım: 5-April 09
Üye No.: 5,920



Muhterem Funkster, ilk cümlenizdeki bir kelimeyi kullanmadığım halde, epey sıkıntı çektim smile.gif burda değil elbet... Yine de ilk cümlenize can-ı gönülden katılıyorum. O cümledeki o kelimeyi ben de kullanabilir miyim? smile.gif


--------------------
adamcağız
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
2 kullanıcı bu başlığı okuyor (2 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 10th December 2019 - 08:45 PM