IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> Fransız Yeni Dalgası
BuRnOut
mesaj Jun 2 2007, 10:38 AM
İleti #1


Edilgen Bir Uyumsuz
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,851
Katılım: 31-May 07
Nereden: Düşler Ülkesi.
Üye No.: 8



Fransız Yeni Dalgası


IPB Image

Jean-Luc Godard


Sinema akımlarının pek çoğu, aslında sanatın diğer alanlarında başlamış akımların ve yenilik çabalarının birer uzantısı ve yadsınamaz biçimde onların devamı niteliğindedir. Sinemada göze çarpan ilk büyük çaplı akım olan Alman Ekspresyonizmi, ilk başta resimde daha sonra ise edebiyatta görülmüştür. Fütürizm ve Avant-Garde Sinema da keza bu örnekler arasında gösterilebilir. Fransız Yeni Dalga akımı da daha çok edebiyat dünyasında tanınan, ama sinemayla yakın ilişki halinde olan Alain Robbe-Grillet’in başlattığı Yeni Roman akımıyla büyük benzerlikler taşır. Özellikle Alain Resnais’nin çalışmalarıyla, Grillet’in çalışmaları arasında büyük benzerlikler vardır. Samuel Beckett’ın da içinde bulunduğu Yeni Roman akımı, geleneksel olanı eleştiriyor, şimdiye kadar denenen şeylerin yeterli olmadığını ve yenilikleri aramanın gerekliliğini savunuyordu. 1940’lı yılların sonlarında adını duyuran bu akımın Yeni Dalga’yla örtüşen çok fazla özelliği olsa da, Yeni Dalga akımını sadece edebiyattaki bu oluşumun basit bir yansıması olarak da göremeyiz.

1. ve 2. Dünya Savaşı ülkeleri ve insanları geri dönüşü olmayan bir yola sürükledi. Özellikle savaşa taraf olan ülkelerdeki yıkım inanılmaz boyutlardaydı. Merkezi kurumların etkinliğinin kalmadığı bir ortamda, insanlar kargaşa ve sefalet içinde hayatlarını sürdürmeye çalışırken, sanatçılarda bu karanlık tablodan çok derin bir şekilde etkilendi. İki savaş sonrasında da sanatın bütün dallarında yenilikçi çalışmalar ve yeni akımlar kendini gösterdi. 1.Dünya Savaşı’nın hemen ardından ortaya çıkan Alman Ekspresyonizmi ve 2.Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan Yeni Gerçekçilik akımları bunlara örnek olarak gösterilebilir. 2.Dünya Savaşı’ndan sonra İtalya’da başlayan ve dünyayı etkileyen “İtalyan Yeni Gerçekçiliği” akımı, Cahiers du Cinema dergisinde eleştiriler ve kuramsal yazılar yayınlayan ve sinemaya aşık bir grup sinefil tarafından da büyük coşkuyla karşılandı. Sinema alanındaki bu değişimler kuşkusuz onları da cesaretlendirdi. 1958 yılına gelindiğinde artık yeni bir akım dünyayı sallamaya hazırdı ve bu akımın ismini de L’Express dergisi “Nouvelle Vogue” (Yeni Dalga) olarak adlandırmıştı.

Tıpkı Grillet’in bayraktarlığını yaptığı ve 1950’li yılların hemen başında Fransa’nın edebiyat çevresinde adından söz ettiren Yeni Roman akımı gibi, Fransız Yeni Dalgası da şimdiye kadar denenmiş ama başarılı olamamış her şeyi eleştiriyor ve yenilikler aramanın gerekliliğini savunuyordu. İnsanlık iki Dünya Savaşı atlatmış, faşizmin sonuçlarına tanık olmuş ve büyük bir sefaletin içine sürüklenmişti. Bu sonuçlardan yola çıkarak, bundan önce yapılmış ve düşünülmüş olanların eleştirilme ve eskinin yerine yeni formüller arama ihtiyacının geldiğine dikkat çektiler. Siyasi modeller, toplumsal kalıplar, milliyetçi ve dini görüşler artık yerlerini yeni fikirlere bırakmalıydı. Bir değişim gerekliydi ve bunu insan kendi içine bakarak, kendi doğrusunu kendisi seçerek gerçekleştirebilirdi.

“Sinema saniyede yirmi dört kare gerçektir.” (Jean-Luc Godard)


IPB Image

Roberto Rossellini, Orson Welles, Citizen Kane ve Fritz Lang


Paris’teki Sinematek’te Dünya Sinemasının en nadide örneklerini izleyen, sinema bilgilerini ve görgülerini sürekli arttıran Cahiers du Cinema yazarları, bu mantıkla hareket ederek sinemada da değişik kalıpların aranması gerektiğini vurguladılar. İlk iş olarak, seyirci özellikle melodram filmlerinde sıkça rastlanılan sinemanın uyutucu ve özdeşleştirici etkisinden kurtulmalıydı ve özgürlüğünü geri kazanmalıydı. Özdeşleşmeyi engellemek için yıldız oyuncu sistemi yerine ilk başlarda, amatör oyuncuları tercih ettiler. İtalyan Yeni Gerçekçiliğinde olduğu gibi amatör oyuncularla birlikte, stüdyolar yerine gerçek mekanlarda, gerçek zamanlı çekimler yapmayı tercih ettiler. Daha gerçekçi bir izlenim vermesi ve hayatın ritmini yansıtması açısından uzun plan çekimleri kullandılar. Özellikle Godard’ın başını çektiği bir yapıbozumcu üslup öne çıktı. Filmle alakasız diyaloglar, filmden kopuk sahneler, kimi zaman oyuncunun kameraya bakarak izleyicilerle konuşması, sekans aralarına eklenen boşluklar ve açık bırakılan finaller bu akımın başlıca sinemasal öğeleriydi. Akımın temel dayanak noktası bireyin kendi içine bakarak, özgünlüğünü yakalaması olduğundan “auteur” kavramı önem kazandı. Baştan sona bir filmde kendi etkisini hissettiren bu yönetmenler, filmin bütün aşamalarında söz sahibiydiler. Bu sayede de, akım hiçbir zaman İtalyan Yeni Gerçekçiliği gibi metodik olmadı ve etkisini günümüzde bile güçlü bir şekilde hissettiriyor. Yeni Dalga’nın gerçeklik anlayışının bir diğer sağlam dayanağını da, sinema eleştirmeni ve kuramcısı Andre Bazin’in “sinema gerçeğe yaklaştığı oranda sanat olabilir.” sözü oluşturuyor. Bu noktada yine İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nden ve Truffaut’un da gazetecilik yaptığı yıllarda yanında asistan olarak görev yaptığı Rossellini’den bahsetmek gerekiyor. Truffaut’un kelimeleriyle onu anlatacak olursak, “Rossellini için önemli olan gerçek, insanı bizden uzaklaştıran eğreti ayrıntılardan sıyrılmak, dosdoğru belgesel olarak yaklaşmayla insanı tekrar bulmak, sonra çok düz bir örgüye dökmek, mümkün olduğunca yalınlıkla anlatmaktır.” Onun bu gerçeklik tanımı çerçevesinde birleşen Yeni Dalga yönetmenleri, bu sayede Rossellini’yi de akımın düşünsel mimarlarından biri yapıyordu. Bu akımın etkilendiği önemli yönetmenlerden biri de Orson Welles’tir. Onun Citizen Kane’de geniş mercek kullanımıyla birlikte uyguladığı “alan derinliği” yöntemi de akıma mensup yönetmenler üzerinde büyük bir etki yapmıştır. Akıma esin kaynağı olmuş Fransız yönetmenler ise, Jean Renoir ve Jean Pierre Melville olmuştur. Bu yönetmenler, özellikle akımın kişisel ve özgün olanın arkasında duran yapısı sebebiyle Yeni Dalga’ya ilham kaynağı olmuşlardır. Kendilerine ait tarzları, güçlü sinematografileri ve imkansızlıklar içinde çektikleri filmleriyle “auteur” kavramının da en canlı örnekleridir.

Roberto Rossellini, Orson Welles, Alfred Hitchcock, Fritz Lang ve Jean Renoir’den sonra Fransız Yeni Dalgası…


IPB Image

Claude Chabrol


Akımın kuramsal ve düşünsel çerçeveleri belirlendikten sonra yönetmenler bir dizi kısa film çekerek, bunları perdeye yansıtmaya çalıştılar. Bu kısalardan sonra ise akımın ilk uzun metrajı; Claude Chabrol’un Le Beau Serge (Handsome Serge) filmi geldi. Kendisine miras kalan para ve devletin Film Yardım Yasası’ndan aldığı fonla ilk filmini çeken Chabrol, bu filmin itkisiyle birlikte ertesi yıl aynı zamanda filmografisinin de hala en iyileri arasında gösterilen Les Cousins ve A Double Tour filmlerini çekti. Özellikle A Double Tour filmi sinematografik olarak zamanının çok ötesinde bir film olarak gösterilmektedir. Belli temalar üzerine yoğunlaşan, burjuvaziye getirdiği sert eleştirilerle tanınan, Hitchcock ve Lang’ın kara filmlerinin etkisinin hissedildiği bir yapı benimseyen Chabrol, filmlerinde bu ustalara göndermeler yapmaktan da çekinmez.

IPB Image

François Traffaut ve Les Quatre Cent Coups


Yeni Dalga ilk çıkışını gerçekleştirdikten hemen sonra bir başyapıtla izleyicileri selamlar. François Truffaut’un Les Quatre Cents Coups (400 Blows) filmi, bugün bile Yeni Dalga’nın en nitelikli filmleri arasında gösterilmektedir. Aynı zamanda bu filmde, Truffaut’nun bundan sonraki filmlerinde de sıkça rastlayacağımız ve perdedeki kendi yansıması olan Antoine Doinel karakteriyle de tanışırız. Henüz 27 yaşında çektiği bu ilk filmde, Truffaut’un etkilendiği isimlerden Jean Vigo ve Rossellini’nin ağırlığı hissedilmektedir. Müziklerde Jean Constantin, görüntülerde Yeni Dalga’nın unutulmaz görüntü yönetmeni Henri Decae’nin imzası vardır. Cannes Film Festivali’nde Truffaut’a “En İyi Yönetmen” ödülünü de kazandıran bu filmle birlikte artık Yeni Dalga yükselişe geçmiştir, ve bu filmden sonra gelen Godard’ın Serseri Aşıkları’yla birlikte sinema tarihinde derin bir iz bırakmıştır bile…

IPB Image

Serseri Aşıklar ve Vivre Sa Vie


Yeni Dalga’nın bütün özelliklerini içinde barındıran Serseri Aşıklar (A bout de Souffle), bir polisiye hikayedir. Ama bir polisiye hikayedeki en heyecanlı sahneler olan takip sahnelerinde Godard izleyicileri şoke eder ve bu sahnelerde takipten çok baş karaktere yöneltir kamerasını. Bununla da yetinmez, takip devam ederken Jean-Paul Belmondo kameraya dönerek izleyicilere bir şeyler anlatmaya başlar. Aksiyonların bir kısmı vardır, ama en önemli kısımları kesilerek bir sonraki sahneye sıçrama yapılır. Godard’ın kelimelerinden bu filmi dinlersek; “Preminger’in, Cukor’un ya da daha başkalarının bildiğim kimi çekimlerini göz önünde tutarak çekimler düzenliyordum.” Bu sayede filmini, sevdiği yönetmenlerin filmlerinin devamı şeklinde doğaçlama olarak düşünen ve şimdiye kadar denenmemiş olanı yapmak ve bilenen her şeyin ötesine geçmek amacıyla çekmiştir. “Serseri Aşıklar, hiçbir şeyin yapılmasının yasak olmadığı film türündedir.” diyerek filminin özgürlüğünü ve özgünlüğünü vurgulayan Godard, modern sinemanın mihenk taşlarından birine de imza atar. Luis Bunuel onun için, “Yeni Dalga’da Godard dışında yeni bir şey görmüyorum.” der. 1960’lı yıllarda kadının toplumdaki yerini sorgulayan filmlere imza atan yönetmen, Yeni Dalga’nın da en dikkat çekici ve özgün yönetmeni olur. Çektiği filmler dışında, söylemleri ve kuramları da birçok insanı etkileyen Godard, sinemanın en güçlü yanı olan özdeşleşmeye karşı açtığı savaşla ve gerçeklik konusunda Bazin’den değil de, Jean-Paul Sartre’den etkilenmesiyle Yeni Dalga içinde kendini de farklılaştırmış olur. Godard’ın vurguladığı sinemanın algılama boyutu, her izleyicinin filmi kendine göre yorumlaması ve kendi bilincinde bir yapı oluşturmasını temel alır. Bu yapıda ister istemez, filmin gerçeklikten kopuşunu ve her bireyde farklı algılanmasını sağlar.

IPB Image

Hiroshima Mon Amour


Chabrol, Truffaut ve Godard’dan farklı da olsa bu akımın içinde sayabileceğimiz bir diğer güçlü yönetmende Alain Resnais’dir. Özellikle Hiroshima Mon Amour ve L’Année Dernière à Marienbad filmleriyle akımın içine dahil edilmektedir. Hatırlarsak yazının başlarında Resnais’nin, Grillet’in kurucusu olduğu Yeni Roman akımıyla iç içe olduğunu belirtmiştim. Onun Yeni Roman’la bu sıkı bağı, Yeni Dalga’dan ayrılan özelliklerinin de çıkış noktası olur. Özellikle zaman kavramını muğlaklaştıran ve nesneler üzerinden bir anlatım yapısını tercih eden Resnais, bu sayede Yeni Dalga’nın en belirgin özelliklerinden biri olan kişisellikten arınmış olur. Onun bu farklı anlatım tekniği öznelliği yadsımaktadır.

IPB Image


Resnais’in asistanı olarak işe başlayan ve Cahiers du Cinema’nın önemli yazarlarından olan Jacques Rivette’de ismi hep geri planda kalsa da, bu akımın önemli yönetmenlerinden biridir. Yeni Dalga’nın içinde olan, fakat gittikçe bu akımdan ayrılan bir başka değerli yönetmende Louis Malle’dir. Akımın doruk noktasında Zazie dans le Metro ve Le Feu Follet’le dikkat çeken yönetmen, daha sonra Amerika’da filmler çekmeye başlayarak akımdan uzaklaşmıştır. Fakat arkasında Lacombe Lucien, Pretty Baby ve Au Revoir Les Enfants gibi birbirinden değerli filmler bırakmıştır.

Cahiers du Cinema’nın içinde bulunan, fakat daha sonra fikir ayrılıkları nedeniyle ayrılan ve kendine has bir sinema dili geliştiren Eric Rohmer’de akımın tam içinden demesek de, akımla aynı doğrultuda filmler çeken yönetmenlerdendir. Mekanın sürekliliğine inanan, filmlerinde müziği pek kullanmayan ve etkilendiği isimlere sık sık göndermeler yapan Rohmer, Ahlaki Öyküler adını verdiği bir dizi filmle kendine önemli bir yer edinmiştir.

Bize her daim bir film izlediğimiz gerçeğini hatırlatan, günümüzde daha da çok önem kazanan kurgunun sanal gerçekliğini bozan ve seyircilerin sanal bir dünya yaratarak kendilerini filmle özdeşleştirmesini engelleyen yapısıyla da izleyiciyi özgürleştirici bir etkisi vardır, Fransız Yeni Dalgası’nın. Sinemaya aşık insanlar tarafından büyük bir coşkuyla başlatılan ve sinemanın bir sanat oluşunu derinden kavrayan yönetmenlerin varlığıyla şekillenen Yeni Dalga, son zamanlarında gittikçe insanî boyutlardan arınarak teknik boyutlara önem vermeye başlamıştır. Godard’ın da siyasal meselelere daha fazla eğilerek farklı bir yön izlemesi akımın yavaş yavaş sesini azaltmıştır. Fransız Yeni Dalgası süre olarak yaklaşık yirmi yıl gibi bir zaman dilimi içinde etkinliğini gösterse de özellikle sinemaya yeni başlayanlar için hâlâ ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Godard’ın dediği gibi, “sinema bir dil, bir şiir, bir müzik, bir takım biçimler, bir bağlantıdır kısaca.” Yeni Dalga akımı da bu bağlantının, bu dilin, bu sanatın en olağanüstü örneklerini sinema tarihine kazandırmıştır.

BuRnOut


--------------------
forum resmi

Zaman, hediye vermez insana
ve doğru diye bir şey yoktur onun kıyısında



User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
neomakkad
mesaj Dec 28 2007, 12:01 AM
İleti #2


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 16
Katılım: 25-December 07
Üye No.: 967



Tek kelimeyle harika bir inceleme olmuş. Daha geçen hafta okumuş olduğum Sinemada Akımlar adlı kitabın, benim için bir zaman kaybı olduğunu anladım bu yazıyı okuyunca. Güzel, derli toplu bir yazı okumak gibisi yok. Yüreğine sağlık sevgili burnout.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 18th November 2018 - 04:06 PM