IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> Todd Solondz
BuRnOut
mesaj Jul 28 2007, 12:32 PM
İleti #1


Edilgen Bir Uyumsuz
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,851
Katılım: 31-May 07
Nereden: Düşler Ülkesi.
Üye No.: 8



Todd Solondz ve Sineması


forum resmi


IMDB
Fear, Anxiety & Depression (1989)

Directed by: Todd Solondz
Genre: Comedy
User Rating: 5.9 / 10 (154 votes)
Runtime: 85 min
Cast: Todd Solondz, Max Cantor, Alexandra Gersten, Jane Hamper

IMDB
Welcome to the Dollhouse (1995)

Directed by: Todd Solondz
Genre: Comedy / Drama
Tagline: Not all girls want to play with dolls.
Plot Outline: Insightful look at an unattractive 7th grader as she struggles to cope with un-attentive parents, snobbish classmates, a smart older brother, an attractive younger sister, and her own insecurities.
User Rating: 7.3 / 10 (9,800 votes)
Runtime: 88 min
Awards: 4 wins
Cast: Heather Matarazzo, Victoria Davis, Christina Brucato, Christina Vidal

IMDB
Happiness (1998)

Directed by: Todd Solondz
Genre: Drama / Comedy
Plot Outline: Three middle-class New Jersey sisters all have their problems with their families and sex lives.
User Rating: 7.7 / 10 (19,594 votes)
Runtime: 134 min / USA:141 min (DVD)
Awards: Nominated for Golden Globe.
Cast: Jane Adams, Jon Lovitz, Philip Seymour Hoffman, Dylan Baker

IMDB
Storytelling (2001)

Directed by: Todd Solondz
Genre: Comedy / Drama
Plot Outline: College and high school serve as the backdrop for two stories about dysfunction and personal turmoil.
User Rating: 6.7 / 10 (7,128 votes)
Runtime: 87 min
Cast: Selma Blair, Leo Fitzpatrick, Robert Wisdom, Maria Thayer

IMDB
Palindromes (2004)

Directed by: Todd Solondz
Genre: Drama / Adventure / Comedy
Plot Outline: Aviva is thirteen, awkward and sensitive. Her mother Joyce is warm and loving, as is her father, Steve, a regular guy who does have a fierce temper from time to time. The film revolves around her family, friends and neighbors.
User Rating: 6.9 / 10 (4,188 votes)
Runtime: 100 min
Awards: 2 nominations
Cast: Matthew Faber, Angela Pietropinto, Bill Buell, Emani Sledge


forum resmi


New Jersey’nin kabusu mu, Amerikan orta sınıfının aynası mı?


1980'lerin sonlarında Jim Jarmusch ve Hal Hartley ile birlikte ivme kazanan Amerikan Bağımsızları, 90’larda Quentin Tarantino’nun etkileyici filmleriyle iyice gündeme oturmuştu. Bağımsız kanattaki bu hareketlilik Richard Linklater, Steven Soderbergh ve Todd Solondz gibi yönetmenlerinde kendilerini göstermesine imkan tanıdı. Bu örnekler elbette çoğaltılabilir, fakat yazımın konusu Amerikan Bağımsız Sineması olmadığı için bu bahsi başka bir yazının konusuna bırakmayı tercih ediyorum. Bu bağımsızların arasında Todd Solondz’un sinemaya bakışı, kitlelere uygun olmayan ve pek çok kişiye göre uçlarda sayılabilecek sinema anlayışı, onu diğerlerinin bir adım ötesine taşıyarak sinemasının da bir anda ötekileştirilmesini beraberinde getirdi. New Jersey şehrini kendisine arka plan olarak seçen, Amerikan orta sınıfının bencilliğine, yabancılaşmışlığına ve iki yüzlülüğüne filmlerinde değinen Solondz, karakterlerinin isimlerinden başlayarak filmlerinde alt metin yoluyla yaptığı satirik eleştirilere kadar gerçek bir “auteur” olduğunu da ortaya koydu. Yerleşik değerlere, aile bireylerinin tiyatrovari yaşantılarına, ahlaklı görünmek için her türlü cinliği yapmaktan çekinmeyen sözde ahlakçılara ve sağ/sol ayrımı yapmaksızın kıyasıya yerdiği Amerikanın politikalarına kendince eleştiri oklarını yöneltti. Bununla da yetinmedi, çocukları ve cinselliği insanları kışkırtacak şekilde cesurca kullanmaktan da geri durmadı.

Filmlerinin senaryolarını da kendi yazan New Jersey’li Solondz, kariyerine ilk olarak kendisinden nefret eden beden hocasına rağmen basketbol takımına girmeye çalışan, bir yandan da sevdiği kız konusunda sorunlar yaşayan, aklı karışık liseli gencin hikayesini anlattığı 10 dakikalık kısa film Schatt’s Last Shot ile başlar. Aynı zamanda bu kısada Schatt rolünü de bizzat kendisi canlandırır. Ardından hala üzerinde konuşmak istemediği ve görmezden geldiği ilk uzun metrajı Fear, Anxiety and Depression gelir. Bu filmden sonra yaşadığı olumsuzluklardan dolayı sinemaya yaklaşık altı yıllık bir ara veren Solondz, nihayet istediği çıkışı Welcome to the Dollhouse ile yapar. Solondz sinemasının tipik bir örneği olan bu filmde, çirkin olduğu için “Viyana Köpeği” lakabı takılan, ailesiyle ve toplumla sorunlar yaşamakta olan, hayatın her safhasında hakarete uğrayan, toplum dışına itilmiş ve tek ideali herkes tarafından sevilmek ve popüler olmak olan Dawn Wienar’ın trajikomik hayat hikayesi anlatılır. Henüz ergenlik çağında olan Dawn’un yaşadıkları sıradan Amerikan orta sınıfının yaşantısıyla birlikte verilir. Sıradan gözüken, ama sıradan olmayan insanların yaşamlarının hüzünle ve absürdlükle iç içe geçtiği, hicivsel ve cesur Solondz anlatımı bu filmde izleyenleri ilk defa çarpar. Artık Solondz sevdiği insanları taklit etmek isteyen yeni yetme bir yönetmen adayı sıfatından kurtulur ve kendi sinemasının abecesini de çok akılda kalıcı bir örnekle izleyicilerine sunmayı başarır. Hikaye anlatımı seyircinin filmle özdeşleşme kurmasını engeller, karakterleri keskin ayrımlarla kategorize edilemez ve cesurca anlatımına karşın, kendini ciddiye almayan naif ve hassas bir üslubu da içinde barındırır. İşte bu öğeler Todd Solondz’un bundan sonraki filmlerine de nüfuz edecek Solondz dünyasının alameti farikalarıdır.

forum resmi


Oyun Evine hoş geldiniz

Aşk karmaşık bir şey
Bir banliyö evinde
Kendimi çok yalnız hissediyorum
***
Benim ezilmiş bir oyuncak bebeğim var
Ve tıpkı sana benziyor
Küçük kız
(Welcome to the Dollhouse)


Benim en sevdiğim Solondz filmi Welcome to the Dollhouse olsa da, yönetmen bu filmden sonra pek çok kişiye göre “en iyi Solondz filmi” olarak görülen Happiness’e imza atar. Bu filmin etkisi şüphesiz Welcome to the Dollhouse’dan daha güçlü olur. En azından artık Todd Solondz ismi Amerikan Bağımsızlarının arasında sivrilir ve kendisini tüm dünyaya kabul ettirir. Amerikanın yerleşik düzenindeki pek çok konuyu masaya yatırdığı bol karakterli filmi Happiness, bencilliklerinden dolayı mutluluğu bir türlü bulamayan ve mutluluğun arayışındaki farklı yaş gruplarından karakterlerin yaşadıklarını ekrana getirir. Cinsellik üzerinden anlatımını kuran Solondz, doktor-hasta ilişkisini de çok muğlak bir düzleme yerleştirerek seyircinin kafasını da karıştırmayı ihmal etmez. Doktor diye gördüğümüz karakter bir bakarız aslında hastadan daha kötü durumdadır. Sorunsuz görünen evliliklerin birkaç sahne sonra, aslında en sorunlu olan evliliklerden bile daha sarsıntılı olduğuna tanıklık ederiz. Sözde evliliklerin, sözde tedavi seanslarının, sözde mutlulukların ve bunlara rağmen yalnızlığını saklamaya çalışan, baskı altında kalmış çaresiz insanların hikayesidir, Happiness. Fakat Solondz umudu da elden bırakmaz ve hayatın olduğu yerde umutta vardır diyerek, karakterlerine masa etrafında mutluluğa kadeh kaldırtır. Arayış içinde olan ve neyi aradığını bile bilemeyecek kadar gözleri kapalı olan karakterleriyle, Amerikan hayat tarzının bireyler üzerinde bıraktığı sarsıcı etkiye vurgu yapar. Yönetmen, üç kuşak Amerikalının yaşamlarından kesitler vererek, ülkesinin geriye doğru gittiğininde resmini çizer. Bu resimde bayağılaşma, normal olma eğilimi ve medyadaki şiddete yönelimde yerlerini alır. Ve geriye şu manidar dizeleri bırakır…

forum resmi


Happiness

Görünen o ki, hayatımda sahip olmak istediğim şeylere
Asla sahip olamadım.
Bu yüzden, hayatın beni sadece üzmesi sürpriz değil.
Mutluluk neredesin?
Seni o kadar uzun zamandır arıyorum ki…
Mutluluk nesin sen?
Bir ipucum bile yok.
Mutluluk neden hep benden bu kadar uzak olmak zorundasın?
(Michael Stipe&Rain Phoenix - Happiness)


Welcome to the Dollhouse ile Sundance’da Jüri Büyük Ödülünü alan Todd Solondz, Happiness filmiyle Cannes Film Festivali’nde FIPRESCI ödülünü kazanır. Bağımsız sinemanın yükselen değerlerinden olan, soğuk görünümü ve alışılmadık filmleriyle izleyenleri şaşırtan yönetmen, Storytelling ile 2000'li yıllara da sıkı bir giriş yapar. Biri kurgu, diğeri ise gerçek olan iki hikayeden oluşan film; kurgu olan kısımda öğrencilerini cinsel obje olarak gören bir hocayla, onun cinsel tacizine uğrayan öğrencilerinden biri olan Vi’nin yaşadıklarını anlatır. Kurgu olmayan kısımda ise, Paul Giamatti’nin canlandırdığı, ilk filmini çekmeye çalışan Tobey karakterinin bu çekim sırasında yaşadıkları konu edilir. İlk bölümde insanları her yönden sömüren ve bu sömürüden pay kapmaya çalışan ikiyüzlü insanları eleştiren yönetmen, ikinci bölümde ise; Amerikan ailelerinin gerçeklerle yüzleşmesi gerektiği fikrinden yola çıkarak, hem Amerikan gençliğini hem de New Jersey’nin klasik orta sınıf ailelerinden birinin yaşantısını anlatır. Bu ailenin yaşadığı aile içi iletişimsizlik, yabancılaşma ve trajikomik aile manzaraları ise bir komedi formuna dönüşerek belgeselde verilerek ilk bölümün teması olan sömürü ile bir ortalık yakalanır. Bununla beraber Storytelling, Solondz’un en karamsar filmi olarak da göze çarpar. Çok sert bir eleştirel üslubun yakalandığı filmde, sömürü ilk bölümde yazı yoluyla, ikinci bölümde ise; görsellik yoluyla anlatılarak iki şekilde yansıtılır. Livingston ailesinin trajedisi paketlenip tüketiciye bir eğlence malzemesi olarak sunulurken, gerçek olayların bir defa yaşanabileceğinin ve bunları tekrarlamaya çalışmanın kurguyla eş değer olduğunun altını çizen yönetmen, tüketim toplumuna hizmet eden ve gerçekliği istediği gibi kurgulayan medyaya da hiç olmadığı kadar sert bir üslupla saldırır.

forum resmi


Kişisel olarak katılmasam da, iki hikaye arasındaki kopukluklar ve kendini tekrar eden üslubu nedeniyle Storytelling’de eleştirilen yönetmen, bu filmden üç yıl sonra kendini yenileyerek geri dönüşünü müjdeler. 2004 yapımı Palindromes şimdilik son Todd Solondz filmi olarak gözüküyor. Palindromes’u anlatmaya önce isminden başlamak gerekir. Okunuşu baştan veya sondan aynı olan sözcük anlamına gelen bu kelime, yönetmenin karakterlerinin yaşadıklarını vurgulayan bir metafor aslında. Baş karakter olan Aviva, henüz ergenlik çağında bir genç kızdır ve diğer Solondz karakterleri gibi mutsuzdur. Amerikan orta sınıf yaşantısının klasikleşmiş aileleri gibi, meşgul bir baba ve ilgisiz bir anneye sahiptir. Bu yüzden mutluluğu bebek sahibi olarak bulacağına inanır. İşte bu arayış sırasında Aviva’yı oynayan karakterler sürekli değişir. Yaşları değişir, ten renkleri değişir, içinde bulundukları yerler değişir, ama bir şey kalıcıdır: Aviva hangi isimde olursa olsun, hangi bedende karşımıza çıkarsa çıksın o sadece mutluluğu arayan bir çocuktur.

forum resmi


Son filminde hiç olmadığı kadar simgesel bir anlatım benimseyen ve karışık anlatımıyla izleyenleri şaşkına çeviren Solondz, klasik konularından da vazgeçmez. Bıçak sırtı konusuna ve cesur anlatımına karşın, masalsı üslubunu filmine yediren yönetmen, birçok çocuk masalına da referans yapmaktan çekinmez. Ergenlik çağındaki Aviva’nın yolculuğu ilk elden Alice Harikalar Diyarında ve Oz Büyücüsü gibi masallarla bağdaştırılabileceği gibi, karakterlerin isimlerinden de çeşitli masallara kapılar aralanır. Örneğin Aviva’yı canlandıranlardan birinin ismi; Huckleberry’dir. Bu şüphesiz Mark Twain’in Huckleberry Finn’inden başkası değildir. Filmde Aviva’nın sonu nasıldı diye sorup durduğu Dawn’u tanıdınız mı peki? O da Welcome to the Dollhouse’un toplum dışına itilmiş karakteri, nam-ı diğer Viyana Köpeği’dir. Üzerine uzun uzun kafa yorulacak kadar derin bir filme imza atan yönetmen, ailelerinin ve yaşadıkları çağın masum kurbanları olan çocuklarında yaşadıklarına ayna tutar. Cinsel istismarı, ahlaksal ikiyüzlülüğü, ailelerin bencilliğini ve geleceğin umutsuzluğunu da sadece sevgiyi arayan korumasız bir ergenin yolculuğunda ekrana taşır. Aklı karışık çocukların cinselliğe bakışından, Amerikan orta sınıfının hasır altı ettiği gerçeklere ve ikiyüzlülüğüne vurguda bulunur. Ailelerin sahte sevgilerini, korumacılıklarını ve timsah gözyaşlarını gösterir. Kızının rahmi alındığında bile torunum olmayacak diye ağlayan ebeveynlere kamerasını tutarak, onların maskelerini de düşürür. Kaybolmuş ve yitik çocukların yaşadıklarından yola çıkarak, büyüklerin dünyasındaki bazı gerçekleri hatırlatır. Kişinin neyse o olduğunu, değişeceğini söyleyenin yalan söylediğini vurgular. Bu yüzden filmin ismi olan Palindromes önem kazanır. Bu film aslında değişeceğini düşünen insanların hayatlarının bir palidrome gibi olduğunu gösterir. Bununla birlikte yönetmen, zıt kutuplar yaratarak bir ahlak dersi verme veya bir tarafı diğerine baskın çıkarma girişiminde bulunmaz. Solondz’un sakat çocuklardan oluşan ve mutlu görünen ailesinde ne melekler vardır ne de şeytanlar. O sadece, bu yalanlar ve maskeler üzerine kurulu sirki andıran dünyamızda, bize bildiğimiz şeyleri hatırlatır. Her zaman ki ironisiyle…


BuRnOut

Bu ileti BuRnOut tarafından Mar 6 2008, 03:33 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
forum resmi

Zaman, hediye vermez insana
ve doğru diye bir şey yoktur onun kıyısında



User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 18th November 2018 - 04:36 PM