IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> Martin Scorsese
TravisBickLe
mesaj Aug 29 2007, 06:57 PM
İleti #1


Yeni Üye
*

Grup: Üyeler
İleti: 4
Katılım: 29-August 07
Üye No.: 285



''Benim için sinema kilise gibidir.''
forum resmi



''Acı çeken insanlara her zaman ilgi duydum''


Scorsese Sicilya kökenli işçi sınıfı bir ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya gelmiştir.Çocukluğu Manhattan'ın ''küçük İtalya'' diye tabir edilen acı çeken insanların arasında geçmiştir.Gençliğinde yaşadığı sokaklar,insanlar ve daha nicesi Scorsese'e sinema çizgisinde yol gösteren yapı yaşları oldu.
Scorsese 70'li yıllarda önemli sinemacılardan, Francis Ford Coppola, Brian De Palma, George Lucas ve Steven Spielberg ile yakınlık kurdu. Bir çok projede birlikte çalışacağı Robert De Niro'yu Scorsese'ye tanıştıran De Palma oldu.

1972 yılında Scorsese, Coppola, James Cameron ve John Sayles'ın kariyerlerini kurmalarında yardımcı olan yapımcı Roger Corman için "Boxcar Bertha" adlı filmi yaptı. Küçük bir iş olarak görünse de , De Niro ile yaptığı ilk film olan "Mean Streets"'i çekmeden önce , bu film Scorsese'e hızlı ve ucuz yoldan film yapmayı öğretti. 1974'te aktris Ellen Burstyn , "Alice Doesn't Live Here Anymore" filmi için Scorsese'i seçti ve bu filmdeki performansıyla en iyi kadın oyuncu dalında Akademi Ödülünü almayı başardı.

1976 yılında, en başarılı filmlerinden biri olan "Taxi Driver"'ı Robert De Niro, Judie Foster ve Harvey Keitel gibi bir kadroyla çekti. Aynı yıl Palme d'Or ödülünü aldı ve birden fazla Oscar'a aday oldu. Bu başarının ardından Scorsese, ilk büyük bütçeli filmine soyundu: "New York, New York". Beklediği başarıyı gösteremeyen bu filmin ardından Scorsese bunalıma girdi ve bu dönemde ciddi bir kokain bağımlılığı yaşadı. Bu sıralarda bir kaç belgesel tarzı eserler çeken Scorsese'in zaten hassas olan sağlığı, bu hızlı yaşamla birlikte iyice hasar gördü. Bir çoklarına göre, Robert De Niro, kendisinin en iyi filmi olarak görülen "Raging Bull"u çekmeye ikna ederek Scorsese'i kokainden kurtarmayı başardı.İngiltere'nin prestijli dergisi "Sight and Sound" tarafından 1980lerin en iyi filmi seçilem bu yapım, Scorsese'e -en iyi yönetmen dalı da dahil olmak üzere- 8 Oscar adaylığını da beraberinde getirdi. En iyi aktör dalında De Niro Oscar'ı almayı başarırken en iyi yönetmen ödülü, o yıl, "Ordinary People" ile Robert Redford'un oldu.

1983 yılında, De Niro'yla 5. ortak yapımı olan "The King of Comedy"yi çekti. Son çalışmalarındaki dışavurumsal tavır bu eserde, yer yer sürrealizme kadar gitti. Gişede çok iş yapamayan bu film, gösterime girdikten sonraki yıllarda olumlu eleştiriler kazandı. Aynı yıl, yönetmen, uzun soluklu kişisel çalışması olan, 1951, Nikos Kazantzakis kitabından uyarlama; "The Last Temptation of Christ" projesine başladı. Scorsese, 1988 yılında, senaryosunu Paul Schrader'ın kaleme aldığı bu projeyle geri döndü ve yine en iyi yönetmen dalında Oscar'a aday oldu ve yine eli boş döndü.
1990lara gelince, Scorsese başarılı sinema kariyerine “Goodfellas” (1990), “Cape Fear” (1991), “The Age of Innocence”(1993), “Casino” (1995), “Kundun” () ve “Bringing Out the Dead” (1999) gibi filmlerle devam etti. 2000li yıllarda çıkardığı, “Gangs of New York” ve “The Aviator” () adlı filmleriyle ses getirdi. Leonardo Di Caprio ile çalışmalarını sürdüren ünlü yönetmen, 2006 yılında “The Departed” filmini tamamladı.Ve ''En iyi yönetmen'' dalında oskar'ın sahibi oldu.Halen yakın gelecekte piyasaya sürülmesi beklenen projeler üzerinde çalışan Scorsese, büyük bütçeli filmler yapmaya devam ediyor.

Scorsese'in sözleri:

QUOTE
Şöhret bana çok ilginç geliyor. Bir imaj sunup bu imajla yaşaması gereken insanlar yani… Hakkımda konuşulduğunu duyduğumda hoşuma gitmiyor değil. En azından yaptığım işin biraz takdir edildiğini görüyorum. Öte yandan yaptıklarıma dikkat etmek zorundayım. Filmler çok büyük paralara ve büyük acılara mal oluyor.”


“Benim için sinema kilise gibidir.”


“Oyuncularla uzun uzun konuşurum ve onlarla çok samimi bir havada çalışırım. Tabii yöntem üzerine de konuşuruz.”


“Hiçbir sahne basit değildir, hiçbir sahne önemsiz değildir, o yüzden oyuncuları cesaretlendirmeye ve hep pozitif bir hava yaratmaya çalışırım. Genellikle ‘Güzel’ derim. ‘Güzel’ benim için ‘idare eder’ ya da bazı durumlarda ‘kötü’ anlamına gelebilir; yani o durumda bir dahaki tekrarda neyle karşılaşacağımı bilemem, belki de daha iyisi çıkacaktır, dolayısıyla tekrar isterim. ‘Harika’ da o kadar iyi değil demektir. ‘Mükemmel’ bayağı iyi anlamına gelir. ‘Kusursuz’ ise gerçekten iyidir.”


“Sinema, çerçevenin içinde ve dışında olanların bütünüdür.”


(The Last Temptation of Christ – Günaha Son Çağrı hakkında) “Beni Kazancakis’in yapıtında en çok etkileyen nokta, İsa’nın, mesihliğine rağmen hepimiz gibi acı çeken, son anda kendi inancını sorgulayan bir insan olarak anlatılmasıydı.”

“Müzik son derece önemlidir. Ancak ben, daha önce perdede olanların altını çizdiği zaman değil de kontrapunto olduğu zaman müziği seviyorum.”


“Benim bütün filmlerim hayatta birbirimize nasıl davrandığımızla ilgilidir. Ne zaman ilgimi çeken bir film çıksa, mutlaka kişinin toplum içinde varolma ve yaşama biçimiyle ilgilidir.”


“Robert de Niro, Taxi Driver’da yorumlayacağı karakterin hangi hayvana benzediğini sormuştu. Ona, ‘Niçin bir kaplan olmasın?’ dedim. O ise, ‘Hayır; daha çok bir kurt gibi, daima gözetleyen, bekleyip fırsat kollayan biri.’ diye cevap verdi. Ve bunu söyledikten sonra kurtları izlemek için hayvanat bahçesine gitti. Bu davranışını çok takdir ettim, çünkü oyunculardan çok şey beklerim.”


“Taksi Şoförü’nü çektiğimiz sırada ‘New York Bir Yaz Festivalidir.’ diye bir slogan vardı. Doğrusu biz de filmi yazın çekmiştik ama baktığımız yerde gördüğümüz hiç de bir yaz festivaline benzemiyordu.”


“Bütün emosyonel şiddet, aktörlerce değil, kamera tarafından yaratılmalıdır.”


“Sinemada şiddet, rahatsız edici ve salakça görünmelidir; gerçek hayatta olduğu gibi.”


“Günümüz sinemasında bolca rastladığımız gibi, şiddetin kendi kendinin amacı olarak gösterilmesini itici ve katlanılmaz buluyorum. Filmlerimdeki şiddetin her zaman karakterlerde temellendiğinden ve zorunlu olduğundan eminim. Fakat şiddetin beni büyülediğini de niçin inkar edeyim ki? Böyle olmasaydı filmlerimde bu kadar çok şiddet bulunmazdı.”


“Yönetmenlik açısından öğrendiğim başlıca ders, yönetmenin bir yandan ne istediğini bilmesi ve onu elde etmek için her şeyi yapması; diğer yandan da şartlara göre her şeyi değiştirme kabiliyetine sahip olması gibi iki sürekli gerilime maruz kalmasıdır.”


“Önemli olan, karakterin filmin bitiminden sonra ne yapacağıdır. Asıl acı, karakterin bir filmin içinde yaşamaya devam edecek olmasıdır.”


(Kundun hakkında) “Boyun eğmez bir isteğin, ateşli dindarlığın ve bağlayıcı dünya politikalarının hikayesi.”


“Yarattığımız, meydana getirdiğimiz her şeyi birkaç saniyede yok edebilecek imkanlara sahibiz. Bilinçaltımızda, (sosyal/dış) çevreyi algılayışımızı etkileyen, kendimizi sürekli tehdit altında hissetme durumu vardır. Özellikle, şiddetin gittikçe alttan alta gizlice yayıldığı ve daha sık patlak verdiği patlama halindeki büyük kentlerde insanların hayatı kendini savunma ve koruma davranışlarınca belirlenir olmuştur… İnsanı ürküten yan; çalışmalarımda sergilediğim bu şiddetin, özellikle medyadaki gittikçe yaygınlaşan şiddet haberleri karşısında tamamen etkisiz kalmasıdır.”


“Doğu Yakası’nda büyüdüm ve gerçekçi bir paranoyağım. Artık sokaklarda yürümüyorum. Eskiden de çok dikkatliydim. Gözlerinde belirli bir ifadeyle bana doğru yaklaşan insanlar gördüğümde, şehrin hangi bölgesinde bulunduğuma bağlı olarak ne yapacağımı ya da nasıl ortadan kaybolacağımı bilirdim. Dolayısıyla asla Central Park’a gidenlerden biri olmadım. Gençken beş altı arkadaşımla birlikte paten kaymak için gittiğimiz olurdu bazen, ama kendimi hiç rahat hissetmezdim; çünkü korku içinde büyüdüm.”


“Savaşın gerçekten ne olduğunu anlatan tek film: Full Metal Jacket (1987, Stanley Kubrick).”


“Artık daha sert konularla geliyorlar. Kente özgü sert duygular. Bana aşk öyküsü teklif etmiyorlar artık.”




“Yapımcıdan beklediğim şey, bütçe sınırları içinde istediğimi vermesi ve işin yaratıcı yönüne karışmaması.”


“Zor ve öfkeli biriyim. Ama benim de mizah duygum var. Bu hayatımı kolaylaştırıyor. Bu yüzden komedyenleri seviyorum ve bu yüzden Dean Martin’in filmini çekmek istedim.”


“Belgesel filmlerimle konulu filmlerim arasında ayrım yapmıyorum. Perdede beni büyüleyen kişilikler, gerçek hayatta büyüleyenlerle aynı. Hepsi aynı soruya yanıt arıyorlar: Nasıl hayatta kalmalı? Doğrudur, nevrozla ve nevrotik kişilerle ilgileniyorum. 'Dengeli' denen kişiliklerden çok daha ilginçtir onlar. Kişilerim kadar, onları canlandıran aktörlerin de nevrotik olmasını istiyorum. Böylece perdede bambaşka bir boyut yakalanabilir.”


(David Cronenberg hakkında) “Onun Dracula'da Renfield’i oynayan Dwight Frye ile Arthur Bremmer karışımı, böceklere, sineklere karşı ağzı sulanarak bakan birine benzediğini düşünmüştüm. Ama New York’taki apartmanıma geldiğinde, karşımda Beverly Hills’ten gelen, jinekolog tipli bir adam vardı.”


“Acı çeken insanlara her zaman ilgi duydum .”




User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
zenon
mesaj Aug 30 2007, 01:18 PM
İleti #2


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Çevirmen
İleti: 120
Katılım: 1-July 07
Üye No.: 139



Eline sağlık TravisBickLe. flowers.gif
Güzel bir Scorsese incelemesi olmuş.
Kişisel kanaatime göre; The Last Temptation of Christ izlediklerim arasında Hz. İsa üzerine yapılmış en çarpıcı filmdir. Aynı zamanda izlediğim Scorsese filmleri içerisinde (Taxi Driver, Goodfellas, Gangs of New York, Kundun, The Aviator, The Departed da dahil) en başarılı Scorsese filmidir The Last Temptation of Christ. Elbette bana göre.
İnceleme için tekrar teşekkürler. flowers.gif
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
TravisBickLe
mesaj Aug 30 2007, 09:12 PM
İleti #3


Yeni Üye
*

Grup: Üyeler
İleti: 4
Katılım: 29-August 07
Üye No.: 285



Scorsese usta için az bile dostum bence clapping.gif Ben de sana teşekkür ederim. flowers.gif

Birkaç resimle renklendirmek geldi içimden konuyu.



forum resmiforum resmiforum resmiforum resmi
forum resmiforum resmi

Edit: İmla Hatası.

Bu ileti Siyanure tarafından Aug 30 2007, 09:42 PM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Aug 31 2007, 12:42 AM
İleti #4


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



TravisBickLe vesilesiyle kendi Martin Scorsese Top 10'umu yapayım. smile.gif


1. Goodfellas
2. Taxi Driver
3. Raging Bull
4. Casino
5. No Direction Home: Bob Dylan
5. The King Of Comedy
6. Mean Streets
7. Kundun
8. The Age Of Innocence
9. After Hours
10. The Color Of Money


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Baltalı ilah
mesaj Jun 1 2009, 03:57 AM
İleti #5


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 73
Katılım: 2-July 08
Nereden: İzmir
Üye No.: 4,116



Usta yönetmenin son zamanlarda yönetmesi kesinleşen birçok proje var. En çok merak ettiklerimden birisi Scorsese'nin deneme bölümünü yöneteceği Boardwalk Empire isimli dizi. Dizinin başrolünde Steve Buscemi var ve dizi HBO'da yayınlanacak. Scorsese aynı zamanda dizide prodüktör olacak, Mark Wahlberg ile birlikte.

Ayrıca Frank Sinatra ile ilgili bir film çekecekmiş, henüz başrol oyuncusu belli değil. Hazır aklıma gelmişken sorayım, sizce Sinatra'yı kim oynamalı? Umarım usta yönetmen hepsinin altından başarıyla kalkar çünkü imdb'ye bakarsanız önümüzdeki 5 yıl içerisinde çekeceği birçok film olduğunu görürsünüz. Böyle ileri yaşta nasıl yapacak bilemiyorum açıkçası ama umarım iyi yapar.

http://www.imdb.com/name/nm0000217/

Bu ileti Baltalı ilah tarafından Jun 1 2009, 03:58 AM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
2 kullanıcı bu başlığı okuyor (2 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 24th January 2018 - 05:38 AM