IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

10 Sayfa V  1 2 3 > »   
Reply to this topicStart new topic
> Bağımsız Ruhlar
baronio
mesaj Jun 5 2007, 03:07 PM
İleti #1


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3



BAĞIMSIZ RUHLAR


Arkadaşlar hepinize merhabalar. Artık bir süre için -ki dileriz bu uzun bir süre olur-, bu başlık altında daedalus ve raskolnikov dostlarımla beraber, sizlerle buluşacağız. Öncelikle başlığımızın amacından biraz bahsedeyim. Bu başlık altında bu zamana kadar birçoğumuzun gözden kaçırdığı, Türkiye'de hiçbir şekilde gösterimi olmamış, belli festivallerde ya da gösterildiği ülkelerde ilgi uyandırmış nitelikli yapımları, raskolnikov ve daedalus'la aldım verdim usulü paylaşıp dilimize kazandırırken, sizleri de gerek bu filmler hakkında, gerekse filmlerin ucunun dokunduğu, hayata dair meramları ile alâkalı sohbetler etmeye davet ediyoruz. Bu başlığın içeriği kesinlikle ve kesinlikle "mainstream" şeklinde tabir edebileceğimiz, popüler filmlerden oluşmayacak. O yüzden beklentileri bu yönde olan arkadaşlar, başka başlıklarda şanslarını deneyebilirler. Bu başlıkta, sinemaya "sanat" gözü ile bakabilen, sinemanın hayatın bir yansıması olduğunu görebilen ve bu şölenden zevk alabilen dostların katılımını görmekten mutluluk duyacağız.

Öncelikle belirlediğimiz filmleri bir görseniz dudaklarınız uçuklar diyerek sizleri bir heveslendirelim. Gerçekten inanılmaz filmlerin gözlerden kaçtığını gördük ve bu duruma içimiz elvermedi. İşin gerçeği bu ekip olarak çeviri defterini yavaş yavaş kapatmayı düşünmeye başlamıştık. Ama bu başlığı bir çeviri başlığı olarak düşünmeniz sanırım tüm hayallerimizi yıkmaya yetecektir. Hatta bu başlıkta en az konuşulmasını arzu ettiğimiz şeyler, çeviri ile alakalı konulardır. Bu daha çok çevrilen yapımla ilgili, hayata, aktüele, sanata, müziğe, kısaca her şeye değinebileceğimiz, hoş sohbetler edebileceğimiz bir başlık olacak. Elbette ki sizlerin katkılarıyla.

Efendim bu uzun ve sıkıcı girizgâhı ve başlığımızın kırmızı kurdelesini kesmenin vakti geldi zannımca. Sizler filmleri edinmeye koyulurken, bizler de çeviriler için kolları sıvıyoruz. Çıkışta Bağımsız Ruhlar Köy Kahvesi'nde buluşup dibek kahvelerimizi yudumlarken, tadına doyumsuz bir sohbetin kollarına kendimizi bırakırız.

Gösteri Başlasın...


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
don quijote
mesaj Jun 5 2007, 03:40 PM
İleti #2


raskolnikov
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,077
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 4



Sinemanın Büyüsü

Basmakalıp bir başlık altında dostlarım, sizlerle ufak bir sohbete koyulalım. Açıkçası ben bu sohbetlerden çok keyif alıyorum, aldığım keyifle de bir güzelliği paylaşmaya başlayayım. Sinema dostlarım, müthiş bir dünya, neresinden tutarsanız hayatınız dalgalanıyor. Öyle bir sanat ki, dünya biraz daha sinemadan anlasa barış içinde yaşayacağız. Hani dünyanın ortak dili müzik diyorlar ya, ona bir de sinemayı rahatça ekleyin, hiç çekinmeyim, arkanızda ben varım.

Sinemayla aşkımız günbegün çoğalıyor. Çeviri ile başladık olaya. Güzel filmler var, hele ben de çevireyim; yaparsam ne âla dedik. Yaptık dostlar, kendimizi filmlere katmayı başardık. Esasında filmin seni kabul etmesi her zaman o kadar kolay değildir, ama neyse kendimizi sinemaya karşı kanıtladık.
Buraya niye geldik, onu açıklamaya devam edeyim; dostlar gözünüzden kaçmış filmleri gözünüze sokmaya geliyoruz. Nasıl olacak? Şöyle oluyor: daedalus, baronio ve ben, şu medyatik yaşamda bize saf sanatı gösteren filmleri çevireceğiz böylece bu filmler hakkında sohbet ortamı yaratacağız. Çeviri işin en basit kısmı, çevireceğiz sonra film hakkında uzun uzun konuşacağız. Ne bileyim, çevirdiğimiz film hakkında yorum yaparak hayata bakacağız. Kimi zaman, örnek veriyorum, yönetmenin gözünden birkaç kelam edeceğiz. Yani asıl amacımız sinemayla aramızda üslûp yaratmak ve bu üslûpla sizlerle çene çalmak. Kısacası birlikte filmin içine girerek konuşmak.

Filmlerimizi seçtik, birbirinden farklı bir sürü filmimiz var. Her kesime açık anlayacağınız, he bir tek popüler filmler yok, ama gerisi tastamam. Yav, bu site acayip bir dünya ya. Ben burada hayran hayran geziyorum, ne tuhaf işliyor. Biri deli gibi inceleme yapar, biri deli gibi altyazı yükler, biri deli gibi çeviri yapar, biri deli gibi "filme nasıl ulaşırız" diye bize öğretir, biri deli gibi yeni filmleri sunar...vb. daha sayamadığım biri sürü deli yönü var sitenin. Ben bu delilerin arasında çok şey öğrendim, valla.
"Konu dağıldı, mahcubum gençlik, toparlıyorum"

Olaya ilk üç filmle başlıyoruz. Uzun soluklu bir yolculuğa hazırsanız sevgili dostlarım, yola hemen koyuluyoruz. Gemimizin adı... Öz Titanik, he he şaka yaptım. Adımız bu değil, gemi de değiliz zaten. Düğün halayı olarak sinemaya gidiyoruz aslında, zaten baronio iyi göbek atar. Sanki, Kusturica'nın komik tiplerinin sinemanın güzelliklerini kendi biçimleriyle yorumlaması gibi. Sanki sessiz filmleri çingene müzikleriyle izlemek. Sanki Cinema Paradiso'daki festivale bilet almak.
Evet dostlarım burası BAĞIMSIZ RUHLAR...
Hoş geldiniz.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
melih
mesaj Jun 5 2007, 06:48 PM
İleti #3


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,451
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 2



Çoğu sözü, iki dostum söylemişler. Kıyıda kalmış, unutulmuş ve köşede bize küsmüş filmlere olan saygı duruşumuza hoşgeldiniz. Keşfetmeyi seviyorsanız, kendinizi büyük stüdyoların can sıkıcı tekrarlarından, zaman kaybı döngülerinden kurtarmak istiyorsanız, size attığımız can yeleğine sıkıca sarılın. Ayakta kalmayınız, izleyip gitmeyiniz.

Underrated diye tabir edilen, yani hak ettiği ilgiyi görmediğine inandığımız filmleri bulup çıkarmaya, hazır çıkarmışken de elimizden geldiği, dilimizin döndüğünce çevirmeye çalışacağız. Gayemiz, sıradanlıklardan uzaktaki köyümüzde sizleri ağırlayabilmek, köy kahvesinde filmler hakkında atıp tutabilmek olacak. Umarız, bu keyifli süreç içinde birlikte kaybolma zevkini yaşayabiliriz. İlk program listesini aşağıda bulabilirsiniz.

forum resmiforum resmiforum resmi

El Custodio
(2006)



Farewell My Concubine
(1993)



Au revoir, les enfants
(1987)



forum resmi

forum resmi

forum resmi

Ülkesi: Argentina / France /
Germany / Uruguay
Ödülleri: 5 Ödül / 1 Adaylık

Kısaca Konusu: Üst düzey bir politikacıya korumalık yapan Rubén, kendini işine fazla kaptırdığından yavaş yavaş benliğini yitirmeye başlar.

Ülkesi: China / Hong Kong
Ödülleri: 2 Oscar adaylığı /
13 Ödül / 2 Adaylık

Kısaca Konusu: Politik bir kaos ortamında 3 opera sanatçısının imkânsız ve bir o kadar yasak aşkını konu alan film, tutku üzerine bugüne dek yapılmış en iyi filmlerden biri olup, Çin tarihinin ilk politik filmi olmayı da başarmıştır.

Ülkesi: France / West Germany
Ödülleri: 2 Oscar adaylığı /
21 Ödül / 7 Adaylık

Kısaca Konusu: 2. Dünya Savaşı sırasında, Fransa'daki Katolik bir yatılı okulda biri Fransız ötekiyse Naziler'den saklanan bir Yahudi çocuğun arkadaşlığı.



--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
baronio
mesaj Jun 6 2007, 04:09 PM
İleti #4


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3





forum resmi
Dinosaur
Beyler güzel bir başlangıç.Sizleri yanaklarınızdan öperim.
Kolay gelecektir,şimdiden teşekkürler....




forum resmi
Kont Dracula
Gerçekten harikasınız dostlar. Madem Zeus'un kızlarından birinin ilham verdiği bir dal olacak kadar büyüktür sinema, biz de bu denizin sessiz kahramanlarını tanımalıyız. Bunu yapmamıza keyifle yardımcı olan sizlere ne kadar minnettar olsak yetmez. Bu düşünceniz ve hayata geçirdiğiniz proje için tekrar teşekkürler daedalus, raskolnikov ve baronio.





forum resmi
BuRnOut
Bağımsız Sinemayı ve Art House'u çok seven biri olarak, böyle bir başlığı görmek çok hoşuma gitti. Sitede gerçekten eksikliği hissedilen bir başlıktı. Sinema da diğer sanatlar gibi, yaratıcısıyla aynı ölçütte takip edininden de belli bir birikim isteyen uğraşlardan. Bu başlıkta bu uğraşın, bu sanatın ve bu dilin en hoş uğrak yerlerinden biri olur umarım. Başlığı bende sıkça takip edecekler arasındayım...

Çok teşekkürler böyle bir başlığı var ettiğiniz için flowers.gif .




forum resmi
ebrehe
Harikasınız dostlar. Hemen edineyim bu filmleri en iyisi. Enfes çevirilerinizle bağımsız ruhların keyfine varayım...




forum resmi
(3)
Ayrılmaz, muhteşem 3'lüye, bu mükemmel projeyi bizlere kazandırdıkları için sonsuz teşekkürler. Emeklerinize sağlık.




forum resmi
ustuney
Efem. Emeklerinize şimdiden çok teşekkürler... ölmeden önce izlenmesi gerekn 100 kore filmi gibi bu başlığında takipçisi olacağım... umarım kısa sürede filmleri edinirim. Gerçekten sanat için sanat anlayışıyla hareket ediliyor olması çok güzel kolay gelsin arkadaşlar




forum resmi
t-becks
Ne denir ki? Hiçbir şey... Can evimden vuruldum!




forum resmi
selosked
Harikasınız. Merakla takip edeceğim bu başlığı. Öğrenecek çok şey var sizlerden.




forum resmi
click
Bu projeden bahsettiğinde baronio'nun heyecanı beni de heyecanlandırmıştı. Ama onun kadar hissetmediğim bir gerçek. Şimdi hayata geçirildiğini görüyorum ve heyecandan, bu satırları yazarken ellerim terliyor. Dostlarım çok müthiş bir iş yapıyorsunuz. Sinemayı gerçekten seven bizlere, içimizdeki o bağımsızı hissedebilmemizi sağladığınız için binlerce teşekkür. Önünüzde saygıyla eğiliyorum.




forum resmi
zenon
Mutluluklara ve acılara, düşlere ve hayal kırıklıklarına, sevinçlere ve hüzünlere, zaferlere ve hezimetlere, yani bütün ihtişamı ve sadeliğiyle hayata, yani bütün olağanüstülüğü ve sıradanlığıyla insana, yani memleketlere, yani şehirlere, kasabalara, köylere, yani sokaklara, bizim sokağa, sizin sokağa, yani bize, yani size, yani kendimize doğru yepyeni bir keşif yolculuğu için davet mi var? O halde davete icabet gerektir.

Dostlar müthişsiniz. Yepyeni bir heyecan yaşattınız. İyi ki varsınız. Sağolun, varolun. flowers.gif




forum resmi
SilverShadow
Gülme zamanı gelmiş hayatının...

Bakma artık saatine tadını çıkar. Her yeni günde taze bir nefesi var küflenmiş defterlerin, korkma artık. Kimisi canını yakacak biliyorum, kimisi sıkacak içten içe, kimisi bıktıracak. Sonunda ne olacağını ben de bilmiyorum, umutlanma sakın söylerim diye. Tek bildiğim, sen ilerledikçe akıp gidecek kelimeler, cümleler bedenini saracak, yeniden doğacak ruhun her yeni sahnesinde... Zamanı geldiğinde.

SilverShadow




forum resmi
trahald
Ben de bu başlığın sıkı takipçilerinden olacağım.Selosked'in dediği gibi sizlerden öğreneceğimiz çok şeyler var. Üçünüze de böyle bir işe giriştiğiniz için çok teşekkürler.




forum resmi
Clint Eastwood
Ellerinize sağlık diyor ve gönülden kutluyorum.

Hollywood zırvalarından, beklentinin altında kalan filmlerden, sadece fragmanda fatih olan filmlerden bıkmıştım.

Başlığa aboneyim artık.




forum resmi
Bob le Flambeur
Foruma harika bir başlık daha kazandırdığınız için tebrikler, seçtiğiniz filmler için de ayrı ayrı teşekkürler arkadaşlar, kolay gelsin flowers.gif .




forum resmi
black_milk
Birbirinden kaliteli filmleri bizlere sunacağınız için teşekkür ediyorum ve çalışmalarınızda kolaylıklar diliyorum.




forum resmi
kaos605
Mükemmel bir haber. Umarım uzun soluklu bir çalışma olur. Takipçiniz olacağım.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
baronio
mesaj Jun 6 2007, 04:41 PM
İleti #5


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3



Je vais bien, ne t'en fais pas (2006)


forum resmi


Filmin en can alıcı noktasını çeviren daedalus dostuma şükranlarımla...

Ayrıca çeviriyi yangından mal kaçırır gibi kendilerinden aşırdığım dostlarım Raskolnikov ve hasta'nın da affına sığınıyorum. Filmden sahiden çok etkilendim ve çevirmek istedim. Sizler gibi Fransızca eksperleri dururken burnumu sokmam pek hoş olmadı. Sizlere bir çeviri borcum olsun dostlar. Anlayışınız ve icazetiniz için de ayrıca teşekkürler. flowers.gif


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
baronio
mesaj Jun 6 2007, 04:47 PM
İleti #6


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3



Kahve molası...

spoilers.gif

***Dikkat: Spoiler içerir, izlemeyene tat kaçırır.

"Bir son kimileri için kötü biterken, kimileri için de mutlu son olabiliyor. Hayatın kendisi de böyle değil mi zaten?"


Hayatımda böylesi içten, böylesi doğal ve böylesi sade bir film izlediğimi hatırlamıyorum. Öyle ağır bir aile dramı var ki konu edilen, neresinden tutsanız iç parçalıyor. Loic'in evi terkedişi üzerinden konuya yaklaşırsak, ortada büyük bir iletişimsizlik, sevgi gösterememe var. Her ailede olan benzer sorunlar. Hele bizim ülkemizde bu daha da fazladır. Bir babanın oğluna sevgisini sarih bir şekilde gösterdiği ender görülür. Ama herkes de bilir babasının kendisini sevdiğini. Peki ama bu farkındalık yeter mi, her şeyi çözer mi? Filmde de Loic'in evi, bir "odanı topla" tartışması üzerine terketmesi üzerine bazı şeyler beliriyor. Her şakanın bir gerçek payı vardır lafına çok inanırım. Burada da mektuplarında Loic'in babasından öfkeyle bahsetmesinin altında bazı gerçekler yatıyor. Gerçeklerden öte burada bambaşka bir dram yatıyor. Geçmiş günleri geri getirebilmek için, oğluyla daha çok şey paylaşabilmek için, bir şarkısını dinleyebilmek için ve ona "seni seviyorum" diyebilmek için her şeyini verebilecek bir baba. Ama işin işten geçtiğinin farkında oluşu, artık elindekilerin kıymetini bilmeye çalışması ama bunu yaparken de kendinden, kendisine olan nefretinden dolayı işkenceleri geliyor ardı ardına. Empati yoluyla kendine indiriyor tokatları ardı ardına. Lanet olsun sana da, işine de, odanı topla dırdırlarına da! Zaten bir kez bile oğlunun şarkısını dinlemedin! Bir kez bile onunla top oynamadın! Diğer yanda da eşi ile birlikte varolanlara sarılma çabaları. İnanılmaz bir çaba. Resmen helak oluyorlar amaçları doğrultusunda. Kimileri onların çıldırdığını düşünse de, onlar da anlarlar elbet anne, baba olduklarında.

Oyunculuk ve müzikler resmen alıp sizi götürüyor. Böylesine etkili bir film olmasında gerçekçiliğin payı çok büyük. Zira film bittikten sonra bir film gözüyle bakabildim. Cidden öyle bir sarıp sarmalıyor, öyle bir içine alıyor ki sizi, film izlediğinizi farketmiyorsunuz. Sevginin, pişmanlığın, her şeye rağmen umudun böylesine güzel harmanlanması da ortaya son dönem Fransız sinemasının en kaliteli örneklerinden birini çıkartmış.

Filmle ilgili o kadar çok söz var ki... Ama "söylenecek söz" derseniz, işte ondan bende fazla yok. Gerçekten çok zor bir film. İzlemesi, hazmetmesi, üzerine konuşması çok zor. Kesinlikle ve kesinlikle kaçırmamanızı tavsiye ederim bu filmi.

Bu filmi seven, bu filmleri de sever;

La Stanza Del Figlio (2001) (Aka_Oğul Odası)

Alice (2005)

Filmi seven, bu şarkıyı da sever;




--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
melih
mesaj Jun 6 2007, 06:00 PM
İleti #7


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,451
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 2



Yapma, izleme. Canını yakacak ve üzüleceksin. 9 boğumun her birine tek tek takılacak, üstelik midene de inmeyecek, orada yer edecek, oraya yerleşecek bir süreliğine dedim. Seni boğacak hıçkırıklara belki de, sinirleneceksin ve parlayacaksın oradaki babaya, bir çözüm arayacaksın kaybolan oğluna, hırslanacaksın sen de Lili gibi hayata, arayışa çıkacaksın dedim. Dinletemedim.

Baronio ile ikimiz aynı 24 saat içinde Je vais bien, ne t'en fais pas izlemiş bulunuyoruz. Bundan 2-3 hafta önce, gün içinde en sevdiğim zaman diliminde, gökyüzünün ışık konusunda karar veremediği ve keşke o kararsızlıkta sıkışıp kalsam dediğim dakikalarda yine benzer bir filmi, Sherrybaby'yi izlemiştim. Matine filmiydi o. Buram buram Matine ruhu vardı. Ne iyi yapmıştı da çevirmişti bu filmi dostum. Üstelik de dinleyerek. Tutku işte. Bir ruh denebilir mi acaba bu tutkuya? Basite mi kaçmak olur yoksa? Narsizmin doruklarına çıksam ve şöyle desem: "Benim gibi arşiv yapmayan, izlediği filmi eşe dosta vermek için kaydetmeyen ve hemen silen, sırf çevirileri görmek için film indiren biri karar vermeyecek de kim verecek bunun kararını? Bal gibi tutku ulan bu!", içinde savunmamı da yaptığım bir cümleyle bu tezimi doğrulama şansım olmaz mı yoksa?

"Büyük sürpriz falan, ne diyor bu acep?" diyen olmuştur kesin. Sıradanın biraz üstünde bir Fransız filmi ne de olsa. Ama bu başlık içinde şapkadan sihirbazın kendisini çıkartan bir sürprizdir bu filmin çevrilmesi. Üstelik de bu başlık içinde bu filmin çevirisi! İşin kötüsü, çok yüksek bir çıtayla başlıyor Bağımsız Ruhlar. Kolay kolay erişilemeyecek, kırılamayacak Sergei Bubka rekorlarına benziyor böylesi bir film seçimi. Beklenmedik derecede iyi bir ingilizce altyazı neticesinde doğru bir adam çevirmiş oldu böylece. Ben de günde 67 kere (+/- 5 tolerans ile) dinlediğim bir şarkıdan yola çıkan bu harika filmin, sitedeki eşsiz yerleşiminden büyük memnuniyet duyduğumu söylemek istiyorum. O efsane parçayı gerçek hayatta söyleyenin (Simon) filmin başında Lili'nin kardeşini sorduğu, masa başında oturan arkadaşı olduğunun gereksiz detayını da verip son bir kez daha kendimi tekrarlıyorum; şafağa 5 kala başlayın. Aynı, bu gece benim yine yapacağım gibi...

forum resmi


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
baronio
mesaj Jun 6 2007, 07:47 PM
İleti #8


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3



Aslında Je Vais Bien, Ne t'en Fais Pas'da çok cezbedici bir yön vardı. Konunun görünen yüzünün dışında, karşılıklı bir baba-oğul ilişkisi işlenmiş. Kuşaklar arası çatışma sonucu, ilgisizlik, kıl tüy sebeplerden kavgalar, gereksiz kalp kırmalar... Her ne kadar bu durumdan muzdarip olduğunu söyleyen kişi, beklenen kişi olmasa da, sonuçta bu gözle izlendiğinde ortaya böyle bir manzara çıkıyor.

Baba-oğul malzemesi konuşa konuşa tüketilemeyeceği gibi, filmlere de yüzlerce defa konu edilmesine rağmen eskimiyor. Tabii bunda her evde benzer şeylerin yaşanmış olmasının da etkisi var. Nedense babalarımız da kendi babalarından zamanında epeyce şikayetçi olsalar da, benzer şekilde kendi oğullarıyla ihtilafa düşmekten kendilerini alamıyorlar. Belki insan doğasında olan bir şeydir bu. "Baba olunca anlarsın" sadece içi boş bir laf olmaktan öte bir kimlik betimlemesi mi acaba? Gayet tabii baba olunca insanın olaylara farklı şekilde yaklaşması doğaldır. Ancak bu demek değil ki, iletişimsizlik içinde, sevgi göstermekten imtina eden bir insan olmaya çalışmak zorundayız. Onlar da bir zamanlar, oğullarıyla aynı şeyleri yaptıkları için babalarıyla gerginlikler yaşayan küçük insanlardı. Hatta bundan da epeyce muzdarip olmuşlukları vardır. Hatta kimisi hâlâ o geçmişteki iletişimsizlik, ilgisizlik ya da yargılama yüzünden babalarını tam olarak affedebilmiş değil. Affetmekten öte bir şeyler yitip gitmiş. Ruhsuzlaşmış bir kan bağından başka bir anlam ihtiva etmiyor.

Efsanevi filmlerden The Graduate'in konusuna farklı bir bakış açısı ile bakan yeni dönem sabun köpüğü filmlerden Rumor Has It'de hoş bir enstantane vardı, hatırlar mısınız bilmem. Baba ile kız arabada başbaşa giderlerken, kız babasından yakınır: İşte "beni dinlemezdin, şunu yapmazdın, bunu yapmazdın... En çok da şu arabayı tıngır mıngır kullanmandan nefret ederdim" der. Baba cevap verir; "Ben arabayı içinde sen olduğun için tıngır mıngır kullanıyordum." İşte babalık müessesinin getirmesi gereken hassasiyet ve değişim bu. Olması gereken kimlik değişimi de bu aslında. Yani bir insanın baba olduktan sonra korumacı biri olması, içindeki âsiyi dizginlemesi falan insan doğasından gelir zaten. Ama ya iletişimsizlik?

Bizim ülkemizde zaten işler biraz daha farklı. Baba figürü geçmişten beri korku örtüsünün altında gizlenmiş sevgi ile aynı yolun yolcusudur. Baba sevgisini göstermez. Gösterirse karizma çizilir ya hani. Arada çocuk, babasının kendisini sevdiğini bazı ekmek kırıntılarını takip edip, yapbozun parçalarını birleştirerek anlar. Dünyalar onun olur. Belki de her an sevgisini gösterse böyle bir etki yaratmaz. Ama genelde bu aydınlanma ya çocuk da baba olduktan sonra, ya da baba toprak olduktan sonra gerçekleşir. Ki iş işten geçmiştir.

"Avrupalılar çok ruhsuz, 18'ine gelince koyuyorlar tekmeyi çocuklarının kıçına, git hayatını kazan diyorlar. Bizde öyle mi? Bizde evlat 50 yaşına gelse de evlattır!" Evlat evlattır da, sevgini ona göstermedikten sonra 50 yıl boyunca baksan neye yarar. Adamları oturduğumuz yerden kalaylamaya bayılırız milletçe. Elbet her evde başka dram vardır orada da. Ancak babanın bir erk sembolü olabilmek için, karizmasını kaybetmemek için yırtındığı hane azdır diğer toplumlarda. Bugünün kıymetini bilip, sevgi gösterebilmek önemli. Yoksa ne kadar hayıflanırsan hayıflan iş işten geçer. Tabii tüm bu sıkıntıların altında da, herkesin evladını kendi istediği şekilde yoğurma isteği yatıyor. İstediği zevklere sahip olmasını, kendi yapamadığı şeylerde muvaffak olmasını, herkesin gıpta ile bakmasını istiyorlar. Bu sacın bir ayağının eksik kalacağı, ilk sinyalini çaktığı an işin rengi değişiyor ve iletişimsizlik baş gösteriyor. Ya da bana öyle geliyor.

Ama her halükârda baba-oğul temalı filmler insanın boğazına bir yumru oturtmaktan çok zevk alan, psikopat yapımlardır. Son dönem izlediklerimden, daha doğrusu şu an aklıma gelenlerden, öyle başyapıt olmasa da etkileyici bir film olan "Bicho De Sete Cabeças" aynı temayı iletişimsizlik kanalından eşeleyerek olaya yaklaşıyor. O da görülmeye değer filmlerden biridir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
melih
mesaj Jun 6 2007, 09:11 PM
İleti #9


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,451
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 2



O kadar benimsemişim ki bu baba-oğul ilişkisini, fazla üzerinde durmadım bile filmde. Daha çok Lili odaklı bir filmdi benim baktığım yerden. Tabii, dediğinde haklısın. Altta yatan, iki erkek arasındaki tipik bir keçileşme sendromu mevcut. Baba denilen olgu zaten başlı başına çok ilgi çekici. Kızlar için ilk aşık olunan erkek iken, oğlanlar için bir model var karşılarında. Bir gün büyüyünce erkek olacaklarını ve erkeğin toplumdaki yerini kavradıklarında ilk karşılarında gördükleri erkek, babaları oluyor. Onu örnek alıyorlar, onun doğrularıyla büyüyorlar. Ergenlik döneminde yavaş yavaş beyinlerini kullanmayı öğrendiklerindeyse kendi doğrularının farkına varıp eski doğrularını "dikte eden" babalarıyla her fırsatta takışıyorlar. Sonuçta ya kapı vurulup gidiliyor, ya da kapı arkalarından vuruluyor smile.gif Genelleme yapmıyorum, elbette ki şahane baba-oğul örnekleri var ama her zaman reklamlardaki gibi değil. Oğlunun kendi yapamadıklarını yapmasını isteyen baba, aslında onun kendisini geçmesini istiyor. Çocuk içinse bu büyük bir baskı oluyor. Benim üzerimden egosunu tatmin ediyor'u bile aklına getirebilir. Hep bir tartışma, inatlaşma var. Avrupa'da dediğin gibi 18'ine kadar mesuliyet alıyor aileler ama zaten öncesinde hayata biraz daha ısındırılıyor çocuk. Mutlaka bir işte çalışıyor yazları, kendi ayaklarının üzerinde durmayı öğreniyor hafiften. Rüştünü ispatladığındaysa kendi rızasıyla, hatta ailesinin desteğiyle evden ayrılıyor. Zira biliniyor ki; zaten bir gün evden ayrılması gerekecek. Ne kadar erken olursa o kadar çabuk adapte olur, diye düşünülüyor.

Bizdeki duruma hiç geçmeyelim. Arada büyük farklar var yetiştirme konusunda, fakat inatlaşma her yerde aynı. Gün geliyor Babam Ve Oğlum'daki Sadık gibi bir hışımla çıkılan yuvaya geri dönülebiliyor yıllar sonra. Gün geliyor baba Hüseyin o yıllarca içinde tuttuğu, kendine bile kabullenmek istemediği "Benim yüzümden!"i bağırabiliyor hıçkırarak. Bu duygu boşalımını da Avrupa insanında görmek zor. Ama işte, Je vais bien, ne t'en fais pas boşuna güzel film demiyoruz smile.gif

Baba-oğul ilişkilerine dair benim de tavsiyem Pregi (2004) olacaktır. Kendim çevirdim diye söylemiyorum tongue.gif Babanın, oğlunu hep en iyi görme isteğini bastıramadığı için ona ulaşmada yaşadığı aczi ve bu acz yüzünden bazen istemeden de olsa onu dövmesini anlatan az bilindik bir Polonya filmidir. Polonya'da bilinir de dünyada çok bilinmez. Bu filmde de olduğu gibi böylesi filmlerde eleştiri terazisinin aşağı çeken tarafında hep babalar bulunur maalesef. Yetişkin olana topu atmak daha kolay geldiğinden olsa gerek. Yalnız, onlara da sonuna kadar hak vermek gerekir ki; herkes babalığı kendi babasından öğrenir ve bu tecrübe hayatta sayılı olarak ele geçer.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
baronio
mesaj Jun 6 2007, 09:18 PM
İleti #10


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3





forum resmi
fjallraven
QUOTE
...Hatta bu başlıkta en az konuşulmasını arzu ettiğimiz şeyler, çeviri ile alakalı konulardır. Bu daha çok çevrilen yapımla ilgili, hayata, aktüele, sanata, müziğe, kısaca her şeye değinebileceğimiz, hoş sohbetler edebileceğimiz bir başlık olacak. Elbette ki sizlerin katkılarıyla...


diye yazmıştı baronio, bu başlığın ilk iletisinde...

soyut olgulara karşı geliştirdiğim aşırı beceriksizlik sonucu, böylesi bir düşüncenin, fikrin nasıl hayata geçirilebileceğine dair kuşkulanmıştım...
yapılabilse bile iyi niyetli bir hevesle başlanmış ama niteliği tatmin edicilikten uzak bazı denemelerden öteye geçmesini zor görüyordum...

ama yukarıda okuduğum son üç iletiyle -ki her biri için üzerine ayrı ayrı makaleler kaleme alınabilir- başlangıçtaki amaca en güzel ve en yoğun bir şekilde ulaşılabildiğini görmekten mutluyum...

arkadaşlarımızın çevirdiği/çevireceği ya da seyrettiği filmlerle böylesi samimi bir sohbete girebilmeleri, onlarla aynı frekansta salınabilmeleri, görüntülerin, diyalogların, ifadelerin derinliklerine dalabilmeleri, o daldıkları derinliklerden bize böylesi güzel incileri çıkarıp sunabilmeleri bu başlıkta bizleri daha nice hazinelerin beklediğine dair bir işaret...

hepinize sevgiler, saygılar arkadaşlar...





forum resmi
ToxicWorld
Yemin ederim, tüm iletileri yavaş yavaş hazmederek okudum. Çek şu silahı artık kafamdan, @...

Yaklaşık bir haftaya yakındır Lili'yle yatar kalkar olmuşken, filmi hâlâ izleyememiş olmak. Cidden kendimden utanıyorum. (Ve şu on satırı bir şekilde nasıl tamamlarım da, şu silahtan kurtulurum diyorum. ) Umarım en yakın zamanda, bu müthiş şarkının ve resimdeki matmazelin de içinde olduğu filmi izler, sonra bir hüzünlenir, daha sonra da bu başlığa dönüp yeni ne yapmış 1 bakımsız ruh ve 2 bağımsız ruh diye bakabilirim.

Başlığı açanların elleri dert görmesin diyip, sizlere hitaben "You'll never walk alone"'u söyleyerek -filmi izleyene dek- aranızdan ayrılıyorum. Teşekkürler dostlar, emeğinize sağlık.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
melih
mesaj Jun 6 2007, 09:21 PM
İleti #11


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,451
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 2



forum resmi

spoilers.gif

***Dikkat: Spoiler içerir, izlemeyene tat kaçırır.

"Senin daha yükseklerde olman gerekmiyor muydu?"

Dedim ya, çok yüksek bir çıtayla başladık diye. Şimdi o çıtayı hayli düşürecek bir filmle karşınızdayız. Seçerken filmleri tek dayanağımız imdb olduğundan, 5 ödüllü El Custodio'yu ve onun kimlik bunalımlı konusunu görünce hemen atladım amiyane tabirle. Kazın ayağı film bitimiyle geldi... O bitim nasıl geldi ama orasını ne siz sorun ne ben söyleyeyim.

Her şeyden önce çok yorucu ve uyutucu bir film Koruma. İnanılmaz uzun tutulmuş sekanslarla, konuşmasız geçen dakikalarla, tek oyuncu odaklı bir ideolojiyle nereye kadar sorusunu bana sordurttu. Uyumamak için çok direndim gerçekten de. Konuşmanın olmadığı yerde insan güdüsel olarak bir görsellik bekliyor. Oysa, yine şehrin iç bunaltıcı ara yolları, kimi zaman Julio Chávez'in ense tıraşı, arada bir kırsal manzarası... Hepsi bu.

Oyunculuk açısından Rubén rolundeki Julio Chávez gerçekten iyi bir performans çıkarmış. Ketum ve yeri geldiğinde acımasız bir korumayı gözleriyle oynamış derler ya, aynen öyle canlandırmayı başarmış. Onun kız kardeşi Beatriz rolündeki Cristina Villamor da ona verilen obsesif, titrek karakter şansını çok çok iyi değerlendirmiş. Epey bir sinirlerimi oynattı yerinden smile.gif Müzikler konusuna giremeyeceğim. Herhangi bir müzik seçimi yapılmadığı gibi, hiç sevmediğim film içi canlı performanslar ile müzikler geçilmeye çalışılmış. Kaçan fırsatı kurtarma adına çalınan finaldeki müzik ise güzeldi.

Filmle ilgili o kadar az söz var ki... Bir şeyler yazmaya çalışmak bile filmin bütünlüğünden kopamadığımı gösteriyor. Ve yine yoruluyorum. Bomboş zamanı olanlara, bir Arjantina yapımı olarak göz kırpıyor uzak diyarlardan.

Bu filmi sevebilen, hangi filmleri sever hiç bilmiyorum dostlar. Maalesef link veremeyeceğim biggrin.gif


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
baronio
mesaj Jun 6 2007, 09:24 PM
İleti #12


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3



spoilers.gif

***Dikkat; El Custodio üzerinden olaya yaklaşıp, hayat hakkında spoiler içerir, üç maymunu oynayanların tadını kaçırır.

İnsanların son dönem kronik hastalıklarının başında işle ilgili hastalıklar yer alıyor. Bu hastalıklar genelde iki türlü vücut buluyor. Birincisi işkolikler. Bu tip insanların, kendilerine ait özel hayatları olmuyor. İşe gitmeyip hastalandıklarında evde duramıyor, sıkıntıdan patlıyorlar. Artık işleri hayatları olmuş. Meslek dalları ile alakalı şeylerle uğraşmak bir nevi hobileri. Kendilerine ait birkaç ufak detay dışında hiçbir özel zevkleri yok. Diğer grup ise, iş hayatı dışında bir hayatı olan, bu hayatı çok sevmesine karşın, işe ayırdığı zaman yüzünden diğer hayatını aksatan ve bundan hiç mutlu olmayan kesim. Bu hastalıkta da zamansızlık baş gösterir. İşten eve gelirsin, bir şeyler yer, istediğin hatta bütün gün eve gidince yapacak olduğun için can attığın şeyi yapmaya koyulur, bir saat sonra çayından bir yudum çeker çekmez yamulur kalırsın. Sonra ertesi gün tekrar eder aynı sahneler. Bu kesim için mümkün olsa bir daha mesleği ile ilgili tek bir şeyin bile yakınından geçmemek esastır. Ama bu hiç mümkün olmaz ve uykudan önce yarısı su dolu bardağın içine dişleri bırakacak duruma gelmeden hayatını yaşayamaz bu insanlar. O saatten sonra da köhnemiş, artık sistemin içinde işlemeye alışmış ruhunda ne bir hobi kalmış olur ne bir bahar.

Ruben de kendine ait zevkleri olan, yalnız ama kendi haline bırakılsa gayet de güzel bir huzur ve mutluluk yakalayabilecek bir adam. Evine geliyor, bir şeyler yiyor, muzlu sütünü hazırlıyor ve oturuyor çizimlerinin başına. Böylesine sanatçı ruhlu, özünde zarif bir insan olan Ruben, gün ağardıktan sonra silahını beline takıp, başlıyor görevini yapmaya.

Burada filmin bana verdiği iki nokta oldu. Birincisi iş ile hayatın arasındaki o ince çizginin çok tatlı bir üslupla çizilmiş olması çok güzeldi. İkincisi ise, tezatlıklardı. Kara kalem tutan o sanatçı ellerin, gündüzleri silah tutması rahatsız ediciydi. Filmin anlatımı çok sıkıcı katılıyorum. Hatta birkaç yerde kendimi tokatlayasım geldi uyanabilmek için. Ama konusu itibariyle, filmden ziyade hepimizin yaşadığı şeyleri düşündürmekten de geri kalmadı.

Bir hayat mücadelesi içinde, içimizdeki çocuğu, hayatı son damlasına kadar pembe pipetiyle höpürdeten o haylaz çocuğu öldürüp, takımlarımızı çekiyoruz üstümüze asab bozucu çalar saatin eşliğinde. Hele de o kış günü sıcacık yorganın içinden çıkmak yok mu... Hayatımızdan çalan 1 saat sabah, 1 saat akşam trafik saatleri belki de kendimizle başbaşa kalabildiğimiz tek anlar olur. Hayâllere dalarız, kimimiz iş yerindeki yüreğini hoplatan kişiyi düşünür "bir pundununa getirsem de öğle yemeğinde masasına kaynasam" sesi kafasında dönerken. Kimimiz de "Lan ceketimi alsam, bassam gitsem bir ege kasabasına. Başlayacağım işine gücüne. Paraya da gerek yok fazla. Neyse şu ay sonu gelsin ciddi ciddi basıp gideyim." diye hayâllere bırakır kendini. Böyle böyle, hayâller yerini arzulara, arzular amaçlara bırakır, amaçlar da kâh gerçekleşen kâh yarım kalan projeler olur çıkarlar.

İş hayatı para dışında hiçbir şey getirmez. Para dışında getirdiği tek şey sahte mutluluklardır. Sana biri gelir der ki, "kapındaki yazıdan YRD. yi siliyoruz." Sen de hayat kurtarmış gibi sevinir, kendini diğer insanlardan üstün görmeye başlarsın. Halbuki daha fazla sorumluluk yükleniyor, patronunu zengin etmek için daha büyük bir taşın altına elini sokuyorsundur. Olsun, artık isminin sonuna Bey veya Hanım takısı gelecek ya, o yeter. Böyle sahte kandırmacalarla bizi hayâllerimizden alıkoyuyorlar dostlarım. Maalesef, her akşam eve gelip, yorgunluktan kravatımızı çözemeyecek halde kendimizi kanepeye attığımızda, ya da sabah servis beklerken sigaramızı yaktığımızda hep aynı laf dönecek beynimizde: "Allah belasını versin."

İnsanoğlunun doyumsuzluğu, her kendinden hallice olana gıpta ile bakması bu işin sonu olmadığının kanıtı. Biz insanları tek durdurabilecek şey "Kadayıf" kıvamına gelmek. Merdiven çıkarken yarısında durup dinlenmeye başlıyorsan, dur ve farkına var aziz dostum. Artık bitti. Bir hiç uğruna verdiğin yılların ellerinin arasından geçip gitti. Şimdi artık kendinle başbaşasın. İster geçmişe yan, ister gününü yaşa. Kaç yazar bundan sonra?

Yazdım yazdım daha çok şey yazasım var. Aslında bu konu benim içimde büyük yara. Bir dolu şey içimde kaldı. Ama kafa ütülemekten öteye gitmiyor zira yazdıklarım. Ben de farklı bir yolun yolcusu değilim en nihâyetinde. Şimdi bunları söylüyorum, yarın öbür gün elimde Bond çanta, sırtımda laciler, karşıdan karşıya geçerken görürsünüz beni bir telaşla. Bize biçilmiş rolü hakkını vererek oynamak lazım. Yoksa hakkımızı alamayız.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
baronio
mesaj Jun 6 2007, 09:28 PM
İleti #13


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3



forum resmi


Kahve molası...

spoilers.gif

***Dikkat: Spoiler içerir, izlemeyene tat kaçırır.

Yüksek çıta demişken dae ben de bir sürpriz çeviri ile tadımıza tat katayım dedim. Ama beklediğim etkiyi bende uyandırmadı maalesef Gespenster. Sanırım bu ilk filmimizin çok güçlü oluşundan kaynaklı bir durum. Aslında filmde konuşulacak çok şey var. Ama beklentiler çok yüksek olunca böyle hayâlkırıklıkları olabiliyor. Yine de izlenmesi gereken bir film olduğu su götürmez.

İtilip kakılan, ömrü boyunca kimseden görmediği, artık hem ümidini hem de arama hevesini yitirdiği şevkât, umut ve sevgiyi ansızın gün ortasında bulan bir kızın hikâyesi Hayaletler. Gerçekten de hayalet gibi bir öykü. Oldukça depresif bir havaya hakim olan filmde birçok şey havada kalıyor. Mevcut ruh halleri çok da başarılı yansıtılamamış. Bu filmle ilgili hazmettikten sonra söyleyecek bir iki çift sözüm olacak. Zira konu itibarıyla çok kırılgan ve naif bir yapısı var. Ancak şu an için pek oturmuş değil filmin bana hissettirdikleri. Şimdilik iyi seyirler dileyeyim, filmi izlemek isteyen dostlara. Sonra bir iki kelam ederiz hakkında. smile.gif


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
baronio
mesaj Jun 6 2007, 09:35 PM
İleti #14


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3





forum resmi
kaos605
Je Vais Bien, Ne t'en Fais Pas filmini seyrettikten sonra zihnimde beliren birçok soru oldu :

Tıkla üstüne, kendin kaşınmış ol. Bir daha tıkla, kaşıntına son ver...
"Lili acı gerçeği öğrenmeseydi ve kardeşinin bir yerlerde yaşadığı yanılgısını ailesi devam ettirebilseydi, yaşamında ne değişirdi? Hep bulacağım, göreceğim avuntusu içinde yaşamını devam ettirmek mi yoksa gerçekle yüzleşip onu kabullenerek yaşamak mı? Hangisi daha can yakıcı? Hangisinde yitip gidersin? Hangisinde daha güçlüsündür?"


Son günlerde severek seyrettiğim filmler arasında Je Vais Bien, Ne t'en Fais Pas. Çünkü film, bittiğinde sizi sorularla baş başa bırakıyor. Asla cevabını öğreneceğimiz, bir cevabı tercih ederken ötekini elimizle ittiğimiz can acıtıcı sorularla. Ki insan, varolduğundan beri yaşamı(nı) açıklamaya, anlamaya çalışmıştır. Gerek sanatla gerekse bilimle. Bu uğraşlar ne denli büyük ilerlemeler kaydetse de bilinmeyen, bilinemeyecek binlerce soru hep varolacak. Filmin sonu bir anda bununla yüzleştiriyor insanı. Gerçeklerle yüzleşmek mi yoksa bir teselli ile gerçeklerden uzaklaşmak mı kişiyi mutlu kılar?

Tıkla üstüne, kendin kaşınmış ol. Bir daha tıkla, kaşıntına son ver...
Lili'nin babasının mektupları gönderdiğini farketmesi, gitar kılıfını tesadüfen görmesi, yönetmenin şu niyetini açıkça ortaya koyuyor; "Ne yaparsanız yapın, gerçekler kendisini dayatır. Onlardan kaçmanız mümkün değil."


Filmi ancak bugün seyredebildim, başlığa naçizane bir yorumla katkım olsun istedim.

Çeviri için tekrar teşekkür ederim.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
baronio
mesaj Jun 6 2007, 09:38 PM
İleti #15


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3



Kaos605, filmin bazı şeyleri izleyene sorgulatması cidden çok hoştu. İnsan izlerken "böyle bir durumda kalsam ben ne yaparım" sorusunu sormaktan kendini alamıyor sahiden. Bazı filmler oluyor ki, izleyene "küt diye bitti bu" durumu (dumurunu) yaşatıyor. Gerçi bu film için tam olarak bir Haneke filmi gibi durup dururken biten bir film diyemem. Ama bunda da geleceğe dair bazı taşlar yerine oturtulmadan bırakılıyor. Ki bence böylesi filmin değerini daha bir arttırıyor. Bazı tür filmler sonunu bağlayıp, bir etki yaratma kaygısından öte, söyleyeceklerini film boyunca söylemiş oluyor. O tarz filmleri de şahsen çok seviyorum. Genelde en çok düşündüren filmler de onlar oluyor.

Je Vais Bien Ne Te Fais Pas'da da, bu mevzu bir daha konuşuldu mu diye merak etmedim değil. Belki de, artık her şey gün gibi açık, üzerine konuşmaya gerek yok deyip orada nokta koymuşlardır. Ancak her ne olursa olsun geleceğe ilişkin değil senin de belirttiğin gibi yapılan eyleme ilişkin sorular sormak doğru olur. Acaba Lili'ye ailesinin bu olayla ilgili yaklaşımı mı doğru, yoksa Thomas'ın da dediği gibi, "akıllarını mı kaçırmışlar"? Bir ebeveynin bir karar verip uygulaması çok zor olan durumlardan biri. Ama kimse bu yaptıklarından ötürü onları yargılayamaz. Büyük bir özveri sahiden.

Film harici de, artık yavaş yavaş başlığın görünmez olduğunu düşünmeye başlamıştık. Daedalus'la elimizde sazımız âşık atışması gibi yazıp duruyorduk. Sohbete katılman çok mutlu etti bizi. Her ne kadar amacımız ilgi görmek olmasa da, değerli dostları aramızda görüp üç beş kelam etmek yegâne arzumuzdu. İlgi görecek filmler seçmiyoruz zaten. Bu zamana kadar çevirdiğimiz Je vais bien, ne te fais pas, El Custodio ve Gespenster'in indirilme sayıları, 2.5 IMDB puanına sahip Turistas adlı bir filmin yarısı sayıya ulaşabilmiş değil. (Laf aramızda böylesi daha güzel. Ne kadar az kişi bu güzelliklere erişirsek o kadar özel olur. )Yani böyle bir sinema zevki (???) olan bir kitleye sunduğumuz mamül baştan yanlış. Keşke, zaten 20-30 kişiden ibaret olan azınlığımız arada sohbetimize katılsa. Neyse bir yere kaçmıyoruz nasılsa, hâlâ umudumuz var.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

10 Sayfa V  1 2 3 > » 
Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 24th October 2018 - 06:48 AM