IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> Robin Hood (2010)
Funkster
mesaj Nov 6 2010, 12:00 AM
İleti #1


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

YEDİNCİ GEMİ FİLM BİLGİSİ
Robin Hood (2010)
Forum resmi
IMDBRT
Yönetmen: Ridley Scott
Yazar/Senarist: Brian Helgeland, Brian Helgeland
Tür: Aksiyon / Macera / Dram
Konu: Robin, Nottingham`a gittiğinde ağır vergilerle inim inim inleyen bir kasabayla karşılaşır. Orada Lady Marion adlı dul bir kadına aşık olur. Ancak Lady Marion`ın, ormanlardan gelen bu adamın...
IMDB Notu: 6.9 / 10 (41,955 oy)
RT Notu: 44 / 100
Süre: 140 dakika / 131 dakika (Cannes Film Festivali) / 156 dakika (director's cut)
Ülke: ABD / İngiltere    Dil: İngilizce / Fransızca   
Oyuncular: Russell Crowe, Cate Blanchett, Max von Sydow, William Hurt, Mark Strong

Kahraman farklı, film aynı!

Usta yönetmen Ridley Scott’ın tarihi filmler için bir şablon çıkartmış olduğu Robin Hood ile iyice kendini belli ediyor. 2000’lerin sinemada moda haline getirdiği Amerikan klişelerinden biri olarak bir efsanenin efsane olmadan evvelki hazırlık evresine dönen yapımlar kervanına at sırtında Robin Hood da katılıyor. Errol Flynn’den bugüne kadar TV dizileri, slapstick Mel Brooks komedisi, pornosu, çizgi filmi ve 90’lar nesline 80’li yıllar saç modeliyle cilâ çekilerek sunulan Kevin Costner’lısı bile yapılan Robin Hood’un hazırlık sınıfındaki maceralarına dönmek için geç bile kalınmış olabilir. Belki de bu film sayesinde insanlar, zaten tanıdıkları bir kahramanın nasıl kahraman olduğunu izlerken, onun hakkında daha önce bilmedikleri bazı gerçekleri öğrenip şaşıracaklar, filmdeki bazı tuhaflıkların da gerçek olup olmadıklarını öğrenmek için (ümit ederiz) araştırıp okuyacaklar. Zira Robin Hood öyle anonim bir figür ki, onu filme alan her senarist ve yönetmen kendinden bir şeyler katmadan duramıyor.

Ridley Scott ve Brian Helgeland’ın (L.A. Confidential, Conspiracy Theory, Mystic River, Man On Fire) eline düşmüş 2010 model Robin Hood’un da farklı bir yorumdan nasibini almaması düşünülemezdi. Robin Hood’un tarihsel gerçekliği hakkında çoğumuzun bilgisi film ve dizilerle şekillenmiş olabilir. Kendi adıma Robin Hood’un araştırıp incelenecek bir kahraman olduğunu hissetmemiş olmayı, biraz da bu yapımların sebep olduğu tembelliğime vermişimdir. Oysa Robin Hood 2010, aslında altyapısı sağlam bir yükseliş öyküsü olarak tarihi, politik, dramatik ve tabiî aksiyonel arka plânlarla zenginleştirilen gişe hedefli bir başlangıcı olmuş. Fakat filmde yer alan ya da almayan birtakım unsurların eksikliği veya fazlalığı da göze batmıyor değil. Bir kere Scott’ın Gladiator ve Kingdom Of Heaven rotasından şaşmadığı, Robin Hood’u da o şablona uydurmak için kastığı, bu yüzden tipik bir Hollywood seyirliği seviyesine indiği anlar oldukça sırıtıyor. Robin Longstride’ın Robin Hood olduktan sonraki popüler kültür beslenmelerimiz ile, Longstride hakkında burada sunulanlar arasındaki kısmen olgun sayılabilecek üslüp farkına rağmen, Scott’ın benzer bir popülizme çanak tuttuğu söylenebilir. Bu durumun Gladiator ve Robin Hood’da işe yaramaması mümkün değil. Ama benim için Scott’ın bu üç tarihi yapımı arasında Kingdom Of Heaven’ın sivriliyor olmasının en önemli nedeni, hem politik entrikaların, hem etkileyici bir savaş dramının, hem de işi romantizme, komikliğe, absürdlüğe vurmayan olgunluğunun daha belirgin olmasıdır.

Bir Robin Hood filminde günümüz global siyasetinin entrikalarına, masonik motiflere, derebeylik sisteminin ve haçlı zihniyetinin güncel yansımalarına, Britanya ordusunun Irak’ta yediği haltlara göndermeler yapılacağını pek kimse ummuyordu. İçinde bulunduğumuz yılda bir Robin Hood filmi çekiliyorsa bunların bir şekilde filme yedirilmesi de ihtiyaçtandır. Yedirilmeye çok uygun bir zemine sahip olduğu kesin. Bazı yorum farklılıklarına karşın eski Robinler gibi avcı palavralarını aratmayan fantastik ok atışları yapan, yoldaşlarıyla şakalaşan, Marion ile alttan alttan cilveleşen, Nottingham şerifine ayar veren bir Robin yine var. Öte yandan filmin çok ciddiye bindirdiği, bindirmekle iyi de ettiği tarihi fonda gelişen hadiselere bakışındaki çeşitli farklılıklar kafa karıştırıyor. Mesela Marion hiç de öyle çıtkırıldım bir kokona leydi değil, içine ninja kaçmış toprak sahibi, aynı zamanda emekçi bir kuğuymuş. Keza Longstride da tam bir anglo sakson Rambo’ymuş. Çıkarma botları nasıl oluyorsa ilk defa 13. yüzyılda kullanılmış. Scott ve yazar ekibi sıkı bir Fransız düşmanıymış. (Robin Hood’un Cannes Festivali’nin açılış filmi olarak belirlenmesi çok acayip bir durum. Antalya Film Festivali’ni Midnight Express ile açmak gibi bir nevi.) Yine de filmin hedefi, 10 yıl önce Gladiator ile başarılan epik gişe operasyonunu Robin Hood’a uyarlamak olunca bu ayrıntıların doğruluğu veya uydurukluğu üzerine konuşmak fazla bir anlam ifade etmiyor.

forum resmi

Ridley Scott’ın altına imza attığı, üzerine de dört başı mâmur film çektiği senaryolarda çağının çok sonrasına yapılan nokta atışlı siyasi eleştiriler kadar dinî “yeniden yapılandırmalar” da dikkat çekiyor. Hıristiyanlığın toplumsal, politik, maddi, manevi suistimallerini enine boyuna ele alan tutuma alışığız. Ama müslüman sempatizanlığı özellikle bu tarihi filmlerinde daha belirginleşiyor. Bunda samimi olup olmadığını anlamak için karşısına nasıl bir zıt fikir sunulabilir bilmiyorum. Günah çıkarmanın ötesinde, hıristiyanlığı ve daha derinde Tanrı inancını sorgulamak için başka bir dinin araç edinilmesi de bu fikirlerden biri olabilir. Benzer bir durum, dolaylı yollardan kardeşi Tony Scott’ın son filmlerinde de görülüyor. Çok uygun ortamlar yaratılmasına rağmen kritik terör saldırılarını müslüman kökenlere yıkma paranoyası şöyle dursun, neredeyse adını bile anmıyor, bu saldırıları askeri veya bireysel hırs tabanlı kendi iç meseleleri olarak görüyor. İki kardeş arasındaki benzerlikler sadece Crowe-Washington fetişinden ibaret değil elbette. İkisi de ne oyuncu, ne de konu olarak birbirinin benzeri filmlerin dışına çıkmıyorlar son zamanlarda. Neredeyse Danzel Washington’sız film çekmeyen Tony Scott, neredeyse Russell Crowe’suz film çekmeyen Ridley Scott’a karşı daha zayıf yapımlar ortaya koyuyor o ayrı. Burada her ikisi için de kariyeri durduk yere riske sokacak hareketlerden kaçınıldığı düşüncesi akıllara gelmeden olmaz. Özellikle her tarihi figürü işlerken Gladiator modelinden kopamayan Ridley Scott için nedeni anlaşılmaz bir tekrar söz konusu. Şahsi fikrim, dizisi hiç çekilmeyip bu kadar sükse yapmamış olsaydı, Ridley Scott mutlaka Spartacus’ü de elden geçirmek isterdi bir şekilde.

Ridley Scott’ın tarihi yapımlarındaki ince işçilik ve teknik üzerine söylenecek şeyler haklı olarak her zaman olumludur. Oyuncu kadrosunun yaydığı göz kamaştırıcı ışık da güven verici. Daha iyi bir cast düşünülemezdi sanırım. Hele de Max von Sydow gibi bir ustanın hâlâ böyle popüler filmler için tercih edilmesi, oynadığı sahnelerdeki genç rol arkadaşlarını bile gölgede bırakması harika. Kötü adam olarak görmek içimi biraz yaksa da, Mark Strong’un performansı onu günden güne bu kontenjanın vazgeçilmezleri arasına koyuyor. Ama bunlar bile filmi beğenmem için yeterli olmadı. Şayet çekilecekse ben bu Robin Hood’un devamını izlemek istemem. Alt sınıftan gelip, kralların adaletsiz uygulamalarına karşı soylu kanının son damlasına kadar mücadele eden, onurlu, devrimci, savaşçı olduğu kadar barışçı, efsaneleşmiş bir kahramana dönüşen halk çocuğunun hikâyesini Scott elinden Maximus aracılığıyla izlemiştik. Bu konsepti ikinci kez aynı kararakter üzerinden izlemek kadar sıkıcı bir şey olamaz. Film tam da Longstride’ın zenginden alıp fakire veren Hırsızlar Prensi Robin Hood olduğu yerde bitiyor. Tüm sevaplarına ve günahlarına rağmen şu filmin bitiş şekli çok yerinde. Bundan sonrasını değişik şekillerde de olsa çoğumuz biliyor veya hatırlıyoruz. Bu filmin gösterdiği şekliyle dozajları tam olarak ayarlanamamış politik, romantik, komik, aksiyon unsurlarıyla Robin Hood 2 izlemek isteyenler, genelde bu ilk filmi çok beğenenler ya da aynı hikâyeyi Ridley Scott tarzıyla tekrar yaşamak isteyenler olur muhakkak. Ama taytlı, komik şapkalı, aşk çocuğu bir Russell Crowe izlemeyi, bunlar olmasa bile yeni bir Robin Hood izlemeyi kaldıramam doğrusu.

Zenginden alıp fakire verme gibi ulvî bir amacın sembolü haline gelmiş Robin Hood’u materyalist bir dünyada her zaman romantik bir sembol olarak kalmaya mahkum ediyoruz farkında olmadan. Bu amacın temelini biraz daha belirginleştirmek amacıyla böyle bir “Robin Hood Begins” düşüncesine gerek olup olmadığı tartışma konusu. Görünen o ki, bu filmin sundukları üzerine olumlu veya olumsuz kafa yoruluyor olması da bu amacın samimiyetini masaya yatırmakta. Kabul etmeli ki, ezilenin yanında yer alan, bununla kalmayıp onlar için türlü kahramanlık maceralarıyla davası uğruna hayatını ortaya koyan bir figür, sadece naif bir figür olarak kalıyor günümüzde. Metrelerce uzaktan tam hedefini bulan okuna, bu amacında samimi olup olmadığından daha önce ikna oluyoruz. Böyle filmler için para ödeyip sinemaya gidiyoruz. Beğenmezsek beğenmediğimizle ve para vermişliğimizle kalıyoruz. Fakirleşmiyoruz belki ama böyle olacağını önceden tahmin etsek o parayı vermeyeceğimizi biliyoruz. Zenginleşenler ise dünyaca ünlü yönetmenler, senaristler ve oyuncular oluyor. Bizim elimizde ise sadece kuru bir kıssadan hisse kalıyor.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Clint Eastwood
mesaj Nov 6 2010, 06:38 AM
İleti #2


Quick on the trigger
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,528
Katılım: 2-August 07
Nereden: Somewhere in Time...
Üye No.: 207



Çevirdikleri filmlere baktığımda Ridley ile Tony çok farklı geliyor bana.

Tony daha militarist, biraz da G. Washington milliyetçisiyken (bizdeki karşılığı ulusalcı mıdır acaba?), Ridley daha uluslararası ve empatiye açık gibi. Açıkçası son dönemlerde Tony'yi takip etmeyi de bıraktım, bir iki facia sonrasında. Beş sene önceki itibarı yok gözümde. O bahsettiğin filmleri yazarsan, izlemeye çalışacağım abi. Merak ettim. smile.gif

Robin Hood meselesi hakkında da bir çift sözüm var smile.gif
Dönemin akımına uydurulan (yarı-anarşist, isyankâr, intikamcı, sert ve espirili) Robin pek de fena değil. O tuzağa ben düştüm açıkası ama eksiklikler var filmde. Düşünüyorum düşünüyorum neden zevk almadığımı tam çözemiyorum:

1-Aksiyon sahnelerinin yetersizliğinden mi? - Belki.
2-Ridley'nin şablonik hikaye anlatışı mı? - Belki.
3-X Begins davası çıkması mı? - Büyük ihtimalle.
4-Uzun süresine gerekli görselliği sağlayamaması mı? - Evet.
5-Şeklen yeni, ama senaryo bazında yeni bir sentez bulundurmaması mı? - Evet.

Hepsinden biraz biraz olunca, sonuç da memnuniyetsiz kalıyor. Ama şunu söyleyeyim, dört kişi izledik ve film bittiği anda üç kişi bunun ikincisi güzel olur dedi. smile.gif


--------------------
KLASİK FUTBOL

Öyküsü olmayan adam, Bufalo çayırındaki rüzgara benzer...

Moon Station Z

Sinema, edebiyat ve müzik üstüne bir blog.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Nov 7 2010, 01:12 AM
İleti #3


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



Kimsenin sevmediği Tony Scott filmlerini sevmekle ünlüyümdür. oleyo2.gif Domino ve Deja Vu'yu bile beğenmiştim. Ama şu yeniden çevrim The Taking of Pelham 1 2 3 beğenilecek gibi değil. Orijinal filmi çok tutmuş olmamla da alakası yok. Zaten Tony Scott deyince aklıma Hunger, Top Gun, True Romance'den önce Spy Game ve Man On Fire gelir. Ridley denince öyle mi ama? İkisi arasında söylenecek tek ortak nokta, özellikle son zamanlarda belli kalıpların dışına çıkmaktan kaçınmaları, bu yüzden birbirinin aynı olmasa bile benzeri işlere adlarını yazdırmaları. Ridley'de bu durumun yansımaları bile Tony'den daha aklı başında ve kaliteli, bu kesin. Tony'nin özellikle Danzel Washington ile yaptığı onca filmin afişleri bile birbirine benziyor. Washington olmasa bile kimbilir kaç filminde biri siyah, biri beyaz iki başrollü varyasyonlardan kendisi bile sıkılmadı. Yakında gösterime girecek olan Unstoppable da da gelenek değişmiyor. Kardeşlerin hangi fraksiyonlarda yüzdüklerini tam olarak ben de bilemiyorum. Sadece tahmin yürütülebilir. Ama Tony genel olarak etliye sütlüye karışmayan bir yapıda ve bu yüzden işlediği konuların aksiyon dozuna politikayı fazla bulaştırmıyor ya da artık geyik haline gelmiş basit özeleştirel vur-kaçlarla meseleyi idare etmekte. Benim sözünü ettiğim filmler de Deja Vu ve The Taking of Pelham 1 2 3 idi bu arada.

Senin başlıklarından hareket ederek ben de Robin Hood tatminsizliğimi değerlendirecek olursam:
QUOTE(Clint Eastwood @ Nov 6 2010, 04:38 AM) *

1-Aksiyon sahnelerinin yetersizliğinden mi? - Belki.

Bu bana fazla dokunmadı açıkçası. Özellikle American Gangster'da yersiz aksiyon numaralarına girmeyip hikâyesine odaklanmış bir Ridley Scott'tan beklediğim ilk şey değildir aksiyon. Ama adam kendini biraz da öyle cilaladı nedense. Hani Tony Scott desen "aksiyon" zaten onun göbek adı.
QUOTE(Clint Eastwood @ Nov 6 2010, 04:38 AM) *

2-Ridley'nin şablonik hikaye anlatışı mı? - Belki.

Yazıda da belirttiğim üzere evet, bu anlatış sahiden sıktı. O değil, başkaları da özeniyor, ortaya abuk sabuk bir sürü tarihi aksiyon çıkıyor. Önümüze tarihi bir figür koysunlar, bu şablonla anında filmi çekeriz kafamızda. O hale geldik.
QUOTE(Clint Eastwood @ Nov 6 2010, 04:38 AM) *

3-X Begins davası çıkması mı? - Büyük ihtimalle.

Başlarda bundan rahatsız olmuyordum. Hatta Batman Begins'den dolayı çok da orijinal bir fikir gibi gelmişti. Ama Marvel güruhunun başlangıcını anlatan filmler furyası tarihi filmlere de sıçrayacak şimdi. X-Men: First Class, Superman: Man of Steel (Christopher Nolan, Zack Snyder isimlerine rağmen) gibi filmler canımı sıkıyor şimdiden.
QUOTE(Clint Eastwood @ Nov 6 2010, 04:38 AM) *

4-Uzun süresine gerekli görselliği sağlayamaması mı? - Evet.

O konuda bir Terrence Malick olmasa da, bir Ridley Scott yine de. Kendisinden umulan görsellik çıtası hep yükseklerde olduğundan bu filmin birçok insanı tatmin etmemesini normal karşılıyorum. Fakat bana görsellik olarak çok da zayıf gelmedi açıkçası. Finaldeki çıkarma sahnesi hariç tabiî. Herşey hazır ve yeterli miktarda olmasına rağmen aceleye gelmiş bir özensizlik vardı orada sanki.
QUOTE(Clint Eastwood @ Nov 6 2010, 04:38 AM) *

5-Şeklen yeni, ama senaryo bazında yeni bir sentez bulundurmaması mı? - Evet.

İkinci maddenin bir benzeri olduğu için benim görüşüm buna da evet. Bir şeyin "yeni" olması, başka herşey olmasından daha önemlidir maalesef. Bir şeyin "Amerikan" olması da öyle. David Fincher gibi bir adam bile 2009 tarihli The Girl with the Dragon Tattoo'yu yeniden çektiğine göre çok fena bir tükenmişlik yaşanıyor ve insanların sırf "yeni" diye ilgi göstereceklerine olan inanç güçleniyor. Hâl böyleyken, Robin Hood'u "yeni" olarak sunmada hiçbir sıkıntı görünmüyor kağıt üstünde. Şekil "yeni" olduktan sonra isterse birebir Taxi Driver tekrar çekilsin, mutlaka olay olur.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 27th April 2018 - 02:27 AM