IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> The Hurt Locker (2008)
Funkster
mesaj Mar 7 2010, 11:18 PM
İleti #1


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



YEDİNCİ GEMİ FİLM BİLGİSİ
Ölümcül Tuzak (2008)
Forum resmi
IMDBRT
Yönetmen: Kathryn Bigelow
Yazar/Senarist: Mark Boal
Tür: Dram / Gerilim / Savaş
Konu: Herkesin potansiyel düşman ve her objenin de ölümcül bomba olduğu Irak'ta, elit askerler dünyanın en zor görevlerinden birinde yer alır. Sıcak savaşın ortasında bombaları imha etmekle...
IMDB Notu: 7.8 / 10 (88,618 oy)
RT Notu: 97 / 100
Süre: 131 dakika
Ülke: ABD    Dil: İngilizce / Arapça / Türkçe   
Ödüller: Oscar ödülü aldı
Oyuncular: Jeremy Renner, Anthony Mackie, Brian Geraghty, Guy Pearce, Ralph Fiennes

Irak’ta görevli bir bomba imha ekibine mensup bir grup askerin görevdeki son 38 gününden alıntılar yapan The Hurt Locker, son dönem Irak işgali konulu filmlerden yapı ve konu olarak farklı sayılır. Şimdi Irak’ta bir grup asker etrafında dönen hikâyelerin neresi farklı olur? Altından kalkamayacağı büyük laflar etmek suretiyle konuşarak değil göstererek, gösterdiğini de seyirciye yaşatmaya çalışarak rotasını çiziyor film. Bu 38 günde yaşanan tehlike dolu anlara odaklanıp, seçmiş olduğu o anları da uzun uzadıya işleyerek savaş atmosferinin gerginliğinden, belirsizliğinden ve dramatikliğinden faydalanıyor. Kathryn Bigelow, bu uzun ama geriliminden ötürü sıkıcı sayılmayacak bölümleri birkaç kısa filmi birleştirmiş gibi sıçramalarla gün gün anlatırken, aralara gereksiz sloganlar ve espiriler yerleştirmeden ciddiyetini ve gerçekliğini arttırıyor. Çekimlerin çoğunlukla belgesel kıvamda şekillendirilmesinin de bu ciddiyette payı büyük. O ciddiyet içinde eleştirel bir dil yakalayabilmesi için seyirciyi sözlerle değil, görüntülerle baş başa bırakıyor çoğunlukla. Fakat en önemli sorun, bu filmin eleştirel bir dil yakalayabilmek gibi bir derdi olup olmadığı.

Filmdeki iyi-kötü ayrımını çok yüzeysel bulanlar, hatta tarafsızlık bekleyenler var. Western fırlaması, adrenalin tutkunu gözüpek Çavuş William James’in avantür maçoluğu, pek inandırıcı gelmeyecek vicdanî yönüyle birleşince, o kişinin üniforması da Amerikan bayraklı olunca bu yüzeysellik ve tarafsızlık beklentileri, yerini tuhaf sorulara bırakıyor. Belki de film başka telden çalıyor ve biz onu “neden yüzeysel, neden tarafsız değil, neden propaganda yapıyor” diye yargılamaya çalışıyoruz. Bir yere kadar haklıyız. James’in temsil ettiği, filmin girişinde vurgulanan “war is a drug” cümlesiyle örtüşen bu bağımlılık fikrinin ön saflarda yer aldığını görmemiz hakikaten zor. Aslında filmin Irak işgalindeki haklıyı-haksızı ayırma, politik platformlar yaratma misyonu yok. Hatta birçok yönden apolitik bir film The Hurt Locker. Çavuş James yardımıyla askerliğin sağladığı adrenalinin sadece adam öldürmeye kanalize olmadığını, bomba imha etme göreviyle de bu heyecan duygusunun beslenebileceğini ifade etmeye çalışıyor. İnsan öldürmek yerine bu yolla insan kurtarmanın ulvî düşüncesi altında James’i militarist idealizmle vaftiz edilmiş koyu bir vatansever olarak görmemek gerek. Fakat onu öyle görmemek de filmi erken fişlemiş seyirci için yine hakikaten zor.

forum resmi

Kendisini biraz da karikatürize eden anlatım yüzünden James’i kolaylıkla öyle görmek, bu yüzden hem filme, hem de karaktere sabit anlamlar yüklemek, asıl vurgulanmak istenenin önüne geçecektir. James, Amerikan ordusunda faal bir asker olduğu ve kötü adamların koydukları bombalarla kelle koltukta dansetmeyi tercih ettiği için, senarist Mark Boal’un (In The Valley Of Elah’ın hikâyesi de ona ait) ve Bigelow’un gerçekte ne anlatmak istedikleri hep bu algılayışın birkaç adım gerisinde kalacaktır. Oysa Çavuş James’te, bir askerden önce extreme meraklısı bir sporcu gördüm ben. Hatta askerlere DVD satan Iraklı küçük Beckham ile olan hikâyesinde bile “Amerikan askeri vicdan sahibidir” kalkanının ardında adrenalinini dinç tutmak, askercilik veya polisçilik oynayan bir adam görmek de mümkün. Sörf tutkunu biri nasıl California sahillerinden kopamıyorsa, çavuş üniforması içinde işini iyi yapan, kabul gören, hayran olunan bir asker de bu tip heyecan arayışını paintball oynayarak köreltemeyecektir mutlaka. Ama bu tutkuyu aktarabilmek için seçilen ortam Irak, seçilen birey de William James olunca farklı okumalara kapılar bir anda kapanabiliyor.

Anlatmaya çalıştıklarım dışında nedenlerini %100 bilememekle birlikte ben The Hurt Locker’dan Amerikan hayranlığı, militarist övgü, siyaseten taraf, bütün Iraklılar teröristtir, vatan sevgisi her şeyin önündedir gibi sığ çıkarımlarda bulunmadım. “War is a drug!” Filmin olayı net kanımca. Bunu arabaya konmuş brkaç bomba, keskin nişancılar düellosu, ölü bomba gerilimi ve canlı bomba trajedisi gibi sınırları çizili meydan okumalarla gayet açık ifade ediyor. Ortada bir senaryo varsayılıyor. Hatta şu film, orijinal senaryo dalında Oscar adayı bile oluyor. Finali ile zaten o ana kadar anlamamış olanlara da bas bas bağırıyor. Ama o bas bas bağırış, The Hurt Locker’ın ısrarla propaganda nesnesi olarak yaftalanmasının önünde fısıltı gibi kalıyor adeta. Film bence dramatize edilmeye çalışılmış bir reality. Peki bu “reality” içinde gerçeklik nerede diyenlerin çoğu ya en ufak ayrıntıdan propaganda malzemeleri, ya da politik günah çıkarmalar umuyor. Halbuki The Hurt Locker’ın gerçekliği, sadece bir adamın ihtiyacı gereği hayata farklı bir şekilde meydan okuyuşu ve bu uğurda başından geçen birkaç önemli hadisenin gayet etkili bir görsellikle vücuda getirilmiş olmasından kaynaklı. The Hurt Locker gerçekten iyi bir film. Ama bu kadar sükse yapacağını, başa güreşeceğini tahmin etmiyordum açıkçası.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
hasta
mesaj Mar 31 2010, 10:36 PM
İleti #2


Dün, bugün, yarın...
Group Icon

Grup: Yönetici
İleti: 2,355
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 1



Ön yargının zirvesinde izlemeye başladığım filmde, daha da fazla yükseleceğimi ve oksijen desteğine ihtiyaç duyacağımı tahmin etmiyordum. İçi boş hikayesinden, bu hikayenin en basit çekim teknikleriyle işlenişine... Baş rollerdeki oyuncuların yetersizliklerinden, yan rollerdeki sivri ve ünlü oyuncuların gereksizliğine... Saymakla bitmeyecek, aslında saymanın da gereksiz olduğu bir film izledim. Bu film Oscar almasaydı izler miydim? Bu sorunun cevabı kesinlikle "hayır". Filmi birçok kişiye izleten ve filmden beklentileri yükselten bu heykelciğin zaten uzun süredir bir anlamı kalmamıştı ama bu kadar değersizleştirilebileceğini de tahmin etmiyordum. Avatar'ın arkasından o kadar laf döşedikten ve bu filmi izledikten sonra "Oscar'ı Avatar bile alsa daha iyi olurmuş" dedim smile.gif

Bu ileti hasta tarafından Mar 31 2010, 10:37 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
Kendimden başka hiçbir eksiğim yok.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Clint Eastwood
mesaj Apr 1 2010, 12:01 AM
İleti #3


Quick on the trigger
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,528
Katılım: 2-August 07
Nereden: Somewhere in Time...
Üye No.: 207



Hurt Locker, Sevgili Funkster'ın dediği gibi çok sert propaganda yapan bir film değil bana göre de. Ama "Amerikan değerleri" gibi milliyetçi bir idealistlik var sanki. Bigelow zaman zaman politik doğrucu olmuş ama. Meselâ Beckham'ın bombası sahnesi alttan alttan kuruyor filmin ana duygusunu ve bu hoşuma gitmiyor benim. William James zaten tam karikatürize bir karakter. Buna karşın film hiç karikatürize değil. Bu yüzden James üzerinden anlatılanlar yavan kaldı hep. Oysa ki işgalci olduğu bir ülkede, yerel kötü adamlar yaratan film sektöründen o kadar da kendimi soyutlayarak izlemeye çalıştım. Belki de o histen kurtulamadık bilmiyorum. Seyir zevki de zaten olmayınca, ne oldu; ben filmin sonunda shift+del'e abandım.


--------------------
KLASİK FUTBOL

Öyküsü olmayan adam, Bufalo çayırındaki rüzgara benzer...

Moon Station Z

Sinema, edebiyat ve müzik üstüne bir blog.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Apr 1 2010, 11:56 PM
İleti #4


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



QUOTE(Clint Eastwood @ Mar 31 2010, 10:01 PM) *

Oysa ki işgalci olduğu bir ülkede, yerel kötü adamlar yaratan film sektöründen o kadar da kendimi soyutlayarak izlemeye çalıştım. Belki de o histen kurtulamadık bilmiyorum.

O histen kurtulmak kolay değil zaten. Ağzıyla kuş tutsa bile mutlaka bunu hissettirecektir. Diyelim bir Amerikalı çıkıp Romeo - Juliet uyarlaması bir hikâye yazıyor. Sonra "dur ben bunu işgal altındaki Irak'ta çekeyim" diyor. Aynı kuyulara düşmemesi çok zor. Elma ve armut gibi göründüğünün farkındayım. Ama konu ne olursa olsun, plato Irak olunca Amerikan milliyetçileri başka, muhalifler başka anlamlar yüklemeye başlıyor filme. Tuhaf biçimde The Hurt Locker ile en iyi senaryo Oscar'ı alan Mark Boal, In The Valley Of Elah'da polisiye bir olayı yine ordunun içinden izleyen bir hikâye yazmıştı. Bambaşka bir mecraya da konuşlandırılabilecek bu hikâyeyi bir grup Amerikan askeri ile ilişkilendirerek bence çok daha güçlü ve muhalif bir yapıma yol açmıştı bu sayede. Hatta işi, "bakın askerimiz ne durumda" diyerek bayrağını yarıya indirmeye kadar götürmüştü. Popülist, sözde pesimist vs. ne denirse densin, bizde olsa adamı vururlar. Demem odur ki, adrenalin sevdalısı bir adamın yaşadıklarından mürekkep The Hurt Locker, platosunun getirdiği "milliyetçi, propagandacı, siyaseten doğrucu, mütemadiyen yalancı" suçlamalarıyla başedemez. Çünkü anlatmak istediği şeyi bu yönlere çekecek çok fazla şeye, çok fazla yakın durmakta. Yine de bence In The Valley Of Elah'dan kötü, ama The Messenger gibilerinden ise iyi bir film.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Jaiwei
mesaj Jun 26 2010, 09:04 AM
İleti #5


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 32
Katılım: 24-January 10
Üye No.: 7,119



Hurt Locker kuvvetli bir filmdi..
Televizyonlarda görmeye alıştığımız nerdeyse gerçek üstü tam techizatlı action man kılıklı askerlerin toz toprak, yıkık-dökük sokak -burası Irak - aralarında yürüyüp durduğu haber görüntüleri gerçekliğinde ..

Filmin yönetmeninin bir kadın olması ilginç geldi bana sanki bu gerçeklik duygusu kadınların uzak durmak isteyeceği bir şey diye düşünürdüm ya da tam tersi action man askerlere içerden bakmak ,onların biraz şizofrenik- ölümden korkup duran sadece bundan bahseden asker- ,biraz inançlı- sonunda iyi davranayım derken toz olan doktor ,fazlaca Macho dünyasına belki de en iyi bir kadın bakabilirdi böyle..

Delimsek bomba imhacısı -ki her dakika bir yerlerin patladığı,yüz yüze olmayan arkadan vuran yeni savaşlarda aklı başında bir adam bu işi ne kadar süre devam ettirebilir- ilginç bir savaş karakteri idi ve benim için yıllarca savaş filmlerinde seyrettiğimiz iki dirhem bir çekirdek kolalı-ütülü Hollywood starlarından daha etkileyici ve kalıcı bir karakterdi ..hep konuşulan savaş sonrası travmasını gerçekten yaşayan eve gidince sıkılan ,hayatın anlamını zaten yitirmiş Funkster'ın isabetle belirttiği savaş uyuşturucusuna alışmış normali kaybetmiş bir insan...

Filmde bana en vurucu gelen sahne onun arkadaşı korsan dvdci cocugu aramak için Iraklıların yaşadığı yere gittiği sahneydi..hayat Iraklılar için nargile ,kahvehane ,gece açık dükkanlar normalliğinde sürerken asker korku-gerilim içinde bir yabancıydı ,kapüşonunu iyice cekip yüzünü saklayıp geldiği gibi bir an önce orada kaçmak isteyen ..bence burada ne işim var sorusunun en iyi sorulduğu anlardan biriydi savaş filmleri arasında..

Hurt Locker ilgiye de izlenmeye de değer bir film..
Avatar yerine onun Oscar almasını da sevinçle karşıladığımı belirteyim..
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
NeOsiris
mesaj Jul 5 2010, 06:45 PM
İleti #6


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 37
Katılım: 28-March 08
Üye No.: 2,823



Benim için bir fiyaskodur bu film.


--------------------
Yapayalnız, korkunç iğrençlikleri içinde yapayalnız insanlar sokaklarda koşuşacak; gözleri bir yere dikili, dertlerinden hem kaçıp hem onu içlerinde taşıyarak, ağızları açık, kanatlarını çırpan dil-böcekleriyle önümden yorgun argın geçecekler. O zaman katıla katıla güleceğim; gövdem, düğün çiçekleri ve kasımpatıları gibi açılan ne idüğü belirsiz pis kabuklarla kaplı olsa bile güleceğim. Sırtımı bir duvara dayayıp önümden geçtikleri sırada, 'Biliminiz nerede? Hümanizminiz ne oldu? Düşünen kamış onurunuzdan ne haber?' diye haykıracağım. Jean-Paul Sartre
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 24th October 2018 - 06:42 AM