Konunun Yazdırılabilir Versiyonu

Konuyu orjinal formatında görmek için buraya tıklayın

Yedinci Gemi Forum _ Akımlar ve Yönetmenler _ Jim Jarmusch

Gönderen: siroguz Sep 29 2007, 03:47 PM

Bu kazanda Jarmusch filmleriyle ilgili spoiler kaynamaktadır, zevk kaçırabilir...


Jarmusch’un film karakterleriyle izleyici arasında kurduğu bağ, benim nazarımda sinemanın büyülü dünyasının kapısını aralayan birkaç anahtardan biri konumundadır. Bir çok filmde filmin bir karakteriyle özdeşleşmek, en azından kendimizden bir şeyler bulmak mümkündür. Jarmusch’un filmlerinde ise her karakterle bütünleşmek hem de bunu her filminde yaşamak mümkün. Öyle ki, Stranger Than Paradise filminde Eddie’nin bedeninde Willie ve Eva’nın yolcuklarının refakatçisi oluruz. Onlara Eddie kadar bir mesafede olan izleyici aslında aynı zamanda filmin de bir karakteridir. Bunun yanında hem Willie hem de Eva gibi yaşayıp hissederiz. Willie Eva’nın uğruna, hiç sevmediği ve unutmak istediği memleketine dönerken her ne kadar ekrandan jenerik yazıları geçse de biz uçakta Willie’nin yanında hayatımıza devam ederiz. Jarmusch filmleri izleyici için bittiği zaman filmin karakterleri için bitmez. Tabi benim gibi yönetmenin müptelası bir izleyici için de bitmez, çünkü Jarmusch, bu çeşit izleyiciyi öyle bir etkisi altına almıştır, karakterlerle öylesine bütünleştirmiştir ki, onlardan kopmak imkansız hale gelmiştir. Jarmusch ile bu film vasıtasıyla tanışan bir miktar seyirci de farkında olmasa bile artık kendini müptela sınıfına koymuştur.

Jarmusch’un her filminde görülen bu özellik, temellerinin atılmasında payının olduğu Amerikan bağımsız ruhundan ve film yönetiminin samimiyetinden gelir. Down by Law filminde hapishane hücresinde buluşan 3 farklı kahramanımız kendi aralarında birbirlerini sevmese de, izleyici olarak hepsine aynı derecede sevgi duyarız. Onların şaşkınlığı bizim şaşkınlığımızdır, onlar sıkılınca sıkılır, endişelenince endişeleniriz ama en çok da onlarla birlikte eğleniriz, i scream, you scream, we all scream for ice cream diye bağırıp ilginç dans figürleri sergileyerek. Çaresizlik içinde devam eden hapis hayatı, anlamlandıramadıkları ve sadece kelime anlamında kalan bir özgürlüğe açıldığında, neşe de hüzün de yerini kararsızlığa bırakıyor. Her şeye rağmen pes etmeyen bu kafadarlar filmin son sahnesinde de ortada kalmıyorlar, aksine kendi yollarını seçecek cesareti gösterip üç ayrı hayata dağılıyorlar. Buradan sonra istediğimiz birini takip etmek yine biz izleyicinin elinde.

Eskiden biraz yeni, vahşiden daha vahşi batıda, William Blake adında, hayatını kurtaran Kızılderili tarafından adaşı İngiliz şair zannedilen şair ruhlu bir katille bile özdeşleşebiliriz. Üzerinden yıllar geçse de aklımızdan çıkaramadığımız sahneleriyle çoğu kişiye göre Jarmusch’un en iyi filmi olan Dead Man’de, Johnny Depp’in mükemmel oyunculuğu da William Blake’yi sevip özümsememizde etkin rol oynar. Kıyıdan ayrılırken, onun son yolculuğuna çıkmış olma ihtimalini aklımıza getirmek istemeyiz. Onun kaldığı yerden bir sonraki sabaha doğacak olan bizlerizdir. Ya tatlı bir hayata uyananlardan olacağız ya da sonsuz karanlığa. Ama bıraktığımız noktada onun mutlu olduğunu unutmayacağız.

Son filmi Broken Flowers için de bu geçerliydi. Ortada mı kalmıştık? Mektubun sahibini öğrenememiş, gizemi çözememiştik belki ama bu sefer de Bill Murray’in sade, nahif oyunculuğuyla kendi iç dünyamızda yolculuğa çıkmıştık. Dönmek ne kadar gereksizdi ve biz de dönmemiştik o yolculuktan. Her zamanki gibi yine bir Jarmusch filmi, film biterken biz izleyiciler için bitmemişti.

Jarmusch üzerine söylenecek çok sözden birazı...

Powered by Invision Power Board (http://www.invisionboard.com)
© Invision Power Services (http://www.invisionpower.com)