Konunun Yazdırılabilir Versiyonu

Konuyu orjinal formatında görmek için buraya tıklayın

Yedinci Gemi Forum _ Sinema Genel _ Filmlerden Sahneler

Gönderen: BuRnOut Jun 2 2007, 12:54 PM

İnsan Nedir ki? (Korkuyorum Anne)


Reha Erdem’in Türk insanını tüm sadeliği ve saflığıyla anlattığı ve binbir türlü insanlık haline yer verdiği sımsıcak filmi Korkuyorum Anne’den bir sekansla başlığı açalım.

Köpek gezdirerek para kazanan üç kafadar mola vermek için kahvehaneye oturur ve soluklanır. O sırada, gruptakilerden biri hastalığından bahseder ve laf lafı açar. İşte klasik yurdum insanı sohbetlerinden biri de böylece başlar… Her konuda birbirine üstünlüğünü göstermeye eğilimi olan, hastalığı ve sağlık problemlerini önemsemeyen ve yeri geldiğinde doktor gibi etrafındakilere tavsiye vermekten kaçınmayan insanımızın bu trajikomik hali, Reha Erdem’in kadrajına işte böyle girer.

IPB Image


A-Bu ağrı sadece bel fıtığından değilmiş gibi gelmeye başladı.
B-Eee?
A-Böbreklerde de bir problem var gibi…
C-Bak! Eğer sidiğin kırmızıysa dediğin doğru.
A-Aha şu çay gibi şerefsizim! Vallaha, o zaman tamam. Böbrek yetmezliği! İşeyebilirsen işe artık. Bir de organ nakli derdi… Uygun böbreği ara ki bulasın.
B-Ulen tek böbreklen de yaşarsın.
C-Hee, ne olacak ki! Bende de karaciğer yetmezliği var.
B-Karaciğer yetmezliği ne! Benle yarışmayın oğlum. Ben var ya, iki kere mide kanaması ameliyatı oldum, bir kere de safra kesesi.
C-Ne övünüyon lan! Ameliyat olmak bir şey değil ki. Bak! Ben askerden bu yana kemik erimesiyle uğraşıyorum. KEMİK ERİMESİ. Adı yeter oğlum.

Gönderen: baronio Jun 12 2007, 09:51 AM

forum resmi


Michael Corleone: Babam da bir iş adamı. Bir politikacıdan ya da sanayiciden hiçbir farkı yok Kay.
Kay: Oh Michael yapma lütfen. Bir politikacı insanları öldürmez! Sence de biraz safça düşünmüyor musun?
Michael Corleone: Politikacıların insanları öldürmediğini düşünerek sen biraz safça düşünmüyor musun Kay?

Gönderen: gündüzdoğanay Jun 12 2007, 04:45 PM

Hannah and Her Sisters

forum resmi

Woody Allen'ın aşkı, hayatı ve Tanrı'yı mizah katarak sorguladığı, usta oyuncuları sayesinde bir sinema şölenine dönüşen, bol ödüllü filminden bir sahne...

M-Hayatlarımızın pamuk ipliğine bağlı olduğunun farkında değil misin?
-Mickey, oltadan kurtuldun. Bunu kutlamalısın.
M-Her şeyin ne kadar anlamsız olduğunu göremiyor musun? Her şey diyorum.Hayatlarımız, şov, tüm dünya.Hepsi anlamsız.
- Evet, ama ölmüyorsun.
M- Hayır, şimdi ölmüyorum ama...Hastaneden çıkarken, iyi olduğum için çok heyecanlıydım. Sevinçten uçuyordum. Sonra birden durdum. O an kafama dank etti. Bugün ölmeyecektim, yarın ölmeyecektim...
Ama eninde sonunda bu olacaktı.

- Bunu daha yeni mi anladın?
M- Hayır, bunu hep biliyordum. Ama bilinçaltıma itmeyi başarmıştım. Çünkü düşünmek için çok korkunç bir şeydi. Sana bir sır vereyim mi?
- Evet, tabii.
M-Bir hafta önce bir silah dükkanına gittim ve bir tüfek satın aldım. Eğer beynimde tümör olsaydı kendimi öldürecektim. Böyle bir durumda, beni durdurabilecek tek şey, ailemin yaşayacağı üzüntü olurdu. Bu yüzden önce onları vurmam gerekecekti. Sonra teyzem ve amcamları da tabii. Yani tam bir katliama dönüşebilirdi.

http://forum.yedincigemi.com/index.php?showtopic=160

Gönderen: Funkster Jun 12 2007, 07:49 PM

Masumiyet (1997)


Yusuf (Güven Kıraç) ve Bekir (Haluk Bilginer), Uğur'un (Derya Alabora) küçük kızını da yanlarına alarak yeşillik bir alana giderler. Kız biraz ileride oyalanırken çimenlere oturmuş olan Yusuf ve Bekir sohbet etmeye başlarlar. Ve Haluk Bilginer'in o şaheser tiradı ortaya çıkar..

forum resmi

Yusuf: Çocuk neden sakat abi?
Bekir: Doğuştan... Doğuştan denmez aslında. Hamileyken babasından ağır bi dayak yemiş.
Yusuf: Babası nerde?
Bekir: Sinop’ta
Yusuf: Hapishanedeki? Geçen gün Uğur ablayı hapishaneye giderken gördüm...
Bekir: Sevgilisi...
Yusuf: Onun için mi bu şehirdesiniz?
Bekir: Uzun hikaye karışık... Bu kaltakla aynı mahallede büyüdük. Mevlanakapı’da. babası zabıtaydı. Alkolik hasta bi adamdı rahmetli, erkenden de gitti zaten. Bu anasıyla yoksul, perişan... Bizim tuzumuz kuruydu, hacı babam yapmış bi şeyler. Bi de Zagor vardı. Bizim eski evin kiracısının oğlu. Babası filimciydi Yeşilçam’da. Cepçilik, arpacılık, her yol vardı itte. Ama sevimli, yakışıklı oğlandı. Bizimkine aşık etmiş kendini. Ben efendi oğlanım, okul mokul takılıyorum o zamanlar. Öylece büyüdük gittik işte. Ne bok varsa? Hep askerliği beklerdim. Dört sene kaldı, üç sene kaldı... Sonunda o da geldi gittik. Bizde de herkes bunu bekliyormuş; gelir gelmez yapıştılar yakama. Ev düzüldü, kız bulundu, çeyiz falan filan... Nikahlandık. İki taksi bi dükkan verdi peder. Dükkanda koltuk moltuk satardım. Bi gün bu orospu çıkageldi. Hiç unutmam, görür görmez cız etti içim. Böyle basma bi etek dizine kadar, çorap yok, üstünde açık bi bluz, saçlar maçlar... Pırlanta anlayacağın. Şunun bunun fiyatını sordu, dalga geçti benimle. Kanıma girdi o gün. Tabii taktım ben bunu kafaya. Ertesi gün bi soruşturma... Dediklerine göre yemeyen kalmamış mahallede. Ama asıl Zagor’a kesikmiş. Zagor’da kaftiden içerde o sıra. Bi gün, süslenmiş püslenmiş; zırt geçti dükkanın önünden. Yazıldım peşine. Tuhafiyeciye gitti, pastaneden çıktı; minibüs otobüs, geldik Sağmalcılar’a; benim içimde bi sıkıntı. İşi anladım tabii: Zagor’u ziyarete gidiyo. Bi tuhaf oldum, piçi de kıskandım. Uzatmayalım çaresiz evlendik ötekiyle. O ara Zagor içerden çıktı. Sonra bi duyduk; kaçmış bunlar. Altı ay mı bi sene mi; kayıp. Hep rüyalarıma girerdi orospu. O gün dükkana gelişini hiç unutamadım. Benimkine bile dokunamaz oldum. Sonra bi daha duyduk ki iki kişiyi deşmiş Zagor: Biri polis, ikisinin de gırtlağını kesmiş. Karakolda beş gün beş gece işkence buna. Arkadaşlarının öcünü alıyorlar. Kaltağa da öyle... önce öldü dediler Zagor’a, sonra komalık. Ankara’da oluyor bunlar. Bizimki bi gün çıkageldi mahalleye. Zagor içerde, en iyisinden müebbet. Bi sabah dükkana geldim, baktım bu oturuyo. Önce tanıyamadım. Anlayınca içim cız etti. Cız etti de ne? Tornaya değmiş gibi oldu. Çökmüş, zayıflamış, bembeyaz bi surat... Ama bu sefer başka güzel orospu. Oranın şarkıları gibi. kalktı böyle, dimdik konuşmaya başladı. Dedi para lazım, çok para. Zagor’a avukat tutacakmış. İlerde öderim dedi. Esnafız ya bizde, “nasıl?” diye sormuş bulunduk. Orospuluk yaparım dedi, istersen metresin olurum. İçime bişey oturdu ağlamaya başladım, ama ne ağlamak! İşte o gün bu günden beri bu orospuyla tam yirmi yıl geçti. Uzatmayalım, Zagor’a müebbet verdiler. Ama rahat durmaz ki piç! Ha birini şişledi, ha firara teşebbüs; o şehir senin bu şehir benim, cezaevlerini gezip duruyo. Orospu da peşinden. Sonunda dayanamadım: Ben de onun peşinden... Önce dükkan gitti, ardından taksiler. Karı terk etti, peder kapıları kapadı. Yunus gibi aşk uğruna düştük yollara. İş bilmem, zanaat yok. Bu durmuyo hiç. İlk yıllar ufak kahpeliklere başladı, sonra alıştı. Gözünü yumup yatıyo milletin altına. Gel dönelim diye çok yalvardım. Evlenelim, pederi kandırırım, Zagor’a bakarız: yok. Kancık köpek gibi izini sürüyo itin. N’aptı buna anlamadım. Kaç defa dönüp gittim İstanbul’a. Yeminler ettim. Doktorlar, hocalar kar etmedi. Her seferinde yine peşinde buldum kendimi. Bi keresinde döndüm, biriyle evlenmiş bu, hamile... Beni abisiyim diye yutturduk herife. Nedense rahatladım, ohh dedim, kurtuluyorum. Bu da akıllanmış görünüyo. Yüzü gözü düzelmiş, çocuk diyo başka bişe demiyo. Sinop’ta oluyo bunlar. Ben de döndüm İstanbul’a. Doğumuna yakın, Zagor bi isyana karışıyor gene. Hemen paketleyip Diyarbakır cezaevine postalıyorlar. Çok geçmeden bizimki depreşiyo gene; o haliyle kalk git sen Diyarbakır’a, üç gün ortadan kaybol... Herif kafayı yiyo tabii. Dönünce bi dayak buna: Eşek sudan gelinceye kadar. Kızın sakatlığı bu yüzden. Sonra çocuğu doğuruyo. Uzun zaman anlaşılmamış. Ortaya çıkınca bi gece esrarı çekip takıyo herife bıçağı. Çocuğu da alıp vın Diyarbakır’a, Zagor’un peşine. Allahtan herif delikanlı çıkıyo da şikayet etmiyo. Ben o ara İstanbul’da taksiden yolumu buluyorum. Epey bi zaman böyle geçti. yine her gece rüyalarımda bu. Zagor’un Diyarbakır cezaevinde olduğunu duymuştum o sıra. Bi gece bi büyükle eve geldim. Hepsini içtim. Zurnayım tabi. Bi ara gözümü açıp baktım: Karlı dağlar geçiyo. Bi daa açtım, başımda bi çocuk, kalk abi, Diyarbakır’a geldik diyo. Baktım, sahiden Diyarbakır’dayım. Bi soruşturma... Kale mahallesi vardır oranın, bi gecekonduda buldum, malımı bilmez miyim? Görünce hiç şaşırmadı. Hiç bişey demedik. O gece oturup düşündüm. Oğlum Bekir dedim kendi kendime, yolu yok çekeceksin. İsyan etmenin faydası yok, kaderin böyle, yol belli, eğ başını, usul usul yürü şimdi. O gün bugün usul usul yürüyorum işte.

Gönderen: raskolnikov Jun 13 2007, 05:45 PM

Funkster, bu sahneyi bana hatırlarttığın için teşekkür ederim. Son günlere anlam katan sözler. worshippy.gif

Romantik devrimci V ile Evey'in tanışma sahnesi:

forum resmi


V: Sana zararım olmayacak, temin ederim.
Evey: Sen kimsin?
V: Kim mi? "Ne" sorusunun vücut bulmuş halinden başka bir şey değilim ve ne olduğumun cevabı da: Maske takan bir adamım.
Evey: Bunu görebiliyorum.
V:Tabii ki görüyorsun. Gözlem güçlerini sorgulamıyorum. Yalnızca maskeli birisine "kimsin sen" sorusunun çelişmesine dikkat çekiyorum.

Gönderen: baronio Jun 16 2007, 02:31 PM

forum resmi


SCENT OF A WOMAN

Okul müdürü Charlie Sims'i satın almaya çalışmıştır ama Sims (Chris O'Donnel) buna izin vermez. Müdür bir tür mahkeme düzenler, okuldaki herkesin önünde çocuğu suçlar ve devreye Al Pacino girer:

- Bay Sims siz bir yatakçı ve bir yalancısınız.
- Ama ispiyoncu değil !!!
- Af edersiniz ?
- Hayır etmem !!
- Bay Slade !
- Bu olanlar koca bir saçmalık.
- Lütfen sözlerinize dikkat edin saygın bir mekandasınız. Size konuşmak için son bir şans veriyorum Bay Sims.
- Konuşmak istemiyor. Onun bu okulda olmaya hiç ama hiç ihtiyacı yok. Nedir Bu? Hedefiniz Nedir? Çocuklar, arkadaşlarınızı ispiyonlayın kıçınızı kurtarın, yoksa ayvayı yediniz.
Hadi canım sen de! Baylar kimileri kaçar kimileri savaşır. İşte Charlie burada savaşıyor, George da babasının cüzdanına saklanıyor. Tek gerçek bu.
Ya siz ne yapıyorsunuz? George'u ödüllendirip Charlie'yi yok ediyorsunuz.

- Bitti mi Bay Slade?
- Hayır daha yeni başladım...
Bu okulda kimler eğitildi bilmiyorum. William Howard Jeks, William Bride, ya da William Tell. Eğer varsa bile o ruhları öldü. Bir fare kapanı kuruyorsunuz, parazitler için yaşama alanı. Ve bu yumuşakları erkek yapacağınızı sanıyorsanız bence tekrar düşünün. Çünkü bence, bu kurumun olduğunu iddia ettiğiniz tüm değerlerini altüst ediyorsunuz. Büyük bir yanlışlık yapıyorsunuz, gerçekten... Ne rezillik...
Bu nasıl bir gösteri söylesenize. Burada tek bir erkek var o da yanımda oturuyor bu konuda asla taviz vermem. Neden mi? İçinizden biri - isim vermeyeceğim- onu satın almak istedi, Charlie kendini satmadı.

- Bu kadar yeter!
- Ne kadar yetermiş göstereyim!
Bay Trace bir şeyden haberiniz yok sizin. Size gösterirdim ama çok yaşlıyım, yorgunum ve de körüm... Eğer 5 yıl önceki ben olsaydım, burayı cayır cayır yakardım...
Yetermiş! Kiminle konuştuğunu sanıyorsun sen?!
Ben de bir zamanlar görebiliyordum ve yeteri kadar da gördüm zaten...
Neler yaşadım biliyor musun? Buradakilerden daha genç çocukların kollarını, bacaklarını kaybettiklerini gördüm... Ama onurlu bir ruhtan daha saygın hiçbir şey görmedim. Bu tartışılmaz bile. Peki siz ne yapıyorsunuz?
Bu askeri, kuyruğunu bacaklarına kıstırıp evine gönderiyorsunuz...
Ama asıl siz onun ruhunu idam ediyorsunu, ruhunu!
Peki Neden? Neden olduğunu söyleyeyim sizlere. Çünkü o buralı değil. Onu duydunuz. Bence hepiniz buralı olmaktan utanmalısınız. Harry, Jimmy, Charlie her nerdeyseniz canınız cehenneme!

- Oturur musunuz Bay Slade?
- Daha bitirmedim!
Buraya geldiğimde dediklerinizi duydum. Liderlik ruhu. Eğer takım yenilirse liderlik ruhu ölür tıpkı burada olduğu gibi. Öldü zaten. Çünkü liderleri yaratanlar nasıl liderler yarattıklarına asla dikkat etmiyor. Charlie'nin sessiz kalması iyi mi değil mi bilemiyorum ama ben yargıç değilim. Bildiğim bir şey var: O geleceğini satın almak için kimseyi satmadı. İşte bunun adına dostum dürüstlük derler. Bu cesarettir... İşte liderlerde olması gerekenlerde bunlardır. Benim hayatımda da dönüm noktaları oldu. Her zaman doğru yolu biliyordum. Her zaman biliyordum. Ama asla seçemedim. Neden biliyor musunuz? Çünkü çok zordur. İşte Charlie burada. Evet o da bir dönüm noktasında. Onun önünde de yollar vardı. Ama o doğru yolu zor olan yolu seçti işte bu çok zordur. Bunu başarmak çok zor. Bırakın yoluna devam etsin. Bu çocuğun geleceği komitenin ellerinde yani sizlerin. Çok değerli bir gelecek. İnanın bana onu yok etmeyin, yüceltin. Bir gün sizi gururlandıracak inanın bana...

Alkışlar kopar..
Slade (Al Pacino) yanında duran Charlie'ye döner ve sorar:
Nasıldım?

Gönderen: baronio Jun 16 2007, 03:01 PM

forum resmi


Gladiator:

My name is Maximus Decimus Meridius, Commander of the Armies of the North, General of the Felix Legions, loyal servant to the true emperor, Marcus Aurelius. Father to a murdered son, husband to a murdered wife. And I will have my vengeance, in this life or the next.

************************


forum resmi


The Usual Suspects

Verbal Kint : Keaton bir keresinde "Tanrı'ya inanmam ama ondan korkarım" demişti. Bense Tanrı'ya inanıyorum ama beni korkutan tek şey Keyser Soze...

Gönderen: baronio Jun 16 2007, 06:38 PM

forum resmi


Aklımda bir süredir Good Will Hunting'den bir sahne var. Düşündükçe içim bir tuhaf oluyor. İzlemeyenler okumasın, hemen izlemeye başlasın bence.

Chuckie yakın dostu Will'e bir gün inşaatta bir konuşma patlatır. Onun farklı olduğundan ve oraya ait olmadığından bahseder. Her sabah işe giderken Will'i evinden eski arabasıyla almayan giden Chuckie dostluğun ne demek olduğunu gösteren bir yaklaşımla Will'e unutulmaz sözünü söyler.

Her sabah kahrolası evinin önüne geliyorum. Arabamın kapısını açıp da senin kapına kadar yürüdüğüm o 20 metrede aklımda her sabah tek bir şey oluyor. İçimden hep umarım gitmiştir, umarım kapıyı açan olmaz diye içimden geçiriyorum her sabah. Tek dileğim bu dostum.

Ve bir gün Chuckie kapıyı, Gus Van Sant'sa arkada Elliott Smith'ten, Between The Bars parçasını çalar. Olan bize olur.

Gönderen: Siyanure Jul 21 2007, 11:59 PM

http://www.imdb.com/title/tt0094226/
forum resmi
Al Capone : Her akşam yatmadan önce Tanri'ya
bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim. Bir gün
Tanrı'nın çalışma tarzının bu olmadığını anladım. Ertesi gün
gittim, kendime yeni bir bisiklet çaldım ve her akşam
yatmadan önce Tanri'ya günahlarımı affetmesi için dua ettim"

Gönderen: 213 Jul 23 2007, 11:47 PM

http://www.imdb.com/title/tt0105236/


forum resmi

mr. pink : let me tell ya what "like a virgin"'s about. it's about some cooze who's a regular fuck machine. i mean all the time, morning, day, night, afternoon, dick, dick, dick, dick, dick, dick, dick, dick, dick, dick, dick.

mr. blue: how many dicks was that?

mr. white: a lot.

mr. pink: then one day she meets a john holmes motherfucker, and it's like, whoa baby. this mother fucker's like charles bronson in "the great escape." he's diggin tunnels. now she's gettin this serious dick action, she's feelin
something she ain't felt since forever. pain.

Joe: chew? toby chew? no.

mr. pink: it hurts. it hurts her. it shouldn't hurt. her pussy should be bubble-yum by now. but when this cat fucks her, it hurts. it hurts like the first time. the pain is reminding a fuck machine what it was like to be a virgin.
hence, "like a virgin."


Çok küfürlü bir çeviri olduğu için hassas bünyeleri etkilemesin. Aşağıda türkçesi. smile.gif

Tıkla üstüne, kendin kaşınmış ol. Bir daha tıkla, kaşıntına son ver...

mr. pink : "Like A Virgin"in konusunu anlatayım size. Şarkı adeta bir sikiş makinesi olan|bir am hakkında. Yani sabah, akşam, gece, gündüz...
Sik, sik, sik, sik, sik, sik, sik, sik, sik!

mr. blue : Kaç tane sik oldu?

mr. white : Bir hayli.

mr. pink : Sonra bir gün şu John Holmes tiplerinden biriyle karşılaşıyor. Herif resmen "The Great Escape" filmindeki Charles Bronson gibi. Durmadan tüneller açıyor. Hatun, ciddi bir sik olayına bulaşıyor.
Ve kadın çok uzun zamandır hissetmediği bir şeyi hissediyor: Acı, acı.

Joe : Chew? Toby Chew? Yo!

mr. pink : Canı yanıyor. Çok acı çekiyor. Oysa acıtmaması gerekir. Çünkü amı çoktan folloş olmuş. Fakat adamımız siktiğinde, gerçekten acıtıyor. Sanki ilk defaymış gibi acıtıyor. Görüyorsunuz. Bir sikiş makinesine
bir zamanlar bakire olduğunu hatırlatıyor. Bu yüzden "Like A Virgin.

Gönderen: Mr.Barish Jul 24 2007, 12:17 AM

Strings (2004)

forum resmi


Aşkla birine bağlanmayan nefretle düğümlenir.



Teknik olarak iyi öykü olarak çok klasik bir film olmakla birlikte, aklıma kazınan bu güzel laf geçer Anders Rønnow Klarlund imzalı 2004 Danimarka yapımı bu filmde. Kuklaların dünyası için kusursuz.

Gönderen: Funkster Sep 5 2007, 01:01 AM

Shooter (2007)

Hükümetin kendisine kurduğu komployu aydınlatmaya uğraşan eski ordu mensubu keskin nişancı Bob Lee Swagger (Mark Wahlberg), usta bir planla senatör Meachum'u (Ned Beatty) kıstırır. Senatör ise onun yeteneklerinden çok etkilendiğini söyleyerek birlikte çok iş yapabileceklerini söyler. Bunun üzerine konuşma şu şekilde gelişir:

forum resmi

Swagger: Sizin adınıza çalışmak için neler gerekiyor, Senatör? Masum kadınlara ve çocuklara tecavüz edip onları öldürmek mi, seni hasta domuz? Bir boru hattı geçirilebilsin diye koca bir köyün katledilmesine izin verdin.

Meachum: Bir köy! Ve bu sayede bölgeye istikrar getirdik. Bu da, sırf büyük anne ve büyük babaları başka kabileden diye kimsenin kolunun kesilmemesi anlamına geliyor. Bize orada tapıyorlar, evlat. Bu ülke, Savunma Bakanı'nın televizyona çıkıp Amerikan halkına "Bu özgürlükle alâkalı, petrolle değil!" diyebildiği bir yer. Ve hiç kimse onu sorgulamıyor, çünkü yalan olduğunu bildikleri için cevabı duymak istemiyorlar!



Gönderen: ggecim Nov 28 2007, 12:55 AM

THE DEVIL'S ADVOCATE

forum resmi


Al pacino ,Charlize Theron ve Keanu Reeves'in mükemmel oyunculuklarıyla bezenmiş bu filmin Muhteşem bir sahnesi...

QUOTE

Al pacino:
Sana Tanrı hakkında bir iki sır vereyim.
Tanrı, seyretmeyi sever.
O bir oyunbazdır.
Bir düşünsene.
İnsana...
...içgüdüler verir.
Sana bu olağanüstü hediyeyi verir,|sonra ne yapar dersin?
Yemin ederim, sırf kendi eğlencesi için...
...kendi özel, kozmik...
...komedi filmi için...
...tam zıttı kurallar koyar.
Gelmiş geçmiş en büyük gaf.
Bak, ama dokunma.
Dokun, ama tatma.
Tat, ama yutma.
Ve sen sekip dururken, O ne yapar?
Hasta, kahrolası kıçıyla güler!
Cimrinin tekidir!
Sadisttir!
Görevi başında bulunmayan bir derebeyidir!
Ona tapmak mı?|Asla!

Kevin(KEANU REEVES):
Cennette hizmet etmektense,|cehennemde hüküm sürmek daha iyidir.

Al pacino:
Neden olmasın?
Herşey başladığından beri burada,|yeryüzünde her işe burnumu sokuyorum!
İnsanoğluna bahşedilen|her duyguyu onda yeşerttim!
İstediklerini ona sağladım|ve onu asla yargılamadım!
Neden? Çünkü onu asla reddetmedim.|Bütün kusurlarına karşın!
Ben insanoğlunun taraftarıyım!
Ben hümanistim.
Belki de son hümanist.
Aklı başında olan kim...
...20. yüzyılın tamamen|benim eserim olduğunu...
...inkâr edebilir ki?
Tamamı, Kevin!
Tamamı.
Benim eserim.
Gücümün zirvesindeyim, Kevin.
Artık benim zamanım.
Bizim zamanımız.

Gönderen: tyler78 Jan 4 2008, 04:15 PM

@ggecim
Satırları okurken bir an "Adam haklı len" dedim flaugh.gif.Sonra aklım başıma geldi.Böyle şeyler izlememek lazım.
Bu arada çok güzel bir başlık olmuş.

Gönderen: raskolnikov Jan 12 2008, 07:34 AM

Şu başlığa bereket verebilecek bir film:

No Country for Old Men


forum resmi


Şerif Ed Tom, Carle Jean'e kıssadan hisse...

Charlie Walser'ı bilir misin? Hani Sanderson'ın doğusunda mekanı vardı? Sığırları nasıl keserler bilir misin? Şuralarına tokmakla vurur, sımsıkı bağlarlar ve boğazlarını keserler. İşte bir gün Charlie bir sığırı bağlamış, kesimi yapacak ki sığır kendine gelmiş. Çırpınmaya başlamış. Afedersin ama, 250 kiloluk kudurmuş bir büyükbaştan bahsediyoruz. Charlie nalet hayvanı kafasından vurmak için silahına sarılmış. Ama tüm o çırpınmalardan düzgün nişan alamayınca kurşun sekmiş ve Charlie'nin omuzuna saplanmış. Charlie'nin halini bir gör. Hâlâ sağ elini kullanıp kafasına şapka geçiremiyor. (O sırada yaşlı Tommy Lee Jones sağ elini kaldırır) Söylemek istediğim şu: Hayvanla insan arasındaki mücadelede bile sonuç kesin değildir.

Gönderen: BuRnOut Jan 13 2008, 02:10 PM

Aslında her Coen Kardeşler filminden bir sahne eklesek bu başlığa sırıtmaz hani. fool.gif

Gönderen: oscar1895 Mar 22 2008, 03:05 AM

a ay - Reha Erdem

Reha Erdem'in bu ilk uzun metraj filminin en can alıcı sahnelerinden birisidir. Yekta gördüklerinin gerçekliğini Nura'ya da kanıtlamaya çalışır; fakat beceremez. Yekta öylesine sarsılmıştır ki, adeta haykırır cümleleri. Tam o sırada Reha Erdem kamerasını usulca zoom yapar. Bir an için Yekta'nın Nura'ya değil de bize karşı haykırdığını düşünmekten alıkoyamayız kendimizi. Sonrası mı, ekran kararır (replik devam eder) ve biz işte o zaman Erdem'in elleri öpülesi bir yönetmen olduğunu ve yedinci sanatın kudretini bir kere daha hatırlamış oluruz.
forum resmi
''Gör Diye!
Ne diye bunca zahmet?
Göstermek daha mı önemli?
Her gördüğünü gösterebiliyor musun?
Söylesene, her gördüğünü gösterebiliyor musun?
Rüyalarının fotoğrafını çekebiliyor musun?
Işığın yetiyor mu?
Netliğini ayarlayabiliyor musun?
Görmeyi, sadece görmeyi biliyor musun?
Hem, ne göstereceksin?
Haberleşmek için mi?
Kimlerle?
Kendinle habersiz kaldın mı hiç?
Gösterilemeyen şeyler görüyorum ben.
Gör, sadece gör!''

Gönderen: oscar1895 Mar 23 2008, 12:29 AM

Buono, il brutto, il cattivo, Il - Sergio Leone

Tuco (Çirkin) bitap düşmüş bir halde, savaşın harabeye çevirdiği evlerin birinde bir küvete rastlar. Tuco bol köpüklü banyo sefası yaparken hiç hesapta olmayan düşmanlarından biri sinsice ona yaklaşmaktadır. Karşılaştıklarında ise klişeleri ters yüz eden bir sahneyle baş başa kalırız.


Düşman - Sekiz aydır seni arıyordum. Ne zaman silahı sağ elime almam gerekse, seni düşündüm. (Karakterimizin sağ kolu yoktur) Şimdi tam aradığım şekilde buldum seni. Sol elle ateş etmeyi öğrenmek için yeterince vaktim oldu.

Tuco (ateş ederek) - Ateş etmen gerekince, ateş et. Konuşma.

Gönderen: oscar1895 Mar 23 2008, 11:35 PM

Voksne Mennesker
Noi Albinoi ile hayatımıza giriveren yönetmen Dagur Kari'nin ikinci uzun metraj çalışması, tek kelimeyle mükemmeldi. Siyah-beyaz desenlerin gözlerimizi kamaştırdığı filmin baş karakteri Daniel boynunda kulaklığı düşmeyen, sisteme ayak uyduramayan, 'tutunamayanlar'ın temsilcisiydi. İşte açılış sahnesinde Kari, bize karakterini böyle tanıtıyor...
Daniel Sisteme Karşı!
forum resmi
Daniel A ve B sınıfı vergilendirme dediğin anda kafam karıştı. Birden her şey karardı ve artık yaşamak istemiyorum.
Vergi Memuru Bu ses, hiç de normal durmuyor. Kayıtlarımıza göre geçen 4 yıl içinde sadece 7 dolar kazanmışsınız. Bütün bir dönemde.
Daniel Bir saniye, bir saniye...Siz neden bahsediyorsunuz? A-sınıfı vergiden mi, B-sınıfından mı?
Vergi Memuru Bu 7 doları nasıl kazanmış olduğunuza bağlı.
Daniel Hatırlamıyorum. Bir keresinde geçici bir işe girmiştim.
Vergi Memuru Nerede?
Daniel Kuzey-Batı'da bir yerde ama çok iyi hatırlamıyorum. Sabahın körüydü ve sadece yarım saat çalışmıştım sanırım.
Vergi Memuru Tanrı aşkına Daniel...4 yıl boyunca hiçbir gelirin olmamasını nasıl açıklayacaksın?
Daniel Bir süre bir süpermodelle çıktım. Çok parası vardı.
Vergi Memuru Bu bilgi pek de işimize yaramaz. İşe girip, banka hesabı açmak ve borçlarını ödemeye başlamak için 2 hafta süren var.
Daniel Bu mümkün değil, kimlik numaramın ortalıkta dolaşmasını istemiyorum. Çünkü bütün paramı alırlar.
Vergi Memuru Kim alır?
Daniel Herkes. Posta idaresi, demir yolları, otoparklar, vergi daireleri. Hepsi de sırada bekliyor.
Vergi Memuru(Telefon açarak) Jan, bir saniye gelir misin?.......
Daniel Şunu bir netleştirelim. 7 Dolar borcum var değil mi?
Vergi Memuru Hayır....7 Dolar kazanmış görünüyorsun.

Gönderen: oscar1895 Mar 24 2008, 12:05 AM

Voksne Mennesker - Dagur Kari
'Tutunamayanlar'ın temsilcisi Daniel, nihayet kendine uygun birini bulur. Ne var ki, daima sorumluluktan kaçan Daniel daha önce hiç tatmadığı bu duygulara rağmen, garsondan buluşma yerine gitmeyeceğini Franc'e iletmesini ister. Bütün masumiyetiyle onu bekleyen Franc tam kötü haberi alacakken Daniel ne olduğunu anlayamadan soluğu onun yanında alır. İşte o an daha önce sinemada hiç ama hiç tatmadığımız bir duyguyu yaşatır bize o sahne. Hepimizin tattığı; fakat ifade edilmesi güç bir durum, Kari'nin karelerine işte böyle yansır...
Dagur Kari Usulü Aşk Tarifi
forum resmi
Franc Bana gelemeyeceğini söyledi.
Daniel Adam kafadan hasta.
Franc Bir sorun mu var?
Daniel Şeyy...
Franc Ne oldu?
Daniel Sanırım grip oluyorum.
Franc Nasıl hissediyorsun?
Daniel Başım dönüyor, normal duymuyorum. Sanki bir balonun içindeyim.
Franc Kulak iltihabı olabilir mi?
Daniel Hayır, çünkü midem de ağırıyor. Ne olabilir ki...
Franc Belki de dünyanın en eski hastalığıdır.
Daniel Verem mi?
Franc Hayır...Hayır, hastalıkların en güzeli.
(Öpüşürler)
Franc Geçti mi?

Gönderen: personalfable Mar 29 2008, 12:31 AM

The science of sleep

forum resmi
gael garcia bernalın nam-ı diğer stephane ın, icadı olan 3 boyutlu gözlüğü gözlüğü gösterdiği sahne.


Stephane: Bununla hayatı 3 boyutlu görebiliyorsun.
Stéphanie: hayat zaten 3 boyutlu değil mi?
Stephane: hayır ama, evet ama ....

Gönderen: gündüzdoğanay Mar 29 2008, 01:08 AM

Once - esas oğlanın gürleyip, bizi yıktığı sahne...

forum resmi

Kazıyorum yeri şimdi
Başarmaya çalışıyorum
Anlaşılmayan kelimeler var aramızda
Ve bu gizem şüpheleri getiriyor
Anlayamadım
Uzanıp elimi tutacağın zaman
İçinde varsa bir şeyler
Şimdi söylemekten çekinme
Çünkü bekliyordun her zaman
Durumu eşitleme şansını
Bu gölgeler düştükçe üzerime
Kazanacağım bir şekilde
Çünkü Tanrı söyledi bana
Hiç olmadığı kadar yakınmışım
İçinde varsa bir şeyler
Şimdi söylemekten çekinme
De hemen bana, bana.

Teşekkürler Rasko flowers.gif

Gönderen: oscar1895 Apr 12 2008, 03:16 AM

Kill Bill - Quentin Tarantino



Quentin Tarantino'nun dördüncü filmi Spagetti westernden İtalyan gerilimlerine, Uzakdoğu kung fusundan Amerikan suç filmlerine birçok türü bir arada kaynaştıran; gerçek bir sinemasal zaferdi. Bu karma yolculuk yine Tarantino'nun kendi yazdığı kusursuz senaryo örneğiyle, baştan çıkarıcı bir özelliğe sahipti. Alakasız gibi karşımıza çıkan sahneler aslında filmi bir bütün olarak tamamlayıp; sinema tarhinden birçok başyapıta, mitolojiye göz kırpıp bir sinemasever için asla unutamayacağı bir deneyim yaratıyordu. Nitekim soluksuz izlediğimiz 210 dakikanın ardından gelen çözüm anındaki replikler hepimizi fazlasıyla şaşırtmış, alakasız gibi gelmişti. Oysa Tarantino neden bahsettiğinden o kadar emindi ki, adım adım bizi mutlak gerçeğe götürmekte kararlıydı.

Çizgi romanlarla ilgili sayısız film çekildi ve halen de çekilmeye devam ediyor. İlk defa Shyamalan bize çizgi romanlarla ilgili daha derin bir hikaye anlatmayı akıl etmişti Unbreakable'ıyla. Kill Bill'de karşımıza çıkıveren ve Bill (David Carradine) için 'bu adam neden bahsediyor' dedirten, sonrasında ise üzerine ciltlerce kitap yazılabileceğini düşündürten sahne nedense bana biraz da Howard Hawks'ın His Girl Friday'ini hatırlattı. Koşuşturmalarla ve yalanlarla büyüttüğü dünyadan kurtulup normal insanların arasına karışıp evinin kadını olmaya karar veren bütün zamanların en sıkı gazetecisi Hildy (Rosalind Russell)'nin asla ama asla değişemeyeceğini düşünüyordu eski kocası Walter (Cary Grant). Bunu düşünmekle kalmıyor, kanıtlamak için elinden geleni ardına koymuyordu.

İşte Kusursuz Senaryonun Örneği:

forum resmi

Bill: Bildiğin gibi çizgi romanlara bayılırım. Özellikle de süper kahramanlarla ilgili olanlara. Süper kahramanları sarmalayan mitolojiyi büyüleyici buluyorum. En sevdiğimi süper kahramanı ele alalım: Superman. Harika bir çizgi roman değil. Çok iyi çizildiği söylenemez. Ama mitoloji...Mitoloji yalnızca harika olmakla kalmıyor, aynı zamanda eşsiz de.
(...)
Şimdi, süper kahraman mitolojisinin ana unsurlarından biri, bir tarafta süper kahraman diğer tarafta ikinci kişiliğinin olmasıdır. Batman aslında Bruce Wayne, Spiderman ise Peter Parker'dır. O karakter sabah uyandığında, Peter Parker'dır. Spiderman olabilmek için bir kostüm giymesi gerekir. Ve bu noktada Superman'in benzeri yoktur. Superman sonradan Superman olmadı. Superman, Superman olarak doğdu. Superman sabah uyandığında, Superman'dir. İkinci kişiliği Clark Kent'tir. Büyük 'S'li kıyafeti Kent'ler onu bir bebek olarak bulduklarında sarılı olduğu battaniyedir. Onlar onun kıyafetleri. Kent'in giydikleri...gözlük, takım elbisesi...Kostüm olan bu!.. Aramıza karışmak için Superman'in giydiği kostüm bu. Superman bizi Clark Kent vasıtasıyla görüyor. Ve Clark Kent'in karakter özellikleri nelerdir? Zayıf biri...kendinden emin değil...korkağın tekidir. Clark Kent, Superman'in tüm insan ırkı üstündeki eleştirisidir. Tıpkı Beatrix Kiddo ve Bayan Tommy Plimpton gibi.

(Resim çok büyük çıktı, düzeltemedim de...Arkadaşlar bir el atar artık smile.gif )

Gönderen: AlgoS Apr 14 2008, 04:07 PM

Saving Private Ryan

Tom Hanks'ten savaşın çirkin yüzü ve insanları nasıl değiştirdiği hakkında bir bölüm...

http://imageshack.us

Bir esirin serbest bırakılması üzerine Ryan'ı aramaya giden grupta çıkan huzursuzluktan sonra yüzbaşı kendisi hakkında girilen "nereli olduğu" hakkındaki iddia konusunda açıklamalar yapar ve...

-Havuzdaki para ne kadar oldu? Hakkımda girdiğiniz iddiada şu ana kadar biriken para nedir?
Ne kadar birikti? Ne kadar, 300 Dolar mı, 300 mü?
Ben öğretmenim!
Pennsylvania'nın Addley kasabasındaki bir okulda İngilizce komposizyon dersi veriyorum.
Son 11 yıldır Thomas Alva Edison Lisesi'ndeydim. İlkbaharda okulun beyzbol takımının koçluğunu yapardım.
Yaşadığım yerde, insanlara ne iş yaptığımı söylediğimde şunu düşünürlerdi: "Eh, belli oluyor!"
Ama burada, büyük büyük bir muamma oldu.
Sanırım biraz değişmiş olmalıyım.
Bazen merak ediyorum, bu kadar çok değiştiysem yanına döndüğümde, ki dönebilirsem, karım beni tanır mı acaba?
Ve ona bugün gibi günleri nasıl anlatırım!
Ryan'a gelince Ryan hakkında hiçbir şey bilmiyorum, umurumda da değil. Adam benim için bir şey ifade etmiyor. Sadece bir isim!
Ancak Ramelle'e gidip, onu bularak, sağ salim evine ulaştırmam bana karımın yanına dönmemi sağlayacaksa o zaman benim görevim budur!
Ayrılmak mı istiyorsun? Bizi bırakıp, gidip savaşa katılmak mı istiyorsun? Peki! Git öyleyse, sana mâni olmam hatta evraklarını bile hazırlarım.

Biliyorum, hissediyorum, öldürdüğüm her adam, beni evimden biraz daha uzaklaştırıyor.

Gönderen: BuRnOut May 27 2008, 08:09 PM

IMDB
http://imdb.com/title/tt0286476/

Directed by: http://imdb.com/name/nm0584630/
Genre: Comedy | Drama | Family
Tagline: A comedy for the ages.
User Rating: 7.6 / 10 (754 votes) http://imdb.com/chart/top, http://imdb.com/name/nm0959184/, http://imdb.com/name/nm0956938/, http://imdb.com/name/nm0895384/


forum resmi


Hana (Fanda) ve Eda iki yaşlı tiyatrocudur. Bütün sefaletlerine ve sağlık problemlerine karşı, hayatı bir tiyatro oyunu gibi görürler ve hiçbir şeyi ciddiye almazlar. Ama bir zaman sonra sağlık problemleri ciddileşir ve Eda felç geçirerek hastaneye kaldırılır. Belki de Eda, o ana kadar hep tiyatro perdesinin arkasından baktığı ve kaçmaya çalıştığı ölümle ilk defa yüzleşir. Hayatının son perdesinde gerçeklerin farkına varır. İşte bu sahnede yönetmende Kafkavari bir replikle bu sahneyi ölümsüzleştirir.

Eda, kadim dostu Hana'ya döner ve şu sözleri söyler: Hayat, hiçbir şeye değmez ve bu değişmeyecek.

Gerçeklerin ağırlığına karşılık kendi hafiflikleriyle hayata kendilerince tutunmaya çalışan bu iki eski dostun hikayesi, bu şekilde başka bir boyuta taşınırken bizler de bu sözün ağırlığı altında kalırız. Hayat; belki de Kafka'nın dediği gibi kaybedilmiş bir savaştır. Fakat, bu gerçek yine de pes etmenin zorluğunu değiştirmez.

Gönderen: oscar1895 Jun 20 2008, 12:09 AM

En çok sevdiğim tanışma sekanslarından biridir…
forum resmi

Kitt (M. Sheen)= Selam, Adım Kitt, Seni önemli bir işten alıkoymuyorum ya?
Holly (S.Spacek)= Hayır
Kitt= Gelip sana merhaba demek istedim. Her şeyi bir kere denerim. Adın ne? Benimkini söyledim.
Holly= Holly.
K= Holly, sen… Bilemiyorum, benimle biraz yürümek ister misin?
H= Neden?
K= Söyleyeceklerim var. Bu açıdan şanslıyım. Çoğu insanın aklında hiçbir şey yoktur, değil mi? Bu arada soyadım Carruthers. Karate der gibi değil mi?
H= olsun.
K= Evet, kimse bana fikrimi sormadı. Koymuşlar işte.
H= Hala okula mı gidiyorsun?
K= Hayır. Çalışıyorum.
H= Ne işinde?
K= Erken kalmak sorun değil. Ben de çöpçülük işi buldum…İşime aşık değilim…
H= Babam çağırıyor. Gitmeliyim.
K= Dur! Ne zaman görüşürüz?
H= Babamın ne diyeceğini biliyorum.
K= Ne?
H= Dürüst olabilir miyim?
K= Tabii.
H= Çöp toplayan biriyle görünmemem gerektiğini.
K= Böyle mi der?
H= Evet.
K= Çöp toplamak hakkında ne biliyor ki?
H= Hiçbir şey!
K= Bak işte…
H= Öğrenmek istediği bir şey yok. Acele etmeliyim.

Badlands / Terrence Malick

Gönderen: kumkuma Jun 21 2008, 06:29 PM

Biraz romantik olacak ama Ps: I love you daki karaoke sahnesinde Gerard Butler'ın Hillary Swank'e Galway Girl şarkısı ile üzerine dogru yürüyüp ceketini aldıgı sahne. Bu ara pek aklımdan çıkmıyo bu sahne flaugh.gif

Bir de Star Wars'ta Darth Vader'ın Anakine malum repligi söyledigi sahne. Heyt bee flaugh.gif

Gönderen: kumkuma Jun 21 2008, 09:45 PM

QUOTE(kumkuma @ Jun 21 2008, 07:29 PM) *

Biraz romantik olacak ama Ps: I love you daki karaoke sahnesinde Gerard Butler'ın Hillary Swank'e Galway Girl şarkısı ile üzerine dogru yürüyüp ceketini aldıgı sahne. Bu ara pek aklımdan çıkmıyo bu sahne flaugh.gif

Bir de Star Wars'ta Darth Vader'ın Anakine malum repligi söyledigi sahne. Heyt bee flaugh.gif


Ya Anakin degil Luke olacaktı o oleyo.gif

Gönderen: olric Jul 26 2008, 12:03 AM

forum resmi

Dagur Kari,hüzün ve hicvi harmalamayı iyi biliyor.işte filmin başındaki diyaloglar..

noi_(sınıfa girer) Sınav mı oluyoruz?
öğretmen-Evet matematik sınavı bir yere otur..sınav için çağırılmadınmı?
noi ( oturur ve kağıdı gelir)-profesör, kalaminizi ödünç alabilirmiyim?(kalem gelir,adını yani Noi yazar kağıdı öğretmene verir)
noi-İşte buyrun bitti.
öğr- Ne demek şimdi bu?
noi-Hiçbir şey..
öğr-Bana bunu böylece mi veriyorsun?
noi-Evet
öğr-Bu sınavdan kaç almayı düşünüyorsun?
noi-sıfır
öğr-Hayır,hayır,hayır.İsmini yazdığın için sıfır virgül beş alacaksın.
noi-Gerçekten mi? bu beklediğimden de iyi bir not..

Gönderen: Julien Aug 24 2008, 05:28 PM

http://www.imdb.com/title/tt0066500/

forum resmi

QUOTE

- İyi at, iyi araba para işi kardaş.
- Paran olunca her bir iş iyi olur.
- Paran olunca kebap yen, paran olunca tatlı yen, şarap içen, iyi yataklarda yatarsın.
- Parası olunca adam kuvvetli olur.
- Parası olunca adamın evi, avradı olur, evinde tenceresi kaynar, çocukları olur.
- Paran olmadı mı iyi değel, dünyada senden kötüsü yoktur, senden püsü yoktur, her yerden kovarlar seni...
- Fakirin yüzü soğuktur. Niye soğuktur Cabbar kardaş? Parası yoktur da ondan...
- Mesela kış gününde, günün en soğuk vaktinde, cebinde paran olsa üşümezsin, hamamdaymış gibi terlersin.
- Amma velakin para olmadı mı yaz gününde üşürsün. Neden? Çünkü para adamı sıcak tutar. Sıcağğğ...


Gönderen: someareborntotheendlessnight Aug 24 2008, 05:48 PM

muhteşem...

Gönderen: plansekans Aug 25 2008, 01:50 AM

Julien,

diyaloglar çok güzel .. Sayenizde en sevdiğim Yılmaz Güney filmini tekrar anımsadım smile.gif

Gönderen: mezdap Aug 25 2008, 08:29 PM

1994 - Esaretin Bedeli (Shawshank Redemption)

Red, hapishaneye yeni gelen Andy'ye
- Korku insanı hapsedebilir, umut, serbest bırakabilir.

Gönderen: cb_spike Sep 12 2008, 03:46 PM

forum resmi

http://maxupload.com/img/2E6D72D8.jpg

Tıkla üstüne, kendin kaşınmış ol. Bir daha tıkla, kaşıntına son ver...
QUOTE
Jesus: Sikilmeye hazır mısınız, dostum? Yarı finale kadar çıktığınızı duydum... Dios Mío Dostum! Liam ve ben sizi fena halde sikeceğiz!
The Dude: Ya? Eee, bilirsin, bu ah, sadece... Sadece senin düşüncen dostum.
Jesus: Bir şeyi söylememe izin ver pendejo. Bize bir bokluk yapmaya kalkarsan, o aleti sahada ortaya çıkarırsan, onu elinde alır koca götüne sokar ve o siktiğimin tetiğini sarjör boşalana kadar çekerim!
The Dude: İsa Aşkına...
Jesus: Üstüne bastın dostum. Kimse isa'ya bokluk yapamaz...
Walter: Sekiz yaşındakiler, Ahbap.

Gönderen: BuRnOut Sep 12 2008, 09:58 PM

IMDB
http://imdb.com/title/tt0110917/

Directed by: http://imdb.com/name/nm0868153/
Genre: Crime | Thriller
User Rating: 7.8 / 10 (2,161 votes) http://imdb.com/chart/top, http://imdb.com/name/nm0000591/, http://imdb.com/name/nm0748207/, http://imdb.com/name/nm0224214/


Komiser, hayranı olduğu yazar Onoff'u bir cinayet yüzünden sorguya çekmektedir. Onoff'un davranış şekilleri komiserin hiç hoşuna gitmez. Onoff her şeyi inkar etmektedir ve ardından unutulmaz bir replik gelir.

forum resmi


Onoff : İdollerimizle hiçbir zaman karşı karşıya gelmemeliyiz. Yakından bakınca suratımızda görünen sivilceler gibiler. Rüyalarımızı süsleyen harika fikirlerin ishal nedeniyle helada otururken akıllarına geldiğini öğrenebiliriz.


Aslında film, genel olarak pek çok sinemasal klişeye karşı gelir. Bunu anlatımın dışında, buna benzer sekanslar içinde diyaloglarda da görmek mümkün. Kalıplaşmış yargıları, yakın/uzak kavramını, suçlu/suçsuz ikilemini ve komiser/zanlı rollerini ters yüz eder.


Not : Bu muhteşem filmin çevirisi için Clint'e çok teşekkürler. flowers.gif

Gönderen: BuRnOut Sep 29 2008, 11:29 PM

forum resmi


IMDB
http://imdb.com/title/tt0054177/

Directed by: http://imdb.com/name/nm0000419/
Genre: War | Drama
User Rating: 7.2 / 10 http://imdb.com/chart/top, http://imdb.com/name/nm0439344/, http://imdb.com/name/nm0400142/, http://imdb.com/name/nm0064722/


Godard'dan klasik müzik üzerine bir güzelleme...

Bruno : Plağın var mı?
Veronica : Evet, ne istersin? Bach?
Bruno : Hayır, çok geç. Bach sabah 8 içindir. 8'de Brandenburg da süper olur.
Veronica : Mozart? Ya da Beethoven?
Bruno : Henüz çok erken. Mozart akşam 8 içindir. Beethoven'ın müziği çok derindir. Bu yüzden Beethoven gece içindir. İhtiyacımız olan Haydn. Güzel ve eski bir Haydn...


Gönderen: BuRnOut Oct 9 2008, 11:01 PM

IMDB
http://imdb.com/title/tt0298780/

Directed by: http://imdb.com/name/nm0409699/
Genre: Drama
Tagline: A little Kurdish girl humanizes a big Turkish judge!
User Rating: 7.7 / 10 http://imdb.com/chart/top, http://imdb.com/name/nm1072840/, http://imdb.com/name/nm0218533/, http://imdb.com/name/nm0448896/


Diyaloglarını, daha doğrusu (Rıfat Bey'in) monologlarını, aktaracağım sahneye geçmeden önce, filmin yasaklanmasıyla ilgili geçen süreçteki yorumlardan bir potpuri yaparak giriş yapmak sanırım daha uygun olacaktır.

"T.C. Kültür Bakanlığı, kısmen desteklediği ve yabancı film dalında Türkiye'nin Oscar umudu olan filmi yasakladı." (The Guardian)

"...sinema afişte gösterildiği gibi sadece popcorn değildir, aynı zamanda duyguların ifadesi ve özgürlük hakkında önemli şeyler söylemektedir." (Nanni Moretti - 2002 İstanbul Film Festivali kapanış konuşmasından)

"Sevgiyi mi yasaklıyorlar?" (Şükran Güngör) "Hepimiz birer Hejar'ız!" (Yıldız Kenter)


forum resmi


Polisin, örgüt militanlarına (filmde bahsedildiği üzere) düzenlediği baskından sonra, ortada küçük bir kız çocuğu kalmıştır. Kimi kimsesi olmayan Hejar'ı kapısında bulan emekli yargıç Rıfat Bey, kızı yanına alarak ona bakmaya başlar. Bir gece yemek masasında otururlarken, Rıfat Bey haberlerde gördüğü ölüm haberlerinden sonra; bu enfes sözcükleri sıralar...

Rıfat Bey : Ölümün ucundan döndün çocuk. Ölüme yakın olan benim, sen değil... Anam ebelik yapıp okuttu beni. Akıllı kadındı... Çok çalıştı, genç öldü. Şimdikiler özel okullarda okuyor. İngilizce... Bir millet diline sahip çıkmalı!

..........

Rıfat Bey : İnsanlar bozuldu.
Hejar : Ağlama!
Rıfat Bey : İnsanları bozduk... Biz bozduk. Dengeyi bozduk, doğayı bozduk, her şeyi bozduk...
Hejar : Ağlama!



Gönderen: BuRnOut Oct 23 2008, 07:43 PM

IMDB
http://imdb.com/title/tt1202363/

Directed by: http://imdb.com/name/nm1754484/
Genre: Comedy | Drama
User Rating: 6.1 / 10 http://imdb.com/chart/top, http://imdb.com/name/nm1031569/, http://imdb.com/name/nm2709993/, http://imdb.com/name/nm0259472/


Yarı İtalyan yarı Türk olan Dona, bir kız çocuğuna İtalyanca öğretmek için Türkiye'ye gelir ve burada uzun yıllar uzak kaldığı ve tanımadığı ülkesinin gerçekleriyle yüzleşir. Türkiye'nin kara yüzünün mağdurlarından biri olan Hatice ile Dona'nın arasında, bir gece şöyle bir diyalog geçer. Bu konuşmanın arkasında da binlerce Hatice'nin varlığı, izleyicilerin içine oturuverir. Bir ülkenin, bir dönemin, bir geleneğin binlerce sessiz ve çaresiz mağduru...


forum resmi


Hatice : Asıl ismim Bağdagül, Hatçe'yi ben koydum. İstanbul'a kaçınca, izimi bulmasınlar diye. Hoş... Orospu olacağımı bileydim, daha fiyakalı bir isim bulurdum da... İşte...

Dona : Kızın babasından mı kaçtın? Almanya'daymış, kızın anlattı.

Hatice : Anlatır o... Babası kim bilmem. Arada bir çikolata verip avutuyoruz işte, baban yolladı diye. Kızlığımda, bir şoför gelirdi mahallemize. Çeşmede bakışırdık. Öyle bir bakardı ki; ciğerime kızgın yağ dökülür sanırdım. Böyle, içime içime anladın?

Dona : Kocan mı?

Hatice : Yok. Beni başkasına verdiler.

Dona : Demedin mi, başkasını seviyorum diye?

Hatice : Öyle denmez ataya. Bu, kaçalım dedi.

Dona : Ee, kaçsaydın.

Hatice : Korktum. On dördündeydim daha.

Dona : On dördünde mi? Vahşet bu!

Hatice : Vahşet değil, adettir. Sandım ki, bir tek Ahmet'e gelin gittim. 2 ay sonra abisi ırzıma geçti. Böyle şey nasıl denir kocaya? Ağlıyorum. Kaynatam gördü, dedi ne oldu? Dedim, böyleyken böyledir.

Dona : Ee, o seni kurtardı mı?

Hatice : Sırtımı sıvazladı. Dedi ki: Kocanın adı Ahmet'tir, abisininki de Mehmet'tir.

Dona : Babaları da mı?

Hatice : (İfadesiz bir şekilde Hatice kafasını sallayarak, Dona'nın sorusunu onaylar.) Oğlanın babası kim, onu bile bilmem.

Dona : Hangi oğlan?

Hatice : Benim oğlan, bebeyken bırakıp gittiğim... Daha bir kere ana bile demedi.

Dona : Nasıl kaçtın ki İstanbul'a?

Hatice : Gittim babama. Böyle şey nasıl denir babaya? Dedim, bana dayak atıyorlar. Dedi ki: Kocandır. Geri yolladı beni. Bindim minibüse, eve gidecem. Nereye gideyim? Şöyle kafamı çevirdim, bir baktım ki... Benim şoför. Hani şu; ciğerime ciğerime işleyen var ya... Dedi ki, gel kaçalım. Oğlanı alırız sonra. Dedim, olmaz, gelemem. Ama öyle bir baktı ki... Böyle, kirpikleri uzun uzun... Sanırsın kirpikleri kaşlarını tarıyor. O yele kapıldık geldik İstanbul'a.

Dona : Sevgilin ne oldu?

Hatice : Bir sabah kalktım, baktım ki... Yok. Gitmiş.

Dona : Oğlun nerde şimdi?

Hatice : Bu sokaktadır.

Dona : Ee, niye hiç buraya gelmiyor?

Hatice : Benim, ben olduğunu bilmiyor ki. Beni, bakkala filan sormuş. Ben de öyle öğrendim işte.

Dona : Gidip tanıtsana kendini.

Hatice : Soyalım küçük, sıra ona geçmesin. Oğlum beni vurmaya gelmiş. On sekizinden önce vurdurturlar ki; cezası artmasın.

Dona : Nasıl yani?

Hatice : Ee namuslarını temizleyecekler. Bir orospu eksik olsun da... (Çocuklarımdan) Biri katil, biri yetim kalacak. İkisi de canımın yongası. Hangi birine kıyayım, he?

Dona : Onun için mi çıkmıyorsun evden? Camda duruyorsun hep... Katilini mi seyrediyorsun?

Hatice : ... Oğlumu seyrediyorum.

Gönderen: sson Nov 4 2008, 01:57 PM

IMDB
http://imdb.com/title/tt0272152/

Directed by: http://imdb.com/name/nm0812200/
Genre: Drama | Sci-Fi | Fantasy | Mystery
Tagline: Is he crazy?...or is he light years ahead of us?
User Rating: 7.2 / 10 http://imdb.com/chart/top, http://imdb.com/name/nm0000313/, http://imdb.com/name/nm0005203/, http://imdb.com/name/nm0005569/


QUOTE

Prot: Sana bir şey söylemek istiyorum, Mark. Henüz bilmediğin bir şey. Ama biz K-Pax'liler bunu keşfedecek kadar uzun süredir varız.

Evren genişleyecek. Ve sonra tekrar içine çökecek. Sonra tekrar genişleyecek... Bu işlemi sonsuza dek tekrarlayacak. Ama bilmediğin bir şey var ki, o da evren tekrar genişlediğinde her şeyin yine şimdiki gibi olacağı. Bu hayatında ne hata yaptıysan bir sonraki geçişinde tekrar yaşayacaksın. Yaptığın her hatayı tekrar yaşayacaksın. Tekrar ve tekrar. Sonsuza dek.

Sana tavsiyem, bu sefer doğru olanı yapman. Çünkü bu an, sahip olduğun tek şey.


forum resmi

Gönderen: Funkster Dec 11 2008, 11:58 PM

forum resmi

IMDB
http://imdb.com/title/tt1130988/

Directed by: http://imdb.com/name/nm1333798/
Genre: Comedy | Crime | Drama
Tagline: Be Aware
User Rating: 7.9 / 10 http://imdb.com/chart/top, http://imdb.com/name/nm2074054/, http://imdb.com/name/nm0815668/, http://imdb.com/name/nm0067955/

Jean-Claude Van Damme, kendisini rehin alan soygunculardan, aynı zamanda kendisinin sıkı hayranlarından biri olan Arthur ile konuşmaktadır:

QUOTE
JCVD: Hard Target (Zor Hedef) filminde kuru sıkyla bana ateş ettiler. Kendime gelebilmem için tuz kullanmışlar.

Arthur: "Zor Hedef"! John Woo! Pislik herif!

JCVD: Böyle söyleme.

Arthur: (Rehinelere dönerek) Hadi ama, Jean-Claude onu ABD'ye götüren kişidir. O olmasaydı hala Hong Kong’da güvercinlerle film çekiyor olurdu. Sonra ne oldu? Seni sırtından vurdu.

JCVD: Hiç olmazsa Face/Off’u çekti.

Arthur: Eeee? Seni seçebilirdi. Diğer taraftan Windtalkers’a bakarsan adalet yerini buldu. Yeni projelerin var mı?

JCVD: Şu an için yok.

Arthur: İnternette bir şey gördüm, adı neydi? Purple...?

JCVD: "Purple Amulet".

Arthur: Ne oldu?

JCVD: Steven Segal oynayacakmış.

Arthur: Ne? Steven Seagal mı? Sen on kat daha iyisin.

JCVD: Bu rol için kuyruk saçını kesti.

Arthur: Neyini?

JCVD: Saçını. At kuyruğunu. İlk defa.

Arthur: Anladım. Zor olmalı.

Gönderen: cb_spike Jan 1 2009, 09:45 PM

forum resmi

IMDB
http://imdb.com/title/tt0099871/

Directed by: http://imdb.com/name/nm0001490/
Genre: Drama | Fantasy | Horror | Mystery | Thriller
Tagline: The most frightening thing about Jacob Singer's nightmare is that he isn't dreaming.
User Rating: 7.5 / 10 http://imdb.com/chart/top, http://imdb.com/name/nm0001615/, http://imdb.com/name/nm0000732/, http://imdb.com/name/nm0002023/

QUOTE
Louis: Eğer ölmekten korkuyorsan ve hayata sarılıyorsan, hayatını almaya çalışan şeytanları görürsün. Ama kendinle barışırsan, o zaman şeytanlar gerçek bir melek olup seni bu dünyadan kurtarırlar...

Gönderen: oscar1895 Feb 11 2009, 03:37 AM

Ateşiniz Var Mı?

forum resmi
À bout de souffle (1960)
forum resmi
Une femme est une femme (1961)

Jean Luc Godard'ın arka arkaya (kısa metrajları saymazsak) çektiği bu birbirinden güzel filmlerin ilki Serseri Aşıklar'da Michel kısacık saçlarıyla, elinde New York Herald Tribune'le kendisini (ve bizi) baştan çıkaran Patricia'yla Paris sokaklarını arşınlarken, karşıdan geçen bir adam Michel'den sigarasını yakmak için ateş ister. Michel ise gerek adamın gerekse bizim hiç beklemediğimiz bir tepkiyle karşılık verir. Cebinden çıkardığı bozuk parayı adama uzatarak: ''Al şu parayı ve kendine bir kutu kibrit al.''der. fool.gif (Doğrusu bunu hep yapmak istemişimdir.) oleyo.gif Bir sonraki film Kadın Kadındır'da ise kocası ve kocasının arkadaşı arasında gidip gelen mahvedici melek 'Angela' var. Onu sevdiğini ispatlamak için duvara kafa bile atan Alfred'e kendisini beklemesini, eğer beş dakika içerisinde tente hala aşağıda ise tekrar geleceğini, ancak değilse gelmeyeceğini söyler. Alfred bu bitmek bilmeyen beş dakikalık zaman dilimi içerisinde bir sigara yakar. Ancak gelip gidene ateş vermekten, sigarasını bir türlü içemez ve bize Serseri Aşıklar'da Michel'in ne kadar doğru bir karar verdiğini hatırlatır. fool.gif Üstelik her iki karaktere de Jean Paul Belmondo'nun hayat vermesi pek manidardır.

Gönderen: NeOsiris Feb 11 2009, 12:11 PM

Kill Bill: Vol. 2

http://imageshack.us

Bill: - Bildiğin gibi, çizgi romanları çok severim. Özellikle de süper kahramanlar hakkında olanları. Süper kahramanları sarmalayan mitolojinin büyüleyici olduğunu düşünüyorum. En sevdiğim süper kahramanı ele alalım: Superman. Harika bir çizgi roman değil. Çok iyi çizildiğide söylenemez. Ama mitolojisi harika olmakla kalmıyor, aynı zamanda benzersiz de.

Beatrix Kiddo: - Bu b*k etkisini ne kadar zamanda gösteriyor.

Bill: - İki dakika kadar. Lafımı bitirmeme yetecek kadar. Süper kahraman mitolojisinin yapı taşlarından biri, bir tarafta süper kahramanın, diğer tarafta günlük hayattaki kişiliğinin olmasıdır. Batman aslında Bruce Wayne, Spiderman de Peter Parker'dır. O karakter sabah uyandığında Peter Parker'dır. Örümcek adam olabilmesi için bir kostüm giymesi gerekir. Ve bu noktada Superman'in benzeri yoktur. Superman, sonradan Superman haline gelmedi. Superman olarak doğdu. Superman sabah kalktığında Superman'dir. Diğer karakteri Clark Kent, büyük kırmızı S'li kıyafeti.. Kent'ler onu bulduklarında bu kıyafet, sarılı olduğu battaniyedir. Bunlar onun kıyafetleri. Clark Kent'in giydikleri; gözlüğü, takım elbisesi esas kostüm bu. Bu Superman'in aramıza karışmak için giydiği kostüm. Clark Kent bizim, Superman'in gözündeki yansımamız. Peki, Clark Kent'in karakter özellikleri nelerdir? Güçsüzdür, kendine güveni yoktur. Korkağın tekidir. Clark Kent, Superman'in tüm insan ırkı hakkındaki eleştirisidir. Biraz Beatrix Kiddo ve Bayan Tommy Plympton gibi.

Beatrix Kiddo: - Şimdi anlaşıldı, konu belli oldu.

Bill: - Arleen Plympton kostümünü giyecektin ama sen Betarix Kiddo olarak doğdun. Ve her sabah kalktığında Beatrix Kiddo olarak uyanacaktın. Artık iğneyi çıkarabilirsin.

Beatrix Kiddo: - Bana süper kahraman mı diyorsun?

Bill: - Sana katil diyorum. Katil doğdun, hep katildin ve hep katil olucaksın. El Paso'ya taşınmak, plak dükkanında çalışmak, Tommy ile sinemaya gitmek, kupon kesmek.. Bunlar gizlenmek için işçi arı kılığına girmek. Kovana karışma çabaları.. Ama sen ne yazıkki işçi arı değilsin, sen asi bir katil arısın. Ve ne kadar bira içersen iç, ne kadar barbekü yersen ye, ya da popon ne kadar büyürse büyüsün; dünyadaki hiçbir şey bunu değiştiremez, sen değişemezsin. Şimdi, ilk soru: El Paso'daki hayatının yürüyeceğine gerçekten inanıyormuydun?

Beatrix Kiddo: - Hayır...

Gönderen: mehmet erhan Feb 20 2009, 08:36 PM

Her seyredişimde sanki ilk defa izliyormuş gibi hissettiğim filmim; Léon...
(Filmi izlemediyseniz okumayın, neredeyse filmin göbeği gibi birşey bu yazılar...!)

forum resmi

Mathilda (Babasından dayak yedikten ve evinde harp çıktıktan sonra):

Hayat hep mi böyle zor yoksa sadece çocukken mi?




forum resmi

Léon:
Tıkla üstüne, kendin kaşınmış ol. Bir daha tıkla, kaşıntına son ver...
Bu hep böyle!

Gönderen: BuRnOut Feb 25 2009, 08:08 PM

IMDB
http://imdb.com/title/tt0265144/

Dar alanda kisa paslasmalar (2000) PosteriYönetmen: http://imdb.com/name/nm0015091/
Tür: Array
Slogan: Life is like football
IMDB Notu: 7.6 / 10 http://imdb.com/chart/top, http://imdb.com/name/nm1698610/, http://imdb.com/name/nm0032661/, http://imdb.com/name/nm0960500/


forum resmi


Suat, Nurten’e aşıktır. Ona sürekli mektup yazar. Ama Nurten onun mektuplarını hiçbir zaman alamaz. Sonrada Suat’ın takım arkadaşı Serkan’la evlenir. Onu teskin etmek de antrenör Hacı’ya kalır.


Suat : Niye böyle oldu be abi? Ben çok sevmiştim be abi. O kadar mektup gönderdim. İnsan bir cevap yazar. Benim günahım ne be abi?

Hacı : Bak koçum, belli olmuyor ama, benim bir tek kulağımın arkası kaldı… Artık acı çekmekten ve acı çektirmekten zevk almamayı öğrendim. Sevgililer… Bizim olanlar ya da olmayanlar, hepsi iz bırakır. Bu izler, şimdi seninki gibi çok derinini çiziyor. Hepsi kalır. Ama inan, yeni izler de olacak. Yaşlıları düşün… Sanki her şeyi bilirlermiş gibidirler. Ama öyle değil. Ne kadar acı çekersen çek, şunu hiç unutma: Çizilecek bir yer hep vardır ve çizecek bir yer… Ressam olur insanlar başkalarının kalbini kazıya kazıya ya da resim olurlar, senin gibi kazına kazına…

Suat : Beni çok derin kazıdılar abi. Ama altından sarı-yeşil* çıktı. Sen demiştin ya abi… Hani sonbaharda dağlarda çamların arasından görünen yaprakları sararan çınar ağaçlarına bakıp… İşte, bizim takım demiştin. İşte… Bizim takım o abi.

Hacı : Bizim takım… Hep yeşil kalan çamlar ve hep sararan çınarlar… Hayatta “torba”** yeşil kalmak da var, sararmak da… Dağın rengi budur, dağın rengi… Neyse, Serkan senin takım arkadaşın, Nurten de artık ya yengen ya da bacın… O artık yok, belki de hiç yoktu... Haydi, sil gözlerini. Bu kadar diyet yeter.

Suat : Evet abi, artık o yenge ben de kaleci… Kaleci “torba” Suat…


* Takımın renkleri sarı-yeşildir.
** Suat’ın lakabı, “torba” Suat'tır.

Hayat, futbola fena halde benzer işte. Teşekkürler Yeni Sinemacılar!

Gönderen: Harvey Dent Feb 27 2009, 02:26 PM

IMDB
http://imdb.com/title/tt1007028/

Zack and Miri Make a Porno (2008) PosteriYönetmen: http://imdb.com/name/nm0003620/
Tür: Comedy | Drama | Romance
IMDB Notu: 7.3 / 10 http://imdb.com/chart/top, http://imdb.com/name/nm0736622/, http://imdb.com/name/nm0582939/, http://imdb.com/name/nm0066144/


forum resmi

Ekip Zack ve Miri'yi sevişirken kasete çekmektedir ama o kadar sıkıcı bir sevişmedir ki bu arkada şu muhabbet döner.

Lester: Deacon!
Deacon:Ne var?
Lester:Bu hafta Lost'u seyrettin mi, dostum? Ben kaçırdım. Neler oldu?
Deacon:Bir adadalar, bir değiller. Kim bu boktan şeyi takip edebilir ki?
Lester:Sanırım hepsi cehennemdeler.

Gönderen: oscar1895 Apr 16 2009, 11:51 PM

Ülkemizde eşine az rastlanır bir mizah anlayışıyla, teknik olarak kusurları olsa da son yılların en başarılı absürd komedilerinden olan Fasulye’de tadından yenmez diyaloglar vardır. Birbirinden komik anlardan biri de Patron, 1.Koruma, Cumhur ve Tuğrul dörtlüsünün köşke doğru yol aldıkları sırada gerçekleşir. Bu dörtlünün amacı Katil ve Kurye’yle hesaplaşmak, kırılan Vazonun hesabını sormak ve elbette silah ve çantayı kazasız belasız ele geçirmek. Ancak ülkenin en saygıdeğer(!) işadamlarından birinin, hiçbir şeyden haberi olmayan ev sahipleri üzerinde bırakacağı izlenim de önemlidir.
forum resmiforum resmi
forum resmiforum resmi
Patron: Öncelikle çantanın ve silahın yerini öğrenmeliyiz. Ben derim ki; biz hiçbir şey sezdirmeyelim, her şeyi öğrenene dek. Öldürecek hissimizi hiç uyandırmayalım. Sonunda, hepsini öldürelim.

1.Koruma: Bence ilk andan itibaren niyetimizi belli edelim. Öldüreceğimizi hissettirelim. Sonra da dediğimizi yapalım ve hepsini temizleyelim.

Cumhur: Bence ilk andan itibaren niyetimizi belli edelim. Öldüreceğimizi hissettirelim. Sonunda da öldürmeyelim.

Tuğrul: Bence niyetimizi hiç belli etmeyelim. Öldüreceğimiz hissini hiç vermeyelim. Sonunda da öldürmeyelim. Hatta hiç gitmeyelim.

Fasulye - Bora Tekay

Gönderen: oscar1895 Apr 27 2009, 10:39 PM

Ağır işlerin altından kalkmaya çalışan işçiler esrarla kendilerinden geçerken, Pehlivan Ali geceleri esrar içmediğinden ırgatbaşının da dikkatini çekmiştir. Esrar içme, kumar oynama gibi alışkanlıklarının olmamasının pek de hoş karşılandığı söylenemez. Hiçbir şeyden şikayet etmeyen, kuzu gibi ırgatıyla övünen ırgatbaşı için en iyi ırgat, sessiz ırgattır. Esrar, fahişe ve kumar gibi afyonlarla onları kuzulaştırmak çok da zor değil.

Pehlivan Ali'nin gördüğü rüyayı arkadaşıyla paylaştığı sahnede ırgatbaşı kendilerini uyarır. Sonrasında Pehlivan Ali'yi çağırır yanına ve aşağıdaki nefis diyalog çıkar ortaya.

forum resmi

Irgatbaşı: Lan ayı, gel buraya.

Pehlivan Ali: Buyur Ağa.

Irgatbaşı: Vurdum mu yıkarım ha! Rüya gürmek de ne oluyor, hayvan? Sen kim, rüya kim? Rüyayı hamamı, suyu-muyu olan, evinde rahat rahat yatan görür. Aç it! Yemeği, ekmeği buldun da, rüyan mı eksik kaldı?

Bereketli Topraklar Üzerinde - Erden Kıral

Gönderen: oscar1895 Apr 27 2009, 11:31 PM

Erden Kıral'ın eşsiz filminden bir sahne daha...

Donuyok işte!..
forum resmi

Katip: Ne o? Ne oluyorsunuz?

Yusuf: Donuyok.

Katip: Donuyoruz desene lan hırt!

Yusuf: Donuyok.

Katip: Donuyoruz, de be!

Yusuf: Donuyok.

Katip: Mahsus mu yapıyorsun? Do-nu-yo-ruz!

Yusuf: Do-nu-yok!

Katip: Ayı efendim. Ayı!.. Donuyoruz.

Yusuf: Diyemem katip efendi. Dilim alışmış bir sefer. Dönmüyor.

Katip yardımcısı: Nefesini tüketme. Bunlar nerde, insanlık nerde?

(Katip ve yardımcısı ayrılırlar oradan ve işte o an hiç beklenmedik bir şey olur.)

Yusuf: Donuyoruz.

Bir diğer işçi:
Katibe neden demedin?

Yusuf: Keyiflensin diye. Bizi ayı, kendini adam bellesin fukara. oleyo2.gif

Gönderen: Serkeş Apr 27 2009, 11:54 PM

Teşekkürler oscar fool.gif

Harika bir film! Harika diyaloglar!..

Gönderen: BuRnOut Sep 30 2009, 08:54 PM

forum resmi


IMDB
http://imdb.com/title/tt0457020/

Kirik bir ask hikayesi (1981) PosteriYönetmen: http://imdb.com/name/nm0442693
Tür: Drama
IMDB Notu: 8.1 / 10 http://imdb.com/chart/top, http://imdb.com/name/nm0010498, http://imdb.com/name/nm1135127, http://imdb.com/name/nm0043835, http://imdb.com/name/nm1095186


Ömer Kavur'un adı gibi; izleyenlerde "kırık" bir tat bırakan filmi Kırık Bir Aşk Hikayesi'nden...

Resim Öğretmeni Bedri:
Neden eski mahalleyi seçtiniz oturmak için?
Edebiyat Öğretmeni Aysel: Belli bir sebebim yoktu aslında. Sonra da hoşuma gitti. Daha özlü bir şeyler var buralarda.
Bedri: Doğru, insanları hastır.
Aysel: Yeniliğe açılamıyoruz bir türlü.
Bedri: Eskiyi toptan inkar ettiğimizden herhalde. Yeniyi de sindiremiyoruz. Hayat elbette değişecek. Yeni evler, apartmanlar yapılıyor. Büyük fabrikalar kuruluyor. Ama bütün kültür içki ve kumardan ibaret. Düşünce bir türlü serpilemiyor. Briç, konken, piliç gecesi... Hayat sadece tekrar ediyor. Korkunç, değil mi?
Aysel: Biraz buna benzer bir hayattan geliyorum Bedri Bey. Briç, kumar yoktu tabii. Başka bir yarın için çalıştığımızı sanıyordum; oysa aynı şeyler tekrarlanıyordu. Aynı hatalara düşmemek için gerçekleri daha iyi değerlendirmemiz gerekiyor galiba.

Gönderen: RoXoN Dec 17 2009, 06:12 PM

YEDİNCİ GEMİ FİLM BİLGİSİ
http://sinema.yedincigemi.com/7g-16047-Susuz-yaz.html
http://www.yedincigemi.com/sinema/thumb/big/tt0062322.jpg
http://www.imdb.com/title/tt0062322http://www.rottentomatoes.com/alias?type=imdbid&s=0062322
Yönetmen: http://sinema.yedincigemi.com/p/1459/Metin-Erksan, http://sinema.yedincigemi.com/p/7361/David-E.-Durston
Tür: http://sinema.yedincigemi.com/search.php?ft=y&q=Drama&qopt=genre
IMDB Notu: 8.3 / 10 (236 oy)
Süre: 90 dakika
Ülke: Türkiye    Dil: Türkçe   
Oyuncular: http://sinema.yedincigemi.com/p/124227/Ulvi-Dogan, http://sinema.yedincigemi.com/p/124181/Erol-Tas, http://sinema.yedincigemi.com/p/122941/Hlya-Koyigit, http://sinema.yedincigemi.com/p/124228/Alaettin-Altiok, http://sinema.yedincigemi.com/p/122971/Hakki-Haktan

forum resmi
Metin Erksan'ın Susuz Yaz filminden bir sahne; Osman Baharla konuşmadan önce prova yapıyor.

Tıkla üstüne, kendin kaşınmış ol. Bir daha tıkla, kaşıntına son ver...
Osman tarladaki korkuluğun yanına gelir ve sevgi dolu bakışları ile korkuluğun başını örter.(Sanırım mendili ile.)

-Bahar...
-Bahar, gözel gelin. aa..
-Tuuu! Halt ettin osmen
-Gördün mü yedin naneye. Gene gözel gelin dedin.
-Hay Allah kahretsin bene!
-Ben bu işi yapmeecem
-Kolay değl lugat kesmek.
-Emme bi çaresini bulücen elbet.
-Bahar, gözel Bahar. Acı bene, senin için yandimi gömüyon mu?
-Bu böle gitmez gınalı keklil.
-Maalim, suyum, evim barkım, darlalam hep senin osun.
-Yeterki sen bi yol he değive. He..
-He diyon, değl mi?
-Yumşacık elleni sıcak sudan soğuk suya sokturman. (Korkuluğun tahta koluna bir öpücük kondurur.)
-Kumrular gibi bakarım sana.
-Kuş sütüylen beslerem sene.
-Hee değl mi, Bahar?
-Heee diyon, değl mi?

Ve korkuluğa sarılır.

Gönderen: Funkster Dec 28 2009, 12:09 AM

YEDİNCİ GEMİ FİLM BİLGİSİ
http://sinema.yedincigemi.com/7g-19516-Zombieland.html
http://www.yedincigemi.com/sinema/thumb/big/tt1156398.jpg
http://www.imdb.com/title/tt1156398http://www.rottentomatoes.com/alias?type=imdbid&s=1156398
Yönetmen: http://sinema.yedincigemi.com/p/7205/Ruben-Fleischer
Tür: http://sinema.yedincigemi.com/search.php?ft=y&q=Comedy&qopt=genre / http://sinema.yedincigemi.com/search.php?ft=y&q=Horror&qopt=genre
Konu: Zombilerin istilâ ettiği bir dünyada hayatta kalmanın bir yolunu bulan iki adam. Columbus, tam bir korkaktır ama korktuğunuz şey zombiler tarafından yenilmekse, korku sizi hayatta tutabilir....
IMDB Notu: 8 / 10 (38,409 oy)
Ülke: ABD    Dil: İngilizce   
Oyuncular: http://sinema.yedincigemi.com/p/21127/Jesse-Eisenberg, http://sinema.yedincigemi.com/p/16787/Woody-Harrelson, http://sinema.yedincigemi.com/p/18682/Emma-Stone, http://sinema.yedincigemi.com/p/16907/Abigail-Breslin, http://sinema.yedincigemi.com/p/31874/Amber-Heard

forum resmi

Kahramanlarımız zombi istilasının ıssızlaştırdığı Hollywood'da turlarlarken dinlenmek için ünlü bir oyuncunun evine gitmeye karar verirler. Tallahassee (Woody Harrelson), hayranı olduğu Bill Murray'nin evini seçmiştir. Bunun üzerine Little Rock (Abigail Breslin) ile aralarında şu mini konuşma geçer:

QUOTE
Little Rock: Bill Murray de kim?

Tallahassee: Daha önce hiç çocuk dövmemiştim. Şimdi bu, Gandi kim diye sormak gibi bir şey.

Little Rock: Gandi kim?

Gönderen: Funkster Feb 11 2011, 11:47 PM

YEDİNCİ GEMİ FİLM BİLGİSİ
http://sinema.yedincigemi.com/7g-38481-44-Inch-Chest.html
http://www.yedincigemi.com/sinema/thumb/big/tt0914837.jpg
http://www.imdb.com/title/tt0914837http://www.rottentomatoes.com/alias?type=imdbid&s=0914837
Yönetmen: http://sinema.yedincigemi.com/p/249817/Malcolm-Venville
Yazar/Senarist: http://sinema.yedincigemi.com/p/229032/Louis-Mellis, http://sinema.yedincigemi.com/p/229033/David-Scinto
Tür: http://sinema.yedincigemi.com/search.php?ft=y&q=Crime&qopt=genre / http://sinema.yedincigemi.com/search.php?ft=y&q=Drama&qopt=genre
IMDB Notu: 5.9 / 10 (1,955 oy)
RT Notu: 40 / 100
Süre: 95 dakika
Ülke: İngiltere    Dil: İngilizce   
Oyuncular: http://sinema.yedincigemi.com/p/22081/Ray-Winstone, http://sinema.yedincigemi.com/p/20248/Ian-McShane, http://sinema.yedincigemi.com/p/19543/John-Hurt, http://sinema.yedincigemi.com/p/21658/Tom-Wilkinson, http://sinema.yedincigemi.com/p/17872/Stephen-Dillane

forum resmi

Colin (Ray Winstone), 21 yıllık karısının kendisini aldattığını öğrendikten sonra dostlarının da yardımıyla karısının aşığı olan Fransız garsonu bulur. Arkadaşları, Colin'in adamı ne zaman öldüreceğini merak ederken Colin hepsinin dışarı çıkmasını ister. Sonra iyice benzetilmiş garsonu elleri bağlı şekilde karşısına oturttuktan sonra konuşmaya başlar.
QUOTE
Colin: Aklından ne geçtiğini tahmin edebiliyorum. "Neden hâlâ hayattayım?" Doğru mu? Neden olduğunu söyleyeyim. Aramızda kalsın, durum şu: Ben bir ikilemdeyim. Seni öldürmek istiyorum. Çünkü buna hakkım var. Bitirdin beni. Ancak sen ölürsen, Liz ömür boyu benden nefret eder. Nokta. Ancak diğer taraftan yaşamana izin verirsem, yani kim bilir belki Liz ve ben.... Kim bilir? Dün gece öfke ve hayal kırıklığı yüzünden hiçbir şeyin farkında değildim. Çirkin bir çocuk değilsin. Çekiciliğini görebiliyorum. Genç, zinde, yapılı ve seksisin. Bunu söylememe bile gerek yok. Ne aptal bir kadın! Onunla ilgili bilmen gereken en önemli şeyi bilmiyorsun. Eminim hiç senin yanında osurmamıştır, değil mi? Hayır, hiç sanmam. Bu hiç romantik değil. Aşk bulutlarının parfümünü koklamak istersin. Büyülü kokuları, sahte şeyleri. Sana bir şey söyleyeyim mi oğlum Jim? Aşk böyle olmaz. Aşk zor iştir, emek ister. Aşk cinayettir! Aşk, onun istediği programı izlemektir. Pazar sabahı yatağına bir bardak çay ve gazete götürmektir ve nasıl hissettiğini sormaktır. "İyi misin, Liz?" "Yastığını kabartmamı ister misin?" Böyle davranmandan rahatsız olabilir ama buna katlanırsın, göğüs gerersin çünkü o kraliçe arıdır, sen de işçi arı, babasındır. Yemeği yaptığın için teşekkür etmediyse ne olur yani? Bunu teşekkür için yapmazsın. Beş yıldır musluk akıtıyorsa sebepsiz yere bir gün koca kıçını kaldırıp lavabonun altında bulursun kendini. Elinde bir İngiliz anahtarı vardır. Yüzünde boktan bir gülümsemeyle. Çünkü bunun onu mutlu edeceğini bilirsin. Fark etmezse, fark etmez. Bu önemli değildir. Musluk tamir edilmiştir. Akıtmıyordur artık. Evliliğin yürümesi denir buna, somunlar, vidalar, asıl olay, gerçekler yani. Hayat budur. Aşk budur. Hiç kolay değildir. Emek ister. Ancak aşk sevimli olabilir. Bir gün banyoda aynanın önünde tıraş olursun. Yüzünde köpükler vardır ve sana doğru geldiğini hissedersin. Kaloriferin üstünde kurusun diye külotlu çoraplarını koyar. Tam çıkacakken popona bir şaplak vurur, sana gülümser. Küçücük bir gülücük atar. Küçüktür ama senin için dünyalara bedeldir. Dünyalar senin olur. Evrenin hakimi olursun. Gördüğün gibi ben biraz geri kafalıyım. Kuğular gibi tek eşliyim. Sense dar kotunla ortaya çıkıp hayatımı mahvediyorsun. Beni küçük düşürdün, dizlerim üstüne çöktürdün, aşağıladın beni. Aşk alıp vermektir, dostum alıp vermektir. Alır verirsin. Sen aldın. Ben de karşılığını vereceğim…

Gönderen: VinViolette Jan 7 2012, 10:18 AM

Alfredo : Öyle deme Pablo ceset olmakta zor iş
Pablo : Neden ?
Alfredo : Sonsuza kadar kıpırdamadan duramam ben. Burnum kaşınır benim bilirim kendimi
Pablo : Dert ettiğin şeye bak. Öldüğün vakit seni parçalara ayırırım olur biter rahat edersin
Alfredo : Gerçek bir dostsun Pablo

Gönderen: Roronoa Zoro Jan 8 2012, 08:23 AM

QUOTE(VinViolette @ Jan 7 2012, 10:18 AM) *

Alfredo : Öyle deme Pablo ceset olmakta zor iş
Pablo : Neden ?
Alfredo : Sonsuza kadar kıpırdamadan duramam ben. Burnum kaşınır benim bilirim kendimi
Pablo : Dert ettiğin şeye bak. Öldüğün vakit seni parçalara ayırırım olur biter rahat edersin
Alfredo : Gerçek bir dostsun Pablo



Ben bunu kaçırmışım. Hangi filmden bu?

Gönderen: cohenlekahve Feb 8 2012, 11:51 AM

Konu: Yeni ve korkutucu bir salgın hastalık http://www.wimdu.com.tr/paris'i kasıp kavurmaktadır. Ülkeyi ve belki de tüm dünyayı karanlık bir çağın pençesine almak üzere olan bu lanetin yayılması için, duygusallıktan uzak ve umarsız cinsel ilişki gerekmektedir. Kendisini kısaca 'Amerikalı' olarak tanıtan bir kadın, borçlarından ötürü her şeyi yapmaya razı olmanın eşiğine gelmiş Marc’ı, hükümetin elindeki gizli bir serumu çalması için kiralar. Marc da gözüpek bir delikanlı olan Alex’i işe bulaştırır. Sevgilisi Lise’nin varlığına rağmen Alex, Marc’a çok sadık görünen ve yaşça adamdan çok küçük olan Anna’ya tutulur.

Fotoğrafta, Alex'in Anna'ya ilanı aşk ettikten sonra anna'nın sevgilisi için söylediği sözler ve Alex'in bittiği an..


Anna: Yaşam onunla harika. Beni çok güzel yönlendiriyor. Benim için güzel ve doğruyu istiyor. Bilirsin, herşeyi kendi kendine öğrenmiş. Evet, her şeyi kendi yapmış. Bana bir mucitin gözleriyle baktı, bir araştırmacının gözleriyle, sanki ben paha biçilemez bir icatmışım, bir şeyin cevabıymışım gibi.. İçinde çok derinlerde saklanan bir gizem ve sır gibi.. Bazen onun çok yakınına gidiyorum, iyice sokuluyorum yanına ama çoğu zaman ışık yılı uzaklıktayım. Merak uyandırıcı, değil mi? Bu benim hayatım, bu şey, bir sır gibi.. Bizi birbirimize bağlayan bir sır, ortak karıştığımız bir suç.. Belki bu sır erkenden çözülürse aşkımız bitecek ya da hiç bitmeyecek..

forum resmi




Gönderen: emlcvdv Feb 18 2014, 05:11 PM

güzel bir derleme olmuş. Sağolun arkadaşlar

Powered by Invision Power Board (http://www.invisionboard.com)
© Invision Power Services (http://www.invisionpower.com)