IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

54 Sayfa V  1 2 3 > »   
Reply to this topicStart new topic
> Günün Menüsü
baronio
mesaj Jun 5 2007, 12:00 AM
İleti #1


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3



Arkadaşlar bir efsane halini alan başlığımızın kurallarını aramıza yeni katılan dostlar için hatırlatalım. İzlediğimiz filmler hakkında üç beş kelam yorumumuzu yaparken, filmin fazla büyük olmayan kapak resmini koyarak, 10 üzerinden notumuzu veriyoruz. Bu sayede yorumlarımız, filmi izlemeyi düşünen dostlar için bir nevi klavuzluk etmiş olacaktır.

forum resmi


Açılışı Ceu de Suely "Suely in the Sky" ile yaptım. Son dönem Brezilya sinemasının mihenk taşı ve olmazsa olmazı, baştan ayağa acılarla örülmüş hayatların konu edildiği bir başka filmdi. Bir iki örneği iç parçalayıcıydı ancak giderek bu iş artık iç kabartıcı bir hal almaya başladı. Filmi izlerken şiştim desem yeridir. Sao Paolo'dan hayat pahalılığından dolayı oğluyla birlikte Büyükannesi ve halasının yaşadığı küçük kasabaya geri dönen 21 yaşındaki Hermila'nın, genç kocasının söz verdiği üzre birkaç gün sonra gelmemesi, daha doğrusu sırra kadem basması üzerine genç kadının gerek kendi içinde, gerekse çevresiyle yaşadığı çatışmaları konu alan film kötü değil. Ancak belki de atmosferini yakalayamadığımdan, ya da muadillerini yine Brezilya'dan ziyadesi ile izlediğimden açıkçası hiçbir şey vermedi. Sıkıntıdan başka. Tabii Hermila rolündeki "Hermila Guedes"in oyunculuğunu yabana atmamak gerek.

5/10

forum resmi


Arkasından uzun süredir HDD'imde izlenmeyi bekleyen, ancak bir türlü heves edip de başına oturamadığım son Ridley Scott filmi, A Good Year'ı izlemeye çalıştım. Hangi sivri zekalının fikri bu "şeyi" çekmek bilmiyorum ancak benim dayanma sınırım 25 dakika oldu. Son derece karikatürize edilmiş karakterler, komiklikle bayağılık arasında gidip gelmeler, ilk dakikadan filmin tümünün nasıl seyredeceğine ilişkin tüyo ötesi klişeler... Kendimi Fransa'nın o güzel otantik köylerinden birinde, içime dağ havası çekip, o güzel bağlardan çıkmış bir kadeh kırmızı Bordeaux şarabından bir yudum alır hissetmek istemiştim. Ancak burnumu Ridley Scott ve Russell Crowe'un ortaklaşa mamül haline getirdikleri, taze tezek kokusu ile efil efil yaktı A Good Year. Hele gerek başroldeki şahsın adının "Maxi-Million" oluşu, gerekse de bir sahnede Gladiator'daki gibi avcunu toprakla ovuşturup, koklama estetiğini kepazeliğe çevirmesi ile bütün gecemi heba ettiğimi anladım.

1/10


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
baronio
mesaj Jun 5 2007, 04:02 PM
İleti #2


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3



forum resmi


PONETTE (1996)

Ponette annesiyle arabayla çıktıkları gezi sonucu trafik kazası geçirmiş ve annesini o kaza kaybetmiş, küçük bir kızdır. Ancak başlarda pek olmasa da giderek azaba dönen anne özlemi küçük kızın küçük dünyasında köklü değişikliklere yol açar. Ponette son dönem Fransız sinemasının benzer ögelerini bünyesinde barındıran güçlü bir yapım. Sadeliği, karakterlerin iç dünyasını irdeleyen yapısı ve güçlü anlatımı Ponette'i izlenir kılan unsurlar. Bir de küçük bir kızın anne kavramına en çok ihtiyaç duyduğu dönemlere tanık olmak ve elden bir şey gelmemesi durumu var ki; işte o insanı harap ediyor. Ponette rolündeki küçük yıldız Victoire Thivisol'ün iç parçalayan ve değme aktristlere taş çıkaracak oyunculuğu da ayrı bir keyif katıyor filme. İzlerken biraz Au Revoir Les Enfants tadı aldım filmden. Benzer bir dinginlik hakim Ponette'e de. "İzlenmezse olmaz" bir film değil, ama elinize geçerse de "izlenmezse olmaz" bir yapım.

7/10

forum resmi


Mirage

Marko, her gün kör kütük sarhoş gezen ilgisiz bir baba, hayata dair tüm melekelerini yitirmiş nötr bir anne, fahişelik kariyerine adım atmasına çeyrek kalmış mendebur bir abla ile baş etmeye çalışan bir çocuktur. Okulda da buna benzer sorunlar genç adamın üstüne üstüne gelir. Makedonya'nın yakın tarihine ve siyasi olayların yarattığı toplum bazındaki yansımalara değinen Mirage (Ilusja) bugüne kadar Makedonya'dan çıkan en nitelikli yapımlardan biri olmuş. Çekimleri ve oyunculuk muazzam. Genç bir çocuğun tam gelişim sürecinde toplum ve aileden etkileşiminin ne boyutta olabileceğini de çok sarih bir biçimde gösteriyor. Tüm bu etkenlere karşın beni tam olarak tatmin etmedi. Kesinlikle kötü bir film değil. Ancak yine de çok iyi bir film olamamış Mirage.

7/10

forum resmi


Six Shooter

Dün gece sinemasının izlediğim en iyi filmdi diyebilirim. 2007 En İyi Kısa Film Oscar'ını cebine atan ve bunu da anasının ak sütü gibi hak eden Altı Patlar müthiş bir kısa. Ne yapıp edip görülmesi şart bir film. Hele de daedalus'un tek kelimeyle resmen döktürdüğü çevirisi var ki anlatılmaz yaşanır!

10/10

forum resmi


Beş Vakit

Reha Erdem sinemasını çok tanımam. Bundan önceki filmlerini de izlememiştim. Türk sineması ile hiçbir zaman çok haşır neşir olamadım nedense. Kırk yılda bir beni yanıltan eserler çıkıyor. Ama geneli bana hitap etmiyor bir şekilde. Ancak Beş Vakit beni yanıltan filmlerden biri oldu. Ege'nin küçük bir köyünde yaşanan hayatları ve aile ilişkilerini inceleyen film, son dönem İklimler de dahil olmak üzere izlediğim tüm Türk filmlerinden daha çok hoşuma gitti. Ege'nin sıcaklığını yansıtırken, keman ve violonsel nameleri ile buz kesen atmosferi bir yana dursun, işlenmiş Baba-Oğul teması son derece etkileyici. Araya serpiştirdiği komedi öğeleri de filmi ayrı bir yere koyuyor. Bundan sonra Reha Erdem'i takip etmeye karar verdim. Çok çok iyi bir film Beş Vakit.

10/10

forum resmi


Alice

Tam Beş Vakit'i kapatıp, bilgisayar başına geçmiştim ki, daedalus'un şafak vakti matinesinde Alice'in olduğunu öğrendim. Bir an canım istedi ve havaya girdim. Kahvemi koyup, zifiri karanlıkta oturdum Alice'in başına gece saat 3 sularında. Filmi anlatacak, tekrar bahsedecek değilim. Çünkü izleyen bilir, pek anlatılacak bir film değil Alice. Gece gece yine dayak yediğimle kaldım. Funkster'a da bir kez daha hak verdim Je Vais Bien ne t'en fais pas konusunda. Hele o patates kızartması sahnesi yok mu...

10/10


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Jun 5 2007, 09:44 PM
İleti #3


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

I'm a Cyborg, But That's OK (2006)

Film çok iyi. Ama ben beğenmedim. Tuhaf oldu biraz, ama aynen böyle hissettim filmden sonra. Şirinliği hiç bir şekilde su götürmez. Bunu bilerek Chan-wook Park'ın tarzı dışındaki maharetlerini görmek açısından müthiş bir fırsat. Yine bu tarz sınırları içinde çok sevimli ve zekice bir senaryo yazmış, hatta kimi yerlerde Amelie'yi bile çağrıştırmadı değil. Ama ne bu hikayeyi ne de karakterleri bir türlü benimseyemedim. Çok uğraştım. Bu kadar sevimli olmasalar keşke diye saçma sapan düşüncelere bile kapıldım. Park'ın karanlık geçmişinin gölgesini de kapımın dışında bırakmama rağmen olmadı. Bir türlü filmin içine dahil olamadım. Dediğim gibi, bu durum I'm a Cyborg, But That's OK'i kötü yapmaz elbette. İnsanların çok seveceği bir film olma potansiyeli var. Böyle de bir objektiflik sağlıyor insanın kafasında. Ben yine de Chan-wook Park'ın karanlık ve sadist yanını çok daha fazla seviyorum.

5/10

Bu ileti Funkster tarafından Jun 7 2007, 11:11 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
sson
mesaj Jun 7 2007, 06:20 PM
İleti #4


I came back and the dead came with me
Group Icon

Grup: Yönetici
İleti: 1,743
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 15



forum resmi

Edward Zwick’in yönetmenliğini yaptığı filmde Tom Cruise kızılderilileri imha etmenin pişmanlığı içinde, ABD’nin para peşinde savaş tellallığı yapmasından bezmiş Kuzey-Güney Savaşı kahramanı Yüzbaşı Algren karakterini başarılı bir şekilde perdeye yansıtmış.

Modernleşme arzusunda olan Japonya İmparatoru, bu batılılaşma hareketine karşı çıkan samurayları ortadan kaldırabilmek için Algren'i ordu eğitmeni olarak göreve getiriyor. Hikâyenin bundan sonraki kısmı ise Algren’in esir alınması ve sonrasında yaşananları anlatıyor. Algren ve başdüşmanı Katsumoto (Ken Watanabe) arasında gelişen dostluk, filmin odak noktasını oluşturuyor.

Yönetmen Edward Zwick’in savaş sahnelerindeki başarısı beni 3 Oscar’lı Glory filmine yönlendirdi.
Onu da en kısa zamanda izlemeyi düşünüyorum. Bu filme notum: 8.5/10





--------------------
Too bad we'll never know, if this is a face you could learn to love.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Chetin
mesaj Jun 8 2007, 11:48 PM
İleti #5


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 416
Katılım: 31-May 07
Nereden: Amed
Üye No.: 20



forum resmi

Bug..........7/10

Tek mekanda geçen sırtını daha çok oyuncu performanlarına dayayan -ki çok başarılı- psikolojik gerilim filmi. Politik alt metninin, paranoya veya komplo teorisi mevzularını da filme gayet iyi yedirmeyi becermiş bir senaryosu var. Film tiyatro oyunundan uyarlama. Friedkin dirilmiş, fena yönetmemiş ama pek de yönetmenlik becerisini göremiyoruz. Tiyatro oyununu görmüş olsaydım vasat bile diyebilirdim filme. Jacob's Ladder bu konuda çekilmiş hala en başarılı örneklerden biridir bana göre.


--------------------
Kusur benim imzamdır.

Sinematek

Film Eleştirileri

forum resmi
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
BuRnOut
mesaj Jun 9 2007, 02:31 PM
İleti #6


Edilgen Bir Uyumsuz
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,851
Katılım: 31-May 07
Nereden: Düşler Ülkesi.
Üye No.: 8



forum resmi


Steven Soderbergh, 2.Dünya Savaşı’nın son zamanlarına, Potsdam Konferansı’nın yapıldığı günlere giderek, Alfred Hitchcock tarzında bir suç hikayesi anlatmış. Öncelikle yaratılan atmosferin çok yapmacık durduğunu belirtmek istiyorum. Bazı sahnelerde doküman görüntülerden de faydalanılmış, ama atmosfer adına hep bir şeyler eksik kalmış. Uyarlandığı romandan mı, yoksa Soderbergh’in özgün bir üslup tutturmak yerine, türün iyi filmlerinin izinden gitme çabasından mı kaynaklandı bu eğreti atmosfer, bilemiyorum. Fakat çok modası geçmiş durduğu kesin. Anlatım olarak ise; The 39 Steps ile Third Man’i hatırlattı bana. İyi oyuncularla kurulu kadrosuna rağmen, Cate Blanchett ise; filmin parlayan yıldızıydı. Gerektiğinde kusursuz bir femme fatale rolünün de altından kalkacağını göstermiş. Soderbergh benim için her zaman takip etmesi elzem yönetmenlerden biri olmuştur. Fakat inişli çıkışlı filmografisinde Good German’ın iyilerden biri olmadığını belirtmek lazım.

Good German : 10/6

forum resmi


Serge Bramly’nin romanından uyarlanan Sade, Marquis de Sade’ın hapishanede kaldığı dönemi anlatsa da, ne onu tanımaya ve tanıtmaya yönelik bir gayret içinde, ne de dönemin Fransa’sını çok boyutlu bir şekilde gösterebilmekte. Eserin birebir kopyası gibi, duygusuz ve yüzeysel, hikayenin daha çok provakatif yönlerini öne çıkaran, bildik söylemlerin ötesine geçemeyen sıradan bir film. Sade rolündeki Daniel Auteuil’in her zaman ki güçlü performansı, Fransız sinemasının şimdilerde adını daha sık duyduğumuz genç yıldız adaylarından Isild le Besco’nun saflığı ve güzelliğiyle renk kattığı film, ne yazık ki sıradan bir edebi metin uyarlamasının ötesine geçemiyor.

Sade : 10/5


--------------------
forum resmi

Zaman, hediye vermez insana
ve doğru diye bir şey yoktur onun kıyısında



User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
BuRnOut
mesaj Jun 11 2007, 05:49 PM
İleti #7


Edilgen Bir Uyumsuz
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,851
Katılım: 31-May 07
Nereden: Düşler Ülkesi.
Üye No.: 8



forum resmi


Terry Gilliam'dan bu kadar kötü bir film ummuyordum. Bir filmin çekim açıları ve görselliği bu kadar güzel olup da, hikayesi bu kadar mı saçma olur! Ne birleşen bir hikaye, ne gelişen bir şey, ne bir sürpriz... Hiçbir şey bulamadım ben. Allahtan çok sevimli ve yetenekli bir küçük kız vardı başrolde. Onun hatrına izledim, ama gerçekten hakkını vermek lazım, film oldukça kötüydü. fool.gif İlk yarım saati insanı bir beklenti içine sokmasına rağmen, son bir saatte fazlasıyla hayal kırıklığına uğratıyor.

Tideland : 10/5


--------------------
forum resmi

Zaman, hediye vermez insana
ve doğru diye bir şey yoktur onun kıyısında



User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Sheckhin
mesaj Jun 12 2007, 12:28 PM
İleti #8


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 21
Katılım: 12-June 07
Üye No.: 71



İşte benim başlığım ... Siftahı yapalım..

forum resmi


Yeşilçam'dan bir çok ismi bir araya getirmiş bu film öncelikle. Büyük bir oyuncu kadrosuyla çekilmiş. Yeni yüzleri de bu filme çok güzel dahil etmişler. Bunların başında da dizi oyunculuğuyla göz dolduran Cansu Dere var. Kemal İmirzalıoğlu'una Deliyürek ve birkaç ağır abi rollü diziden sonra bu filmdeki rol sanki CUK gelmiş. Türk tarihinin arasına Yandım Ali karakterini güzel bir şekilde eklemeleri ayrıca hoşuma gitti. Filmi izlerken sizi sıkmayan, kendi tarihimizle ilgili bir filmi kaçırmak doğru olmaz.

Son Osmanlı: Yandım Ali : 8/10




--------------------
Uslu çocuk.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
don quijote
mesaj Jun 12 2007, 03:09 PM
İleti #9


raskolnikov
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,077
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 4



forum resmi


Reha Erdem'le tanışalı çok olmadı ama kendisinin hayranı olup çıkıverdim.Önce Beş Vakit, şimdi de insanı her şeyiyle anlatmaya çalışan Korkuyorum Anne. Reha Erdem tanımlı insanın karmaşası, korkusu, mutluluğu, vücudu, karmaşası... hepsi İstanbul'un şirin bir apartmanında Boğaz'a nazır toplanmış. Sıcaklığın hiç soğumadığı bu hikayede herkesten bir parça bulmak mümkün. Hafızasını yitiren, aklı bir karış havada Ali'nin etrafında dönen hikaye, elden ele dolaşan yüzük karmaşası, hırsızlık vakâsı ve Çetin'in sünnet korkusuyla iyice renklenmiş.

Seyrine doyum olmayan bir film Korkuyorum Anne. İzlemeyenlere ısrarla önerilir.
8,5/10
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Shoother
mesaj Jun 12 2007, 03:27 PM
İleti #10


Yorgun Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 282
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 9



forum resmi

THE FOUNTAIN

Haftalardır yanıbaşımda duran bu başyapıtı nasıl daha erken izlemedim diye sabahtan beri kendimi paralıyorum. Sabahın dördünde beni hıçkıra hıçkıra ağlatamayı başardı. Hugh Jackman zaten holivutta en sevdiğim aktörlerden bir tanesiydi, bu filmindeki performansıyla "favori aktör"üm oldu. Birkaç rahatsız eden noktası dışında bence çok başarılı bir film. Adettendir notumuzu da verelim smile.gif

9/10


--------------------
eskiyi özledim :(
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Shoother
mesaj Jun 14 2007, 04:31 PM
İleti #11


Yorgun Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 282
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 9



forum resmi

HOT FUZZ

Posterini gördüğümde "kahraman polis" filmlerini "scary movie" edasıyla tiye alıyor diye düşünmüştüm. Ve IMDB#250'de görmem dolayısı ile büyük bir beklenti içerisindeydim. Ancak maalesef an itibarı ile hayal kırıklığna uğramış durumdayım. Dawn of the Dead'in tırnağı olamayacak, hasta'nın deyimiyle "İngiliz komedisi mi Amerikan komedisi mi belli olmayan film". Uzun süredir patlatmadığım "bayatlamış" mısırlarıma bayat esprileriyle oldukça yakıştı. Sıkıcı iki saat geçirmek istemiyorsanız izlemeyin.

3/10


--------------------
eskiyi özledim :(
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
sson
mesaj Jun 15 2007, 12:41 PM
İleti #12


I came back and the dead came with me
Group Icon

Grup: Yönetici
İleti: 1,743
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 15



forum resmi

Karısının genç bir erkekle ilişkisi olduğunu öğrenen Stephen Taylor (Michael Douglas), kafasında bir plan yapıyor ve adamı görmeye gidiyor. Adamın bütün geçmişini öğrenen Taylor, karısını öldürmesi karşılığında ona 500 bin dolar para teklif ediyor. Ancak işler beklendiği gibi gitmiyor.

A Perfect Murder, Hitchcock tarzı bir psikolojik gerilim filmi. Filmin başında izleyiciye bazı ipuçları veriliyor. Sonrasında neler olacağını tahmin etmek çok da zor olmuyor. Yer yer etkileyici ve izleyiciyi şaşırtan sahneleri olsa da, orta karar bir film. Michael Douglas'ın oyunculuğunu başarılı buldum.
Oynadığı karaktere bir derinlik ve gizem kazandırmış.

6/10


--------------------
Too bad we'll never know, if this is a face you could learn to love.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
t-becks
mesaj Jun 15 2007, 06:07 PM
İleti #13


...geç kalmış bir hayat onunkisi.
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 521
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 11



Thomas Hardy'nin 1891 senesinde yayımlanan, içerdiği cinsel unsurlardan ötürü bazı din adamlarınca yakılan, İngiliz edebiyatının mihenk taşlarından olan trajedi klasiği "Tess of the d'Urbervilles" romanının film uyarlamalarıyla geçirdim akşamdan geceye kadar olan zaman dilimini.

Roman Polanski'nin kamerasından çıkmış ve üç Oscar heykelciğine uzanmış olan Tess (1979)'e verdim önceliği. Kitapta hakim olan karamsar atmosfer renk kullanımıyla başarılı şekilde aktarılsa da olay örgüsünün -benim görüşüme göre- iyi kurgulanamayışı nedeniyle kimi olayların havada kalması ve kitaptaki bazı önemli detayların filme yansıtılmaması büyük eksiklik doğurmuş. Ian Sharp'ın kitaba biraz daha sadık kalarak çektiği Tess of the D'Urbervilles (1998) ise daha başarılı bir yapım olarak geldi bana. Roman Polanski'nin "Tess (1979)"inden ayrılan en büyük tarafı bu filmdeki "anlatıcı" kullanımı. Böylelikle olaylar arasındaki köprü iyi kurulmuş. Tess'in yaşadıkları daha çarpıcı şekilde ekrana yansıtılmış ki kitabın en büyük özelliklerinden olan trajedi daha ön plana çıkmış.

Filmlerdeki "Tess" karakterleri de farklılık arz ediyor. Nastassja Kinski'nin canlandırdığı Tess'in sahip olduğu kendine özgü egzotik havasına karşın Justine Waddell ayakları yere daha sağlam basan bir karakter sunmuş. Her ikisi de farklı tatlarda oyunculuk sergilemiş.

IPB Image IPB Image

7/10 ---------- 8/10
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Shoother
mesaj Jun 16 2007, 04:21 PM
İleti #14


Yorgun Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 282
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 9



forum resmi

BRYSOMME MANNEN, DEN

Her ne kadar durağan filmlerin adamı olmasam da, Sorun Yaratan Adam seyir esnasında bende de epey sorunlar yarattı. Son on dakikasında nefes almakta güçlük çektiğimi söyleyebilirim. Normalde filmleri satır satır kare kare düşünüp her anını anlamayı tercih ederim, ancak bu filmde bu mümkün değil. Tüm satır aralarını doldurmak seyirciye bırakılmış. 1,5 saatlik filmden sonra heralde bi 15 saat de düşünmek gerekiyor smile.gif.

Modern hayatın post-modern anlatımı.

8/10


--------------------
eskiyi özledim :(
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Vigilante
mesaj Jun 16 2007, 08:13 PM
İleti #15


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 157
Katılım: 16-June 07
Üye No.: 91



forum resmi

Kalitesi tartışılıcak ancak oyunculukları tartışılmayacak bir film.Felçli bir polis eskisi ile bir travestinin dostlukla karışık durumlarını anlatan komedi-dram-suç karışımı bir yapım.Fazladan vaktiniz varsa izlenebilir ama beklentiler çok yüksek olmamalı.

6/10

Bu ileti dorki tarafından Jun 16 2007, 08:20 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
forum resmi
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

54 Sayfa V  1 2 3 > » 
Reply to this topicStart new topic
7 kullanıcı bu başlığı okuyor (7 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 23rd January 2019 - 05:33 AM