IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

5 Sayfa V < 1 2 3 4 5 >  
Reply to this topicStart new topic
> Albüm Günlüğü, En son hangi albümü dinlediniz?
Funkster
mesaj Sep 26 2008, 09:20 PM
İleti #31


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

Oasis ~ Dig Out Your Soul

1990’ların ilk yarısında patlayan Brit Pop akımının Blur ve Suede ile birlikte en mühim isimlerinden olan Oasis, Noel ve Liam Gallagher biraderlerin önderliğinde, biri konser olmak üzere 8. albümlerini çıkarmış bulunuyorlar. Kendi tabirleriyle dünyanın en iyi grubu olduklarından, fena halde şişmiş egolarına, başka müzisyenlere yönelik itici beyanatlarına, kavgacı kişiliklerine ve yıllar geçtikçe sönen parlaklıklarına rağmen bir şekilde ayakta duran, albümler yapıp konserler veren grup aslında 1994 yapımı ilk albümleri Definitely Maybe’den itibaren kendi çapında bir efsane. Aralarında Chemical Brothers, Lars Ulrich, Johnny Depp (ki kendisinin grubun Be Here Now albümünde bir şarkıda gitar çaldığı söylenir), Robert Carlyle, Paul Weller gibi ünlü isimlerin bulunduğu milyonlarca hayranı bulunan Oasis’in tüm yükü, neredeyse bütün şarkıları yazan büyük birader Noel’in omuzlarında. Noel ve Liam ikilisinin sataşmadığı grup çok az. Birçok ünlü isim, Oasis adını duyduğunda üzerime sıçramasın diyerek etraflarından dolaşmakta. Uyuşturucu partileri, ödül törenlerinde ve otel odalarında çıkarılan rezaletler, Beatles ile gerekli gereksiz mukayeseler gibi daha bir sürü vukuatın sahibi grup, bugüne kadar müzik dünyasına birçok güzellik katmayı da ihmal etmedi. Benim favorim sadece Oasis’in değil, aynı zamanda tüm zamanların en sevdiğim albümlerinden bir olan (What’s The Story) Morning Glory’dir. İsim şarkısıyla, Wonderwall ile, Some Might Say ile, Roll With It ile, her şeyi ile muazzam bir albümdür. Sonrası ise bana göre tek tük favorilerim dışında o kadar parlak değildir. Muhtelif albümlerinde yer alan The Hindu Times, Lyla, Little By Little, The Importance Of Being Idle, Fuckin' In The Bushes ve savaş helikopterlerinin havada uçuştuğu enfes klibi ile kocaman bir şarkı olan D'You Know What I Mean? haricinde aklımda pek bir şey kalmadı. Tabi Noel’in çeşitli dergilere verdiği olağanüstü röportajları unutmamak gerek. Kendimi Bukowski okur gibi hissettiğim, içinde serseri bir bilgeliğin, bolca ukalalığın, engin bir hazırcevaplılığın yattığı bu söyleşiler keşke toplanıp bir kitap haline getirilse…

Yıl 2008 ve yine bir Oasis albümü. Adı Dig Out Your Soul. Değişen bir şey yok. Onlardan yeni bir Morning Glory beklemeyi bırakalı çok oldu. Bag It Up diye marşımsı ve sıkıcı bir açılıştan sonra gelen The Turning gibi parçalar, ne kadar yavan olursa olsun Oasis’in çıkardığı her albüme kulak verme isteğimi önleyememin sebebi oluyor. The Turning ile birlikte Falling Down, (Get Off Your) High Horse Lady ve sert blues Ain’t Got Nothin’ dışında cazip bir parça bulamadım. Kaset çağında (What’s The Story) Morning Glory gibi bir başyapıtla tanışmanın tatlı nostaljisi ile bir daha öylesini göremeyecek olmanın burukluğu birbirine giriyor. Şimdilerde MP3 ile kovalıyoruz her şeyi. Kaset de olsa, MP3 de olsa değişmeyen tek şey, şarkıların yıllar boyu içlerinde taşıdıkları ruh oluyor.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
pospolen
mesaj Sep 27 2008, 05:54 PM
İleti #32


-
Group Icon

Grup: Çevirmen
İleti: 588
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 21



forum resmi


The Streets - Everything Is Borrowed (2008)


Mike Skinner, sahne ismiyle The Streets İngiltre'nin Birmingham kentinden gelen bir rapper. İlk albümü Original Pirate Material ile dikkatleri çekmeyen başaran şarkıcı, Mercury Prize ödülü adaylarından biri olmayı da başarmış. Ben kendisini Dry Your Eyes şarkısıyla tanımışım bundan iki sene önce. Şarkının bulunduğu A Grand Don't Come For Free zaten ilk albümünden daha çok beğenmiştim.

Belki melodik, belki de baştan çıkarıcı olduğundandır, bilmiyorum ama İngiliz aksanını çok seviyorum. Hip-hop, rap ise aksanların en iyi anlaşılabileceği tür. İkisi bir araya gelince nazarımda kocaman bir artı oluşturuyor. The Streets'in son albümündeki şarkıları dinledikçe ise ilkokulda tahtaya yazdığımız konuşanlar listesindeki gibi Mike Skinner isminin yanındaki artılar uzuyor gidiyor. Fakat öğretmen sınıfa girince onu azarlamak yerine kırmızı kurdeleyi takıyor yakasına. Albümün adını taşıyan açılış parçası Everything is Borrowed'taki vokaller mükemmel. Ama asıl şov üçüncü parça ile başlıyor: I Love You More (Than You Like Me). The Way Of The Dodo ise favorim, Dry Your Eyes'ın pabucunu dama attı bile, dönüp dolaşıp onu dinler oldum! On The Flip Of A Coin, Never Give In, The Strongest Person I Know ise diğer çok beğendiklerim. Albüm mü? En iyi The Streets albümü bence...

@Funkster,

Dig Out Your Soul hakkında içimi okumuşsun valla. Hani ekstradan ne yazabilirim diye düşündüm, bir şey bulamadım oleyo2.gif

Eğer britpop diye bir ders olsaydı, (What's the Story) Morning Glory albümü işlenilecek konulardan biri olurdu belki de. Definitely Maybe'yi de severim aslında ama bir MG sevgisi kadar olamaz asla. The Importance Of Being Idle ne kadar Oasisvari bir şarkı değilse, o kadar güzel bir şarkı, ki uzaktan alakası yok çizgileriyle bence. Little By Little ise yaptıkları en iyi şarkı...


--------------------
Eugénie: Ama değişik türde erdem var; örneğin, dindarlık konusunda ne düşünüyorsunuz?
Dolmancé: Dine inanmayan için bu erdem ne ifade edebilir? Haydi sırasıyla akıl yürütelim Eugénie: İnsanın Yaratıcı'sına bağlayan ve var olduğu için bu yüce Yaratıcı'ya duyduğu minnetini ibadet yoluyla ona kanıtlamaya zorlayan anlaşmaya din diyorsunuz, değil mi?
Eugénie: Daha iyi tarif edilemezdi!
Marquis De Sade- La Philosophie dans le boudoir
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Oct 5 2008, 02:10 AM
İleti #33


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

Eisbrecher ~ Sünde

Almanca’da “buz kıracağı” ya da “buzkıran” anlamına gelen Eisbrecher, müzik piyasasının tür ismi uydurma kabiliyetine binaen Endüstriyel Rock olarak nitelendirilen bir müzik yapıyor. Hem Alman, hem de endüstriyel olması itibariyle ilk elden Alman panzerleri Rammstein’i çağrıştıracaktır. Dinlemeye başladığınızda bu çağrışım yerini “ama bu Rammstein’in kopyası!” veya “ama bu Rammstein!” gibi tepkilere bırakabiliyor. Adamın üstüne üstüne gelen o zebellah vokaller, endüstri mamulü gitar-davul-klavye üçlüsü ve Rammstein dinlerken kapılınan gotik gerilim duygusu yerli yerinde. Tabi Eisbrecher bir Rammstein olmadığından dolayı pek çok dinleyenin gözünde Dolly muamelesi görebilir. “E siz de onlara bu kadar benzemeseydiniz” desek haklıyız. Ama albümü dinlediğiniz süre boyunca Rammstein önyargısını sildiğiniz vakit gerçekten sıkı bir albümün keyfine varıyorsunuz. Die durch die Hölle gehen gibi düpedüz bir heavy metal yanında Alkohol gibi dans pistlerinde sırıtmayacak açılımlar da var. Hatta Herzdieb ve Kuss parçalarında sanki Depeche Mode altyapısıyla düet yapmışlar fikrine kapılabiliyorsunuz. This is Deutsch parçasının girişini duyunca 80’li yılarda olay yaratmış Trio’nun Da Da Da hadisesi aklınıza geliyor. Albümün sonuna bu parçanın bir de remiksini koyarak, endüstriyel rock gruplarının elektronik müziğe yatkınlıklarını cümle aleme gösterme modasına uymuşlar. Gerek de yokmuş gerçi. Beğendiklerim Komm süsser Tod, Alkohol, Mehr Licht ve Zu Sterben oldu. Sonuç olarak Rammstein olunmaz, doğulur demek lazım yine de.

Kim sever: Rammstein hayranları
Kim sevmez: Rammstein hayranları !

@pospolen

The Streets ilginçmiş. İlk dinleyişte sivrilen şarkı olmadı ama zaten işin sırrı biraz da orada değil mi? Albüm kapağını gören biri Birmingham’lı bir rapper yerine, Yanni gibi bir new age sanatçısının albümü sanabilir rahatlıkla. Alakasız olacak ama nedense bana Helmet grubunun Betty albümünün kapağı ile albümün kendisi arasında yaşadığım o dumuru anımsattı bir an. Helmet dediğin, grunge’ın en cafcaflı zamanlarında grunge ile hardcore evliliğinden doğma nefis bir gruptur. Betty albümü de bence en iyileridir. Ama gel gör ki albümün kapağı 60’li yılların margarin reklamlarını andırıyor. Seviyorum böyle ironileri. Konuya dönersek, İngiliz aksanını rock ve rap(imsi) vokallerle buluşturan gruplardan The Twang ve Arctic Monkeys’i de (ki nasıl olduysa Noel Galagher’ın da en favori gruplarından biriymiş) şiddetle tavsiye ederim.

forum resmiforum resmiforum resmiforum resmiforum resmiforum resmi


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
baronio
mesaj Oct 18 2008, 10:57 AM
İleti #34


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3



QUOTE(pospolen @ Jul 26 2008, 02:16 AM) *

forum resmi


Brett Anderson - Wilderness


Brett Anderson... Aşina olmayanlar için Suede'in vokalisti olarak tanıtabiliriz kendisini. Müzik olarak David Bowie ile Morrissey arası olarak nitelendirilir, ki kendisi de bunu söylemekten pek çekinmez. Morrissey'in Suedehead parçasının gruba isim babalığı yapması zaten bunun bir kanıtı. Kişilik olarak, biraz daha derine gidersek cinsel kimlik olarak da iki efsanenin arasında bir yerde kalır zaten:

"'Ben hiç eşcinsel deneyim yaşamamış bir çift cinsiyetliyim."

Wilderness... Son solo albümünde Anderson, Bowie'den uzaklaşıp biraz daha Morrissey'e yaklaşmış. Morrissey'in albümlerinde olduğu gibi tek tek parça değil de albüm bütün bir parçadan oluşuyormuş hissi veriyor dinleyiciye. Aslında bu sanatçı aleyhine bir durum ama Anderson yılların deneyimiyle bunu lehine çevirmeye başarmış. Açılış parçası A Different Place'te anlıyoruz ki sesinden hiçbir şey kaybetmemiş, zaten vokalin bu kadar güçlü olduğu tek parça bu. Parçalar ilerledikçe tempo daha da düşüyor, ama albüm bitince anlıyoruz ki o sakin sesin ardında gizli bir çığlık var. Öyle ki insanın içini burkuyor. Beni de çarpan bu oldu ya. The Empress, Chinise Whispers, Funurel Mantra öne çıkan diğer parçalardan.

7.5/10

Kim sever: Britpop'u, özellikle ilk döneminin hastası olanlar.
Kim sevmez: Yurdumun sakinliğe alerjisi olan insanları.


Bu nasil bir albummus boyle yahu? Kafama sıkıp gidecegim valla. Her sarki birbirinden guzel mi olur bir albumde. Bu nasil bir huzundur. Yuregi kabarmis bu adamin kesin. ph34r.gif


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Oct 28 2008, 01:04 AM
İleti #35


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

Marnie Stern ~ This Is It & I Am It & You Are It & So Is That & He Is It & She Is It & It Is It & That Is That

Zıvanadan çıkmış, öte yandan kendi zıvanasını oluşturup bir uyum sağlamış olduğunu hissettiren gitar, bas, davul üçlüsü ve onlara ayak uydurmakta zorlanmayan mahallenin delisi bir vokal Marnie Stern’in ikinci albümünü tanımlayabilir. Rock müziğin deneyselliğe ne kadar açık olduğunu gösteren örneklerden biri. Zaten künyesinde deneysel rock, noise rock gibi ifadeler var. Aslında albümün çılgın ismi bile içinde cereyan eden müzik hakkında biraz fikir vermeli. Kolayca dahil olamadığınız bir rock icra edilmekte. Çekirdek enstrumanlardaki hakimiyetin farkına varmak fazla zaman almıyor. Tek sorun şarkıları benimsemek ki o noktada epey çaba göstermek lazım. Eminim Sonic Youth elemanları bayılmıştır bu albüme. Stern, Venus dergisinin 2008 ilkbahar sayısında “Tüm Zamanların En İyi Kadın Gitaristleri” arasında yer almış. 2008 Plug Müzik Ödülleri’nde ise “Yılın Kadın Sanatçısı” seçilmiş. Müzikal dehasını böyle bir müzikle sunması ise popülerliğe karşı aldığı tavrın bir yansımasıdır belki. Söylenenlere bakıp Joe Satriani tarzı bir virtüözlük akla gelmesin. Hakkında okuduğum eleştirilerde hiç denk gelmedim ama şu bas, davul, vokal, gitar dörtlüsünün yarattığı sinerjiye ve albümün bazı anlarına bakarak utanmasam “Dişi Primus” diyeceğim. Yine okuduğum eleştirilerin satır arasında geçen davulcu Zach Hill’i de gerçekten merak ederek 2008 solosu Astrological Straits'i dinledim. Stern ile arasındaki müzikal benzerlik bir yana, ahtapot olduğunu düşündüğüm (yok yok, emin olduğum!) Zach Hill’in davul şaheseri olan, lakin “şarkı” demeye bin şahit isteyen bestelerinin deneyselliği beni hiç sarmadı. Hepsinin ötesinde kesin olan, Stern’in olağanüstü bir müzisyen olduğu. Şu adını yukarı bir kere copy/paste ile yazdığım son albümü benim yılın albümleri seçkimde (yakında!) mutlaka yer alacak. Ama yılın şarkıları seçkime (yakında!) dahil edebilecek Marnie Stern şarkısı bulabilmek için biraz daha Marnie Stern çalışmam gerek. Yine de Prime’ı, Ruler’ı, The Devil's In The Details’i her dinleyişimde, sadece soundcheck yapıp sahneden inen bir grubun yarattığı türden şaşkınlık yaşıyorum sanki. Albümün en iyisi ise bana göre kesinlikle Steely

Kim sever: Hiç bilmiyorum!
Kim sevmez: Sette dinleyecek olursanız muhtemelen komşularınız! Hatta bizzat kendiniz!

forum resmiforum resmiforum resmiforum resmi


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
pospolen
mesaj Nov 9 2008, 09:13 PM
İleti #36


-
Group Icon

Grup: Çevirmen
İleti: 588
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 21



forum resmi


Bedük - Dance Revolution (2008)


İçimdeki Bedük sevgisi bir başkadır, bilen bilir. Müziğiyle tanıştığım andan itibaren herkese sevdirmeye çalıştım bu Laz tipli adamı. Sevdirmek kolaydı zaten; daha doğrusu sevdirmeye çalışmak. Çünkü elimde Even Better adlı inandığım bir albüm vardı, işin en zor yanı tamamlanmıştı yani. Gerisi çocuk oyuncağıydı. Şimdi elimde Dance Revolution var ve bu sefer yaptığım şey kendimi inandırmak. Ondan sonra da severim zaten. Umarım... 3 hafta önceye, İndigo'ya dönüyorum ve kendime şu soruyu soruyorum: "Ben o şarkıları mı dinliyorum şimdi?" Evet, onlar ama albüm kaydında bir eksik var; birden çok belki de. Bütün şarkıların temposu yüksek, ama canlılık yok. Altyapıları muhteşem, ama makyaj yapmayı unutmuşlar. Automatik, Hot Bitch, Disposable, Sweat It dediğim şeylerden mahrum olarak bizim önümüze sunulsa da, çok güzel şarkılar. Remix, albümü istenen kıvama getirecek gibi, Too Shy'ın remixinden anlıyorum bunu. Albümü üç kere dinledim, fikirlerim sonra değişir mi bilmiyorum. Ama değişeceğine inanıyorum; kolay kanıyorum ben ya da kanıyormuş gibi yapıyorum...

Bu ileti pospolen tarafından Nov 9 2008, 09:22 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
Eugénie: Ama değişik türde erdem var; örneğin, dindarlık konusunda ne düşünüyorsunuz?
Dolmancé: Dine inanmayan için bu erdem ne ifade edebilir? Haydi sırasıyla akıl yürütelim Eugénie: İnsanın Yaratıcı'sına bağlayan ve var olduğu için bu yüce Yaratıcı'ya duyduğu minnetini ibadet yoluyla ona kanıtlamaya zorlayan anlaşmaya din diyorsunuz, değil mi?
Eugénie: Daha iyi tarif edilemezdi!
Marquis De Sade- La Philosophie dans le boudoir
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Lautreamont
mesaj Nov 9 2008, 09:27 PM
İleti #37


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 81
Katılım: 2-April 08
Üye No.: 2,876



Zorlama kendini, sen de sevmedin işte oleyo.gif


--------------------
forum resmi
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
melih
mesaj Nov 9 2008, 09:36 PM
İleti #38


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,451
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 2



QUOTE(pospolen @ Nov 9 2008, 09:13 PM) *

forum resmi


Bedük - Dance Revolution (2008)


İçimdeki Bedük sevgisi bir başkadır, bilen bilir. Müziğiyle tanıştığım andan itibaren herkese sevdirmeye çalıştım bu Laz tipli adamı. Sevdirmek kolaydı zaten; daha doğrusu sevdirmeye çalışmak. Çünkü elimde Even Better adlı inandığım bir albüm vardı, işin en zor yanı tamamlanmıştı yani. Gerisi çocuk oyuncağıydı. Şimdi elimde Dance Revolution var ve bu sefer yaptığım şey kendimi inandırmak. Ondan sonra da severim zaten. Umarım... 3 hafta önceye, İndigo'ya dönüyorum ve kendime şu soruyu soruyorum: "Ben o şarkıları mı dinliyorum şimdi?" Evet, onlar ama albüm kaydında bir eksik var; birden çok belki de. Bütün şarkıların temposu yüksek, ama canlılık yok. Altyapıları muhteşem, ama makyaj yapmayı unutmuşlar. Automatik, Hot Bitch, Disposable, Sweat It dediğim şeylerden mahrum olarak bizim önümüze sunulsa da, çok güzel şarkılar. Remix, albümü istenen kıvama getirecek gibi, Too Shy'ın remixinden anlıyorum bunu. Albümü üç kere dinledim, fikirlerim sonra değişir mi bilmiyorum. Ama değişeceğine inanıyorum; kolay kanıyorum ben ya da kanıyormuş gibi yapıyorum...
Yeni albümü iki kere üst üste dinledim. Eksik olan şey sıcaklık. Ters gibi içi dolu bir şarkı yok, BTMB gibi hardcore bir ritim yok, My Woman gibi dişinizin arasına kaçmış bir türlü çıkmak bilmeyen bir maydanoz tanesi yok, Unacceptable gibi depresif bir iç sıkıntısı da yok. Albümde bireysellik yok, toplumsallık var. Tek başıma dinlemekten hiç zevk almadım, hiçbir şarkıya ısınamadım. Herhangi birini yeniden dinleyesim gelmedi bile. Belki konserlik bir albüm çıkartılmış olabilir, altyapılar buna müsait. Deli gibi de eğlendirir insanı. Peki yolda giderken, evde can sıkıntısında "içini açsın" diye dinlenir mi? Sanmıyorum maalesef. Hevesim kursağımda kaldı desem yeridir. Bir adaya düşünce yanıma şu albümden 1 şarkı alacaksam da Roundabout'u seçerim galiba. Geri kalanları balıklar yesin tongue.gif


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Nov 22 2008, 11:27 PM
İleti #39


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

Matt Duke ~ Kingdom Underground

Fevkalade kötü albüm kapağında, çalışmadığı sözlüye kaldırılmış öğrenci gibi duran Matt Duke, Philedelphia’lı bir müzisyen. İkinci albümü Kingdom Underground, haftada neredeyse 10-15 tane benzer albümünü dinlediğim singer/songwriter camiasının ürünü bir albüm. Kendisinin ilk albümüne ulaşmak mümkün olmadı ama Kingdom Underground, içinde gayet kaliteli 10 adet folk rock parçası barındırıyor. Kendisi hakkında edindiğim bilgilere göre 7 yaşında piyano çalmaya başlamış. Zaten singer/songwriter tayfası, o yaşta piyano çalmaya başlamayanları aralarına almazlar genelde. Akabinde kendi kendine gitar çalmayı öğrenmiş. Lise bitip de kafelerde çalıp söyledikten sonra yazdığı bazı parçaları demo halinde oradan oraya dolaştırmış. Nihayet üniversite öğrencilerinin işlettiği bağımsız bir plak şirketinden çıkan karışık bir albümde kendine yer bulmasının ardından bazı mühim kulakların dikkatini çekerek kendi albümünü yayınlama fırsatı bulmuş. Yani bilindik de olsa albümün arkasında kendi çapında bir var olma hikayesi var. Albüm The Father, The Son and The Harlot's Ghost adında kişilikli bir folk rock ile açılıyor, Sex and Reruns ile hamuruna biraz pop katıyor, 30 Some Days ile de üzgün bir country haline bürünüyor. Biraz kafa karıştıran bir giriş. Ama karizmatik bir I've Got Atrophy On The Brain’in varlığı, bu kafa karışıklığını iyi bir albüm dinlediğim yönünde açıklığa kavuşturdu. Genel olarak kulakların hemen havada kaptığı şarkılar olmasa da sırasıyla Rose, Walk It Off ve Spilt Milk ile yakalanan seri, Matt Duke’ün kalitesini ortaya koymaya yeter diye düşünüyorum. Hele de Split Milk’in çakma bir trip-folk altyapısı ile ilerleyen, sıradan bir baladdan tutkulu bir ağıta dönüşen, genişleyen, yoğunlaşan, sonra da 2 saniyede bitip adamı pelte gibi ortada bırakan döngüsü etkileyici bir kapanış olmuş. Tabi yine o bazı kulaklarda “bunlardan çok var canım” etkisi yaratabilecek bir adam Matt Duke. Belki de bu yorum doğrudur, boş bir anıma denk geldi bilemiyorum. Ama iyi ki de denk geldi.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Nov 29 2008, 12:22 AM
İleti #40


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

Motörhead ~ Motörizer

Aces Of Spades’ten bu yana bir ordu Motörhead albümü çıktı. Motörizer ise en sonuncusu. Hani bu iki albümü arka arkaya dinletip Aces Of Spades’ten sonra Motörizer çıktı” deseler bilmeyen biri hiç fark etmez. Niye Aces Of Spades? 80’lerin ortalarında lise yıllarında bu albümle tanıdığım bir grup Motörhead… Hair Spray hard rock gruplarının “pop ulan bu!” şeklinde dışlanmaya başlayıp, daha sert arayışlara girilmeye başlandığı zamanlar. Siyasetteki tepki oyları gibi, kızların üstünü başını yırttığı bu barbie gruplara daha maskülen alternatifler bulmak durumunda kalan erkeklerin sahiplendiği sert adamlar topluluğundan biriydi Motörhead. Tabi ıkınarak beğenmek zorunda hissedilen bu gibi grupların içindeki cevher yavaş yavaş keşfedilmeye başlandı, tepki oyları destek oylarına dönüştü. İtiraf edeyim, Motörhead hiçbir zaman favori rock grubum olmadı. Aces Of Spades sonrasında dinlediğim Motörhead albümü de iki taneyi geçmez. İsimlerini bile hatırlamıyorum. En sevdiğim Motörhead şarkısı hangisi, ya da öyle bir şarkı var mı onu bile bilmiyorum. Ama şu uzun kariyere ve 2008 tarihli Motörizer’a bakınca anladım ki hakikaten büyük bir grup. Sevgi kelebeği Lemmy’nin önderliğinde yıllarca müziğinden ödün vermeden rock müziğin markalarından biri olarak kalmak saygı duyulası bir durum. Bazen “müziğinden ödün vermemek” ifadesi, “yan yana getirecek akor bulamamak, iyi şarkı yazamamak, tembelliğe vurmak” bahanelerinin diğer adıdır. Sanki Motörhead’in o taraklarda bezi yok ve Motörizer kesinlikle kaya gibi bir rock albümü. Ilık sulardan kızgın kumlara atlamak gibi bir şey. O kadar kavga gürültü arasında bile kendini belli edebilen Lemmy’nin canhıraş vokallerindeki harbilik, manasızca bağıran bir sürü yeni yetmeden çok daha coşku verici. Runaround Man ile başlayıp The Thousand Names Of God ile biten 11 şarkının her biri tabiri caizse öküz gibi! Rock Out ve Time Is Right dinlerken dünyaya dolu Smirnoff şişesinin arkasından bakıyormuş gibi hissediyor insan. Ben de niye insanlar yaz kış Motörhead tişörtü giyiyorlar diyordum. Meğer mazeretleri varmış!

Bu ileti Funkster tarafından Nov 29 2008, 05:33 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Nov 30 2008, 01:52 AM
İleti #41


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

Van Canto ~ Hero

Reklamlarda 5 yaşındaki çocuğa “bu benzersiz lezzete asla hayır diyemiyorum” dedirtiyorlar ya, ben de şu A Capella olayına ekmek üzeri sarelle misali hayır diyemiyorum bir türlü. Bobby McFerrin, Cornell Hangovers, Voice Male, Rockapella, Vokaliz ne bulursam kulak veriyorum. Bu oburluğumdan çoğu zaman memnun kalıyorum. Bobby McFerrin’in Eric Clapton’ın Sunshine of Your Love’da ağzıyla attığı soloyu, Ladysmith Black Mombazo’nun altüst eden Afrika ilahilerini, Vokaliz’in eşsiz Vazgeçmem coverını unutamam. A Capella konusunda seçici değilim açıkçası. Fazla sebebi olamaz. Bu gruplar çoğu kez cover söylerler ve bir coversever olarak kayıtsız kalamam. Tabi profesyonel derecede vokal uyumu gerektiren performanslara ve elde edilen dramatik, hayret verici, disiplinli, özgür, becerikli ve komik sonuçlara da aynı şekilde. A Capella’nın her türlüsünü tattığımı düşünüyordum ki, tamamen alakasız bir tesadüf sonucu dinleme şansı bulduğum Van Canto, olayın bambaşka bir yönünü daha sunarak “senin sorunun ne biliyor musun dostum” diye söze giriş yaptı adeta. Van Canto, biri kadın 5 vokalist ve bir davulcudan oluşan Alman A Capella metal grubu! E yok artık! Lakin öyle bir var ki, kusursuz bir uyum albümü olduğu kadar, meditatif bir sertliği olduğu bile söylenebilir. Hero adlı 2008 çalışması 10 müthiş parçadan ibaret. Kaç tanesi cover bilmiyorum ama daha ilk dinleyişte Kings Of Metal (Manowar) ve Fear Of The Dark (Iron Maiden) yorumları resmen uçurdu beni. Pathfinder, Wishmaster, Take To The Sky gibi şarkılar insanı metal müziğin farklı bir gücüne ve çokyönlülüğüne inandıran iradeye sahip bana göre. Ritim gitar görevi üstlenen heriflerin “ram digi ram digi”leri kadar şarkıları seslendiren solo vokalistler de çok iyiler. Bir müzik markette görsem tereddütsüz pas geçeceğim şu euro-metal kapağın altında neler olduğunu asla tahmin edemezdim. Gerçekten çok ilginç bir deneyim. Tesadüfler hep öyledir zaten.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Dec 11 2008, 01:42 AM
İleti #42


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

The Dø ~ A Mouthful

Bir Fransız erkek (Dan Levy) ve bir Finli kadın (Olivia B. Merilahtin) yan yana gelip bir albüm yapmaya karar verirlerse ne olur? Önce basitçe isimlerinin baş harflerini bir araya getirip başına da “the” koyarak isim bulma gereksizliğini kolayca atlatırlar. Ardından sıra müzikal rota çizmeye gelir ki zaten esas orijinallik orada ortaya çıkar. İşin müzikal kısmını Dan halleder, tatlı olduğu kadar olgun bir samimiyet içeren vokallerin hakkını vermek de Olivia’ya düşer. Artık arkadaş mı, sevgili mi, iş ortağı mı, Laurel-Hardy mi, Tom & Jerry mi, Bonnie & Clyde mı ne derseniz deyin, The Dø folk, rock, pop, caz, soul malzemeleriyle şirinlik abidesi olduğu kadar karakter sahibi şarkıları A Mouthful adlı leziz bir albümle servise sunarlar. Playground Hustle, On My Shoulders, Searching Gold, Queen Dot Kong gibi tam olarak nereye, hangi türe ait olduğunu belli etmek istemezcesine bir dinamik + dramatik uçarılık insanın içini ısıtıyor. Gerçi bildiğim kadarıyla bunları hisseden tek insan şu ana kadar benim. Hadi o iç ısınması her bünyeye aynı sıcaklığı vermez diyelim. Amanın bir Unissasi Laulelet var ki (büyük ihtimal Fince), “yok bu da ısıtmıyor” diyenle maddi manevi tüm ilişkimi önce gözden geçirir, ardından yine uslanmıyorsa tümden keserim. Hani ilk başta sıradan gibi durur da, aslında içinde ne cevherler barındırdığını hissettiren albümler olur ya, sondan bir önceki şarkı Aha’ya gelince bunun da onlardan biri olduğuna tercüman oldu bu şarkı adeta. Vefasız sevgiliyi masum bir isyankarlıkla sorgulayan kusursuz On My Shoulders parçasına salaş bir klip çekmişler. Pek bi güzel olmuş. Albüm her bittiğinde doymuşluk ile yeniden acıkma duygusu iç içe geçiyor sanki. A Mouthful gibi indie albümler gönül telimi titretiyor, baştan çıkarıyor, “sen misin play tuşuna basan” diye canımı yakıyorlar. Alkol gibi dudağa bir kez değdiler mi, iflah olmamı engelliyorlar.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
pospolen
mesaj Dec 11 2008, 02:04 AM
İleti #43


-
Group Icon

Grup: Çevirmen
İleti: 588
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 21



QUOTE(Funkster @ Dec 11 2008, 01:42 AM) *

forum resmi

The Dø ~ A Mouthful

Bir Fransız erkek (Dan Levy) ve bir Finli kadın (Olivia B. Merilahtin) yan yana gelip bir albüm yapmaya karar verirlerse ne olur? Önce basitçe isimlerinin baş harflerini bir araya getirip başına da “the” koyarak isim bulma gereksizliğini kolayca atlatırlar. Ardından sıra müzikal rota çizmeye gelir ki zaten esas orijinallik orada ortaya çıkar. İşin müzikal kısmını Dan halleder, tatlı olduğu kadar olgun bir samimiyet içeren vokallerin hakkını vermek de Olivia’ya düşer. Artık arkadaş mı, sevgili mi, iş ortağı mı, Laurel-Hardy mi, Tom & Jerry mi, Bonnie & Clyde mı ne derseniz deyin, The Dø folk, rock, pop, caz, soul malzemeleriyle şirinlik abidesi olduğu kadar karakter sahibi şarkıları A Mouthful adlı leziz bir albümle servise sunarlar. Playground Hustle, On My Shoulders, Searching Gold, Queen Dot Kong gibi tam olarak nereye, hangi türe ait olduğunu belli etmek istemezcesine bir dinamik + dramatik uçarılık insanın içini ısıtıyor. Gerçi bildiğim kadarıyla bunları hisseden tek insan şu ana kadar benim. Hadi o iç ısınması her bünyeye aynı sıcaklığı vermez diyelim. Amanın bir Unissasi Laulelet var ki (büyük ihtimal Fince), “yok bu da ısıtmıyor” diyenle maddi manevi tüm ilişkimi önce gözden geçirir, ardından yine uslanmıyorsa tümden keserim. Hani ilk başta sıradan gibi durur da, aslında içinde ne cevherler barındırdığını hissettiren albümler olur ya, sondan bir önceki şarkı Aha’ya gelince bunun da onlardan biri olduğuna tercüman oldu bu şarkı adeta. Vefasız sevgiliyi masum bir isyankarlıkla sorgulayan kusursuz On My Shoulders parçasına salaş bir klip çekmişler. Pek bi güzel olmuş. Albüm her bittiğinde doymuşluk ile yeniden acıkma duygusu iç içe geçiyor sanki. A Mouthful gibi indie albümler gönül telimi titretiyor, baştan çıkarıyor, “sen misin play tuşuna basan” diye canımı yakıyorlar. Alkol gibi dudağa bir kez değdiler mi, iflah olmamı engelliyorlar.


Yettim Funkster, öyle hisseden sadece sen değilsin! oleyo.gif Enerji fışkıran vokal, enstürmanı bol müzik, dillere pelesenk olan sözler, tek kelimeyle mükemmel! Playground ile teneffüslerde elim sende oynuyor, önümüze gelen bin tekme atıyoruz; On My Shoulders ile kadere isyan ediyor ama yılmıyoruz ve favori parçam Queen Dot Kong ile karşımızdakine meydan okuyor ama umursamıyoruz. Kesinlikle bu yılın en iyi albümlerinden biri. Cumartesi günü Yeni Melek'te olacaklar ve onlar sayesinde yaşamdan biraz daha tat alacağım. Havamı attım, artık gönül rahatlığıyla başlığı terkedebilirim. flaugh.gif

Bu ileti pospolen tarafından Dec 11 2008, 02:05 AM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
Eugénie: Ama değişik türde erdem var; örneğin, dindarlık konusunda ne düşünüyorsunuz?
Dolmancé: Dine inanmayan için bu erdem ne ifade edebilir? Haydi sırasıyla akıl yürütelim Eugénie: İnsanın Yaratıcı'sına bağlayan ve var olduğu için bu yüce Yaratıcı'ya duyduğu minnetini ibadet yoluyla ona kanıtlamaya zorlayan anlaşmaya din diyorsunuz, değil mi?
Eugénie: Daha iyi tarif edilemezdi!
Marquis De Sade- La Philosophie dans le boudoir
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Dec 14 2008, 02:00 AM
İleti #44


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

Ai Otsuka ~ Love Letter

2008 yılına ait yeni çıkan albümlere bakarken rastladığım Ai Otsuka isminin son albümü Love Letter’a aslında hiç bulaşasım yoktu. Zaten daha ilk şarkı Pocket’ı dinlerken kendi kendime, “bu çekik gözlerin sadece simaları değil, sesleri de birbirine benziyor” şeklinde bir geyik yapmış bulundum. İkinci parça Rocket Sneaker ile ortam biraz canlandı sanki. Fakat devamında yine Japonca’nın ne kadar vatashiva bir dil olduğunu, kötü şarkının milleti, dili, dini, imanı olmadığını düşünüyor insan. 82 Osaka doğumlu Otsuka, albüm ortalarına kadar oss… bir müzik icra ediyor tabir eğer caizse. Kendi adını taşıyan albümü duymuştuk da, kendi adını taşıyan şarkıya pek rastlamıyorduk. Ai ismindeki bayık şarkıya bakınca “madem kendi adını koyuyorsun, otur Smells Like Teen Spirit gibi bir Japonca şarkı yaz” dedirtiyorlar adama zorla. Bir süre sonra gecenin bir yarısı kanepenin arkasından Şeker Kız Candy çıkıp odanın ortasında şarkı söyleyerek dönüp duracak sanıyor insan. Ama albümün tam ortasında, 7. şarkı Creamy & Spicy ile işler biraz değişiyor. Albüm baya baya bir indie pop, indie rock, indie punk semalarında uçmaya başlıyor. Hatta işi abartıp Shachihata adında düpedüz bir New Orleans standartını nefis bebop vokaliyle süslüyor kendisi. Kısaca ikinci yarısında girilecek bir film gibi diyebiliriz Love Letter albümü için. Ai Otsuka’nın bir sürü albüm ve single’dan oluşan külliyatının içinden çıkamadım. Şarkılarını da kendisi yazan, piyanosunu da kendi çalan hanım kızımız, Japon listelerinin gediklisiymiş. Ülkesindeki Tokyo Friends dizisinde oynayan bir oyuncu olması yanında, bir dergide köşe yazarlığı ve grafikerlik de yapıyormuş. Boyuna bakıp da Karamürsel sepeti sanmayasınız diye vermiş olduğum bu bilgiler ışığında kendisinin son albümüne şans verir misiniz bilmem. Verecekseniz eğer, tam ortasından verseniz de olur.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
siroguz
mesaj Dec 16 2008, 10:26 PM
İleti #45


some are born to sweet delight, some are born to endless night
Group Icon

Grup: Müdavim
İleti: 435
Katılım: 22-June 07
Nereden: bir yerdeyim...
Üye No.: 112



Benim gibi müzik bilgisi sığ birinin bu müzik bölümünden neler öğrenebildiğini tahmin edemezsiniz. smile.gif
The Dø'ya bayıldım.


--------------------
Bahçelerde ve yatak odalarında, bodrum katlarında ve tavan aralarında dolaşır, köşelerden döner, kapılardan pencerelerden geçerim, kaldırımlarda gezinir, merdivenlerden çıkar, halıların üzerinde, oluklardan aşağı, gökyüzünde ilerlerim, arkadaşlarla, âşıklarla, çocuklarla ve kahramanlarla gezerim; bunların hepsi de algıladığım, hatırladığım, hayal ettiğim, çarpıttığım ve netleştirdiğim şeylerdir.
Tom Robbins - Another Roadside Attraction
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

5 Sayfa V < 1 2 3 4 5 >
Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 13th December 2019 - 11:59 AM