Konunun Yazdırılabilir Versiyonu

Konuyu orjinal formatında görmek için buraya tıklayın

Yedinci Gemi Forum _ Film Tanıtımları ve Eleştiriler _ Recep İvedik ve Türk İnsanı

Gönderen: BuRnOut Mar 3 2008, 12:51 AM

forum resmi


IMDB
http://imdb.com/title/tt1193516/

Directed by: http://imdb.com/name/nm2204103/
Genre: Comedy
User Rating: 7.1 / 10 (23 votes) http://imdb.com/chart/top, http://imdb.com/name/nm1726938/, http://imdb.com/name/nm0082208/, http://imdb.com/name/nm0959889/


GORA'dan sonra Türkiye'de yeni bir fırtına kopuyor. Fırtınanın ismi de romantik maganda Recep İvedik! GORA'da Cem Yılmaz'ın canlandırdığı karakter gibi Recep İvedik karakteri de "maganda" yahut "kıro" diye tabir edilen, klasik bir yurdum insanı portresi. Bu karakterlerin bilindik kabalıklarının ve çevrelerindeki insanlara karşı hoyrat davranışlarının bu kadar kabul görmesi ve bir eğlence merkezi haline gelmesi ise ayrı bir tartışma konusu. Bu kadar bayağı ve kaba komedilere insanlar nasıl bu kadar gülebiliyor? Düşünüyorum, ama cevabını bulamıyorum. Bu filmleri izleyenler sadece yüzbinler değil, milyonlar sonuçta. Sadece alt sınıfın ve orta sınıfın beğenisine hitap etmiyor bu komediler. Üst sınıftan da kendilerine izleyici ve seyirci bulabiliyor. Cahilin yanında, bilgili ve donanımlı insan da bu filmlerde bir şeyler buluyor. Seyirci potansiyelinin büyük çoğunluğunu çalışan ve sinemayı bir eğlence vasıtası olarak gören, gülerek, kahkahalar atarak ekranın karşısında stres atmak isteyen bir güruh oluşturuyor. Bunlar zaten şartlı olarak geldikleri için bolca gülerek ve eğlenerek salondan ayrılıyor. Bu beklenen bir şey ve bu grubun davranış şekli anlaşılabilir. Fakat donanımlı ve görgülü insanların böylesi filmlerde, eh işte, şöyle böyle diye kıvırarak başladıkları filmden, daha sonra keyifle ayrılmaları ise oldukça şaşırtıcı. Filmde sinema namına tek bir şey yok. Ne bir yönetmenlik, ne tıkır tıkır işleyen düzgün bir senaryo. Ne de elle tutulur bir diyalog becerisi. Varsa yoksa düz ve kaba durum komedisi, abartılarak ön plana çıkartılan beden dili ve deforme edilen Türkçe... Bu filmleri düşününce aklıma Kemal Sunal ve onun Şaban karakteri geliyor. Ama Şaban ve serisinde hiç değilse bir seviye vardı. Bu filmlerde o da yok. Ne kadar seviyesiz olursak, seyirci o kadar güler mantığı hakim. Ne bir parodi ne bir hiciv söz konusu. Vuralım bel altına, herkes gülsün kırılsın. Yok böyle bir şey. Maymundan farksız ve karikatürize Recep İvedik de vurmuş bel altına, ama bu kendi çıplaklığını örtmeye yeterli olmamış. Bizim insanımız bu değil ve bu şekilde karakterize, daha doğrusu karikatürize edilmemeli. Madem modernleşme sözcüğünü her alanda kullanıyoruz ve bunu sözde değil, eylemlerle de yerine getirmeye gayret ediyoruz. Bunu sinema ve televizyon dünyasına da uyarlayalım. Ekonomimiz modernize oluyor, ordumuz her daim zaten sözde modernize ediliyor, iş yerlerimiz ve eğlence yerlerimiz zaten çoktan modernize oldu. Çevremizdeki gök kubbeyi modernize ettik de, ya o kubbenin altında yaşayanlar ne olacak? Onları nasıl değiştireceğiz? Modern olmayı şöyle olmayı böyle olmayı geçtim. Her şeyden önce insan olmayı ve insana uygun davranmayı öğrenmek gerekiyor sanırım. Yoksa her şey gibi, onu da sözde benimseyenlerin kalabalıklaştığı bir ortamda GORA ve Recep İvedik fırtınalar koparmaya devam eder. Öyle ya, insanlar niye inanmadıkları şeylere uyum sağlamaya alışmak için kendilerini zorlasın. Kendisiyle özdeşleştirmesi kolay, içindeki özünü olduğu gibi dışavuran, samimi, sempatik, dürüst, ahlaklı ve cesur Recep İvedik var. Yakında kurdukları fan kulüplerinde "Hepimiz Recep İvedik'iz" sloganıyla çıkarlarsa meydana hiç şaşırmam. Çok da destekleyici bulurlar kendilerine. Ne ekersen onu biçermişsin. Bir toplumun üyesi olmak böyle bir şey işte. Başkaları başka başka şeyler ekiyor, hasat vakti sende orada olmak zorunda kalıyorsun. Orada olmak istemesen de oraya bir şey ekmesen de bu kısır döngüden bir türlü kurtulamıyorsun. Yazık, çok yazık. Recep İvedik fırtınalar koparmış sinema salonlarında. Doğrudur, şaşırmadım.

Gönderen: R0BlN Mar 3 2008, 01:14 AM

Recep İvedik bildiğimiz manada bir sinema filmi değil. Bir skeçler koleksiyonu. Gidenler de kanımca bu düşünceyle gidiyor ve öyle bir filmden bekleneni yerine getirip ciddiye almadan gülüp geçiyorlar. İnsanların içinin bayıldığı böyle günlerde aslında tam da amacına hizmet edip düşündürtmeyen bir güldürü sağlıyor. Bence zamanlama ve düşünce açısından başarılı bir ticari çalışma. Böyle filmler de gerek.

Bu tarz kaba espirilere niye gülünür sorusunun cevabı zor. Yolda muza kayıp düşen adama niye gülüyoruz, önce bunu cevaplamak lazım rolleyes.gif

Gönderen: loveandpoison Mar 3 2008, 01:16 AM

İnsanlar gidecek misin sorusuna hayır cevabımı verdiğimde şaşırıp kalıyorlar. Her zaman gülemiyorum, çoğu zaman tiksiniyor ve nefret ediyorum. Gerçekçiliği ne seviyede bilmiyorum ama TV programından az çok bildiğim kadarıyla 'beni' yansıtmıyor bunu gitmeden de algılayabiliyorum. Çok istersem de bir süre sonra YT'de izleyebileceğimi düşünüyorum. Öylese varım. Diyerek İvedik'leşiyorum.

Gönderen: BuRnOut Mar 3 2008, 01:42 AM

Recep İvedik bir skeçler topluluğu değil. Kendi içinde hikayesi olan özgün bir sinema filmi. Seyircisini ve çıkış noktasını elbette yapmış olduğu skeçler oluşturuyor, fakat bu filmi bir skeçler toplamı diye adlandırmak doğru olmaz kanımca. Fakat benim ilgilendiğim veya merak ettiğim unsur bu değil. Film olma iddiasında olsa da olmasa da sonuç itibariyle film olamıyor zaten. Film olması için her şeyden önce bir karakter olması lazım. Fakat Recep İvedik bir karakter bile değil. Basit bir karikatür.

Önemli olan ise, bu içi bayılan, sıkılan veya rahatlama ihtiyacı hisseden, artık hissiyatlarını nasıl adlandırırsanız adlandırın, bu grubun sayısındaki fazlalık ve artış. Benim merak ettiğim kısım bu. Böyle bırakalım geçsinlerci tavrı ne kadar daha sürdürmeliyiz. Sonra sinemamız gelişiyor, Türk sinemasında gelişim var gibisinden garip sözler sarf edenler türüyor işte. Hayır efendim, hiçbir şeyin geliştiği falan yok. Nedense ülkemdeki insanların her zaman rahatlamaya ihtiyacı oluyor. Anayasa değişiyor, savaş çıkıyor, sosyal değişim yaşanıyor ama benim insanım hep rahatlama ihtiyacı hissediyor. Ne zaman düşünme ve tartışma ihtiyacı hissedecek acaba? Yolda muza basarak kayıp düşen adamın aptallığına gülüyoruz. Ama afişinde o bir halk kahramanı yazan adamın bilmiyorum neyine gülüyoruz. Kayıp düşen adamın aptallığı ya da sakarlığı tekil bir sorunken, magandanın cahilliği kitleleri peşinden sürükleyen çoğul bir histeriye dönüşüyor. Ya bizim halk kahramanlarımız tamamen ticari oldu, ya da bizim halkımız tamamen rahatlamaya ihtiyaç duyar hale geldi. Bilmiyorum, bir milyon kişi 300 filmlik koca bir festivali seyretti diye, o sayıyı rekor sayıyorsak ve Recep İvedik gibi filmleri 2-3 milyon kişi izliyorsa durup düşünmek lazım. Sanırım, her zaman ki gibi rahatladıktan sonra düşüneceğiz. Ee ne yapalım, hep bekledik. Yine bekleriz, insanların rahatlamasını...

Gönderen: R0BlN Mar 3 2008, 01:52 AM

Çok izlenen film sadece amacını "rahatlama" diye tabir ettiğin sulu espirili Recep İvedik değil ki. Gözyaşının sel gibi aktığı Beyaz Melek daha fazla seyirci buldu. Sinema kendini toplu izleyiciye hitap üzerine kurmuş bir sanat dalı. Aslında belki zanaat da denebilir smile.gif Sinemanın böyle "zanaatsal" örnekleri de olacaktır. Hiç yadırgamıyorum.

Gönderen: borndead Mar 3 2008, 02:34 AM

"Sanat" diye tabir edilmesi gereken bir şeyi "zanaat"e çevirmeyi açıkçası hiç tasvip etmiyorum. Ama gelin görün ki içten içe R0BlN'e katılmaktan da kendimi alıkoyamıyorum. Recep İvedik... Bir halk kahramanı, kral, vezir ya da rezil, umrumda değil. Arz-talep meselesine dönmüş vaziyet. Sonuç olarak da olması gereken bu değil mi? Madem para kazanmayacak, bir şahıs neden film çekmek gibi zahmetli bir işe girişsin? İşin özünün dönüp dolaşıp para mevzuuna geldiğini hepimiz biliyoruz. Artık insanlar hem manalı, hem de para getirecek şeyler yapmak durumunda kalıyorlar. Bir şeyler üretildikçe, üretilebileceklerin sayısı azalıyor. Bu da geride kalanlara büyük sorumluluklar yüklüyor. Eminim ki yönetmeni de, senaristi de bu konuda zorlanmaktalar. İnsanlar çoğu filmi ya sırf "bağımsız", ya da sırf "popüler" diye izliyorlar. Aslında bizzat kendileri eleştirdikleri popüler kültürün birer parçası oluyorlar. İnkar edilemeyecek bir gerçek ki her iki grup da mevcut.

Sonuç itibariyle, skeçlerini ilgiyle takip ettiğim bu kişinin filmini beğenmedim açıkçası. Topluma yaptığı göndermelerle meşhur olan senarist/oyuncu, bu filminde zerre kadar eleştiride bulunmamış. "Yalnızca gülmek isteyen" bir insanı da yadırgamam açıkçası. Her birimiz zaman zaman da olsa bu ihtiyacı gütmüşüzdür. Olay "zevk-renk" meselesine saygı duymak aslında. Başlarda ben de çok yadırgadım. Nitekim kendi zevkimle uzaktan yakından bağdaştırmasam dahi, o milyonların seyir zevkine saygı duymak zorundayım. Tıpkı onların da benim zevklerime saygı duymasını beklediğim gibi...

Gönderen: baronio Mar 3 2008, 01:43 PM

Recep Ivedik karakterini daha yayinlandigi ilk dakikadan itibaren severek izleyen biri olarak her ne kadar filmini izlemesem de bu toptan elestirel bakisa karsilik kendi fikrimi soyleyebilirim diye dusunuyorum. Filmini izlemedim, imkanim yok ama olsaydi mutlaka izlerdim. Sanirim benim gibi bircok kisi bu karakteri Halime skeciyle birlikte taniyor. Bir skece sinemasal bakis acisiyla yaklasmadigim icin karnima agrilar girerek izlemistim. O skecin insanlar uzerinde biraktigi olumlu etki Recep Ivedik karakterini sinema filmi halini alacak kadar buyuttu ve bugunlere getirdi. Sanirim ust siniftan insanlarin da bu filmi sevmelerinin altinda, bu karakteri daha onceden biliyor ve seviyor olmalari yatiyor. Ayrica insanlarin bu tip seylere neden guldukleri sorusu tamamen dipsiz bir kuyu. Nasil ben insanlarin Mr. Bean'e, Scary Movie serilerine, M. Ali Erbil'e ve milyonlarcasini daha siralayabilecegim komedi musvettelerine gulduklerini anlamiyorsam, muhtemelen bunlara gulenler de benim guldugum seyleri anlamsiz bulacaklardir.

Komediye hayatim boyunca uzerinde dusunmeden gulebilecegim bir olgu olarak baktim. Siyasal icerikli espriler, toplumsal hicivler, Levent Kirca sakalari ve turevlerinden hic hazzetmedim. Bir komedi, komedi gibi olmali. Gerektiginde abartili olmali ama mutlaka tek bir amaci olmali "guldurmek". Sanirim Recep Ivedik uzerinden sinema toplumuna elestiri getirmek, ulke sinemasinin yerini belirlemek, toplumsal zeka durumunu tespite calismak cok da yerinde degil. Incelenmesi gereken tek konu, neden bu filme gosterilen ilgi normal sinema filmlerine gosterilmiyor? Ama bir yonden de insanlarin sinemaya ayaginin alismasi icin bu tip film musvettelerinin de olmasi gerek sanirim. Turk toplumunun elestirilecek, sasilacak, nefret edilecek, incelenecek o kadar tuhaf aliskanliklari varken, sinemasal tercihlerini yermek bana cok dogru gelmiyor. Kemal Sunal'in Saban karakteri ne kadar derinlikliyse bu da o kadar derinlikli bir karakter. Ben Maskeli Besler, M. Ali Erbil filmleri ve benzeri sacmaliklardansa, Recep Ivedik'i tercih ediyorum. Hic olmazsa kendi adima gulecek bir seyler bulabiliyorum. Digerlerinin hangi amaca hizmet ettigini halen anlayabilmis degilim. smile.gif

Gönderen: 232324 Mar 3 2008, 07:11 PM

Recep İvedik'i 'istemeden de olsa' izlemiş birisi olarak filmde eğlendiğimi söyleyebilirim. Hatta sinema salonunda benden belki on kat daha fazla eğlenen insanlar gördüm desem abartmış olmam.

Öncelikle bence Recep İvedik filmden ziyade yukarıda da belirtildiği gibi skeçler derlemesine hikaye uydurularak kotarılmaya çalışılmış bir yapım. Bir kaç skeçten yola çıkarak karakteri şekillendirme aşamasında etkilenmeler yada atıfta bulunmalar da var diyebilirim. Örneğin Recep İvediklerin atası diyebileceğimiz Borat'tan bariz alıntılar göze çarpıyor. (Yol kenarında oynayan tipler, minibüse doluşmuş gençler vb). Hatta birkaç komedi filminden de eklemeler var diyebilirim.

Ama bence önemli olan filme koşa koşa giden, hatta defalarca izleyen insanların düşüncelerini anlayabilmek. Çünkü filmi izlerken gülme sebebinin en çok karşıdaki insanı (genelde kendini beğenmiş, olduğundan farklı görünmeye çalışan vb. insan profili) aşağılamaya yönelik söz ve tavırlar olduğu bariz bir şekilde anlaşılıyor. Filmde esprilerden ziyade 'laf oturtmalar, el-kol işaretleri, argo diyaloglar ve popülist karakterlere yapılan hakaretler' ön plana çıkıyor ki bence de filmin bu kadar geniş bir izleyici kitlesine ulaşmasını asıl nedeni.

İnsanlar birilerine yada birşeylere karşı -her ne sebepten olursa- duydukları kin ve nefreti Recep İvedik'in korkusuzca ve futursuzca savurmasını sevdiler, hatta fazlasıyla sevdiler. Hatta filmin 'devamım yolda' mesajıyla bittiğini de söyleyebilirim.

Galiba yerli bir süper kahramanımız oldu, ne dersiniz?

Gönderen: siroguz Mar 3 2008, 09:22 PM

QUOTE(baronio @ Mar 3 2008, 01:43 PM) *

O skecin insanlar uzerinde biraktigi olumlu etki Recep Ivedik karakterini sinema filmi halini alacak kadar buyuttu ve bugunlere getirdi.


İşte bunu anlayamıyorum. Neden TV'de çok sevilen bir şey büyüyüp sinema filmi oluyor? Aklıma sinemadan rant sağlama amacından başka bir şey gelmiyor. Televizyonda 2 haftada gösterebileceği skeçler için sinema salonlarını işgal etmesi ise elbette sinemayla arasında yakın bağlar bulunan ve sinema sanatına saygı duyan bir sinemasever için hakaret niteliğinde. Onca insanın koştura koştura bu filme gitmesini izlemek beni de endişelendirmiyor değil. Ama toplumumuzun gerçeği olarak bize sunulanı tüketmedeki başarımızı sinemada da gösteriyoruz. Televizyonda doğan İvedik gelişimini de televizyonda geçirdi. Her şov programında reklamı yapıldı, çocuk genç her kesime adeta gitmeleri empoze edildi. Bir ortamda İvedik'i sevmiyor olmak en az tepiyle şaşkınlıkla karşılandı. Türkiye'de reklamın ne kadar işe yaradığını bir kez daha görmüş olduk. İvedik üzerinden toplumumuzun her konu karşısındaki tutumunu ve düşünce tarzını görebilirsiniz.
Aslında Recep İvedik'in varlığı veya yokluğu benim için hiç önemli değildi. Şahan'ı zaten sevmediğimden filme gitmek hatta merak etmek gibi bir planım da yoktu. Ama bu gidişatın birilerini endişelendirdiğini görmek, beni bir kez daha toplululuk psikolojimizin bizi ne hallere getirdiğini düşünmeye sevketti. Recep İvedik gelir geçer, hatta belki sayesinde birileri sinemaların yollarını öğrenir, ama bu düşünce tarzı bizi sarmalamaya devam edecektir.

Not: Konu çok başka yerlere kayıyordu, zor toparladım. smile.gif

Gönderen: ggecim Mar 3 2008, 09:49 PM

QUOTE
Sanirim Recep Ivedik uzerinden sinema toplumuna elestiri getirmek, ulke sinemasinin yerini belirlemek, toplumsal zeka durumunu tespite calismak cok da yerinde degil.

Bir sinema sever olarak, Recep İvedik gibi bir filmin tüm sinema geçmişimizi alaşağı eden bir film olarak görmek bence çok fazla abartılı bir durum. Üstelik bu karakter, içimizde yaşayan bir yığın insan tipinin azıcık abartılması olarak düşünüldüğünde bence komik olduğu kadar yaratıcı tarafları da var. Sonuçta amerikalılar olmayan bir karakteri (mesela mr. bean)oluşturup tüm dünyaya pazarladığında bir grup entel geçinen insan tipi, hayran hayran izlerken, neden kendi insan tiplemelerimiz içinden çıkan bir karakteri katıla katıla gülerek izlemeyelim ki? Sinemayı eğer bir entel uğraşısı olarak görürsek, sadece Tarkovsky tarzı ya da Türk sineması içinse (oldukça sıkıcı bulduğum) Nuri Bilge Ceylan'ın tarzındaki filmlere mi gitmemiz gerekiyor?
Ben gittim ve gerçekten güldüğüm kadar da film üzerine düşündüğüm bir yığın mizah unsuru buldum bu filmde.
Bayağı bir komedi değil. Aslında çok eğlendiğim Gora filmi bile daha boş esprilerle doluydu diyebilirim.

Gönderen: Clint Eastwood Mar 3 2008, 10:06 PM

Benim TV'den gelmesine itirazım yok. Meselâ Borat'ı da sevmiştim ben. Rant demek de biraz acımasızlık olur, rant olması için Şahan'ın kendi eseri olmayan bir şeyin üzerinden yüklenmesi gerekirdi. Recep onun karakteri sonuçta, kimsenin de gırtlağını sıkmıyor gelin diye. Benim için iyi sinema iki şeyle ölçülür; Seyir zevki veya kafama soktuğu fikirler. Demek ki bazı insanlar için seyir zevki varmış ki beğenmişler...

He, Recep İvedik filmi nasıldı derseniz, fragmanından fazlasını vermedi orası ayrı. Bunu biliyordum yine de izledim. Fragman harici iki üç espiri vardı komik denebilecek, ama Şahan'ın helele hülülüü diye bağırdığı sanelerde yıkılanları da anlamadım tabi (İvedik karakteri komik bana göre, ama film sadece fragman fatihi). Helele hülülü sahneler haricinde dahi basit güldürü olduğu yorumuna katılıyorum. Bana göre de bir çok eleştirmenin gözbebeği Peter Sellers'lı Party filmi acayip basit. Basit olması her zaman dezavantaj olmuyor. Çünkü basitlik de komik olabiliyor. Söz konusu komedi olunca, insanın zevkleri çok değişken oluyor.

Ve ROBlN'in de dediği gibi, film skeçlerden oluşuyor bana göre de. Hafiften bir hikaye giydirilmeye kalkıldıysa da, bu hikaye sadece fon olarak kullanılıyor. Yani hikaye diyorsak, filmin 1 saatini çıkar gene hikâye amacına ulaşır. Hikâyesi o kadar giydirme yani... Amaç insanlar gülsünmüş, ben o kadar gülemedim, çünkü fragmana gülmüştüm daha önce. Amaç para kazanmakmış, her şeyi fragmanda vermişler... Yine de bunu olumsuz bir olgu olarak görmüyorum, herkesin kendine göre bir düşünce sistemi var, giden gitmiş, gitmeyen gitmemiş... Sanata bir şey kattığını iddia eden bir film değil çünkü.

Gönderen: hevesli Mar 3 2008, 10:32 PM

Sanırım Fatih Özgüven'in şu yazısı birçok noktayı güzel somutlamakta:

Kıl Sürekliliği

Fatih Özgüven


Hem Bülent Ersoy'dan bahsetmek istiyorum hem Türk sinemasından, ne yapmalı? O halde Bülent Ersoy'un o tarihi sözleri sarfettiği programda, her zamanki çikolata kutusu tuvaletlerinden birini giymediğini, hatta neredeyse Türkan Şoray'a ('Mine' zamanları?) benzediğini, üzerinde bir hoşluk olduğunu söyleyeyim. Tesadüf mü acaba? Ya yarın gider de şuursuzca bambaşka bir şey söylerse? Yapmadığı şey değil. Öte yandan, internette birileri 'bundan sonra gidip tam tersini söylese de kabulüm, farketmez' demiş. Bence de, o derece açıksözlüydü.

Tutarlılık deyince. 'Recep İvedik'i bir öğle seansında yoğun bir genç turkcell kalabalığı ortasında (bugünlerde sinema hakkında yazan herkesin 'deneyimlemesi' gereken bir şey) seyrettim. Tutarlılık ile tutarsızlığın örnek bir karışımı olan bu yeni komedi kahramanı hakkında ne diyeceğimi bilemiyorum. Tutarsızlık, genel olarak, kıl makyajında. Kıl konusunda iddialı olan bu yeni komedi kahramanının, kıllarının sahneden sahneye azalıp çoğaldığı dikkatimi çekti.

Genç komedi sinemamızın kıl sürekliliği tutma konusundaki tecrübesizliğinden mi, yoksa Fitaş'ın sağ yarısı flu projeksiyonu yüzünden mi? İkisi de olabilir. Mamafih Recep İvedik'in görüntüsü konusundaki tutarsızlık, komik 'persona'sı hakkında hiç söz konusu değil. O gayet tutarlı olarak sıkıcı. Gelişmeyen olay örgülerine, değişmeyen komik karakterlere alışığız da, komiklik konusundaki başlıca iddiası beş altı egzantrik sıfatı arka arkaya dizmek olan bir komik ilk kez görüyorum: 'Dombili! Dingil! D...' vs, vs.

Recep İvedik, itiraf etmeliyim ki, önceden bildiğim herhangi bir şeye benzemiyor. Ona maganda diyemeyeceğim. Daha çok, fazlaca Amerikan komedi dizisi seyretmiş, kendini komikten de öte komik sanan birilerinin zekasının ürünü gibi duruyor. Türk sinemasında şimdiye kadar hiç görmediğimiz bir şey yapmak, bir çeşit 'über-maganda' yaratılmak istenmiş. Yani hem bir çeşit fevkaladenin fevkinde maganda, hem de bizim klasik maganda beklentilerimizle dalga geçme niyetiyle halk ('Hulk' gibi) edilmiş bir karakter. Haşa kıyısından geçemese de, bir 'Lombak' avangardlığı; sorarım size, şimdiye kadar hangi Yeşilçam komedisinde dikiz aynasına vücut geliştirmeci fotoğrafları sıkıştırılmış ibne kamyoncu gördünüz? 'İbne Kovboylar'ın şehir efsanesi tadını fersah fersah aşan bu kamyoncu esprisi hanginizin aklına geldi? Ancak ecnebi komedilerle ve komedi tiplemeleriyle içli dışlı olanlarınızın tabii ki. Buralar gene filmin görece akan kısımları. Filmin geri kalanında, esasen televizyon komiği olan oyuncu genellikle kendi kendine konuşuyor, ya da daha geleneksel deyişle kendi söylüyor kendi gülüyor. Arkamda oturan ve film hakkında sürekli konuşarak bana 'feedback' sağlayan iki liseli arkadaş, Recep İvedik'in cazibesi ile ilgili epey bir fikir verdi aslında. 'Ayı yaa... aynen ayı' ya da 'O arabayı kendin sırtına alıp götürsene lan' gibi yorumlardan Recep İvedik'in seyirciyi cüssesi ve -tabii- kıllarıyla büyülediği sonucuna vardım. Eğer devam filmleri yapılacaksa bu cazibenin kaç film daha gideceğini, bir noktada hikâyeye, olay örgüsüne benzer bir şey gerekip gerekmeyeceğini, aksi takdirde Recep İvedik tipinin gorile doğru evrilmesinden başka bir çare olmayacağını düşündüm. Ve tabii, esas olarak alışılmadık lafları ardarda dizmeyi seven bir komiğin etkisini nereye kadar sürdüreceğini de merak ettim. E, bu da bir komedi anlayışıdır. Ama tabii Recep İvedik'ten bahsediyoruz, Steve Martin'den değil. Togan Gökbakar'ın Recep İvedik tipinin yoğun kıllı gölgesinden bir an önce kurtulmasını diliyorum.

Kaynak: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=248788

Gönderen: BuRnOut Mar 4 2008, 12:08 AM

Film eleştirisinde Sosyolojik Eleştiri diye ayrı bir eleştiri türü vardır ve tikel örnekler üzerinden geniş toplumsal varsayımlara veya bakış açılarına ulaşılabilir. O yüzden Recep İvedik'i, GORA'yı, Beyaz Melek'i, insanlarda gülme ve ağlama yoluyla katharsisler yaratarak, onları rahatlatma (ben buna uyutma diyorum) amacı güden türevlerini merkez noktasına alarak genel bir eleştiri yapılabilir. Bu işin sanırımı veya olabiliri yok, bu bir yöntemdir. Doğru bulabilirsiniz, bulmayabilirsiniz. Bu yüzden baronio'nun bu konudaki görüşlerine katılmayarak, bunun bilimsel bir eleştiri yöntemi olduğunu belirtmeliyim.

Bir diğer katılmadığım husus ise, böyle filmlerin insanların sinemaya gitme alışkanlıklarını değiştirdiği ve ülke sinemasına katkısı olduğu tezidir. Bu filme 2 milyon kişi gidiyor, ama bunların 10.000'i Reha Erdem filmine gitmiyor. Gitmez de, gitmesini de beklememek gerekir. Çünkü bu kitlenin sinemaya gitme amacı farklı. Ülke sinemasına da getirisi sadece ticari sinema bağlamında var. Bu filmde yapılan hasılatın %10'u bile yeni ve yetenekli yönetmenlerin filmlerine sübvanse edilmiyor. Yeni kültürel alanların açılmasına katkıda bulunmuyor. Ne insanların ayağının bir şeye alıştığı var, ne de ülke sinemasının bir yerinde bir canlanma var. Bir ülke sinemasında Recep İvedik veya Beyaz Melek gibi 30 tane film çıksa ne olur, çıkmasa ne olur. Bakınız Bollywood'a film kaynıyor. Kendi üretimleri, kendi oyuncuları, kendi teknik imkanları... İzle izle bitmez. Oradaki insanların ayakları bir kere alışmış işte. Alışmış, kudurmuştan beterdir diye boşuna demiyorlar.

İşin hepsinden güzeli, geçen gün Cine5 kanalında Şahan'ın muhteşem bir röportajı vardı. Bağımsız sinemaya, sanatsal sinemaya ve yönetmenlere vermiş veriştirmiş. Güzelde yapmış. Maskesini düşürmüş, tarafını belli etmiş. İzleyenlerin çoğu, böyle ticari filmlerin olmasına yadırgamadan bakabiliyor. Ama projenin mucidi neden böyle sanata bir şey katmadığı herkesçe bilinen bir şeyin üzerinden, sanata bir şeyler katanlara kaktırmaya çalışıyor. İş gerçekten ilginç bir boyuta doğru gidiyor. Man on the Moon'daki Andy Kaufman gibi bir komedyen olursun, çıkarsın konuşursun amenna. Ama Şahan kim ki! Neci olduğu belli değil daha. Ve ürettiği görgüsüzlük sirkiyle de boyundan büyük yerlere tırmanmaya çalışıyor. Şahan gibileri çok gördü bu ülke sineması. Hollywood'un Türkiye bayisi Mustafa Altıoklar kardeşimiz Hollywood filmlerinden arakların Türkçe versiyonlarını çekerken ülke sinemasında kıpırdanma var dediler. Sinan Çetin filmlerinden götürdüğü milyonlarla kendine oyuncu ve teknik eleman yetişterecek okullar açtığında, işte Türk sinema endüstrisi gelişiyor dediler. Gördük gelişmeyi. Topluyoruz şimdi o muazzam dönemin meyvelerini işte. Mustafa Altıoklar gider, Şahan gelir, o gider yakında onun gibi seviyesizin biri türeyiverir. Arz-talep dengesi değişmedikçe, isimlerin ve filmlerin önemi de yok zaten.

Ne ticari sinemaya ne insanların sinemaya giderek gülmesine, ağlamasına, orgazm olmasına bir lafım yok. Olamazda zaten. Sinema herkesin algı seviyesine göre farklılık gösterir ve herkes farklı şeyler alır izlediklerinden. Ben Nuri Bilgi Ceylan'ın Uzak'taki bir plan sekansının nüfuz ettiği sorunları ve yalnızlık halini bilirim ve bunu fark ederim. Ama aynı sahne Şahan için karlı havada boş boş yürüyen ve kötü çekilmiş bir sahneden öte anlam barındırmaz. Bunda şaşılacak veya yadırganacak bir şey yok. Esas nokta, böyle filmlerin yüklendikleri misyon ve bu misyonu olduğu gibi içine sindiren ve sözümona gülmekten başka bir şey için o filmlere gitmeyen saftirik seyirci güruhunun varlığı. Bilinçli bir izleyicisindir, filmin neyi barındırdığını ve filmde ne bulacağını bilirsin ve izleyip aradıklarını bulmaya çalışırsın. Ama onun senden olmadığını bilirsin. Neye güldüğünü, hangi filme niye gittiğini bilirsin. Ama hem gülüp hem neye güldüğünü bilmiyorsan, burada bir sorun var bana göre. Benim merak ettiğimde bunun nedenleri. Bilinçsiz izleyicideki artışın nedenleri... Acaba bu insanlar bu filmin afişine, bu filmdeki Recep İvedik görgüsüzünün halk kahramanı olarak adlandırılmasına ve içimizden biri olarak lanse edilmesine hiç mi takılmadı? Hiç mi, orada dur bir dakika, bu da neyin nesi demedi? Eğlenmek de her faaliyet gibi belli bir plan-program çevresinde yapılan, yapmadan önce neyin niçin yapıldığının hesap edildiği bir eylemdir. Eğlenmek seviyesizliği gerektirmez. Herkes eğlenir. Kimse eğlenceye karşı değildir ki. Sanat filmleri de içinde eğlence barındırır. Ama her şey seviye denen kilit sözcükte bitiyor. Onu bir kaçırdık mı, Recep İvedik'e de bayılırız. Mehmet Ali'ye de. Sonra ben M.Ali'ye gülmüyorum, Şahan'a gülüyorum deyince de gel çık bakalım işin içinden işte. İkisi çok mu farklı acaba?

Gönderen: ggecim Mar 4 2008, 12:39 AM

Bu ülke sonuçta en kaliteli diye nitelediğimiz filminden tutun da kalitesiz diye nitelediğimiz filmlerin hiçbirinde artık bir toplumsal gerçekçiliği irdelemiyor ki! Şimdi bir Yılmaz Güney sineması'na karşı ya da yanında duracak bir sinema var mı ? Yurt içinde ve dışında bir yığın ödül almış filmler şu an itibariyle kişisel yalnızlıklar ve kaygılardan öte gitmiyor. Toplumsal gerçeklerin en son irdelendiği film neredeyse yıllardır ilk olan Eve Dönüş filmiydi. Bu kadar kişiselleşmiş bir sinemanın toplumsal bir sektörü ileri götüreceği falan yoktur, zaten. Sonuçta ne Recep İvedik kazandıklarıyla Türk sinemasını sektör yapabilir ne de sanata büyük katkılarda bulunan ve yaptığı işin getirilerini fazlasıyla hakeden Reha Erdem, Çağan Irmak ya da Nuri Bilge Ceylan bunu başarabilir. Sorun burda, tüketicinin fazlasıyla kültürsüz, bilinçsiz ya da başka bir tür olması değil. Sonuçta Amerika'daki halk anketlerde, dünyanın en aptal halkı çıkmasına rağmen ülkenin gelir kaynaklarında birinci sırada sinema var. Sinema siyaseti, politikayı ve devleti desteklemekte, aynı şekilde onlar da sinemayı desteklemekte. Diyeceğim şudur ki, bu ülkede ne zaman sinema emekçileri haklarını aramaya ve sinema ülke politikası olmaya başlar, işte o zaman sinema büyük bir sektör olur ve işte o zaman iyi film kötü film ayıklaması yapılabilir. Ama şu anda insanlar filmlere ya gülmeye ya da irdelemeye gidiyor ortası ya da manası yok birçoğu için. Sonuçta kimse sinema ile eğitilmek zorunda olmadığına ve sinema, sanata da eğlence sektörüne de hizmet ettiğine göre; herhangi bir filmin illaki fotografik, sanatsal ya da toplumsal bir mesajı olmak zorunda değil. Kaldı ki -ısrarla söylüyorum- Recep İvedik filminde birçok insanın belki göremediği, belki de anlayamadığı, abartılı bir anadolu insan motifi var.

Gönderen: borndead Mar 4 2008, 01:20 AM

Her biri birbiriyle irintili aslında. Şahan Gökbakar televizyona ilk adım attığında böyle miydi? Altını çizerek belirtiyorum, eleştirel komediden uzaklaştıkça bu hâle geldi. En azından TV 8'de çıkarken farklı bir Şahan izliyorduk. Sonunda belden aşağı çalışan bir komedyen oldu çıktı. Ortada su götürmez bir gerçek var. Şahan değişti, hem de ziyadesiyle değişti.

Sinemamızın gelişimi konusuna ise şu noktada hiçbir inancım yok. Belki hoş değil, ama işin içine para girince durum böyle oluyor. Sinemaya girip de "Ben bu filme nasıl para verdim?" demediğim son Türk filmi "Takva" oldu -ki onu izleyeli de bir yılı geçti. Aynı senaryolar üzerinde birkaç kalem oynatıldıktan sonra evrilip çevrilip önümüze sunuluyor. Elbette ki bu benim şahsi fikrim. Sinemadan çok anlayan biri olduğumu da söyleyemem. Ama gerçek açık açık "Ben buradayım!" diye bağırmıyor mu?

BuRnOut ve siroguz'a yalnızca seyircilere gösterdikleri eleştiride katılmıyorum. Zevk-renk meselesini tartışmanın gereksizliği bir yana, paranın konuştuğu bir ortamda bu dilekler anlamını yitiriyor.

ggecim'e Amerikan halkının zeka seviyesi ve sinemanın ABD gelirindeki önemi konusunda katılmıyorum. Sinemadan çok para kazanıyor olmaları, onların doğru çizgide oldukları anlamına gelmez. Sonuç olarak Amerika'da bir senede zevkle izlenebilecek kaç film çıkıyor? Toplam yapım sayısına oranlanırsa ortaya çıkacak rakamı bir düşünün lütfen.

Clint Eastwood ise oldukça doğru tespitlerde bulunmuş. Yazısına "filmin skeçlerden oluştuğu" yönündeki kısmı hariç tamamiyle katılıyorum.

Gönderen: ggecim Mar 4 2008, 01:32 AM

QUOTE(borndead @ Mar 4 2008, 01:20 AM) *

ggecim'e Amerikan halkının zeka seviyesi ve sinemanın ABD gelirindeki önemi konusunda katılmıyorum. Sinemadan çok para kazanıyor olmaları, onların doğru çizgide oldukları anlamına gelmez. Sonuç olarak Amerika'da bir senede zevkle izlenebilecek kaç film çıkıyor? Toplam yapım sayısına oranlanırsa ortaya çıkacak rakamı bir düşünün lütfen.


Zaten söylemeye çalıştığım da bu; ne kadar çok film üretilirse, o kadar çok irdeleme ve iyi film kötü film ayırma şansımız var diyorum, bunun için de sinemanın bir sektör olması gerekiyor. Elbetteki Hollywood'da çok fazla kötü film üretiliyor, bu konuda zaten hemfikirim. Ama bu onların sektörünü, ülkeye kazandırdıkları açısından birinci sıraya yerleşmesini ve bütün dünyaya pazarlamasını engellemiyor. (Sonuçta ülke gelirinde sinemanın birinci sırada olması benim fikrim değil bir bilgidir.) Unutmayın ki hayranlıkla izlediğimiz o diziler de bir Hollywood ürünüdür. Zaten sektörleri öyle bir hal almış ki, televizyon ve sinema birbirini çok sağlam şekilde beslemekte ve desteklemektedir. Söylemeye çalıştığım bizim bu sistemin doğru taraflarını örnek almamız gerektiği ve o zaman sinemamızı ileri götürebileceğimiz fikridir. Üstelik onların da bağımsız filmler yaptığını da unutmamak gerekir. Yoksa şu forumda oranlasak, heralde amerikan sinemasından en hoşlanmayan kişi ben olmalıyım.

Gönderen: Clint Eastwood Mar 4 2008, 03:26 AM

Recep İvedik'e gidilip, Reha Erdem'e veya Nuri Bilge Ceylan'a gidilmemesinin ekonomik bir boyutu da var tabi. Sinemaya giden bir çok insan, sene de iki kere sinemaya giden insanlar oluyor bu filmlerde. İnsanlarımız iyi kazanmıyor ve sinemaya giderken garanti güleceğini, eğleneceğini, ağlayacağını düşündüğü filme gidiyor. Ekonomik özgürlüğümüz artmadıkça Recep İvedik'ler, yada TV'de sıkça gördüğümüz bizi güldüren herhangi bir karakter kapalı gişe oynar...

Gönderen: baronio Mar 4 2008, 08:33 AM

Sevgili BuRnOut, bu yontemin varligindan haberdarim. Ancak demek istedigim; daha bir sinema filmi olarak dahi gormedigin bir skecler derlemesi uzerinden bilimsel sonuc cikarabilecegine inaniyor musun? Eger gercekten Sahan'in Bagimsiz sinemaya veya Avrupa sinemasina abuk subuk laflar soyleyip, kendi sevdigi tarzi yuceltmesine icerliyorsan, senin mesajlarinda da bir terslik yok mu? Kalkip burada Sahan'in bu guldurusunu film kategorisine koyup, sonra cektigi bu skecler potpurusi uzerinden Bagimsiz Sinema veya Avrupa Filmleri ile asik atmasina alet olup da ayni kefeye koymaya niyetim yok. Eger buna niyetli olan varsa buyursun.

Gulme eylemini altinda dusunsel bir anlayis yatan bir davranis olarak algilamak dogru degil. Gulmek kimi zaman da bir reflekstir. Nasil son donem korku sinemasinin yukselen modasi "Booo!" diyerek korkutmaya dayali yapimlara sikca rastliyorsak, insanlarin anlik bos bulunmalari uzerinden gulduru yaratan filmlere de rastlamamiz normal. Sonucta korku gibi, gulmek de bir reflekstir. Neden bu kadar uzerinde konustugumuzu bile anlayabilmis degilim. Konusmamiz gereken Turkiye'de yaratilan "Sinema" filmleri olmali. Turk sinemasini Sahan ve turevleri degil, kendini sinemacidan sayan, para icinde yuzen Sinema hortumculari bir yerlere getirecekse getirecek. Isterseniz Sahan'in bu karin bosluguna dokunup insanlari guldurme hamlesinden sonra, Cagan Irmak'in melodramlarinda gozumuze gozumuze aglamamiz icin dayadigi soganlari konusalim. Inanin bu konudan daha derli toplu ve ayaklari basarak devam edecektir.

Gönderen: travis_bickle Mar 11 2008, 10:48 PM

Recep İvedik ve Türk İnsanı başlığı hiç yakışmamış. Filmi eleştirmeyle beraber insanları da eleştirmek gereksiz.
Eleştirmek veya övmek de insanlarda merak uyandırıyor, bir de ben göreyim tarzı bir durum oluşturuyor. Senelerdir TV'lerde uyutucu dış ülkelerde uygulanmış ve başarılı olmuş programların Türkçe versiyonları yayınlanıyor. Şaban filmleri veya ona benzer filmler ısıtılıp ısıtılıp önümüze geliyor. Camda duran adam tutunca Recep İvedik oldu, krolaştı, şimdi nakte dökülüyor. Seri bir biçimde bu işi yapanlar çok iyi biliyorlar ve söylüyorlar; karar izleyenlerin.
Armağan Çağlayan bir programda ben medya maymunuyum, benim görevim şaklabanlık demişti. Ne kadar tepki alırsam o kadar iyi.

Mod edit: Noktalama işaretleriyle söylemek istedikleriniz daha anlaşılır olmadı mı?

Gönderen: kurt_thewolf Mar 18 2008, 01:29 PM

Ülkemizde bu tür uyanık, olayları anlık değerlendirebilen insanlar da var elbet. TV programlarından hastası olduğum bir karakterin filmine gitmeyi herkesten çok istemişimdir diye düşünüyordum. Gördüm ki bu karakterden hatta Şahan Gökbakar'dan haberi olmayan insanlar benden daha istekli imiş. Bir kez görülen bir sinema filmine ikinci kez gidilmesini anlayabilirim. Zamanında bende birkaç film için bu durumu yaşamıştım. Bu filmde gördüm ki insanlar artık izlemek için değil, popülaritesinden yaralanmak, etrafındakilerden farklı olduğunu göstermek için dahi, dört hatta beş kez gidiyorlar. Sıkı bir fan olmama rağmen arkadaşlarla ikinci gidişimde bir türlü gülemedim. Espirilerin zamanını, yapılış şeklini vs. herşeyi bildiğimiz olayları tekrar izleyerek ne elde ettiğimizi anlayabilmiş değilim. Bu filmin bu kadar çok izlenebilmesini TV programlarındaki popülaritesine bağlamak zor olmasa gerek.
Yadırganan tarafları var; ancak güldürmeyi başarabilen güzel bir yapım. Bazı sahnelerde sınırların zorlandığından ötürü üzüntü duydum. Şahan'ın bu tür esprilerle filmini oluşturması benim gibi sıkı takipçileri için oldukça üzücü bir hadise. Bu zaman kadar ''Kim Beşyüzbin İstemez Ki?'' skeçleri ile kazandığı beğeninin üzerine yatmış.
''Sinema'' olarak değerlendirilecekse de, değerlendirilecek bir şey olmadığını söyleyebilirim. Zaten bu yapımın bir ''sinema filmi'' olarak çekildiği söylenemez. Şahan önüne gelmiş fırsatı en iyi şekilde değerlendirip, kendi ve benim adıma en doğru olan şeyi yapmış.

Gönderen: Taurus Apr 3 2008, 01:31 PM

Başlıkta yazılanları henüz okumadım, bu mesajımı yazdıktan sonra okumaya başlıyorum. Film hakkında kanaatim şudur. Kesinlikle bir film değeri taşımıyor. Recep İvedik, Şahan'ın İvedik tiplemesi skeçlerinin toplamı gibi bir şey olmuş. Ha güldürüyor mu? güldürüyor ama bu bir filmin film olması yeterli değil. Hala aramızda osuruk efektini komik bulanlar varsa durum fena gözüküyor. smile.gif Tüm bunlara rağmen Recep İvedik kafa dağıtmak, biraz kahkaha atmak için izlemeye değer. 10 üzerinden 5.

Gönderen: efrasiyab Apr 5 2008, 02:33 AM

Film, bundan 20 sene sonra sinema okullarında "Recep İvedik ve Türk insanı" konulu derste okutulacak seviyesizlikte. Burnout'u geç de olsa takdir ve tebrik eder, özellikle filmle beraber o filmi tüketen ( izleyici diyemiyorum bariz tüketici) güruhun eleştirilmesine neden tepki verildiğini anlamakta hayli zorlandığımı ifade etmek isterim. confused1.gif Filmle beraber insanları eleştirmek neden gereksiz olsun? O filmin tüketicileri ( ve de üreticileri) o insanlar değil mi?

Sonuçta "bilimsel" daha doğrusu "sosyolojik" eleştiriler her nevi kültürel ürünler üzerinden yapılır; ister hayatımın filmi, ister skeçler toplamı deyin, bu onun sosyolojik incelemelere konu olamayacağını ya da olmaması gerektiğini göstermez. Kaldi ki sosyal bilimler söz
konusu olduğunda “bilimsel sonuç” gibi keskin ifadelerden kaçınmak gerekir. Sonuçta ne mene bir toplumsal ruh halinde olduğumuza dair ( daha doğrusu özellikle işte bizim "anadolu insanı" diye pohpohlayarak ki bence en başta o "anadolu insanı"na hareket eden ve ivedikle gülen-ağlayan milyonların halet-i ruhiyesine dair) net bir teşhis koymak değilse bile, belirtilerden yola çıkarak gidişatı kabaca tanımlamak da pekala olabilir film inceleme veya eleştirilerinin bir amacı. Aksi halde Cüney Arkın’ın “Dünyayı Kurtaran Adam”’ının iletişim fakültelerinde, niçin “tez konusu” olduğunu anlayamayız.

Eğer bu yapım bir sinema filmi olarak değil, ticari fırsatçılıkla girişilmiş bir skeçler toplamı olarak kolaylıkla kabul görüyorsa, sinemanın salt finansal yatırım aracı olmadığını hatırlayarak ( en azından 7G’nin ona bakışının) “neden bu topraklarda vasatın egemenliğini kıran bunca az kültürel ürün yaratılırken ve Avrupa onları ödüllendirene kadar ‘türk insanı’ fark etmezken, böyle kofti filmlerin fırtınalar kopardığını da sorgulamalıyız.” Sinema sanatı adına...Kaliteli film illa da toplumsal gerçekliği irdeleyen ya da Yılmaz Güney gibi sosyalist gerçekçi bir uslubu olan film demek değildir, bireysel hikayeleri anlatan ( Nuri Bilge Ceylan gibi) filmler de “toplumsal yaralara kör gözüm parmağına basmadan” pekala kaliteli olabilirler. Her tarzın kaliteli veya banal örnekleri olabileceği gibi popüler ya da popcorn filmlerin de kendi içinde nitelikli ürünleri olabilir. Ancak Recep İvedik bunlardan birisi değil ne yazık ki?!

Elbette türk toplumunun eleştirilecek, şaşılacak, nefret edilecek, incelenecek, eleştirilecek çok yönü var ve sinema tercihleri de bunlardan birisi. Burası bildiğim kadarıyla sinema formu ve filmleri olduğu kadar film tercihlerini de eleştirmek için doğru adres!

Gönderen: baronio Apr 5 2008, 04:12 PM

Neyse, ya ben derdimi anlatamiyorum, ya kimse anlamak istemiyor, ya da kimse anlamak amaciyla okumuyor. smile.gif

Ne ise yaradigini anlamasam da ben de cumlemi oyle bitireyim bari: !!!

Gönderen: CuT Apr 5 2008, 07:45 PM

@baronio
Anlayan var merak etme smile.gif basliktaki ilk iletinizde belirttiniz nedenler benim icinde gecerliydi; be nedenle gittim ve izledim.
Bildigimiz Recep Ivedik iste flaugh.gif uzerine dusunmemek gerek.

Gönderen: personalfable Apr 5 2008, 11:28 PM

QUOTE(BuRnOut @ Mar 3 2008, 02:42 AM) *

. Nedense ülkemdeki insanların her zaman rahatlamaya ihtiyacı oluyor. Anayasa değişiyor, savaş çıkıyor, sosyal değişim yaşanıyor ama benim insanım hep rahatlama ihtiyacı hissediyor. Ne zaman düşünme ve tartışma ihtiyacı hissedecek acaba? Bilmiyorum, bir milyon kişi 300 filmlik koca bir festivali seyretti diye, o sayıyı rekor sayıyorsak ve Recep İvedik gibi filmleri 2-3 milyon kişi izliyorsa durup düşünmek lazım. Sanırım, her zaman ki gibi rahatladıktan sonra düşüneceğiz. Ee ne yapalım, hep bekledik. Yine bekleriz, insanların rahatlamasını...



QUOTE(Clint Eastwood @ Mar 4 2008, 04:26 AM) *

Sinemaya giden bir çok insan, sene de iki kere sinemaya giden insanlar oluyor bu filmlerde. İnsanlarımız iyi kazanmıyor ve sinemaya giderken garanti güleceğini, eğleneceğini, ağlayacağını düşündüğü filme gidiyor.



sanırım iki görüşün de paralel bir tarafı var evet insanlar rahatlamak istiyorlar , sinema bazı insanlar tarafından sırf "eğlence" sektörü olarak görülüyor, bu kişisel olarak bana ters bir durum olsa da olay sanırım bunu kabullenebilmekten geçiyor, ve çoğunluk tarafından tavsiye edilen filme gidip, eğlenebilmek adına hem verdikleri zamanın hem de paranın karşılığını almak istiyorlar, bunun da filmi yapanların daha da ceplerini doldurmasından öte bir yararı yok, ama sinemamız gelişiyor gibi bir yorumun zaten bilinçli kitlelerce yapılamayacağını umut ediyorum.

komedinin abartılı olması gerekliliği sorunsalına gelince bu görüşe katılmıyorum , bence reha erdem'in " korkuyorum anne" filmi, bu işin kolaya kaçmadan zekice de yapılabileceğinin göstergesi , üzerine düşünülen esprilerin illa da didaktik ve sıkıcı olması gerekmez , günlük olayların gözden kaçan ayrıntıları bile komedi unsuru olabilir, zeki biçimde işlendiğinde.

Gönderen: plansekans Jul 13 2008, 09:13 PM

QUOTE
Recep ivedik tiplemesi filme göre daha komikti bana kalırsa... Filmi merak edip sinema çekimi versiyonunu edindiğimde tongue.gif filmde gülünecek pek birşey bulamadım. Şahan filmin başından sonuna kadar lafa yaslanmış... Halbuki komik denen şey bence durumlardan çıkmalı... Senaryo çok kötü... Karakterler inandırıcı değil... Bir de kadınların gereksiz yere gaz çıkarması bana pek komik gelmiyor... Olmamış... Zaten Şahan da filmin ticari bir nitelik taşıdığını açık olmasa da belirtiyor...


Yukarıda alıntıladığım yazıyı başka bir forumda yazmıştım. İlginçtir, bu filmi eleştirdiğiniz zaman insanlar sizi "halka tepeden bakmakla, 'entel' olmakla" suçluyor. Gidin, felsefe aramayın, gülerken düşünmeyi beklemeyin ve çıkın diyorlar ... Kendi türü içinde bile yüzkarası olan bu filmi aslında eleştirmek de yersiz gibime geliyor, zira neresinden tutsanız elinizde kalıyor ...


Sizlere bir sürprizim var ... Sıkı durun ... "Recep İvedik Askerde" geliyor ... oleyo2.gif

Gönderen: someareborntotheendlessnight Jul 14 2008, 03:47 AM

Aslında yukarıdaki sohbette BuRnOut tarafından “Bu kadar rahatlama ihtiyacı da nereden geliyor?” biçiminde ortaya konulan düşünce meseleyi çok iyi özetliyor: Hayattaki en doğal hakkının eğlenmek olduğunu düşünen ama eğlence için seçenekleri olmayan, mecburen en çok sayıda kişinin eğlendiği şeyle eğlenerek kendi seçiminin doğruluğunu garantiye aldığını düşünen insanlar, hiç kuşkusuz kalabalık tarafından dile getirildiğinde geçerli kabul edilen beğenilerinin gelip geçici bir şey olduğunu varsaymaya eğilimlidir. Ama kazın ayağı pek öyle değil: Tarih bilenler, kitlelere sunulan en basit (gibi görünen) şeyin bile körleştirici etkilerinin büyük bir hızla ortaya çıktığını bilir. Popüler kültür ürünleri, hızla tüketilebilir olmaları bir yana, aynı hızla da tüketme potansiyelleri olan saatli bombalar gibidir: Çünkü bu ürünlere (şimdiki örnekte İvedik’e) ayırdığınız zamanı ayırmayacağınız gerçek kültür ürünleri, sadece eğlenceli olmamaları yüzünden kenarda durmaya mahkum olacaklarsa ve İvedik sinema sektörünü geliştirici bir etken sayılacaksa, bu durumun üst perdede yaşandığı Amerikan sinema sektörüne daha gerçekçi bakmakta fayda vardır: Sektörün pis iştahlı genişliği, kendi başına “iyi filmlerin de” yapılmasını sağlayan şey değildir: Aynı zamanda o iyi filmler yapıldığında o iyi filmlerin yapımcılarınca beklenen seyircinin o iyi filme değil de İvedik’e gitmesini garantileyen şeydir. İki saatte yerler adamın beynini.

İzin veriliyorsa, sıkıcı olmak pahasına bir parantez açacağım: Dünyadaki toplam acıdan kendi payına düşeni almakta gönülsüz bir insanın, iş aynı dünyadaki kof eğlenceden payını almaya gelince canavar kesilmesi ironik bir durum değil mi? Dahası, zaten dram filmlerinin komedi filmlerinin aksine “eğlence” vaat etmediklerini düşünmek de biraz safça olurdu: Burada en eğlenceli şeyin en az düşündüren şey olduğu gibi bir kabul, bir çeşit köklere dönüş, bir çeşit insan zekasına hakaret anlamına gelebilir. Bana sorarsanız, sadece zekanızı kullanarak anlayabileceğiniz derecede ince bir şaka ya da ironi, osuruk sesinden ya da homofobik bir espriden daha “saygılıdır” size. Elbette böyle bir saygıyı hak ettiğinizi düşünüyorsanız. Şahan Gökbakar, açıkça sadece paralarını istediğini ortaya koyduğu insanlara neden böyle bir saygı duysun ki? Dahası, böyle bir saygının varolması gerektiğinin farkına varması tarih boyunca engellenmiş bir toplumun buradaki saygı eksikliğinin farkına varmamasındaki “espriyi” anlaması beklenen izleyiciler nerede? Sanıyor muyuz ki bu iki sistem, yani ortalama algıyı ortalama halinde muhafaza etmeye çalışan resmi kurumlar ile bu konuya hiçbir eleştirisi olmayan ve bundan nemalanmaya çalışan Şahan Gökbakar farklı varlıklar olsunlar? Gökbakar, tam da burada Recep’i Recep İvedik haline getiren ve orada sabitleyen sistemi olumlamaktadır ve onu sempatik hale getirerek gerçek İvedikler tarafından her gün şiddet uygulanan çocuklara, kadınlara ve kalanlara bir tokat da o atmaktadır. Yoksa bu kadar sivrilterek, bu kadar karikatürize edilerek çizilecek denli gözlemlenmiş bir karakter hakkında biraz onuru olan biri bir komedi filmi değil, bir belgesel çekerdi; çünkü bu hiç komik değil, kimi insanlar için. Ya da, traji-komik derecede komik ve daha fazla komikleştirilmesine, hadi açık konuşalım, gülünçleştirilmesine hiç gerek yok.

Sektör denen şeye gelince, hiç öyle “Bakın Amerikalılar aptal ama refahları çok yüksek” gibi noktalara kadar gelip orada durmaya gerek yok: Kimin refahı yüksek burada? Hangi Amerikalıların? Yaptıkları aptal filmler yüzlerce milyon dolar hasılat yapıyor da bu parayı kim bölüşüyor? Amerika’daki yoksulların nüfusa oranını araştırmaya hiç mi gerek yok? O aptal filmlerin ortalıkta döndürdüğü paranın piyasa içindeki hareketlerinin sosyal devlet uygulamalarıyla bağdaşıp bağdaşmadığını kasırgazede New Orleanslılara anlatabilir misiniz cesetleri suda çürürken? O kadar sinema sektörünün gelişmişliğinin, o kadar içi boş film yapmışlığın kime ne faydası var ve bu konuyla ilgisiz olduğu savunulabilir mi gerçekten? Ya ilgili olduğu savunulabilir mi? Demem o ki, sektör dediğiniz şey sektörün patronlarına aittir; kimin neyi izleyeceğine onlar karar verir; kimin neyi beğeneceğine de… Bunu söylemek için de ezberledikleri ve ezberlettikleri cümleler vardır: Zevkler ve renkler gibi… Oysa zevkler ve renkler tartışılabilir. Neden tartışılmasın ki? “Beğeni” denilen şey bu kadar mı gökten inen bir şey?

Aklıma gelmişken, Tarkovsky’nin bu tartışmada nasıl bir yeri olduğunu açıklayabilecek olan var mı? Onca kitap okuyacaksınız, onca plastik ve teorik eğitim alacaksınız, onca fakirliğin içinde yaşayacaksınız, devletiniz film yapmanıza destek olmadığı gibi filmlerinizin seyirciye ulaşmasına da engel olacak, neredeyse sinemada kusursuz denebilecek çerçevelere, sekanslara ulaşacaksınız, işin tekniğinden anlayan kimi eleştirmenlerce “sinema sanatının varabileceği en üst nokta” diye tanımlanan filmler çekeceksiniz ve hem de bunları sinema tekniğini büyük oranda var etmiş bir Sovyet Sineması geleneğini de aşarak, yoksulluklar içinde yapacaksınız, sürgünde kanserden genç yaşta öleceksiniz ve adınız günün birinde “Recep İvedik izlemeyelim de Tarkovsky mi izleyelim?” şeklinde özetlenebilecek bir soruda Nuri Bilge Ceylan’la birlikte anılacak… bu adil değil. Sinemadan söz ediliyorsa Tarkovsky’nin adının geçtiği yerlere çok dikkat edilmeli.

Gerçekten kof eğlencenin alternatifinin yüksek sanat sineması olduğu mu düşünülüyor? Bu karşılaştırma yapıldığında “zorluk” ve “kolaylık” denen şeyler birbirinden çok kolay ayırt ediliyor diye kof eğlence haklı bir konuma mı yerleşiyor? Hiç kusura bakılmasın, diyelim bir sinema salonunda (olmaz ya!) Kuleşov hakkında bir belgesel filmle Recep İvedik arasında kalıp da ikinciyi tercih edenler, Kuleşov’un tam da bugünkü eğlence sinemasını olanaklı kılan tekniklerin yaratıcısı olduğu gerçeğini asla öğrenemeyecekler. Ve kendisinin neden ve nasıl eğlendiği hakkında bir fikri olmayan ve olmamasını tercih edenler, kaybetmek istedikleri o “değersiz” iki saatlerini nasıl “değerli” hale getireceklerini hiç düşünmeye çalışmasınlar. Bunuel zamanında boşuna “Geçim zorluğu sanat orospuluğunu bağışlatmaz” dememiştir; ki onun bile bir küçük burjuva damarı olduğunu bilen bilir.

İnsanları güldürmenin bir sürü yolu var. Bu yollardan en basitlerini tercih edenlerin ele geçirdikleri insanlar da ilkesel olarak basit insanlar olacaklardır. Bu kişiler basit kişilerdir demeye çalışmıyorum: Demek istediğim, bu kişilerin basitleştirilmeye bir itirazı olmayan ruh hallerinin toplumsal okuması yapıldığında ortaya çıkacak tablonun pek de eğlenceli olmayacağıdır. Çok komik bir film olan 1980 tarihli Zübük’te bile İbrahim Zübükzade bir an kandırdığı ve onun düşürdüğünü iddia ettiği fotoğrafı yerde emekleyerek arayan insanlara bakarak iç çeker, neredeyse üzülür, bir an karakterinden çıkacakmış gibi olur. İşte bu refleksi yaratan şey Aziz Nesin’in ve Kemal Sunal’ın dehasıdır. Şahan Gökbakar’da olmayan şey: Recep İvedik’i asla inandırıcı biçimde insan haline getirememe riskine gişe için girebilecek denli gözünüz karaysa, ardınızda bıraktığınız şey basit bir sifon düzeneğiyle pür-ü pak hale gelebilecek, günahınızı silip ortadan kaybedecek bir unutkan belleğe inancınızın eseridir. “Zaten kimse anımsamaz, yapıp geçelim.” Öyle ya, bırakınız Gökbakar gibi cılız bir varoluşu, 12 Eylül gibi vahşi bir filmi çekenleri bu toplum hâlâ vergileriyle besleyip televizyon programlarında alkışlamıyor mu? Şahan’ı mı anımsayacak? Yarın öbür gün Şahan 12 Eylül komedisi yapsın, bakın izlenme rekoru kırıyor mu kırmıyor mu? Böyle bir durumda ona kızmak için nedenler bulabilenler Recep İvedik tarzı cinsiyetçi şiddet içeren insan tipinin içinde yaşadığı topluma eli silahlılardan daha az zarar verdiğine mi inandıracak kendini? Hakikaten, sadece bir karikatür mü zannediyoruz şimdi televizyon reklamlarında halkı en çok sömüren firmalardan birinin sözcülüğünü yapan kişiyi? Son derece gerçek bir kişidir o ve bu yüzden (açıkça, dramatize edilmemişliği yüzünden) de tehlikelidir. 1978 tarihli Osman Seden filmi 100 Numaralı Adam’ın baş karakteri Şaban, parasızlığın verdiği eziklikle bir süre sermayenin oyuncağı olduktan sonra aslında topluma karşı nasıl bir silaha dönüştüğünün farkına varır ve düzene başkaldırır. Patronuyla yaptığı efsanevi konuşmada gecekondudan geldiğini ve yine gecekonduya dönmenin ona çok koymayacağını, “ama” patronu bir gün yaşadığı saraydan gecekonduya geçiş yaparsa o zaman “o nazik götünün” alacağı hali merak ettiğini söyler. Şimdi buradaki düşünme payı eğlenmemize engel mi oluyor? Bunun böyle yapılmaması da sayısız Şaban filminde deneyimlenmiş bir şey değil mi? Neymiş, Recep İvedik orada duruyormuş, isteyen gitsinmiş… Gerçekten insanlığın bu konularda hiç mi birikimi yok, hiç mi sosyoloji, hiç mi psikoloji, hiç mi tarih yok artık bir şeyleri açıklamak için? Hiç mi bilmiyoruz ki, koyunların ağıla girmesi için o kadar da yönetmenliğe, yönetilmeye ihtiyaç yoktur; sadece bütün kapıları kapatın ve sadece ağılın kapısını açık bırakın… hepsi oraya girecektir.

Sektör… sektör dediğimiz şey kabaca budur ve tek başlarına sevimli olan İvediklerin ve Gökbakarların osuruklarını birleştirdiklerinde ortaya çıkardıkları kokuyu hemen yarın sabah gazeteleri açtığınızda görebilirsiniz. Adına “eleştiri” dediğimiz şeyin sınırlarını ise yanlış çizmemeliyiz: Tipleme her zaman eleştiri değildir. Kimi zaman, tam tersine, olumlamadır. Zaten yaptıkları eleştiri olsa Cem Yılmazlar Şahan Gökbakarlar o kadar sevilmezler; öyle ya, Tarkovsky mi bunlar? Diyelim orta sınıf ve kural olarak zavallı bir Türk erkeğisiniz, size bakıp gülen adama bakıp gülerken bile bir an durup Zübük gibi düşüncelere dalmıyorsanız, tamam, pişmişsiniz demektir.

Gönderen: plansekans Jul 14 2008, 07:52 AM

Sevgili arkadaşım @someareborntotheendlessnight,

uzun uzun ve akıl dolu saptamalarınızla kaleme aldığınız yazınızı elifi elifine okudum. Kimi yerlerde durdum, düşündüm, geri döndüm tekrar okudum. Böyle bir forumda bulunmaktan ve sizin gibi insanlarla fikir teatisinde bulunmaktan dolayı yoğun bir haz yaşadım smile.gif


"Recep İvedik" özgülünde sosyo-ekonomik, sosyo-politik, sosyo-psikolojik bir sinekritik yapmışsınız, yazdıklarınız çok çok çok önemli bence ... Zevklerin ve renklerin tartışılabileceğini, İvedikvari zırvalarla Tarkovski sinemasının uzaktan yakından ilişkilendirilmemesi gerektiğini( Dahası birbirinin alternatifiymiş gibi gösterilmemesi gerektiğini), insanların bu tarz filmlerle manipüle edildiğini, "yahu adam film yapmış, isteyen gider isteyen gitmez, isteyen güler isteyen gülmez" mantığının safsatadan özge birşey olmadığını ve yaşam alanları iyice daraltılmış insanımızı daha fazla gütmeye, daha fazla alıklaştırmaya çalıştığını, eleştiri denen şeyin esasen hangi mekanizmalardan oluştuğunu, sektör denen nosyonun kof filmlerle gelişmediğini bunun yalnızca filmin yapımcılarının keselerini doldurduğunu özcesi bütün bu sinematografik argümanların politikadan bağımsız birer "kendinde şey" olmadığını harika örneklerle, muazzam argümanlarla uzun uzun anlatmışsınız.

Kendi hesabıma size çok teşekkür ederim ... smile.gif

Gönderen: paltosuz Jul 15 2008, 04:18 PM

Bu sayfadaki yazılan olumsuz yazılar rehberliğinde İvedikseverlerin düşünce şekillerini değiştirmelerini ummak fazla iyimserlik olurdu. Sonuçta bu sitede, ya da başka yerlerdeki Recep İvedik eleştirilerinin insanların gözlerini açma potansiyeli fazla değil. Bu söylediğim, yazıların o niteliği taşımadıkları anlamına gelmiyor. Sadece ulaşımda sorunlar var. Nasıl o insanlar işe yarar bir film yerine (işe yarar sıfatı uygun görülen şekilde değiştirilebilir) Recep İvedik’i tercih ediyorlarsa; bu tip yazıları okumaktansa tercih edecekleri çok şey vardır eminim. İyimser olup okuduklarını kabul ettiğimizde de yazılanları yorumlayış biçimlerinde hata bulurduk muhtemelen. O insan, günün yorgunluğunu Recep’e gülerek attığını düşünüyor; onun için önemli olan o, başka türlüsüne inanması için filmin kendisine dokunan olumsuz bir tarafını görmesi gerekecek. Böyle öngörülerde bulunmak bana ne kadar zavallıca bir girişim olarak görünse de kendimi tutmayacağım. Zavallı; çünkü umutsuz ve değişmesi umulan bir vaka ortaya konuluyorsa, gerçekten yapıcı bir şeyler sunmanın elimden gelmiyor oluşu beni daha da umutsuzluğa sürükler. Birbirini anlayan insanlar, umutsuz durumun ne kadar da umutsuz olduğuna, belirlemeler ve ortaya konulan gerçeklerle tekrar ulaşarak yerlerinde oturmaya devam ederler. Bu noktada -Recep İvedik’i izlemeyi reddetmiş olmak da bir şeydir- diye düşünmek ne kadar tatmin edicilikten uzak görünüyor. Ama yine de bir şeydir diyorum burada edilen o kadar laftan sonra.
Hayatını kolaylaştıran, düşünmeden eğlendiren, kişisel çıkar sağlayabildiği herhangi bir şey, diğer seçenekler içinde tercih ettikleri oluyor insanların. Ve bunun devamında, bu tercihlerini sorgulatmaya iten unsurlar dikkate değer olmuyor, yer etmiyor, görmezden geliniyor vs… İnsanların böyle olmak için nedenleri de var. Tabi Şahan Gökbakar’ın nedenlerini göz önüne almak saçma olurdu, ben hedef kitleyi düşünüyorum şu anda. Zaten bütün bunları, nedenlere sahip olmanın mazur görülmek anlamına geldiğini düşündüğüm için de söylemiyorum. Ben sadece bu durumlarda hep vardığım ikilemden nefret ediyorum: her şeyi yutarak, alternatif aramayarak, kapılıp giderek yaşadığı ve koşullarını zorlamaya uğraşmadığı için tüketen kesime mi, yoksa arz talep meselesini savunma gösteren ve tüketildiğinden emin olduğu çöpü sunmaya devam eden “sektör”e mi bok atmak daha yapıcı?
Bu çıkmaz yolların duygusallığıyla bir Aziz Nesin şiirini paylaşsam:


BOĞULAN ŞAİR

Senin seyircilerin düşman
Senin yargıcıların düşman
Öylesine yenmek zorundasın ki
Kıl payı bırakmadan

Sayısız genlerle donatmalısın
İmgeden kristallerini
Ki kamaşsın gözleri
Yüreğinden yansıyan ışıltılardan

Elmasını öyle yontmalısın ki sözcüklerden
Bakırı kükürdü çevirip altına
Ki gözlerini alsınlar da kör olsunlar
Kanının akkora kesmiş parıltılarından

Her şair gibi değilsin sen
İşin zor ki ne zor
Yargıcıların bakışlarında parlıyor
Keskin dişleri köpekbalıklarının
Her şairin bir çalgısı var
Senin tek çalgından duyulmalı orkestralar

Her şair senin gibi değil
İşin zor ki ne zor
Seyircilerin tırnakları sende
Yargıcıların dişleri sende
Her şairin bir sesi var
Senin sesinden haykırmalı korolar

Yine de yenik sayarlarsa
Yok sayarlarsa yine de
Öylesine yok olmalısın
Taksınlar nişan diye cinayetlerini
Şiirin koynundayken suç üstünde
Seni boğdukları zaman


Gönderen: aykirises Aug 7 2008, 11:42 PM

Recep ivedik bir halk kahramanı olarak görülüyor ama bu kahraman nasıl bi kahraman mizahi açıdan elle tutulur hiç bir yanı olmadıgını düsünüyorum yapılan sokak agzı konusmaları insanlara komik geliyor ''lan'' dediği için gülmekten catlayan insanların oldugunu duydum şaşırdım.Türk sineması için bana göre bu film bir ayıp ve hata keşke skec olarak devam etseydi ve öyle kalsaydı...

Gönderen: melisa hülya Aug 8 2008, 09:05 AM

@ aykirises,

Yıllar önce kardeşim sevgili Kayahan'la tesadüfen bir telefon görüşmesi yapma şansı bulmuş ve kendisine " arabesk " müziğin müzikal kalitemiz için ayıp ve kabullenemez olduğunu söylemiş ve onun fikrini sormuştu. Aldığı cevap oldukça dikkate değerdi: İster sinemada ister müzikte, insanlara beğenmediği bir tarzı zorla kabul ettirmenin yada beğendiğinden mahrum bırakmanın, sanatın hümanizmine aykırı olduğundan, ve aynı zamanda insanların beğenilerinin kısıtlanmasının doğru olmadığından bahsetmişti. Nasıl ki arabesk müziğinden keyif alan bir insanı opera sevmeye zorlayamazssanız ki zaten tam tersine devam edecektir, sinema konu ise biraz esnek olmak gerekir diye düşünüyorum. Şahsen küfür ve mizah konusuna yaklaşımım, kendi açtığım sayfada da belirttiğim gibi " rolün gerektirdiği kişiliklere uygun olmalı" olsa da, günlük konuşma dilinde nasıl ki insanlarımızın cümlelerine kilit vuramıyorsak, her filmin yada film karakterinin beğenilmesine, biz reddedsek de başkaları tarafından benimsenmesine engel olamayız. O yüzden, düşüncenizdeki " ayıp" yaklaşımınızı bir kez daha gözden geçiriniz. Sevgilerimle,

Gönderen: melisa hülya Aug 8 2008, 12:27 PM

QUOTE(baronio @ Apr 5 2008, 05:12 PM) *

Neyse, ya ben derdimi anlatamiyorum, ya kimse anlamak istemiyor, ya da kimse anlamak amaciyla okumuyor. smile.gif

Ne ise yaradigini anlamasam da ben de cumlemi oyle bitireyim bari: !!!


Sizi çok iyi anlıyorum sevgili baronio

Gönderen: cb_spike Aug 8 2008, 12:37 PM

5 Nisan'dan beri anca anlayabilmişsin, bravo. flaugh.gif

Gönderen: melisa hülya Aug 8 2008, 12:39 PM

QUOTE(cb_spike @ Aug 8 2008, 01:37 PM) *

5 Nisan'dan beri anca anlayabilmişsin, bravo. flaugh.gif

tongue.gif Yeni okudum biliyor musun? fool.gif

Gönderen: aykirises Aug 9 2008, 10:52 PM

@melisa hülya

öncelikle ordaki dusunceler genel olarak değildi sadece o film için bence düşünceleriydi.Sanatta tabiki bi kısıtlama yapılmaz ama bana bu film sanat eseri olabileceğini soyleyebilecek insan sayısı cok az olur diye dusunuyorum sinemayla yasıyan bizler ülkemizden kaliteli yapımlar beklerken bu film resmen kaliteyi inanılmaz derecede aşagıya cekmiştir bence bu ayıpta ondandır ve yine bana göre türk sineması ustalarına yapılmıs bir saygısızlıktır. Bu filmi ceken Gökbakar'ın Kemal Sunal ın yerini almak istediğini soylemiş kemal sunal filmlerini ve bu filmi aynı kefeye koyabilecek bir sinemasever var mı onuda bilmiyorum acıkcası ama bildiğim bir sey de var bunda eminim burda sanat adına hiç bir sey yok.

saygılarla...

Gönderen: marla Dec 7 2008, 08:20 PM

Filmin ikincisi de yolla. Haydi hayırlısı. Ben de diyordum kriz falan var bu memlekette, insanlar aç bitap ağlıyor. Yok, gayet iyiymiş durum. Kıronun, yani medyatik bir kıronun teki, rahatlıkla bizimle dalga geçip, paramızı cebimizden alarak milyon YTL mi, dollar mı kazanarak sinemayı sanat için yapanlara da laf atıp, Recep İvedik 2'yi çekmeye hazırlanabiliyor bu ülkede. Üstelik bizim aç edebiyatı yapan, devamlı sorunlardan beli bükülen insanımız da "eğlenmek" için sinemaya gidebilmeliymiş-miş. Devam edin böyle...

Editör Düzenleme: İletilerimizi yazarken sinirlenip, kontrolden çıkmaya başlayınca, üç nokta koyup bitirelim lütfen.

Gönderen: freelast Dec 25 2008, 03:29 PM

Umarım Recep İvedik 2 çıktığında 10 milyon kişi tarafından izlenirde ,amacı sadece güldürmek olan bir filmi anlamsızca ayıplayanlara güzel bir cevap olur.

Gönderen: BuRnOut Dec 25 2008, 03:35 PM

Burada herhangi bir şey ayıplanmıyor, tartışılıyor. Üstelik 10 değil, 60 milyon izlese de bir şey değişir mi? Seversiniz, sevmezsiniz... Bunlar ayrı, ama bir filmin tartışılmasına ve bir filmin sosyolojik açılımlarıyla değerlendirilmesine, seyirci rakamına ve filmin yapılış amacına bakarak "böyle bir şeyin tartışılması dahi abes kaçar" diyemezsiniz. Recep İvedik 2 çıkınca, eminim daha da yoğun tartışmalar olacaktır..

Gönderen: someareborntotheendlessnight Dec 25 2008, 04:49 PM

Sadece güldürmek sadece "sadece gıdıklamakla" mümkün. Gerisi için seçimler gerekir ve seçimler de gerekçelerle yapılır, bir film yapılırken. Ama sadece gülebilmek, ciddi söylüyorum, kıskanılası bir erdemdir.

Gönderen: marla Dec 25 2008, 04:53 PM

Üstelik her şeye gülen insanın, gamsız kişiliklerin boşuna para verip Recep İvedik'i izlemesine gerek yok. Kahveye gidip etraftakileri izlesin, daha komik olur bence.

Gönderen: mezdap Dec 26 2008, 06:59 PM

Filminde tek mantıklı akla dayalı espri, metalcilerin arabasına bindiğinde kafalarına vurarak ne gülüyorsunuz lan demesiydi, o tiplere ben de hep bunu yapmak istemişimdir. flaugh.gif

Gönderen: freelast Dec 26 2008, 07:41 PM

QUOTE(aykirises @ Aug 7 2008, 11:42 PM) *

Türk sineması için bana göre bu film bir ayıp ve hata keşke skec olarak devam etseydi ve öyle kalsaydı...



QUOTE(BuRnOut @ Dec 25 2008, 03:35 PM) *

Burada herhangi bir şey ayıplanmıyor, tartışılıyor.



Burnout , sadece bir cümleye takılmamak gerekir biliyorum ama gayet güzel yorumlar yapılırken birinin kalkıp 4-5 milyon kişinin izlediği bir şeyi ayıplaması beni rahatsız etti.Beğenmeyebilir ,izlemeyebilir ,eleştirebilir ama ayıplayamaz diye düşünüyorum.

Gönderen: BuRnOut Dec 26 2008, 07:55 PM

Haklısınız, ben de filmlerin ayıplanmaması taraftarıyım. Sonuçta bu biraz da arz-talep meselesi... Bugün Çılgın Dershane gibi bir film bile vizyona çıkıyor, seyircisi oluyor ve daha sonra film televizyona yüksek bir meblağaya satılarak, yapımcısına para kazandırıyor. Türkiye'de bir filmden para kazanmak çok zor bir şey. Bu başlığın amacı da, aslında daha çok Recep İvedik'in film mi, yoksa bir skeçler bütünü mü olduğunu tartışmaktan çok, arz-talep dengesi, seyirciyi bu tür filmlere yönlendiren etkenler, yaratılan karakterin seyirciyle iletişimi ve seyircilerin bu filmleri neden sevdiği gibi daha geniş boyutlardı. İletinizin başında da değindiğiniz gibi, sadece bir iletinin bir satırıyla bütün başlığı etiketlemek doğru olmayacaktır. Alıntıladığınız kısım nasıl sizi rahat etmişse, sizin ona cevabınız da aynı şekilde başkalarını (bu başlıkta üç sayfa ileti yazanları) rahatsız edebilir. rolleyes.gif

Gönderen: Harvey Dent Dec 26 2008, 08:54 PM

Bu tarz filmleri beğenip beğenmemek ayrı bir şey, ama izleyenleri eleştirmek, filme lanet etmek ayrı bir şey. Sonuçta bu tarz filmler tüm dünyada mevcut. Johnny Knoxville, Rob Schneider, Chris Kattan, Sacha Baron Cohen gibi oyuncuların, özellikle TV'den gelen tek oyuncu odaklı filmleri gişe yapıyor. Bu filmlerin onlarda da, bizde de iğrenç diye tanımlandığı oluyor.
Çoğu gişe odaklı, ama içlerinden başyapıtların da çıktığı John Hughes filmlerinin, hatta John Hughes filmlerinin 2000'ler versiyonu olan küfürlü ve belaltı espirilerinin zirve yaptığı Seth Rogen ve Judd Apatow filmlerinin ciddi bir kesim tarafından ayıla bayıla izlendiği bir gerçek.

Bu tamamen mizah anlayışının kişiden kişiye değişmesiyle alakalı. Biz neden bu tarz filmlerimizi sektördeki yan malzeme olak göremeyelim ki? Neden sanki Türk sineması müthiş yerlerdeymiş gibi varsayıyoruz ki? Keşke 80'ler Türk sinemasındaki kadar entellektüel filmler çıkarabilsek. Ama Türk sineması hala evrimini tamamlamış değil. Elbette ki bu tarz filmler reyting alabilir, çünkü TV müptelası bir milletiz. Zamanında Asmalı Konak, hayatında belki sinema görmemiş ev kadınlarını sinemaya hücum ettirmişti.

Ayrıca bu filme akın eden insanları da küçümsemek büyük bir yanılgı olur. Eğer bu kadar önüne ne konsa yiyen bir millet olsak şu an Nekrüt gibi bir film (topu topu 35.000 kişi izlemiş!), Avanak Kuzenler gibi bir film, gişede iki seksen yatmazdı.

Her şeye bu kadar önyargı katıp abartmayalım lütfen; geniş bir persfektifle düşünmeye zorlayalım kendimizi.

Türkiye'de herkesin film kalitesi bir değil. Hele o kaliteyi İnternet'ten indirip izlediği filmlerle sağlamış hiç değil.

Çok eski değil, birkaç yıl önce okuduğum üniversitede, üstelik İstanbul'da, sırf bedava olduğu için film gösterimine katılan ve ilk kez sinemaya girecek olan üniversite öğrencisi insanlar tanımıştım.

Bir filmin insanları sinemaya çekiyor olmasını küçümsemeyin, çünkü bence azımsanmayacak bir olay.

Gönderen: Maurice Conchis Dec 26 2008, 09:19 PM

Recep İvedik'i neyi anlatmak istediği - ki böyle bi niyeti yok haliyle, bu da onu sanat açısından ele almayı imkansız kılıyor - neyle güldürmek istediği, nasıl güldürmek istediği, kimleri güldürmek istediği gibi meselelerden ayrı olarak ele almayı daha faydalı buluyorum. Çünkü bu tip filmleri durdurmanın yolu - ki bunun da imkanı yok aslında, olabildiğince azaltmak diyelim öyleyse - insanların gülmekten başka kendilerinin bile farkında olmadığı hangi nedenlerden dolayı bu tip gişe filmlerini tercih ettiğinin üzerine gitmektir. Recep İvedik kimdir? Şehirli olamamış türk insanının her birinden bir alınmış abartılı seçme parçalar bütünüdür. Maalesef giden herkes filme kendini daha iyi hissetmek için gidiyor. Gülerek değil, kendini soyutlayarak iyi hissetmek için. Bu filmi izlemek aynen 3. sayfa haberlerini dindar bir şekilde ele almaya benziyor: Beterin beteri var! Allah korusun! Yok artık! Ne hale getirdiler bu memleketi! Bu tarz paralel ünlemlerle filmde kendilerinden bambaşka birilerini yaratıyorlar, sonra Recep'in parçalarına bakıp tiksiniyorlar, üstüne gülüyorlar. Halbuki Recep'in parçalarını kendilerinde ve bir üst nesilde ömürleri boyunca gördüler, görmeye devam edecekler (sanayisi yeterince gelişmeden zorla mega şehir haline getirilen, geleceği bugunkü halinin defalarca beterine mahkum edilen zavallı İstanbul) ama mahallenin delisiyle dalga geçmek en kolay yol. Recep'i aşağılamak zaten anlamsız ama şu parantez içindeki İstanbul'u kurtaramazsak sanatın her alanında bu filme karşı hissetiklerimizi hissetmekten kurtulamayacağız.

Gönderen: ozman Dec 27 2008, 02:34 PM

işin İçinde para olduğu sürece;bu filmler toplumsal zihni kusturup,içindekileri dışarı çıkartıp kimse gitmediğinde kalkacak.o zamana kadar herkes parasını alıp izler oturur.

Gönderen: aex1 Dec 28 2008, 09:50 AM

bence ; bu film , toplumun bir bölümüne öz eleştiri niteliği de taşıyabilir...bu tiplemeye benzer kişilikler toplumda çok var..sinirleneceğimize gülüp geçeceğimiz ve mümkün ise uzak duracağımız tiplerdir ve bunlara benzemeyenlerin Ivedik'gillere gülmesi rahatlatıcı olur diye düşünüyorum.

Gönderen: yeşilkarınca Mar 12 2009, 02:12 AM

Sanırım burada da heryerde olduğu gibi iki kampa bölünmüş sinema dostları smile.gif Açıkçası biryerden sonra tartışmak yararsız gibi geliyor,biryerde belirttiğiniz gibi bırakın bu izleyici kitlesinin fikirlerini değiştirmek yazdıklarımızla birbirlerimizin fikirlerini bile değiştiremiyoruz.Ancak okuduklarımdan doğru bulduğum sevgili Burnout'un anlatmaya çalıştığı gibi bu filmin neden bukadar yaygınlık kazandığı üzerine sosyolojik bir yaklaşımla düşünmek önemli olan.Zira filmin sanat eseri olup olmadığını tartışmak sinemanın ne olduğundan bihaber olmak demektir.Ben sinemayı bir sanat dalı ,bir görsel sanat olarak algılıyorum,gösteri yada eğlencelik olarak değil.Ancak böyle bir algılama biçiminin varolduğunu daha doğrusu bu algı bozukluğunun yaratıldığını da kabullenmek zorundayız.Bunun altı da zaten çok güzel çizilmiş yazılanlarla,özellikle sevgili someareborntotheendlessnighs 'e buradan teşekkürler,enfes yazısı için...Ben biraz da karakterin gerçek hayatta nereye oturduğunu irdelemek istiyorum aslında.Kemal Sunal'ın Şaban karakteriyle çokça kıyaslanmış gördüğüm kadarıyla ancak ben buna katılmıyorum,İvedik nereye koysanız biryerinden hep sırıtacak bir karakterdir,tek başına -kıyaslamamı mazur görün-ne Şarlo karakteri kadar sıcak ve sempatiktir(salt görünüm itibariyle),toplumsal bir karaketr olarak ise içi boş bir poster gibidir yalnızca.Kemal Sunal yeri gelir ağanın altında ezilen köylüdür,fabrikalarda sömürülen işçidir,kent yaşamında çıkışsız bir bireydir,evinden atılan kiracı,devletin yoksaydığı öğretmeni,tarlasında köylü,dağda düzene başkaldıran eşkıyadır,kapıcıdır,çöpçüdür kimi zaman peki İvedik kimdir?
İvedik bir gazeteden kesilmiş fotoğraf kadar derinliksizdir oysa. Daha dün plajlarda,barlardan,toplu ulaşım araçlarından küçümseyerek göz süzdüğümüz bodyguardlarla kapı dışarı ettiklerimiz böylesi karakterler değiller miydi,dosdoğru konuştukları için,şivelerinden utanmadıkları için,piyasanın ikiyüzlü iletişim tekniklerini bilmedikleri için ,kız tavlamanın oniki romantik kuralını bilmedikleri için ,kıllı böğürleri olduğu için, bu insanlar değil miydi.Oysa ki onlar bu iğrenç cıvık ve sahte karakterin aksine birer İNSAN dılar.Hayalleri,fikirleri,özlemleri olan insanlar…Yoksa saçımızı boyatıp, şivelerimizi silip, kitaplar okuyup, kravatlar takıp, topuklu ayakkabılarımızla sinema koltuğunda otururken belli belirsiz geçmişi anımsadık da ne olduğunu anlamayıp gülme dürtüsü sandık o yüzden mi hala gülüyoruz bu karaktere gözlerimizden yaşlar gelircesine…Neler oluyor diye sorma zamanı gelmedi mi hala, şöyle durup kendimize bakmanın önünüze koyulanlara bakmanın.Reddedilecek bir iki yüzlülük varsa buradadır işte.Yıllarca dışlananlar,itilip kakılanlardan bir de sektör yaratıp para kazanıyorlar,oysa onları dışlayanlar bizzat bu sistemin dayanaklarını kabul edilmek için gerekli standartları yaratmadılar mı? Para,estetik,tüketim,marka..düşünmek ve üretmek dışında her şey kısaca…Çamur gibi,lağım gibi akan; güzel olan, insani olan her şeyin üstünü örten bir yozlaşmışlık ikiyüzlülükı…

Tersini iddia etmek sinema sanatına, pırıl pırıl, anlatacak ve gösterecek çok şeyi olan, insana yaşamı anlamasında yardımcı olacak, yaşamı sevdirecek sorular sorduracak ve bu mücadelenin bir parçası olacak yönetmenlerimize ihanet olur.İnsanı eğitmek olarak görmemeli ,entellektüel bir kibir değil bu,sinema yaşama ayna tutar,yol gösterir, gideceğiniz yolu göstermez onu tabiiki siz seçersiniz.Bir film ne kadar aklınızda kalır ki en fazla.Ama bir ışık yakar önünüzü aydınlatır.Bana göre sinema budur ve öyle olmaya devam ettikçe de hakkettiği yeri bulacaktır.Sinemanın varlık nedeni varlığını güçlendirmeye devam edecektir…Gerçekten de kafa dağıtıp rahatlamak gibi bir lüksümüz olduğunu sanmıyorum,kitap okurken kafa dağıtacağız eğleneceğiz,tiyatro da keza öyle,sinema öyle,müzikle dağıtacağız eğleneceğiz ,biraraya gelince geyikle eğleneceğiz,resimle dalga geçeceğiz,heykel görünce içine tüküreceğiz...Biz ne zaman düşüneceğiz peki kuzum? Fabrikada vida sıkarken mi,evraklar arasında kaybolurken mi,kredi kartı extresi gelince mi-oy pusulasına bakarken mi,işsiz kalınca mı,insani haklarımız alınınca mı,herşey için ne kadar geç olduğunda sahi? İşte sanat hayatın bunca sıkışmışlığında verilen es ler gibidir,soluk alıp durma ne oluyor deme anıdır sinema insanı yeniden yaratır,yeni insanı yaratır, yaratabilir,inanıyorum...

Gönderen: kievdeki_adam Apr 8 2009, 08:39 PM

Tüm yazılanları okumuş olarak... Ve buna rağmen "sanki" okumadan yazıyor olarak...

Bir vakitler, Alev Alatllı, "Bu ülkeden Red-Kit" çıkmaz demişti bir mülakatında/ropörtajında. Kasdı/demek istediği şuydu: Ardına bakmadan gidecek kimse çıkmaz...

Üstteki cümle, tekrar o cümleye dönmek üzere kalsın orda.

Malum, hayata yön vermeye çalışan kitaplar meşhur. Hani, "şunu yaparsanız rahatlarsınız,bunu yaparsanız bu olur" gibi. Mesela/örneğin, Doğan Cüceloğlu, bu gibi "akıl verme"lerin uzmanı. Hülasa olarak der ki: "içinizdeki çocuğu öldürmeyin" Hemen herkes de katılır buna.

İşte, Recep İvedik, o, içteki çocuğun "diri" tutulmasıdır. Rahattır. İstiyorsa eğer, arabasını tamir eden birinin kafasına indirir ön kaputu.

Ve O, Red-Kit'dir. Bağı, bağlantısı yoktur. Günü gelince, güneşe doğru sürer atını.

Bu hale katılıp katılmama durumum bende gizli kalsın. Lakin, yani bunca "içindeki çocuğu öldürme" uyarısı ve "ders"i önümüzdeyken, bu önerilere harfiyen uyana niye kızıyoruz?

İçinizdeki çocuğua sahip çıkın. Recep İvedik, içinizin zulasındaki " o çocuk"tur...

Takintısız...

O kitaplara bir göz atın. Filmi, bir de o kitaplar eşliğinde tekrar seyredin.

O kitaplardaki her "öneri"ye uyuyor film. İçinde gizli çocuğu öldürmek ne kelime, bire bir "diri " tutuyor.

Seyreden milyonları da göz ardı etmemek lazım. Sanrım, seyredenler, içlerinde öldürdükleri çocuğu buldular o filmde.


Not: yukarda yazılanları üç kez okudum. ve mukemmel. ve tekrar okuyacağım. Acizane bir katılım benimki...

Gönderen: reel Feb 16 2010, 03:34 AM

Ekşi sözlük'te gördüm de bugün, cidden ilginç geldi. İlk defa adamın tekinin birkaç yıl sonraki haline böylesi kapak yaptığını gördüm, ne diyeyim. smile.gif



Gönderen: batigol-7 Feb 16 2010, 01:32 PM

Yıllar önceden bugünkü eleştirilere cevap vermiş.

Gönderen: reel Feb 16 2010, 07:13 PM

QUOTE(batigol-7 @ Feb 16 2010, 01:32 PM) *

Yıllar önceden bugünkü eleştirilere cevap vermiş.

Eleştirilere cevap mı vermiş acaba? Bana göreyse bugünkü halini daha o günden ilk eleştiren ta kendisi. smile.gif

Gönderen: batigol-7 Feb 16 2010, 09:59 PM

Bence orada basit komedi yapıyor, işin kolayına kaçıyor eleştirisinin cevabı var.
Millet gazmana gülüyor diyor. Birileri gülüyorsa saygı duyacaksın, ben de yayınlarım, yine yayınlayacağım diyor.
Ve yapıyor da... ve yine gülüyoruz.

Amerikan izleyicisi ile Türk izleyicisini de karşılaştırıyor.
Onlar Friends'e biz, Gazman'a gülüyoruz.

Ben pek tv takipçisi değilim ama Friends gibi muhteşem bir dizi daha önce atvde yayınlanmış ve tutmamış... sanırım...

Recep İvedik filminin gişe rekoru kırması kadar doğal bir şey yok.

Gönderen: Kastore Feb 19 2010, 09:15 AM

Şimdiki eleştirilere cevap vermiyor, aksine kendisinin şimdi yaptığı işleri daha evvelinde eleştiriyor;

Şöyle ki;




4.30'dan itibaren, üstteki skecteki aynı diyaloglar. Hatta bulamadım fakat o sıralarda Şahan'ı övenler, her bölümde farklı bir karakter, farklı bir skeçle çıkıyorsun, nasıl bu kadar yaratıcısın gibisinden konuşmuş, onun gazıyla Şahan önüne gelene kendi tabiriyle "giydirmeye" başlamıştı. "Yahu hep Sarhoş, hep Gazman olur mu? Mizah üzerinde düşünülmeli, hep yeni şeyler yapılmalı" triplerine girmişti.

Fakat Şahan o zamanlar parayla tanışmamış, eğlenmeye çalışan bir gençti. Şuan ise magazinlerin gülü.

O zamanlar sıyrılma adına çok çalışması normal fakat şimdi işin kolayına kaçıp en kısa yoldan kendisine para kazandıracak işleri arıyor, nitekim Recep İvedik de biçilmiş kaftan buna...

Sonra işin Recep İvedik ve Türk İnsanı tarafına girelim;

Recep İvedik, Türk halkından değildir. Fiziksel olarak "Maganda" tabirine uymaktadır. Hatta şimdiki gibi evrim geçirmemiş-ilk Recep İvedik, "Pencere önünde-evinde sürekli bira-sigara içen, işsiz güçsüz toplum içinde parazit, hiçbir şeyi önemsemeyen bir maganda" idi... Tamam, fiziksel olarak buydu ama Recep İvedik'i sevdiren şöyle, böyle bir fiziksel özelliğe sahip birisinden duymaya alışkın olmadığımız marjinal cümleler sarfediyordu; "Agresifim, kompleksliyim, Ekşi Sözlük yazarıyım ancak perdelerimi kaldırdığım zaman kedi gibi bir insanım" şeklinde kendini tanımlaması gibi. İşte Recep İvedik figürünü sevdiren buydu.

Türk İnsanı maalesef ikiye ayrılıyor, düz adam dediğimiz kitleden yok bu ülkede, ya böyle bir uçtalar hayatı marjinal yaşıyorlar, ya da gayet alelade veya maganda... Recep İvedik bu iki olayı harmanlayıp, ikisini de uçlarda betimleyince, biz de çevremizdeki insanların sadece eksi yönlerine-negatif yönlerini gördük ve güldük, kendimizi aşağıladık her gülüşümüzde, (Dünya üzerinde kendi ile bu kadar çok dalga geçip, başkası bir şey dedi mi de bozulan tek ülkeyiz sanırım) Recep İvedik'i "ben ve biz hariç, diğer tüm Türk halkı gibi bir adam hatta bazı yaptıkları benim de aklımdan geçenler ama ben asla yapmam" diye tanımladık-gördük.

Yahu ama bakıyorum, tüm Türkiye izliyor bunu, tüm Türkiye böyle düşünüyor ve tüm Türkiye'de Recep İvedik Türk İnsanıdır diyor. Yahu kimse kendine yakıştıramıyor nasıl oluyor da Türk insanı oluyor bu adam?

Ben de diyorum, Türkiye'de yok böyle birisi. Bu adam Şahan'ın gençlik döneminin fantezisi, yaratıcı bir karakteri aynı zamanda ekmek-para kapısı, ancak ne kadar çok para kazanmaya çalışırsa o kadar batırıyor, o ilk Recep İvedik'ten uzaklaştırıyor karakteri. Zaten kendisi çoktan o ilk Şahan'dan uzaklaştı, saçma sapan bir magazin insanına dönüştü.

Gönderen: kurt_thewolf Feb 19 2010, 02:12 PM

Çok güzel anlatmışsın, sevgili Kastore. smile.gif Ah ah, nerede o Halime'yi ipinden çekip de pencereden düşüren Recep...

Powered by Invision Power Board (http://www.invisionboard.com)
© Invision Power Services (http://www.invisionpower.com)