IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> Aşk Tutulması (2008)
kurt_thewolf
mesaj Jul 23 2009, 03:24 PM
İleti #1


Heye...
Group Icon

Grup: Editör
İleti: 1,683
Katılım: 24-November 07
Nereden: Ankara
Üye No.: 721



forum resmi

YEDİNCİ GEMİ FİLM BİLGİSİ
Forum resmi

Yönetmen: Murat Seker
Tür: Komedi / Duygusal
Konu: 30`lu yaşlarında Fenerbahçe tutkunu, mahalle çocuğu, yakışıklı Uğur ile 25`inde kariyer tutkunu, ailesine bağlı, güzel Pınar arasında yaşanan aşkın, sadakat, rekabet, tutku ve batıl inanç temaları...
IMDB Notu: 6.4 / 10 (408 oy)
Ülke: Türkiye    Dil: Türkçe   
Oyuncular: Tolgahan Sayisman, Fahriye Evcen, Tim Seyfi, Ali Erkazan, Suzan Aksoy

Öncelikle Türk Sineması'nın yeni jenerasyonunu sevmediğimi, daha doğrusu ilgi duymadığımı belirtmeliyim. En son beğendiğim Türk filmi Şener Şen'in rol aldığı ''Eşkıya'' idi. O günden bu yana da pek Türk filmi izlediğim söylenemez. Bu aralar biraz bol vakti bulunca hiç yapmadığım bir şey yapıp bir Türk filmi izlemek istedim. Yabancı yapımlardan gına gelmişti artık. Yine de film seçme konusunda çok zorlandığımı söyleyebilirim.
Konusunu ilk okuduğumda ''Aşk Tutulması'' pek hoşuma gitmemişti açıkçası. Epeydir Romantik-Komedi filmi izlememiş, bu tarzda bir Türk filmini görmeyeli ya da beğenmeyeli de epey olmuştu. Karar vermemi sağlayan ise içimdeki Fenerbahçe aşkı oldu.



Filmin yönetmeni ismini daha önce hiç duymadığım Murat Şeker. Senaryosunu Selami Genli ile birlikte yazıp yapımcılığını da kendisi yapmış. Kendisi büyük bir ihtimal Fenerli olacak ki, böyle güzel bir senaryoda Fenerbahçe taraftarını ele almış. Bir Fenerli olarak kendisini çok sevmeye başladığımı söylemek isterim.
Başroller de ise günümüzün zaman öldürme, akşamlarımızı geceye döndürme aracı hâline gelmiş olan dizilerimizden tanıdığımız Tolgahan Sayışman ile Fahriye Evcen bulunuyor. İkisi de bu aralar gözde oyuncu oldukları için yapım adına güzel bir seçim diye düşünmüştüm. Maddiyat açısından görüyordum olayı. Filmi izledikten sonra ise bu düşüncemden derhal uzaklaştım. Her ikisi de oldukça iyi oyuncular. Uzun zamandır izlediğim filmlerde hissedemediğim bir gerçeklik, benlik duygusunu hissettirdiler. Tabii bu sadece başroldekilerin işi değil. Onları mükemmel şekilde tamamlayan diğer oyuncuların uyumu, hepsinin gösterdiği bütünlüğe aşık oldum desem yeridir. Kimler mi var? Kendisine büyük bir saygı duyduğum ve Olacak O Kadar'dan beridir takip etmeye çalıştığım bir Ali Erkazan, daha önce oynadığı yapımları sevmediğim ancak kendisine bir sempati beslediğim Murat Akkoyunlu, son dönem dizilerde görmeye alıştığımız Ayten Uncuoğlu ve ilk kez burada gözüme batan, oynadığı kötü karakteri iliklerimde hissettiğim, günümüz kokuşmuşluğunu yansıtan oyunculuğu ile Tim Seyfi...



Filmin konusu ise tamamen rastlantılar üzerine kurulu. Birbirinden habersiz iki insanın sebebi Fenerbahçe aşkı olan ilk karşılaşmadan sonraki bilerek ve çoğunluğu bilmeyerek orada burada karşılaşmaları sonucunda aralarında geçen bir aşk hikâyesi demek doğru olur. Oğlumuz Uğur, küçük yaşta babasını kaybetmiş, ailesinin geçim yükü üzerine binmiş, Fenerbahçe harici konularda tam bir beyfendi olan, ilaç mümessilliği yapan biri. Kızımız Pınar ise, yaşadığı aşklardan dolayı erkeklere karşı güvenini kaybetmiş, ki buna patronu Burç'un da ikiyüzlülüğü ile büyük etkisi var, annesinin evlenme baskısından kurtulmaya çalışan, kronik astım hastası, güzeller güzeli biridir.
Her şey bir Fenerbahçe marşı ile başlar. Uğur'un diline dolanan bir marşı, can dostu ve kendi gibi Fenerli olan Hiko'ya söyletmeye çalışması, Pınar ile karşılaşmalarının ilk ayağını oluşturacaktır. Marşı doğru söyletmeye çalışan Uğur, dikkati dağılınca yanan kırmızı ışığı geç fark eder ve Pınar'ın aracına çarpar. Olayın şokunu atlatamadan ikinci bir şok geçirecektir bizim oğlan. Pınar çarpması. Kendisinin arabaya çarptığını sanan Uğur, yanıldığını hemen anlar. Çarptığı arabadan çıkan Pınar'ı gördükten sonra esas Pınar'ın kendisini çarptığını hisseder. Böylece kalbinde Fener sevgisinden başka bir şey olmayan Uğur'un keşfetmeye çalışacağı yeni bir his oluşacaktır.

Gelelim Totem'e... Anlatması biraz zor, zaten anlatsam da anlamazsınız demeyeceğim. Zira aynı şeyi filmde de görüyoruz. Kısacası Totem, Uğur ve kendisi gibi Fenerli arkadaşlarının Fenerbahçe'nin maç kazanması uğruna yaptıkları bir takım inanıştan ibaret. O gün maçın kötü geçeceğini hissettiklerinde ne maça gidiyorlar, ne de maç ile ilgili bir şey yapıyorlar. Maç sırasında sinemaya gidip maçın bitmesini bekliyorlar. Böyle yaptıkları takdirde de Fener'in o maçı alacağına inanıyorlar. Çok geri kafalı bir düşünce gibi gelebilir, ancak biraz düşününce zaten hemen hemen her fanatiğin bu tür bir düşüncesi ya da şans getireceğine inandığı bir takım şeyler vardır elbet. Yok maçı şurada izlersek kazanırız, şu forma bize uğurlu geliyor hadi onu giyelim gibi ıvır zıvırlar işte. Ivır zıvır diye geçiyorum ama aslında filmde büyük rol oynuyor bu Totem.



Filmin rastlantılar üzerine kurulu olduğunu söylemiştim. Yine o rastlantılardan biri sebebiyle Uğur ile Pınar'ın anneleri bir araya gelip bu ikisini baş göz yapmaya uğraşırlar. Her ikisini habersiz buluştururlar ancak bu buluşma aslında onların 4. karşılaşmaları olur. Bu rastlantılardan sıkılan Pınar, Uğur'un en değerli varlığına yani Fener'e laf edince buluşma olaylı biter.
Sonrasında ise olaya kötü patron Burç girer. Uğur bir restoranda ek işe girer. Burç ise binbir allem kallem ederek, iş yemeği yalanı ile Pınar'ı yemeğe çıkarır. Hadi bilin bakalım yemek nerede? Evet, yine bir rastlantı. Uğur'un çalıştığı restoranda. Ve tüm olay burada başlar... Patronunun niyetini öğrenen Pınar yemekten ayrılır, ancak astım krizi tutar ve ilacı yanında değildir. Oğlumuz Uğur yardıma gelir Pınar'ın iyileşmesine yardımcı olur. Eczaneden ilaç alır yani. Böylece bir aşk serüveni başlar... Nihayetinde FB-GS maçının olduğu gün kız istenir. Pınar'ın babası da hasta Fenerlidir. Kız istenir, verilir. Pınar'ın babası Mustafa Bey, kızı verdikten sonra büyük bir şevkle televizyonun karşına geçip Fenerli damadıyla doyasıya maçı izlemek ister. Ancak ortada bir sorun vardır. Uğur, Totem yapmıştır. Yani maçı izlememesi gerekir. İzleme-izlemem kavgası sürerken Fener bir gol yer ve Uğur ile Mustafa Bey, Totem yüzünden birbirine girerler. Hâliyle kız verilmez. Pınar astım krizine girer ve doktorların yapacağı hiçbir şey kalmaz. Mustafa Bey ile Uğur barışırlar. Artık Pınar'ı kendine getirmek için tek çareleri kalmıştır. Totem... Büyük Totem yapıp kimseyi maça göndermezler ve en sevdiğim sahne gelir ekrana...
O unutulamayan, bir efsane gibi hâlâ anlatılan FB-GS maçı. İlk yarı 3-0 mağlup kapatıp, ikinci yarı 4-3 yendiğimiz o tarihi maç. Uğur sonunda kalbine Fener sevgisinin yanına Pınar'ın sevgisini de yerleştirir ve Pınar kurtulur. Evlenip mutlu mesut bir yuva kurarlar...



Filmin özetini yazmak istemiyordum, ancak yazamadan da duramadım. Oyuncu kadrosu, senaryo, kurgu hepsi mükemmel. Mükemmel olan bir şey daha var bu yapımda. Müzikler... Her sahneye göre harika uyum sağlayan o müzikler. Eski ve yeni parçalardan oluşan bir karma albüm adeta. Filmi izledikten sonra aklımda kalan güzel espriler, güzel bir aşk hikâyesi ve müziklerdi. Filmin müziklerini Feridun Düzağaç ile Serhat Ersöz hazırlamış. İlk defa bir filmin müziklerini beğenip bir albümü var mı diye baktım.

Görüş olarak belirtmeliyim ki hâlâ yeni jenerasyon Türk filmlerini sevmiyorum. Özellikle de komedi tarzındaki şaklabanlık filmlerini. Ancak bu film bir istisna. Bunun verdiği gazla birkaç tane daha Türk filmi izledim, ama hiçbirinin sonunu getiremedim. Kim beğenir derseniz, şu sıcak günlerde içi kıpır kıpır olan her çift güzelce izler. Monotonluktan sıkılan benim gibiler için de çok uygun. Fenerbahçe taraftarı elbette sever. Diğer taraftarlar da alınmasınlar. Fener kısmını çıkardıkları takdirde kendileri için oldukça güzel bir yapım kalıyor. Zaten okuduğum birçok yorumda da bu tür görüşler belirtildiğini gördüm. Kısacası izleyin gitsin işte.

Dünyanın her yerinde geçerli tek bir dil vardır. Aşk... İnsan aşkın etkisindeyken, kendisiyle hayat arasına sevgilisi girer. Tıpkı Güneş Tutulması'nda Dünya ile Güneş arasına giren Ay gibi. Buna da, Aşk Tutulması denir...


--------------------
forum resmi
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 15th December 2019 - 07:13 AM