IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

> Little Miss Sunshine (2006)
don quijote
mesaj Jun 3 2007, 08:19 PM
İleti #1


raskolnikov
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,077
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 4



Little Miss Sunshine’ı Amerika neden bu kadar çok sevdi?

Birbirinden kopuk aile fertleri külüstür sarı bir vosvosa atlıyor. Amaç; Minikler Güzellik Yarışması (Little Miss Sunshine) adaylığa seçilen ailenin küçük kızı Olive'i Kaliforniya'ya götürmek. Yine bir yolculuk filmi; sorunlu bir aile yola atlayacak, yolda güldürücü, üzücü şeyler yaşayacaklar ve sonda hepimiz güleceğiz. Tam olarak böyle değil.


Şöyle bir canlandırın: "Kaybetmeye Hayır" kitabını yeni yazmış, kaybetmeyi sevmeyen, ıslah olmaz iyimser, kusursuz görünüşlü Baba Richard; aileyi umutsuzca çekip çevirmeyen çalışan, ikinci evliliğinde olan Anne Sherly; uyuşturucu bağımlısı, ağzı ve ahlâkı bozuk Dede Edwin; başarısız bir intihar girişiminden çıkmış, eşcinsel, Proust uzmanı, yazar Frank Dayı; Nietzche'ye delice hayran, amacı olan Hava Okuluna girene dek konuşmama yemini etmiş, Richard’ın üvey oğlu Ağabey Dwayne; ve bunca alâkasız tipin arasında, güzellik kraliçesi adayı, şirin göbeğiyle yedi yaşındaki Olive. Herkesin ayrı ayrı kaybettiği sözüm ona bir ailenin yaşamına, hastaneden çıkan Frank Dayı’yla hazırlıksız giriyoruz ve sadece masa sahnesinde ailenin birbiriyle ne kadar uyumsuz olduğunu fark ediyoruz. Her biri ayrı bir sit-com’a karakter olacak fertlerin akşam yemeğinde yedikleri “takeout” yiyeceklere, Sprite’ı içtikleri promosyon bardaklara bakarsak; orta sınıf Amerikan toplumunu izlediğimizi anlarız. Vasat bir izleyici; Hooverlar’ın uyumsuz fertlerinden sinema diline göre mücize beklendiğini, yolculuk hikayesine başlamadan art arda gösterilen karakterlerin tek ortak yönünün Olive’ı “mutlu etmek” olduğunu yemek sahnesinin sonunda anlamıştır. Anlamayıp izleyenlerin saçma buldukları şeyler, ta en başta o sıcacık müzik eşliğinde zaten gösterilmiş. O kültürün yemeği, tatlısı, basmakalıplığı, yüzeysel yaşaması ve başarısızlığı yönetmen karı-koca Jonathan Dayton ve Valerie Faris’in ilk uzun metrajlı filminde yer almış. Filmi duygusal aile komedisi, yol hikayesi, yüzeysel bir eleştiri diye sınıflandırıp beğenmeyenler var, ben karşı taraftayım. Little Miss Sunshine, bozuk bir toplumun aldatıcı bir gerçeklikle hicvedildiği harika bir bağımsız filmdir.


Zar zor işleyen Hoover ailesi zar zor çalışan vosvosla üç gün sonraki yarışmaya yetişmeye çalışır. Aksaklıkların hırla yaşandığı -kimilerine göre abartıya kaçan- yolculuk, toplumun en küçük parçası ailede yakınlaşmaya yol açar. Herkesin ayrı bir acayip hareketleri izleyiciyi filme çekiyor; çoğunluk filmde kendinden bir parça bulmuştur. Film gücünü bu yakınlaşmadan alıyor ve duygusal yol üzerinde ilerliyor. Hooverlar, kendi rüyalarının acımasız sınırlarıyla tanıştıkları yolculuk, mutlu ve hüzünlü sahnelerle filmin göz önünde kalmasını sağlıyor. Yolculuğun ilerlemesiyle bireylerin kişiliklerinde çözülmeler sıralanıyor. Baba Richard’ın insanları kazanan ve kaybeden diye ayırdığı başarı odaklı yaşam felsefesi, aileyi birbirinden ayıran buzlarla eş zamanlı eriyor. Kendinden ödün veren fertlerin ortadirek kahramanına dönüşmesi, tüm gücüyle minivanı itmesi ve kazanılan zaferi çığlıklarla kutlaması umutsuz bir toplumun son çırpınışlarıdır. Amerikan rüyasıyla uyuyan Amerika kendini; Little Miss Sunshine’da gözümüze sokarak dalgaya almış, geleneksel mizahını kullanarak sinema seyircisine hoş gelen duygusal hareketliliklerle bezemiş. Hoover ailesinin tek ortak amaçlarına varması için herkesin itmesi veya zorlaması gerekiyor. Başarıya takıntı yapmış bireylerin başarısızlığını Olive’in üzerinde göstermemeli, kız hariç herkesin ödüllendirileceği sahne otele zamanında ulaşmaktır. Külüstür bir vanı iterek çalıştıran ailenin destansı başarısını Proust bilgeliyle alkışlayan Frank ve kızının emeli için suç işlemeyi dahi göze alan Richard –ki böyle bir babadan beklenilmez- bizi duygulandırırken; katı düşünce yolda yaşananları “yok artık” nidalarıyla saçma bulup filmi yerden yere vurmaya devam etsin. Little Miss Sunshine benim gözümde Straight Story’den sonraki en sıcak “Amerikan” tavırlı yol filmidir.

forum resmiforum resmi


Tabii ki böyle başarılı bir filmin başarısında oyuncuların katkısı büyük. Abigail Breslin’in doğal şirin rolü şüphesiz herkesin gönlünde unutulmayacak bir yere sahip olmuştur, uzun yıllardır izlediğin en iyi minik performans. Alan Arkin’in kısa görünme süresine rağmen her karede kendini belli etmesi, -azğı bozuk yaşam tecrübesi bu olsa gerek; “Fuck a lot of women, Dwayne!”- en iyi yardımcı aktör oskarıyla tescillendi. Richard’ın başlarda abartı gelen bilerek gösterilmiş yapmacıklığı filmin ilerlemesiyle doğallaşıyor ve Greg Kinnear bunu yüzündeki ifadelerle çok güzel göstermiş. Entellektüel eşcinsel kimliğiyle diğerlerine göre daha “akıllı” bir performans sergileyen Steve Carell, The 40 Year Old Virgin filminden bence çok daha komik olmuş.
Duygusal yolda ilerlemekten bahsettik; müzikler eleştirmenin tutunduğu en güçlü dayanaktır. Ailenin her şeyi kaybettiklerini anladıklarından, Olive’u benzin istasyonunda unuttuklarını fark edene kadar geçen aralıkta çalan şarkı, filmin kısa bir özeti gibi. Kapanış sahnesiyle şov yapan Superfreak Little Miss Sunshine, asla umudunu yitirmeyen, ufacık da olsa ona tutunan bir öykü.

- Olive nerede?
- Kıçınızı tekmelemekle meşgul.

rasko


Bu ileti Harvey Dent tarafından Jan 24 2010, 09:42 PM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Bu konudaki mesajlar


Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 20th January 2020 - 02:00 AM