IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> The Town (2010)
Funkster
mesaj Dec 14 2010, 12:10 AM
İleti #1


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



YEDİNCİ GEMİ FİLM BİLGİSİ
The Town (2010)

Hırsızlar Şehri
Forum resmi
IMDBRT
Yönetmen: Ben Affleck
Yazar/Senarist: Peter Craig, Ben Affleck
Tür: Polisiye / Dram / Gerilim
Konu: Doug, Boston`da acımasız banka soyguncularının lideridir. Ancak herşey, çetenin son işinde banka yöneticisi Claire`i rehin almalarıyla değişir. Onun aynı mahallede oturduğunu öğrendiklerinde Doug,...
IMDB Notu: 7.9 / 10 (28,203 oy)
Süre: 125 dakika / 150 dakika (DVD uzun cut)
Ülke: ABD    Dil: İngilizce   
Ödüller: Altın Küre adayı oldu
Oyuncular: Ben Affleck, Rebecca Hall, Jon Hamm, Jeremy Renner, Blake Lively

Chuck Hogan'ın Prince Of Thieves adlı romanından Ben Affleck ile beraber iki adamın daha senaryoya dönüştürdüğü The Town, hiç de koca koca üç adamın elinden çıkmış bir senaryoya benzemiyor. O kadar sıradan bir konusu ve bu konuyu lastik gibi uzatmış o kadar yavan bir senaryosu var ki, kopardığı onca gürültüyü görmek insanın zoruna gidiyor doğrusu. Bir de utanmadan Heat ile karşılaştıranlar, karşılaştırmasalar bile adını bu filmin biryerlerinde ananlar çıkmış. 2007’deki Gone Baby Gone’dan sonraki ikinci yönetmenliğiyle ileri gideceğine gerilediğini düşündüğüm Ben Affleck, o filmde nasıl oyunculuk özürlü sünepe kardeşinden bir kahraman yaratmak için dokuz doğurduysa, bu filmde de kendisinden bir “Prince Of Thieves” çıkarabileceğine inanmış. Kardeşine göre bir kahraman olmaya daha yatkın olsa da, bu kez önünde kocaman bir senaryo engeli var bana göre. Doug MacRay kişisinin bir soyguncu olmasından başka elle tutulur bir özelliği olmaması, soygun yaptığı bankanın çalışanlarından Claire ile ilişkisinin inandırıcılıktan uzak gelişimi, zekâ pırıltısı taşımayan soygunlar ve bu zekâsızlığın yanına bile yaklaşamayan FBI faktörü filmin en olması gereken işlevlerini adam gibi yerine getiremiyor. Bir yerden sonra Doug ve Claire’in birbirlerine hayatlarının önemsiz ayrıntılarını anlattıkları uzun sahneleri izlemek durumunda kalıyoruz.

Gerekli karakterlerin uzun ve gereksiz sahneleri kadar, gereksiz karakterler de var filmde. Gossip Girl nesnesi Blake Lively’nin ve filmin sadece bir sahnesinde görünen Chris Cooper’ın filmdeki fonksiyonlarını anlamaya çalışmak, filmin geri kalanında dişe dokunur bir şeyler aramak kadar boşa bir çaba. Rebecca Hall bu filmde göründüğünden çok daha iyi bir oyuncu. John Hamm rolünü iyi kötü doldurmanın ötesine geçemiyor. Belki sadece Jeremy Renner’ın canlandırdığı Coughlin’in bir iki sahnede yarattığı gerilim üzerinde ciddi biçimde durulabilir. Ama Affleck egosu, kendine tek plânlı pasajlar hazırlayıp adeta “beni aday göstermeyenin…” demeye getirmiş sanki. Uzun bir sahnede Affleck’in ruhsuz oyununu dakikalarca izlemek benim için sahiden bir eziyetti örneğin. Neymiş, küçükken annesi evi terk etmiş, babası ağlayıp durmuş, bu da sokakta onu aramış vs… Gerçekçi olmak isterken gerçekçi ama sıradan çatışma sahneleri yanında filmden kopuk görünen kişi ve olayları filme monte etmeye çalışarak Heat mirasından pay kapmaya soyunduğu açık. Ama Heat’in kendinden kopuk görünen her bir sahnesi, ana karakterlerin dramlarını besleyici ve güçlendirici niteliklere sahipti. Burada ise tam bir doldur boşalttan ibaret.

Bittikten sonra geriye hiçbirşey bırakmayan The Town, sonuç olarak masum insanların paralarını çalıp kendi salaş hayatlarında keyif çatan bir avuç özelliksiz adamın soygunlarını ve bu soygunların hayatlarını nasıl şekillendirdiğini anlatmaya çalışan bir film. Bu kadar basite indirgenmeyi kendi istemiyor elbette. Bizden bu soygunlara asil anlamlar yüklememizi, bu adamların nedense teslim olmak yerine canlarını bile verebilecek kahramanlar olduklarını anlamamızı bekliyor. Oysa ortada uğruna can verilecek bir durum yok. Charlestown’dan iyi banka hırsızı çıkarmış, bunlar rock yıldızları gibiymiş, herkes onlara kahraman gözüyle bakar, soygunları nesilden nesile aktarılırmış bilmem ne! Charlestown’dan adam çıkmayacağı belli oldu da, iyi film de çıkmıyormuş onu anladım. Charlestown’ın “Hırsızlar Prensi” tarafından “Enayiler Kralı” yerine konduğumu hissettiğim finalden de anladığım üzere Ben Affleck, bir nevî kendi mini Braveheart’ını yaratmak isteyip her yerine sıvamış. Gerçi filmin tamamında ne buldum ki finalinden ne bekleyeyim. “Ne büyük adam”, “en asil duygunun insanı”, “kansere de çare bulur bu” şeklinde düşünmemizi mi bekliyordu acaba bu sondan sonra? Alt tarafı alık bir hırsız parçası! Fakat pardon, romantik bir hırsız parçası. Bunun çok şey değiştireceğini, hatta filmin düz mantığını bile değiştireceğini düşünüyor kendi aklınca.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
hasta
mesaj Dec 19 2010, 12:51 PM
İleti #2


Dün, bugün, yarın...
Group Icon

Grup: Yönetici
İleti: 2,354
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 1



Pazar günü öğleden sonra ailecek izleyebileceğimiz sabun köpüğü bir film ararken listelerde bu filme rastladım. Funkster'ın bu film hakkında forumda bir yazı yazdığını hatırlayınca şöyle bir göz atıp öyle karar vereyim dedim. Funkster'ı yıllardır takip ederim, bir film hakkında hiç bu kadar ağır konuştuğuna şahit olmadım flaugh.gif Bu film gerçekten rezalet olmalı. Neredeyse merak edeceğim oleyo.gif Pazar günümüzü kurtardığı için sevgili Funkster'a teşekkürler cheers.gif


--------------------
Kendimden başka hiçbir eksiğim yok.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Dec 19 2010, 10:07 PM
İleti #3


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



QUOTE(hasta @ Dec 19 2010, 10:51 AM) *

Pazar günü öğleden sonra ailecek izleyebileceğimiz sabun köpüğü bir film ararken listelerde bu filme rastladım. Funkster'ın bu film hakkında forumda bir yazı yazdığını hatırlayınca şöyle bir göz atıp öyle karar vereyim dedim. Funkster'ı yıllardır takip ederim, bir film hakkında hiç bu kadar ağır konuştuğuna şahit olmadım flaugh.gif Bu film gerçekten rezalet olmalı. Neredeyse merak edeceğim oleyo.gif Pazar günümüzü kurtardığı için sevgili Funkster'a teşekkürler cheers.gif

Şu an hatırlamıyorum ama birçok film hakkında ağır konuşmuşluğum vardır aslında. Hatta bazıları Oscar bile almıştır. flaugh.gif Yazdıklarımı tekrar okudum. Eksik veya fazla yok. Pazar gününüzü kurtardım mi bilemiyorum, belki de severdin. Benim için rezalet olan senin için olmayabilirdi. Ne kadar ağır konuşsak da "aman izlemeyin, uzak durun, yarısında çıkın" deme hakkımız olmamalı. Tamam belki yazdıklarımızla ona benzer, hatta daha ağır şeyler söylüyor olabiliriz. Yine de bu durum başkasının gözünde o filmi kötü yapmaz. The Town'ın seveni de çok. Adı Oscar aday adayları arasında bile geçiyor. Benim için bu bir ölçü değil elbette. The Social Network'ün adaylığına da kesin gözüyle bakılıyor mesela. Fena değil ama benim için onda da ödüllük bir durum yok. Ben The Town'da sadece haddi olmayarak büyük oynayan acemi bir kumarbaz gördüm ve bu benim iki saatimi götürdü. Pişman değilim. En azından film hakkında olumsuz da olsa bir fikir edinmiş oldum.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
freelast
mesaj Dec 20 2010, 09:56 AM
İleti #4


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Çevirmen
İleti: 658
Katılım: 28-November 08
Üye No.: 5,266



Funkster'ın bir film hakkında bu kadar kötü konuştuğunu ben de ilk defa gördüm. smile.gif Dile getirsem mi diye düşünürken hasta'nın söylediğini gördüm. The Town'da mantıksız birçok sahne var, hatta Funkster'ın söylediği çoğu şeye katılıyorum ama yine de uzun süresine rağmen filmi sıkılmadan izledim diyebilirim. Hafızalarda yer edecek bir film mi, kesinlikle değil ama bir şans verilebilir. Hatta ben izledikten sonra kısa sürüme de senkron yapıldı sanırım, en azından onu izleyebilirsiniz. Ben de yine en iyi filme aday olacak The Social Network'ü hiç tavsiye etmiyorum; bir internet sitesinin kuruluşuyla ilgili gereksiz bir film olmuş bence.

Bu ileti freelast tarafından Dec 20 2010, 11:58 AM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Kastore
mesaj Dec 21 2010, 04:59 AM
İleti #5


Adanian boy without your names...
Group Icon

Grup: Çevirmen
İleti: 233
Katılım: 23-March 09
Nereden: Monitör karşısı.
Üye No.: 5,880



Funkster'ın yazdıklarını okumadan evvel "imdb puanına aldanıp" filmi izledim. Sonundaki tepkim, "neydi bu şimdi?" olmaktan öteye gitmedi...

Başına Charlestown'da herkes banka soyuyor öyle rutin bir şey ki demekle olayın vahameti kaybolmuyor bence.

Her şeyden öte Blake Lively'nin bu filmde neden varolduğunu anlamadım.

Ha peki freelast'ın da söylediği ortak sorun ne? Filmi sıkılmadan izleyebiliyoruz. Sonuna kadar hiç sıkılmadım açıkçası. Fakat asıl sorun da burada yatıyor...

Sonuna kadar "bir şey olacak, bir şeyler olacak, bir şey var" diyoruz, yan karakterlerden bir katkı gelecekmişmişmiş gibi oluyor fakat bomboş bir sonla karşılaşıyoruz. Bu noktadan sonra film "iyi mi?" "kötü mü?" dememiz için tetikleyici bir şeyler olması lazım, bir başkasına, bir başka göze ihtiyaç duyuyoruz. Imdb kullanıcıları, birbirlerinden ilham alıp, filmi puan yağmuruna tutmuşlar, oradaki genel kanı "iyi" olmuş ama burada Funkster'ın katkısıyla kötü diyorum smile.gif
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
sson
mesaj Dec 21 2010, 07:53 PM
İleti #6


I came back and the dead came with me
Group Icon

Grup: Yönetici
İleti: 1,740
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 15



Ben Affleck senaryoyu kendi için yazmış gerçekten de; matah bir oyuncu olsa neyse diyeceğim ama öyle bir yetenek de yok kendisinde. Diğer karakterler çerçevesi çizilmiş sahneler dışında hiçbir amaca hizmet etmiyor. Jeremy Renner ile Blake Lively'nin karakterleri kardeşmiş mesela; bunu da Renner ile Affleck arasında geçen bir konuşma sayesinde öğreniyoruz, onun haricinde iki kardeş bırakın birbiriyle konuşmayı aynı karede bile birden fazla görünmüyor. Bundan sonra, Gone Baby Gone'da olduğu gibi sadece kamera arkasını tercih etmesi Ben Affleck için daha hayırlı olur diye düşünüyorum.


--------------------
Too bad we'll never know, if this is a face you could learn to love.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Clint Eastwood
mesaj Dec 22 2010, 07:05 PM
İleti #7


Quick on the trigger
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,528
Katılım: 2-August 07
Nereden: Somewhere in Time...
Üye No.: 207



Kötü bir film mi, bilemedim ama izlerken çok sıkmadı. O kadar da kötü olamaz o zaman. Sıkmamasından kastım filmin akması değil, kafamı taktığım herhangi bir şey olmaması. Ben Affleck beklediğim donuk performansını koydu ortaya. Jeremy Renner iki üç sahnede iyi ama gerisinde karikatüristik. Hoş gerçi kendini oscar penceresine sokan rol de gayet karikatüristikti ama çok daha havalıydı ve bu yapımda olmasa gerçekten film notum 1 puan düşerdi. Blake ve Cooper sadece postere eklemek için iki isim olmuşlar. Madman herifini de hiç sevmem zaten. Bir türlü ısınamamışımdır. Ne diziye, ne de adamın kendisine, ne de o fazla Amerikan duruşuna. Ama Rebecca Hall'u beğendim aslında. Saf bir duruşu vardı. Senaryo vasat. Aksiyon vasat.

Yani not olarak 6 verebilirim. Yerin dibine vurmam, ama iyi bir film olduğunu da söylemem. Bir pazar gecesi atv'de saat 23:00'da başlarsa ve izleyecek daha iyi bir şeyiniz yoksa --meselâ bir Barcelona maçı-- izleyin.


--------------------
KLASİK FUTBOL

Öyküsü olmayan adam, Bufalo çayırındaki rüzgara benzer...

Moon Station Z

Sinema, edebiyat ve müzik üstüne bir blog.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
gündüzdoğanay
mesaj Jan 8 2011, 02:47 PM
İleti #8


2046 da hiçbir şey değişmez.
Group Icon

Grup: Müdavim
İleti: 609
Katılım: 4-June 07
Nereden: Nevy TeAM
Üye No.: 26



Açıkçası daha kötü filmleri çokça izlediğimden Funkster'ın eleştirdiği kadar kötü gelmedi bana da film. Ben Affleck'in aman aman bir oyunculuğunu ben hiç bir zaman görememişimdir lakin gene de sevdiğim bir oyuncudur. Yönetmenlik kariyerini eleştirmek için daha çok erken gibime geliyor. Filmin süresi için "yuhh" çekenlerden biri olmakla beraber bir çok arkdaş gibi sıkılmadan izledim açıkçası.


--------------------
İnsanların yanında mutlu değilim,yeterince içersem kayboluyorlar.
Cennetten kovulan ilk alkolik.
Bir keresinde birine aşık olmuştum. Bir süre sonra orada değildi. (2046)
Felsefe cahili, popüler kültür düşmanı...
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
2 kullanıcı bu başlığı okuyor (2 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 22nd May 2018 - 04:03 AM