IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> Pandora'nın Kutusu (2008), Usta işi bir film
yeşilkarınca
mesaj Mar 12 2009, 12:25 AM
İleti #1


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 24
Katılım: 12-March 09
Üye No.: 5,844



forum resmi

IMDB
Pandora'nin kutusu (2008)

Pandora'nin kutusu (2008) PosteriYönetmen: Yesim Ustaoglu
Tür: Array
IMDB Notu: 7.9 / 10 (117 oy)
Süre: Canada:112 min (Toronto International Film Festiva...
Ödüller: 2 wins
Oyuncular: Onur Ünsal, Derya Alabora, Tsilla Chelton, Övül Avkiran

Hermeias doldurdu göğsüne yalanı dolanı
Ses koydu içine o tanrılar kılavuzu
ve Pandora adını taktı.
Pandora demek bütün tanrıların armağanı demekti,
çünkü bütün Olympos'lular insanların
başına bela etmişti onu.

Tanrıların babası kurunca bu düzeni,
Epimetheusa gönderdi Pandora'yı
kılavuz tanrı Hermeiasla.
Epimetheus unuttu Prometheusun
dediğini

Zeustan armağan alma demişti ona
Prometheus,

alırsan,ölümlüleri derde sokarsın demişti,
Armağanı aldı ve alınca anladı
başına bela aldığını.
Eskiden insanoğulları bu dünyada
dertlerden,kaygılardan uzak yaşarlardı,
bilmezlerdi ölüm getiren hastalıkları.
Pandora açınca kutunun kapağını,
dağıttı insanlara acıları,dertleri.
Bir tek umut kaldı dışarı çıkmadık
kapağı açılan dert kutusundan.
Umut çıkacakken Pandora
kapamıştı kapağı,

böyle istemişti bulutlar devşiren Zeus,
O gün bugündür,insanların başı dertte,
toprak bela doludur,deniz bela dolu,
geceler dert doludur,gündüzler dert dolu,
belalar başıboş dolaşır sessizce
ölümlülerin çevresinde...




Pandora'nın kutusu, Güneşe Yolculuk, Bulutları Beklerken gibi güçlü ve özgün filmlerin yapımcısı Yeşim Ustaoğlu'ndan yaygın deyimle bir "yalnızlaşma,"yabancılaşma" öyküsü..


Konusunu kısaca özetlemek gerekirse;
annelerinin köyde kaybolduğunu haber alan iki kız bir erkek kardeş annelerini bulmak için biraraya gelir.Kaybolan annenin bulunup şehre getirilmesiyle kutu açılır.Alzheimerli anne ve ailesine karşı tepkili torunun katalizör görevi gördüğü filmde üç kardeşin yaşamları ,birbirleriyle olan ilişkileri açımlanarak günümüz insanın sıkışmışlığı kendine ve yaşadığı dünyaya karşı yabancılaşması,sevgisizlik ve yalnızlık peşisıra gözler önüne serilir.


Ablalardan büyük olanı(Derya Alabora) evli, burjuva sınıfına ait konformist,aşırı korumacı ,yaşamın tekdüzeliğine sıkışmış biri olarak korunaklı bir sitede düzen ve hijyen simgesi bir evde oturur.Camdan bakıldığında gökyüzüne uzanan güçlü beton binaların griliği,evin içine hakim nötr renkler ve düzen onun aşırı takıntılı,varolanı hep aynı olarak muhafaza etme çabaları, çevresindeki insanları da aynı düzenin bir parçası olarak yaşamına eklemlendirmeye çalışması ile yaşadığı iletişim çatışmaları ait olduğu sınıfın özelliklerini genel olarak betimlenirken karakterin kendi içinde yaşadığı atışmalar ,olup bitenleri anlamlandıramamın getirdiği yalnızlık, dışlanma, evliliğindeki sorunlarla pekiştirlir.

Nesrin eşiyle cinsel sorunlar yaşamaktadır bu buzdağının görünen yüzüdür. Doktoru, dokunmayı bilmediğini söyler ona ,sevmenin ilk şartı dokunmaktır. Nesrin dokunmayı bilmemekte korkmaktadır çünkü yaşamı samimiyetsiz ve içtenliksizdir. Korunaklı sitesinin içinde tüm toplumdan yalıtılmışken bile korkmaktadır elindekileri kaybetmekten ancak zaten kaybetmiştir, eşiyle sorunları vardır oğlu eve uğramamaktadır, steril hayatında yapayalnızdır.

Diğer kızkardeş Güzin ise yine orta sınıfa mensup bir gazetecidir. Bir anlamda topluma yabancılaşmış bir aydın olarak da okunabilir karakteri. O da bocalamaları, sevgisiz, insansız yaşamı içinde çırpınıp durmaktadır.


Üçüncü kardeş ise tüm bu konformizmi,düzen eklentilerini reddetmiş,iyi bir iş, iyi bir ev, iyi eşyalar sloganlarını bir kenara itmiş ancak hayatın bir noktasında öylece durmayı seçmiş, devinimsiz bir hayatın içinde sıkışmış bir karakterdir Mehmet... Diğer kardeşlere kıyasla daha insancıl bir yerde durur Mehmet, insandan korkmaz ,yaşamaktan da... Köye giderlerken ablalarının insanlara karşı sergilediği güvensiz ve dışlayıcı davranışları onda görmeyiz, yaşamla değil de daha çok mevcut düzenle kavgalıdır, ancak bir nokta da durmuş vazgeçmiş bir karakterdir Mehmet.

Filmde hiçbir karakterde devinim göremeyiz,verili olanı değiştirmekten ya kaçınırlar yada korkarlar,mutsuzdurlar. Torun Murat ise tüm bu karamsarlığı reddeden ama neyi aradığını yada araması gerektiğini bilmeyen bir karakter olarak karşımıza çıkar.Görece olarak dayısını daha yakın bulur kendine, onda da aradığı cevapları bulamaz ancak reddettiği değerlerin karşısında ve kendi yakınında onu bulur. Alzheimer hastası anneleri bu dört karakteri ortak bir sorun çevresinde biraraya getirir. Annenin unutkanlığı artmış hastalığı ilerlemiştir ancak arasıra geçmişi hatırladığın da en doğru eleştirleri o getirir çocuklarına ben babam gibi terketmedim diyen oğluna "ne farkeder der arkanı döndün ya, bana ve hayata ne farkeder?" Öncesinde aralarında sorunlar olduğunu anladığımız kızı Güzin'e "içini aç der, bana benzeme", günümüz aydın tipolojisinin yerine koyarsak Güzin'i topluma karşı olan sorumluluğunu dile getirir bir anlamda yönetmen bana göre. Bu yabancılaşmanın önündeki bir engeldir aydının toplumdan kopukluğu...En büyük kızı Nesrin'e de "Elindekileri bilmiyorsun" der.Çünkü Nesrin herşeye sahip olma ,kontrol etme dürtüsüyle yaklaşır ,bir güç unsuru olmak ister,oysa herşey parçalanmıştır çevresinde...

Torun Murat ise ait olduğu sınıfın iğdiş edilmişliğine karşı koymaya çalışmaktadır; parası, iyi bir okulu, varlıklı bir ailesi vardır ancak bir insan olmanın ne olduğunu bilmez, herşey onun için belirlenmiştir, gideceği yollar önceden çizilmiştir,zengin ,korunaklı, düzenli ve korkusuz bir yol. Yaşadığını bile, soyulduğunda boğazına dayanan bıçak sayesinde fakeder, anlatırken; hissettim kollarımı, bacaklarımı, damarlarımda akan kanı der...


Finalde de torunun anneannesinin dağı na gitmesine izin vererek hasta ve artıkbelleksiz bile olsa insanın kendi yolunu seçme özgürlüğüne muhteşem bir vurguda bulunur."İnsan" kavramını canlandıran yeniden ayağa kaldıran bir tutumdur bu.Bir hastanede yaşamına devam etmesi adına bir bitki gibi yaşamaya zorlanan , horlanan, acınası durumlara düşürülen insanın onurlandırılması ve kişisel özgürlüğe, insan iradesine bir övgü duruşu olmuş. Burada Çernişevski yi hatırlamamak elde değil."Özgürlük yaşamın bile kendisinden önce gelir"der kitabında..

Özetlemek gerekirse artık her köşe bucakta karşımıza çıkan nerdeyse en alakasız filmlerde hatta reklamlarda bile görmeye alıştığımız "yabancılaşma,yalnızlaşma" kavramlarını Yeşim Ustaoğlu hakkını vererek ve sınıfsal bir zeminde gerçekçi karakterlere oturtarak veriyor. Sığ ve yüzeysel aksiyonlara alışık izzleyici kitlesi için izlenmesi zor bir film. Dikkatli okumalar gerektiren bir film simgesel ya da alegorik anlamda değil ancak bilinçli izlenmesi gereken bir film, yoksa bu çocuğun da nesi var herşeye sahip buldu da bunuyor denebilir şüphesiz bu sığ bir bakış açısı olur. Derin sorgulamaları olan ve yaşadığı düzenle içinde bulunduğu yüzyılla ,kendini kuşatan ahlaki değerlerle kavgası olanlar için soruları olanlar ve cevap arayanlar için bir film...Tüm sinemaseverlere tavsiye ediyorum.

Edit: Afiş, IMDB eklendi, resimler düzenlendi.

Bu ileti Funkster tarafından Mar 12 2009, 12:59 AM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
2 kullanıcı bu başlığı okuyor (2 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 19th November 2019 - 10:32 AM