IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> Alexis Zorbas (1964)
don quijote
mesaj Jun 4 2007, 03:41 PM
İleti #1


raskolnikov
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,077
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 4



Alexis Zorbas (Zorba the Greek)

forum resmi

Hayatı özgürce yaşayabilir miyiz?

Tuhaf bir sorudan sonra sizi iki ana oyuncumuzla tanıştırayım: Alexis Zorba. Anthony Quinn’in canlandırdığı Alexis Zorba, öylesine özgür bir insan ki, evliliği ve çocuk sahip olmayı “felaket” olarak adlandırıyor. Her konuşmasında basitlik ama tecrübe akan Zorba, bizim şu günlük yaşamda alışık olduğumuz kişilerden değil. Sevince boğulduğu anlarda, dünyanın en güzel müziğiyle dans eden birisi, üstelik dansın müziği; bizim kapı komşumuz, kültürlerimizin yakın olduğu, uzun süre savaştığımız ama asla ayrılamadığımız Yunanistan’ın müziği. Diğer oyuncumuz Basil (Alan Bates) utangaç bir yapıya sahiptir, insanlarla öyle çok sıkı fıkı olamaz. Saygılıdır bir o kadar, belli sınırları aşmadan herkesle konuşabilir, iş derinlere gelmeden kaçmasını yeğler. Alexis Zorba’nın, yani filmin ilgi çekici noktalarından en belirgini, birbirinden farklı bu kişileri tanıştırmasıdır. Farklı bir insanla tanışıp da hayatı değişen kaç kişi var etrafınızda? Basil’in hayatı Zorbas ile tanışarak değişir...

Michael Cacoyannis tarafından yönetilmiş, Nikos Kazantzakis'in 1946 yılı çıkışlı, aynı adlı romanından uyarlanmış Zorba the Greek, Anthony Quinn’ın Oskarlık oyunculuğuyla (1964, En İyi Erkek Oyuncu Oskarı) sinemanın klasikleri arasındadır.

forum resmi


Babasından biras düşen araziyle ilgilenmek için Girit yoluna düşen, yarı İngiliz-yarı Yunan yazar Basil, adaya gidecek gemiyi beklerken Zorba ile tanışır. İlk sahneden filmin farklılığı kendiliğinden hissediliyor, en başta ilham verici bir film, kalıplara sığmıyor. Bir tarafta yaşını almış ama enerjisinden hiçbir şey kaybetmemiş, özgür bir Yunan, bir tarafta beyefendi, yazmak için huzur arayan ama içindeki sorunları çözememiş genç bir İngiliz... aradaki farkların “imkansız aşkı” doğurması isteniyor. Basil, miras düşen linyit madenini işletmek ister, Zorba da zamanında madencilik yapmıştır, böylece karşılıklı anlaşırlar. Yaptığına “çılgınca” diyen Basil, Zorba’nın basit ve boş bir insan olmadığını fark etmiştir. Zorba da “çok düşündüğünü” ve zincirlerini kırması gerektiğini hiç çekinmeden dillenirmiştir yeni patronuna.

Girit’in küçük bir köyünde geçer hikayemiz. Köy yaşantısı, bizim köylere benziyor; Akdeniz’in sıcaklığı tenimize dokunurken tutucu bir ahalinin varlığı endişe veriyor. Köye vardıklarında Zorba ve Basil, orada yaşayan, güzelliğinden çok şey kaybetmiş, bunun yanında zerafetinden ödün vermemiş, eski hayat kadını Fransız Madame Hortense (Lila Kedrova) ile tanışırlar. Tutucu bir ortamda, farklı olmanın zorluklarını ve acılarını iki kadın sayesinde görüyoruz. Birisi yaşlı Madame, diğeri de köy ahalisi tarafından kıskanılan, vahşi güzellikteki Dul (Irene Papas). Zorba the Greek, sadece arkadaşlık veya kişisel özgürlüğü bulma hikayesidir denmemesi için yazar, filmin dekorunu o köy ile yapmış, ayrıca Zorba gibi deneyimli, çok şey görmüş geçirmiş bir çılgın, ara ara bize toplumsal mesaj veriyor.

Köye vardıkları ilk geceyi Madame’ın evinde geçirirler. Madame’ın asî geçmişi, Zorba’nın hoşuna gider. Eski aşklarını beklemekten yorulmuş, sahnelerden inmiş bir aktiristtir Madame ve Pamuk Prenses-Robin Hood karışımı bir kişilik çizer. “Bu Giritliler! O kadar kıymet bilmezler ki...” diyecek kadar üzgün bir kadını ancak Zorba gibi koca kalpli, kadın ruhundan anlayan birisi teselli edebilirdi. Zorba’nın Madame’ı baştan çıkarmaya çalışması Basil’i rahatsız ederken, Zorba’ya göre; bir kadın erkeği yatağına çağırdığında gitmiyorsa, o en büyük günahı işlemiştir. Köyün güzel Dul’u, Basil’den hoşlanmasına rağmen, “sorun istemeyen” yazarın sessizliğinde çıkmaza girer. İngiliz beyefendisinin içine kapanıklığı , üstü başı dağınık, biraz da pis Zorba’nın garibine gitmiştir. Ona göre, hayatın başlı başına bir sorundur, sadece ölüm değildir. Bu ikilin arkadaşlığı, Zorba’nın Basil’in güvenini kazanmasıyla daha hareketli bir hal alır. Toplumda “deli” diye parmakla gösterdiği, oysa içimizden biri olup sadece hayata daha geniş bir açıyla bakan Zorba, maden ocağını işletmek adına yeni bir fikir bulur. Heyecandan ne yapacağını şaşıran Zorba, belki de filmin en can alıcı sahnelerinden –dans sahnesi- birisine imza atar.

forum resmi


Antik Yunan’dan kalma hedonist anlayışta, kadınlar, şarap ve müzik vardı. Zorba, bir bakıma “antik” biridir, hayattan zevk almayı, akıllı davranmaya yeğler. Felsefe eğitimi görmüş Kazantzakis, aslında kitabında antik Yunan Tanrıları vücut bulur. Nietzche’ye göre Güneş Tanrısı Apollo düzeni ve mantıklılığı, Şarap ve Verimlilik Tanrısı Dionysus estetik ruhu ve spontane yaşamayı temsil eder ve ona göre hayat bu ikisinin kavgasıdır. Kazantzakis’in kitabında –aynı zamanda Cacoyannis’in filminde- Basil’in, Zorba’dan üstün yönleri varken öğretici üslûp sadece Zorba’dadır.

"Tam ve namuslu düşünceler sessizlik, ihtiyarlık ve dişsizlik ister. Dişsiz olduğun zaman "ayıp çocuklar, ısırmayın!" demek kolaydır. Ama, otuz iki dişin olunca... insan gençliğinde canavardır, evcilleşmek bilmez canavardır ve insan yer. Kuzular, tavuklar ve domuz yavruları da yer ama, hayır, insan yemezse doymaz!"
Zorba

Mikis Theodorakis'in müziklerine değinmeden genel bir perspektiften bahsedemeyiz. Yunan müziğinin en güçlü "ozan"larından birisidir Theodorakis, ortaya koyduğu eserlerle barış mesajları vermeştir. Hafızası taze olanlar hatırlayacaktır; Zülfü Livaneli'yle birlikte Türk-Yunan Dostluk Derneği kurarak, bir dizi konser ve albüm çalışmalarında bulunmuşlardı. Akdeniz'in esintilerini çalan şarkılar ve Zorba the Greek'in halka verdiği mesajlar bu ozanın şarkılarıyla daha anlamlı kılınmış. Zaten filmde, Zorba'nın ağzından dökülen ufak bir cümle, insanın yalnızca insanlığıyla değerlendirilmesi gerektiğini vurgular: Şimdi herhangi birine bakıyorum ve diyorum ki; bu adam iyi, bu adam kötü, Türkmüş, Yunanlıymış bana ne. Hepimizin sonu aynı, kurtlara yem olacağız.

Antony Quinn, 50’li yılların ardından, oynadığı Zorba rolü ile başarısının doruk noktasına ulaşmıştır. O zamanlardaki maço rollerin ve Avrupa sinemasında geçirdiği senelerin –La Strada, Fellini- tecrübesini, bu filmde yapımcılığı da üstlenerek göstermiş. Akdeniz insanın karakterini, o iri ve korkutucu cüssesinde böylesine güzel benimseyerek oynamasaydı, yıllar boyu unutulmayacak bir kapanış dansı olmayacaktı. Öyle ki Antony Quinn’in konuk olduğu The Tonight Show ‘da dans ettikten sonra alkışlar altında gülerek şunları diyebilmiştir: Bu şarkıdan nefret ediyorum, gittiğim her yerde bu şarkıyı çalıyorlar.

forum resmi


Laflarımızı toparlarsak, romanlardan uyarlanmış filmlerin önemli bir zaafı; kitabın derinliğini ve doygunluğunu verememesidir. Romanın bütünüyle eksiksiz olmasına karşın, Zorba’nın hayat görüşünün arkasında yatanlar ve geçmişinde yaşadıkları filmde tam gösterilmemiş. Bunu da filme ait tek olumsuz eleştiri sayabiliriz.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
priselnik
mesaj Apr 7 2008, 12:36 AM
İleti #2


Yeni Üye
*

Grup: Üyeler
İleti: 6
Katılım: 19-March 08
Üye No.: 2,660



Olağanüstü güzel bir film. Bir kere sıcak ya. Zaten Anthony Quinn ve Alan Bates ikilisiyle seyirci karşısına bir sıfır önde giriyor film, sonrasında Irene Papas ile kesin ve karşı konulamaz bir duygusal ve sinemasal haz ile bitiriyor filmi Michael Cacoyannis. Sinema tarihinin görüp görebileceği en güzel Akdeniz veya Ege filmi...
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
ggecim
mesaj Apr 7 2008, 01:06 AM
İleti #3


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 878
Katılım: 5-October 07
Nereden: İstanbul
Üye No.: 479



Kitabını da okudum, filmi de izledim, ikisi de birbirinden güzeldir. Hatta ikisi de derste işlenecek derecede güzeldir. Bu anlamda tam bir klasik olan bu filmde bence hayatının en iyi oyunculuğunu yapmış olan Anthony Quinn ve filmin harika müzikleri unutulmayanlarımdandır.


--------------------
Ömrümüzden bir gün daha geçti,
Dereden akan su ovada esen yel gibi
İki gün var ki dünyada, bence ha var ha yok
Gelmeyen gün bir
geçip giden gün iki
- Ömer Hayyam


User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Clint Eastwood
mesaj Apr 14 2008, 06:55 PM
İleti #4


Quick on the trigger
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,528
Katılım: 2-August 07
Nereden: Somewhere in Time...
Üye No.: 207



Bu arada filmin ünlü müziğinin, John Murphy & David Hughues'in yeniden çaldığı versiyonu daha güzel gelir bana hep. (Lock, Stock and Two Smoking Barrels OST)


--------------------
KLASİK FUTBOL

Öyküsü olmayan adam, Bufalo çayırındaki rüzgara benzer...

Moon Station Z

Sinema, edebiyat ve müzik üstüne bir blog.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Hightech
mesaj Feb 18 2010, 02:56 PM
İleti #5


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 56
Katılım: 5-November 08
Üye No.: 5,067



Olağanüstü güzel bir film.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 9th December 2019 - 03:27 PM