IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> Braindead (1992)
Harvey Dent
mesaj Apr 24 2009, 11:56 AM
İleti #1


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Editör
İleti: 1,054
Katılım: 8-September 08
Üye No.: 4,564



forum resmi

YEDİNCİ GEMİ FİLM BİLGİSİ
Forum resmi

Yönetmen: Peter Jackson
Tür: Komedi / Fantastik / Korku
Konu: Lionel ve sevgilisi Paquita,hayvanat bahçesine gezmeye giderlerken meraklı annesi de onları takip eder. Ancak kadını Sumatra'dan gelen bir tür fare-maymun ısırır ve bulaşıcı bir zombi salgını...
IMDB Notu: 7.6 / 10 (27,824 oy)
Süre: 104 dakika | Arjantin:99 dakika | Almanya:94 dakika | ABD:85 dakika (R-rated sürüm) | ABD:97 dakika (sınıflandırılmamış sürüm) | Almanya:80 dakika (FSK 16 sürüm) | Finlandiya:92 dakika (cut sürüm) (1992) (1993) | South Korea:85 dakika (heavily cut) | İspanya:99 dakika (DVD edition
Ülke: Yeni Zelanda    Dil: İngilizce / İspanyolca   
Oyuncular: Timothy Balme, Diana Peñalver, Elizabeth Moody, Ian Watkin, Brenda Kendall

Peter Jackson bazıları için çoktan dahi, hatta ilah mertebesine yükseltilmiş bir isim. Ancak adını sadece The Lord Of The Rings ile duyanlar için bu dahi yönetmenin kapalı bir kutu olduğu da gerçek. Kariyerine, sansür mekanizmalarını alt üst eden, kan deryası, edepsiz bir üçlemeyle başladı. Bu filmler o kadar farklıydı ki ancak gülmekte, yada kusmaktan bazen de ikisini birden yapmaktan fırsat bulduğunuzda karşınızda ne denli yetenekli ve gelecek vadeden bir yönetmen olduğunu anlayabiliyorsunuz. Tür sinemasına son derece hakim, anında etki bırakan, hareketli bir görsel stile sahip, alnına büyük işler kazınmış bir yetenek.

Yeni Zelandalı bu sineme delisi, adını ilk olarak 1987 yılında çektiği “Bad Taste” isimli filmle duyurmuştu. Şu anda elinde milyon dolarlar olan Jackson, “Bad Taste”i 150 bin dolara kotarmıştı. Filmi, 4 yıl boyunca başrolleri oynayan arkadaşlarıyla hafta sonları buluşarak tamamlamış ve filmin teknik işlerinin neredeyse tamamını üstlenmişti. Jackson, dikkatleri üzerine çekmekte gecikmedi. “Bad Taste” ile hem B-filmin son derece yaratıcı ve zekice bir örneğini ortaya koymuş, hem de korku sineması ve zombi külliyatına yeni, komik bir boyut getirmeyi başarmıştı. Kısa zamanda tüm dünyada kendine fanatikler kazanan bu filmi alışılagelmedik bir animasyon olan “ Meet the Feebles” takip etti. Bir nev’i aşırı şiddet, seks ve akla gelebilecek her türlü muziplik ve edepsizliğin baş gösterdiği Muppet Show da denilebilir 1989 yapımı bu filme. Jackson’ın bu ilk iki filmini başka bir yazıya bırakayım, şimdi esas bahsetmek istediğim film “Braindead” de gelelim...

1992 yapımı olan “Braindead” rahatlıkla Jackson’ın şu ana kadarki filmografisinde popüler işlerini saymazsak en üst noktaya yerleştirilebilecek bir film. Tabi bu sıralamada 1994 yılında çektiği “Heavenly Creatures” gibi son derece başarılı filmini de göz ardı etmemek gerek ama şu an konumuz Braindead olduğu için torpil geçiyoruz.. Jackson tıpkı “Bad Taste” de olduğu gibi bu filmle de zombilerin dünyasına el atıyor ve gore türünün olmazsa olmazı kan, iğrençlik, her türlü vücut sıvısı, dolu midenizin kaldırabildiği oranda bir yolculuğa çıkarıyor izleyiciyi. Ama ilk filmi “Bad Taste” de olduğu gibi Jackson’ın “Braindead” da sunduğu yolculuk da pek alışılageldik değil. Pek çok izleyicinin tahammül sınırlarını zorlayacak derecede kanlı sahnelerden, rahatlıkla inanılmaz komik durumlar yaratmayı beceren bir senarist/yönetmen Jackson. Filmi izlerken irkilme, öğürme ve kahkahalara boğulurken bulabiliyorsunuz kendinizi.

Gore türünün komediyle yaptığı birlikteliğe özellikle Sam Raimi’nin “Evil Dead” üçlemesinden alışığız. Fakat Jackson’ın sineması, bu türde gördüğümüz diğer örneklerden çok farklı. Gerek şiddeti sınır tanımayarak kullanışı, gerek esprilerindeki aşırılık, gerekse yerinde duramayan, adeta hiperaktif bir çocuk gibi oyuncuların etrafında dolaşan kamerasıyla yarattığı hava son derece laubali bir filmle karşılaşacağınızı düşündürebilir. Halbuki bu unsurların ardına baktığımızda insanın karşısına son derece estetik bir görsel yapı ve gören gözler için pek çok sinemasal göndermeyle dolu bir film çıkıyor. Bu göndermelere de değinmek için filmin konusundan biraz bahsetmek gerekiyor.

Filmimiz 1957 yılında Skull (Kurukafa) Adası’nda başlıyor.Sumatra’nın güney-batısındaki bu adada, Yeni Zelanda’daki bir hayvanat bahçesinden gelen bir görevlinin yardımcılarıyla beraber “özel” bir hayvanı yerlilerden kaçırma çabasına tanık oluyoruz.
forum resmi

Dikkat! Büyük sıçanların maymunlara tecavüz etmesi sonucunda ortaya çıkan bu canlı son derece tehlikelidir. Bir ısırığı insanı zombi yapmaya yeter.

Bu hayvanın uçağa bindirilişinin ardından jenerikle beraber izleyici de Sumatra’dan Yeni Zelanda’ya getiriyor Jackson. Birdenbire kendimizi akıl almaz olayların zincirleme bir reaksiyonla ve zekice bir senaryoyla baş göstereceği, huzurlu mutlu memleketi Yeni Zelanda kasabasında buluyoruz. Film kasaba atmosferini yaratırken mümkün olduğunca az mekan kullanarak, düşük bütçesinin (1,8 milyon dolar) yaratacağı handikapları engellemiş ve 50’li yılların havasını yakalamakta başarılı olmuş. Bu kasabaya giriş yaptıktan sonra market tarzı bir dükkana dalıyor kamera... Karşımızda genç İspanyol kız olan Paquita var. Kendisi aynı dükkanda çalışan Roger’a feci şekilde abayı yakmış durumda. Ancak büyük annesinin baktığı tarot falı sonucunda hayatının erkeğinin Roger olmadığını öğreniyor. Hayatını erkeği karşısına çıktığında onu tanımasını sağlayacak işareti de zihnine kazıyıveriyor hemen. Çok geçmeden dükkana öykümüzün baş kahramanı Lionel giriyor.Lionel’ın devirdiği kalemler tam da kartlarda görünen işareti oluşturunca, Paquita hayatını erkeğini bulduğunu anlıyor. Başına geleceklerden habersizce zincirleme reaksiyonu aktive ediyor ve Lionel’a abayı yakıyor.

Ancak Paquita’nın önünde çok ciddi bir engel var.Lionel’ın annesi... Lionel yeterince yetişkin kıvama gelmiş bir delikanlı fakat ne yazık ki hiç kız arkadaşı olmamış , üstelik son derece anti-sosyal bir yaşantı sürdüren, ana kuzusu pısırık, hiçbir kahraman yada sevgili olabilecek özellik barındırmayan tam bir kaybeden modeli. Bunun sebebi ise aşırı saplantılı derecede oğluna düşkün olan annesi. Bu durum insanın aklına ister istemez Alfred Hitchcock’un klasiği “Psycho” yu getiriyor. Jackson bu çağrışımın son derece yerinde olduğunu vurgulamak için adeta elinden geleni yapıyor. Evin hem içi hem de dış mimarisi Bates’lerin evini anımsatması bir yana, Lionel’ın annesi karşımıza çıktığı ilk sahnede saçları ve kostümüyle; sanki Norman Bates’in annesi. Elinde de büyük bir bıçak tutuyor. “Psycho” nun duş sahnesindeki suç aletinin aynısı üstelik. Filmin başındaki garip yaratık ve bu sorunlu üçlünün nasıl bir araya geleceğini konusunda ise, Jackson pratik bir çözüm bulmakta hiç zorlanmamış.

Lionel kendisine yakınlaşmaya çalışan Paquita ile hayvanat bahçesine gidiyor.Onları takip eden Lionel’ın annesi de kazara kafesinin önünde durduğu Sumatra’lı fare-maymun karışımı yaratık tarafından ısırılıyor. Bu andan sonra Lionel hem bir zombiye dönüşen annesini, hem de onun zombi yaptığı kasaba halkından diğer kişileri evin bodrumunda kapalı tutarak durumu idare etmeye çalışıyor.Finalde ise bizleri oldukça uzun ve kanlı bir parti sahnesi bekliyor.

“Brainded” in konusu bile insanın aklına “Psycho” , George A. Romero’nun zombi üçlemesi gibi filmleri getiriyor. Ancak Jackson’ın yaptığı göndermeler bu kadarla sınırlı değil. Abartılı şiddet anlayışı, her midenin kaldıramayacağı gore sahneleri, korku ile komediyi birleştirmesi (komedi kesinlikle fazlasıyla ağır basıyor) ve “ stop motion” animasyon tekniğini kullanışıyla akla ilk etapta “Evil Dead” i getiriyor film. Bunun yanında örneğin mezarlıkta eğlenirken zombiye dönüşen bir grup serseri insan Dan O’Bannon’ın “Yaşayan Ölülerin Dönüşü” filmini anımsatıyor. Ayrıca Lionel’ın parkta “bebek” dolaştırırken puseti elinden kaçırdığı sahne serbest çağrışımla aklınıza “Potemkin Zırhlısı”nı getirebilir.Veya Paquita’nın zombilerden saklanmak için dolaba girdiği sahne de “Halloween”i hatırlatmıyor değil. Peter Jackson’ın “Braindead”den bir sonraki filmi “Heavenly Creatures”ı izleyenler, onun ne kadar entelektüel bir yönetmen olduğunu ve istediğinde ne kadar ciddi takılabildiğini görmüşlerdi. Fakat gördüğünüz gibi kendisinin eski filmlerinin de “Heavenly Creatures”tan aşağı kalır yanı yok.

“Braindead”i ilginç kılan unsurların başında şimdiye kadar izlediğimiz zombi filmlerinden farklı olması geliyor. Bu alt türe (gore/zombi filmleri) ilişkin tüm yapımları belli ki yalayıp yutmuş olan Jackson, türe bambaşka bir kapı açıyor. Hem filmin konusundan anlayabileceğiniz, hem de eğer film hakkında daha önce yazılmış bazı yazılara denk geldiyseniz görmüş olabileceğiniz gibi “Braindead”in tüm esprisi zombileri eve sokmamak değil, evde tutmak. Ayrıca Jackson bizzat kendisinin de katkıda bulunduğu efektlerle akla ziyan zombi imha etme yöntemleri yaratıyor. Bir evin içinde bulabileceğiniz ampul, bahçe makası, blender ve çim biçme makinesi gibi elet edevat zombileri yok etmeye yardımcı oluyor.



Peter Jackson ayrıca alışageldiğimiz sofra ve tuvalet adabını yerle bir eden sahnelere de yer vermiyor değil. Midenizi zorlamak adına akla gelmeyecek muzipliklere başvuruyor. Mesela zombiye dönüşen gencin ortadan ikiye bölündükten sonra bağırsakları yere dökülüyor ve bu olayın ardından anüsü kameraya dönüp gaz çıkartıyor. Filmin unutulmaz yemek sahnesi ise bambaşka bir olay. Lionel artık çürümeye başlayan annesini eve gelen misafirlerle aynı masaya oturtunca her midenin kolay kolay kaldıramayacağı olaylar meydana geliyor. Zombi annenin puding tabağına düşen kulağını afiyetle yiyişine tanıklık ettikten sonra bir daha içinizden puding yemek gelir mi bilinmez.



Fakat söylediğimiz gibi filmin tüm meziyeti bu abartılı şiddet sahneleri değil. Peter Jackson tüm bunları son derece zeki bir mizah duygusuyla beraber veriyor izleyiciye.Yer yer filmini gayet sağlam fikirler üzerine şekillendirdiğini de belli ediyor. Mesela Lionel ve annesi arasındaki ilişkinin hiç de yüzeysel bir boyutta işlenmediğini belirtmek lazım.Özellikle finalde Lionel’ın ana rahmine geri döndüğü anda Jackson hem izleyiciyi şok ediyor, hem de ana oğul arasında kurduğu ilişkinin hiç de basit temellere dayanmadığını belli ediyor. Üstüne üstlük filmin konusunu tekrar hatırlarsak işin içinde bir aşk hikayesi olduğunu da unutmamamız lazım. Evet “Braindead” i duygusal bir film olarak karşılamak belki imkansız ama kaderin kendisini birleştirdiği Lionel’dan bir ev dolusu zombiye rağmen vazgeçmeyen Paquita’nın ruh halinin belirli bir romantizm duygusu taşımadığını söylemek de haksızlık olur.

Hazır laf Paquita’ya gelmişken Diana Penalver’in bu rolü başarıyla canlandırdığını söylemek gerek. Garip aksanını ve şaşkın bakışlarını kolay kolay unutmak imkansız. Filmin diğer oyuncularından Elizabeth Moody de anne rolünde son derece iyi. Gerçek bir kabus hissi yaratmayı ve belki de filmi korku türüne en çok yaklaştıran öğe olmayı cidden çok iyi beceriyor. Fakat filmin esas yıldızı Timothy Balme. Bu rolüyle İtalya’daki Fantafestival’de En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazanan Balme, vücut dilini müthiş şekilde kullanarak son derece dinamik bir performans sergiliyor.



“Braindead” tüm bu saydığım özellikler sayesinde bir modern kült film klasiği mertebesine ulaşmış durumda. Eğer gore filmlere karşı bir tavrınız yoksa ve mideniz de sağlamsa siz de rahatlıkla bu görüşleri paylaşabilirsiniz. Hele bir de türe özel ilgisi olan bir sinefilseniz yazı içerisinde aktardığım sinemasal göndermeleri –ve belki de daha fazlasını- keşfetmekten kesinlikle sonsuz keyif alacaksınız.

Bunlara Jackson’ın kendinden son derece emin ve yaratıcı sinemasal tarzını, insanı hayrete düşüren zekasını, bir de insan da kahkaha gazına maruz kalmış etkisi yaratan aralıksız espirileri ekleyince cidden benzersiz bir film ortaya çıkıyor.



Kim Beğenir?

Dellamorte Dellamore'yi ve Evil Dead serisinin amatör ruhunu, orjinalliği ve mizahını sevenler. Gore filmlerinde mide kramplarının dışında biraz zeka arayanlar.

Bu ileti Harvey Dent tarafından May 31 2009, 09:49 AM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
KıvılcımArduc
mesaj Apr 28 2009, 09:43 PM
İleti #2


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Müdavim
İleti: 376
Katılım: 9-July 07
Nereden: Ankara
Üye No.: 163



Özellikle bir çorba sahnesi vardı, halen aklıma geldikçe midem bulanır. Döneminin ötesinde bir filmdir izlerken sizi sıkmaz kendine bağlamayı bilir. Sonlara doğru kan gövdeyi götürür, birde annesi ile olan son dövüşü de efsanedir.

Eğer izlemediyseniz ve türün hastasıysanız kaçırmayın.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
phantometal
mesaj Apr 29 2009, 02:38 PM
İleti #3


Yeni Üye
*

Grup: Üyeler
İleti: 5
Katılım: 21-February 09
Üye No.: 5,779



Zombi hastası biri olarak kesinlikle izlediğim en eğlenceli zombi filmidir diyebilirim. Keşke bir de rat-monkey isimli yaratıkla zombi bebeğin kapıştığı bir kısa film felan çekseydi...
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
RockeT
mesaj Dec 6 2010, 11:59 AM
İleti #4


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 242
Katılım: 6-December 10
Üye No.: 8,285



Başta bu nasıl bir zombi filmi demiştim. İzledikçe komedinin ve korkunun serpiştirildiğini gördüm. izlenesi zombi filmi flaugh.gif


--------------------
forum resmi
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 10th December 2019 - 11:37 PM