IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> Ugetsu Monogatari (1953), Yağmurdan Sonraki Soluk ve Gümüş Ayın Öyküleri
Chetin
mesaj Jun 12 2007, 12:02 AM
İleti #1


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 416
Katılım: 31-May 07
Nereden: Amed
Üye No.: 20



Yağmurdan Sonraki Soluk ve Gümüş Ayın Öyküleri


forum resmi

Bundan yıllar önce 28 Aralık 1895’te Paris Boulevard Des Capucines 14 numaradaki Grand Cafe’nin zemin katında 52 saniyelik “Trenin Gara Girişi” filminin dünyadaki ilk ücretli gösterimini yapan Lumière Kardeşler, sinemanın bugünkü baş döndürücü bir duruma ulaşacağından bihaberdiler kuşkusuz. Zaten onlara göre bu işin geleceği bile yoktu. Fakat Lumière’lerin ardından sinema yavaş yavaş bir endüstri ve sanat formuna dönüştü ve günümüze kadar ulaştı. İngiliz yönetmen D.W. Griffith bir anlamda sinemanın gramerini oluşturdu, Sovyet sinemasından Sergei M. Eisenstein kurgu anlayışını bir üst noktaya taşıdı, yine ardından Hollywood sinemayı bir endüstri haline getirerek tüm dünyada egemenliğini ilan etti, kimileri çıkıp yapı-bozumcu bir diyalektik anlayışı benimsedi, Fransız Yeni Dalgası, İtalyan Yeni Gerçekçilik, Şiirsel Gerçekçilik gibi birçok akım ve tür sinemanın zamanla evrilmesine yol açtı. Lumière Kardeşler kamerayı sabitleyip trenin gelişini çekerken bir anlamda minimalist bir sinema yapıyordular ve plan-sekans anlatımının öncüsü oluyorlardı. Kabaca bütün bir sekansın birçok plan yerine tek bir uzun plandan oluşması, görüntülerin tek bir çekimden meydana gelmesi şeklinde özetleyeceğimiz plan-sekans anlatımı bugün birçok yönetmen benimsemiş durumda. Sinemanın biçimsel tarafıyla daha çok haşir neşir olan yönetmenler arasında Andrei Tarkovsky, Antonioni, Tayvanlı yönetmen Tsai Ming-Liang ve bunlardan belki de en meşhuru olan Yunanlı usta yönetmen Theo Angelopoulos gibi sinema ustalarını sayabiliriz. Plan-sekans anlatımın şairi Angelopoulos’un ünlü İngiliz dergisi Sight and Sound’a verdiği en iyi on filmlik listesinde yer alan 1953 yapımı Japon filmi Ugetsu Monogatari filmine rastlamak Angelopoulos sinemasını iyi bilenler için şaşırtıcı değil kuşkusuz. Bugün bahsettiğimiz plan sekans çekimin öncüsü olan Kenji Mizoguchi’den ve en tanınmış filmi olan 1953 yapımı Ugetsu Monogatari yada daha bilinen adıyla “Yağmurdan Sonraki Soluk ve Gümüş Ayın Öyküleri” filminden bahsedeceğim.

forum resmi

Film her şeyden önce fantastik bir gerilim filmi. Hatta kimi yerlerde Japon sinemasının korku klasiklerinden biri olarak gösteriliyor. Tabi ki bildiğimiz manada bir korku ve fantezi değil bu. Hele hele son dönemdeki Japon korku filmleri üzerinden değerlendirirsek en azından filmde uzun ve siyah saçlı, bir ayağı ahirette bir ayağı dünyada olan küçük veletler yok bu filmde. Fantastik sinemanın son dönemdeki alışılmış kodları dışında daha çok modern dünya üzerine de söyleyecekleri olan bir masal dememiz daha doğru film için. Her ne kadar Japonya’da çok eski zamanlarda geçse de, film insanoğlunun bilinen en eski en zararlı hasletlerinden biri olan açgözlülüğü, hırsı anlatmasıyla her daim güncelliğini koruyan bir hikayeyi anlatıyor. Akira Kurosawa’nın Rashômon filmindekine benzer bir hayalet öyküsüne sahip olan film yönetmenin filmografisindeki en önemli filmi olarak gösteriliyor. Aynı yıl Venedik Film Festivalinde Altın Aslan’a aday olup ve Gümüş Aslan ödülünü aldığını da hatırlatalım.

forum resmi

Akinari Ueda'nın "Ayışığı ve Yağmur" isimli öyküsünden esinlenilerek çekilen film, 16. yüzyılda Japonya’da iç savaş döneminde geçiyor. Japonya’nın Omi ilindeki küçük bir köyde yaşayan iki küçük ailenin, çömlekçilik yaparak hayatını idame eden, fakir ve sıradan bir adam olan Genjuro ve karısı Ohama ile samuray olma tutkusuyla yanıp tutuşan Tobei ve eşi Miyagi’nin hikayesini izliyoruz. Bir taraftan da Japonya iç savaşla sivil hareketlerle zor dönemler yaşıyor. Shibata’nın adamları köy köy dolaşıp erkekleri zorunlu işçi olarak götürüyorlar. Genjuro ve Tobei’de beraber bir sürü çömlek yapıp daha çok para kazanmak arzusundalar. Gün boyunca hazırlayıp ateşe koydukları çömlekleri satma rüyasıyla yanıp tutuşan ikili gece baskınıyla köy dışına kaçmak zorunda kalıyorlar. Genjuro saklandıktan sonra tekrar çömleklerini kurtarmaya koşuyor haliyle. Canını kurtarmaktan daha evla çömlekleri kurtarmak çünkü. Tek isteği var; daha çok çömlek yapıp onları bir an önce satabilmek. Büyük bir miktarını zarar vermeden kurtardıktan sonra iki aile kasabaya doğru gölden kayıkla geçmek zorunda kalıyorlar.

forum resmi

Angelopoulos sinemasının özellikle Mizoguchi sinemasıyla olan benzerlikleri üzerinden gidersek filmin sisli, puslu, tekinsiz atmosferini oluşturan göl sahnesi bize bir sürü ipucu veriyor aslında. Angelopoulos filmlerinde de rastladığımız bu atmosferin, muhteşem görüntülerin, şiirsel anlatımın esin kaynağını oluşturuyor diyebiliriz bu film için. Mizoguchi ‘nin filmlerinin temelde odak noktası özellikle kadınlardı. Çalışan kadınlar, işçiler, burjuva kadınları, prensesler ve özellikle fahişeler. Kadının bedeninin sömürülmesi filmlerinin en duyarlı temalarından biridir. “Kadınlarınıza sahip çıkın” diyor özellikle gölde rastladıkları yaralı bir kadın her iki ailenin erkeklerine. Genjuro ve Tobei kadınlarını kıyıya bırakıp biri çömlek satmaya, diğeri samuray olmaya gidiyor kasabaya. Tobei bütün parasıyla bir zırh takımı ve mızrak alıyor. Meşru yollardan olmasa da istediğine kavuşan, samuray olan Tobei emrine verilen adamlarla birlikte eğlenmek için geneleve gidince orada karısıyla karşılaşıyor. Diğer taraftan Genjuro bütün çömlekleri varlıklı bir prensese satıyor ve ardından prensesle birlikte yaşamaya başlıyor. Genjuro’nun peşinden gittiği prenses bir efsane ve fanteziden ibaret. Bir rüya alemi gibi aslında. Genjuro bu rüyadan uyandığında büyük bir kayıp yaşıyor.

forum resmi

Yönetmen Kenji Mizoguchi...

Başlı başına bir yazı konusu olabilecek bir yönetmen olan Mizoguchi’den biraz bahsetmekte fayda var. 1898 Tokyo doğumlu Japon yönetmen Kenji Mizoguchi Güzel Sanatlar Akademisi eğitimi sonrasında yönetmen yardımcısı olarak başladığı kariyerine 1923’te ilk filmini çekerek devam eder. Gerek sesli gerekse sessiz dönemde çektiği 90 kadar filmle Japon sinemasının tiyatro geleneğinden kurtulmasını, zamana ayak uydurmasını sağlamak ve uluslararası alanda sesini duyurmak için epey uğraş veren bir yönetmen. Yine bu köşede daha önce tanıttığımız diğer Japon yönetmen Yasujiro Ozu ile aynı dönemde filmler yapan Mizoguchi, Ozu’nun geleneksel ve daha gerçekçi sinemasından ziyade kendi deyimiyle görünmeyenle, fantezi öykülerle ilgileniyordu daha çok. Kendi sinemasal üslubunu plan-sekans anlatıma göre oluşturan ve bu tekniğin geliştiricisi olan yönetmen çok iyi bir öykü anlatıcısıydı aynı zamanda. Kameranın devinimini öyküyle yapısal olarak uyum içinde kullanan yönetmen, filmlerinin sıkıcı olması pahasına bu yoldan vazgeçmemiş, seyircinin film üzerindeki etkilenmesini daha yoğun bir şekilde sağlamak istemiştir. “Eğer sahnenin (sekansın) bir yerinde gittikçe artan bir yoğunlukla, bir duygu ve düşünce birlikteliği oluşmuş, bir uyum belirmişse, ben bu sahneyi pişmanlık duymadan kesemem” diyen Mizoguchi’nin bu sözleriyle Amerikan sinemasının en önemli ve dahi yönetmenlerinden biri olan Stanley Kubrick’in “Kesme yapmak için çok ciddi bir neden olması gerekir. Eğer sahne tek bir kamera açısından çekildiğinde iyi görünüyorsa ve kesme yapmak için bir neden de yoksa kesme yapmam. Kurgunun etkisini azaltacak mekanik bir ritim oluşturmaktan kaçınmaya çalışırım” sözlerini bir araya getirince Mizoguchi’nin modern sinemayı ve sinemacılarını nasıl etkilediğini bir kez daha görüyoruz.

Yağmurdan Sonraki Soluk ve Gümüş Ayın Öyküleri” gibi zaten başlı başına ilgi çekici ve şiirsel bir ada sahip olan filmi en azından sinemanın tarihsel gelişimine şahit olmak için izlemek gerekiyor.

Cinemascope-Haziran
Chetin


Bu ileti Bob le Flambeur tarafından Mar 1 2009, 02:35 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
Kusur benim imzamdır.

Sinematek

Film Eleştirileri

forum resmi
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
kevinsert
mesaj Sep 15 2010, 10:12 PM
İleti #2


Yeni Üye
*

Grup: Üyeler
İleti: 4
Katılım: 25-April 08
Nereden: Kırklareli-Babaeski
Üye No.: 3,118



Çok güzel bir yazı teşekkürler.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 12th December 2019 - 04:30 PM