IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> Hokkabaz (2006)
Funkster
mesaj Mar 15 2009, 12:41 AM
İleti #1


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

IMDB
Hokkabaz (2006)

Hokkabaz (2006) PosteriYönetmen: Ali Taner Baltaci, Cem Yilmaz
Tür: Comedy | Drama
IMDB Notu: 7.5 / 10 (2,345 oy)
Süre: 122 min (24 fps) | Turkey:100 min (TV version)
Ödüller: 2 wins
Oyuncular: Cem Yilmaz, Mazhar Alanson, Özlem Tekin, Tuna Orhan

El çabukluğu marifet mi, optik aldanma mı yoksa sahiden görmek istediğimiz mi? İllüzyon, sihir, büyü ya da büyük bir kandırmaca. Sihirbazlık gösterileri gerçeklerden beslenen yalanlardan ibaret. Kızılmayacak, hor görülmeyecek, eğlenceli yalanlar bunlar. Üstelik gerçekliğin referansını cebinde taşıyan, en azından herkesin gözü önünde söylenen masum yalanlar. Çocukluğun masumiyetine, yetişkinliğin şüpheciliğine kurnaz cevapları olan, gerçek malzemelerle sahte dünyaların kapılarını aralayan yalanlar.

Sihirbaz ve sihirbazlıkla ilk tanışmamı sağlayan biri gerçek, biri sanal iki kişi vardı. Sermet Erkin ve Mandrake. Sermet Erkin, onu ilk gördüğüm ile son gördüğüm arasında neredeyse hiç değişim geçirmemiş gibi geldi. Mandrake gibi çizgi roman kahramanı da değil ki. Bunun da bir sihri vardır elbet ama onun gösterileri ve zerafeti kolay unutabileceğim türden değil. Bir de lamba cini fiziğine sahip yardımcısı Abdullah ile maceradan maceraya koşan filinta şahsiyet Mandrake vardı. (Tabi bir de ne gereği varsa aynı ismi kullanan başka bir yerli illüzyonistimiz.) Fazla meraklısı olmamama rağmen, onun maceraları içindeki gizemli karelerin bazıları hala taze kalabilmiştir.

Bir sihirbaz hızlı, güler yüzlü, zarif ve biraz da tekinsiz bir insandır. Çocukken veya bazı olgunlukların henüz yaşanmadığı ergenlik dönemi esnasında tanık olunan illüzyon gösterileri, özünde saf bir hayret yaratır. Belli bir noktadan sonra ne, nasıl yok oldu, nasıl geri geldi, bunların sebeplerine kafa yormak anlamsızlaşır, sadece yaşanan o anın keyfi çıkarılır. Gerçek illüzyon da bu noktada başlıyor zaten. Meseleye keyif almaktan ziyade şüpheci yaklaşan zihniyetlerde ise, kendisine söylenmiş olan yalanı kabullenememe baş gösterebilir. Hiç kafa yormayanlara pasifize oldukları, eğlendirici biçimde kandırıldığını kabullenemeyenlere de septik bir rahatsızlık içinde bulundukları yönünde eleştirilerde bulunsak da, en iyisi anın tadını çıkarmak olsa gerek. Çünkü sihirbazların bu çabaları, tıpkı soytarılarda olduğu gibi saygı duyulması gereken duygusal bir emekten ibarettir.

Cem Yılmaz’daki “toplumun soytarısı” imajına verilebilecek en iyi cevap belki de Hokkabaz filmiydi. İçindeki karakter zenginliğinin yansıması olan reklamlar, gösteriler ve sinema filmlerindeki gerçek ve gerçeğinden türemiş kopyalar da aslında çok önemli illüzyon gösterileriydi. Cem Yılmaz kendini çoğalttı, aslından suretler üretti, onları tek bir alana değil, her yere dağıttı. Hokkabaz’ın İskender’i bunlardan sadece biri, belki de en kırılganı. Sihirbaz asaleti, soytarı duygusallığı ve insan saflığı arasında sıkışmış bir İskender. Sevdiği işi yapma, ondan masum ihtiyaçlarını karşılayabilmek için para kazanma düşüncesiyle çocukluk arkadaşı Maradona ile birlikte turneye çıkma planları yapan İskender, Çanakkale Şehitliği’ne gitmeyi saplantı haline getirmiş, mesleğinden dolayı kendisini sürekli aşağılayan huysuz babası Sait’i de yanına almak zorunda kalıyor. Babasının yaşadığı külüstür karavanı da yanlarına alan üçlü, o yol filmlerinin bildik naif havasını solutan bir maceraya başlıyorlar. Her Şey Çok Güzel Olacak da bir yol filmiydi. Oradaki “yola koyulma” amacına nazaran daha masum bir (şehitlikle birlikte iki) misyon üstlenen filmin kendini koyvermiş hali çok sevimli ve bir o kadar da geniş zeminli. Filmin kahramanı tutunmaya çabalayan bir sihirbaz olunca, onun gerçek ile sanal arasındaki sıkışıklığını sunmayı hak eden en iyi kahraman örneklerinden biridir İskender tiplemesi.


Cem Yılmaz bir fenomen. Ünlü olduktan sonra bile sadeliğe duyduğu sevgiyi bastıramamış görünen, lüks içinde sürdüğü sanılan yaşamının aslında öyle olmadığını savunmak zorunda hisseden bir komedyen. Soytarı personasından gocunmaması, perde arkasında bunun aksini ispat edecek veya hakikatini en güçlü biçimde dilegetirmek için o soytarının etinden sütünden faydalanacak donanıma sahip olmasından kaynaklı belki de.. Maddi pozisyonunun, içinde olmaktan mutlu olduğunu düşündüğüm sıcak ve samimi basitliğinin önüne geçmesine izin vermemek gibi düzgün bir kaygısı var. Gösterisine giden insanları doyurup, kendi açlığını da senaryolaştırmak gibi zengin bir kimlik taşıyor. O gösterilerde doğru dürüst bir dekoru bile olmadığı yönündeki düşüncelere cevaben: “istesem burayı ışığa, lazere boğarım” benzeri bir cümlesi vardı. Bunu yapabileceğini G.O.R.A. ile kanıtlaması gerekiyordu kendince. O film, gösterilerde birikerek sıkışmış bir gazın patlamasıydı.Yaramaz bir çocuğun klişelerle, parodilerle, göndermelerle oynaması gereken oyunuydu. Bir nevi hokkabazlık denemesiydi. Hokkabaz ise, popüler manada ele alınan Cem Yılmaz kimliğinden beklenmesi pek olası olmayan, ama gerçek bir hokkabazlık gösterisi. Daha doğrusu bir hokkabazın, bir sihirbaza dönüşümü.

Hokkabaz, son dönem yerli filmler arasında kuru kalabalıktan öteye gitme çabasına haiz birkaç sağlam neferden biri. Marathon Man’de maraton Thomas (Dustin Hoffman) için, De battre mon coeur s'est arrêté’de piyano Thomas (Romain Duris) için ne ise, sihirbazlık da İskender için o!. Bir kaybedenin hayata tutunma aracı. Üç kuruş maaşla kalabalık ailesini geçindiren ana-baba, çürümüşlüğün ortasında gönül verdiği sanatını icra etmeye çalışan bir sanatçı, gündelik hayatın telaşında, yorgunluğunda, acımasızlığında gerçek aşkı ve bağlılığı bulabilmiş bireyler.. Bunların adı sihirbazlık değil. Ama Cem Yılmaz’ın İskender bünyesinde sihirden, büyüden anladığı gerçekliğin yanar-döner hali bu fikire hiç de yabancı değil. Yaptığı illüzyon numaralarının sırlarını bilen İskender’in hayatın ve insanların sırlarına karşı hazırsızlığı, hayatını gösterileri ile kazanan Cem ve İskender’in meramını özetliyor sanki.

Her ne kadar hareket halindeki karavandan paraşütle atlayan, yaptığı iş yüzünden oğlunu hakir gören bir babanın, mantık ve hoşgörüye varan süreci pek tatminkar olmasa da (ve bu sebepten nakış gibi işlenebilecek bir baba-oğul ilişkisi ıskalanmış gözükse de), Cem Yılmaz’ın kendi canlandırdığı karakterin dışındakileri yeterince derinleştirmediği hissedilse de, skeç anlayışından, gittikçe oturduğu gözlenen bir senaryo düzenine doğru rota belirlediği fark ediliyor. Diyalogların sadeliği ve tanıdıklığı yanında, onları seslendiriş biçimi de Cem Yılmaz’ın artık kanıksanmış bir özelliği. Çok iyi bir oyuncu olduğu su götürmez. Gösterilerindeki anlatımları yanında karikatür çizercesine mimiklerini ve vücut dilini mükemmel kullanması, girdiği her kalıba bizi ikna edecek düzeyde. Bu kez de İskender olarak saf, dürüst ve duygusal bir ikna söz konusu. Daha önceki tüm karakterlerinde rastlanmayan naif duruş ile bir oyunculuk illüzyonu yaratıyor. Bu durumda da Mahzar Alanson, Tuna Orhan ve Özlem Tekin’in filme verimli bir şekilde eşlik etmelerinden başka bir şey söylemek çoğu zaman mümkün olmuyor. Ama bu verimli eşlikler sayesinde salt bir Cem Yılmaz egosu izlemekten de kurtuluyoruz. Ufak tefek aksaklıklarına rağmen içinde sıcaklığı ve samimiyeti muhafaza eden Hokkabaz, popüler kültür yaratığı kimliğine sahip Cem Yılmaz hayranlarını memnun edememe riski taşıyor. Ama öte yandan sinemacı Cem Yılmaz’ın geleceği için deste deste ümit taşıyor. Yönetmen ortağı Ali Taner Baltacı’nın değil de, Cem Yılmaz’ın fikri olduğu belli olan, Fatma’nın hikayesini anlattığı, video klip estetiği ve Guy Ritchie zıpırlığı ile kurgulanmış kısa bölüm ile neler yapabileceğini gösteren de bir yapısı var. Fakat işi fazla sulandırmadan tekrar sakinliğine ve kırılganlığına geri dönen yönüyle Sting’in Englishman In New York şarkısına benzettiğim bir film Hokkabaz.. O şarkı gibi huzurlu, o şarkı gibi hınzırlığını şımarmadan yaşayan bir gösteri.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
hasta
mesaj Mar 20 2009, 01:27 AM
İleti #2


Dün, bugün, yarın...
Group Icon

Grup: Yönetici
İleti: 2,368
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 1



Başta sinema olmak üzere her türlü araçtan kötü bile olsa keyif almak için bir bahane ararım. Çünkü yarıda bırakmayı sevmem hiçbir eylemi. Bir filmse başlanan, bitecektir o mutlaka, er ya da geç. Fakat bu sihirbazlık olayı benim için bir istisnaydı hep, küçüklüğümden beri hiç ısınamadım. Kartla yapılan gösteriler dışında nedense hiçbir sihirbazlık gösterisinden zevk alamadım hayatta. Orasına baktım, burasına baktım, keyiflenecek bir şeyler aradım ama bulamadım. O yüzden de diğerlerine katıldım. "Bak abi gösteriyi hep sağ eliyle yapıyor ama sen sol eline odaklanırsan, herifin seni nasıl uyuttuğunu göreceksin" diyenlerden oldum flaugh.gif Sinemada ise sihirbazlık konusunu işleyen filmler bunun aksine hep ilgimi çekmiştir. Son dönemden örnek vermek gerekirse Edward Norton'un oynadığı The Illusionist ve Nolan kardeşlerin The Prestige'inin bende yerleri çok ayrıdır. Üniversitenin ilk yıllarında tiyatro oyunculuğu yapmıştım ama tiyatro izlemekten hiçbir zaman keyif alamadım. Oynamak ve sahne arkasında olmak, olan biteni içeriden ya da arkadan takip etmek daha keyifliydi. Sihirbazlıkla ilgili filmleri sevip, sihirbazlığı sevmemem ikilemini buna benzetiyorum.

Funkster gibi biraz içimi döktükten sonra filme döneyim ben de flaugh.gif Duruş olarak "Her şey çok güzel olacak"ın devamı olarak gördüğüm bu film bence sinemamızın son yıllardaki yüz aklarından biri. Her ne kadar "Her şey çok güzel olacak"ın ulaştığı ve bence Cem Yılmaz'ın zirve yaptığı o noktaya tam olarak ulaşamamış olsa da, çok da uzağında kalmamış. Altan'ın bar açma hayalleri ve İskender'in sihirbazlıkla ilgili hayalleri, Altan karakteriyle İskender arasındaki "bir baltaya sap olamama" ortak noktasını doğuruyor. İlk filmde "ne olacak senin bu hâlin" diyen abiyi canlandıran Mazhar Alanson, ikinci filmde "ne olacak senin bu hâlin" diyen baba oluyor. Aslında bir devam filmi niteliğinde Hokkabaz... ama kendini tekrar etmiyor. İlk filmde başarısızlığıyla yalnız başına boğuşan Altan'a ikinci filmde Maradona eşlik ediyor, farklı bir sıcaklık kazandırıyor.

Oyunculuklar birinci sınıf. Üstelik başrollerdeki dört oyuncudan ikisi aslen şarkıcı, biri de komedyen diye tanınıyorlar. Mektepli tek oyuncu Maradona rolündeki Tuna Orhan. Mazhar Alanson daha önce ne kadar iyinci oyuncu olduğunu öylesine iyi kanıtladı ki, onun oyunculuğundan şüphe edenin alnını karışlamak gerekir smile.gif Özlem Tekin de rolüne öyle güzel oturmuş ki... Ortaokuldaydım "Aşk her şeyi affeder mi?" dediğinde. Aşık olmuştum ona. Odamda posterleri, resimleri asılı kalmıştı çok uzun süre. Hey gidi günler... ben de yaşlandım artık galiba biraz tongue.gif Özlem Tekin de Mazhar Alanson ve Cem Yılmaz gibi çok yönlü bir insan. Şarkıcı diye kestirip atamayacağımız biri.

Genel değerlendirme olarak bir adım gerisinde kalmış olsa da, yapım ve yönetim olarak "Her şey çok güzel olacak"tan bir adım öteye gitmiş "Hokkabaz". Hem çekim tekniği, hem ışık, hem ses... Bir sinema filmi olabilmek için gereken her şeyi tam anlamıyla yerine getiriyor. Cem Yılmaz böyle filmlerden daha çok sunmalı bize. Güldürürken bizi ağlatmalı bir yandan, ama başkaları gibi filmleri parmaklayan mesajlar vererek değil. Bu iki filmde yaptığı gibi, gözlemleriyle gerçek hayatları anlatarak bizi güldürmeye ve ağlatmaya devam etmeli.


--------------------
Kendimden başka hiçbir eksiğim yok.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Jaiwei
mesaj Jun 13 2010, 08:19 PM
İleti #3


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 32
Katılım: 24-January 10
Üye No.: 7,119



Hokkabaz benim de en sevdiğimCem Yılmaz filmi oldu..fikrimce Türk sinemasının yapmayı becerdiği türde hikaye anlatan ufak ,samimi filmlerden biri..
Funkster'ın incelemesi ise harika..sihirbazlardan başlayarak Cem Yılmaz fenomeni üzerine ne kadar değişik ve dolu şeyler söylemiş..
okumak bir zevkti..
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
2 kullanıcı bu başlığı okuyor (2 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 12th November 2019 - 12:35 AM