IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> Kabadayı (2007)
BuRnOut
mesaj May 3 2008, 09:51 PM
İleti #1


Edilgen Bir Uyumsuz
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,851
Katılım: 31-May 07
Nereden: Düşler Ülkesi.
Üye No.: 8



forum resmi


IMDB
Kabadayi (2007)

Directed by: Ömer Vargi
Genre: Action | Crime | Drama
User Rating: 7.9 / 10 (1,973 votes)
Runtime: 140 min | Germany:151 min
Cast: Ferdi Akarnur, Atakan Aksu, Sehsuvar Aktas, Ayberk Atilla


Ömer Vargı ilk olarak Eşkıya’nın prodüktörü olarak tanındı. Yavuz Turgul’un yazıp yönettiği ve Türk Sineması’nın en nitelikli yapımlarından olan Eşkıya’ya verdiği destekten sonra, Cem Yılmaz’la birlikte yazdığı Her Şey Çok Güzel Olacak’ın yönetmenlik koltuğuna oturdu. Bu filmden sonra, Tolgay Ziyal’le birlikte çektiği Coenvari filmi İnşaat’la Türkiye’nin gündemini işgal etmeye başladı. 90’ların ortalarından beri aktif olarak Türk Sineması’nın içerisinde olan Vargı, az ama öz diye nitelendirebileceğimiz işlere imza atarak pek çokları gibi bir misyoner değil, prensipleri olan vizyon sahibi bir sinemacı olduğunu kanıtladı. Prodüktör, senarist ve yönetmen olarak geniş bir skala da sinemayla ilişkisini derinleştiren Vargı, bu kez de Yavuz Turgul’un senaryosundan beyazperdeye uyarladığı Kabadayı’yla karşımıza çıkıyor. Kabadayı, hikayesi anlatımından güçlü olan filmlerden. Turgul’un senaryosu, daha önce Muhsin Bey, Gölge Oyunu, Eşkıya, İkinci Bahar ve Gönül Yarası gibi yapımlardan da alışık olduğumuz üzere çok güçlü.

Aslında Turgul’un hikayeleri gücünü hep karakterlerinden alıyor. Çok güçlü karakterler yazan Turgul, hiçbir zaman bu karakterleri doğrudan bir şekilde izleyicilere sunmuyor. İlk başlarda kapalı görünen ve filmi izledikçe karakterlerle ilgili ipuçlarına ulaştığımız ve bir bulmacanın parçaları gibi karakterleri tamamladığımız bir yapısı var. Turgul’un dağınık ve yüzeysel bilgilerle filmin giriş kısmında bize sunduğu karakterler yavaş yavaş derinlik kazanıyor. Tam karakterleri çözdüğümüz anda da Turgul bu karakterleri bizden alıyor. Filmin sonlarına doğru bir bulmaca gibi çeşitli parçalarını birleştirdiğimiz ve son kertede tamamıyla anlayabildiğimiz, bir empati kurduğumuz, bütünleşebildiğimiz karakterler filmin finalinde yitip giderken, biz de bir boşluğun içinde bırakılıyoruz. Bulmacayı çözdüğümüz anda bulmaca yeniden paramparça oluyor. Genelde Türk Sineması’nın en büyük zaaflarından biri olan derinlikli ve bütünsel karakter yaratılamaması ve yaratılan karakterlerin olay örgüsüyle bir türlü tamamıyla örtüşememesi sorunu da Turgul’un senaryolarında çözüm buluyor. Turgul yaratmış olduğu güçlü ve çok yönlü karakterlerinin dışında, bunları olay örgüsüyle birlikte verme konusunda da çok başarılı. Az önce değindiğim karakterlerin bir çırpıda çözülemeyecek kadar kapalı oluşları ve filmi izledikçe anlam bulan içsel dünyaları, olay örgüsünün de filmde işlev kazanmasına yol açıyor. Birbiriyle bağlantılı olan her olay aslında bir karaktere de etki ediyor, bir karakter hakkında bir ipucu barındırıyor. Karakterlerle olaylar hiçbir zaman birbirinden ayrı değil. Turgul’un dünyası tam anlamıyla bütünlüğün yakalandığı bir dünya. Eşkıya’nın finalindeki o enfes tirat, aslında Turgul’un kendi dünyasını da bizlere muazzam biçimde açıklar cinsten. Turgul bunların yanı sıra, hikayelerine özlemini duyduğu temaları da eklemeyi ihmal etmiyor. Özlemini çektiği arkadaşlık, mertlik, yiğitlik, komşuluk ve geçmişin İstanbul’una ait bugün yitirdiğimiz pek çok özelliği de fon olarak hikayelerinde kullanıyor.

forum resmi


Bütün bu özellikleri Yavuz Turgul’un son senaryosu Kabadayı’da da görmek mümkün. Zamanının en sert ve en korkulan kabadayılarından olan Ali Osman’ın yıllar sonra bir oğlu olduğunu öğrenmesi ve oğlunun başının belaya girmesi sonucunda onu kurtarmak için eski günlerine dönüşü, Turgul’un bütün alamet-i farikalarından da nasibini alıyor. Ana karakter olan ve Şener Şen’in Eşkıya’dakine benzer bir performansla hayat verdiği Ali Osman, ilk başlarda yine kapalı bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Onunla ilgili söylenenlerden, arkadaşlarının ona saygılarından ve çevresindekilerin ona göstermiş oldukları sevgiden dolayı önemli bir karakter olduğu belli edilen Ali Osman, film ilerledikçe bunun nedenlerini izleyicilere gösteriyor. Bunun yanı sıra, filmin arka planında da bugün unutulmaya yüz tutmuş pek çok değeri yaşatmaya çalışan bir grup insanın yaşantısından kareler ekrana yansıtılıyor. Ali Osman’ın hapishane arkadaşı olan ve alemin eski kabadayılarından oluşan bir grup insanın yaşantısıyla da Turgul; arkadaşlığa, mertliğe, dürüstlüğe ve İstanbul’un unutulan pek çok değerine bir saygı duruşunda bulunuyor. Çürümeye, yozlaşmaya ve güvensizliğe karşı, geçmişin değerlerine sıkı sıkıya bağlı olan bu grubun varlığı da kuşkusuz eskiyle yeninin karşılaştırılmasına ve yönetmenin eskiye olan özlemine de vurguda bulunuyor. Fakirlerin doyurulduğu, kimsenin bir başkasının hakkında gözü olmadığı, kendisine sığınan birine kapısını sonuna kadar açan insanların var olduğu, komşuluk ilişkilerinin ayakta tutulduğu, arkadaşlığın her şeyden önce geldiği o güzel İstanbul günlerinin bir izdüşümü yakalanırken, öte yandan da çürümenin, yozlaşmanın ve pisliğin egemen olduğu, mafyanın bile globalleştiği, polisin dahi bu çürümeye ayak uydurduğu kirli bir dünya resmediliyor. Birbirine karşıt iki dünya arasında başlayan çatışma taraflar arasında çatlaklara yol açarken, işin insani boyutu da başka sorunları gündeme getiriyor. Ali Osman ve sonradan öğrendiği oğlu Murat arasındaki gergin baba-oğul ilişkisi, Murat, Karaca ve Devran arasındaki aşk üçgeni ve nihayetinde Ali Osman ve onun hapis arkadaşları arasındaki yıllara meydan okuyan arkadaşlık ilişkileri filme yeni gerilim boyutları eklerken, baba-oğul ilişkisi, aşk, sevgi, arkadaşlık ve zamanın bütün bunlara etkisi üzerine de derin sorular kendini gösteriyor. Hikayenin insani yönü her dakika artan çatışmalara karşın daha da baskınlaşırken, tek tek bile ayrı filmlere konu olacak denli güçlü hikayeler de olay örgüsü etrafında derlenerek bir bütüne hizmet ediyor.

Eşkıyalar gibi kabadayıların da destanlaştığı dönemlerin bittiğinin bilincinde olan Turgul, bu dönemlere özlemini hikayeleriyle sürekli açık ederken, yarattığı ve bize başka bir dünyadan gelmiş hissi veren, kendi içimizden çıkmasına rağmen bugün neredeyse mitik bir özellik kazanan kahramanlarıyla da unutulmuş güzel günlere ve o günlerin değerlerine saygı duruşunda bulunuyor. Yönetmen Ömer Vargı, bu dört dörtlük hikayenin gücünün bilincinde olacak ki, filmde yönetmenlik yanını neredeyse hiç kullanmamış. Bu güzel hikayeyi birkaç yönetmenlik numarasıyla zedelememiş. Hikayeye en uygun fonu yaratmış ve buna uygun mizansenlerle hikayesini anlatmayı tercih etmiş. Onun bu filmdeki rolü bir aracıdan ötesi değil. Aracılık rolünü ise çok iyi oynadığını belirtmekte fayda var. Filmdeki bir başka aracıya da özellikle değini de bulunmak gerekiyor. Zira karizması, yeri geldiğinde ani patlayışlarıyla yeri geldiğinde de insancıl duruşuyla Ali Osman’ı benden iyi kimse oynayamazdı dercesine ekranda duran Şener Şen’de bu anti-kahraman rolünü mükemmel oynuyor. Değişen dünyada hala eski değerlerini ayakta tutmaya çalışan, yıpranan insani ilişkilere inat, değerlerine ölesiye sahip çıkan, yozlaşan bir kültürün son miraslarından olan Ali Osman karakterini başarıyla canlandıran Şener Şen, Türk Sineması’nın da şu an en iyi oyuncusu olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Kirlenen bir dünyada ak olarak kalmaya çalışan insanların hikayelerini anlatan Turgul, yine, yeniden bizi en savunmasız yerimizden yakalıyor. Etrafımıza ördüğümüz kalın ve soğuk duvarlara rağmen, çatlakların içinden içerilere sızıyor ve insancıl yanıyla tekrar içimizi sızlatıyor.

Bu ileti BuRnOut tarafından Nov 21 2008, 01:39 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
forum resmi

Zaman, hediye vermez insana
ve doğru diye bir şey yoktur onun kıyısında



User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
DayDreamer
mesaj May 3 2008, 10:59 PM
İleti #2


Çaylak
***

Grup: Üyeler
İleti: 234
Katılım: 14-November 07
Üye No.: 678



Çok güzel bir inceleme olmuş, izlerken benim bu kadar derin irdeleyemem benim bir eksikliğim midir yoksa sizin ustalığınız mıdır. En iyisi sizin ustalığınız diyelim herkes memnun olsun flaugh.gif Ellerinize sağlık.


--------------------
Tıkla üstüne, kendin kaşınmış ol. Bir daha tıkla, kaşıntına son ver...
Rendekar doğru mu söylüyor? "Düşünüyorum öyle ise varım" oldukça makul.
Fakat bundan tam tersi bir sonuç, varolmadığım, bir düş olduğum sonucu da çıkar.
Düşünen bir adamı düşlüyorum. düşündüğümü bildiğim için ben varım.
Düşündüğünü bildiğim için, düşlediğim bu adamın da var olduğunu biliyorum. Böylece o da benim kadar gerçek oluyor.
Bundan sonrası çok daha hüzünlü bir sonuca varıyor.
Düşündüğünü düşlediğim bu adamın beni düşlediğini düşlüyorum.
Öyleyse gerçek olan biri beni düşlüyor.
O gerçek ben ise bir düş oluyorum.

Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay Anar

"Yaşamı verdiği haz ve heyecan için sevdim.
Ölümü ise hikmeti ve adaleti için...
Ya doğmak?
İşte bence asıl esrar buradadır.
Neden doğarız?
Yaşamın ne olduğunu çok iyi görüyoruz.
Böyle bir yaşamın neticesinde ölmemizin de hayrını...
Peki ama neden doğarız?
Durup dururken...
Mükemmel bir alemde huzur içinde yok iken."

Şeytanın Fısıldadıkları - Emre Yılmaz
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
oscar1895
mesaj May 7 2008, 02:10 AM
İleti #3


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 369
Katılım: 6-January 08
Nereden: Capucines Bulvarı
Üye No.: 1,096



Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni, Gölge Oyunu, Muhsin Bey ve Eşkıya gibi filmlerin elleri öpülesi senarist ve yönetmeni Yavuz Turgul'un ellerinden çıkma bir senaryoyu yine Her Şey Çok Güzel Olacak ve İnşaat gibi başarılı denebilcek filmlerin yönetmeni Ömer Vargı'nın yöneteceği haberi daha ilk anlardan itibaren oldukça heyecanlandırmıştı beni. Ne var ki sonuç hiç de tatmin etmemişti beni.

Burnout'un da belirttiği gibi, Turgul'un öyküleri, gücünü büyük oranda güçlü ve gerçekçi karakterlerinden alır. Haşmet Asilkan gibi Musin Bey gibi karakterleri hayatımıza sokan usta yönetmen, yan karakterleriyle de yarattığı öyküsünü harikulade bir biçimde destekler. Özellikle Eşkıya'da yan karakterlerin mükemmelliğinin Turgul kariyerinde bir zirve olduğunu da düşünüyorum. Turgul da bunun bilincinde olacak ki, Gönül Yarası'nda da aynı formülü tekrar etmeye çalıştı; fakat hüsranla sonuçlanmıştı. Yan karakterler öykünün öyle yerlerinde, kendi hayat hikayelerini anlatmaya ve başlarından geçenleri anlatmaya koyuluyordu ki, öykünün akışı durmadan sekteye uğruyordu. (bknz. Nazım'ın kızı Piraye babasına açılırken...) Kabadayı'da da aynı durum sözkonusu. Öykü başarılı bir biçimde bir yere doğru sürüklenirken, aniden seyirciye bir karakterle ilgili bir açıklama yapma ihtiyacı güdüyor. Üstelik o kadar basit, o kadar klişe ki...Devran'ın durmadan kimsesizler yurduyla ilgili anılarını anlattığı sahneler; ya da Sürmeli'nin oğluna açıldığı sahneler gibi birçok sahne Turgul'un kalemine yakışmayacak cinsten. Hele ki Devran'ın muhbir olmak zorunda kalmasının sebebi seyircide sürekli bir merak unsuru oluşturmasının ardından, sürekli dosyayı istemesi ve nihayetinde dosyanın içinden çıkanlara doğrusu gülsem mi yoksa ağlasam mı şaşırdım. Oysa bu kadar detaya ne gerek var ki? Pekala patronundan izinsiz giriştiği bir uyuşturucu ticareti sırasında yakalanıp, bir anlaşma sonucu teşkilata muhbir olması söz konusu olabilirdi. Turgul, Gölge Oyunu'nun finali ya da Eşkıya'da Cumali-Emel ilişkisinde yaptığı sürprizleri tekrarlamak istiyordu belki de... Fakat ne Gönül Yarası'ndaki ne de Kabadayı'daki çözümlemeler hiç de tatmin edici değil. Üstelik Kabadayı'daki Ali Osman'ın kısa süreli hafıza kaybından bahsetmiyorum bile...

Oysa Turgul burnout'un da değiindiği üzere yozlaşmış günümüz insanları ile eskiye sımsıkıya bağlı, değer yargılarından taviz vermeyen karakterin tezatından oluşan harikulade öykülerindeki başarısını gerek Gönül yarası'nda gerekse Kabadayı'da tekrarlamıştır. Yani çok da kötü filmler değil bunlar. Sadece Turgul'un adını duyunca çok büyük beklenti içerisine giriyor insan.

Bu arada filmi neredeyse Yavuz Turgul üzerinden değerlendirdik:)) Oyunculara değinlelim biraz... Şu kadarını rahatlıkla söyleyebilirim, dünyada oyuncu kıtlığı çıksa filmi çekmekten vazgeçer yine de İsmail Hacıoğlu'nu oynatmazdım. Bir insan bu kadar itici, bu kadar yapmacık oynayabilir herhalde. Üstad Şener Şen'e yine şapka çıkarıyoruz, Kenan İmirzalıoğlu da fena oynamamış hani...


--------------------
forum resmi
Tepemde CeLLat Zaman, ELim KoLum BağLı,
Koparsa Kopsun başım, Zaten Yerde AkLım!
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Clint Eastwood
mesaj May 7 2008, 02:26 AM
İleti #4


Quick on the trigger
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,528
Katılım: 2-August 07
Nereden: Somewhere in Time...
Üye No.: 207



QUOTE(oscar1895 @ May 7 2008, 03:10 AM) *

Bu arada filmi neredeyse Yavuz Turgul üzerinden değerlendirdik:)) Oyunculara değinlelim biraz... Şu kadarını rahatlıkla söyleyebilirim, dünyada oyuncu kıtlığı çıksa filmi çekmekten vazgeçer yine de İsmail Hacıoğlu'nu oynatmazdım. Bir insan bu kadar itici, bu kadar yapmacık oynayabilir herhalde. Üstad Şener Şen'e yine şapka çıkarıyoruz, Kenan İmirzalıoğlu da fena oynamamış hani...


İsmail Hacıoğlu'nun kendinden geçtiği iki sahne var, biri hastanede, biri komiserle konuşurken, tam hollywood filmlerden çıkma klişeler ve onlar gibi iyi oynanmış da değil. Slasher kendinden geçmeleri resmen. Sinemada izlerken küfür ettiğimi hatırlıyorum...

Burun kıvırdığımız Kenan İmirzalıoğlu ise hiç fena değildi.

Yukarıda bahsettiğim iki sahne filme gerçekten yakışmıyor ama onun haricinde film hikaye olarak elbet güçlü. Turgul senaryolarını ben de beğeniyorum, ama bazı yerlerde gerekesiz klişeye kaçılmış bu sefer. Yine de metnin geneli güzel bence. Keyifle izlenecek ve değerli bir film. Eşkıya olmasa da, Kabadayı smile.gif


--------------------
KLASİK FUTBOL

Öyküsü olmayan adam, Bufalo çayırındaki rüzgara benzer...

Moon Station Z

Sinema, edebiyat ve müzik üstüne bir blog.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
someareborntotheendlessnight
mesaj May 11 2008, 02:40 PM
İleti #5


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 94
Katılım: 18-June 07
Üye No.: 96



Kabadayı kötü bir film. Daha doğrusu bir “seri üretim” filmi kadar iyi. Bu gerçeği Yavuz Turgul’un iyi senaristliği de değiştirmiyor, Şener Şen’in mükemmel oyunculuğu da. Kimi daha önceden sağlaması yapılmış, tutulmuş formüllerin basitçe uygulanmasından ibaret bir filmi sadece karakterizasyondaki görece başarısı yüzünden gözümüzde fazla büyütmek en başta Şener Şen’e haksızlık olur. (Bakınız T.S.Eliot demiştir ki “Shakespeare’in gerçek dehasını görebilmek için onun bazı oyunlarının başarısız olduğunu kabul etmemiz gerekir.”) Ben ille de bir seçim yapmak gerekse, Gönül Yarası’nın Kabadayı’ya tercih ederdim: Çünkü Gönül Yarası’nda Eşkıya Baran’ın ikamesi bir Ali Osman da yoktu, senaryoyu izlemenizi gereksizleştirecek beldeki silahlar da yoktu (bilen bilir, “silah”, özellikle tabanca gibi ateşli silahlar zor filmsel malzemelerdir, çünkü rol çalarlar, elbette Şener Şen’den bile), geleceğini adınız gibi bildiğiniz sulugöz ve destansı bir ölüm sahnesi de yoktu… vs. Gönül Yarası, senaryo meselesinde iddialı iseniz övünebileceğiniz bir film olur, çünkü temelde hikâye sinemasıdır; ama Kabadayı, “benim senaryom da iyi aksiyondan da anlarım” iddiasında iseniz bile başarısız bir filmdir, çünkü ne hikâye ne aksiyon ihtiva eder.

Şener Şen’in oyunculuğunun artık “değerlendirilemez” bir noktaya geldiğinin farkındayız. Konuşmaya başladığı andan itibaren ortaya öyle büyük bir fark koyuyor ki, ona eşlik etmek herhangi bir oyuncu için neredeyse olanaksız hale geliyor. Hal böyleyken Kabadayı’da oğlunu oynayan (ve bence tek başına düşünüldüğünde o kadar da kötü olmayan) İsmail Hacıoğlu’nun onun karşısında var olabileceğini senarist de yönetmen de nasıl düşünmüş anlayamıyorum (Rahmetli Kemal Sunal bile bu etkinin karşısında zor durmuştur zamanında). Murat, film boyunca o kadar silik, çocukluk anıları ve içeriksiz aşık halleriyle o kadar kötü ki, Şener Şen’in rüzgarının altında gözden kayboluyor ve geriye sadece İsmail Hacıoğlu kalıyor. Sadece onun hakkında konuşmaya başlayan iyi oyuncuların anlatımları yüzünden var olabiliyor, başka hiçbir dayanak bulamıyor sanki. Oysa Murat filmin konusunda önemli bir yere sahip zannına kapılabilirsiniz… Dövmeleri ve küpesiyle ya da saç biçimiyle Ali Osman’ın gelenekselciliğine kontrast oluşturuyor deseniz, Yavuz Turgul’un kalemi “kontrast” konusunda bu kadar mı acizdir ki bir karşıtlığı yazmak yerine açık açık göstermeyi tercih etsin. “Bu küpeleri daha çok o biçimler takmıyor mu?” kadar sığ bir cümleyi söyleyebilecek karakterle filmdeki eşcinsel Sürmeli arasındaki “rahat” iletişimi kuran karakteri nasıl aynı adamda aynı anda var edeceğiz? Demem o ki, Yavuz Turgul “Artık eski eşcinseller de kalmadı” diyecek kadar ileri gitmiş olabilir mi? Eski organizatörler kalmadı, eski beyefendiler kalmadı, eski eşkıyalardan eser yok, eski kabadayılar da yok… biraz fazla “garanti” değil mi bu formüller?

Oysa ne Şener Şen’in oynamak için ne de Yavuz Turgul’un yazmak ya da yönetmek için bu kadar garantiye ihtiyaçları var: Gişe tehlikeli bir şeydir hem. Sürekli iyi oynasanız bile filmografinize zarar verebilir. Üstelik “eski kabadayılar” kabadayı değiller miydi? “Unutulmuş güzel günler” denilirken neyin kastedildiğini anlamakta güçlük çekiyorum. “Nerede o eski kabadayılar” derken kahraman rolünü oynayan, sadece dönemin sermaye baronlarının para döngüsü sistemine çabucak giremeyecek kadar gelenekselci oldukları için erdemli, temiz, kurtarıcı mıydılar? Şimdiki kanunsuzları daha çok para için “mafya” haline getiren sermayenin görevini o zamanlarki kanunsuzları muhafazakârlığı muhafaza etmek için “kabadayı” haline getiren devlet yapmıyor muydu, o zamanlar? Kirlenen nedir burada? Ali Osman’la Devran’ın temelde aynı toplumsal yozlaşmanın elemanları olduğunu gösterebilecek cesarette senaristler nerede? Aynı zavallı kahraman ihtiyacının, aynı homofobik kültürün, aynı erkek egemen bakışın vs. (The Godfather’ın ya da The Sopranos’un başarısı da buradan gelmemekte midir? Michael Corleone ve Anthony Soprano ailelere sahip olsalar bile, gelenekselci de olsalar zavallı katillerdir ve iyi senaristler onları “iyi”leştirmeye çalışmaz bile. Sonları Vito Corleone gibi bir portakal bahçesinde torunuyla oynarken masalsı biçimde gerçekleşmez, ki Vito Corleone’nin asıl ölümü bu ölümden çok daha önce, filmin başlarında sokakta basit bir serseri gibi kurşunlanarak gerçekleşmiş, bir daha da toparlanamamıştır. Yavuz Turgul’un kanunsuzları ise nedense ikinci kezdir, ellerinde silah, bütün kötülere cezalarını verdikten sonra, etkileyici tiratlarla ölüyorlar.)

Yavuz Turgul söz konusu olduğunda hemen akla gelecek şu “kirlenme” edebiyatından hadi eşkıyalar nasibini aldı diyelim, ama kabadayıları bu kadar aklamaya ne gerek var, anlamak zor. Kabadayı bozulmuş, mafyaya dönüşmüş: Bu kadar basit mi gerçekten? Sadece yaşlandırarak ak pak, tonton ihtiyarlar haline getirerek çözümleyemezsiniz “kabadayı” karakterini. Kötülüğünü de vermeniz gerekir: Hem de öyle “Arkadaşını ailesi için sattı” ya da “Bakın Allah’tan dinden söz ediyor artık temiz” kolaycılığına düşmeden. Nitekim, kendimi sözü uzatmaktan alıkoymakta zorlansam da, Şener Şen karton bir karakteri, neredeyse bir karikatürü mükemmel oynuyor demeden edemeyeceğim. İsmail Hacıoğlu’nun filmde karakteri bile yok, boşluğu oynuyor (elbette bunun sorumlusu büyük oranda yönetmen ve senaristtir, artık o konudaki iktidar kimdeyse). Kenan İmirzalıoğlu da kötü senaryo kurbanı burada: Bir bakıyorsunuz “nedensiz” şiddet uygulayan basit bir sokak serserisi oluyor (patronun meydan okuma tiradında geçmişini öğreniyoruz biraz, otopark, kapkaççılık… vs.), bir bakmışsınız çocukluğunda taciz edilmesi gerekçesiyle cinayet işleyen “haklı” bir kötü ya da felsefi konuşmalarla karakteri derinleştirilmeye çalışılan basit bir aşık… Yine de bu yönelimlerden en çok sondakini beğendim: İronik, kendi kötülüğüyle dalga geçebilen, zavallı olduğunun farkında bir kötü. Rasim Öztekin ise, elbette, Şener Şen dışında filmde oyunculuk yapabilecek kadar yetkin tek isim burada; çünkü o da, senaryo ne kadar kötü olursa olsun en azından karakterine kendi müdahale edebilecek tek isim. Kalanlardan, sadece Haco karakteri, rahatsız edici düzeyde Gönül Yarası’ndaki Sümer Tilmaç’a (hem de efsanevi Süper Baba’dakine çok benzer biçimde ana karaktere eşlik eden Sancho Panza rollerinde nedense pek başarı gösteren Sümer Tilmaç’a) denk düşse de, biraz görünüyor. Eski kabadayılar ve polisler tayfasının ise televizyon dizilerinden son derece tanıdık olan yüzlerden seçilmesi, “cast”ın ayrı bir başarısızlığı. Hepsi iyi oyuncular olan bu insanlar sadece yüzlerinin taşıdığı TV aurası yüzünden, basit karakterlerin içine gömülmüşler.

Nitekim, Yavuz Turgul’un iyi yazarlığına (belki de muhteşem filmografisi sayesinde) halel getirecek kadar berbat değil senaryo; Ömer Vargı da her şeyiyle iyi bir film olan Her Şey Çok Güzel Olacak’a rağmen kötü yönetme alışkanlığını sürdürüyor (BuRnOut’un Vargı’nın yönetmen olarak pek bir şey yapmadığı görüşüne katılıyorum ben de, en azından yapmamaya çalışmış gibi; oscar1895’in sıraladığı “komedi” unsurları da, ki az bile söylemiş, gerçekten komik değil, gülünçtü, hele o Amerikanvari derin-polis, hele o “Güzel bir delikanlıya bu yapılır mı amirim?” saçmalığı… vs), zaten bir televizyon programında film hakkında konuşurlarken de pek güven vermemişlerdi yönetmen ve yapımcı olarak; Şener Şen ise Şener Şen: Aynı programda eblek bir kızın “Sizin de filmdeki Ali Osman’ın unutkanlığına benzer bir unutkanlığınız var mı?” sorusuna “Soru neydi?” diye yanıt verebilecek kadar parlak ve göz alıcı.

Gönül Yarası’nın Nazım’ı ise, silahsızlığı, “iktidar”sızlığı, anti-kahramanlığı, insanlığı, devleti eleştirebilen bakışıyla elbette hepsini döver. Dövsün de zaten…
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Roronoa Zoro
mesaj May 15 2008, 08:00 AM
İleti #6


Hell Dog
Group Icon

Grup: Müdavim
İleti: 747
Katılım: 11-June 07
Nereden: Adana
Üye No.: 57



Clint'in dediği iki sahne dışında, zayıf kalmış bir sahne daha gözüme çarptı....
Tıkla üstüne, kendin kaşınmış ol. Bir daha tıkla, kaşıntına son ver...
Günümüz mayfasının bile tanıdığı geçmişteki babayiğit bir kabadayının cenaze töreninde etrafa serpiştirilmiş üç beş kişinin olmasıydı....Oysa ki bu kabadayı fukaranın çorbası diye etrafta dolaşırken....

Bu sahneye kadar herşey güzel giderken bu son sahne beni bitirdi desem yeridir....
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Siyanure
mesaj May 18 2008, 02:16 AM
İleti #7


orada olmayan adam
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 493
Katılım: 6-July 07
Nereden: dark city
Üye No.: 149



Bir de unutmadan Kabadayı'da haddinden fazla, güme giden oldukça fazla diyalog bulunmakta. Filmin süresi 140 dakikaya vurunca, sonlara doğru sinopsisi anlamış, onun dışında onlarca ayrıntıya boğulmuş olarak bulmuştum kendimi. Karakterleri tanımaya ne kadar yaradığı tartışılır bu sürenin, örneğin en önemlisi Ceylan, şirketleşmiş mafya babası, eski kabadayılar (topluca olsa bile); bir karakter olarak varolamıyorlar, sadece tip olarak kalıyorlar. Şener Şen'in bulunduğu kısımlarda ise, onu ön plana çıkarmak adına dizi çeker gibi boşvermiş bir sinematografi var, belki filmin kalan parçalarının silikliği buradan kaynaklanıyor olabilir. Filmin türüyle ilgili ise ta yapımından süregelen bir kararsızlık var sanıyorum; yer yer ağır drama kayan film, dramatik aksiyonun son raddeye çıkması gereken finalindeki -film boyu hiç ortaya çıkmayan- kara mizah öğelerine tutunarak sonlanırken, epey aksıyor.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
cineman
mesaj Feb 3 2009, 04:36 AM
İleti #8


Yeni Üye
*

Grup: Üyeler
İleti: 3
Katılım: 20-July 07
Üye No.: 189



'Clint Eastwood', "tam hollywood filmlerinden çıkma klişeler"den bahsetmiş... Ben de bu filmle ilgili hep şunu düşünmüşümdür... Şener Şen'in yerine Steven Segal, Kenan İmirzalioğlu'nun yerine de Dolph Lundgren oynasa "Kabadayı" nasıl bir film olurdu..

Edit: Bu arada yukardaki afişi ilk defa gördüm, çok güzelmiş.

Bu ileti cineman tarafından Feb 3 2009, 04:37 AM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Vigilante
mesaj Mar 14 2009, 04:23 PM
İleti #9


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 157
Katılım: 16-June 07
Üye No.: 91



Ben bir türlü beğenemedim bu filmi. Sahneler ve oyunculuk çok yapmacık ve özenti gelmişti. Sonu da bir hayli basitti benim gözümde. Sanki Japon yakuza filmlerinden tutun da Tarantino filmlerine kadar bir kolaj vardı filmde. Yavuz Turgul ve Şener Şen'den daha iyisini bekliyorum.


--------------------
forum resmi
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
2 kullanıcı bu başlığı okuyor (2 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 17th November 2019 - 10:17 PM