IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> [Rec] (2007)
Funkster
mesaj Apr 4 2008, 11:21 PM
İleti #1


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

IMDB
[Rec] (2007)

Directed by: Jaume Balagueró, Paco Plaza
Genre: Horror
User Rating: 7.9 / 10 (2,345 votes)
Runtime: Netherlands:85 min
Awards: 12 wins
Cast: Javier Botet, Manuel Bronchud, Martha Carbonell, Claudia Font

Yerel bir TV kanalı için “Siz Uyurken” adlı bir gece programı çeken muhabir Ángela ve kameraman Pablo, itfaiyecileri ziyaret ederler. Çekimler sürerken bir ihbar gelir. Bir apartmandaki daireden tuhaf çığlıklar yükselmiş, rahatsız olan komşular ise durumu polise ve itfaiyeye bildirmişlerdir. Bunu programları için bir fırsat bilen Ángela ve Pablo izin alarak bu ufak operasyonu görüntülemek üzere ekibe katılırlar. Olay yerine geldiklerinde giriş katında birkaç polis ve apartman sakinlerini görürler. Binadaki yaşlı bir kadın cinnet geçirmiştir. Yangın söndürmek dışında daha basit operasyonlara da katılan görevlilerin işi kolay gibi görünse de durum aslında hiç de sanıldığı kadar basit değildir. Çünkü apartmanda tuhaf şeyler döndüğünü anlamaları fazla uzun sürmez. Bir süre sonra da bina şüpheli biçimde karantinaya alınır. İçeride mahsur kalan bir grup insan için korku dolu saatler başlar.

Tamamını filmdeki kameraman Pablo'nun çekimlerinden izlediğimiz [Rec], Jaume Balagueró ve Paco Plaza isimli iki İspanyol’un yazıp yönettiği, birçok organizasyonda ödüller almış çok ilginç bir korku/gerilim örneği. Cloverfield, The Blair Witch Project, The Last Horror Movie gibi çok başarılı örneklerine rastladığımız bu teknik, bütün gücünü bu hareketli kameranın sağladığı gerçeklikten alıyor. Ortada bir senaryo olmadığı hissi veren, doğaçlamaya müsait ve en önemlisi kendisi de bir kurgu olduğu halde, kurgu yapımların sağladığı yapmacık tavırlardan farklı olarak ürkütücü bir atmosfer yaratması yönünden [Rec], bu türün (şayet dijital teknik açısından buna bir tür demek doğruysa) en iyi örneklerinden birisi olmuş denebilir. Bunun dışında daha genel anlamda korku/gerilim türü açısından yine çok etkileyici bir örnek. Bir ev, bir oda, bir kasaba gerilimini oluşturan basmakalıp düzeninden hareketle bu kez bir apartman gerilimi yaratılmaya çalışılması da ilginç bir yaklaşım. [Rec], zaman zaman kurmacalığını hissettirse de, 70 küsür dakikalık süresinin büyük bir bölümünü diken üstünde geçirtme becerisine sahip. Kameranın sağladığı amatör bakış ve belgesel doğallık, kurmacanın getirdiği saldırılar, yaralanmalar, çığlıklar ile bir araya geldiğinde ürpertici bir kimya ortaya çıkıyor. Bu teknik aynı zamanda deneysel çekim ve kurgu oyunlarına da elverişli olduğu için, yaratıcılığı öne çıkaran, destekleyen bir özgürlük de sağlıyor. Filmin başrolü varsayabileceğimiz kameranın gücü çok büyük. Olayları adeta seyircinin korkan, panikleyen, oradan oraya kaçışan gözü ile gördüğünden, binaya tıkılıp kalma hissini de damarlara zerk ediyor. Kameranın, onun sallantılı kadrajlarının, bilinçli oyunlarının kattığı gerçeklik, izleyenin bakış açısına göre kişileşiyor. Yani kamera, ekran karşısındaki bizlerin bir çift gözü olmaya soyununca bakış da değişiyor, kişiselleşiyor. İnsanın içindeki röntgenci, korkak, cesur, meraklı özelliklerini tetikliyor. Hem asi, hem de itaatkar davranıyor: Mesela girmemesini istediğimiz yerlere girebiliyor, bakmaması gereken yerlere bakabiliyor. Haliyle bize gösterdikleri de sıradan bir TV kamerasının göremeyeceği bir şiddeti belgeliyor. Bunun yanında izlerken tam olarak idrak edemediğimiz kritik bir sahneyi geri sarıp tekrar gösterebiliyor. Elbette onu kullananın bir insan olması, bu özellikleri bir kameradan çok o insana yüklüyor gibi görünüyor. Fakat geri alma, aniden kayda girme, ışığıyla karanlığa el feneri olma, hele hele de gece görüşü özelliğiyle klostrofobi yaratma özelliklerini gördüğümüzde bunu yapanın bir yönetmen veya kameraman olduğu gerçeğinden önce, bu imkanı sağlayanın bir kamera olduğu gerçeği daha öne çıkabiliyor.

forum resmi

Özellikle filmin girişinde itfaiye binasında yapılan çekimler, bunun kurmaca bir film olduğunu bilmeden izlense sahiden bir reality şov olduğunu düşündürecek kadar doğal. Keza apartman sakinlerinin bazı bölümlerde oyunculuk yönünde yarattığı hava da öyle. Ancak panik ve terör baş gösterdikten sonra bu doğallığa hiç de sırıtmayan oyunculuk numaraları da serpiştiriliyor. Kaldı ki bunların arasında samimi bulunmayan numaralar olsa bile, bu durumu filmin dijital doğasıyla örtüşen amatör canlandırmalar olarak algılamak da mümkün. Bu küçük detay bile [Rec]’in orijinalliklerinden biri sayılabilir. Elbette kapalı mekan gerilimi, bulaşıcı hastalık gerilimi, hatta zombi gerilimi formüllerine başvuran yapısıyla ve daha önce örnekleri sunulmuş tekniği sayesinde tümüyle yenilikçi bir film sayılmaz. Fakat tüm bu saydıklarımız, korku janrı dahilinde yeniliklere açık denemeler ve [Rec] de deneyen, araştıran, arı gibi çalışan bir film. Yarattığı apartman atmosferi bir korku filmi için neredeyse nimet. Kameranın yarattığı tedirgin hareketlilik, dışarıdan spotlarla aydınlatılmış karanlık apartmanın pencerelerinden sızan ışığı sunuş biçimi ile birleştiğinde tam bir dehşet ortamı yaratılmış. Sadece bu atmosfere sırtını dayamayan film, hep zinde tuttuğu, finale doğru iyice yükselttiği tansiyonu finalde artık zirveye çıkarıyor. Tavan arasındaki kilitli dairede geçen final sekansı, apartman gerilimini zifiri karanlık tek bir daireye indirerek deyim yerindeyse rahat yüzü göstermiyor. Gece görüşü ile yapılan çekimlerin sağladığı tüyler ürperten gerilim, türün meraklılarının ayaklarını yerden kesecek kadar sağlam.

Buna benzer çoğu gerilimin içine düştüğü, bana göre oldukça gereksiz “yaşanan kaosu herhangi bir gerekçeye dayandırma” zorlaması burada da görülüyor. Tabi ki bu durum göreceli bir ihtiyaç. Bazı izleyenler izledikleri gizemli olayların daha makul, daha bilimsel bir sonuca ulaştırılmasını, ölen insanların yaşadıkları tuhaflıkların ölmelerine değecek bir neticeye bağlanmasını arzu ederler. Gizemli olayların veya yaşanan şiddetin altında yatanları aydınlatmak adına bilimsel bazı gerekçeler bulmaya (bazen de uydurmaya) çalışmak böyle filmlerin özellikle son bölümlerinin iki ayağını bir pabuca sokabiliyor. Buna benzer gerekçelerle filmi şişirmektense finali muğlak kılmak çok daha anlamlı olabiliyor. Muğlak bir final demek, karamsar bir final demekle çoğu zaman aynı anlamı taşıyor. Böyle bir final ise tamamen kişisel bir tercihten ibaret. Her zevke hitap etmiyor. Bu manada 2005 Neil Marshall filmi The Descent ile [Rec] arasında ortak noktalar gördüm. Aslında The Descent, bilimsel açıklamalara uygun bir zemini olmasına rağmen, hiç buna kafa yormaya çalışıp ağırlaşmadan kendi tarzını ve gerilim takvimini şekillendirmeye uğraşmış pesimist bir filmdi. Bunda da bana göre son derece başarılı oldu. [Rec] ise insanların çıldırma sebeplerini kendince haklı bir zemine oturtmak adına “gerekçe bulma” yolunu seçmekte. Fakat bunu yaparken sözünü ettiğim ağırlaşma yerine şaşırtıcı biçimde bu gerekçeyi kendi gerilim özünde sindirmeyi, biraz daha geri plana atmayı başarıyor. Yani milyon kere işlenen “kontrolden çıkan bilimsel bir deney”in küflenmişliği bile, filmin özgün gerilim anlayışının önüne geçmeyi başaramıyor.

Genel olarak önceki kalıplar ile kendi yenilikçi tavırlarını harmanlayıp bir “melez” peydahlamış The Descent ile [Rec] arasındaki pesimist kardeşlik, kendileri adına küçük, gerilim sineması adına büyük adımların sesini duyuruyor. Ripley’ler, Rambo’lar veya karton kahramanlar yaratmadan da pür korku ambiyansı meydana getirilebileceğinin vurucu örnekleri adeta. Hatta [Rec], The Descent’den bu yana izlediğim en iyi korku/gerilim...

Ne Zaman Gelecek Program?

forum resmi


Bu ileti Funkster tarafından Apr 4 2008, 11:59 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
ggecim
mesaj Apr 4 2008, 11:28 PM
İleti #2


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 878
Katılım: 5-October 07
Nereden: İstanbul
Üye No.: 479



Yazın için çok teşekkürler, fakat ben belki de bu fazla doğallık ve filmden ziyade reality show havası yüzünden filmden keyif alamadım. Hatta, eğer film böyle olmasaydı altyazısını çevirmeyi düşünüyordum ancak, film bu şekilde olduğu için vazgeçtim. Bence incelemen filmden çok daha güzel rolleyes.gif , tekrar teşekkürler.


--------------------
Ömrümüzden bir gün daha geçti,
Dereden akan su ovada esen yel gibi
İki gün var ki dünyada, bence ha var ha yok
Gelmeyen gün bir
geçip giden gün iki
- Ömer Hayyam


User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
BuRnOut
mesaj Apr 25 2008, 09:37 PM
İleti #3


Edilgen Bir Uyumsuz
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,851
Katılım: 31-May 07
Nereden: Düşler Ülkesi.
Üye No.: 8



QUOTE(Funkster @ Apr 5 2008, 12:21 AM) *

kamera, ekran karşısındaki bizlerin bir çift gözü olmaya soyununca bakış da değişiyor, kişiselleşiyor. İnsanın içindeki röntgenci, korkak, cesur, meraklı özelliklerini tetikliyor. Hem asi, hem de itaatkar davranıyor: Mesela girmemesini istediğimiz yerlere girebiliyor, bakmaması gereken yerlere bakabiliyor.


Film, gerçekten de ROBIN'in Günün Menüsü'nde bahsettiği kadar varmış. 28 Weeks Later'daki efsane metro sahnesinde en son bu kadar rahatsız olmuştum. O filmden beri izlediğim en etkileyici ve izleyeni istim üstünde bırakan korku filmi [Rec]. Son zamanlarda gerilim sinemasında bir trende dönüşen bu elde dolaşan ve her şeyi onun gözünden görmemizi sağlayan kameranın işlevlerini yukarıda Funkster çok güzel açıklamış. Bu teknikte, olaylara yakından tanık olmanın dışında, en çok bu özellikleri insanı geriyor sanırım. Küçükken korku filmlerini izlerken, genelde bir reflekstir; bir kaparsınız televizyonu bir açarsınız. Bir yandan izlemek istersiniz, öbür yandan da korkarsınız ve tamamını izlemeye cesaret edemezsiniz bir türlü. Çok eski bir alışkanlıktır, neredeyse bilinçaltına işlemiş bir reflekstir. İnsanın o meraklı yapısına karşı, korkularını bir türlü yenememesi böyle yapımlarla daha çok kendini belli ediyor. Bu yapımlarda ben en çok bu yanı seviyorum. Cloverfield'da da yine bir metro sahnesinde buna benzer bir his yaşamıştım. Ama [Rec]'in neredeyse tamamına nüfuz ediyor bu karmaşa. Bakmakla bakmamak, kaçmakla kaçmamak arasında sıkışıyorsunuz ve bunların hiçbiri sizin tercihlerinize göre olmuyor. Siz, sadece bütün yaşananların bir tanığısınız.

Cloverfield'da bu teknik zaman zaman beni kendine çekmiş, fakat çoğu zaman kendinden soğutmuştu. [Rec]'te ise mükemmel uygulanmış. Kapalı bir alanın kullanılması da çok önemli bir avantaj tabii. Bu tarz filmleri izlerken bir de aklıma Blair Witch Project geliyor. Acaba gerilimi verip hiçbir şey göstermemek mi daha etkili, yoksa her şeyi olduğu gibi yansıtmak mı? Sanırım ben ikinci grubu destekleyenlerdenim. fool.gif

Bu ileti BuRnOut tarafından Apr 25 2008, 09:40 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
forum resmi

Zaman, hediye vermez insana
ve doğru diye bir şey yoktur onun kıyısında



User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
baronio
mesaj Apr 29 2008, 04:18 PM
İleti #4


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3



İzlerken seyirciyi yorsa da, gerçeklik hissini birebir aktarma konusunda inanılmaz etkili bir unsur olmuş el kamerası çekimleri. Filmin konusu bahsettiğiniz gibi daha önce türlü örneklerinde gördüğümüz gibi klişe kalıyor. Ancak işleniş muazzam. Bir sonuca veya bir mantık zeminine oturtma çabasına girmesine gerek olmadığını düşünsem de gece görüşü ile çekilmiş final sekansının nefes kesiciliği, bu tuhaf durumun yarattığı tatsızlığı siliyor. Özellikle Sister Mary'ye odaklanmış kamera ile yaratılmaya çalışılan sığınma hissi ağzımda kekremsi bir tat bırakmadı değil. Yine de bir korku/gerilim filminden artık bu yüzyılda çok da yenilikçi ve yaratıcı olmasını beklemek aşırılık olur inancındayım. Misyonunu tam anlamıyla yerine getiren, ucuzlaşmamak için elinden geleni yapan ve istim üzerinde 70 küsür dakika geçirten enfes bir filmdi.

Korku filmi saplantısı olanların kaçırmaması gereken bir film olup, korku sinemasının şu anki dünyadaki trendinin ne olduğunu görmek isteyen sinemaseverlerin de bu leziz filmi görmesini tavsiye ediyorum. smile.gif


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Apr 29 2008, 07:08 PM
İleti #5


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



Blair Witch Project ve Cloverfield da bu tekniğin güzide örnekleri. Birisi hayalet, diğeri canavar filmleri geleneğine dayanmış olmasına rağmen onları farklı kılan yegane özellik bu hareketli kamera kullanımı. Normal şartlarda sabit kamera + özel ses/görüntü efektleriyle çekilseler bu kadar ilgi çekerler miydi tartışılır. Mesela Cloverfield’ın Godzilla’dan ne farkı kalırdı? Fakat Blair Witch’den finaldeki kulübe sahnesi dışında hiç ürkmediğimi, hatta efsane cadı üzerine yeterince gizem ağı örülemediğini düşünüyorum. İşin en önemli kısmı da burasıydı bana göre. Keza Cloverfield nereden geldiği belli olmayan, ama nihayetinde ne olduğu belli olan bir yaratığın yarattığı terör üzerine aslında “büyük” bir filmdi. Büyüklüğünden kastım, pahalı özel efektlerin gazladığı (iyi de gazladığı!) masraflı bir yapımdan ziyade, gizemli küçük ayrıntıları tercih etmemesi, bireysel korkuları deşme yerine daha çok kaostan beslenen kitlesel korku üzerine yoğunlaşmasıydı. Zaten metro sahnesi bence de koskoca filmin korku namına en etkili olduğu bölümdü. Ne zaman açık alanlardan, caddelerden, sokaklardan kurtulup dar, kapalı, karanlık ve havasız mekanlara geçiyorsunuz, işte o zaman bu kamera gücünün iki katı etki gösteriyor. Yine de Cloverfield, Godzilla formülünü ve bütçesini bağımsız bir cesaretle bu tekniğe adamasıyla ve bu canavarın nereden, nasıl, niçin geldiği üzerine fazla kafa yormayıp içeriğini şişirmek yerine doğrudan panik atmosferine kilitlenmiş olmasıyla takdiri hak ediyor.

Bir de bu tür filmleri izlerken yer yer aklımıza takılan, biraz yüzeysel gelebilecek de olsa bir ayrıntıyı dile getirmek isterim. Adı geçen her üç filmde yaşanan o kadar panik, kaos, korku, gerilim ambiyansına rağmen devamlılığın bozulmayışı, ya da daha anlaşılır şekilde kamerayı kullanan kişinin panikleyip canını kurtarmak için kamerayı bir kenara bırakma düşüncesinde olmayışı da düşündürücü. Buradaki motivasyon da çok önemli aslında. Çünkü bu teknikle samimiyete oynayan filmler, herşeye kulp takan bir kısım seyirciyi az da olsa oyalayabilmeliler. Blair Witch’de belgesel çekme amaçlı üniversite öğrencilerinin, [Rec]’de TV programı çeken bir kameramanın motivasyonlarının anlaşılabilirliği daha kolay sanki. Ama Cloverfield’da ise sadece yaşanan sıra dışı bir olayı kameraya çekmek isteyen sıradan bir gencin motivasyonunu sırf merak duygusuna bağlamamız gerekiyor. Üstelik diğer iki filmden biraz farklı olarak “kamerayı fırlatıp canının derdine düşme” hissiyatının en fazla duyulabileceği tam bir savaş ortamında bu merakı anlamlandırmamız gerekiyor. Tabi ki öyle bir merak olmaz diye bir şey yok. Yine de bu üçlü arasında kamerayı taşıyanın motivasyonu söz konusu olduğunda en ikna edici olanı [Rec] sanırım. Çünkü her ne olursa olsun, bir TV kameramanının mesleki kaygıları veya onu kameraman yapan kişisel merak özelliklerinin toplamında yaptığı çekimler, kamerayı bırakıp canını kurtarma fikrini sürekli erteliyor. Bu da [Rec]’in var olan inandırıcılığına katkı sağlıyor. Blair Witch filminde öğrencilerin motivasyonları da buna benzer bir merak duygusu ile hareket etmekte. Fakat özellikle kendi aralarındaki hararetli tartışmaları bile filme almalarını anlamlandırmak biraz daha zor. Her ne kadar orada hayalet düşüncesinin sinirleri yıpratmış olduğu vurgusu iyi yansıtılmış olsa da, kahramanımız el kamerası orada haksız biçimde bireysel ve yüzeysel tartışmaların sıradan bir izleyeni konumuna indirgenmiş. Yani sırf kaybolma duygusunu vermek adına her sözün kaydedildiği çekimlerle dramatize olmaya çalışıldığı açık edilmiş, samimiyet biraz zedelenmiş bana göre.

Bu ileti Funkster tarafından Apr 29 2008, 07:18 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
skyser
mesaj Apr 30 2008, 12:49 AM
İleti #6


Yine yeni yeniden
Group Icon

Grup: Çevirmen
İleti: 637
Katılım: 10-June 07
Üye No.: 43



Öyle bir ballandırarak anlattınız ki, izlemek şart oldu smile.gif
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj May 13 2008, 07:38 PM
İleti #7


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



IMDB

Bunu yeni gördüm. Zamane remakeleri de çok hızlı. Torunlarımız orijinallerinden önce remakeleri izleyecekler. oleyo2.gif Yönetmen koltuğundaki John Erick Dowdle ismine bakınca The Poughkeepsie Tapes filmini gördüm ki konusu itibariyle çok ilginç gelmişti ve ne zamandır merak ettiğim bir filmdi. Bir evin bodrumunda bulunan ve bir seri katile ait olan sayısız video kaset, katilin cinayetlerini nasıl işlediğini gösteriyor. Film bu kasetlerin hikayesini anlatıyormuş gibi yapıyor. Zira film, sahte belgesel olarak tasarlanmış. Neyse, Quarantine isimli filmin fragmanına bakınca [Rec]’in yeniden çevrimi değil, aynısı olduğundan şüpheleniyor insan. The Poughkeepsie Tapes'in süper yaratıcı fikriyatından sonra kendisi hakkında henüz hiç bir fikir sahibi olamadığımız Dowdle kişisinin böyle bir hamlede bulunması olmamış. Tabi işin içinde dünya sinemasından bihaber Amerikan izleyicisi olunca sinemacıların işi kolaylaşıyor. İşleri kolaylaşan da genelde kolaycı sinemacılar oluyor. Üstelik fragman "trailer" değil, resmen "spoiler" olmuş. Başrolde ismini bile değiştirmeye üşenilmiş adıyla Angela rolünde, biricik seri katilimiz Dexter'ın "erkek öğütücü" kızkardeşi Debra olarak tanıdığımız Jennifer Carpenter var. Ayrıca cast içinde Hırvat aktör Rade Serbedzija'nın isimini bile gördüm. Bana göre yine gereksiz yere masraf edilmiş bir proje, gereksiz bir film...


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
R0BlN
mesaj May 13 2008, 11:10 PM
İleti #8


Puck:Robin
Group Icon

Grup: Yönetici
İleti: 3,727
Katılım: 31-May 07
Nereden: İstanbul
Üye No.: 7



Senin gereksiz gördüğün filmlerden bazıları Oscar bile alıyor ama devil.gif


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Siyanure
mesaj May 30 2008, 04:22 AM
İleti #9


orada olmayan adam
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 493
Katılım: 6-July 07
Nereden: dark city
Üye No.: 149



Gerçekten sinemada izlenesi bir film, biz izlerken de yaşananlar o reklamdakinin aynısıydı. Önümde sürekli zıplayan insanlardan perdeyi göremez oldum sayılır. Ben de iyi zıpladım aslında da, sinemada ani sıçramalar hariç korkamıyorum bir türlü. İstiyorum aslında; küçüklüğümde iz bırakan kimi böcekli, arılı filmler, bilinçaltımın derinliklerine kadar nüfuz etmiş bir Shining, göç eden kuşları gökyüzünde her seyrettiğimde tüylerimin ürpermesini sağlayan bir The Birds bulmak kolay değil artık. İmajlar her an bilgisayarlarda, televizyonda, sinemada çevremizi sardı, kurguları o kadar kanıksadık ki, gittikçe daha az etkileniyoruz. Günümüz çocukları, kötü görüntülü Beta kasetlerden ödü kopan eski çocuklar kadar korkuyor mu Dolby Digital DVD'lerden bilmiyorum. Tıkanan yöntemler arasında insanları "inandırmak" adına son çıkan bu aktüel kamera işi bir süreliğine idare etti ve ediyor bizi. Bakalım sırada ne var...

Bu ileti Siyanure tarafından May 30 2008, 04:23 AM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Clint Eastwood
mesaj Jun 22 2008, 01:18 AM
İleti #10


Quick on the trigger
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,528
Katılım: 2-August 07
Nereden: Somewhere in Time...
Üye No.: 207



Ben de filmi dün izleme fırsatı buldum. Başarılı bir deneme olarak görüyorum. Korku filmleri dedin mi ben öyle bir durur, düşünürüm. Çünkü iyi korku filmi yakalamak çok zor. Furya halinde gelişiyorlar. 90'lı yıllarda komandolu, askerli, polisli zibidi aksiyonlar furyası vardı, 2000'lerde ise korku furyası var.

Bu filmi ise furyadan ayrı bir yere koymak gerektiği aşikar. Dijital el kamerası ise çekilmiş filmler en beğendiğim korku filmleri oldu genelde. Ben korkmam orası ayrı, o yüzden türün daha dinamik ve senaryosu/uslubü daha baskın filmlerini bulmaya çalışıyorum. [Rec] kesinlikle onlardan biriydi.

QUOTE(Funkster)
Bir de bu tür filmleri izlerken yer yer aklımıza takılan, biraz yüzeysel gelebilecek de olsa bir ayrıntıyı dile getirmek isterim. Adı geçen her üç filmde yaşanan o kadar panik, kaos, korku, gerilim ambiyansına rağmen devamlılığın bozulmayışı, ya da daha anlaşılır şekilde kamerayı kullanan kişinin panikleyip canını kurtarmak için kamerayı bir kenara bırakma düşüncesinde olmayışı da düşündürücü.


Evet, ara sıra aklımdan geçen bir şey bu. Ama [rec] bana göre en mantıklı sebebi bulmuş kendince. Hayatının haberini yapma isteği o da... Cloverfield'a o biraz havada kalmıştı.
Tıkla üstüne, kendin kaşınmış ol. Bir daha tıkla, kaşıntına son ver...
Üstelik çocuk öldükten sonra da çekime kız devam etti sanırsam.
Aynı mantıkla gidersek o daha da saçmaydı. Ama yine de bahsedilen üç film arasında en çok Cloverfield'tan zevk aldım. Pirincin içinden çıkan taş gibiydi benim için. Dişimi kırmadı, kenara ayırdım, devam ettim pilavıma smile.gif

[Rec] iyi bir film. Yine korkutmadı elbette ama merakla izlettirdi kendini.
Tıkla üstüne, kendin kaşınmış ol. Bir daha tıkla, kaşıntına son ver...
Yukarıdan düşen adam
ise filmin en hoşuma giden yeri oldu. Görmediğim şeyden korkmam, o yüzden final ise o kadar vurucu olmadı benim için...


--------------------
KLASİK FUTBOL

Öyküsü olmayan adam, Bufalo çayırındaki rüzgara benzer...

Moon Station Z

Sinema, edebiyat ve müzik üstüne bir blog.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
melisa hülya
mesaj Jun 23 2008, 09:02 AM
İleti #11


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 868
Katılım: 26-May 08
Üye No.: 3,886



QUOTE(R0BlN @ May 14 2008, 12:10 AM) *

Senin gereksiz gördüğün filmlerden bazıları Oscar bile alıyor ama devil.gif



Robin'ciğim, oscarı ölçü olarak almayanlardan biriyim. Sanırım orda bilmediğimiz dolaplar dönüyor en azından son yıllarda.Yine de bilip bilmeden konuşuyor gibi olmayayım.Ama fikrim bu. ( Funkster' a yorumunda katılıyorum bu 2 etti: ) fool.gif

Bu ileti melisa hülya tarafından Jun 23 2008, 09:03 AM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
melih
mesaj Oct 5 2008, 06:00 AM
İleti #12


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,451
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 2



Filmi ancak izlemiş biri olarak yukarıdaki yorumların bir kısmına katılıyorum. Gerçi bana göre Cloverfield da [Rec] de toplasan bir Blair Witch etmezler ama çok ender çıkan elkameralıkorkufilmi denemeleri arasında hepsinin farklı, kendine has, özel bir yerleri var (zaten fazla rakipleri de yok). Fakat ben [Rec]'te o sözü edilen gerçeği yansıtmak dışında hiçbir iş yapmayan, ete kemiğe bürünmüş kamerayı göremedim. Bazı sahneler var ki oyuncuların canlandırdığı karakterlerin salaklığına ("Niye kapının hemen dibinde duruyorsun be adam!" gibi) bağlayarak üzerinde fazla konuşmamıza gerek kalmaz, "Hani o gerçeklik?" diye sorgulamamız abes kaçar ama bir de öyle başka sahneler var ki "Bu mu gerçeklik len, peh!" diye sayım sayım sayıklatmaktadır (Zombimsiler kapıya yüklenir de yüklenir, aradan zaman geçer, bizimkilerin dışarı çıkası tutar ve kapının önünde kimsecikler yoktur).

Korku... Evet, iki yerde ufaktan zıpladım. Bunu yaptırabilmesi de hoşuma gitti çünkü bal gibi de biliyordum birazdan zıplayacağımı. Zıpladıktan sonra biliyordum diye atıp tutması kolay, sonuçta bilsem de bilmesem de oltaya gelmiş ve filmin başarısını kabul etmiş oluyorum. Düşme sahnesi ise harikaydı. Gördükten hemen sonra 15 saniye geri sarıp tekrar oynattım aynı sahneyi rolleyes.gif İlk ısırma ve sonrasındaki 10 dakika benim filmde en çok hoşuma giden bölümdü. Her taraftan tehlike "yağıyordu". Sonrasında etrafına çok lüzumsuz bir konuyu çok lüzumsuzca örerek maalesef beni kendinden soğuttu film. Konunun bize kattığı, "Ha(a^n), demek o yüzdenmiş..."ten öteye gitmeyecekse niye bir konu var ki? Halbuki ne güzel gerçekdışı gerçekdışı (yukarıda saydığım nedenler yüzünden benim gerçekliğimin dışında) ilerliyordu, finalde birden kabul edilebilir mantık seyircisine yöneldi. Ne şiş yandı ne kebap gibi oldu sanki.

[Rec] aslında bana FPS (First Person Shooter) türündeki bir oyundaymışım gibi hissettirdi. Finali hariç (oyunlarda böyle son olmaz tabii) senaryonun ele alınışını ve ilerleyişini ("Yöneticinin hangi dairede oturduğuna bakmak için aşağı inmeliler" bug'ını unutmuşlar. Elinizdeki kamera bir tek önceki cinayetleri yeniden seyretmeye mi yarıyor, MaceraSevenİnsanlar?) belli bir noktaya gelmeden açılmayan bölümlü ve adamı ifrit eden oyunların ilerleyişine benzettim. Çok sağlam bir korku oyunu olurmuş bu senaryodan ama şu haliyle beni gerim gerim geremedi, tırıs tırıs korkutamadı lakin canımı da hiç sıkmadı.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
RockeT
mesaj Dec 6 2010, 12:56 PM
İleti #13


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 242
Katılım: 6-December 10
Üye No.: 8,285



Bana göre abartıydı. Türünün ilki olarakta başarılı. Herkes öyle bir anlattı ki korkudan izlemek istememiştim. Son dakikalarda biraz korktum. Lakin yok korkacaksın yok böyle şöyle değil. Konu bakımından ise enfeksiyon ve yapılanlar başarılıydı. Başka hayatlar için başka hayatlar feda edilebilir.


--------------------
forum resmi
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 24th May 2019 - 01:12 PM