IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> Children of Men (2006)
BuRnOut
mesaj Jun 8 2007, 01:12 PM
İleti #1


Edilgen Bir Uyumsuz
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,851
Katılım: 31-May 07
Nereden: Düşler Ülkesi.
Üye No.: 8



forum resmi


IMDB
Children of Men (2006)

Directed by: Alfonso Cuarón
Genre: Adventure / Drama / Sci-Fi / Thriller
Tagline: No children. No future. No hope.
Plot Outline: In 2027, in a chaotic world in which humans can no longer procreate, a former activist agrees to help transport a miraculously pregnant woman to a sanctuary at sea, where her child's birth may help scientists save the future of humankind.
User Rating: 8.2 / 10 (60,538 votes) Top 250: #125
Runtime: 109 min
Awards: Nominated for 3 Oscars.
Cast: Juan Gabriel Yacuzzi, Michelle Hussain, Rob Curling, Jon Chevalier


Meksikalı yönetmen Alfonso Cuaron’u ilk olarak iki yeni yetme delikanlının cinsellikle örülü, hafif ve eğlenceli maceralarının anlatıldığı yol filmi Y tu Mama Tambien ile tanımıştım. Diego Luna ve Gael Garcia Bernal gibi iki yetenekli genç oyuncunun sürüklediği bu eğlenceli seyirlik ile tüm dünyada hatırı sayılır bir başarı yakalayan Cuaron, bu filmiyle Oscar’a bile aday olmuştu. Çeşitli festivallerde toplam 33 ödül kazanan bu filminden önce de, aslında Cuaron yeteneğini kanıtlamıştı. Daha önce pek çok kez beyazperdeye uyarlanan, Frances Hodgson Burnett’in romanından senaryolaştırılan A Little Princess filmi de, şimdiye kadar yapılan uyarlamaların içerisinde en beğenileni olduğunu belirtmekte fayda var. Charles Dickens’ın hikayesinden uyarladığı ve bol yıldızlı kadrosuna rağmen istediği başarıyı yakalayamadığı Great Expectations ile yönetmen bir nebze hayal kırıklığı yaratsa da, bu filmden üç sene sonra gelen Y tu Mama Tambien ile rüşdünü ispat etti. Cuaron’un en sevdiğim yanı, bir edebiyat uyarlaması yapsa bile her zaman kendine has stilini filmlerine yansıtması olmuştur. Normalde her filmde olması gereken bir özellik olmasına rağmen, bugün pek az filmde gördüğümüz ‘atmosferi’, filmlerinde yakalayabilen ve bu atmosferin üstüne de her filminde fazladan bir şeyler ekleyebilen bir yönetmen olmuştur. Harry Potter serisinde yönettiği filmde, karanlık bir atmosferi başarıyla yansıtabildiğini gösteren yönetmen, Children of Men’de de Harry Potter and the Prisoner of Azkaban’a benzer bir şekilde karanlık bir dünya profili çiziyor.

Sürekli patlamaların yaşandığı, merkezi otoritenin insanları kaba kuvvet kullanarak denetlemeye çalıştığı, insanların bireysel özgürlüklerinin sınırlandığı, mültecilerin sokak hayvanları gibi kafeslerde tutulduğu, iyinin ve kötünün ayırt edilemediği, dumanlı ve karanlık bir gökyüzünün hiç eksik olmadığı kaotik bir dünyada geçiyor, Children of Men. P.D. James’in aynı isimli romanından uyarlanan Children of Men, okuduğum kadarıyla romana göre daha iyimsermiş. Diğer filmlerinde de sürekli olumlu bir bakış açısına sahip olan Cuaron’un bu romana da iyimser bir bakış açısı taşıması şaşırtıcı değil. Kadınların kısırlaşarak yeni çocuk dünyaya getiremediği ve insanlığın umudu olan çocukların varlığının bile unutulduğu, umutsuzluğa sürüklenen bir dünyada, yönetmen yine de bir mucize yaratarak insanları etrafında birleştiriyor. Doğal afetler, salgın hastalıklar, savaşlar, ideolojik çatışmalar gibi daha bir sürü soruna rağmen, insanlığın aslında bütün bunların üstesinden gelebileceğini gösteriyor. İlk tahlil de bu iyimser ve romantik bir bakış açısı olarak algılanabilir. Fakat yönetmen yarattığı karanlık ve kaotik atmosferle ana fikrini alt metne gizlemeyi başarıyor.

forum resmi


Alfonso Cuaron bir yandan bilimkurgusal hikayesini anlatırken, öte yandan da günümüz insanlarının yaşadığı sorunları filmine yedirmeyi ihmal etmiyor. Günümüzün bütün önemli sorunlarını filmde de görmek mümkün. Otoriter hükümetler, kişisel özgürlüklerinden mahrum bırakılmış vatandaşlar, insandan sayılmayan göçmenler, teknolojinin egemenliği, doğal afetler ve salgın hastalıklar karşısında insanoğlunun çaresizliği… Bütün bu bilindik meseleleri, umuda yolculuk temasıyla birleştiren ve bunlara karanlık bir arka plan yaratan yönetmen, anlatım için kullandığı teknik araçlara hakimiyetine rağmen filmin hikaye anlatımını asla geri plana düşürmüyor. Filmin en büyük artılarından biri de bu. Hiçbir zaman gelecekte geçen, bol efektli bir kovalamaca filmi izlediğimiz hissine kapılmıyoruz. Bütün boşlukları yönetmen ustalıkla doldurarak, vermek istediği mesajları yerli yerinde kullanıyor. Bunu yaparken de göçmenlik, karanlık ve tahrip olmuş bir dünya, karamsar, yılgın ve umutsuz insanoğlu, doğurganlığın durması gibi filmin merkezi noktalarını dengeli kullanıyor. Herhangi bir tematik seçimde bulunmayarak, birinin diğerine baskın olmasını engelliyor. Bu dengeli ve sürekli yön değiştiren, bir sonraki adamı tahmin etmeyi zorlaştıran yapıyı karakterlerde de görüyoruz. Baş karakter Theo, Kee’ye yardım etmesine rağmen aslında bütün yaptıklarını isteksizce yapan bir anti-kahraman görünümünde. Çok trajik bir geçmişi olmasına rağmen bununla baş etmeye çalışan, fakat hala arada kendini kaybeden, herhangi bir şeye güveni ve isteği olmayan, yaşayan ama niçin yaşadığını sorgulamayan çok katmanlı bir karakter. Filmin gidişatı gibi onun da olaylar karşısındaki tavırlarını önceden kestirmek çok zor.

forum resmi


Yeni doğan bebekle birlikte başlatılan umuda yolculuk, Theo’nun bu karmaşık karakteriyle içsel bir yolculuğu da beraberinde getiriyor. İnsanoğlunun geleceği olan çocukların doğmaması bir umutsuzluk dalgası yaratırken, kendi geçmişi nedeniyle genelden farklı bir umutsuzluğa sahip Theo’nun kendi içindeki karmaşa da yakın çekimlerle izleyiciye verilmeye çalışılıyor. Birçok hareketli çekim olmasına rağmen teknik ekibin bu işi başarıyla yaptığını söylemekte fayda var. Bu başarılı çekimlerinde itkisiyle daha bir etkinlik kazanan Theo’nun yolculuğu, Kee’nin yolculuğundan farklı bir noktada son buluyor. Yolculuğu süresince Theo’nun değişimini gözlemlemek ve macera filmlerinin klişe kahraman prototiplerinden uzak, gelecekte yaşamasına rağmen günümüz insanın sorunlarından muzdarip bu anti-kahraman fikri, filmi diğer benzerlerinden ayıran önemli etkenlerden biri.

forum resmi


Hikayesindeki açılımları, sürprizlere açık senaryosu, hiç düşmeyen temposu ve karanlık fonuyla Children of Men gerçekten başarılı bir film. Fakat filmde beni yönetmenin iyimserliği bazı sahnelerde rahatsız etmedi değil. Özellikle kurşunların havada uçuştuğu binadan mucizevi bir şekilde çıkışları bana fazla iyimser ve romantik bir sahne olarak gözüktü. Oraya gelene kadar o kadar şey atlattıktan sonra, böylesi bir çıkış kolaycılık gibi geldi. Özellikle filmin sonlarına doğru yönetmenin iyimserliği filmde fazlaca baskın oluyor. Bence bu iyimserlik biraz daha sınırlı tutulsaymış daha da iyi olabilirmiş. Neticede Children of Men türdeşleri gibi sırtını klişelere dayayan, yavan, gücünü özel efektlerinden ve dinamik kamerasından alan basit bir seyirlik değil. Bunların ötesine geçebilen, hikayesine güncel meseleleri de katmayı başaran, genelle birlikte bireyseli de es geçmeyen ve sürprizlere açık senaryosuyla sürekliliği olan, son dönemin dikkat çeken yapımlarından biri.


BuRnOut

Bu ileti BuRnOut tarafından Jul 3 2007, 09:50 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
forum resmi

Zaman, hediye vermez insana
ve doğru diye bir şey yoktur onun kıyısında



User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Jun 9 2007, 06:39 PM
İleti #2


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



Modernize edilmiş Phillip K. Dick hikayelerinin kulaklarını çınlatan bir gelecek tasviri, tansiyonu her daim ayakta tutan pek de alışılmadık bir anlatım biçimi, kesintisiz aksiyon planlarıyla genele baktığımızda çok iyi bir film. Alfonso Cuarón'un gittikçe olgunlaşan ve yenilik arayan tarzı yine iş başında. Parkta yürüyen zebra benzeri saniyelere sığdırılmış pek çok ayrıntı, beklenmedik ölümler, kameraya sıçrayan kan gibi orjinallikler gerçekten heyecan verici. Ama özellikle iyimserlik tespitlerinde BuRnOut'a katılmamak elde değil. Gişeye sevimli görünmek gibi bir amaçtan söz edesi de gelmiyor insanın. Neticede bir roman uyarlaması fakat şayet Cuarón çok iyi biçimde yarattığı kaotik ortamın sonuna bu şekilde müdahale etmişse, sevimli görünmeyi biraz fazla kafaya taktığı düşünülebilir. Yine de pek çok özelliğiyle türdeşlerinden ayrılan bir film..

Senaryosu ve sağı solu belirsiz enfes kurgusu bir yana, özellikle Meksikalı Emmanuel Lubezki'nin mükemmel sinematografisine hayran oldum. Lubezki bundan önce Terrence Malick filmi The New World, Y tu mamá también, The Assassination of Richard Nixon ve hatta Lemony Snicket's A Series of Unfortunate Events gibi gerçekten farklı atmosferler barındıran birçok filmin sinematografisini, Sleepy Hollow, Meet Joe Black, Great Expectations gibilerinin de görüntü yönetmenliğini yapmış. Şu sıralarda ise Martin Scorsese ile bir The Rolling Stones belgeseli olan Shine A Light üzerinde çalışmakta.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
baronio
mesaj Jul 25 2007, 08:01 PM
İleti #3


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,078
Katılım: 31-May 07
Nereden: Away
Üye No.: 3



Filmi az önce izledim. Bu sıcakta insanın içinden hiç iş yapmak gelmiyor. Biraz film molası iyi geldi doğrusu. Alfonso Cuaron'u Great Expectation'dan tanıyorum. Pek sinemayla haşır neşir olmadığım dönemlerde izlediğim filme tek kelimeyle bayılmıştım. Hafif şiirsel yapısı, masal/gerçek içiçe geçmiş epik anlatımı ve muazzam karakter tasvirleri beni mest etmişti. O zamanlar yönetmenin kim olduğuyla falan fazla ilgilenmemiştim ama Alfonso Cuaron bir şekilde tekrar karşıma çıktı.

Filmi beğendiğimi söylerek sözlerime başlayayım. Simgesel anlatımının ve sosyo-politik göndermelerinin çok sağlam olduğunu baştan sona hissettiren bir yapı sağlamış Cuaron. Onca hengamenin yaşandığı mekanların gri tonajını, kum sarısı rengine çevirirseniz sorarım sizlere bugün Irak'ta yaşananlardan ne farkı var 2027'de yaşananların? İletişimsizlik, küstahlıktan ve çıkarcılıktan doğan tüyler ürperten vahşetlere kanımız donmuş bir şekilde, sanki bir kurgu-bilim havasında bakmamız için illa ki kısırlaşmamız mı gerekiyor? O kadar uzun yıllar ileri gitmeye gerek yok. Açıp gazeteleri Irak'ta ölen insanların küçük puntolarla, artık sıradanlaşan, dahası "duydukça kabak tadı veren" vefat haberlerini okumanız yeterli. Ne yazık ki Cuaron'un anlattıkları gerçek. Hatta filmin bir bilimkurgu niteliğini sağlayan tek şey yaşananlar değil bir düşünce. Yaşananlar şu an komşumuzun canını yakan olayların karbon kopyası.

Bu sosyal sorumluluk ciddi şekilde filmden keyif almamı sağladı. Sonra aklıma bir kare geldi. Oscar töreninden önce kırmızı halıda Alfonso Cuaron, Alejandro Gonzalez İnnaritu ve Guillerme Del Toro yanyana geçmiş fotoğraf çektiriyorlar. Bu üç Meksikalı'nın nüfus kâğıtları ve meslekleri dışında biraya geliş nedenleri olabileceğini düşünmüyordum. Ancak üçlünün bu yıl dünyayı kasıp kavurdukları filmlerin son halkası Children of Men'i izledikten sonra en önemli ortak noktalarının farkına vardım. Bu adamların meramları var. Dünyaya bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar. Babel ile artık yitirdiğimiz, bizi hayvanlardan ayıran en temel özelliğimiz iletişim melekemizin ve hoşgörümüzün peşine düşen İnnaritu, El Labirento del Fauno ile fantastik hikâyesinin içinde büyüklere bile ağır gelecek bir faşizm eleştirisini politik olaylarla süsleyerek gözümüze gözümüze sokan Del Toro ve son olarak da Children of Men ile dünyanın tam göbeğinde bir bilimkurgu fırtınası estiğini at gözlüğünü çıkarmış izleyene üstü örtülü ileten bir Cuaron. Bu adamlar sırf bu yüzden büyük bir takdiri hakediyorlar. Dilerim kamerasını doğru işler için kullanan yönetmenler çoğalır, dilerim şevkleri asla kırılmaz.

forum resmi


Gelelim filmin yapısal özelliklerine. Sevgili Funkster'ın bahsettiği yenilikçi atılımlara sonuna kadar katılıyorum. Mevcut yakaladığı depresif atmosfere çok büyük artılar katmış bu detaylar. Gerçi zebrayı göremediğimi film bittikten sonra farkettim. Çok merak ettim nerede göründüğünü, tekrar izleyeceğim o yüzden. Yalnız filmin ciddi klişe sorunları barındırdığını söylemezsem içimde kalır. Anti kahraman olayına eyvallah. Birkaç yerde kahkahalarımı tutamadım. Özellikle başlarda arabadaki nefes kokusu muhabbetinde krize girdim desem yeridir. Bunun gibi küçük dokundurmalarla işin içine komedi unsurları katması çok güzeldi. Ama Jasper karakterini canlandıran Michael Caine'in parmak çekme nüansı, geminin ismindeki yapmacık gönderme, finalin yavan nihayetlendirilmesi hiç hoşuma gitmedi. Ne yazık ki büyük bütçeli yapımların altına giren yönetmenler meramlarını ilkokul çocuğuna anlatır boyutlara çekmek zorunda bırakılıyor sanırım.

Fazla da üsteleyip eleştirmek istemiyorum. Çünkü genel olarak baktığımda karşımda iyi bir film görüyorum. Ben beğendim. Dediğim noktalarda biraz daha tatmin olabilseydim bu yılın izlediğim en iyi filmlerinden biri olarak gösterebilirdim naçizane. Gerçi filmden aldığım zevk kadar BuRnOut ve Funkster'ın yorumları ve tespitleri de günümü güzelleştirdi.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Siyanure
mesaj Jul 25 2007, 10:34 PM
İleti #4


orada olmayan adam
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 493
Katılım: 6-July 07
Nereden: dark city
Üye No.: 149



Funkster'ın da andığı Emmanuel Lubezki yapım aşaması ile ilgili bilgi veriyor.

User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Estel
mesaj Sep 16 2007, 08:40 PM
İleti #5


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 26
Katılım: 30-June 07
Üye No.: 138



Az önce yeni izleyebilme fırsatı buldum filmi. Alfonso Cuaron çok sevdiğim bir yönetmen olmasına rağmen nasıl olduysa bu filmi atlamışım. Haliyle birkaç şey yazmak istedim ama herkes uzun uzun yazmış bize diyecek bir şey kalmamış smile.gif. Filmi genel olarak beğenmeme rağmen baronio'ya kesinlikle hak veriyorum;
QUOTE

Yalnız filmin ciddi klişe sorunları barındırdığını söylemezsem içimde kalır. Anti kahraman olayına eyvallah. Birkaç yerde kahkahalarımı tutamadım. Özellikle başlarda arabadaki nefes kokusu muhabbetinde krize girdim desem yeridir. Bunun gibi küçük dokundurmalarla işin içine komedi unsurları katması çok güzeldi. Ama Jasper karakterini canlandıran Michael Caine'in parmak çekme nüansı, geminin ismindeki yapmacık gönderme, finalin yavan nihayetlendirilmesi hiç hoşuma gitmedi. Ne yazık ki büyük bütçeli yapımların altına giren yönetmenler meramlarını ilkokul çocuğuna anlatır boyutlara çekmek zorunda bırakılıyor sanırım.


Kalınlaştırdığım yerler filmin gerçekten zayıf noktaları. Film yarattığı atmosfer ile sizi ilk andan itibaren içine çekiyor fakat bu zayıf noktalar ile bir başyapıt olup top250'ye girmekten çok bence güzel mesajları olan, iyi bir film sınıfına girmeyi hak ediyor.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
RockeT
mesaj Dec 6 2010, 01:02 PM
İleti #6


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 242
Katılım: 6-December 10
Üye No.: 8,285



Film rus sineması Leylekler Uçarken 1957 filminden alıntılar içermektedir.


--------------------
forum resmi
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 24th May 2019 - 01:45 PM