IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> Michael Clayton (2007)
Funkster
mesaj Feb 20 2008, 10:16 PM
İleti #1


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

IMDB
Michael Clayton (2007)

Directed by: Tony Gilroy
Genre: Drama / Thriller
Tagline: The Truth Can Be Adjusted
Plot Outline: An attorney known as the Fixer in his law firm comes across the biggest case of his career that could produce disastrous results for those involved.
User Rating: 7.7 / 10 (15,370 votes)
Runtime: 119 min
Awards: Nominated for 7 Oscars.
Cast: Tom Wilkinson, Michael O'Keefe, Sydney Pollack, Danielle Skraastad

Milyar dolarlık tarım şirketi U/North, kar amacı güderek ürünlerinde yüksek oranda zehirli maddeler kullanmasından dolayı 468 müşterisinin ölümüne sebep olmuştur. Arthur Edens (Tom Wilkinson) ise U/North’u savunmakla görevlendirilmiştir. Dava sürerken temsil ettiği şirketin yanlışlarını içine sindiremeyen Arthur, davacılardan biri olan genç kıza aşık olup kamera önünde soyunarak rezalet çıkarınca, avukatlık şirketi olayı örtbas etmesi için en iyi sorun çözücüsü olan Michael Clayton’ı (George Clooney) devreye sokar. Aynı zamanda Arthur ile yakın dost olan Clayton’ın tek amacı Arthur’un bu skandalı en hafif şekilde atlatmasını sağlamak ve elbette U/North’un çıkarları doğrultusunda olayın üzerini örtmektir. Fakat Michael Clayton bunu başaramaz. Arthur, elindeki çok güçlü belgeler yüzünden U/North için doğrudan bir tehdittir. Clayton onun susturulması için U/North’un girişimlerinin farkına varınca vicdanı ile yüzleşmek durumunda kalır. Çünkü kendisi de bir süre sonra aynı yolun yolcusu olacaktır.

Kimi filmlerde Michael Clayton benzeri karakterlere rastlamışızdır. Çeşitli meslek gruplarında “arabulucu”, “tamirci”, “jeneratör”, “temizlikçi”, “kapıcı” gibi lakaplarla anılan bu insanların yegane amacı sorun çözmek. Üstleri, onların üstleri, müşteriler, onların eş, dost, akrabaları bir suç işleyecek ya da yanlış zamanda yanlış yerde bulunacak ve devreye bu insanlar girecek. Pratik zekaya, tilki kurnazlığına sahip, yasa ve yönetmeliklere hakim, gözükara, acımasız, vicdansız olmak, onların yaptıkları işte iyi olmalarını sağlayan özellikler. Pulp Fiction’da Harvey Keitel’ın canlandırdığı The Wolf benzeri, kelimenin tam anlamıyla pislik temizleyenler olduğu gibi, Michael Clayton gibi hukuki manada amiyane tabirle “kıç kurtarma” becerisine sahip insanlar bunlar. Fakat bunu yaparken bir pisliği aklamak, insani doğrulara ters yönde savunular yapmak, otorite çıkarlarını gözetmek suretiyle genel ahlak ve adalete, kamu vicdanına ters düşmek de gerekebiliyor. Sonuç olarak bireysel vicdan ile araya mesafe koymak icap ediyor. İşte Michael Clayton bize sunulduğu ölçüde böyle bir iş bitirici. Arthur’un dediği gibi bir avukat değil, Batman! Ama öte yandan kendi kapısının önünü temizleyememiş, eşinden boşanmış, kumar sorunu ve borçları olan bir adam. Klişe bir tınısı olduğu açık. Dahası da var. Kendisiyle aynı kaderi paylaşan avukat dostu Arthur, birdenbire yıllarca içinde bulunduğu aklama sisteminin muhasebesini yapıp, sesin dikkat çekecek, rahatsız edecek biçimde yükselttiğinde yaşadığı dram, Clayton’ın da kendi vicdan hesaplaşmasının kapılarını açıyor. Bu senaryo yerleşimine pek yabancı sayılmayız. Gerçeğe, ahlaka, adalete, vicdana uyanış süreci. Klişe olduğu kadar mesaj kaygısı da taşıdığı düşünülebilir. Hatta finali bile size bazı filmlerin finalini ya da böylesi bir finalle bitmesi gereken başka filmleri anımsatacak derecede klişe kaçabilir. Fakat Michael Clayton’ı bunca sıradan çağrışımdan uzak tutan, onu kuşatan ve özgür bırakan önemli özellikleri var.

Adeta hiç susmayan senaryosu, sanki filmin klişe yerleşimini örtbas etmek istercesine zor bir yöntem belirlemiş. Arthur’un Michael’a bıraktığı uzun telesekreter mesajıyla ve avukatlık şirketinin bulunduğu dev gökdelenin içindeki boş toplantı odalarının, koridorların, ofislerin görüntüleriyle açılan filme direk ortasından dahil olduğumuzu anlamamız fazla gecikmiyor. Haliyle havada uçuşan isimler, kurulan çetin ceviz cümle yapıları, endişeli yüzler, mana veremediğimiz sorunlar bir anda etrafımızı çevreliyor. Alışık olunmayan bir başlangıç, filme devam edebilmek ve sunacağı bulmaca parçalarını yerleştirebilmek için meydan okuyor. Daha basit, düz ve anlaşılır biçimde ifade edilebilecek diyalogları bu zor kalıba sokmaya çalışması, izleyenin yaşaması muhtemel yabancılaşma duygusunu umursamaz bir tavırda olduğu izlenimi veriyor. Ama öte yandan karakterleri yerli yerine koymaya başlamamızla, karmaşık hukuki ilişkiler yumağının altında kalma tehlikesi de ortadan kalkmaya başlıyor. Mesela Michael Clayton’ın ofisinde ardı ardına yaptığı telefon görüşmeleri içerik olarak bize bir şey ifade etmese de, onun nasıl bir işi olduğunun, işlerini nasıl hallettiğinin, bilgisi ve yeteneğinin ipuçlarını veriyor. Kişiler ve olaylar hakkında kendimize sorduğumuz soruların film ilerledikçe çözülmesi gerekiyor. Fakat film, bu çözülmeyi de kendine has üslubuyla, kah zor, kah basit, kah klişe, kah gizemli yollarla halletmeyi tercih ediyor. Bu sıfatlar arasında sıkışmış görüntüsünü, yine bu sıfatları anahtar olarak kullanmak suretiyle netleştirmesini de biliyor. Yani film olarak Michael Clayton, tıpkı ismini verdiği kahramanı gibi kendine özgü yöntemleriyle izleyici ile arasındaki görüş mesafesini ustaca koruyor. Yakınlaştırmadığı gibi, uzaklaştırmıyor da…

forum resmi

Bu mesafenin oluşmasının bir diğer sebebi de filmin ortadan başlaması. Clayton'ın izbe bir yerdeki kumar masasından kalktıktan sonra bir telefon alıp, gece bir adama çarparak kaçmış nüfuzlu bir adamın evine “temizlikçi” olarak gönderilmesi, oradan ayrıldıktan sonra ıssız bir yolda aniden durup tepede gördüğü atlara doğru gitmesi ve hemen ardından meydana gelen olay ile 4 gün öncesine gitmemiz, filmin başladığını vurguluyor. Şüphesiz benzerlerini bildiğimiz etkileyici bir kurgu. Özellikle atlarla olan sahne bu geri dönüşü çok daha farklı bir düzleme sokuyor. Filmin başında ve ortasında olmak üzere iki kez izlediğimiz bu sahne, kurgusal zaman farkından ötürü değişik hisler yaratıyor. İlk sahnenin belirsizliği, ikinci sahnedeki araba takibinin de kattığı dinamizmle gerilimli bir hal alıyor. Ama atlarla olan bölüm, gizeminden taviz vermese de filme, Michael Clayton’a ve kendimize göre yorumlamak durumunda bırakıldığımız çok etkileyici bir bölüm. Gerilimin gölgesinde filmin huzur bulduğu kısa bir epik sekans adeta. Entrika, yalan, yozlaşma üzerine kurulu filme felsefi ve insancıl bir sakinlik katmakta. Farklı sembolleştirmelere kapı açan bir diğer unsur da Michael’ın oğlunun okuduğu, babasıyla paylaştığı, hatta Arthur’a da okuttuğu fantastik kitabı ve onun sağladığı manalı göndermelerle zihinleri kurcalayan bağdaştırmalar.

Michael Clayton filminin ismine, afişine ve kapanış jeneriğine damgasını vuran, bu strateji ile deyim yerindeyse gözümüze sokulan sorun çözücü Michael Clayton’ı da sembolleştirmek zorunlu bir hal alıyor. Etik değerleri ve yasalarla saptanmış kuralları bireysel çıkarların, acımasız sermayenin kitabına uydurmakla yükümlü bir temizlikçinin kendi vicdanı ile giriştiği mücadelenin sembolü. Fakat filmde bu sembolün sağlamasını yapan çok önemli bir karakter daha var ki, o da Tom Wilkinson’ın canlandırdığı Arthur Edens. Her şey onun fitili ateşleyen vicdani uyanışı ile başlıyor. Kariyerinin en önemli oyunlarından birini çıkaran Wilkinson, ilaçlarla uyuşturulmuş beyni içinde bulduğu bir anlık boşlukla gerçekten ne yaptığını sorgulayan, söyledikleriyle Michael Clayton gibi kurt bir görev adamının bile kafasını bulandırmayı başaran, duygusal, sempatik, aynı zamanda öfkeli Arthur Edens performansıyla çok etkileyici. Her ne kadar bu uyanışın verilerini tatminkar bulmayacak bir kitleyi karşısına alma riski de bulunmasına rağmen… Filmin en önemli ayaklarından biri de yine İngiliz oyuncu Tilda Swinton. U/North’un hırslı kadın yöneticisi Karen Chowder rolüyle filmin kötüsü olarak gerçekten pek sık rastlanmayan bir kötü profili çıkarıyor. Tedirginlik içinde vereceği röportajların, yapacağı sunumların provasını odasında tek başına yaparken gördüğümüz Karen Chowder’ı canlandırırken, neredeyse onun göründüğü her sahnede stres ve huzursuzluk içinde bir ruh halini olağanüstü biçimde perdeye yansıtıyor Tilda Swinton. Zayıf yönleriyle öne çıkan bir kötü karakter olarak filmin genel insancıllığını pekiştiren çok önemli bir karakter. Kendine acındırmayı beceren bir kötü adamı en son ne zaman izlediniz sorusuna verilebilecek en iyi cevaplardan biri. Güçlü ve doğuştan kötü biri yerine, dengesiz, güvensiz ve savunmasız bir kötüye can vermek, ve bunda inandırıcı olmak her oyuncunun altından kalkabileceği bir durum sayılmaz. Ayrıca They Shoot Horses, Don't They?, Three Days Of The Condor, Tootsie, Out Of Africa gibi unutulmaz klasikleri yöneten oyuncu, prodüktör, yönetmen Sydney Pollack da filmin kaliteli kadrosunda dikkat çekiyor.

forum resmi

Başrol olarak George Clooney çok yerinde bir seçim. Oyunculuk olarak Syriana kadar etkili bir yanı olmamasına, basında göründüğü hali üzerinde oynama yapılmamasına rağmen Michael Clayton karakterinin olması gerektiği gibi sert, yakışıklı, karizmatik, şık bir figürün geçirmek durumunda kaldığı değişim için biçilmiş kaftan bile sayılabilir. Uzaktan da olsa Amerikan Rüyası’nın tehdit altındaki duruşunun, vicdani teslimiyetin vücut bulmuş hali. Bugünlerde tam bir dava adamı haline gelmiş olan Clooney’nin bu duyarlılık tavrı, yönetmek-oynamak için seçtiği filmlerde de ara ara kendini gösteriyor. Michael Clayton, Tony Gilroy’un yönettiği ilk film. İlk filmi ile Oscar’a aday olması şansa bağlanmamalı. Zira Gilroy esasen senaryo yazarlığı yapmakta. Yine hukuki temeller üzerinden inşa edip fantastik bir düzleme oturtmak istediği The Devil's Advocate ve Bourne serisinin senaryo yazarı. Aksiyon yönünden olmasa da, senaryo biçimi açısından Bourne filmlerini çağrıştıran kimi ustalıklar Michael Clayton’ı başarılı bir ilk film yapmaya yetiyor. Boogie Nights, Magnolia, Good Night and Good Luck, Syriana, There Will Be Blood gibi yapımların sinematografilerini veya görüntü yönetmenliğini yapmış olan Robert Elswit’in filmin soğukluğunu öne çıkaran çekimlerini de bir kenara iliştirelim. George Clooney, Sydney Pollack, Steven Soderbergh, Anthony Minghella isimlerini prodüksyon isimleri arasında da görünce her açıdan temiz bir yapım ortaya çıkarıldığını tahmin etmek güç olmaz. Ama Michael Clayton, tüm bu devasa isimlerin torpiline ihtiyaç duymayan, çok çarpıcı bir disiplinle hareket eden olgun bir yapım. Karmaşık görünen basit ve klişe senaryo omurgasının gücü, Michael’ın U/North meselesini kaşımaması için Arthur’u ikna etmeye çalıştığı, sokakta geçen diyalogdakine benzer örneklerle anlaşılabilir:

Michael Clayton: “Arthur, ben senin düşmanın değilim.”
Arthur Edens: “O zaman kimsin?”


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Clint Eastwood
mesaj Feb 29 2008, 09:37 PM
İleti #2


Quick on the trigger
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,528
Katılım: 2-August 07
Nereden: Somewhere in Time...
Üye No.: 207



Film eli yüzü düzgün ve tutarlı bir film. Ama bu ifadeler biraz da klişeliğini vurgulayan sözler. Filmi sevdim mi, sevmedin bir karar veremedim. Klişe ama iyi oynanmış. Ama Tilda Swindon -iyi bir oyuncu orası ayrı- aldığı süre bakımından oscarı almamalıydı bana göre. Funkster'ın da işaret ettiği gibi tedirgin, telaşlı ve güçlü (daha doğrusu yetkileri elinde tutan) insan modelinde yeteri kadar kendini gösterecek zaman bulamamış bana göre.

Filmin ortadan başlamasını sevdim, ama sonunu hiç sevmedim, bitebilecek en klişe şekilde bitti. Görüntü yönetimi de çok iyi olmasa da, filmin mat ve soğuk atmosferini yakalaması bakımından başarılı.

Bu arada Clooney alınmasın ama Tom Wilkinson geçrekten çok iyi oynamış ve filmin en önemli halkasıydı bana göre.

QUOTE
Ama atlarla olan bölüm, gizeminden taviz vermese de filme, Michael Clayton’a ve kendimize göre yorumlamak durumunda bırakıldığımız çok etkileyici bir bölüm.



Spoiler mı, tam bilmiyorum ama, eşeği pardon atı sağlam kazığa bağlayalım smile.gif

Tıkla üstüne, kendin kaşınmış ol. Bir daha tıkla, kaşıntına son ver...
Atları sanırım bir resimde görüyordu Michael Clayton. Arthur'un kırmızı kitabında görüyordu. Üç tane at yan yanaydı. Kitabın adı Ülke ve Fetih'ti. Arthur'a kendini sorgulatan bu kitaptaki imge Clayton'ı da özgür kıldı. Sonuçta doğru olanı seçmesine sebebiyet verdi bir anlamda. O atlar nereden mi geldi, onu belki de Tanrı bilir belki. Yada sadece çiftlikten kaçtılar. Her iki koşulda da ütopik bir ilahi bir dokunuş yada evrenin kendi işlerini çözme yolu fikri var.


Bu ileti Clint Eastwood tarafından Mar 1 2008, 02:20 AM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
KLASİK FUTBOL

Öyküsü olmayan adam, Bufalo çayırındaki rüzgara benzer...

Moon Station Z

Sinema, edebiyat ve müzik üstüne bir blog.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
ggecim
mesaj Oct 4 2008, 09:55 PM
İleti #3


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 878
Katılım: 5-October 07
Nereden: İstanbul
Üye No.: 479



Ele aldığı konu itibariyle ilginç olan bir film Michael Clayton. Ancak yönetmenden midir yoksa etkisi zayıf kalan senaryodan mıdır bilinmez, hemencecik unutabilirsiniz filmi. Etkisi zayıf, oyunculuklarıyla da fazla göz doldurmayan bir film. Verdiği mesajlarsa Battle in Seattle kadar çarpıcı olmamakla birlikte, onun kadar bile derinlikli sayılmaz.


--------------------
Ömrümüzden bir gün daha geçti,
Dereden akan su ovada esen yel gibi
İki gün var ki dünyada, bence ha var ha yok
Gelmeyen gün bir
geçip giden gün iki
- Ömer Hayyam


User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Attiwolf
mesaj Jan 16 2011, 08:47 PM
İleti #4


16f84a
**

Grup: Üyeler
İleti: 44
Katılım: 13-January 11
Nereden: İstanbul
Üye No.: 8,477



Filmi sinemada izlemiştim, hiç unutmam film arasında salonun yarısı çekip gitmişti. Çünkü kimse filmden bir şey anlamamış film arasını zor getirmişti. Arkadaşım da çıkalım diye tutturmuştu fakat ben filmi yarım bırakmayı sevmediğimden arkadaşımı ikna etmiştim kalması için. İyiki de kalmışız. Her şey ikinci yarıda aydınlığa kavuştu. Çok güzel bir inceleme olmuş. Ellerinize sağlık flowers.gif


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Attiwolf
mesaj Jun 9 2012, 08:57 PM
İleti #5


16f84a
**

Grup: Üyeler
İleti: 44
Katılım: 13-January 11
Nereden: İstanbul
Üye No.: 8,477



Bugün tekrar izledim. Filmdeki atlı sahnenin çiziminin Clayton'ın oğlunun okuduğu kitapta olduğunu gördüm. Bu da bir çeşit ince gönderme sanırım.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 21st August 2019 - 10:55 PM