IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> Blast of Silence (1961)
BuRnOut
mesaj Aug 29 2009, 06:24 PM
İleti #1


Edilgen Bir Uyumsuz
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,851
Katılım: 31-May 07
Nereden: Düşler Ülkesi.
Üye No.: 8



forum resmi


IMDB
Blast of Silence (1961)

Blast of Silence (1961) PosteriYönetmen: Allen Baron
Tür: Crime | Thriller | Drama
IMDB Notu: 7.8 / 10 (1,071 oy)
Süre: 77 min
Oyuncular: Allen Baron, Molly McCarthy, Larry Tucker, Peter H. Clune, Danny Meehan


Klasik anlamda kara film türünün tarihsel aralığı pek çok kaynakta 1940-1958 olarak ifade edilir. Bu tarihsel aralık içinde çekilen filmler de kendi aralarında pek çok alt başlık altında incelenmektedir. İçinde “private eyes” ya da “hard boiled” dedektiflerin olduğu, “femme fatale” diye tabir edilen tehlikeli ve cazibeli kadınların entrikalarına şahit olunan ya da bir soygun sonrasında hayatı değişen “dürüst” ama içinde bulunduğu maddi çıkmazdan kurtulmak için çalmaya “mecbur” kalan karakterlerin olduğu filmler vardır. Bunlar türün geneli itibariyle kara filmlerin olmazsa olmaz nitelikleri olarak hafızalara kazınmışlardır. Oysa kara film türünün özünde, sefaletin, adaletsizliğin, fırsat eşitsizliğinin, ölümün ve kederin kanıksanması ve sıradanlaşması vardır. Kara film karakterleri bunları kanıksadığı için yalnız ve umarsızdır. Daha iyi bir dünya için içlerinde bir umut yoktur. Onlar önce 1. Dünya Savaşı’nı görmüş, sonra Büyük Buhranı yaşamış ardından da 2. Dünya Savaşı’nda Hitler’in acımasızlığına şahit olmuştur. Korku, kaygı ve kötülük onların yaşadığı çağın artık vazgeçilmez unsurlarıdır. Onların yalnız, umarsız, alaycı, ukala ve vurdumduymaz karakterlerini şekillendiren şey, yaşadıkları çağın dinamikleridir. Amerika’nın “Rüyalar Ülkesi” olmadığını herkesten önce fark ettikleri gibi; bir insanın aslında ne kadar kalabalık gözükse de özünde yalnızlığından hiçbir zaman kurtulamayacağını da kitleler arasında yaşarken ilk onlar kanıtlamıştır. Nietzsche’nin “görmenin bedeli” olarak ifade ettiği “acı çekme” ve “yalnız kalma” durumu onlar da vücut bulur.

Klasik kara film karakterlerinin iç dünyasını anlatan Blast of Silence, bu açıdan oldukça ilgi çekici bir çalışmadır. Aynı zamanda filmin senaristi ve yönetmeni de olan başrol oyuncusu Allen Baron’un sade ve yapmacıksız oyunculuğuyla vücut bulan Frank Bono karakteri; türün tarihsel gelişimi açısından bakıldığında bireysel bir istisnadır. 50’lerin sonlarına doğru evrimleşmeye başlayan kara film türüne yönetmenin kişisel bir saygı duruşundan öteye geçen film; kara film karakterlerinin varoluşçuluktan ne kadar beslendiklerini de açık eder. “Acı içinde doğdun… Yalnızsın, ama buna da aldırış etmiyorsun. Yapayalnızsın, öyle de olması gerekiyor. Hep yalnızdın.” diyerek hem doğuşunu hem de bulunduğu şehir ve dünyayla olan/olmayan aidiyetini açıklayan Bono; bireyin varoluşsal sorgulamaları üzerine de çarpıcı tespitlerde bulunur. Uyuyan Adam kitabında, “Önemli olan tek şey yalnızlığın: Ne yaparsan yap, nereye gidersen git, gördüğün hiçbir şeyin önemi yok, yaptığın her şey boşuna, aradığın her şey sahte. Var olan tek şey yalnızlık, her seferinde er ya da geç karşında bulduğun, dost ya da yıkıcı yalnızlık; onun karşısında, her seferinde yalnız kalıyorsun, yardımdan yoksun, şaşkın ya da afallamış, umutsuz, sabırsız.” diyerek bireyin yalnızlıkla olan organik bağına vurguda bulunan Georges Perec bir anlamda Bono karakterinin de edebi yönden okumasını yapmış olur. 2. Dünya Savaşı döneminde bir Yahudi olarak yaşamanın zorluklarına tanık olan Perec’in otobiyografik –olduğuna inanılan- kitabı Uyuyan Adam, “gören kör” olarak yaşamanın, Nietzsche’nin ifadesiyle “görmenin bedellerini” ödemenin ve Kafka’nın deyişiyle “dünyanın maskesini” düşürmenin yanı sıra; Jean-Paul Sartre’ın Bulantı’daki karakteri Roquentin’in varoluşsal sorgulamalarını ve insanlar arasında “yalnız olmanın” ruh halini de yansıtır. Tarihin bir yaprağını okuyanın, hepsini okumuş olduğuna inanan Arthur Schopenhauer gibi, Bono da insanoğlunun tarihi gelişimiyle ilgili yeterince şey tecrübe etmiştir. O yüzden Uyuyan Adam gibi Bono da tarihin üzerinde artık etki yapmadığı kişidir. Tarihten ve her türlü aidiyetten uzaktır. Kendi öznel gerçekliğini yaratır. Yalnızdır, yapayalnızdır. Kiralık bir katilin dünyasında soğukluğun ve yalnızlığın dışında bir şeye yer yoktur.

forum resmi


Ellerin terliyor ama sorun yok, çünkü neden olduğunu biliyorsun. İçindeki Harlan nefreti. Sen onlardan, onlar da senden nefret ediyor. Tıpkı büyüdüğün diğer Harlan gibi… (Frank Bono)


Kiralık katil olan ve hayatını bu şekilde devam ettiren Bono’nun ölümle ve öldüreceği kişiyle; yani bir anlamda işiyle olan ilişkisi de son derece ilginçtir. Bono ne Leon (1994) gibi dışarıdan bakıldığında “bir karıncayı bile öldüremez” denilecek kadar naif görünüşlüdür, ne de türün vazgeçilmez oyuncularından Robert Mitchum’un The Night of the Hunter (1955) filmindeki Harry Powell ya da 1962 yapımı Cape Fear’da canlandırdığı Max Cady karakterleri gibi akli dengesizlikleri olan korkutucu bir adamdır. İç dünyasıyla her ne kadar yaşadığı çevredeki insanlardan ayrıksı olsa da, kalabalığa karışan ve kendini kalabalık içinde güvende hisseden bir yapısı vardır. Kalabalık insan sürüleri onun kalkanıdır. İstediğinde ve gerekli gördüğünde toplumla ilişkisi normal olan ve gerektiğinde sosyalleşen Bono, bu yüzden de öldüreceği kişileri öldürmek için onlara nefret beslemek zorunda kalır. Hayatla olan bağı gibi, işiyle olan bağı da bir çeşit nefret ilişkisine bağlıdır. Bono, bu çürümüş dünyada yaşamına devam etmek için kirli işler yapar ve yaptığı işin olası sonuçlarına önceden hazırlıklıdır. O hiçbir zaman Walker Percy’nin Lancelot’u gibi kötülüğün anlamını aramaya girişmez. Çünkü ilk günahı işleyen Adem’den beri insanoğlunun dünyaya yabancı olduğunu ve yabancı kalacağının farkındadır. Kötülüğün de iyilik gibi içi boş olduğunun bilincindedir. Kutsal kitaplarda yaptığı “kötü” şeylerden sonra tövbe ederek kendilerini “hakkın yoluna” adayan ikonik karakterlere gerçek dünyada yer yoktur. Gerçek dünya melek yüzlü fettan kadınların, genelev işletmecisi papazların, içki tüccarı polislerin, kumarhane sahibi hakimlerin, pedofili hastası aile babalarının yaşadığı kirli ve çürümüş bir dünyadır. Paul Lafargue’nin deyimiyle; “çağımız aslında; acının, yoksulluğun ve kokuşmuşluğun yüzyılıdır.” Bono da bunun bilincindedir.

forum resmi

Shoot the Pianist (1960), Blast of Silence (1961), Le Samourai (1967)


Blast of Silence’in çekildiği zamana göre ayrıksı kalışının nedeni; şüphesiz sadece klasik kara filmin dönüşümü ve Frank Bono karakterinin o döneme göre Amerika’da fazlaca “demode” kalışı değildir. François Truffaut’un Amerikalı yazar David Goodis’in romanından uyarladığı Charles Aznavour’lu Shoot the Pianist (1960) filmi de yapım tarihine ve karakterinin ruh haline göre belki türün istisnalarından biridir. -Daha sonra bu istisnalar 60 sonrası Amerika’da çekilecek kara filmleri de derinden etkiler.- Ama Blast of Silence’ın çekildiği yıllarda Amerika’da yaşanan gelişmeler oldukça köklüdür. Bu yanıyla da Truffaut’un filminden farklılık gösterir. John F. Kennedy’nin başkan seçilmesi, Martin Luther King’in eylemleri, muhafazakarlığın tırmanışa geçişi karşısında solun yeniden ayağa kalkması, Beat Kuşağı’nın sesini arttırması, öğrenci hareketleri, feminizm ve cinsel devrim gibi önemli gelişmelerin henüz yeni başladığı yıllarda Blast of Silence çekilir. Amerika’da bir nevi fırtına öncesi sessizliğin habercisidir. Amerika da Bono gibi patlamaya hazır bir bomba gibidir. Sistem artık sıkışmış ve işleyemez hale gelmiştir. Sistemin sıkışıklığını ve yaşadığı şehrin karamsarlığını kara filmin biçimsel özellikleriyle ifade eden Blast of Silence; bu yanıyla da sadece bir adamın değil, bir dönemin ve bir şehrin de anlatıcısıdır. Daha sonraları Martin Scorsese filmin bu özelliğine atıfta bulunarak, film için “birkaç kilit New York filminden biridir.” der.

Blast of Silence belki sinema tarihindeki yolculuğunda ne bir klasik olarak adlandırıldı, ne de kara film türünün önemli örneklerinden biri olarak kabul gördü. Buna rağmen, bugün kara film külliyatının içinde bir yolculuğa çıktığımızda, bütçesine karşılık hem sinemasal hem de felsefi olarak Allen Baron’un Blast of Silence’ının tür içinde farklılık yarattığını gözlemlemek mümkün. Sosyolojik nedenlerini bir kenara bırakırsak, sinemasal olarak da film hem B sınıfı kara filmlerin bütün rahatlığına ve deneyselliğine sahiptir. Hem de düşük bütçesine ve sınırlı imkanlarına karşın, Orson Welles ayarında yaratıcı bir anlatıma sahiptir. Çektiği filmlere B sınıfı havasını vermekteki ustalığıyla ünlenen Robert Siodmak’ın yönetiminin tam tersi, Blast of Silence filminde Allen Baron için söylenebilir. O da filminde bir B sınıfı filme, ustaca yönetimi ve inandırıcı oyunculuğuyla A sınıfı etiketi yapıştırmayı başarır. 2. şahıs dış sesiyle Sartre’ın “acı dolu geveleme” diye tabir ettiği sorgulamaları sürekli izleyicilerle paylaşan Bono; köklerinden kopmuş, geçmişe ve tarihe olduğu kadar geleceğe de güvenini kaybetmiş, topluma yabancılaşmış bireyin de anlatıcısı olur. Blast of Silence, tarih denen arabaya hayvanca koşulmuş, savaşı ve ölümü bekleyen bir varlığın zihninde yapılan bir yolculuktur.

Barış Saydam



--------------------
forum resmi

Zaman, hediye vermez insana
ve doğru diye bir şey yoktur onun kıyısında



User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Quezacotl
mesaj Sep 23 2009, 12:21 AM
İleti #2


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 37
Katılım: 17-June 08
Nereden: Bursa / İstanbul
Üye No.: 3,985



Güzel bir yazı olmuş, keyifle okudum. Ellerinize sağlık. flowers.gif


--------------------
PEACE SELLS...
BUT WHO'S BUYING?
Tıkla üstüne, kendin kaşınmış ol. Bir daha tıkla, kaşıntına son ver...
Bullets are flying
People are dying
with madness surrounding all hell's breaking loose
Soldiers are hounding
Bodies are mounting
cannons are shouting to take their abuse
With war machines going
Blood starts to flowing
No mercy given to anyone hear
The furious fighting
Swords are like lighting
It all becomes frightening to you
Know death is near...
UNTIL THE 20th CENTURY, REALITY WAS EVERYTHING HUMANS COULD TOUCH, SMELL, SEE, AND HEAR. SINCE THE INITIAL PUBLICATION OF THE CHARTED
ELECTROMAGNETIC SPECTRUM, HUMANS HAVE LEARNED THAT WHAT THEY CAN TOUCH, SMELL, SEE, AND HEAR IS LESS THAN ONE MILLIONTH OF REALITY.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
deckard
mesaj Dec 14 2009, 07:54 PM
İleti #3


Yeni Üye
*

Grup: Üyeler
İleti: 6
Katılım: 20-August 07
Üye No.: 238



Bu yaz izledim.Sinema tarihinde çekilmiş en başarılı kiralık katil filmlerinden biri.Franky Bono'nun iç dünyası ,yalnızlığı müthiş etkiliyeci bir şekilde yansıtılmış.Bir yandan ayrıntılı bir şekilde Bono'nun öldüreceği kişi için yaptığı hazırlıklar anlatılırken adamımızın yalnızlığından kurtulup hayatını değiştirmeye çabalayıp başaramadığını görüyoruz.Müzikleri,şehir sokaklarının çekimi,kamera açıları ve Allan Barron'un başarılı oyunculuğu kıyıda kalmış kült kara film.Sonu içimi sızlattı onu da söyleyeyim.Başarılı inceleme için çok teşekkürler.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
hawkins
mesaj Oct 3 2010, 09:03 PM
İleti #4


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 393
Katılım: 19-March 09
Üye No.: 5,863



forum resmi
Kaynak: Sinema Dergisi.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
2 kullanıcı bu başlığı okuyor (2 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 6th December 2019 - 07:42 PM