Konunun Yazdırılabilir Versiyonu

Konuyu orjinal formatında görmek için buraya tıklayın

Yedinci Gemi Forum _ Edebiyat _ Başucumuzdaki kitaplar...

Gönderen: gündüzdoğanay Jun 10 2007, 01:57 AM

İster klasik, ister güncel olsun belli periyotlarla okuduğumuz, hem düşüncelerimizi hem de davranışlarımızı değiştirmemizi sağlayan o edebi şaheserleri bu başlıkta tanıtalım. Başlığın ilk kitabı ;

forum resmi

Arka kapak:"...Sefil Düşünceler ve küçüklükler arasında kaybolup, hayattaki büyük sırrı çözemedik, soru da cevapsız ve acımasız kalakaldı: Nasıl yaşadın, neden öyle yaşadın, neyi yapabilecekken yapmadın, başka bir yol, başka bir anlam arıyordun, yanlış zilleri, yanlış kapıları çaldın, yanlış yollara saptın, yanlış insanları sevdin, yanlış yataklarda uyudun, yanlış evlerde yaşadın. Neden hayal ettiklerini, düşündüklerini bu kadar küçümsüyorsun?..."

"Kızıla Boyalı Saçlar insan özgürlüğüne yazılmış bir övgüdür" diyor Kostas Mourselas. Belki de özgür olmak ve bağımsız kalabilmek gibi, çağdaş insanı etkileyen bir konunun altını çizdiği için Kızıla Boyalı Saçlar Yunanistan'da şimdiye kadar hiçbir romanın yakalayamadığı olağanüstü bir başarı kazanıp tam 260.000 adet sattı! Fransızca, İngilizce, Almanca ve İbranice'ye çevrildi. Yunanistan nüfusunun yaklaşık on milyon olduğu göz önüne alındığında bu sayının ne kadar önemli olduğu anlaşılabilir. Romandan uyarlanan ve birçok ülkede gösterime giren televizyon dizisi de çok başarılı oldu. Televizyon dizisinin müziğini Yunanistan'ın en önemli ses sanatçısı Yorgo Dalaras seslendirdi ve kitapla aynı adı taşıyan albüm çok kısa sürede Altın Plak Ödülü'nü aldı. (Yayınevi tanıtımı)



Gönderen: Funkster Jun 12 2007, 08:22 PM

Her gece olmasa da, çoğu geceler uyumadan önce okuduğum, tam anlamıyla bir başucu kitabıdır Komplo Teorileri.. Erol Mütercimler’in yakın tarihten günümüze uzanan çeşitli gerçeklerin perde arkasına yaklaşımı mutlaka okunmalı. Bu yaklaşım, belgelere, kişilere, yaşanmış olaylara dayalı olması yanında, Mütercimler’in dolaylı yoldan okura sorduğu tüyler ürperten soruları, imaları, şüpheci yaklaşımlarıyla çok tempolu ve aynı zamanda gerilimli bir hava içeriyor.

forum resmi

Arka kapak: 27 Mayıs darbesine Adnan Menderes'in Moskova'ya gitmek istemesi mi yol açtı? İmam Hatip Okulları, Köy Enstitüleri'ne bir tepki midir? Orgeneral Eşref Bitlis'in uçağı Amerikan jetleri tarafından mı düşürüldü? AIDS Pentagon'un ürünü mü? 11 Eylül, ABD hükümeti tarafından daha önceden bilinen bir saldırı mıydı? ABD Büyükelçisi Edelman, Türkiye'yi parçalamaya mı geldi? Ortadoğu'daki enerji kaynaklarını barındıran topraklar üzerine oynanan Amerika bir sonraki adımda Türkiye için ne planlıyor?

Komplo teorileri, Türkiye'de bilen bilmeyen herkes tarafından sıkça kullanılan kavramlardan birisidir. Sözlüklere göre 'komplo teorisi' iç politika, uluslararası ilişkiler, ekonomi, kısacası ve sosyal sorun ya da olayları gerçekte olduğundan farklı/uydurma parametrelerle değil, açık ya da özel kaynakların yayınlarında ortaya konan argümanları kullanarak bir mantık çerçevesinde değerlendirmektedir. 'Komplo teorileri' aslında senaryo yazmaktır. Dünyadaki hemen tüm istihbarat örgütleri ya 'komplo' kurar ya da 'komplo teorisi' yazarlar. Ülkemizde de komplo teorisi yazmak önemlidir çünkü bu, beyni boşaltmak, kuşku ve endişeleri paylaşmaktır. Yazılacak senaryolar politik aktörler ile karar vericilere yol gösterici olursa -ki olmalıdır- bundan tüm toplum kazançlı çıkacaktır..

Gönderen: siroguz Jun 22 2007, 04:23 PM

Bir romanın beni bu denli derinden etkileyebileceğini düşünmezdim:
forum resmi

İlk defa geçen yaz okuduğum bu kitaba başladığımda, daha önce karşılaşmadığım bir anlatım tarzı karşısında önce bir şaşkınlık, sonra bir tereddüt en sonunda da müthiş bir zevk duygusu tattım. İstanbullu, zengin, şımarık ama çok güzel Sara'nın bir düğün için gittiği kasabadan İstanbul'daki arkadaşlarına yazdığı mektuplar halinde ilerleyen hikâye, Sara'nın bir kadın düşmanı olan Homongolos'tan intikam alma çalışmaları şeklinde ilerliyor. Özellikle Homongolos'un mektuplarının anlatıldığı ikinci bölümde resmen içim parçalandı. Başucu kitabı mı? Kesinlikle. Henüz iki kere okudum ama ezberleyene kadar okuma hevesim var.

Benim başucu kitaplarım üç olsa nasıl olur? smile.gif

forum resmi

ve Mesnevi

Gönderen: quitar Aug 21 2007, 11:49 PM

forum resmi

Gönderen: loveandpoison Dec 12 2007, 01:41 AM

Ben bir soru ile yaklaşmak istiyorum olaya şimdilik: The Movie Goer (Sinema Müdavimi) okuyanımız var mı?

forum resmi

http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=3576

Gönderen: Thin Lizzy Dec 20 2007, 03:30 AM

forum resmi
forum resmi


İnanan ve inanmayan herkes için bir beyin fırtınası şeklindeki kitabı herkese öneriyorum.Fikirlerini çoklukla paylaştığım bilim adamı, ateist, profesör ve daha sayamadığım birçok sıfat taşıyan yazar Richard Dawkins bu kitabında da din, allah, inanç, yaratılış ve daha birçok konuya değiniyor.Hatta bazı noktalarda tüm bu kavramlara ustaca saldırıyor ve hiç bir şekilde sözünü esirgemiyor.


Kitaptan bir alıntı;


Tıkla üstüne, kendin kaşınmış ol. Bir daha tıkla, kaşıntına son ver...
"intihar bombacılarının, 9/11'in, 7/7'nin, haçlı seferleri'nin, cadı avlarının, barut komplosu'nun, hintliler ile pakistanlıların ayrılmalarının, israil-filistin savaşlarının, sırp-hırvat-müslüman katliamlarının, isa katilleri yakıştırmasıyla yahudilere yapılan eziyetin, kuzey irlanda sorunlarının, namus cinayetlerinin olmadığını hayal edin. antik heykelleri yıkıp yok eden taliban'ın olmadığı, kafirlerin halk içinde kafalarının kesilmediği, kadınların vücutlarının birkaç santimetresini gösterdikleri için kırbaçlanmadığı bir dünya hayal edin.''


Mutlaka okunmalı ve okutulmalı, din ve allah inançları tekrar gözden geçirilmeli, yazarın fikirlerini paylaşanlar temellerini biraz daha desteklemeli.


Son olarak Ekşisözlük entry alıntıları;

Tıkla üstüne, kendin kaşınmış ol. Bir daha tıkla, kaşıntına son ver...
richard dawkins’in son kitabı (2006).

dawkins’in sıkı bir ateist olduğu herkes tarafından biliniyor ve bu kitabı gördüğümde, açıkçası heyecanlandım. dawkins ateist olmakla ve bunu savunmakla kalmamış, yaratılışçılara, dindarlara ve genel olarak dine karşı bir “cephe” açmış bir bilim insanı. bu konuda konuşmalar yapıyor, televizyon programları hazırlıyor, kitaplar/yazılar yazıyor, din adamları ve yaratılışçılarla çeşitli ortamlarda tartışmalara girmekten çekinmiyor, hatta zaman zaman bu tartışmalara girmeye oldukça hevesli gibi gözüküyor. bağıran ve hatta çağıran bir ateist olmasının yanında anti teizmin de bayrağını taşıyor. türkiye’de yaşasa günleri sayılı olurdu eminim (turan dursun‘u hatırlayınız).

dawkins’in bu hevesi haliyle bir takım eleştirilerin de oluşmasına yol açmış. kendisini eleştirdiği kökten dinciler kadar dogmatist ve köktenci olmakla suçlayanlar var.

atheism tapes isimli bbc belgeselinde jonathan miller, daniel dennett‘e şu soruyu yöneltmişti: “dinin bizim gibileri ezmek istediği enerji ile dini ezen bir kitap yazmayı düşünür müsünüz?” dennett’in cevabı ise bence durup düşünmeyi gerektiriyor: “o kitabı yazmayı çok isterim. ama insanı korkutan, arkasından ne geleceği.” bildiğim kadarıyla dennett o kitabı bu röportajdan sonra yazdı (breaking the spell), ancak yine de zamanında bu cevabı vermiş olması, dinin çoğunluktan aldığı güç ve “inanca saygı” kalkanı sayesinde düşünürleri ve entellektüelleri - her ne kadar bir ateist olarak seslerini yükseltseler de - anti teist olma konusunda frenleyebildiğini gösteriyor. yaptıkları ve yazdıklarıyla (özellikle the blind watchmaker) kendini frenlemediğini bildiğimiz dawkins’in, gaza bastığı kitap bu.

açıkçası tanrı’nın varlığına dair argümanların derin bir analizi olacağını düşünmüştüm. bu açıdan beklediğimi bulamadım. bunun iki sebebi olabilir diye düşünüyorum: dawkins bu kitapla mümkün olduğu kadar çok kişiye ulaşmayı hedeflemiş ve bu argümanların analizi yer yer oldukça teknik bir hal alabiliyor. okuyucularını sıkmamak istemiş olabilir. bir diğer ihtimal de bu argümanları çok da fazla ciddiye almıyor olabilir. kozmolojik, ontolojik ve teleolojik argümanlar elbette ki üzerinde konuşulması gereken argümanlar ancak uzun ve detaylı bir analize gerek yok diye düşünmüş olabilir. bu argümanlara bir bölüm, yani yaklaşık 30 sayfa ayrılmış ve eğer niyetiniz bu konuda bilgi sahibi olmaksa çok da doyurucu bir içerik bulamayacaksınız.

kitabın geri kalanı için aynı şey geçerli değil. dinin kökleri, ahlakın kökleri, değişen ahlak anlayışı (bkz: zeitgeist), dine karşı neden saldırgan olmak gerektiği ve din eğitiminin tartışıldığı bölümler var ve bu bölümler oldukça iyi. şahsen zeitgeist kısmından çok keyif aldım. dawkins’in bu konularda tecrübesi ve birikimi muazzam ve başka yerde zor karşılaşacağınız alıntıları, tartışmaları ve olayları bu kitapta bulabilirsiniz. özellikle eski ve yeni ahitteki bazı bölümler ve kargo kültleri hakkındaki kısımlar beni epey şaşırttı. benim için kitabın değeri de burada: uzak olduğum hıristiyan camiasında olup biten tonla şey öğrendim ve çoğu çok şaşırtıcıydı. yakın geçmişteki gazetelerden, konuşmalardan ve kitaplardan çok sayıda alıntı var ve hemen hemen hepsi hedefi vuran cinsten.

sonuçta insanı içine çeken ve okuması keyif veren bir kitap olmuş: uzun, ama kesinlikle karmaşık ya da sıkıcı değil. dindar bir insanı ikna edebileceğini sanmıyorum, ama kararsızları ikna etmede başarılı olabilir.

douglas adams‘a adanmış olması da ayrıca güzel:

in memoriam

douglas adams (1952-2001)

‘isn’t it enough to see that a garden is beautiful without having to believe that there are fairies at the bottom of it too?’(bane, 14.08.2007 11:54 ~ 09.12.2007 05:52)


Tıkla üstüne, kendin kaşınmış ol. Bir daha tıkla, kaşıntına son ver...
hararetle okunmasını tavsiye ettiğim bir kitaptır bu. birinin okuması için ateist veya dindar olması farketmemeli. ancak kitabı okurken kesinlikle bakış açısını geniş tutmak lazım. sırf bibliyografyası için bile alınıp okunabilir. kendi görüşlerini de sunuyor kitapta ama bilimsel açıklamaları da es geçmiyor. dili kesinlikle ağır değil ve hatta birçok yerde oldukça güldüm. dawkins arada, birden, resmen sinirleniyor ve saçmalamayın lan olum! kıvamına geliyor.
gerçekten okuması eğlenceli bir eser olduğunu da ekleyeyim.

kitabın 3-4 ana fikri mevcut. sunduğu en önemli önermelerden biri ve kesinlikle katılıyorum kendisine; din olmasa dünyanın daha barış dolu bir yer olacağıdır, birçok savaşın nedeninin din olduğunu da eklemek lazım. örneklerle donatmıyorum, kendisi kitapta ziyadesiyle bu konuya da eğilmekte.

1-ateistler gayet ahlaklı aklı başında ve en önemlisi mutlu insanlar olabilir. gayet mümkündür.

2-insanlar ateist olmaktan çekinmemelidir, korkmamalıdır ve bunu saklamak zorunda hissetmemelidir.

3-din tartışıl(a)mayacak bir şey olmamalıdır.

4-çocuklara dinler empoze edilmemelidir ve de hiçbir çocuktan müslüman çocuk, hristiyan çocuk diye bahsedilmemelidir. bu onların kendi seçimleri olmalıdır. bir çocuğa hristiyan çocuk demekle, sağ görüşlü çocuk demenin saçmalığı aynıdır. politik görüş gibi dinle ilgili düşünceler de zamanla yer bulmalıdır insan hayatında.

5-evreni açıklamakta bilimsel teoriler tanrı hipotezinden üstündür.

bir de kitabın önsözünde robert m. pirsig den yaptığı alıntıyı aktaralım, kitabın adına da bir gönderme:

"when one person suffers from a delusion it is called insanity. when many people suffer from a delusion it is called religion."
(vanity is definitely my favourite sin, 06.04.2007 17:49 ~ 07.04.2007 00:56)


Tıkla üstüne, kendin kaşınmış ol. Bir daha tıkla, kaşıntına son ver...
ülkemizde bir türk okuyucunun şikayetiyle mahkemelik olmuş kitap. şişli cumhuriyet başsavcılığı da dört sayfalık dilekçeyi incelemesinin ardından kitabı hazırlayanlar hakkında soruşturma başlatmış. ne yazık ki bir şey yine görmezden geliniyor:

ateizm suç değil!...

türk ceza yasası’nda ateizm suç sayılmazken çeviriyi inceleyen şişli basın savcısı muhittin ayata kitapta inanan insanları aşağılayan, küçük düşüren ifadeleri tespit ederse çevirmen ve yayıncı hakkında dava açacak. dava açılması halinde tck’nun “halkı kin ve düşmanlığı tahrik ve aşağılama” suçunu kapsayan 216. maddesi gereğince çevirmen ve yayımcının 6 aydan 1 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilebilecek.

tüm bunlar da gösteriyor ki "tanrı yanılgısı", dünya insanlığına ‘hak’ diye sunulan dinlerin kitaplarında yüzlerce ‘aşağılama, kin ve tahrik’ bulunuyorken bunu görmezden gelenlere bir tokattır ve önemsenmelidir... (lali berte, 10.12.2007 23:36)


Tıkla üstüne, kendin kaşınmış ol. Bir daha tıkla, kaşıntına son ver...
ne görüşten olunursa olunsun, objektif olarak başına gelenlere bakıldığında bile akla voltaire'in "kitaplarımı yakmanız iyi olmuş. kitaplarım kestane gibidir; siz onları ateşe attıkça daha çok satacaklar" sözünü getiren kitap.

kitabın yazarı ateisttir. kendi ülkesinin kendisine tanıdığı ifade özgürlüğü çerçevesinde görüşlerini, iddialarını delilleriyle beraber bir kitap haline getirmiş ve okuyucunun beğenisine sunmuştur. türkiye'de de kitap çevirilmiş, ancak halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği gerekçesiyle çevirmeni ve yayımcısı hakkında soruşturma başlatılmıştır.

diyelim ki mahkeme, ilgili kişilerin suçlu olduklarına hükmetti, kitaplar da toplatıldı. bu kitabı okumak isteyen, yine bir yoldan temin edemeyecek mi? "yasaklı kitap" olduğu için değeri artmayacak mı? bu noktada mahkemenin bu olayla ilgili vereceği karar, tıpkı youtube'un arada bir mahkeme kararı ile engellenmesi gibi, bir devekuşu edasıyla kafamızı yere gömmeye benzemeyecek mi?

oysa kitap dediğin şey, birinin meydana çıkıp "halkı kin ve düşmanlığa tahrik" etmesinden o kadar farklı ki. kitap bu, değerlendirip değerlendirmekte sınırsız bir özgürlüğe sahibiz, "katılmıyorum ben yazanlara" dersin, olur biter, kimse de seni sorgulamaz, bir yaptırıma tabi tutmaz o yüzden. kimse kimseyi bu kitabı okumaya zorluyor mu? hayır. bu kitap bir şekilde milli eğitim müfredatı'nda yerini mi buldu? hayır. birileri sokakta bu kitabı bedava dağıtmaya mı başladı? hayır. kaldı ki, tek bir olaydan genelleme yapmak gibi olmasın ama*, ülkemizde "ya iki kitap okuyacaksın, ya da bir hafta nezarethanede kalacaksın*" gibi bir mahkeme cezasına "kitabı okumakla ne uğraşayım yatarım bir hafta" diyebilen insanlar var, hadi sokakta bedava bile dağıtsan ülkenin büyük bir çoğunluğu bırak okumayı, kitabı yanından geçerken dağıtanın elinden bile almayacak.

kitap hala orada olacak. yazarı da orada olacak. biz sadece yoklarmış gibi davranacağız.(whiteraistlin, 11.12.2007 00:01)


Gönderen: baronio Dec 22 2007, 06:49 PM

Buralarda bulabilir miyim bilmiyorum ama merak ettim gercekten. Severim bu tip sorgulayici kitaplari. Rahmetli Turan Dursun'un kitaplarini da okumustum. Bir sekilde edinmek gerek. smile.gif

Gönderen: baritonverdi Dec 23 2007, 12:30 AM

Teşekkürler yazar ve kitap tanıtımı için. Adını duymuş fakat hiç okumamıştım. Hemen bir tane edinip okumak gerek.

Gönderen: Clint Eastwood Dec 23 2007, 04:04 PM

QUOTE(Funkster @ Jun 12 2007, 08:22 PM) *

Her gece olmasa da, çoğu geceler uyumadan önce okuduğum, tam anlamıyla bir başucu kitabıdır Komplo Teorileri.. Erol Mütercimler’in yakın tarihten günümüze uzanan çeşitli gerçeklerin perde arkasına yaklaşımı mutlaka okunmalı. Bu yaklaşım, belgelere, kişilere, yaşanmış olaylara dayalı olması yanında, Mütercimler’in dolaylı yoldan okura sorduğu tüyler ürperten soruları, imaları, şüpheci yaklaşımlarıyla çok tempolu ve aynı zamanda gerilimli bir hava içeriyor.


Gerçi çoğumuz biliyoruzdur ama üstad Habertürk'te yaptığı programdada "Ayna'nın Arkası" adıyla bu teorilerinden bir çoğunu paylaşmakta. Müthiş bir zekâ gerçekten, kendisini çok takdir ediyorum. Bugünlerde Komplo Teori'leri tukakadır, "paranoyak mısın sen" diye suçlanır insanlar, ama gerçeğe giden yolda düşünülmüş bir fikir olduğundan yola çıkmaz bir çok kişi. Bu dediklerimi forumdaki çokça kişinin de düşündüğü varsayımının rahatlatıcılığıyla size hem kitabı okumanızı, hem de programı izlemenizi öneririm. Gerçekten ufuk açıcı. Bu senaryolardan bir kaçını Sodebergh'e satsa ya Erol hocam... smile.gif

Gönderen: mehmet_onder Dec 27 2007, 01:10 AM

forum resmi



Amin Maalouf'u okumayı severim. Semerkant, Yüzüncü Ad, Tanios Kayası hep bir solukta okuduğum kitaplardı. Ideefixe'in kampanyasını duyunca okumadığım kitaplarının hemen hepsini sipariş verdim. Yolların Başlangıcı ise daha önceden elimdeydi, ama bir türlü okumaya fırsat bulamamıştım. Birkaç haftadır alıp elime, okumaya giriştim. "Giriştim" dememin sebebi daha önce saydığım kitaplara oranla sıkıcı ve bir türlü akmayan bir kitap olması. Yazar, çoğunluğu Lübnan Dağı'nda yaşamış olan Osmanlı aydını dedesi Butros Maalouf'tan kalan mektuplardan, onun ve ailesinin hikayesini (Özellikle Küba'ya göç etmiş büyükamcasının yükseliş öyküsünü), zaman zaman Osmanlı'nın son dönemlerini ve Mustafa Kemal'i fon alarak biyografi ve gezi tadında anlatıyor. "Bana ne" deyip bir 20-30 sayfa sonunda kitabı bırakmamışsanız, benim gibi kitabın dörtte üçünü tamamladığınızda bu kitabın anafikrini tek bir cümlede özetleyebileceğinizi düşüneceksiniz. Bir Türk olarak bu kitabı okumanın en ilginç yanı Osmanlı'nın son dönemleriyle ve Mustafa Kemal'le ilgili, bir dış gözlemciden alınan bilgiler ve yorumlar.
Şahsım adına konuşayım, sabredip sonuna kadar gideceğim, zaten ne kaldı ki geriye? Belki ilginç diye nitelendirebileceğim birkaç güzel nokta daha yakalarım.

Gönderen: loveandpoison Dec 31 2007, 05:46 PM

Son günlerde "sözlük anlamıyla" şu iki kitap hep 'baş ucumda';

forum resmi
http://noonebelongsheremorethanyou.com/
http://www.amazon.com/One-Belongs-Here-More-Than/dp/0743299396 getirtmiştim.

Ve bir diğer ise;

forum resmi
Sıradan Delilik Öyküleri - Charles Bukowski
http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=P7M12DVMFD2D8OG2Q51Q

Gönderen: siroguz Dec 31 2007, 10:28 PM

QUOTE(loveandpoison @ Dec 31 2007, 05:46 PM) *


Ve bir diğer ise;

forum resmi
Sıradan Delilik Öyküleri - Charles Bukowski
http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=P7M12DVMFD2D8OG2Q51Q


Katılmadan edemeyeceğim;
Bukowski'yle tanıştığım ve en beğendiğim kitabıdır, Sıradan Delilik Öyküleri. Gerçekten hepimizin ara ara başına gelen delilik hallerini çok ince bir mizah anlayışıyla ve geniş bir bakış açısıyla okuyucuya sunan, lezzetinin damaklardan gitmesi epey zaman alan ama başucunuzdan ayıramadığınız için o zamanı tanımadığınız mükemmel bir kitap. Tavsiye ediyorum.


forum resmi

Bu aralar okuduğum kitap, uzun süredir kitaplığımda bulunan ama yeni sıra gelen; Atilla Akar'ın Komploların Yüzyılı Yüzyılın Komploları isimli kitabı. Eğer Mütercimlere yakın, farklı bir bakış açısıyla komplolara bakmak isterseniz, merakınız da varsa bunu da rahatlıkla tavsiye ederim.

Gönderen: reel Jan 1 2008, 06:02 AM

Çocukluğum Bukowski okuyarak geçti. "Sanırım" okumadığım kitabı yok diyebilirim. (Şiirler hariç) Ee... böyle bir çocukluğun ardından tek beklentim karaciğer yetmezliği. flaugh.gif

Neyse konumuza dönersek, size başucumda ilk önereceğim kitap, böylesine Buko hayranıyken, Albert Camus "Yabancı"dır. Yaşayan bilir.

Gönderen: siroguz Jan 17 2008, 11:05 PM

Aslında şöyle okuyup tavsiye etmek isteyeceğimiz kitapları paylaşabileceğimiz ya da tavsiye almak için uğrayabileceğimiz bir başlık iyi olur. Yine de kitaplarla ilgili başlığımız bu olduğu için ben de son okuduğum kitabı tavsiye etmek istiyorum.

Sanmıyorum ama eğer hâlâ Gabriel Garcia Marquez ile tanışmadıysanız siz de benim gibi tavsiyelere uyup bu büyük ustanın kaleminden dökülen lezzeti tatmak için işe Kırmızı Pazartesi'nden başlayın.
forum resmi
Eğer bir solukta okuduğum bir kitap var diyorsanız bu kitabı okuduktan sonra tekrar düşünün. Nefesinizi kesecek bir anlatım, sizi bir o yana bir bu yana savuracak, zaman düzlemi içerisinde bir ileri bir geri götürecek olay kurgusu ve duygularınızı kabartacak bir final. Bu kitap canlı; kelimeler şarkı söylüyor, satırlar dans ediyor, Marquez insanı kendisine hayran bırakıyor.

Gönderen: denizkemal Jan 19 2008, 10:51 PM

ben "yürüme" diyeceğim ORUÇ ARUOBA'dan...


forum resmi

arka kapak yazısı yok kitapta... niyeyse bende saygı uyandırır arka kapak yazısı olmayan kitaplar, kendilerine güvenden midir, "iç"i fazla dolu olduğu için, "dış"ını bari boş bırakalım düşüncesi midir nedir bilmiyorum...
alıştığımız gibi yazılmış kitaplar yazmıyor oruç...
bir iki alıntı yapayım:

a
Yola çıkacak kişinin aşması gereken
ilk ve en önemli engel,
kendi yerleşikliğidir :
kendi yeri
— kendisidir...

b
Bir yerde ('bir süre için' diyerek)
dinelen kişi için en büyük tehlike,
o yere yakınlık duyması; o yeri,
bütün yollarının sonu,
bütün yönlerinin ereği sayması;
yerleşebileceği bir yer saymasıdır
— en büyük tehlike, huzurlu yerdir:-
Mezardır orası...

c
nsanlar ne sanıyorlar ki 'düzen'i
— kendi dar, çarpık açılarından bakarak :
sabah-akşam, gidiş-gelişlerini 'düzenleyen'
bir 'seyrüsefer nizamnamesi' mi?! — Oysa,
asıl düzen, düzensizlikten çıkarak
düzene ulaşmağa çabalayan bir düzenleme
uğraşısında bulunabilir ancak.
'Verilmiş', 'varolan' düzen,
yoz bir düzensizlik biçimidir.
Düzenlilik gereksinmesinden
—yani, düzensizlikten— çıkmayan
'düzen', beş para etmez, düzen olarak...

Gönderen: pospolen Jan 20 2008, 01:13 AM

forum resmi


İlk ortaokulda 20 sayfa kadar okumuştum. Yaştan mı ne, o zamanlar V.C. Andrews daha çekici gelmişti, sonra bırakmıştım. Lise 1'de ilçe kütüphanesinde dolaşırken tekrar karşılaştım bu kitapla. O zamandan beridir birçok kez okumuşluğum var. Ha, kütüphaneden aldığım kitap hala duruyor flaugh.gif.

QUOTE
Beyaz Zenciler uyku tulumları, sırt çantaları ve bira kasalarıyla Çingene hayatı yaşayan dumancılar, beyazcılar, asitçilerdir... Beyaz Zenciler şairdir, çılgındır, düş kurmayı ve küfretmeyi severler: Onları en iyi polisler tanır! ... Beyaz Zenciler mahkum edildiğimiz rezil, yoz televizyon dizilerine benzeyen hayatlardan, eğitim, kariyer, başarıve benzeri cüce düşüncelerden nefret ederler... Beyaz Zenciler sevgi edebiyatı yapmazlar, severler: Bütün enerjilerini kendilerini garantiye almak için harcayanların hiçbir zaman anlayamayacağı kadar çok severler... Beyaz Zenciler gerçekten 'düzen karşıtı'dırlar, tüm ideallere ve ideolojilere karşı ihanet içindedirler. Onlar toplum dışına atılmamamışlardır, orada, 'imkansızın kıyısında öfkeli veeğri bir hayat' yaşamayı seçmişlerdir...
Kaynak: antoloji.com

Gönderen: Acidmotherstemple Jan 22 2008, 11:16 PM

forum resmi



Güzel insan büyük yazar Tom Robbins serüvenime başlamama neden olan kutsal kitap. Gene diğer bir güzel insan J.G. Ballard'ın tasvirlerinden sonra beni en çok şaşkına düşüren tasvirleri yaratan adamdır Tom Robbins. Bu kitabını okursanız ne demek istediğimi anlayacaksınız. Kitap Türkçeye "Dur Bir Mola Ver" adıyla çevrilmiş. Ölmeden önce okuyun. flaugh.gif

Gönderen: denizkemal Feb 6 2008, 12:55 AM

SİNEKLERİN TANRISI william golding

forum resmi

arka kapak:
'Sineklerin Tanrısı', günümüzde bir atom savaşı sırasında, ıssız bir adaya düşen bir avuç okul çocuğunun, geldikleri dünyanın bütün uygar törelerinden uzaklaşarak, insan yaradılışının temelindeki korkunç bir gerçeği ortaya koymalarını dile getirir. Konusu, R. M. Ballantyne'ın Mercan Adası gibi eşsiz bir mercan adasının cenneti andıran ortamında başlayan bu roman, çağdaş toplumlardaki çöküntünün, insan yaradılışındaki köklerini gözönüne sermek amacıyla Mercan Adası'ndaki duygusal iyimserlikten apayrı bir yönde gelişir. Uygar insanın yüreğinde gizlenen karanlığı deşerken 'Sineklerin Tanrısı'; daha çok Conrad'ın kısa romanı 'Karanlığın Yüreği'ni andırır. Golding'in romanındaki çocuklar da başlangıçta tıpkı Kurtz gibi, uygar toplumun baskılarından uzak bir örnek düzen kurmak isterlerken, gitgide hayvanlaşır, korkunç bir kişiliğe bürünürler. Bu yönüyle Sineklerin Tanrısı'nın Mercan Adası ile öbür ıssız ada serüvenlerinden ayrıldığı en önemli nokta, ıssız ada yaşamının çetin güçlüklerini ya da mutluluğunu anlatmaktan daha çok, bir insanlık durumunu, kişiler arasındaki çatışma aracılığıyla ortaya koymaya çalışmasıdır.

-Akşit Göktürk-

iron maiden ın x factor albümüyle tanıştım "sineklerin tanrısı"yla, 2. şarkıydı sanırım "lord of the flies"..zaten bir çok maiden fanının tersine en beğendiğim albümlerden biridir x factor, konu-dışı olup sign of the cross, edge of darkness, unbeliever, look for the truth, 2 A.M. i de anmadan geçemicem... mina urgan çk iyi çevirmiş ve çok güzel bir önsöz yazmış... "biz"e dair bir kitap... çok sinirlenince, hırs yapınca, kinlenince birilerine, okuyun, neye sinirlendiğinizi daha iyi anlayacaksınız...(diye ümit ediyorum)

Gönderen: trineo Feb 8 2008, 12:35 AM

forum resmi

Herkese tavsiye edemeyeceğim.. Ama bir bakmak isteyenler ya çok sevecek ya da nefret edecekler..

Gönderen: kaknus Feb 9 2008, 02:56 PM

forum resmi forum resmi



QUOTE
Eğer bu dünyanın sultanı iseniz insanlar kurallarınızdan ve yönetiminizden devamlı şikayet edecektir. Herkesi memnun etmek imkânsızdır. Musa Aleyhisselâm Allah'a münaacâtta bulundu: "Ya Rabbi! Senin için çalışıyorum fakat herkes hakkımda konuşuyor." Allah (c.c) cevap verdi: "Ya Musa, sen sadece et ve kandan müteşekkil bir kulsun, Ben ise onların Halîkı(yatatıcısı) ve Rezzakıyım (rızıklandıran), buna rağmen Benim de hakkımda konuşuyorlar!"



Prof. Dr. Robert FRAGER, Aşktır Asıl Şarap, Keşkül Yayınları, İstanbul, 2006, 178 s.


forum resmi forum resmi


QUOTE
Modern zamanların insanlarının yamalı zamanları var, yırtık pırtık ve her geçen gün kaynar suda yıkanmış yün gibi çekiyor, kısalıyor. Çünkü "insan" kıymetli değil. Kimsenin içinin kimsesi kalmamış gibi. Oysa ki bir minicik zamanı ayırıp sadece "dinlemek" bile bereketi hareketlendirir. Çünkü öyle kodlanmış varlık. Bu böyledir. Momo şimdiki zamanların insanları için ne çok zor bir şey yapıyor kitapta. Tüm kalbiyle sadece "dinliyor" ve düğümler çözülüyor.

Ne acı. Herkes ve her şey birbirine çok yabancı ve devasa uçurumlar açılıyor gittikçe kalplarden kalplere. Oysa ki "bereket" var insanın içine harcanan herşeyde. Birilerinin kalbine uzanan o ince yolda yürürken ve içlerine çiçekler doldururken zaman o kadar o kadar çok büyüyebiliyor ki fazlasıyla yetebiliyor herşeylere. Zamanı dikkatli kullanmayı pek tabii öğretmiyor bu kitap. Gri adamlar onlar. Zamanı dikkatli kullanmaları gerektiğini söyleyip, insanın "iç"i için kıymetli tüm zamanlarını çalışma zamanlarına aktarmayı ve böylece zaman kazanmayı öğreten, ömür uzatıcı gri adamlar var kitapta. Yalancılar. Momo, yaklaşık otuz dile çevrilen, dünyanın hemen her köşesindeki kitapseverlerin tanıdığı bir yastık altı kitabı. Yazar kitabın başında, "Momo ya da zaman hırsızlarının ve çalınmış zamanı insanlara geri getiren çocuğun tuhaf öyküsü" diye nitelemiş kitabı. Momo, bakıldığında yaşının sekiz mi, yoksa on iki mi olduğuna kimsenin karar veremediği, kıvırcık saçlı, siyah, iri gözlü bir küçük kız... Kitapta onun öyküsü anlatılıyor. Öykü yeri belli olmayan bir hayal ülkesinde ve belirsiz bir zamanda geçiyor. Ama bu öyküde ne prensler, ne büyücüler, ne de periler var. Öyküdeki hiçbir şey günümüz dünyasındakilerden farklı değil. Bizim gibi yaşayan insanlar, bizimkiler gibi kentler anlatılıyor. Bu nefis öyküyü okurken insan ilişkilerinin nasıl donuklaştığını görüyoruz. Yani insanların sevgi, dostluk ve arkadaşlık gibi değerlerden nasıl yoksun kaldığını... Aslında bunlar hem bizi hem de gelecek zamanların insanlarını bekleyen sorunlar. Üstelik öyle ders verircesine değil, bir masal akıcılığı içinde, etkileyici ve sürükleyici bir üslupla anlatılıyorlar. "Peki bu kitap roman mı, masal mı?" diyeceksiniz. İkisi de. Bazı eleştirmenler bu yüzden masal-roman demişler bu kitap için. Momo, altıncı sınıf ve sonrasında okuyan arkadaşlarımızın oldukça keyif alabilecekleri bir kitap. Ama dünyada olup biten ve doğalmış gibi görünen olaylara hayret etmeyi unutmamış her yaştan okuru da aynı derecede etkileyecek bir kitap...

http://tr.wikipedia.org/wiki/Momo_(kitap)


Michael ENDE, Momo, Kabalcı Yayınları, İstanbul, 2005, 303 s.

Gönderen: Roronoa Zoro Feb 9 2008, 05:45 PM


Ben öyle felsefi içerikli, tarihsel, düşündüren ne bilim bu tarz kitaplar okumayı sevmiyorum sevemiyorum....Tamamen kişisel.... oleyo.gif

Tavuk Suyuna Çorba serisini bitirdikten sonra %100 düşünce gücü kitabını okumuştum şimdide Gülse Birsel'in Gayet Ciddiyim ve Hala Ciddiyim kitabını okuyorum....

Tavuk Suyuna Çorba serisini tavsiye ederim....Hayatın her döneminden, annelerden, babalardan, öğrencilerden, patron ve işçilerden yaşanmış öyküler var....

Gönderen: kaknus Feb 11 2008, 01:10 PM

forum resmi forum resmi


QUOTE
Bizim kuşağımızın kadınları, belki de herbirinin tek tek hanımefendi olmasından dolayı “hanımefendi” gibi giyinirlerdi; evet, kadınca ama “hanımca” da. Erkekler; erkeklerin hepsi beyefendi. Kruvaze veya spor, dökümlü ceketler, ağırbaşlı pardesü ve paltolar; göbekten kemerli ve hafif plili pantolonlar. Saçlar geriye doğru itinayla taranmış, ense ve kulak nâhiyesi açık. Kâkül, ancak çok yakışanlar için hercai bir istisnâ. Ceketlerin hepsinde bilâistisna yaka cebinde titizlikle katlanıp yerleştirilmiş birer beyaz mendil. Kravatlar, “bana bakın, ne kadar tuhaf olduğumu görün” çığlığıyla edepsiz bir gösteri gayreti içinde değil; genellikle düz desenli, zevkli ve ağırbaşlı renkler hâkim. Hepsi de giyim-kuşamın aslında insanı çerçevelediğini gösteren bir zevkin nümûneleri. Bugünün hâkim modası, insanları elbise taşıyan birer manken olmaya zorladığı ve insandan ziyade onun çerçevesine, yani giyim-kuşama dikkati yönelttiği için zevksiz ve zalim!

Argo yok; argo, “alt dil”; kanundan kaçanların dili. İnsanlar birbirlerine nezâket ve karşılıklı saygı telkin edecek güzel kelimelerle konuşuyorlar. “Hayırlı sabahlar.. hürmetlerimi söyleyiniz… hanımefendi nasıllar… müşerref oldum efendim..” gibi kalıplar, söze başlangıcın asgari kelimeleri. Sahici zamanlardı onlar. Eşya, teknoloji ve insan müsellesinin en tabii karar noktasında âhenk bulduğu ama mutlaka insanın eşya ve teknoloji üzerinde hükümran ve nihaî belirleyici olduğu zamanlar.

Küçük bakkal dükkânlarını, sanki sihir gösterir gibi kaşla göz arasında işini hünerle gören tamirci esnafını, taş kaplı kaldırımsız sokak döşemelerini, tahta ve sabun kokusunu, kalaylı çorba ve hoşaf taslarını, kapaklı yemek sahanlarını, iple çalışan çıngıraklı kapı zillerini, ebonit gövdeli eski siyah telefonları, kanaviçe yastık örtülerini, sevgi ve emek mahsulü dantellerle süslenmiş, kardan ak “beyazişi” pencere perdelerini, adam gibi selâm alıp vermeyi özlüyoruz.

Ve galiba nostalji böyle bir şey; evdeki hesap çarşıya uymadı pek; ne yapalım; nostalji ise nostalji, gericilikse gericilik ama çeşm-i insaf ile siz söyleyiniz: Haksız mıyız?

http://ahmetturanalkan.net/kitaplar/kalem-isleri/


Ahmet Turan ALKAN, Kalem İşleri, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2002, 398 s.

Gönderen: baritonverdi Feb 12 2008, 09:59 PM

forum resmi


Ihsan Oktay Anar'la ilk defa bu kitapla tanıştım. Daha sonra diğer kitaplarını da okudum, ama hiç biri bunun yerini tutmadı. Hala her yıl iki kez okurum. Anar geniş tarih bilgisini, felsefe ile harmanlamış, kimi yerlerde de mizahi anlatım öğelerinden yararlanarak kurgusu adeta senaryo tadında olan bu romanı ortaya koymuş. Roman'da hemen her şey var; tarih, savaş, seyahat, felsefe, simya, casusluk... Yazarın diğer kitaplarını da öneririm.

Gönderen: kaknus Feb 14 2008, 09:52 PM

forum resmi forum resmi



Öncelikte kitapta şıkır şıkır bir Türkçe ile karşılaştığımı ifadeye mecburum. Öyle ki bu Türkçenin hatrına bazen birbirinin tekrarı, bazen de fakir için bilineni tekrar anlamı taşıyan hususları görmezden geldim seve seve. Yazarın değişik zamanlardaki köşe yazılarının İstanbul ile ilgili olanlarının bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş olan kitap "Evvel Zaman İçinde İstanbul" altbaşlığını taşıyor. Büyük boy tabir edilen ebatta olan kitapta birçok yazının sonuna eklenen gravürler kitaba ayrı bir güzellik katmış. Kitap, Fetih, İstanbul'da Gezinti, İstanbul Semtleri, Nakil Vâsıtaları, Saraylar, Sular ve Çeşmeler, Câmiler, Kabristanlar, Velîler, Ramazan bölümleri altındaki birçok fıkra/köşeyazısı ile İstanbul ile ilgili pek çok hususta oldukça mebzul miktarda bilgi içermekte. Zevkle okudum ve birkaç kitabı araya sokuşturduktan sonra aynı zevkle ikinci cildi de okumayı umuyorum.

A. Ragıp AKYAVAŞ, Âsitâne (Evvel Zaman İçinde İstanbul), Türkiye Diyanet Vakfı Yay., Ankara, 2000, 372 s.

Gönderen: kaknus Feb 23 2008, 11:04 PM

forum resmi forum resmi



Ahmet Ümit bu kitabında "şiirsel bir metin" oluşturmaya çalışmış her şeyden önce. Özü itibariyle karşımızda bir " aşk hikâyesi" var. Kitap Hititliler döneminde yaşanmış bu aşkın hikâyesini, o dönemi, Kadeş Savaşı'nı ve kitabın bel kemiğini oluşturan aşk hikâyesinin yüzyıllar sonrasına bırakılmış sonunu anlatıyor. Daha önce http://tr.wikipedia.org/wiki/Patasana_(roman) ile okuyucularını tarihte bir gezintiye çıkaran yazar bu kitabında da böyle bir tecrübe yaşatıyor okuyucularına. Ümit, bu kitabında anlattığı hikâden çok anlatıma yani üslûba odaklanmış ve ortaya farklı olduğu kadar güzel bir eser çıkarmış. Kaşla göz arasında okuduğum bir kitap oldu.

Ahmet ÜMİT, Ninatta'nın Bileziği, Doğan Kitap, İstanbul, 2006, 112 s.

Gönderen: BuRnOut Mar 1 2008, 09:14 PM

forum resmi



http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=RDWJZ7KY8K0KZUC6F0IU




İdeefix'in yorum kısmında kitapla ilgili, kitabın edebi değerini ve güzelliklerini de açıklayan yazılar mevcut. Merak edenler üstteki linki tıklayarak konuyu ve kitabın edebi değerini de öğrenebilirler. Zira ben kitaptan çok, kitabın bende hissettirdiklerinden bahsedeceğim. Bilmiyorum hangi yıldı, bu kitabı aldığım. Fakat aşağı yukarı 3-4 yıl geçmiştir, ilk okuyuşumun üzerinden. Ne zaman bir kitapçıya gitsem, hiçbir zaman istediğim ve aradığım kitabı alamam. Alışveriş yapmayı bildiğimde pek söylenemez. Bu sadece kitaplar için değil, genel olarak her şey içinde geçerlidir. O zamanda bir şiir kitabı alma bahanesiyle kitapçıya girdiğimi ve önce kapağından, sonra da arka sayfadaki yorumdan etkilenerek bu kitabı aldığımı iyi hatırlıyorum. Kapak bana çok hüzünlü gelmişti. Gerçekten kapağı gibi içeriği de çok başkaydı kitabın. Başlarda sıradan bir ilişkiyi akıcı diliyle aktaran yazar, sonradan Cezmi Ersöz gibi tutkulu bir anlatımla beni sarmaladı. Kitabın sonlarındaki Ahmet Ümit kitaplarına benzer polisiye kurgu ise şaşırtıcıydı. Yani böyle bir hikayeye ve kitaba göre şaşırtıcıydı. Bir ilişkinin inişleri ve çıkışları, aldatmalar, aldanmalar, çıldırış anları, seyahatler, sevişmeler, sevişmelerden sonra içilen sigaralar... Hepsi o kadar güzel ve hüzünlü bir dille yazıya dökülmüş ki... Kitabın birinci değil, yirminci ya da ellinci sayfasından başlayın, hiçbir şey fark etmiyor. Kitap yine de sizi bir yerden yakalıyor. Şimdiye kadar en az beş defa baştan sona okumuşumdur Gülden Kale Düştü'yü. Bir o kadar da yarım yamalak, belli bölümlerini okuyup geçmişimdir.

Dün Ahmet Karcılılar'ın http://www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=RVAEQADBZH8H2G4D0BQ5 isimli başka bir kitabını aldım. Henüz okumadım. Ama kitabı alıp masamın üzerine koyduğumda, yeniden düşen kale aklıma geliverdi. Öyle aniden işte, sebepsizce. Eminim Fotoğraf Hikayeleri'de çok güzeldir, ama sanırım Gülden Kale Düştü'nün yerini tutmayacak hiçbir kitap. Milan Kundera'nın Uyurgezerlerin Vasiyeti'ndeki kaleye ince bir göndermeyle Kale metaforunu açıklayan ve Kundera'ya gönderme yapan Karcılılar belki edebiyatımızın çok bilinir bir ismi değil, ama sadece bu kitabı bile onu unutulmaz kılmaya yetiyor.

Eskiden çok kesin olan değerler tartışma konusu olup uzaklaşınca, onlarsız yaşamasını bilmeyenler başları önde, son düğmelerine kadar üniformalarının evrenselliği içine kapanırlar. Bu üniforma, artık saygı duyulacak bir şeyin bulunmadığı geleceğin soğuğuna karşı onları koruyabilen aşkınlığın son kalesidir sanki."
(Uyurgezerin Vasiyeti - Milan Kundera)

Gönderen: fataltragedy Apr 22 2008, 10:37 PM

BİR EKONOMİK TETİKÇİNİN İTİRAFLARI

forum resmi

'Ekonomik tetikçiler (ET'ler) , yerküre üzerindeki ülkeleri trilyonlarca dolar dolandıran yüksek ücretli profesyonellerdir. Dünya Bankası, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) ve diğer yabancı 'yardım' kuruluşlarından büyük şirketlerin kasalarına ve gezegenimizin tabii kaynaklarını kontrol eden birkaç varlıklı ailenin ceplerine para aktarırlar. Kullandıkları araçlar arasında sahte finansal raporlar, hileli seçimler, rüşvet, zorbalık, seks ve cinayet bulunmaktadır. Oynadıkları oyun imparatorluklar kadar eski olmasına rağmen, günümüzdeki küreselleşme sürecinde yeni ve korkutucu bir boyuta ulaşmıştır.

Nereden mi biliyorum; ben de bir ET idim'

ABD'de 24 yayınevinin yayımlamaya korktuğu, yazarın 5 kez yazmaya karar verip her seferinde rüşvet ve tehditlerle vazgeçirildiği, yayımlandığı ülkelerde gündemi sarsan, tüyler ürperten gerçekler...



Gönderen: kaknus May 4 2008, 12:09 PM

forum resmi forum resmi


İsmail KARA, Aramakla Bulunmaz, Dergâh Yay., İstanbul, 2006, 246 s.

Gönderen: kaknus May 4 2008, 12:32 PM

forum resmi forum resmi

Hû Çeker

Âşık Ömer

Şunda bir nâzenin çıkmış meydana
Salınıp gezdiği yollar hû çeker
Müştâkındır senin nice âşıklar
Meclisindi şirin diller hû çeker

Gelindi âşıkın alındı gamın
Sürelim mecliste ehl-i irfânın
Ejderler misâli siyah kâkülün
Dökülmüş gerdana teller hû çeker

Güzel başın içün kıyma bu cana
Lâyık değil düşmez bu melek sana
Yine hurûc etmiş yeşil baş turna
Çalkanıp yüzdüğü göller hû çeker

Âşık Ömer eder görmüşüm ezel
Ömrümün bağında döküldü gazel
Nice meftûnların vardır güzel
Benim gibi ednâ kulla hû çeker

Şükrü ELÇİN, Âşık Ömer, Kültür Bakanlığı Yay, Ankara, 1999, 123 s.

Gönderen: BuRnOut May 7 2008, 05:56 PM

forum resmi


“Tarih durdu, çünkü akışını anlattığı uygarlık sona ermişti.”


Robert Merle’nin beş yüz sayfayı aşkın romanı, patlayan bir atom bombasının yaşamı büyük oranda sona erdirmesini ve bu patlamanın ardından hayatta kalan bir grup insanın yaşadıklarını anlatıyor. Ortaçağ’dan kalma Malevil şatosunda geçen hikaye, aslında oldukça çarpıcı. Distopik bir hikayeye sahip kitap, aslında olası bir senaryo üzerinden gidiyor. Bugün sanıyorum hemen herkes böyle bir şeyin olası olduğu konusunda hem fikirdir. Kitap, bu olası felaket senaryosunu ustaca kurgularken, öte yandan da hikayesinin ana temasını oluşturan insanı derinlikli bir şekilde anlatmayı ihmal etmiyor. Felaketten sonra yaşamın ilkel çağlardaki şekliyle kendini yeniden devam ettirdiği hikayede, geçmiş ve gelecek arasında da bir bağ kuruluyor. Bu bağ aracılığıyla sorgulanan insan doğası hakkında çarpıcı tespitlerde bulunan yazar, mutlulukla hüznü, güvenle aldanışı, paylaşımla bencilliği, modern olanla ilkel olanı tek bir potada birleştirmeyi başarıyor. Modern insanı, ezberindeki bütün yaşama alışkanlıklarından mahrum bırakan yazar, onu yeniden sezgisel bir şekilde çevresiyle uyum içinde yaşamaya zorluyor. İnsanı en çıplak haliyle ele alıyor ve insanın özünü, insanoğlunun yatkın olduğu duygu ve düşünceleri çarpıcı bir biçimde gösteriyor. Kıyamet, insanın geçirmiş olduğu evrimi de tersyüz edercesine, moderniteyi al aşağı ediyor. Geriye doğru giden uygarlığımızı bir anda yerli bir ediyor, zamanı bir süreliğine durduruyor ve kaybettiğimiz değerleri hatırlatıyor. Fakat bunu toz pembe bulutların içinde sunmaktan kaçınarak, karşıtlıklar içinde sunuyor.

http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=M46TN33HY7BVWUOVJRO3
Doğan Kitapçılık
549 sayfa

Gönderen: ignore May 20 2008, 06:29 PM

Hayatımda okuduğum en iyi roman ve en harika şiir/sone kitabı.



forum resmiforum resmi

Gönderen: ggecim May 20 2008, 06:46 PM

QUOTE(pospolen @ Jan 20 2008, 02:13 AM) *

forum resmi


İlk ortaokulda 20 sayfa kadar okumuştum. Yaştan mı ne, o zamanlar V.C. Andrews daha çekici gelmişti, sonra bırakmıştım. Lise 1'de ilçe kütüphanesinde dolaşırken tekrar karşılaştım bu kitapla. O zamandan beridir birçok kez okumuşluğum var. Ha, kütüphaneden aldığım kitap hala duruyor flaugh.gif.

Bu kitabı, Trt'nin bir bilgi yarışmasından(sanıyorum bir kelime bir işlemdi) lise yıllarımda kazandım. Bununla birlikte Siyah Madonna, ve hatırlayamadığım birkaç kitap daha birlikteydi. Hayatımın ilk "yarışmadan birşeyler kazanma " terübesiydi (gerçi sonra bir daha da olmadı ama oleyo.gif) ve hemen oturup okumuştum ve çok beğenmiştim. Hala kitaplığımda, açıp bazen bazı bölümlerini tekrar okuyorum.


Asıl bahsetmek istediğim ise, Türkiye'nin gelmiş geçmiş en bilgili yazar ve araştırmacılarından olan http://www.yalcinkucuk.net/'ün tüm kitapları; başta ise İsyan 1 ve İsyan 2 (2005) adlı kitaplarının mutlaka okunması gerektiği, başucumuzdan kaldırmamamız gerektiğidir. Kitaplarda, belki sağdan-soldan, kulaktan dolma bilgileri, kanıtlarıyla görebilir, Türkiye Cumhuriyeti'nin üzerinde oynanan oyunlarla ve bu oyunların yaratıcılarıyla, nasıl bir kaos içine sürüklendiğini okuyabilirsiniz. Aynı yazara ait Caligula Saralı Cumhur (2007) ve en son kitabı olan Epilepsi ile Orgazm adlı kitabını şiddetle tavsiye ediyorum. Bazı insanların "bunlar paranoyak yaklaşımlar" diyerek inanmak istemediği konulara açıklık getiren ve birçok iddiasını kanıtlarıyla sunan Prof.Dr. Yalçın Küçük 70 yaşlarında ve hakkında açılmış 50'den fazla dava var.

Tıkla üstüne, kendin kaşınmış ol. Bir daha tıkla, kaşıntına son ver...
Prof. Dr. Yalçın Küçük, İskenderun'a Halep'ten gelip yerleşmiş bir ailenin çocuğudur. Baba tarafından Türkmen, anne tarafından ise Kafkasyalı bir aileye mensuptur. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ndeki öğrencilik hayatı boyunca, Fikir Kulüpleri Federasyonu, ardından Sosyalist Fikir Kulüpleri Federasyonu, Dev-Genç ve Türkiye Halk Kurtuluş Partisi olan Fikir Kulübü Başkanlığı'nı yaptı. Siyasal Bilgiler'i 1960 senesinde birincilikle bitiren Küçük, 27 Mayıs ihtilalinde, büyük öğrenci eylemlerinin başında yeraldı. 60 ihtilalinden sonra Devlet Planlama Teşkilatı'na girdi. Burada bir süre çalıştıktan sonra ABD'ye giderek Yale'de lisans eğitimi aldı. 1966'da ODTÜ'de çalışmaya başladı. 1968-70 yılları arasında Sovyetoloji araştırmalarını kitaplaştırdı. Bu kitaptan dolayı sekiz yıla mahkum edildi.

1970'lerde, İşçi Partisi'nin ikinci kez kuruluşu için çalışmalara katıldı. 1973 yılı sonlarında askere alındı. Kıbrıs Barış Harekatı'na katıldı. 12 Eylül 1980'den sonra ise 1402'liklerden biri olarak üniversiteden uzaklaştırıldı. 1983'te Sultanahmet Cezaevi'ne girdi. 1993'te Süleyman Demirel'in Cumhurbaşkanı olmasını öne sürerek Paris'e gitti. Çeşitli sol dergiler çıkarttı. PKK lideri Abdullah Öcalan'la ilk röportajı gerçekleştirdi. Türkiye'ye 1998'de döndü ve iki yıl hapis cezasına çarptırıldı. 2000'de tahliye oldu. Son dönemde özellikle Sabetayistler'le ilgili yaptığı çalışmalarla adından sözettirdi.


forum resmi forum resmi forum resmi

Gönderen: Roronoa Zoro Jun 21 2008, 12:29 PM

Şu aralar Jack Ensign Addington'un %100 Düşünce Gücü adlı kitabını okuyorum.....

Temel konu Düşünce gücünü kullanarak hayatı öğrenmek....

Bilinç, bilinçaltı, sezgileri temel alan güzel bir kitap....

forum resmi

Gönderen: carlitos Jun 21 2008, 05:26 PM

Irvin d. Yalom'un neredeyse tüm kitapları başucu kitaplarımdan sayılabilir. Çok şey katıyor bana, hayatıma, görüşüme..

Gönderen: melisa hülya Jul 7 2008, 08:25 AM

forum resmi

Şiddetin Mitolojisi, Don Kişot Yayınları'ndan sinema severlerin mutlaka okuması gereken bir inceleme. Derleyen: Veysel ATAYMAN. Kitapta başta Stanley KUBRİCK olmak üzere, David Lynch, Martin Scorsese, Tarantino gibi sinemanın tartışmasız büyük ustaları ve şiddet sineması üzerine anlaşılır bir dilde okurken yormayan oldukça bilgilendirici açıklamalar yer alıyor.

Gönderen: personalfable Jul 17 2008, 02:37 PM

Okumakta geç kaldığımı düşündüğüm bu kitap, başucu kitabım olmakla geçmiş günlerin telafisini sağlama gayretimin göstergesi belki de, yalnızlığın, düş kırıklıklarının, hakikatin yıpratıcılığının, aşkın imkansızlığının ya da mümkünlüğünün bu kadar güzel ve akıcı bir anlatım diliyle ortaya konulması, bünyemdeki okuma isteğini sık sık depreştireceğe benziyor fazla uzatmadan ufak bir alıntıyla kitaptan, bitireyim cümlemi.

forum resmi



"Yaşamak tabiatın en küçük kımıldanışlarını sezerek, hayatın sarsılmaz bir mantık ile akıp gidişini seyrederek yaşamak, herkesten daha çok , daha kuvvetli yaşadığını, bir ana bir ömür kadar çok hayat doldurduğunu bilerek yaşamak…Ve bilhassa bütün bunları anlatacak bir insanın mevcut olduğunu düşünerek , onu bekleyerek yaşamak..”

Gönderen: efrasiyab Jul 22 2008, 05:30 PM

"Kürk Mantolu Madonna" kesinlikle türk edebiyatının başucu kitaplarından. Harika halet-i ruhiye tasvirleri vardı. Bu vesileyle aslında okuduğum ilk Sabahattin Ali romanı olan ve beni usulca "Kürk mantolu Madonna"ya yönlendiren İçimizdeki Şeytan"dan da bahsetmek istedim.

forum resmi

İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum. Buna içimizdeki şeytan diyordum, müdaafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... İçimizdeki şeytan yok... İçimizde aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var...

Kitap şu an elimde olmadığı için, ne yazık ki özgün alıntılar yapamıyorum.

Gönderen: plansekans Jul 22 2008, 05:42 PM

efrasiyab,

"Kürk Mantolu Madonna" ne zamandır yakınımda bir yerlerde okunmayı bekliyor .. Biraz sıcaklardan, biraz da bu aralar sanalla olan "aşırı" münasebetimden dolayı başlayamadım okumaya .. Bu yazıyı gördüğüm iyi oldu .. Sayende kendime bir motivasyon kaynağı bulmuş oldum smile.gif Hemen başlayacağım ..

Gönderen: efrasiyab Jul 22 2008, 07:24 PM

- Diktatörler Kahrolsun...
- Hürriyet...Hürriyet...
- İstifa Menderes...

Yendi çekingenliğini fırlayıp karşı yakaya geçti Kenan...Biraz ilerisinde kaynaşan kalabalık içindeki Günsel'den ayırmıyordu gözlerini. Buraya gelişindeki tek sorun yitirmemekti onu! Hiç oralı değildi Günsel'se...Kenan var mı yok mu dünyada? Yitirdi gitti işte kendini kalabalığın ortasında. Aranmak değil, bir dönüp baksa ya şu yana...Ben niye yalnızım, niye tek başımayım ben yine?

s.532

forum resmi

"Birgün tek başına" / Vedat Türkali. 18 yaşımdan beri her senede bir gün okuduğum bir diğer türkçe başucu romanımdır. Okumalara doyamadığım bu kitabın, babamın evvelce almış bulunduğu 1977 tarihli 2.baskısının resmini bulabilmek için bayağı uğraştım çünkü yeni basımlarının kapak resmi gözüme çok uygunsuz geldi. Alışkanlık meselesi ne de olsa. Her seferinde farklı bir cümle, paragraf ya da düşünceye takılırım. Son olarak 21.sayfadaki satırlar favorimdir:

"İnsan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar." İşte senin afyonların! "İstanbul'u duydum daha bir kere sesinde"...Büyük ozan. Güzel söylemiş. Deli dervişlere döndüm Yahya Kemal dizeleriyle. "Baktık geceden fecre kadar ellerde yıldızlara yükselen kadehler gördük." Peki Nazım? O büsbüyük ozan. Niye ondan dizeler mırıldanmıyorsun? Onu da mı unutturdular iki tokatta? Yasalar böyle ezip kalıba sokar işte. Ne yapalım kalıba sokanların gözü kör olsun!. Amiin!. Bu amin de neredenn çıktı? Kargışa başladık kocakarılar gibi. Amiin! Amiin dua içindir be! Duaya da olur kargışa da. Konya'daki mevlit geldi aklına. "Allah bu kutsal toprakları Komonizm belâsından..." Amiiiin diye bağırmadılar mı? Allah bu ülkeyi kalıplara sokup ezenleri..Amiiin! Tutamadı, gülmeğe başladı birden. Tutmaya çalıştıkça artıyordu gülmesi. Hay allah rezil olacağız. Sinirleri boşalmış güldükçe gülüyordu. Bir tanıdık görse. Taksim'in ortasında kendi kendine gülerek yürüyen bir adam. Delirdi diyecekler...Sebep olanların gözü kör olsun Amiiin! Nasıl atsam kafamdan? Amiiin!.. Taksim anıtına dönüp dönüp, baktı durdu bir süre. Gözleri kör olsun, Amiiin! Gülmüyordu artık. Gülünecek ne var? Kimin gözleri kör olacak? Sen kendi korkaklığını bilinmez kişilere kargış yağdırmakla örtbas edeceğini mi sanıyorsun?

Gönderen: BuRnOut Aug 6 2008, 04:08 PM

forum resmi


http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=Q0FS7V1GZK7K5MS1XRMH
Everest Yayınları - 120 sf.

Hukuk Fakültesi'nden mezun olmasına rağmen, gazetecilik yapan ve gazetecilik yaparken pek çok araştırma yazısıyla, sadece Türkiye'de değil, Avrupa'da da çeşitli ödüller kazanan Ece Temelkuran'ın İç Kitabı; "iç" ve ve "dış" olgusunu; incelikli, dokunaklı ve vurucu bir şekilde anlatan, muhteşem bir kitap. Bir kadının kırılganlığına ve duygusallığına sahip, bir toplum bilimcinin derin analizlerini aratmayacak çözümlemeler yapan, bir şair ustalığında kelimelerle oynayabilen bambaşka bir yazı formu... Ne düz yazı ne de şiir... İkisinin kusursuz bir karışımı. İnsanın içsel serüvenini dışarıdan da kopmadan anlatan, ama hepsinden önemlisi insanı anlamlandıran bir başucu kitabı. Kitap düğümlerden başlıyor, sonra çözülmelere geçiyor ve nihayetinde de "iç"in merkezine ulaşıyor. Bu süreçte, insan bedeninden, akıldan, çevreden, duygulardan, hatta insanın varoluş sürecinden de bahsediyor. Ama bunların hepsini, o kendine has naif ve özgün yazı diliyle yapıyor. Her hikaye, her ufak satır arası aslında çok önemli ve büyük bir şeye gönderme niteliğinde. Her küçük hikayecik; bir uyanışın, bir farkındalığın, bir içsel serüvenin anahtarları... Hem takip etmesi çok kolay hem de anlaması. Ama bunlar üzerine düşünmeye başladığında, insanı kitaptaki sözcüklerin ve mecazların derinliği kaplıyor. Ece Temelkuran, derin suların usta yüzücüsü gibi. Sert hikayelerin yumuşak anlatıcısı... İç Kitabı da; bir insanın varoluş sürecini, o sarsıntılı ve bitmek bilmez serüveni; naif, masalsı ve neredeyse dokunaklı bir dille anlatıyor. Her düğüm bir bir çözülürken, insanın kendi içindeki düğümlerin de farkına varması ise, kitabın kısa boyuna, sevimli görünüşüne ve çocuksu albenisine kapılanları fena halde sarsacak nitelikte.

Kitaptan bir bölüm:

Kim için? Ne için? Niye bunca kıvranış? Bu soruları yanıtladın. Kimse için değil. Kendin için bile değil bu acı. Hiçbir şey için değil. Kimileri böyle doğuyor. Kimileri böyle oluyor. Öğrenmeden biliyor bir "iç" olduğunu. En başından biliyor bir "iç dil" olduğunu. Bağırsakların, beyin kıvrımlarının, mide asitlerinin, pankreasın bir yerlerinden gelen "büyük bir dil"in olduğunu. Ve çaresizliği bildin böylece. Ne yapsan olmayacağını. O dilin günlere dahil olmayacağını. Kendinin, "bütün" olarak güne dahil olamayacağını gördün.

Her yazdığın kitap, her kurduğun saf cümle, her çaldığın müzik, her kıpırdadığın dans, içine düşen o mucizevi hayalin kötü bir kopyası olacak. Ne yapsan gözlerini çıkarıp bir başkasına veremeyeceksin. Kitapların, cümlelerin, müziğin ve dansın asla yetmeyeceğini, anlatamayacağını kabul edeceksin. Yetineceksin. Bütün insanlığın neden yetindiğini öğreneceksin. Çünkü o saf dile yaklaştığında... Orada hayal edilemeyecek kadar korkunç bir acı var. Senin cehennemini anlatamam sana. Uzaktan gördüğünde onu tanıyacaksın. Hep göreceksin, hep duyacaksın, hiç anlatamayacaksın.

Bu yollardan geçmiş diğerleri gibi...

Ece Temelkuran - İç Kitabı sf. 25/26

Gönderen: carlitos Aug 6 2008, 10:02 PM

@ 'BuRnOut'

Kıyı Kitabı da bir o kadar lezzetlidir.

@ efrasiyab

Bir gün Tek Başına uzun ama güzel bir kitaptır. Üniversite 1.sınıftaki türkçe hocam Nalan Göker'in okutmayı pek sevdiği kitaplardandır.

Gönderen: BuRnOut Aug 6 2008, 10:52 PM

QUOTE(carlitos @ Aug 6 2008, 11:02 PM) *

@ 'BuRnOut'

Kıyı Kitabı da bir o kadar lezzetlidir.


Ona da başladım, bitirince onunla da ilgili bir şeyler karalamak farz olacak sanırım. Biz Burada Devrim Yapıyoruz Sinyorita'da okunmak için halihazırda sırasını bekleyenlerden... Aslı Erdoğan'dan sonra, Ece Temelkuran'ın kitapları da ben de aynı etkiyi uyandırdı. En az Aslı Erdoğan'ın Mucizevi Mandarin'i kadar kırılgan ve çarpıcı...

Gönderen: carlitos Aug 7 2008, 01:05 AM

QUOTE(BuRnOut @ Aug 6 2008, 11:52 PM) *


Ona da başladım, bitirince onunla da ilgili bir şeyler karalamak farz olacak sanırım. Biz Burada Devrim Yapıyoruz Sinyorita'da okunmak için halihazırda sırasını bekleyenlerden... Aslı Erdoğan'dan sonra, Ece Temelkuran'ın kitapları da ben de aynı etkiyi uyandırdı. En az Aslı Erdoğan'ın Mucizevi Mandarin'i kadar kırılgan ve çarpıcı...



Aslı Erdoğan'ı okumadım hiç ve ilk defa sizden duydum. Ece'ye benzer bir tadı varsa -ki sanıyorum öyle- bir deneyeyim ben de. Merak ettim. Mucizevi Mandarin'i okusam önce, olur herhalde?

Bir de Ece Temelkuran'ın Bütün Kadınların Kafası Karışıktır'ı da enteresan bir kitap bu arada. Evimde olsaydım karalardım sizin için bir şeyler ama şu an yapamayacağım.

Gönderen: skyser Aug 7 2008, 02:29 AM

Temelkuran severlere şöyle bir http://www.newleftreview.org/?view=2724atıp kaçayım

Gönderen: BuRnOut Aug 7 2008, 02:59 PM

QUOTE(carlitos @ Aug 7 2008, 02:05 AM) *

QUOTE(BuRnOut @ Aug 6 2008, 11:52 PM) *


Ona da başladım, bitirince onunla da ilgili bir şeyler karalamak farz olacak sanırım. Biz Burada Devrim Yapıyoruz Sinyorita'da okunmak için halihazırda sırasını bekleyenlerden... Aslı Erdoğan'dan sonra, Ece Temelkuran'ın kitapları da ben de aynı etkiyi uyandırdı. En az Aslı Erdoğan'ın Mucizevi Mandarin'i kadar kırılgan ve çarpıcı...



Aslı Erdoğan'ı okumadım hiç ve ilk defa sizden duydum. Ece'ye benzer bir tadı varsa -ki sanıyorum öyle- bir deneyeyim ben de. Merak ettim. Mucizevi Mandarin'i okusam önce, olur herhalde?

Bir de Ece Temelkuran'ın Bütün Kadınların Kafası Karışıktır'ı da enteresan bir kitap bu arada. Evimde olsaydım karalardım sizin için bir şeyler ama şu an yapamayacağım.


Tavsiye ederim. Üç kitabını okudum Aslı Erdoğan'ın, içlerinde en sevdiğim kitabı Mucizevi Mandarin'di. Sanıyorum, yazarı tanımak için isabetli bir seçim olacaktır. Çok doğrudan, sert ve etkileyici bir anlatım tarzı var. Herkesçe bilinen, ama pek üzerinde durulmak istenmeyen, üstü örtülmek istenen; hayatın sıradan gerçeklerini çok cesaretli bir şekilde ve doğrudan anlatıyor. Ece Temelkuran, genelde bunları kimi zaman sembolik bir anlatımla yazısına yediriyor. Kimi zaman da naif üslubunun içinde eritiyor. Ama Erdoğan da o yok tabii. O daha çok boşlukları ve kadın-erkek ilişkisi üzerinden bir "iç/dış" mukayesesine giriyor.


Kitaba adını da veren, eski bir Çin efsanesinden alınan kısa bir hikayeyi buraya aktarayım:

Yaşlı ve çirkin bir mandarin, karşılığını parayla ödeyeceği zevk gecesi için olağanüstü güzel, ama taş kalpli bir fahişeye gitmiş. Sabaha karşı, yaşlı adamın uykuya dalmasını fırsat bilen genç kadın, soyguncu dostlarını çağırmış. Ne var ki mandarin, tilki uykusundan fırladığı gibi olanca gücüyle karşı koymaya, dövüşmeye başlamış. Haydutlar hem kalabalık, hem de işinin ehliymiş. Onu kolayca köşeye sıkıştırmışlar. Ancak ne kadar vururlarsa vursunlar, bu zayıf, çirkin bedende yara açılmadığını, can alıcı darbelerin iz bırakmadığını görmüşler. Bıçaklarını, kılıçlarını çekmişler, ama en keskin bıçak, en acımasız kılıç bile mandarine hiçbir şey yapamıyormuş. Sonunda korkup kaçmışlar. Dövüşü izleyen kadın, yaşlı adamın mucizevi gücünden etkilenmiş, bir kez daha, bu sefer aşk adına sevişmek istemiş. Onu hayranlıkla, arzuyla, şefkatle okşamaya başlamış. Gelgelelim güzel kadının her dokunuşunda mandarinin bedeninde yeni bir yara beliriyormuş. Dövüşün, darbelerin, bıçakların, kılıçların açtığı yaralarmış bunlar. İçten bir ilgi ve şefkat görene dek gizli kalmışlar. Sonunda mandarin kanlar içinde kadının kollarına yığılmış, ölmüş.

Gönderen: bohemyan Sep 21 2008, 06:37 PM

1-tutunamayanlar oğuz atay
2-çavdar tarlasında çocuklar salinger
3-dönüşüm kafka
4-uyuyan adam perec
5-görünmez kentler calvino
6-ses ve öfke faulkner
7-mühürlenmiş zaman tarkovski
8-bir düğün gecesi adalet ağaoğlu
9-büyük gözaltı fouccault
10-saatleri ayarlama enstitüsü tanpınar
11-anlatı ormanlarında altı gezinti u.eco
12-görme biçimleri j.berger
13-gölgesizler h.ali toptaş
14-niteliksiz adam r.musil
15-eski ustalar t.bernhard

Gönderen: sidar ve gaba Jan 5 2009, 01:59 AM

QUOTE(loveandpoison @ Dec 12 2007, 01:41 AM) *

Ben bir soru ile yaklaşmak istiyorum olaya şimdilik: The Movie Goer (Sinema Müdavimi) okuyanımız var mı?



Okumuştum bunu, hatta o linkte yazandan referansla.
Akılda kalan,
''...bütün filmlere bir mahallenin ve bir mevsimin kokusu siner.''

İtiraf etmek gerekir ki, ne sinemayla veya müdavimiyle bütünleşmiş bir kitaptır, ne de alt yapısı sağlamdır. zorlar, zorlar ve biter kitap. İtiraf, çünkü, okurken sevdiğimi sanmıştım. Ama uzun zaman geçtikten sonra görüyorum ki, safi kasvet kasavet imiş uyandırdığı his.

Gönderen: *MoNsiTa* Feb 2 2009, 08:21 PM

Bu aralar Montaigne'in Denemeler'ini okuyorum gece yatmadan önce. Çok iyi geliyor valla, tam kafa dağtmalık, aynı zamanda da düşünmelik smile.gif

Gönderen: BuRnOut Feb 17 2009, 01:33 AM

forum resmi


http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=G5RTX5I85Z1ZZ6YNSXZ2

Bir haftadır Kaan Arslanoğlu'nun İntihar : Zamanımızın bir Kahramanı isimli kitabını okuyorum. İthaki Yayınları'ndan çıkan ve 250 sayfaya yakın olan kitap; özünde modern yaşamın içinde sıkışmış, varlıklı ve entelektüel bir adamın yaşamını sorgulamak için her şeyden ve herkesten uzakta bir yolculuk yapmasını anlatıyor. Günümüzdeki en büyük sorunlardan birine, yani insanın varoluş problemine değinen yazar, Erdem karakterinin hikayesini anlatırken; arka planda da Türkiye'nin 1960'lardan beri süregelen değişiminin öyküsünü bizlere özetliyor. Erdem'in sorgulamaları her zaman kişisel ölçülerde kalsa da, aslında kitabın alt metninde ciddi siyasi ve toplumsal saptamalarda var. Özellikle 12 Eylül öncesi dönemdeki öğrencilerin ruh halleriyle ilgili önemli anektotlar kitapta kendine yer buluyor.

Erdem, iyi ve varlıklı bir ailenin, iyi eğitim görmüş, zeki ve başarılı çocuğu. Hem bilgili hem yakışıklı hem de iyi bir gelir elde ettiği, sürekli yurtdışı gezilerine katıldığı saygın bir mesleği var. Maddi anlamda hiçbir sıkıntısı olmayan, doymuş biri. Fakat maddi yönden doyuma ulaşsa da, gün geçtikte kendisiyle iç hesaplaşmaları da artıyor. Kazandığı paralar, birlikte olduğu kadınlar, elde ettiği sosyal statü onu bir türlü memnun etmiyor. Bu yüzden de geçmişini yeniden hatırlamak, yaşamının ve kendisinin farkına varmak için bütün dünyadan izole olabileceği ve kendini bulabileceği bir yolculuğa çıkmaya karar veriyor. Ne varki, bu yolculukta da insanlar ve insanların ihtirasları onu yalnız bırakmıyor.

Açıkçası bir yazar olarak Kaan Arslanoğlu'nun kalemini çok iyi bulmadım. Yazarlık vasıfları dört dörtlük olan, mükemmel kelimeler seçen, harika cümleler kuran, Montaignevari vecizeler veren biri değil. Ama kişiselden yola çıkarak evrensel bir tema yakalama konusunda oldukça başarılı. Henry David Thoreau, Albert Camus ve J.P. Sartre gibi yazarların düşüncelerinden beslenen hikaye, anlatım olarak da etkileyici. Arslanoğlu'nun yazımı göz kamaştırmasa da, hikayesini kurgulayışı kitabın sürükleyiciliğini arttırıcı bir rol oynuyor. Kitabın düz (sinemasal deyimiyle çizgisel) bir anlatımı yok. Erdem'in gördüğü rüyalardan bir anda onun çocukluğuna; çocukluk arkadaşlarıyla arasındaki ilişkilere, karakterinin oluşmasında önemli rol oynayan olaylara geçiş yapılıyor. Erdem'in günümüzdeki halinden kimi zaman üniversitedeki yaşantısına atlamalar, sonrasında da yeniden ileriye doğru geçişler de mevcut. Kitabın bu sıçramalı kurgusu, hikayenin kişisel taraflarının daha geri planda kalarak, evrensel temalardan uzaklaşılmasını önlüyor. Bu anlamda sürükleyiciliği sağladığı gibi yararlı da.

Kitabı okurken, çoğunlukla bizler de hayatımızla ilgili sorular sorma ihtiyacı hissediyoruz. Erdem'in çocukluk aşkı ve onunla ilgili düşüncelerinden bizler de nasipleniyoruz. Bizler de çocukluk aşkımızı neden ilah(i)leştirdiğimizi sorguluyoruz. "Çocukluk aşkı" tabirinin yarattığı imgeye yıllar geçtikçe yüklediğimiz anlamları ve bu anlamlar altında ezdiğimiz insanları hatırlıyoruz. Yaşama telaşı arasında unuttuğumuz benliğimizle ilgili pek çok soru karşımıza çıkıyor. Varoluşun sıkıntısı yine bir yerden kendini gösteriyor. O adını bir türlü koyamadığımız, gündelik hayatın uyuşturucu telaşesinin altında gün geçtikçe etkisini daha da çok hissettiren varoluşun çığlıkları yine bir yerden insanı kavrıyor. En sonunda da Camus'ün yaşamın, yaşanmaya değip değmeyeceği sorusu zihnimizin orta yerine oturuyor işte...


Kimler Sever : Varoluşçu yazarları sevenler, Eternity and a Day, Into the Wild ve Antonioni filmlerini sevenler, gündelik hayatın getirdiği sorumluluklar yüzünden sürekli kendi kimliğini geri plana atmak zorunda kalanlar, tutunamayanlar, tutunmaya çalışmayanlar...

Gönderen: Bruna Da Salegre Feb 17 2009, 11:25 PM

Tom Robbins'ten iki müthiş kitap. Hayalle gerçek arasında savrulurken başınızı tatlı tatlı döndürecek cinsten flaugh.gif

forum resmi

forum resmi

Gönderen: trineo Feb 24 2009, 10:04 AM

Forum resmi

Herkese tavsiye etmeyeceğim ama kitapkurtlarının elinden bırakamayacağı bir kitap..

Türkçe baskısı Ayrıntı yayınlarından çıktı sanırım.. Bu da yayınevinin tanıtım yazısı..

QUOTE
"Ütopyalar imkansızdır. Ama yazabiliriz" diyen fantastik edebiyat ve bilimkurgu ustası Ursula Le Guin, içinde yaşadığımız çağla hesaplaşmak için geleceğe bakmayı sürdürüyor. Le Guin'in ütopyacı düşgücünün en yaratıcı örnekleri arasında sayılan Hep Yuvaya Dönmek, ilk satırlardan da anlaşılacağı üzere, geleneksel bir roman değil. Öykü, şiir, mit, halk masalı, drama, deneme ve belge gibi çok çeşitli biçimleri göz kamaştırıcı bir ustalıkla kaynaştıran bu kitap, uzak geleceğe ait kurgusal bir etnografya olarak tasarlanmış.
Hep Yuvaya Dönmek, henüz var olmayan bir coğrafyada, bundan yüzlerce, belki binlerce yıl sonra yaşadığı varsayılan Keş halkının dünyasını anlatıyor. Keşler, insanlığın kendini yıkıma sürüklemesinin ardından, Kuzey Kaliforniya'da Na Vadisi'nde yaşayan barışçı bir halktır. Le Guin, halkının etrafına inanılmaz bir ayrıntı zenginliğiyle ördüğü toplumsal ütopyayı bize karış karış tanıtırken, belki ABD'nin Amerikan yerlilerine olan borcunu ödüyor; çünkü bu hayali halkla Amerikan yerlileri arasındaki benzerlikleri gözden kaçırmak olanaksız. Vadi'nin dokuz kasabasından Sinşan'da doğmuş bir kız çocuğu olan Kuzey Baykuşu'nun yaşam öyküsü etrafına eklemlenen bu kapsamlı etnografya, modern kapitalist toplumun karşı tezi denebilecek bir toplumsal yaşam önermesini etkileyici bir ikna gücüyle ilmek ilmek dokuyor

Gönderen: Vigilante Mar 6 2009, 12:36 AM

forum resmi


EKŞİ;

Tıkla üstüne, kendin kaşınmış ol. Bir daha tıkla, kaşıntına son ver...
aşkın ne olduğuna ve hayatın aşk çerçevesinde nasıl yaşanması gerektiğine dair soru yağmuruna tutan, etkileyen, çarpan bir garip kitap. yazarın benzetmeleri ve betimlemeleri son derece başarılı, kitabın genelinde de oldukça sürükleyici bir anlatım benimsendiğinden birkaç günde bitirilebilecek, ancak etkisi o kadar çabuk geçmeyecek bir yapıt.

romaniyla da filmiyle de sarsan, betty blue - 37°2 le matin.
ikisinde de insanin damarlarinda aynı tesiri, ayni yikimi birakan.
béatrice dalle ve jean hugues anglade'in performanslariyla ya da philippe djıan'in anlatimiyla.
en az bir kez izlemeden ya da okumadan olunmemesi gerekenlerden..


forum resmi



EKŞİ;

Tıkla üstüne, kendin kaşınmış ol. Bir daha tıkla, kaşıntına son ver...
bir solukta okunabilecek süper mario puzo romanı. kimin kimi ele verdiği, kimin kimin arkasında dolap çevirdiği kitabın son sayfasına kadar anlaşılamayan, mafya-devlet-din ilişkisini çok güzel vurgulayan mutlaka okunması gereken bir kitap...
mario puzo nun yazmış olduğu mükemmel bir kitap. sicilya daki klasik mafyayı konu alan bir kitap.
ancak burda farklı olan nokta haksızlıklara isyan eden bir gencin kendi örgütü kurması, kurduğu bu örgütün sicilya nın fakir halkına yardım etmesi, onları koruması ve bunun etrafında gelişen olayları anlatıyor.

aslında klasik bir robin hood hikayesinin modernleşmiş hali ancak direk böyle bir yaklaşımda biraz insafsızca olur.
olaylardaki kurgu mükemmel tasarlanmış ayrıca okuyanlar buradaki kahramana hayran kalacaklardır.

kitabı okuduktan sonra herkes bir salvatore turi gulliano olmak istiyecektir. şuana kadar okumuş olduğum en güzel kitap ve bana göre mario puzo nunda en iyi kitabıdır. yani baba dan bile daha iyi... bu kadar da iddialı konuşuyorum.




Gönderen: hayyam Mar 17 2009, 03:53 AM

forum resmi


İtiraf: Bu kitap, bir ara, uzun süre başucumda kaldı. Üç kere başladım ama her seferinde 3/4'lük kısma geldiğinde kafam karıştı ve baştan başladım. Çok mu ahmağım acaba, derken, -P. Coelho'nundu galiba- "Ulysses" kesinlikle bir şey anlatmıyor. Ondan hiçbir şey anlamadım" sözüyle rahatladım. Tozlu kolilerin içinde duruyor şimdi. Daha beter olsun.

Gönderen: derided_by_vanity Mar 17 2009, 07:05 PM

Beter olsun oleyo2.gif
Tesadüf oldu, ben de üç kere denedim Ulysses'i bitirmeyi, fakat muvaffak olamadım (gerçi ben sonlarına gelemedim, sadece yarısına yaklaşabildim). Çevirisi mi okunaklı değil acaba diyip orijinaline göz atmayı bile denedim. Ama yok, kitap okunmuyor! YKY çevirmenine de acıyor insan bir yandan, nasıl harap olmuştur o adam, yazık...
Neyse ki Joyce'un ilk kitabı Dublinliler bu nevi bir elitist edebiyat örneği değil, hatta tekrar tekrar okunabilecek, çok keyifli bir eserdi.

Gönderen: Bruna Da Salegre Mar 23 2009, 10:49 PM

forum resmi


John Fowles harikalar yaratmış..

Gönderen: derided_by_vanity Mar 24 2009, 01:30 AM

forum resmi

Fowles Büyücü'de de harikalar yaratmış...
"Ancak Marguis de Sade, Arthur Edward Waite, Sir James Frazer, Gurjieff, Madam Blavatski, Carl Gustave Jung, Aleister Crowlley ve Franz Kafka'dan oluşan bir ekibin tasarlayabileceği, ihtişamlı bir gerilimle örülmüş bir muammanın romanı." diyor bir eleştiride.

Çok kötü ünlü bir sinema uyarlaması da vardır, senaryosu da Fowles tarafından yazılmış olan. Woody Allen şöyle demişti: "Eğer dünyaya bir daha gelseydim, The Magus'u izlemek dışında her şeyi aynı yapardım." O kadar da kötü bir film değildir aslında. Sıkıcı değil en azından. Anna Karina da cabası!

IMDB
http://imdb.com/title/tt0063260/

The Magus (1968) PosteriYönetmen: http://imdb.com/name/nm0337885/
Tür: Fantasy
IMDB Notu: 5.4 / 10 http://imdb.com/chart/top, http://imdb.com/name/nm0000063/, http://imdb.com/name/nm0000298/, http://imdb.com/name/nm0439344/


Not: Bu arada, "The Game" filmi büyük ölçüde bu romandan araktır.

Gönderen: hayyam Apr 5 2009, 03:00 PM

forum resmi

Yeniden basımı yapılınca hatırladım bu kitabı. Bir ara, her canım sıkıldığında, parça parça bilmem kaç kez okumuştum. Gönül ister ki, kitaptan küçük bir bölüm şuraya yazayım fakat bir nevi göçebe hayatı yaşadığım için kolilerin arasından kitabı bulmama pek güç. "Evet ama bir lokomotif bunu yapabilir mi bakalım" kitabını, "Tüysüz" kadar olmasa da tavsiye ederim. Hele ki az buçuk felsefe, psikoloji okumuşluğunuz varsa. Woody amca, bu iki kitaptan bazı esprileri (azraille satranç oynama, zenci fahişenin "kara delik" esprisi vs.) "Deconstructing Harry" filminde kullanmıştır.

Gönderen: derided_by_vanity Apr 5 2009, 05:20 PM

Tavsiye için teşekkür, gidip alacağım bu kitabı en kısa zamanda. Galiba Woody'nin ünlü sözlerinden "It's not that I'm afraid to die. I just don't want to be there when it happens." bu kitapta bulunuyormuş esasen.
"Ölümden korktuğum yok, sadece başıma geldiği sırada orada bulunmak istemiyorum. Bir şey daha… Ölümden sonra yaşam varsa ve hepimiz aynı yerde buluşacaksak—beni aramayın, ben sizi ararım."

Ben vaktiyle kendisinin bir hikayesini okumuş ve pek sevmemiştim ("Madame Bovary" etrafında dönen bir öyküydü). Herhalde o yüzden fazla ilgilenmedim kitaplarıyla. Ama bir şans vermem gerek anlaşılan. Zaten kim kaldı ki artık Woody gibi...

Gönderen: hayyam Apr 5 2009, 07:17 PM

Madem derided almaya karar verdi, kitabı bulup şuraya iki satır aktarmak farz oldu dedim. Ama nafile, kimbilir nerede... "Evet ama bir lokomotif bunu yapabilir mi bakalım"ı buldum, ondan bir bölüm:

-Psikanalizin Öncülerinden Helmholtz'la Konuşmalar-

"Aah bugünkü modern psikanalistler! Ne kadar pahalılar öyle! Benim zamanımda beş marka Freud'un ta kendisine tedavi olabilirdiniz. On marka hem sizi tedavi eder hem de pantolonlarınızı ütülerdi. Onbeş mark içinse sizin onu tedavi etmenize izin verirdi. Saatte kırk dolar! Saatte elli dolar! O ne fiyat öyle! Kayzer, Kayzerlik için bile saatte yalnızca oniki dolar alırdı. Ayrıca işine de yürüyerek gitmek zorundaydı. Peki ya tedavi süresi! İki yıl! Beş yıl! Benim zamanımda eğer bir hastayı altı ayda tedavi edemezsek parasını geri verir, üstüne sirk'e bile götürürdük."

Gönderen: kievdeki_adam Apr 5 2009, 08:25 PM

http://images/225/225968_2.jpg

Resmi koyabildim mi bilmiyorum. Felsefe ve Ölüm...

Güzel bir kitap. Her kitap gibi güzel... Okuyunca, ölüm olmasa, hiç bir şey olmazdı, bunu anlıyorsunuz.

Hayatın, ancak ölümle anlamlı olduğunu... Ve düşünüyorsunuz, hangi bilim - ya da ilim- ölüm olmasa olurdu? Ölüm olmasaydı, hiç bir şey yapmazdık smile.gif

Gönderen: Clint Eastwood Apr 5 2010, 01:18 PM


forum resmi


ÇIĞRINDAN ÇIKMIŞ ZAMAN



QUOTE

KAÇIŞ YOK!

"Ragle Gumm dünyadaki en önemli kişiydi. Ama bunu öğrenmesine asla izin vermezlerdi."

<<Ragle kurtulması gerektiğini biliyordu. Ama... bindiği taksi şehrin sınırlarını geçemiyordu... her nasılsa otobüs bileti kuyruğu hiç azalmıyordu... ve aslında o otobüs gerçekten var mıydı?

Umutsuz bir hareketle kasabadan ayrılmıştı ve yabancı bir eve sığınmıştı. Belki burada bir anda muazzam bir entrikanın öznesi haline gelmiş olduğu yanılsamasını alt edebilirdi...

Sonra televizyonu açtı. Bir eğitim filmi vardı. Kendisinin nasıl teşhis edileceği hakkındaydı...>>


Philip K. Dick okunmaya değer bir adam gerçekten de. Askerdeyken okuduğum kitabı gerçekten de ilgiye değer. 6.45 yayınlarından 2010 yılında çıkan kitap, paranoyanın ve entrikanın bilimkurguya yedirilmesiyle oluşmuş güzel bir kitap. Başından beri uyandırdığı merak unsurunu kitabın sonuna kadar taşıyan ve dahası bağladığı yerle de belli bir oranda tatmin sağlayan bir konuya sahip.

"Küçük-Yeşil-Adam bir sonraki adımda nerede olacak" adlı gazete yarışmasının tartışmasız gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu Ragle Gumm'ın bir gün kazandığı paralara rağmen oyundan çıkmak istemesiyle gelişen olayları anlatıyor.

Yazım dili ise, daha doğrusu çeviri dili zaman zaman zorlayıcı. İki kere okuduğum yerler oldu. Dahası chips'i cips diye çevirmiş çevirmen bir yerde poker masası sahnesi varken. Oil fields'ı yağ tarlaları diye çevirmiş halbuki daha İngilizcesine bakmadan petrol sahası olarak kullanıldığını anlamıştım. Out on a toot, düdük çalmak diye çevirilmiş. "So long" elveda yerine, "çok uzun" denmiş falan. Oturma koltuklu arabalar gibi Türkçe'den uzak lâflar var.

Yine de kurgusuyla okunmayı hak eden tipik bir Philip K. Dick, paranoid-bilimkurgusu. Ama 6.45'in çevirmen seçiminde biraz daha dikkatli olması gerek. Başka bir yayın evi çıkarırsa bunu direk eşe dosta verip, kütüphaneme yenisini koyacağım.

Gönderen: Vigilante Aug 19 2010, 04:44 PM

forum resmi

Artık yazmadan edemeyeceğim, Frank Schatzing'in Sürü adlı eserini internetten edindiğim yorumlardan sonra aldım ve şu an elimden düşüremiyorum. Denizlerde yaşanan bir takım anomaliler ve bunları takip eden bir grup bilim adamının ve doğa severin başından geçenleri anlatan kitap tam anlamıyla bir baş yapıt. Kitabın kapağında dev bütçeli bir film gibi yazıyor ancak ben bunu daha da ileri taşımak istiyorum ve dev bütçeli 5 sezonluk bir dizi gibi demek istiyorum çünkü 700 küsür sayfalık bu romanı tek bir filme sığdırabilmek gerçekten imkansız. Karakter analizleri, atmosfer, aksiyon, bilimsel gerçeklikler, herşey mükemmel. Kesinlikle okumalısınız...

Gönderen: winner13 Jul 4 2013, 05:20 PM

Ruhi Mücerret - Murat menteş
Alper Kamu, Cehennem Çiçeği - Alper Canıgüz
Oğullar ve Rencide Ruhlar - Alper Canıgüz

Powered by Invision Power Board (http://www.invisionboard.com)
© Invision Power Services (http://www.invisionpower.com)