IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

2 Sayfa V  1 2 >  
Reply to this topicStart new topic
> Black Swan (2010)
Funkster
mesaj Dec 25 2010, 09:00 PM
İleti #1


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



forum resmi

YEDİNCİ GEMİ FİLM BİLGİSİ
Black Swan (2010)
Forum resmi
IMDBRT
Yönetmen: Darren Aronofsky
Yazar/Senarist: Mark Heyman, Andres Heinz
Tür: Dram / Gerilim
Konu: Çok yetenekli bir balerin olan Nina annesi Erica ile yaşamaktadır. Oyun yönetmeni Thomas yeni sezonda `Kuğu Gölü`nün baş balerini Beth`yi değiştirmeye karar verir ve ilk tercihi de Nina`dır. Balenin,...
IMDB Notu: 8.9 / 10 (5,096 oy)       Top 250 #: 162
Süre: 108 dakika
Ülke: ABD    Dil: İngilizce   
Ödüller: Altın Küre adayı oldu
Oyuncular: Natalie Portman, Mila Kunis, Vincent Cassel, Barbara Hershey, Winona Ryder

"Hikâyeyi biliyoruz: Bakire küçük kız, saf ve tatlı bir kuğunun bedenine hapsoluyor. Özgürlüğüne kavuşmaya çalışıyor. Ama büyüyü bozabilecek tek şey gerçek aşk. Dileği yakışıklı bir prens tarafından gerçeğe dönüştürülecekken aşkını itiraf edemeden şehvetli kardeş Siyah Kuğu onu kandırıp prensin aklını çeliyor. Mahvolmuş haldeki Beyaz Kuğu bir tepeye tırmanıyor kendini öldürüyor ve özgürlüğünü ölümün kollarında elde ediyor."

The Wrestler sonrası kısa bir aradan sonra Black Swan ile tekrar dönen Darren Aronofsky, salaş Amerikan Güreşi ringlerinden görkemli bale sahnelerine zıplıyor. Bir yönetmen için başlıbaşına bir meydan okuma gibi görünse de, bir izleyici için bu iki film arasındaki ruh ve biçim benzerliklerinin yarattığı patikalara yeniden girmek büyük keyif. Benim için tüm zamanların içine girilmesi en zor filmlerden biri olan Eraserhead’in tuhaf ruh kardeşi olarak gördüğüm 1998 tarihli ilk Aronofsky filmi Pi’den, ardından gelen Requiem For A Dream ve The Fountain’dan aldığım farklı tatların üzerinden geçen her yılın bu filmlere şarap yıllanmışlığı kattığını görüyorum. Aronofsky’nin The Wrestler ile denediği sade dram üslubunun önceki filmlerine olan mesafesi, pek çok hayranı gibi beni de tedirgin etmişti. Ne kadar hayranı da olsanız, bir filmi sevmediyseniz buna yönetmenin o ihtişamlı geçmişi ve markaya dönüşmüş adı bile bir şey yapamaz. (Bkz. David Fincher) Oysa Aronofsky, belki de tam olarak doğru biçimde adlandırılmamış tarzının dışına çıktığını düşündürdüğü The Wrestler anında bile o geçmişe ve isime leke sürdürmemiş bir sinema adamıdır benim gözümde. Çünkü normallik içinde ucubeye dönüşmüş bireylerin uçlarda yaşadıkları hayatlara baktığı üçüncü gözün, bu kez şov amaçlı uçlarda salınan insanî bir yalnızlığa sade bakışı da aynı derecede etkileyicidir. Artık karakterleri ile seyirci arasında yarattığını düşündüğüm kısmî yabancılaşmanın yerini, başrolünün peşinden ayrılmayan aktüel kamera sahiplenmesi almıştır. Bu sahiplenme sadece yönetmenin değil, seyircinindir aynı zamanda. Hatta biraz da dayatmayla onu zorla sahiplenmemizi bekler Aronofsky. Her karede başrolü vardır. Kamerasıyla peşinden yürüdüğü kadar, onun önüne geçip film çektiğini gözüne gözüne sokar adeta. Onu kızdırana, ağlatana kadar üstelik.

Güreş ve bale arasındaki uçurumu birbirine yakın yalınlıkla ele alabilmek, ancak bu iki filmi çekmiş yönetmenin harcı olsa gerek. The Wrestler ve Black Swan sanki unutulmaz bir üçlemenin ilk iki filmi gibiler. Randy ve Nina, sınıfsal farklılıklar yüzünden yolları asla kesişmeyecek iki yılgın karakter olsalar da, onların gerçek yaşamdaki karşılıkları çeşitli figüratif refereanslarla tekvücut olabilir. Tıpkı Randy gibi Nina’nın hayatına da ortasından dahil olup, eksikliklerimizi filmin akışıyla beraber yavaş yavaş tamamlıyoruz. Filmin konusunu uzun uzun anlatmaktan veya karakterleri tanıtıcı yüzeysel cümlelerden pek hoşlanmam. Ama Nina’yı analiz etmek için onu çevreleyen faktörleri bilmek çok önemli. Kendini baleye adamış, bir sosyal ortamı olmadığı için kötü alışkanlığı da olmayan, kendisini yumuşak biçimde disipline etmeye meraklı annesiyle yaşayan Nina, yeni sezonda sahnelenecek Kuğu Gölü Balesi’nde başrol almak için büyük bir çaba ve stres içinde yaşıyor. Aynı zamanda eski bir balerin olan annesi Erica, 28 yaşında Nina’yı doğurmak uğruna kariyerini bırakmak zorunda kaldığı için, tipik bir ebeveyn refleksi olarak Nina’nın zirveye çıkmasını ya da yarım kalan işini tamamlamasını istiyor. Seçimi yapacak olan Thomas Leroy zor ama ne istediğini bilen bir yönetmen. Onun Nina’daki tutku eksikliği üzerine gitmesi Nina için ayrı bir baskı unsuru. Eski kuğu Beth, bir zamanlar sahip olduğu ışıltılı şöhretin Nina’yı aydınlatmasından öfke duyuyor. Gösteri ekibindeki kızlardan biri olan Lily ise Nina için en önemli tehditi oluşturuyor. Her kız gibi onun da bu başrolde gözü var. Nina her ne kadar Beyaz Kuğu’yu canlandırmada hiç problem yaşamıyor olsa da, kilo alabilme ihtimalini dert etmeden çizburger yiyen, speed atan, hareketli gece hayatını seven, o geceyi yeni tanıştığı bir adamla tuvalette veya o adamın evinde bitirebilen bir balerin olan Lily, bu persona ile Siyah Kuğu’ya mükemmel bir uyum sağlıyor.

forum resmi

Bu keskin karakter çerçevesinin tam ortasında başrol oynamak zorunda kalan, ama bir türlü Siyah Kuğu olmayı beceremeyen Nina, halüsinasyonları sayesinde Siyah Nina ile tanışıyor. Asla onun gibi olmayı beceremeyeceğinin endişesiyle kendine psikolojik ve fiziksel zarar vermeye başlaması, içindeki karanlık taraf ile olan mücadelesine bir halka daha ekliyor. Anne, yönetmen, arkadaş zorlamalarına eklenebilecek en acımasız halka da Nina’nın kendisi, daha edebî bir ifadeyle onun bedenine hapsolmuş, çıkmak için uğraş veren Siyah Kuğu oluyor. Bu çıkarımları yapmak, tıpkı The Wrestler’dan kendine has çıkarımlar yapmak kadar kolay. Ancak Black Swan, fiziksel eforun ve ruhsal baskının yıprattığı bu kırılgan kişiliklerin hayata tutunma çabaları yanında, kendi özünü tanıma yolunda zorlu engeller barındıran bir psikolojik gerilim. Andres Heinz’in bir psikolojik gerilimde aranıp bulunmayacak derecede önem taşımayan hikâyesinin basitliği, tam da The Wrestler’ın dramatik basitliğine benziyor. Bu tevazuyu perdeye taşıma işi ise hikâye yazmaya hiç benzemiyor. Aronofsky, senaryosuna katkıda bulunmadığı bu iki filmi o denli içselleştirmeyi başarmış ki, The Wrestler’ın naifliğine Black Swan ile artı bir gerilim katarak bir modern zaman Kuğu Gölü Balesi çekmiş adeta. Bu durum hem anlatım açısından bağımsız, hem de elit açıdan yoğun bir film olarak karşımıza dikiliyor.

Nina’nın gösteri gününün sabahında uyandığı andan, filmin son karesine kadar uzanan yaklaşık 17 dakikalık sürenin anatomisi, ancak koşulsuz bir teslimiyetle yapılabilir. Bu bölüm siyah-beyaz (aynı zamanda iyi-kötü) zıtlığının gelgitlerini müthiş bir tempoda sunduğu kadar, rüya ve gerçek arasında nefes kesen bir iletişim ortaya koyuyor. Aronofsky’nin eşsiz Tchaikovsky estetiğini abartmadan kendi imkânlarıyla sunduğu gösteri sahneleriyle, sahne arkasında yaşananları harmanlanması, filmin bu finalde yarattığı her iki evrenin birbirini disipline etmesini ve birbirine hizmet etmesini sağlıyor. Bir aşk tragedyası olan Kuğu Gölü hikâyesi, Aronofsky’nin ellerinde bir varoluş trajedisine dönüşüyor. Bittikten sonra etkisinin sürmemesi çok zor bir zirve yaratmasının sorumlusu da bu karışım. Sihirli Tchaikovsky notalarının yükselişi, soyunma odasındaki aynanın önemli bir fonksiyon üstlendiği dönüşüm, sonra tekrar sahneye dönüp bambaşka bir duyguya bürünen Kuğu Nina, yine Tchaikovsky, yine Natalie Portman… Tam anlamıyla iki sanatın buluşması. Vincent Cassel ve Barbara Hershey’in ustalıklarıyla içini çok iyi doldurdukları olgunlukları, Mila Kunis’in her sahnesiyle tedirginlik veren alternatif mevzilenmesi, tüm sanatına, zirvesine, duygusuna rağmen mütevaziliğini koruyan filmin önemine önem katmaktalar.

Natalie Portman 13 yaşındayken oynadığı ilk filmi Léon’dan bu yana irili ufaklı pek çok filmde rol aldı. Ama belki de en iyi performansı Black Swan’a ait olacak. Hüzünlü yüzüne, kolayca iniş çıkış yaşayabilen konsantrasyonuna ve saflığını öne çıkarabilen oyununa alışkın sayılırız. En seçkin performanslarını gördüğümüz Léon, Closer ve V For Vendetta’yı bile bana göre geride bırakan bir Nina portresi çizen genç yıldız, rolünün gerektirdiği mesleklerin inceliklerini uygulayan oyuncuların fiziksel değişimlerini yansıttığı gibi, Nina’nın psikolojisini de bu değişime denkleştirmiş. Aronofsky’nin oyuncularını çok zorladığı bilinir. Mickey Rourke’u perişan ettiğini Rourke’un kendisinden defalarca duyduk. Filmde Leroy’un provalarda Nina’ya çektirdiklerinin fazlasını Aronofsky’nin de Portman’a çektirmiş olduğu çok belli. Oyuncunun rolüyle bütünleşmesi gerekliliğini Mickey Rourke-Randy ikilisinin eski günlerine dönme özdeşliğinde görmüştük. Black Swan’da ise kendini canlandıracağı iki kuğuya adayan Nina ile, kendini Nina’ya adayan bir Natalie Portman görüyoruz.Bir oyuncudan güreşçi veya balerin çıkarabilmek için yapılması gerekenleri çok iyi bilen yönetmenin idaresinde Portman’ın içindeki iki farklı kuğuyu çıkarışı çok etkileyici. Kendisiyle beraber yarışa katılacak diğer dört adayın kusurlarını gösterebilecek kadar hem de…Tartışmalı veya tartışmasız, Black Swan yılın en iyilerinden. Çünkü (varolduğu hâlâ tartışılan) çizgisinde oynamalar yaptığında bile filmlerine anlam katabilen Darren Aronofsky’nin filmi…


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
freelast
mesaj Dec 26 2010, 07:05 PM
İleti #2


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Çevirmen
İleti: 658
Katılım: 28-November 08
Üye No.: 5,266



Filmi çok beğendiğimi söylemek isterim. Bence Inception ile birlikte 2010 yılının en iyi filmi... Yalnız kafama takılan bir ayrıntı var. Nina'nın midesinin devamlı bulanması ve kusması sadece stres kaynaklı mıydı?

Bu ileti freelast tarafından Dec 27 2010, 02:37 PM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Kisiliksiz
mesaj Dec 28 2010, 11:59 AM
İleti #3


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 27
Katılım: 5-June 10
Üye No.: 7,657



Gayet basit gözüken konusuna rağmen ürkütmeyi (En azından beni) başaran bir film çıkarılmış. Vücuda dair korku öğeleri, aklıma, David Cronenberg çevrimi olan The Fly filmini getirirken; Karakterin, üstündeki adı konulmamış baskı vesilesi ile şüphelere düşerek ortaya çıkan gerilim ise Roman Polanski yapımı olan Kiracı'yı (Hatta ait olduğu üçlemenin bir diğer filmi olan Rosemary's Baby'yi) getirdi.

Aklıma gelen filmler ile birlikte, aynı onlar gibi kolay, kolay bir benzeri yapılabilecek türde filmlerden değil.

Bu ileti Kisiliksiz tarafından Dec 28 2010, 12:01 PM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Clint Eastwood
mesaj Dec 29 2010, 10:42 PM
İleti #4


Quick on the trigger
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,528
Katılım: 2-August 07
Nereden: Somewhere in Time...
Üye No.: 207



Natalie tamamen beyaz kuğuydu, o narin karakterine kırıldım hatta yer yer. Ama o kırılgan, saf ve kuralcı hissiyatı yüzünden okunuyordu. Daha ilk kareden karakter analizi çıkarırsınız bile, o kadar iyi oynamış. Bir de; Natalie Portman'ın Nina'sını, Repulsion'daki Catherine Deneuve'ın performansına benzettim yer yer.

@freelast
Anoreksik olduğunu düşünmüştüm izlerken.


--------------------
KLASİK FUTBOL

Öyküsü olmayan adam, Bufalo çayırındaki rüzgara benzer...

Moon Station Z

Sinema, edebiyat ve müzik üstüne bir blog.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Funkster
mesaj Dec 30 2010, 01:53 AM
İleti #5


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 2,071
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 6



Akla getirebileceği pekçok film var aslında. Siz söyledikten sonra Polanski taşları bende de oturur gibi oldu sahiden. Zaten psikolojik gerilim dendi mi bu Polanski her taşın altından çıkar. Yalnız beni asıl ürküten, Nina'nın yer yer klişe olarak tâbir edilebilecek halüsinasyonlarının, o zemini çok güzel hazırlayan büyük gösterinin yarattığı stres oldu. Bence Aronofsky'nin isteği de, feci biçimde akşamdan kalma Nina'nın başrole seçildiği o cânım gösteriyi nasıl mahvedeceğini gerilim içinde beklememizdi. Nina ile o kadar yakınlık kurduk ki (fakat bu öyle sıradan bir romantik komedi veya dram kadını ile kurduğumuz yakınlığa pek benzemiyor), film seyirciye de o ateşten gömleği giydirmeyi başardı bana göre.

@freelast
Doğrusunu istersen Nina'nın midesinin bulanması ve kusması benim o kadar dikkatimi çekmedi. Kız neredeyse kendi derisini yüzüyordu stresten. Balerinlerde olduğu kadar mankenlerde, oyuncularda, sporcularda, şarkıcılarda da sıkça rastlanan tipik "büyük gösteri öncesi sendromu" diye kafadan atsak bile olur. Böyle büyük gösteriler öncesinde herkesin gözünün üzerinde olacağı kişinin arenaya çıkmadan önceki birkaç dakikasında kendisini dünyanın en önemsiz insanı hissedebildiğine dair psikolojik veriler mevcut. Bu fikir en sağlamını bile kusturur. smile.gif


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
freelast
mesaj Dec 30 2010, 12:47 PM
İleti #6


Etkin Üye
Group Icon

Grup: Çevirmen
İleti: 658
Katılım: 28-November 08
Üye No.: 5,266



Nina'nın midesinin bulanması ve kusmasının birkaç sahnede özellikle vurgulanması üzerine annesinin, ona hamile kalması sonucu kariyerinin son bulduğunu söylemesi beni derin düşüncelere itti. Ama fazla derinlere indim sanırım. smile.gif
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Clint Eastwood
mesaj Dec 30 2010, 10:57 PM
İleti #7


Quick on the trigger
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,528
Katılım: 2-August 07
Nereden: Somewhere in Time...
Üye No.: 207



Ben de çizburger-patates falan yemiyor ya, bir tür sendrom geliştirdi diye düşünmüştüm. Stres zaten var. Ama hamileliği akıl edemedim smile.gif

Bir de bu parallellik olayını çok seviyorum Aronofsky'nin. Mickey Rourke ile koç'un aynı şekilde kariyer intiharları ve yeniden doğma çabaları da benzer geliyordu meselâ.


--------------------
KLASİK FUTBOL

Öyküsü olmayan adam, Bufalo çayırındaki rüzgara benzer...

Moon Station Z

Sinema, edebiyat ve müzik üstüne bir blog.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
ratasoy
mesaj Jan 23 2011, 09:51 AM
İleti #8


Share is everthing...
***

Grup: Üyeler
İleti: 127
Katılım: 13-December 09
Nereden: Antalya
Üye No.: 6,889



QUOTE
Filmde Leroy’un provalarda Nina’ya çektirdiklerinin fazlasını Aronofsky’nin de Portman’a çektirmiş olduğu çok belli


Öncelikle bu keyifli inceleme için Funkster'a teşekkürler. İncelemeyi okurken yukarıda alıntı yapmış olduğum yorum üzerine biraz düşündüm. Acaba Aronofsky Portman'a çektirirken onun Nina'yı oynaması yerine o karakteri yaşamasına yardımcı olmuş olabilir mi? Aronofsky Portman'ı gerçekten zorladıysa, filmde Portman'ın Nina'yı ayrıca canlandırması gerekmemiş bile diyebiliriz. Yani sonuç olarak söylemek istediğim, yaşadığı bir duyguyu oynamak yerine belki de tekrarlamıştır. Kim bilir? smile.gif

Bu ileti ratasoy tarafından Jan 23 2011, 09:51 AM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz;
şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde...

forum resmi
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
sofie
mesaj Jan 28 2011, 03:34 AM
İleti #9


Yeni Üye
*

Grup: Üyeler
İleti: 7
Katılım: 22-January 11
Üye No.: 8,523



tam anlamiyla muhtesem bir film butun beklentileri karsiladi
zaten bu yonetmenden de bu beklenirdi. butun oyunculuklar insanin agzini acik birakiyor ve natalie oscar i hakediyor


--------------------
film elestirileriWeb Sitem
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Jaiwei
mesaj Jul 2 2011, 11:11 AM
İleti #10


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 32
Katılım: 24-January 10
Üye No.: 7,119



Bence de yılın en iyi filmiydi..
Hollywood son yıllarda gerçek insanlara ait hikayeler anlatmayı o kadar unutmuştu ki..
uçlarda olsa da bir kadının hikayesini izlemek iyi geldi bana...
neden mi kadın diyip duruyorum yukarıda yazılanlardan bir kadının vücudunu korumayı nasıl tutkuyla istediğini ya da buna hissettiği mecburiyeti vücutlarıyla benzer ilişki kurmamış-kurması hiç gerekmemiş erkeklerin pek de anlayamadığını fark ettiğimden..

Sadece balerinler değil gerekli olmayan pek çok iş dalında da kadının fiziki güzellik dayatmasına ve erkeklerin aksine güzelliğe odaklı kısa süren kariyer hayatlarına vurgu da vardı filmde..
bkz artık çalışamayacak,bale tutkusunu öldürmek için kendini yok etmek isteyen eski başbalerin..
hamile kaldığı için meslek hayatı bitmiş anne..
bir balet,sporcu,vsvs erkek çocuk sahibi olmak için asla böyle bir ikilemde kalmak zorunda değil..
kadınlık zor zenaat..

Ninanın işi çok zordu
annenin hayali gerçekleşecek, içinden yönetmenin istediği ateşli Nina çıkacak
cocukluktan beri onu sarmış korkularla yüzleşecek, başarısızlık,sakatlık,beceriksizlik..
o bacaklarının kırıldığını düşündüğü sahneler ne kadar etkileyici idi..
büyük bir travma ve büyük bir sanatcı olabilme dramı..
başarının bedeli tüm hayatı oldu Ninanın..
çok etkileyici bir filmdi..
kızın tüm kabusları film boyu üstümüze üstümüze geldi sonundaki o gösteriyi kaçıracağı duygusuyla bile yüreğimiz ağzımıza geldi..ayaklarımız ağrıdı, o derisini soyarken sanki canım acıdı..
yönetmeni kutlamak lazım..

tüm bunları izlerken de dünyada pek çok kişinin klasik müzik sevmese de sevebileceği o şahane kuğu gölü balesi müziği..
güzel sanatların ender bulunur etkileyici hikayelerindendi siyah kuğu..




User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
denmona
mesaj Aug 15 2011, 10:02 PM
İleti #11


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 12
Katılım: 11-April 08
Üye No.: 2,961



arkadaşlar geçenlerde tesadüfen illuminati ve yeni dünya düzeni konularına sarmıştım nette...dolaşırken dolaşırken yabancı sitelerden birinde bu filmin illuminati özellikleri yer almıştı...ve gerçekçi bir yaklaşım,tabii illuminati yi bilmeyenler için normal akışında seyredilen başarılı bir film gibi gözükse de bu konuyu incelemiş ve bilgilenmiş biri olarak gerçekten illuminati'ye hizmet eden ,onun yolunu ve kavramını,inancını anlatan bir filmdir kendisi...
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Clint Eastwood
mesaj Aug 15 2011, 10:30 PM
İleti #12


Quick on the trigger
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,528
Katılım: 2-August 07
Nereden: Somewhere in Time...
Üye No.: 207



@denmona

Merak ettim, link vermen mümkün mü?


--------------------
KLASİK FUTBOL

Öyküsü olmayan adam, Bufalo çayırındaki rüzgara benzer...

Moon Station Z

Sinema, edebiyat ve müzik üstüne bir blog.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
mezdap
mesaj Aug 16 2011, 01:36 AM
İleti #13


My eyes seek reality...
Group Icon

Grup: Müdavim
İleti: 748
Katılım: 21-August 08
Nereden: ist-rize
Üye No.: 4,428



Evet link isteyenler kervanına ben de katılıyorum.


--------------------
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
denmona
mesaj Aug 16 2011, 12:15 PM
İleti #14


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 12
Katılım: 11-April 08
Üye No.: 2,961



QUOTE(Clint Eastwood @ Aug 15 2011, 11:30 PM) *

@denmona

Merak ettim, link vermen mümkün mü?


tabii ki sevgili ölmez tek aşkım,sinema tarihinin en ayrıcalıklı ve kendine has duruşlu sayılı adamlarından benim için 1. olan canım clint'im easwood'um smile.gif))....
sevgili clint eğer konuyla ilgili hiç bilgin yoksa önce şu linke bir göz at derim,neyi,nasıl değerlendiriyoruz önce onun farkında olman açısından:
MÜZİK ENDÜSTRİSİ DEŞİFRE OLDU BÖLÜM 1 :
http://www.youtube.com/watch?v=SYhmj3_immc...ayer_detailpage
burası ilgini çekerse 2. ve 3. diye gidebilirsin,benim çekmişti,bi hafta bunlara sardım bayaa:))...
uzatmadan bişeyi anlatamam yada öylece susarım,arası yok,huyumdan memnun diilim,bu sebeple özür diliyorum sadede bir türlü gelemediğim için...
şimdi sana direk "black swan" filminin konuyla ilgisini açıklayan linkini veriyorum,burası: http://natalieportman.so-rocks.com/2011/01/16/illuminati-post/#comment-692 ama dediğim gibi konuyla ilgili ön fikir sahibi olursan incelemeyi daha net kavrarsın,yorumlarını merakla bekliyorum,acaba sadece ben mi konuyu çok ciddiye almışım,safsata diicem ama pek te safsata gibi durmuyor,mantık dışı bişii bulamadım açıklanan ilişkilerde...
sevgili mezdap şimdi gördüm sen de istemişsin link,arkadaşlar yorumlarınızı merak ediyorum gerçekten,ben tesadüfen bu illuminatiyle ilk karşılaşmamda feci afallamıştım,sizlerin mevzuya bakışı nasıl olacak acaba,bakalım....

Bu ileti denmona tarafından Aug 16 2011, 12:23 PM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
denmona
mesaj Dec 18 2011, 01:08 AM
İleti #15


Üye
**

Grup: Üyeler
İleti: 12
Katılım: 11-April 08
Üye No.: 2,961



arkadaşlar inceleme fırsatınız oldu mu? yoksa pek ciddiye alınacak bişii diil mi? linklere baktıysanız yorumlarınızı merak ediyorum confused1.gif
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

2 Sayfa V  1 2 >
Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 8th December 2019 - 01:50 AM