IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

 
Reply to this topicStart new topic
> Point Blank (1967), John Boorman'dan ilk renki film-noir
Clint Eastwood
mesaj Sep 25 2011, 05:15 PM
İleti #1


Quick on the trigger
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,528
Katılım: 2-August 07
Nereden: Somewhere in Time...
Üye No.: 207



forum resmi


YEDİNCİ GEMİ FİLM BİLGİSİ
Point Blank (1967)

Dönüşü Olmayan Yol
Forum resmi
IMDBRT
Yönetmen: John Boorman
Yazar/Senarist: Donald E. Westlake, Alexander Jacobs
Tür: Polisiye / Dram / Gerilim
IMDB Notu: 7.4 / 10 (6,233 oy)
RT Notu: 95 / 100
Süre: 92 dakika
Ülke: ABD    Dil: İngilizce   
Oyuncular: Lee Marvin, Angie Dickinson, Keenan Wynn, Carroll O'Connor, Lloyd Bochner


Point Blank (Türkiye'de Dönüşü Olmayan Yol diye vizyona girmiş) entelektüel İngiliz yönetmen John Boorman'ın 1967 yılında çevirdiği bir suç filmi. Birçok kaynağa göre, renkli olarak çekilen ilk kara film. John Boorman'ın The General, Zardoz, Excalibur, Deliverance gibi kaliteli filmlerin de yönetmeni olduğunu belirtmek gerek.

Point Blank bire bir çevirirsek, "boş nokta" anlamına geliyor. Fakat aynı zamanda balistik bilimde, yakından yapılan tabanca atışlarını tanımlamak için de kullanılıyor. John Boorman'ın bu ismi bilerek seçtiği, filmin ikili anlatımıyla da kendini belli ediyor. Film Richard Stark'ın Avcı kitabından uyarlanmış. Aynı senaryonun tonunu ve psikolojik yanını değiştirerek Mel Gibson'un oynadığı Payback adlı bir yeniden çevrimi de yapılmıştı, hatırlarsanız. Tabi Point Black'in aksine, Payback hiç de kara film tonunda değil, daha çok karikatürize edilmiş bir aksiyon filmi kıvamındaydı.

Point Blank'ın farkı psikolojiye yüklenmesi ve daha karanlık bir çerçevede olayları ele alması. Kısaca konusunu şöyle özetleyeyim: Walker (Lee Marvin), yakın dostu ve eşi tarafından bir soyguna sürüklenir, fakat Alcatraz adasındaki bir teslimat sırasında yapılan bu soygunun ardından kazığı yer. Hemen sonra da 93 bin dolarının peşine düşer ve parasını kapan "organizasyon"un tepesine kadar çıkmaya niyetlidir...

Tabi daha filmin ilk 5 dakikası içinde, yakın dostu Mal Reese (John Vernon) ve onunla işi pişiren karısı tarafından vurulup ölüme terk edilen bir Walker var. Burası filmin balistikle ilgili Point Blank kısmı. Yakından bir vuruş, kendinden geçen bir Walker. Oldukça başı dönen, karamsar sahnelerin ardından Walker denize ulaşıp, onca yara içinde kaçıyor ve hemen sonraki sahnede parasını geri almasına yardımcı olacak biriyle buluştuğunu görüyoruz. Bundan sonra bize Lee Marvin'in oldukça ölçülü ama hiç de yabana atılmayacak oyunu, Angie Dickinson'ın güzelliği, Vernon'un hain suratı ve Boorman'ın ince geçişlerini izlemekten başka şeyler de düşüyor.

John Boorman'ın yönetiminin Amerikan film klasiklerinden çok, Goddard ve Truffaut'un stillerine yaklaştığını söylemek yanlış olmaz. (Özellikle gece kulübündeki sahnelere dikkat edin- dövüş anında jazz kulübünün sinema perdesine yansıyan bayan suratları ve bu resimlerin renk paletlerinin yarattığı kontrast müthiş) Fazla konuşmayan, sadece gerekli soruları (tek kelime hâlinde) soran Walker, filmin sonlarına doğru anlaştığı adamla, düşmanlarını yine Alcatraz'da yapılacak bir başka teslimatta iknâ ediyor. Ölenleri kalanları, paçasını kurtaranları açıklmaya gerek yok. Yazının bundan sonrası çözümleme amaçlı. Yani biraz "oyun bozan" içerebilir. (Spoiler kelimesinin türkçe kullanımıyla kişisel alıp veremediğim var)

forum resmi


Filmi çalan hamle son karede saklı. Alcatraz'da yapılan teslimatın ardından kamera yükselir ve önce adanın karşı tarafındaki şehri gösterir. Hemen ardındansa kamera pan yapmaya başladığında Alcatraz adasının ta kendisini görürüz. Eğer Alcatraz karşıdaysa, Walker nerededir? İşte film esas sorusu da bu sanırsam...

Şimdi filmin en başına bir daha dönünce, iş biraz daha anlaşılır hâle geliyor. Filmin daha ilk karesinde iki el ateş sesi duyuluyor ve Walker hücrede yerde yatıyordu. "Hücre. Bir hapishane hücresi. Buraya nasıl geldim?" diyor ve ardından kısa, kesme geçişlerle ilk soygunun arka planını görüyorduk. Tabi bir de Walker'ın uğradığı ihaneti. Walker yine şöyle diyordu. "Bunlar oldu mu gerçekten? Yoksa bir rüya mıydı? Rüya mıydı?"

Şimdi tüm bu bilgiler ışığında filmin tamamını Walker'ın orada gördüğü hayaller olarak okuyabiliriz. Walker o an sızıp kalmış ve şu an hapiste kafayı oynatmış olabilir. Hatta geçişlerden birinde Walker'ın tel örgülerde hareketsiz asılı kaldığı bir sahne vardı. Walker'ın orada öldüğünü dahi varsayabiliriz. Tabi daha sonraki karelerden birinde o Walker, yüzüp karşı tarafa geçiyordu ama işte burası da zaten hikayenin geri kalan kısmını anlatıyordu. Yine bu veri ışığında tüm olanları Walker'ın ölüm-yaşam arasındaki son anlarında beyninde vücut bulan istekleri, arzuları, ah'ları olarak da görebiliriz. Seçim size ait.

Bundan sonrası Walker'ın herkesin peşine düşmesiyle devam ediyor fakat aradaki kareleri yine yakalamanız gerekiyor. Walker bazen eskiden kalma bazı anıları tekrar yaşıyor filmin içinde. Bir an Chris (ki o da eski baldızı ve baş düşmanı Mal'ın şu an ki sevgilisi) yataktayken, sonra yok oluveriyor. Walker çıplakken, giyinik oluveriyor ve daha da sonra Walker'ın başına gelenlerle ilgili geri dönüşçü (flashback diyesim yok) psikolojik kareler görüyoruz. Walker sanki aklında, Mal'ın karısıyla yatmasının intikamını, onun sevdiği kadınla yatarak alıyor. Bir karede Chris, Walker'ın üzerine saldırıyor ve onu tokatlayıp yumruklamaya başlıyordu. Orada Walker bir santim bile gerilemiyor ve fiziksel tepki vermiyordu. "Aslında Chris orada mıydı gerçekten?" Yine bir karede Walker'ın duygusal olarak meylettiği Chris, "benim soyadım ne" diye soruyordu, Walker ise "benim adım ne asıl?" diye cevaplıyordu. Ayrıca Yost (Walker'ın işbirlikçisi) Alcatraz'dan nasıl kaçtığını Walker'e sormuş ama Walker buna başka sorularla karşılık vermişti.

Boorman Point Black'te psikolojik bir kara film kuruyor (sayko-noir desek mi?) ve içine bilmeceler yerleştiriyor. Yabancılaşmayı kullanıyor, yine filmin çeşitli yerlerine garip sekanslar ekliyor ve işte tüm bunlar da Point Blank'ın yazının başından bahsettiğimiz ilk anlamını, boş noktayı oluşturuyor. Bunun yanı sıra, Fight Club, The Machinist, Jacob's Ladder ve Blood Simple gibi birçok filme de bir sayko-noir öncüsü olarak ilham veriyor. Yine senaryo üzerinde oynamalar ve konsept değişiklikleriyle Payback ve Ringo Lam'ın Hong Kong usulü aksiyonu "Full Contact" (Chow Yun Fat oynuyordu) filmlerine de ilhamdan ötesini vermiştir ama onlardan çok daha ileride olduğunu söylemeye gerek duymuyorum.

Bu ileti Clint Eastwood tarafından Sep 25 2011, 05:22 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
KLASİK FUTBOL

Öyküsü olmayan adam, Bufalo çayırındaki rüzgara benzer...

Moon Station Z

Sinema, edebiyat ve müzik üstüne bir blog.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
2 kullanıcı bu başlığı okuyor (2 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 11th December 2019 - 04:28 AM