IPB

Hoşgeldin Misafir ( Giriş | Kayıt Ol )


Yedinci Gemi Çevirmenlerinden Son Filmler
Manchester by the Sea Posteri Split Posteri Rogue One Posteri Lion Posteri Fantastic Beasts and Where to Find Them Posteri John Wick: Chapter 2 Posteri Assassin's Creed Posteri

2 Sayfa V  1 2 >  
Reply to this topicStart new topic
> Türk Dil Kurumuna nazarıitibar kaç yazar?
t-becks
mesaj Nov 15 2008, 09:54 PM
İleti #1


...geç kalmış bir hayat onunkisi.
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 521
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 11



Hem meslek gereği hem hobi gereği dille, dolayısıyla sözlüklerle fazlasıyla haşır neşir biri olarak bir yanda toplu takip eden bir sözlük, diğer yanda toplumun kendisini takip etmesini isteyen bir sözlük; bir yanda tüm gerekleri yerine getiren bir sözlük, diğer yanda tutarsızlıkları gırla giden, keyfi uygulamalarda bulunan bir sözlük görmeye gönlüm razı gelmiyor. Evet, bahsettiğim olumsuzlukları üzerinde toplayan ne yazık ki Türk Dil Kurumunun hazırladığı "Güncel Türkçe Sözlük".

Geniş ölçüde mezun kılınan bir kurumun böylesine basiretsiz davranması havsalama sığmıyor. İyi niyetlerinden zerre kadar şüphe duymuyorum, fakat iyi niyetle yürümüyor bazı işler. Daha iyi olsun derken aldığı kararların ekseriyetle hatalı çıkması bu kurumun başarısızlığının göstergesidir.

Hala devam ediyor mu bilmiyorum, Kurum Başkanı çarşambaları 30-45 dakikalığına TRT3'te bir programa çıkıyordu. Bilgisinin su götürmez olmasına karşın bazı zaman o denli şeyler zikrediyordu ki ekran karşısında dehşet içerisinde kalıyordum.

"Çay içer miydiniz?" tarzındaki ifadelerin anlatım bozukluğu olduğundan dem vurmuştu bir seferinde. O an söz konusu olduğu halde geçmiş zaman kipinin kullanılmasıymış sebep. "Bugün nasılız?" tarzındaki ifadelerin de anlatım bozukluğu barındırdığını belirtmişti. Karşımızdaki kişinin düşüncelerini rica buyurduğumuz için kendimizi de dahil etmemiz hatalıymış. Anladığım kadarıyla Başkanımız üslupta nezaket, samimiyet gibi şeyler duymamış olacak ki işi yalnızca fiziksel boyuta taşımış.

Dilimizdeki gidişatı tedirginlikle takip etmekle beraber durumu düzeltebilecek kişinin yine TDK olduğunu düşünüyorum. Ama bu zihniyetle hareket etmeyi sürdürmesi durumunda kurtarıcı üniforması üzerine bol gelecek gibi gözüküyor.

Son karşılaştıklarımla birlikte benim bardak taşınca kendilerine aşağıdaki yazıyı gönderdim. Gelecek yanıtı -gelirse eğer tabii- merakla bekliyorum.

QUOTE
Sayın Bay/Bayan,

Türk dilini geliştirmek adına göstermiş olduğunuz iyi niyetli çabalarınızdan ötürü teşekkürlerimi sunuyorum. Yayınlarınızdan ziyadesiyle yararlanan biri olarak getireceğim eleştirileri umuyorum yapıcı olarak kabul edersiniz. İhtisas alanım Türkçe dilinden ziyade İngilizce dili olması hasebiyle icap ettiği ölçüde bu dilden örnekler vererek ve iki dil arasında kıyaslama yaparak meramımı anlatmaya gayret edeceğim.

Sizin de takdir edeceğiniz üzere sözlük hazırlamanın belirli kıstasları mevcuttur. Bunların en başında geleni de sözcüklerin, tabirlerin, deyişlerin vs.nin mümkün mertebe en yalın ve anlaşılır olacak ve olağan anlamlarını barındıracak biçimde açıklanması gerekliliğidir. Öyle ki Türkçeyi yeni öğrenme aşamasında olanlar da esas anlamı yakalayabilmelidir.

Bu noktada, Güncel Türkçe Sözlük’ten bir örneğe yer vermek istiyorum.

QUOTE
potansiyel
sıfat Fransızca potentiel
1 . Gizil.
2 . isim, fizik Gizil güç.

Bu haliyle bu tanım gayet açık sebepten ötürü hiçbir şey ifade etmemektedir. Çünkü bırakın bir yabancıyı, anadili olarak Türkçeyi benimsemiş kişiler dahi ilk aşamada “gizil” sözcüğünün ne anlama geldiğini öğrenmek isteyecek ve hiç olmaması gerektiği halde fazladan bir arama daha yapacaktır. Öte yandan, aynı sözcük Longman Güncel İngilizce Sözlük’ünde “bir şeyin belli bir yönde gelişme veya belli bir etkiye/tesire sahip olma ihtimâli” olarak tanımlanmış, eş anlamlısıyla geçiştirilmemiş, başkaca bir zor kelimeyle açıklanmamış. “sütbaba” için sözlükte “sütannenin kocası” dendiğinden gidip bir de “sütanne”nin ne manaya geldiğine bakmak durumunda kalınıyor.

Bir diğeri ise döngüsellik olarak adlandırılan husustur. Maalesef sözlüğünüzde buna çok ama çok sıklıkla karşılaşılıyor. Sözlüğünüz genel itibarıyla adeta bir “eş anlamlı kelimeler sözlüğü” gibi davranmaktadır. Örneklendirmek gerekirse, “hanende” kelimesinin anlamını öğrenmeye kalktığımda “şarkıcı” karşılığını alıyorum, aynı şekilde “muganni” kelimesinin anlamını öğrenmeye kalktığımda da “şarkıcı” karşılığını alıyorum. Bu durumda mevzuya tamamen yabancı biri olarak “hanende” ve “muganni” kelimelerinin arasındaki farkı anlamamakla kalmayıp tamamen aynı anlama geldikleri sonucuna varıyorum. Halbuki aralarındaki muhtemel farkın kesin çizgilerle çizilmesi gerektiği kanısındayım. “Tanrı” ile “Allah” sözcükleri sözcüklerin psikolojik anlamlar da ihtiva ettiğinin gözler önünde serilmesi noktasında yerinde birer örnek oluşturacaktır. Aynı şekilde, “haşmet” kelimesinin ne anlama geldiğini görmek için arama yaptığımda karşıma “görkem” tanımı çıkıyor, orada da “gösteriş, debdebe, ihtişam, tantana, haşmet, şatafat, şaşaa” olmak üzere daha birçok kelime sıralanmış. Bu gibi farkları öğrenmek için başlıca kaynağım başka yerler değil, Güncel Türkçe Sözlük olmalı diye düşünüyorum.

QUOTE
muharebe
isim, askerlik (muha:rebe) Arapça mu§¥rebe
1 . Savaşın bölümlerinden biri

Bu tanım kaçınılmaz bir biçimde "tamam da savaşın hangi bölümü?" sorusunu akla getiriyor. Bu da belirsizlik kıstasının göz ardı edildiğini ortaya koyuyor. Daha net bir tanıma yer verilmesinin gerektiği aşikar.

“hurafe” kelimesi sözlükte “dine sonradan girmiş yanlış inanç” olarak tanımlanmış. Şahsi düşüncem, bir diğer kıstas olan anlam daraltmasından kaçınma hususunun bu noktada çiğnenmiş olduğudur. Pek çok kişinin demokrasi anlayışını safi hurafe olarak kabul ettiğine şahit olmaktayız. Nitekim buradan da anlaşılacağı üzere yalnızca dinle ilintili bir anlam içermemektedir. Tanımda anlamı genişletmekten de ha keza imtina edilmelidir. “Her kıza potansiyel sevgili gözüyle bakmak da ne demek oluyormuş?” cümlesinden anlaşıldığı gibi “potansiyel” kelimesi bazı durumlarda “müstakbel” anlamında kullanılmaktadır.

“bildiri” sözcüğü için yapılan “Resmî bir makam, kurum veya resmî olmayan bir örgüt, topluluk tarafından herhangi bir durumu ilgililere duyurmak için yazılan yazı, tebliğ, deklarasyon, manifesto” tanımlaması hiçbir karışıklığa mahal vermeden, hiçbir kıstası atlamadan yapılmış mükemmel bir tanımlamadır. Ancak tebliğ, deklarasyon ve manifesto kelimeleriyle olan muhtemel fark söz konusu kelimelerin tanımlarında ayrıca belirtilmelidir. Gerçi naçizane düşünceme göre “Resmî bir makam, kurum veya resmî olmayan bir örgüt, topluluk tarafından herhangi bir durumu ilgililere duyurmak için yazılan yazı [= tebliğ, deklarasyon, manifesto]” çok daha yerinde bir gösterim olacaktır, tabii tebliğ, deklarasyon ve manifesto kelimelerinin bildiri kelimesinin tam eş anlamlısı olduğunu varsayacak olur isek.

Şahsen sorun olarak addettiğim bir diğer mesele de tanımların altında verilen örnek cümlelere ilişkin. Bunların illa ki yazarlardan yapılan alıntıların olmaması gerektiği inancındayım. Başkaca birçok kaynakta amaca gayet uygun birçok cümleye rastlamak mümkün. Verilen örnekte “Sade biraz terelellidir ama ziyanı yok.” cümlesinden “terellelli” sözcüğünün ne anlatmak istediğini kestirmek güç olduğu gibi bunu başka herhangi bir kelimeyle değiştirmek olası şu durumda. Kaldı ki kelimenin tanımındaki “hoppa” kelimesi de söz konusu kelimeden daha fazla anlaşılır olmadığından ilk başta bahsettiğim “en yalın ve anlaşılır dil”den uzak bir tanımlama tercih edilmiş. Yine aynı mantıkla “Bilhassa kadınlar arasında hurafeye inanç fazla buralarda.” cümlesinde “hurafe” sözcüğünün yerine başka herhangi bir kelime getirilebilir. Bundan hareketle de bunların pek de uygun örnekler olmadığını söyleyebiliriz. Örnek cümlenin belli bir zümreye yönelik olumsuz çağrışımlar yaptığı da ayrı bir tartışma konusudur.

Sözcüklerin -bilhassa mastar yapıdakilerin- tanımlanmasında belirli bir kalıp kullanma ısrarı sebebiyle zaman zaman, tabiri caizse, “ben var seni sevmek” tarzındaki Geronimo Türkçesi kullanmak durumunda kalınıyor. Bundan kurtulmak adına başka bir üsluba başvurabilir diye tahmin ediyorum. “zor gelmek” ifadesini tanımlamak için kullanılan “bir işin yapılması birine güç gelmek” tanımı, “perte çıkmak” ifadesini tanımlamak için kullanılan “taşıt hurdaya çıkmak” olarak tanımı ve “majesteleri” ifadesini tanımlamak için kullanılan “devlet başkanlarına bir seslenme sözü” tanımındaki anlatım bozuklukları sizin de dikkatinizden kaçmamıştır zannediyorum. Sırasıyla “mastar bir işin yapılması birine güç gelmesi”, “(taşıt) hurdaya çıkmak” ve “devlet başkanlarına yönelik kullanılan bir seslenme sözü” olması halinde tanımlar biraz daha Türkçe tadı verecektir.

Bundan öteki eleştirilerim teknik konulara ve genel ağda kullanıma sunulan Güncel Türkçe Sözlük’ün daha etkin kullanılabilmesine yönelik olacaktır. Örnek vererek açıklama gerekirse, “binaenaleyh” kelimesinin doğru yazılışını evvelinde bilmiyorsam sözlükte buna ulaşmam neredeyse imkansız bir hale geliyor. Zira “binanaleyh” yazsam da, “binaleyh” yazsam da, “binaenaley” yazsam da “~ sözü bulunamadı.” ikazını alıyorum. Olay işte bu noktada tam bir işkenceye dönüyor. Kurum başkanının ifadesiyle, “bilmediğimiz kelimeye bir kere” dahi bakamıyoruz. Oysa ki c/ç, g/ğ, ı/i, o/ö, s/ş, u/ü ayrımı gözeten uygulama diğer her sözcük için tercih edilmeli ve herhangi bir kelime arandığında “Bunu mu kastettiniz?” temelinde alternatif sözcükler sunulmalıdır.

Kesme işareti barındıran sözlerde an itibarıyla ve uzun bir süredir tanıma ulaşamama sorunu yaşanmakta. “Allah” sözcüğünün içeren ifadeler denenerek bu sorun görülebilir.

Yazılışında parantez işareti tercih edilen ifadelere ulaşmak büyük bir sıkıntı teşkil ediyor. Örnekleri çoğaltmak mümkün, fakat söz gelimi “tabiri caizse” ifadesine ulaşmak için ne “tabiri caizse” yazmak ne de “tabir caizse” yazmak yeterli oluyor. Çünkü hedef ifade “tabiri (veya tabir) caizse” olarak girildiğinden tanıma ulaşmak için bin dereden su getirmek gerekiyor. Halbuki “acaba ne şekilde yazılmış” diye mantık yürütmek zorunda kalmak yerine her iki arama şekliyle de sonuca ulaşılabilmeli bana kalırsa. Tercih edilen yazılışın “tabiri (veya tabir) caizse” olduğunu tahmin etmenin imkansızlığını sizler de takdir edersiniz.

QUOTE
potansiyel
sıfat Fransızca potentiel
1 . Gizil.
2 . isim, fizik Gizil güç.

“sıfat” ana başlığında tanımlanan kelime 2. maddede isim olarak verilmiş ve fizik dalında kullanıldığına dair tanımda anlam daraltılmasına gidilmiş. “Bu çocukta büyük bir şarkıcı potansiyeli var.” cümlesinde “potansiyel” kelimesinin fizikle bağlantılı kullanılmadığı ortadadır. Ayrıca

potansiyel¹ isim
potansiyel² sıfat

şeklinde girdilerin kullanılması biçimsel ve olası anlamsal karışıklığın önüne geçecektir.

Değinmek istediğim bir diğer konu ise Türk Dil Kurumunun kelimelerin yazılışlarına yönelik sürekli değişikliğine gitmesine ve sözlükten bazı sözleri çıkarmasına dair. İki üç sene öncesine kadar doğru yazılış “beysbol” olarak önerilirken şimdi “beyzbol”, “deli fişek” olarak önerilirken şimdi “delifişek” tercih ediliyor. Geçen zaman zarfında ne değişti de artık kelimelerin yeni yazılışları benimsendi? Bu gibi vakalar hem Türk Dil Kurumunun güvenilirliğini sarsmakta hem de böyle bir kurum bile kendi içerisinde tutarsız davranırken halkın arasında bir standart yakalanmasının olanaksızlığına sebebiyet vermekte. Yine birkaç sene öncesine kadar “ayrıyeten” kelimesi sözlükte yer alırken şimdi sözlükten çıkarılmış. Gerekçe olarak da kök ve ekin farklı dillerden olması gibi temelsiz bir açıklama öne sürülüyor. Dillerin doğasında olan diller arası etkileşim unsuru tamamen hiçe sayıldığını görmek üzüntü verici. İhtiyaç duyulursa bu konuda örnekler verebileceğim İngilizce, Fransızca, Almanca, İspanyolca ve İtalyanca gerek kendi aralarında gerekse Latince kökenli kelimelerle birleşerek bu tip sözcükler oluşturmuştur. Kısa bir süre öncesine kadar sözlükte mevcut olan “binaen” kelimesinin şu an esamesi okunmuyor.

Halk ağzında yer edinmiş “yarmak” sözünün “aşırı derecede güldürmek” anlamı, dehşetengiz sözünün kendisi, “korkak” anlamı taşıyan “tırsak” sözü ve bunlar gibi daha pek çok örneğin güncel olduğunu iddia eden “Güncel Türkçe Sözlük”te bulunmamasını ben hiçbir surette izah edemiyorum.

Basketbol, voleybol, hentbol gibi oyun isimleri için yakın zamanda getirilen karşılıklar hakkında biraz söz etmek istiyorum. Bu karşılıklar hem Türkçe açısından hem de çeviri açısından ciddi sorunlar barındırmakta. Art arda sıraladığımızda bile biçimlerdeki tutarsızlık dikkati çekiyor: sepet topu, uçan top, el topu. Bunların birer terim olduğunu düşünecek olursak her birinin kesinlikle aynı morfemi içermesi doğru olanıdır. Yine birer terim olduklarını düşünecek olursak tamamlanan eki yerine sıfır morfem (zero morpheme) tercihi daha amaca yönelik olacaktır. Hem böylelikle sepet topu ve el topu gibi kulak tırmalayan hantal ifadelerden kurtuluruz. Takdir edeceğiniz gibi pratik kullanım terimlerin doğasındadır. Bu vesileyle sepettop, uçantop, eltop ifadeleri Türkçe kullanımı bağlamında şahsi fikrime göre daha derli toplu durmakta. Üstelik “Tenise benzeyen ve bir tür tüylü topla oynanan oyun.” şeklinde tanımlanan “tüytop” kelimesi de sizin sözlüğünüzde yer almaktadır. Öte yandan, basketbol oyununda “sepet” olarak tabir edilen hiçbir kavram söz konusu değildir. Türkçeye yerleşmiş ifade “çember”dir. Aynı şekilde, “Havadan gelen topa, futbolda sıçrayarak ayağın üstüyle vurma.” olarak tanımladığınız “vole” kelimesindeki manayı “uçan” sözü ne kadar karşılamaktadır? Bunlar bir kenara, çocuklukta kimsenin oynamadan geçmediği yakantop/yakartop oyununun tanımına sözlüğünüzde yer verilmemişken artık toplumda herkesçe kanıksanmış kelimelere eski köye yeni adet yaklaşımıyla yeni karşılıklar getirmek abesle uğraşmak değil midir?

Son olarak, katki@tdk.org.tr adresine yapılan katkıların değerlendirmeye alınıp alınmadığını öğrenmenin bir yolu var mıdır merak ediyorum. Zira bu adrese gönderdiğim son birkaç e-postaya ne karşılık alabildim ne de söz konusu konulara yönelik gereken yapıldı.

Uzun lafın kısası, gayretinizi takdir etmekle birlikte yapılacakların layıkıyla yapılmadığı düşüncesindeyim. Halk arasında konuşulan dilden kopuk olmayıp onu daha yakından takip eden, sözlük hazırlama kriterlerini gözeten, teknik bakımdan kullanımı kolay ve teşvik edici olan, Türk diliyle yakından veya uzaktan alakası bulunan herkesin faydalanabileceği bir Türkçe sözlük herkesi yararınadır, herkesin özlemini çektiği bir şeydir. Umuyorum bizleri böyle bir sözlükten mahrum bırakmazsınız.

Saygılarımla,
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
ggecim
mesaj Nov 16 2008, 12:01 AM
İleti #2


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 878
Katılım: 5-October 07
Nereden: İstanbul
Üye No.: 479



Mükemmel bir yazı yazmışınız t-becks.Gerçekten bir çok kez, düşünüp düşünüp anlam veremediğim durumları gayet anlaşılır anlatmışınız, ellerinize sağlık. Umarım onlar de anlayabilirler. confused1.gif
Yalnız ' "Bugün nasılız?" diye sorulan bir soru, nezaket gereği dahi olsa anlatım bozukluğu barındırır. Nasılsınız demek daha uygundur.' cümlesini bir çok edebiyat ve dil uzmanından da duyabilirsiniz. Bunu belirtmek istedim.


--------------------
Ömrümüzden bir gün daha geçti,
Dereden akan su ovada esen yel gibi
İki gün var ki dünyada, bence ha var ha yok
Gelmeyen gün bir
geçip giden gün iki
- Ömer Hayyam


User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Clint Eastwood
mesaj Nov 16 2008, 05:38 AM
İleti #3


Quick on the trigger
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,528
Katılım: 2-August 07
Nereden: Somewhere in Time...
Üye No.: 207



TDK benim için maalesef sadece boş CD markasıdır. Dediğiniz örnekler çok sıkça görülüyor, dili çekip çeviren bir kurumun olması elzem ama bu yapısıyla TDK olacaksa, o biraz zor.

"Bugün nasılız?" şeklen anlatım bozukluğu barındırıyor olabilir, ama dilde kabul görmüş bir kelimedir, dahası nezaket barındırır, dili yozlaştıracak bir kurulum da değildir. O yüzden dil dinamik, yaşayan bir olgu olduğuna göre, ufak evrilmelere karşı koymamak da gerek.


--------------------
KLASİK FUTBOL

Öyküsü olmayan adam, Bufalo çayırındaki rüzgara benzer...

Moon Station Z

Sinema, edebiyat ve müzik üstüne bir blog.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
t-becks
mesaj Nov 16 2008, 12:30 PM
İleti #4


...geç kalmış bir hayat onunkisi.
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 521
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 11



Kişisel görüşlerimle harmanlanmış olsa da bunlar kabul görmüş hususlardır. O yüzden anlamalarını ümit ediyorum. Anlamamakta ısrarcı davranırlarsa şayet işi taciz boyutuna vardıracağım. Her türlü yetkiyle donatılmış bir kurumdan ben aşağıdaki gibi bir sözlük bekliyorum.

QUOTE(The Longman Dictionary of Contemporary English Online)

10 the man spoken
a ) used to talk about a man you dislike, a man who has done something stupid etc:
Don't listen to him - the man's a complete idiot.
b ) The Man American English old-fashioned someone who has authority over you, especially a police officer

11 somebody's your man spoken used to say that a particular man is the best person for a job, situation etc:
If you need repairs done in the house, Brian's your man.

12 you da man! , you're the man! American English spoken used to praise someone for having done something well

13 our man spoken used by the police to refer to a man that they are watching or trying to find, especially because they think he is responsible for a crime:
Gareth couldn't possibly be our man. He couldn't possibly be a murderer.
Perhaps our man parked his car at the station and took the train.

12'inci maddeye dikkatiniz çekmek istiyorum. Sözlük hem "you're the man!" ifadesini hem de "you da man!" ifadesini kabul etmiş. Kalkıp da "ikincisi çok sokak ağzı" diyerek burun kıvırmamış. Yanında bunun konuşma diline özgü olduğunu belirtmiş. Her sözcüğün kullanım alanı en ufak ayrıntısına kadar verilmiş. Üstüne üstlük anlaşılmasında güçlük çekilecek her tanımı örnek cümlelerle desteklemiş. Üstelik bunlar "Ben hurafe gördüm." tarzında manasız cümleler de değil.

"gülmek" sözcüğünün altında ben bu sözcüğün geçtiği tüm deyişleri, kalıpları, ifadeleri vs. bulabilmeliyim. Bulabiliyor muyum? Yok!

QUOTE
Atasözü, deyim ve birleşik fiiller

gülerim! (veya güleyim bari!) gülerken ısırmak güler misin, ağlar mısın! gülme komşuna, gelir başına
gülmekten kırılmak (veya katılmak) gülüp geçmek gülüp oynamak (veya söylemek)

Birleşik Sözler

güle güle güle oynaya yüze gülücü

Tanımlananların hepsi bu. İyi öyleyse, "gevrek gevrek gülmek" şeklinde arayayım bari diyorum. Tanıma ulaşabiliyorum. Mantıken aynısını "kıs kıs gülmek" için de yapınca "kıs kıs gülmek sözü bulunamadı." Tanımlanan ifadelere ulaşma biçimi ise ayrı bir komedi. "güleyim bari" şeklinde arama yaptığımızda sonuç alamıyoruz, mutlaka "gülerim! (veya güleyim bari!)" şekline arama yapmak durumundayız. TDK bizi düşünüyor, müneccimlik yanımızın kuvvetlenmesini istiyor.

Anlatım bozukluğu meselesinde Clint Eastwood ile aynı düşüncedeyim. Bir niyet çerçevesinde bir amaca hizmet ettiğine göre bunda anlatım bozukluğu olmamalı kanısına varıyorum devamlı. Her iki ifadede de ne yanlış sözcük seçimi ne gereksiz sözcük kullanımı ne de dil bilgisi yanlışı söz konusu. Başkanın açıklamasından da sorunun düşünce yanlışından ileri geldiği anlaşılıyor. Fakat düşünce yanlışına farkında olmadan düşülür. Bu durum bu iki ifade için geçerli değilmiş gibi geliyor bana.

QUOTE(Anlatım Bozuklukları @ Yard Doç.Dr. HÜLYA PİLANCI, Anadolu Üniversitesi)
• Otomobilin bagajından bir kamyon dolusu silah çıktı.
(Otomobilin bagajına bir kamyon dolusu silah sığmaz.)
• Aşağıya indiğimizde arabamızı çalınmış olarak bulduk.
(Araba ya vardır ya da yoktur. Çalınmış olarak bulunamaz.)
• Bir koltukta ölü olarak uyanmak istemiyorum.
(Öldükten sonra uyanmak mümkün değildir.)
• Bu yılki salgın hastalıkta hayvan ölümü sayısı 275 olarak gerçekleşti.
(275 sayısı, hayvan ölümü sayısı değil, ölen hayvan sayısıdır.)
• Bütün bildiklerimi ve bilmediklerimi oğluma öğretmek istiyorum.
(Bildiklerimizi öğretebiliriz ama bilmediklerimizi öğretemeyiz.)
• Bugün yapılan antrenmanda iki futbolcu arasında sözlü bir tartışma geçti.
(Antrenman sırasında, futbolcular arasında elbette sözlü tartışma yapılacaktır. O anda yazılı bir tartışma olamaz.)
• İlk kez gerçekleşen gösteriye katılım rekor düzeydeydi.
(İlk kez yapılan bir gösteriye gelen izleyici sayısının, rekor düzeyde olup olmadığı bilinemez.)

QUOTE
Örnek:

Önümüzdeki haftanın önemli programlarından bazılarını sizlere hatırlatmaya çalıştık.
Önümüzdeki haftanın önemli programlarından bazılarını sizlere tanıtmaya çalıştık.

Önlem alınmazsa bu hastalık ölüme, hatta kısmi felce neden olabilir.
Önlem alınmazsa bu hastalık kısmi felce, hatta ölüme neden olabilir.

Son turda atlet, arkasındaki yarışçıyı bir hamlede geçti.
Son turda atlet, önündeki yarışçıyı bir hamlede geçti.

Ben her iki ifadeyi de bu başlıkların altına bir türlü sokamadım. Herhalde benim mantığım yanlış çalışıyor.

QUOTE
Sözcüklerin -bilhassa mastar yapıdakilerin- tanımlanmasında belirli bir kalıp kullanma ısrarı sebebiyle zaman zaman, tabiri caizse, “ben var seni sevmek” tarzındaki Geronimo Türkçesi kullanmak durumunda kalınıyor. Bundan kurtulmak adına başka bir üsluba başvurabilir diye tahmin ediyorum. “zor gelmek” ifadesini tanımlamak için kullanılan “bir işin yapılması birine güç gelmek” tanımı, “perte çıkmak” ifadesini tanımlamak için kullanılan “taşıt hurdaya çıkmak” olarak tanımı ve “majesteleri” ifadesini tanımlamak için kullanılan “devlet başkanlarına bir seslenme sözü” tanımındaki anlatım bozuklukları sizin de dikkatinizden kaçmamıştır zannediyorum.

Ama her hâlükârda (Bunun bu şekilde yazıldığını bilmiyorsanız tanımına ulaşamıyorsunuz. Ben zaten bu kelimeyi yazabiliyorsam sözlükle ne işim olur ki?) “bir işin yapılması birine güç gelmek”, “taşıt hurdaya çıkmak” ve “devlet başkanlarına bir seslenme sözü” cümlelerinden daha fazla anlatım bozukluğu içermemektedirler.

Bu ileti t-becks tarafından Dec 6 2008, 02:20 PM yeniden düzenlenmiştir.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Clint Eastwood
mesaj Nov 16 2008, 04:56 PM
İleti #5


Quick on the trigger
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 1,528
Katılım: 2-August 07
Nereden: Somewhere in Time...
Üye No.: 207



QUOTE
• Bugün yapılan antrenmanda iki futbolcu arasında sözlü bir tartışma geçti.
(Antrenman sırasında, futbolcular arasında elbette sözlü tartışma yapılacaktır. O anda yazılı bir tartışma olamaz.)


Çok tek düze düşündükleri burada belli ediyor kendini. Hemen sözlünün karşıtı yazılıyı düşünmüşler. Halbuki, "itişip kakışmalı" bir tartışma geçebilirdi. Bunu yazmak için elli saat, "tartışma yumrukların konuştuğu kavgaya dönüştü" diyemeyiz. Kaldı ki "yumruk konuşmaz" da der bu TDK. Halkın genel kabulüne de değer verilmeli kısacası.

Bu ileti Clint Eastwood tarafından Nov 16 2008, 04:57 PM yeniden düzenlenmiştir.


--------------------
KLASİK FUTBOL

Öyküsü olmayan adam, Bufalo çayırındaki rüzgara benzer...

Moon Station Z

Sinema, edebiyat ve müzik üstüne bir blog.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Lancelot
mesaj Nov 16 2008, 06:12 PM
İleti #6


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 106
Katılım: 12-January 08
Nereden: Symrna
Üye No.: 1,211



1980 Sonrası TDK dan hayır geldiği ne zaman görülmüş ki ? Elinize sağlık güzel bir çalışma
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
skyser
mesaj Nov 16 2008, 06:42 PM
İleti #7


Yine yeni yeniden
Group Icon

Grup: Çevirmen
İleti: 637
Katılım: 10-June 07
Üye No.: 43



Türk Dil Kurumu'nun artık Türk Dili'ni temsil etmediği anlaşılmalı. Zaten t-becks'in verdiği örnekler de bunu gösteriyor. TDK'nin özerkliğinin yok edilip, Mustafa Kemal Atatürk'ün vasiyetnamesinin çiğnenmesinden sonra kurulan Dil Derneği'nin sözlüğü, bu açıdan bir umut ışığı. Herkesin evine almasını öneririm.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
t-becks
mesaj Dec 6 2008, 02:35 PM
İleti #8


...geç kalmış bir hayat onunkisi.
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 521
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 11



Türk Dil Kurumundan 5 Aralık tarihinde aşağıdaki yanıt gelmiş. Belirttiğim noktalar gerçekten değerlendirmeye alınırsa sözlüğün baştan aşağı yenilenmesi gerekecek bu durumda. Verdikleri yanıtta sezdiğim geçiştirmeyi umuyorum çalışmalarında göstermezler. Gelişmeleri yakından takip edeceğim.

QUOTE(TDK)
Öneriniz ilgili kurullarda değerlendirilecektir.

Dilimiz Türkçeye ve Kurumumuza gösterdiğiniz ilgiye teşekkür ederiz.

TÜRK DİL KURUMU
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
hayyam
mesaj Feb 3 2009, 02:54 AM
İleti #9


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 170
Katılım: 5-May 08
Üye No.: 3,393



Stalin, "Dilde devrim olmaz. Rusça, Rus köylüsünün konuştuğu dildir." diye zamanında hoş bir laf etmiş. Ama bizde bilmem kaç yüzyıllık kültür birikimini bir gecede silmek devrim sayılıyor. TDK'nın dil faşizmine tepkimi/garezimi dile getirmek ve uydurdukları kelimelerin neden "uyduruk" olduğunu göstermek için Sevan Nişanyan'ın şu hoş yazısını iktibas etmek istiyorum:

QUOTE
Türkiye’de “dil gurusu” sayılmanın temel şartıdır, Türkçeye gâvurdan sızan kelimeleri ayıplayacaksın, “getti dilimiz elden gettiii” diye dövüneceksin, dükkân tabelalarına the yazdılar diye kanlı gözyaşları dökeceksin. Bizim de adımız dilbaza çıktı ya, otomatikman öyle olduğumu varsayıyorlar. Kötü mihrakların dilimize musallat ettiği “insert etmek, start almak” gibi sözcükleri ne zaman kahredeceksin diye ikide bir soruyorlar. Neymiş? Bu deyimler “Türkçe düşünmenin önünü tıkıyormuş”. Yabancı kelimelere Türkçe karşılıklar bulabilirsek elbette Türkçede bir canlanma olacakmış.

İtiraf edeyim, insert etmek, start almak gibi deyimlerin Türkçe düşünmenin önünü tıkadığına zerrece inanmıyorum. Aksine özdeş, özdek, özek, özelge, özerk, özet, özgeci, özgü, özgül, özgüleme, özgün, özlük, özne, özünlü gibi kelimelerin elli yıl boyunca (1933-1983) bu toplumun düşünme yeteneğini hepten dumura uğrattığına eminim. İlk ikisi ne kadar net, ne kadar spesifik, ne kadar “cuk oturan” kelimeler: yanlış anlaşılmalarına imkân yok. Ötekiler memur kafasından çıkmış, bozbulanık, bir şey söylemekten ziyade bir şey söylermiş gibi yapan kavram bozuntuları!

Bazı kelimeler yapı olarak az veya çok şeffaftır, “sözcük” gibi. Bazıları da (Türkçe için) opaktır, “kelime” gibi. Yapıca şeffaf olan kelimelerin şeffaf olmayanlara nazaran daha iyi anlaşıldığı fikri, Alman nasyonalist düşüncesinin 19. yüzyılda ortaya attığı bir hezeyandır. Doğru olmadığı, bütün ciddi dilbilimcilerin kabul ettiği bir gerçektir. Leblebi de opak bir kelime, kamyon da. Üstelik ikisi de yabancı. Ne olduklarını anlamakta zorlanıyor musunuz? Böğrülce yahut özkağnı deseler vatan kurtulur muydu?

Türkçeden türetilmiş yeni kelimelerin yabancı kökenlilerden evla olduğu inancının, ilkel bir ırkçılık dışında herhangi bir mantıki temeli olduğunu da sanmıyorum. Hani Türkler Ortaasyadan gelir, o yüzden Ortaasya kökenli olmayan her şeyi vatanımızdan söküp atalım, pis alçaklar gibisine. Yok efendim Ortasya kökenli olunca halkımız daha iyi anlarmış, daha kolay düşünürmüş. Bunlar minareye mendilden kılıf uydurma çalışmaları, o kadar.
(Insert Etmek, Taraf, 22.01.2009)


--------------------
Gazeteci: Pasolini size ne dedi?

Godard: Bana salak dedi.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
t-becks
mesaj Feb 3 2009, 05:12 PM
İleti #10


...geç kalmış bir hayat onunkisi.
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 521
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 11



Sevan Nişanyan sıklıkla sergilediği şahsına özgü yaklaşımı "inanmıyorum", "sanmıyorum" gibi öznel ifadelere dayandırarak savlarının altını şahsıyla özdeşleştiği gibi yine doldurmamış. Bu sebeple sözleri benim nazarımda farazi olmaktan öte gitmeyecektir.

Kendisi yazısında kelimelerin anlaşılırlıkları/anlaşmazlıkları noktasına takılmış. Fakat kendisine çok şeffaf gelmiş olacak ki "insert etmek" ifadesinin İngilizce bilmeyen kaç kişi için anlaşılır olacağını sanıyorum ( smile.gif ) es geçmiş. "modifiye etmek" öte yandan kaç Rus köylüsünün anlayabileceği bir deyiştir? Bunun yerine, tamamen benim uydurmam, "yaplamak" gibi bir kelime icat etmenin nesi yanlıştır? Kendi liberal düşüncesi doğrultusunda özdeş, özdek, özek, özelge, özerk, özet, özgeci, özgü, özgül, özgüleme, özgün, özlük, özne, özünlü gibi kelimelere istediği kadar bok atsın ama ben Türkçe dilinin upload etmek, edit etmek, banlamak, remix yapmak gibi android kelimelerle dolmasını istemiyorum. Türkçe karşılık üretmek yerine "cuk oturan" androidleri benimsemesi Nişanyan'ın dünya görüşünün bir özetidir.

Prestij amacıyla monşer ödünç alınabilir, edebikelam amacıyla homoseksüel ödünç alınabilir ama "Bana bir favor yapmasını istedim."e, "Albümün içinde 12 track var."a, "İstatistiksel fizik dersini drop ettim."e karşı çıkılmasını ilkel bir ırkçılık olarak tanımlayacak kadar ileri gitmek kimsenin haddine değildir. Bir dilin bünyesine haddinden az yabancı kökenli sözcük katması ne kadar tehlikeliyse haddinden fazla katması da o kadar tehlikelidir. Her ikisi de söz konusu dilin sonunun sebebidir.

Ha, en baştaki yazımdan sonra yaşanan gelişmeleri aktarayım ben. Yazımda makul gördükleri hususlar ışığında TDK tarafınca gerekli değişiklikler yapılmış.

Yazıdaki örneklerden devam edeyim; gönderimin birkaç gün sonrasında "ayrıyeten" ve "binaen" kelimeleri sözlüğe yeniden dahil edilmiş, "majesteleri" kelimesinin anlatım bozukluğu içeren tanımının benim önerimle değiştirilmesi uygun bulunmuş ( laugh.gif ), "hurafe" kelimesi yeniden tanımlanmamış ama sakat çağrışımlar yapan örnek cümle kaldırılmış, "terellelli" kelimesi ise sözlükten çıkarılmış tongue.gif "potansiyel" ve "muharebe" kelimeleri ise aşağıdaki şekilde tanımlanmış:

QUOTE
potansiyel
sıfat Fransızca potentiel
1 . Gizli kalmış, henüz varlığı ortaya çıkmamış olan, gizil.
2 . Gelecekte oluşması, gelişmesi mümkün olan.
3 . Kullanılmaya hazır (güç, yetenek).
4 . isim, fizik Gizil güç.

QUOTE
muharebe
isim, askerlik (muha:rebe) Arapça mu§¥rebe
1 . Savaşta yapılan çarpışmalardan her biri


Kesme işaretiyle ilgili olan sorun giderilmişse de parantez sorunu halen olduğu gibi duruyor. Döngüsellik sorunu halen baki, "sepet topu" halen orada, alternatif sözcükler halen sunulmuyor. Umuyorum ilerleyen zamanlarda bunların da üstesinden geleceklerdir.

Söz konusu yazımdan çok kısa bir süre sonra "Büyük Türkçe Sözlük" kullanıma açılarak çok önemli bir işe imza atıldı. Türk Dil Kurumu bu konuda büyük bir tebriği hak ediyor.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
hayyam
mesaj Feb 5 2009, 05:38 AM
İleti #11


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 170
Katılım: 5-May 08
Üye No.: 3,393



Öncelikle, sevgili t-becks'e bu konuda gösterdiği hassasiyetten ötürü teşekkür ederim. Karşılığını başarıyla aldığı TDK sözlüğüyle ilgili girişimini de takdirle karşlılıyorum. Umarım, aşağıda yazılı olan cevapta haddimi aşmamış ve kendisini üzecek bir şey söylememişimdir. Zaten üç gün beklememin sebebi de buydu. Balık burcu olduğum için (tongue.gif) bazen heyecana kapılıp densizlik yapabiliyorum.

1- “İnanmıyorum”, “sanmıyorum”un nesi yanlış anlamış değilim. Soysal bilimlerde herkesin kabul ettiği nesnel/objektif hakikatler var da, biz mi duymadık? “İsviçreli bilim adamlarının kanıtladığı gibi…” Yine de bunun üzerinde fazla duracak değilim. Çünkü değil sosyal bilimlerde, fizik, kimya gibi alanlarda bile bir önermenin kesinliği ve genelgeçerliği uzun süredir tartışmalıdır. Ama bilim felsefesi, dil kuramı tartışmalarına şimdi girmeyelim.

2-
QUOTE
"(…)Nişanyan'ın dünya görüşünün bir özetidir.", "Sevan Nişanyan sıklıkla sergilediği şahsına özgü yaklaşımı."
Bu safsata türüne ad hominem deniyor. Söyleyene değil, söylenene bakalım. Hem “öznellik”ten dem vurup hem de “benim nazarımda farazi…” demek de çelişkidir.

3- “Rus köylüsü” ve “insert etmek”. Bunları ben yan yana getirmedim. Ama yanlış anlaşılmış olabilirim. Sanki tüm o sersem İngilizce kelimeler Türkçe’ye girince seviniyormuşum gibi bir anlam çıkmış ortaya. Bilakis, canımı sıkıyor. Açıklayacağım.

4- Öyle, TDK ile “lan, zamanında ‘otobüs’e ‘götügeçligatırgaçlıbilmemne’ demişler” diye alay edecek değilim. Felsefeye meraklıyım (diyelim) ve Türkçe konuşan biri olarak felsefe öğrenmek istiyorum. Buyurun:
QUOTE
İster kurgusal, ister kılgın kullanımı bakımından olsun, salt usun her zaman bir eytişimi vardır; çünkü us verilmiş koşullu bir nesnede koşulların saltık bütüncüllüğünü arar… (Pratik Usun Eleştirisi, Say Yay. , sf. 149)
Köylüyü möylüyü geçtim, herhangi bir üniversitenin kampüsüne gidelim ve öğrencilere bu cümlenin –anlamını değil- Türkçe karşılığını soralım. Bakalım, kaç Türk bilebiliyor. Bir de, “reset atmak”ı soralım, bakalım kaç tanesi bilemiyor. Nişanyan’ın söylediği de budur. Ama bunun onaylanması gereken, hoş bir durum olduğunu da iddia etmiyorum.

5-
QUOTE
Ağır sanayiyi kurmadan önce, ağır sanayiyi doğuracak mücerret/soyut idrak zemini hâlinde, müspet/pozitif ilim dallarının EDEBİYAT’ı lazımdır ki, gerek doğuş, gerek değer, gerekse ihtiyaç olarak bu idrak, “ruh”a mukavemet eden varlığı kavrama çilesini belirten “mücerret fikrin” yolda bıraktıklarıdır.
(N. F. Kısakürek) Bu kısa paragrafla birkaç şeye birden cevap vermiş oluyorum. Demek ki kültür, düşünürün/edebiyatçının kendini ve dünyayı anlama çabasından doğuyor. Bu çaba sırasında da varlığı anlamak için yine bir yapma varlık olan kelimeleri kullanıyor. Yeterli bulmadığı zaman kâh eski kelimeleri parlatıp yeniden dolaşıma sokuyor, kâh günlük bir kelimeyi farklı anlamlarda kullanıyor ve bazen de “ne yaptığını bilerek” yeni bir kelime icat ediyor. Ne kelime “uydurmak”, ne de Rönesans, kalkınma vs. dediğimiz şey öyle beleş değilmiş yani.

6- Yukarıda söylediklerimle bağlantılı olarak: Ülkemizde Doğan Özlem, Takiyettin Mengüşoğlu gibi değerli felsefeciler vardır. Bunlar, mesela, “sinnlichkeit”, “ding an sich” gibi Kant’a özgü deyimleri çevirirken, “şuna şöyle dedim, çünkü şu şöyledir” diye ne yaptığını bilerek Türkçe’ye kazandırırlar. Ama “geist”ı “tin” diye çeviren şuursuz, neresinden uydurmuştur onu bilemem.

7- Hoş bir örnek vereceğim. “Fenomenoloji”, TDK’da karşılığı “görüngü bilimi”. “Görüngü”, TDK’da karşılığı “Duyularla algılanabilen her şey, fenomen, numen karşıtı.” Hem “duyularla -5 duyu organıyla-“ diyeceksin hem de “görmek” fiilinden ve hiç düşünmeden “görüngü” diye android bir kelime uyduracaksın.

8- Adam Topkapı Sarayı’na sırtını dönmüş, uzaktaki çirkin apartmanı göstererek “baksana, ne güzel” diyor. Yahu, insanda biraz zevk olur. “Eser” diye herkesin bildiği, hoş bir kelimen varken, odunla adam döver gibi “yapıt” diye kelime uyduruyorsun. Kelimenin korkunçluğuna bak! “Kaçın, yapıt geliyor!”

9- Tam da burada, “dil faşizmi” meselesine geliyoruz. Hiç uzatmadan ve lafı dolandırmadan belirteyim ki, faşizm, şahsiyetini/kendini kaybetmiş bir milletin, düşmanlarıyla ve nefretle ayakta durabilme psikolojisidir. Almanlar 1. Dünya Savaşı’nda darmaduman olunca ve başsız/reich’sız kalınca hezeyan içinde düşman aramaya başladı. Bizde de, ilkel pozitivizmin Avrupa’da moda olduğu zamanlarda “eski” olanı hor görmek veya mesela divan edebiyatıyla dalga geçmek revaçtaydı. Onlar, “école” kelimesini yamultup Türkçe’ye “okul” diye soktu. Ama hor gördükleri eski kültürün yerine koyacak bir fikir “okul”u yetiştiremediler. Sonrası malum; siyaset veya edebiyat diye türlü komiklikler…

10- “Her şeyden önce kelâm vardı!” diye başlar Yuhanna İncili. Kültürü bozanlar “kelâm”ı bozanlardır. “Reset attım abi” diye konuşan nesillerin müsebbibidirler. Mesele “reset” falan da değildir. Yarın Çin kültürü dünyaya egemen olur, o zaman da onların kelimelerini kullanmaya başlarsın. Kendi kültürün olmadıktan sonra, rüzgar nereden eserse… Ayrıca, “reset” yerine “yaplamak” deseniz de bir şey değişmez. Yine ayrıca, batılılar türklerden “yoğurt”, araplardan (sanskritçe’den de çıkmış olabilir) “sıfır” kelimesini alırken gocunmuş mudur?

11- Dili, kolluk kuvvetleri veya yasalar veya devlet memurları korumaz; onu düşünürler, aydınlar ve sanatçılar korur. Kaldı ki kelimelerden şapkaları niye kaldırdığını veya bazı birleşik kelimeleri neden ayırdığını bile açıklayamayan TDK neyi, nasıl koruyor? Yine, kaldı ki bu dil kargaşasından ne seviyede bir aydın çıkar? Yine kaldı ki, o aydınlara resmi ideolojinin gösterdiği muamele de malumdur.


--------------------
Gazeteci: Pasolini size ne dedi?

Godard: Bana salak dedi.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
t-becks
mesaj Mar 3 2009, 02:12 PM
İleti #12


...geç kalmış bir hayat onunkisi.
Group Icon

Grup: Veteran
İleti: 521
Katılım: 31-May 07
Üye No.: 11



Son iletinin üzerinden neredeyse bir ay geçmiş. Hazır vakit bulmuşken fırsat bu fırsat diyerek yazayım istedim.

Kişinin dünya görüşünün, haletiruhiyesinin kişinin işlerine yansımadığını savunabilmek asıl safsatadırla başlayayım. Daha dün eşinin başından aşağı dışkı bocalayan, "Türkiye'ye Ordu Lazım Mı?" yazısında ordunun tasfiye edilmesi gerektiği, devamındaysa "Polis teşkilatını biraz daha takviye etmek, jandarmayı tam profesyonel bir güce çevirmek gerekir belki." tezini savunan, Oktay Sinanoğlu'nun "evrenkent" önerisinin yanlışlığını uzun uzadıya çekiştirirken bu savını yine uzun uzadıya eleştirenlere demediğini bırakmayan, "...bizde 'Türkolog' diye geçinenleri okudukça adamların ideolojik saplantılarına illet oldum" diyerek dil çalışmalarına ideolojik hırsla başladığını kendi ağzıyla söyleyenin kişiliğini konudan nasıl tecrit edebilirim?

Sevan Nişanyan akademik çevrelerce tanınmayan, hesabını veremeyeceği konuda ahkam kesebilen, ortaya saçmaya çalıştığı bilginin doğruluğunu kanıtlamışçasına gerinebilen biri benim nazarımda bilirkişi değildir. Yine "benim nazarımda" diyorum; çelişki değildir, kasten kullandığımdan ironidir kendisinin kara listeye aldığı özgü, öznel, özdeş, özet kelimelerinin yerinde kullanılmasıyla gayet "cuk" oturduğu gibi. Ben "sanıyorum" demek suretiyle kendisinin “emin”liğine zarar vermiş mi oluyorum, söylediklerinin artık bir değeri kalmıyor mu? Ortaya attığınız iddiayı "sanmıyorum"larla, "zannetmiyorum"larla mı yoksa elle tutulur olması için, ciddiye alınması için kaynaklarla, deneylerle mi desteklersiniz? Desteklemezseniz işte böyle benim gibi kilimcinin kör oğlu çıkar sizi eleştirir. Hem İstanbullu Türk gencinin "insert etmek"i anlayabilmesinin ardına sığınarak Anadolulu Türk köylüsüne "insert etmek" desin bakalım neler oluyor?

kılgın, us, eytişim, saltık, bütüncüllük vb. kelimeler konunun yabancısına anlaşılır olmaktan uzaktır. Emin ol elin Amerikanı felsefe kitabı okuduğunda bu gibi kelimeleri görünce konuyla alakası yoksa o da aynen felç oluyor. Türkçelerinden ziyade bence bizdeki asıl sorun aynı kavram için her metinde aynı karşılığın kullanılmaması. İngilizcesine olan aşinalıktan ötürü "eytişim" yerine "diyalektik", "bütüncül" yerine "totaliter" tercih ediliyor. Kaynak dildeki sözcüksel boşluklar zamanı geldiğinde tutarlı bir şekilde dolabilse dahi erek dilde aynı tutarlılığın yakalanamamasıyla işler haliyle çorbaya dönüyor.

Sanılanın aksine "oturgaçlı götürgeç"ler, "gök götürü konuksal avrat"lar TDK'nın uydurması değildir. Aynı şekilde inceltme işaretini kaldırıp yeniden geri getirdiği de tamamen şehir efsanesidir. Tutarsız tercihlerde bulunsalar bile o derece izandan yoksun da değiller hani. Dil komiserliği mevcut mantaliteyle belki TDK'nın üzerine vazife değildir, fakat TDK ne kadar kabahatliyse üniversitelerin sözlük çalışması yapmamış olması en az o kadar, hatta çok daha büyük bir ayıptır.

Son olaraksa Bulgarların bizimle hemen hemen aynı rahatsızlığı duyduğunu söyleyebilirim. Oysa Amerikalılar ithal kelime sayısı sınırlı olunca dile zenginlik kattığından dillerine giren yabancı kökenli kelimeleri bağırlarına basıyor.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
hayyam
mesaj Apr 17 2009, 05:52 PM
İleti #13


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 170
Katılım: 5-May 08
Üye No.: 3,393



Bir Sevan Nişanyan Kolay Yetişmiyi

QUOTE
Kişinin dünya görüşünün, haletiruhiyesinin kişinin işlerine yansımadığını savunabilmek asıl safsatadırla başlayayım.


Zaten bunu iddia eden yok sevgili t-becks. Nişanyan'ın dil konusundaki düşünceleri, tabi ki, onun dünya görüşünden kaynaklanmaktadır. Platon'dan Zizek'e kadar her mütefekkir, bilim adamı vs. için de geçerlidir bu. Ama onun liberal olması "otomatikman" (kelimeye bak) dil konusunda tutarlı bir fikir öne süremeyeceği anlamına gelmez. "Türkiye'ye Ordu Lazım Mı?" diye soru soran birinin Türkçe hakkında konuşmaya hakkı yoktur diyemezsin. "Ad hominem" olan bu. ("Yok, ben bunu iddia etmiyorum" diyorsan, 1. madde için özür dilerim. Değilse anlatmaya devam ediyorum.) İdeolojik bilgi/nesnel bilgi ayrımını yapan, ileri süren Marks'tır. Ama bu fikir baştan sona sakattır. Bu sakatlığın sebebi sadece, ideolojiden ayrı olarak bilgi üretilememesinde değildir. Sonuçta hangisinin nesnel, hangisinin ideolojik olduğunu belirleyen de belli bir ideoloji sahibi fertlerdir. Kaldı ki, "nesnel bilgi" ne demektir? Bence Sayın Marks bu ayrıma giderek ayıp etmiştir. Belli ki bunu sosyalist olmayan filozof ve bilim adamlarına, Muro'nun yaptığı gibi, "sübjektif ajan" demek için çıkarmıştır. Ama işin komiği, bunda o kadar ileriye gitmişlerdir ki komünistler, Sovyetler zamanında ilmî şarlatan Lisenko hadisesi patlak vermiştir. (bkz. Lisenko Hadisesi) Bir de, şu "sadece önünde kocaman bir 'profesör' veya 'bilim adamı' tabelası asılı olanlar doğruyu söyler, diğerleri ağzını açamaz" muhabbeti vardır ki, bunu da başımıza açanlar, "bilim dini müritleri" yani pozitivistlerdir. Bu pozitivistlerin de vakti zamanında ağzının payını veren kişi, anarşik feylesof Feyerabend hocaefendidir (altta bulaşık yıkıyor). Hocaefendi bir sohbetinde şöyle buyurmuştur: “Anything goes.” Yani mealen diyor ki; “1) Doğru bilgiye ulaşmada din ve sanat, bilimle eşit derecede geçerli yollardır. 2) Bilimselliği sadece mevcut yöntemler ve kıstaslar belirleyemez; öyle olsa Galileo hiç çıkamazdı. 3) Bir konuda fikir ileri sürme hakkı sadece bilim adamları ve uzmanlara ait olamaz; öyle olsa Kepler çıkmazdı”. Yani, bilgi mi istiyorsunuz; “Anything goes – Ne olsa uyar, koçum.” (bkz. Özgür Bir Toplumda Bilim vs.) Tabii, önce Kuantum Mekaniğiyle karizmayı çizdiren, sonra Feyerabend’den ayarı yiyen pozitivistler utançlarından evden çıkamaz, kahveye giremez olmuşlardır böylece. (Tabi ki, her şey böyle basit gelişmemiştir ama şu “kıllicik” iletide bu kadar anlatabiliyorum.) Ne diyordum ben? Ha!.. Bu kadar şeyi, Columbia ve Yale Üniversiteleri’nde eğitim görmüş, 12 dil bilen, ömrünü etimolojiye (kelime köken bilimi) adamış, bu konuda kitaplar yazmış (ki TDK hâlâ böyle bir çalışma yapmamıştır), milletin hayrı için etimolojiyi popülize etmiş Sevan Nişanyan’ın da, yüksek müsaadenizle, Türkçe üzerine konuşabileceğini söylemek için yazdım. Akademik çevrelerce tanınmıyormuş, isminin önünde “prof” yazmıyormuş!.. Allah’a şükür yok! Olsa, onlar gibi düşünürdü. Veya akademisyen olmaya çalışsa bilmiyorum kaç sene yard. doç. olarak kalırdı. (Yahu, Niçe dediğin adam Filoloji hocasıydı. Kimse gidip de ona “4 senelik felsefe okudun mu, hazırlık gördün mü” demiş midir acaba?)

Tabii, dünya görüşü vesaire demişken TDK'nınkine de bakmak lazım. Bu konuda en güzel kaynağı TDK'nın kendi sitesinde bulabiliyoruz. (bkz.Güneş Dil Teorisi ve Kayıp Kıta Mu) TDK'nın dil faşizmi 1930'lara, Avrupa’da, milliyetçi bilim adamı ve aydınların “her şeyin sırrını çözdük” zannıyla antropolojiye mal bulmuş mağribi gibi sarıldığı dönemlere denk düşer. Kayıp Kıta Mu (Yine “güneş tanrı” geyikleri; Zeitgeist?) masalıyla önce Japonya'dan Peru'ya kadar bütün milletleri Türk yapmışlar, yetmemiş, Kvernic adında, kimsenin ciddiye almadığı Avusturyalı bir nasyonal sosyalistin -dil bilimci ama!- palavralarıyla bütün dilleri Türkçe yapmışlar. Hani şu, Niagara-Ne yaygara, Anadolu-Ana doldur vs. geyikleri. Hızlarını alamayıp, "öz Türkçe" diye, sallamasyon metoduyla kelime uydurmaya başlamışlar. Bunda da o kadar ileri gitmişler ki birbirlerini anlayamaz olmuşlar.
QUOTE
Avrupa’nın iki bitim ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak baysak, önürme, uygunluk kıldacıları olmuş bulunuyorlar; onlar bugün en güzel utkuyu kazanmaya anıklanıyorlar: baysal utkusu.
Cümle alem üzerlerine güldükten sonra, neyse ki, şu uydurmacılığı biraz yavaşlatmışlar, yedirebildiklerini de yedirmişler.

O değil de, sevgili t-becks, hem “TDK’ya nazarıitibar kaç yazar?” diye başlık açıyorsun, hem de ben “hakaten, kaç yazar” dediğimde beni dövüyosun. cray.gif Niye vuruyorsun? tongue.gif

forum resmi
(Feyerabend'in bu fotoğrafında sanki, "iktidara karşıyım; bir de, bizim karıya laf geçirebilsem" diyen bir ironi gizlidir.)

Az kalsın unutuyordum. Nişanyan karısına bok atmış… Şimdi Hegel… Şaka la şaka. Ne diyeyim; pis herif işte!


--------------------
Gazeteci: Pasolini size ne dedi?

Godard: Bana salak dedi.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
derided_by_vanity
mesaj Apr 17 2009, 08:53 PM
İleti #14


Etkin Üye
***

Grup: Üyeler
İleti: 364
Katılım: 23-October 08
Nereden: a clean, well lighted place
Üye No.: 4,953



Hayyam, bu başlıkta yazdığın bütün şeyler için içten bir şekilde, "Helal!" demek istiyorum. "TDK aslında iyi niyetli, ama beceriksiz bir kurumdur," veya "İlk kurulduğunda iyiydi de, işte Evren sonrası böyle oldu" gibi şeyler okuyunca ne diyeceğimi bilemiyorum. "CHP aslında çağdaş partidir, ama işte Baykal geldi, böyle oldu," gibisinden bir naiflik durumu.

TDK, Türkiye'deki faşizmin dil alanına yansımasıdır. Bu kadar basit. Kurulduğunda da öyleydi, şimdi de öyle. Türk Tarih Kurumu niye varsa, TDK da onun için var: Uydurmak için. Ulus-devletin doğası gereği ortaya çıkan ideolojik aygıtlar... Zaten bu ideologların ürettiği masallarla büyüdüğümüz için, bu kurumları da, "özünde iyi niyetli" falan telakki etmemiz doğal.

Epistemoloji konusuna girdiğin de iyi olmuş. Bu bahsedilen "resmi ideoloji" hala 19. yüzyıl pozitivizminde kalakalmış durumda zira. Bilimin üreteceği bilginin de sonuçta insana has olmaktan kurtulamayacağını hala idrak edememiş bizim "bilim dini" mensupları. Marksizmin de temel sorunu bahsettiğin epistemolojik düzeydeydi. Marksist yönetimlerin kolayca otoriter kisveye bürünmelerinin temelinde Marx'ın sakat bilgi felsefesi yatıyor.
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post
Serkeş
mesaj Apr 18 2009, 03:28 AM
İleti #15


Bi garip adem...
***

Grup: Üyeler
İleti: 410
Katılım: 7-July 08
Nereden: Gayya Kuyusundan ...
Üye No.: 4,138



QUOTE(derided_by_vanity @ Apr 17 2009, 09:53 PM) *

Marksist yönetimlerin kolayca otoriter kisveye bürünmelerinin temelinde Marx'ın sakat bilgi felsefesi yatıyor.


Konu dışı olacak ama, bunu biraz açmanızı isterdim smile.gif


--------------------
Her zaman sarhoş olmalı! Her şey bunda: Tek sorun bu! Omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken zamanın korkunç ağırlığını duymamak için, durmamacasına sarhoş olmalısınız. Ama neyle? Şarapla, şiirle, ya da erdemle, nasıl isterseniz. Ama sarhoş olun. Baudelaire
User is offlineProfile CardPM
Go to the top of the page
+Quote Post

2 Sayfa V  1 2 >
Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



- Basit Görünüm Şuan: 25th January 2020 - 10:33 AM